Osmanlı’nın mandacıları, Cumhuriyet’in Batıcıları

Selçuk TINAZ
30.6.2018

Osmanlı’nın mandacıları, Cumhuriyet’in Batıcıları

‘Batıcı bağnazlar, ‘Atatürk bize Batı’yı hedef gösterdi’ diyorlar. Dedikleri doğru olsaydı, Batılılar, Atatürk’ü unutmamızı talep etmez, bizden bile daha fazla ‘Atatürkçü’ olurlardı…

Halka karşı olan siyasi partilerin yanında, propaganda unsuru sıfatıyla yer alarak, gazetecilik mesleğine de ihanet eden bazı basın ve yayın kuruluşları tarafından Yirmibirinci Yüzyılda önümüze koyulan ve hepimize dayatılan şu seçeneklerin haline bakın; biri bize, dincilik keşhanesinde oturmayı ve bedava kek yemeyi vadediyor… Diğeri de, Batıcılık batakhanesine düşmeyi ve Amerikalı, İsrailli Siyonistlere “kek” olmayı teklif ediyor.

Atatürk’ün önderliğinde millet olarak, yolumuzu yüz yıl önce seçmiştik, ama o günden bu yana hepimizi defalarca “keklemeye” çalışan her iki felaket senaryosunu da, 1938’den sonra yutmaya başladık. Hele son 70 yılda, bu konudaki sabıka dosyamız epey kabardı.

Hangi seçeneği yutarsak yutalım, seçimde kullanacağımız “tercih” damgasını, “En unutkan nesil” damgası haline getirerek, alnımızın ortasına bir kere daha, kendi ellerimizle basmış olacağız.

Her iki seçeneği de Amerikalılar başımıza bela ettiğine ve her iki seçenek de Amerikalıları başımıza bela edeceğine göre, onların kültürüne uygun tarif edelim:

MAĞLUP OLAN

Amerikalılar buna “Loser” (mağlup olan) damgası diyorlar ve yumruk yaptıkları ellerindeki baş ve işaret parmaklarını açarak, “L” harfi şeklinde alınlarına yapıştırarak gösteriyorlar. Son iki seçime kadar, ben de alnımda epey “L” damgası biriktirdim, çünkü piyasada üçüncü seçenek yoktu.

Dinci olmayan taraf zaten biliyordu. Dinci kesim de, siyasal İslam’ın nasıl bir felaket olduğunu ve sonunun hep kötü bittiğini, AKP’nin 16 yıllık iktidarında yaşayarak öğrendi. O yüzden AKP inişe geçti. Bu ülkede bir geleceği yok artık. 1946 yılından beri yaşadıklarımız ise, Batıcılığın ne büyük bir felaket olduğunu, Batıcı bağnazlara öğretmeliydi. O konuda, Dinci Yobazlardan farklı davranamaz ve gene; “Biz de okuyarak, düşünerek ve anlayarak öğrenmeyi sevmiyoruz. Kafamızı aynı duvara defalarca vurmamız lazım” derlerse…

Bugüne kadar 40 binden fazla insanımızı kurban verdiğimiz ve bize çok pahalıya mal olan o “kanlı eğitimi” sürdürmeye ve daha da fazlasını kaybetmeye mecbur kalırız. Atatürk, hata yapmamız halinde yaşanabilecekleri yüz yıl önce görmüş ve hepimize gerekli uyarıları yapmıştı. Ne yazık ki, anlamak istemedik. Neyse… sonunda herkes görecek çünkü; Yirmibirinci Yüzyılda, “Dinci keki yemek” ile “Batıya kek olmak” arasında hiç fark kalmadı artık. İkisinin de birbirinden beter sonuçlar doğurduğunu gizlemek için yapılacak propagandayı, bilgi toplumuna yutturmak mümkün değil. Sorunların çözümü ne dinci yobazlıkta, ne de Batıcı bağnazlıkta. Nasıl olsun ki; bütün sorunlarımızın yaratıcıları bunlar zaten!

Bir kaç kere daha duvara tosladıktan sonra (eğer Türkiye diye bir ülke kalırsa) aklımız başımıza gelir de, Atatürk dönemini ve onu takip eden yılları gerektiği gibi yorumlayabilirsek, ileriye doğru daha güvenli ve isabetli adımlar atabiliriz mutlaka.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken (herkesin örnek almaya çalıştığı Almanya gibi) dönemin güçlü ülkelerinin haline bakmadan, zamanın ilerisinde mükemmel sentezler yapan Mustafa Kemal Atatürk, kendisinden beklenen özellikte, dahice bir hedef belirlemiş; “Çağdaş uygarlık seviyesinin üzeri!”

MANDACILAR BATICILAR

Hiç kimsenin, hiçbir zaman ulaşamayacağı, sanal bir hedef bu. Uygarlık seviyesinin birinci sırasında yer alsak bile, hedefimize ulaşmış olmayacağız ve kendimizi aşmak için hiç durmadan çalışacağız. Maalesef, Osmanlı’nın mandacıları, Cumhuriyet’in Batıcıları oldular ve ülke yönetimini ele geçirince, bu hedefi Batılılaşmaya indirgediler.

Amerikalılar, Amerika’da her gün bütün güçleri, hırsları, bilgileri ve akıllarıyla “Amerika’yı yeniden keşfetmeye” çalışırken, bize bunun hiç gerekli olmadığını söyleyerek, hepimize tembelliği ve taklitçiliği tavsiye eden Batılılaşmada, çalışmak diye bir “dert” yok. Bir konuda “iyi taklit” olduğumuzda, sırtüstü yatıp yeniden taklit etmek için, Batı’nın tekrar öne geçmesini beklememiz gerekiyor.

“Soğuk Savaş” döneminde donmuş kalmış olan kafalarındaki buzulları henüz eritemeyen Batıcılarımızın dediğine bakılırsa, Batı’dan siyasi olarak uzaklaşırsak, demokrasi ve insan hakları konularında kötüleşme yaşarmışız. Tarih kitapları, aynı fikirde değil. Bu konulardaki en büyük atılımları (üstelik, ‘kadınların seçme ve seçilme hakkı’ gibi bazılarını, Batı’dan da önce) Batı’ya karşı verdiğimiz bağımsızlık savaşından sonra yapmadık mı?

NATO DARBELERİ

Devletimizin kuruluş felsefesinden, kültür değerlerinden ve Atatürk ilkelerinden uzaklaştığımız, Batı’ya yaranma ve yamanma gafleti içinde geçen son 50-60 yılda, demokrasi ve insan hakları konularındaki en büyük gerilemeyi “NATO darbeleri” sayesinde yaşamadık mı?

Atatürk’ü örnek almamızı ve ‘düşünmeyi’ seçmemizi istemeyen ve bize taklitçi maymunluğu uygun gören Batıcı bağnazlar, taklitçilikten başka yaşam tarzı tanımadıklarından, kiminle ilişki kurarsak, ona benzeyeceğimizi zannediyorlar. Oysa, üzerinde yaşadığımız toprakların bir özelliği var. Türkiye için yapılan ‘dünya laboratuvarı’ benzetmesi, temelsiz değil. Bu topraklar, tarih boyunca dünyadaki düşüncelerin, tasarıların, rüyaların, masalların, yani; kültürlerin, bir araya gelip birleşerek, kaynaşıp harman oldukları yer.

Gelen her kültür potaya kendinden bir şeyler katmış ve çok uzun süren birikimin sonucunda, tek kültüre ait olmayan, bütün kültürlerden izler taşıyan ve örneği bulunmayan, muhteşem bir sentez çıkmış ortaya; Anadolu kültürü. Bu yüzden, Batı’da “yok edinceye kadar tahammül etme” anlamına gelen “tolerans” varken, Anadolu’da; “olduğu gibi kabul etme” anlamına gelen “hoşgörü” kullanılıyor. Burada oturan insanlar bu özelliğin hakkını verip çorbadan bir sentez yapabildiği sürece oturma izni alabiliyorlar. Toprak, kıymetini bilmeyeni barındırmıyor ve üzerinden atıp başkalarına şans veriyor.

Bu topraklarda kurulan devletler için “egemenliği sürdürebilmenin koşulu” olan “Toprağın şartı” sentez, Cumhuriyetimiz kurulurken eğitimiyle, kültürüyle, ekonomisiyle, yönetim felsefesi ve uygulamasıyla girişilen o müthiş çalışma sayesinde yapılmış ve bütün dünyayı etkileyerek, bize çok büyük saygınlık kazandırmıştı.

BATICI BAĞNAZLAR

Sentezi yapabilmek için, uygulanan siyasi politikanın Türkiye merkezli olması gerekiyor. Burada oturup, başka yerleri merkez alan politikalar izleyemezsiniz. Osmanlı, Türkiye merkezli politika izleyince, dünyanın en güçlü devleti haline geldi… Berlin’i kıble edinince, paramparça oldu.

Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye merkezli politika izleyince, mucizeler yarattı… Vaşington’u kıble edinince, parçalanmanın eşiğine geldi. Başlangıçta, Cumhuriyet bu kuralı yerine getiriyordu ama, 1938’den sonra, önüne hep engeller çıktı.

O engelleri yaratan Batıcı bağnazlar, “Atatürk bize Batı’yı hedef gösterdi” diyorlar. Dedikleri doğru olsaydı, Batılılar, Atatürk’ü unutmamızı talep etmez, bizden bile daha fazla ‘Atatürkçü’ olurlardı.

Dahası, dinci olan ülkeleri desteklemez… Atatürk’ün yaptıklarını örnek alan bazı Arap ülkelerinde, laikliği ve emperyalizm karşıtlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan darbeleri ve terör saldırılarını düzenlemezlerdi.

BATICILAR DİNCİLER

Türkiye’deki siyasi oluşumları incelediğimiz zaman, ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Kimliğini-benliğini kaybetmiş insanlardan meydana gelen, itişe çekişe koca bir imparatorluğu batıran ve kurulduğundan beri de Cumhuriyetimizin başını ağrıtan iki grup var:

Bütün bilgileri, düşünceleri, inançları, hayalleri ve planları Batı’dan olan, Türkiye’de, Anadolu kültürü yerine Batı kültürünü hakim kılmak isteyen BATICILAR!

Bütün bilgileri, düşünceleri, inançları, hayalleri ve plânları Arap Yarımadası’ndan olan ve Türkiye’de, Anadolu kültürü yerine Arap kabile kültürünü hakim kılmak isteyen DİNCİLER.

Siyasi hayata hakim olduklarından beri bu iki grup, siyasi partileri kendi görüşlerine göre yapılandırıyor. Siyasi yelpaze, emek ve sermaye çatışmasından çok, iki grubun çatışmasından oluşuyor. Bu yüzden Türkiye’de sağ ve sol kavramları, sanayi ülkelerinde olduğundan farklı anlamlar taşıdı ve bu kavramlara dayalı olarak yapılan yorumlar pek isabet kaydedemediler.

İstisnalar olsa da, genellikle Türkiye’deki “sol”un (sosyal demokratlığın) temelini; ‘Batıcılık’, “sağ”ın temelini de; ‘Dincilik’ ve ‘Derebeylik sistemi’ oluşturuyor.

https://www.aydinlik.com.tr/osmanli-nin-mandacilari-cumhuriyet-in-baticilari-ozgurluk-meydani-haziran-2018
Posted in İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Haaretz ; Erdoğan’ın kazanması İsrail için en iyi senaryo


20/06/2018

Haaretz’in seçim analizi:

Erdoğan’ın kazanması
İsrail için en iyi senaryo

İsrail’de yayınlanan Haaretz gazetesindeki yazıda, 24 Haziran’daki seçimlerde İsrail için en iyi senaryonun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kazanması olduğu savunuldu.

BBC Türkçe’nin haberine göre İsrail büyükelçisini sınırdışı eden Ankara’nın, ikili ticari anlaşmaların iptalineyse yanaşmadığına dikkat çekildi.

ABD 14 Mayıs günü İsrail büyükelçiliği binasını resmi olarak Tel Aviv’den Kudüs’e taşımış, Gazze’de bunu protesto eden Filistinlilere yönelik İsrail askerlerinin silahlı saldırılarında onlarca kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı. Erdoğan İsrail’i ‘Filistin halkına soykırım yapmakla’ suçlamıştı.

HDP’nin İsrail ile Türkiye arasındaki tüm anlaşmalarının iptali yönünde TBMM’ye verdiği önergeyse AKP ve MHP oylarıyla reddedilmişti.

Haaretz’deki yazıda AKP’nin CHP’den farklı olarak seçim manifestosunda İsrail’le anlaşmaları iptal etmekten bahsetmediği ifade edilirken, “Belki de anlaşmayı yapan kendisi olduğu için” dendi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin “Erdoğan’a, ‘İsrail ile ticareti kes, mallarını boykot et, Mavi Marmara’da aldığın 20 milyonu geri ver’ dedik, ‘Yapamam’ dedi” ifadelerinin kullanıldığı yazıda, İnce’nin Erdoğan’ın Gazze’deki ölümler sonrası Filistin halkına destek için düzenlediği Yenikapı mitingini ‘boş bir siyasi jest’ olarak nitelediği, ayrıca İsrail’le ‘petrol ürünleri ve tohum ticaretinin’ devam etmesini eleştirip Erdoğan’ı Netanyahu hükümetiyle de gizli bir anlaşma yapmakla suçladığını hatırlatıldı.

Yazıya şöyle devam edildi:

“Erdoğan’ı muhalefetin dediği gibi şehrin İsrail destekçisi adamı ilan etmek kulağa çelişkili gelebilir. Sonuçta İsrail-Türkiye ilişkilerinin en güçlü çağına son veren siyasetçi de oydu. 2009’da Davos konuşmasında moderatörü ‘One minute’ (Bir dakika) diyerek susturdu ve dönemin Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e Gazze operasyonu sonrası ‘İsrail’in öldürmeyi çok iyi bildiğini’ söyledi. Türkler arasında bir efsaneye dönüştü.”

Seçimler öncesi onu İsrail’e fazla yumuşak davranmakla suçlamak, Batılı bir diplomatın değişiyle ‘Kraldan daha kralcı’ davranarak oyları toplama çabasıyla açıklanabilir. Ancak seçim kampanyalarını izleyen uzmanlar, Erdoğan’ın İsrail için en iyi seçenek olduğunu söylemeden edemiyor.”

http://www.diken.com.tr/haaretzin-secim-analizi-erdoganin-kazanmasi-israil-icin-en-iyi-senaryo/
Posted in DIŞ POLİTİKA, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR | Leave a comment

İRTİCA ÜZERİNE

Kemal Rastgeldi
20.07.2018

İRTİCA ÜZERİNE

1950’lerde Menderes-Bayar ikilisinin hortlattığı irtica gittikçe büyüyüp güçlenerek günümüzde iktidarı da artık pençesine geçirmiş ve ülkemizi bir tarikatlar, cemaatlar cennetine dönüştürmüş bulunuyor.

Dinsizlikle suçlanmaktan korktuğu için CHP Atatürk’ün en çok önemsediği laiklik ilkesini layıkıyla koruyamamıştır. Halkımızın kandırılması, duygularının sömürülmesi, zihinsel olarak köleleştirilmesi için din en etkili ve yaygın araç olarak kullanılmaktadır. Tüm dinler, öldükten sonra tekrar dirilmeyi vaad eden dünyanın en büyük yalanı üzerine kurulmuştur.

Biat, yani körü körüne dini otoriteye itaat kültürünü benimseyen toplumlarda özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi kavramlar anlamsızlaştırılmıştır ve önemli olan (ritüeller, dualar yardımıyla) “öbür” dünyaya hazırlanmaktır.

Bir insanın kimliği, onu farklı ve tek kılan özellikleri, beynindeki hücrelere depolanmış olan bilgi ve birikim tarafından belirlenir. Ölüm, bütün bunların geriye dönüşü olmayan şekilde yok olması, yani ikinci bir hayat şansının bulunmaması demektir. Bilim insanları bu yalın gerçeği inançlı insanlara kabul ettirmenin yolunu, yöntemini keşfedebilmiş değil henüz, ne yazık ki!..

Bu yüzden de tarikatlar, şeyhler, şıhlar çaresiz insanların sadece duygularını değil, paralarını da (büyü, muska gibi kandırmacayla) kolayca sömürebilmektedir. Toplum için bunun en zararlı yönü ise, dinle kandırılanların, çocuklarını da yeminli birer Atatürk ve laiklik düşmanı şeklinde yetiştirmeleridir. CHP’nin en önemli görevi laik, çağdaş, bilimsel eğitim için kararlılıkla mücadele etmek olmalıdır.

Posted in İrtica, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

ÇAĞIN TANRIÇASI ve EN BÜYÜK DÜŞMAN

ÇAĞIN TANRIÇASI(!)

Çağımızın Tanrıçasını tanıyalım;
İngiliz Kraliyet Ailesi, Kraliçe II. Elizabeth.

 

16 Ülkenin, 52 eyaletin Kraliçesi. Dünyada kimliği, pasaportu olmayan tek insan. İstedigi ülkeye, istediği yere, istediği saatte gidebilme gibi bir yetkiye sahip. Her ülkede, siyasi olarak kendisini temsil eden biri ya da birileri var.

Türkiye açısından bakarsak;devletimizin 450 ton altını bu kadının elinde esir durumdadır. Musul, Kerkük gibi bölgelerdeki enerji kaynaklarının %50’sinin gelirine sahiptir. Onu temsil eden, ona çalışan biri partinizde olmak zorundadır. İster ekonominiz iyi olsun, ister olmasın, daima ondan borç alıp borçlu olmak zorundasınız. Aksi taktirde sizi iktidardan indirmesi sadece anlıktır.

2012 yılında İngiltere Ordu Müzesi 309 kişilik bir isim listesi hazırlamıştır. Bu listede yer alanlar İngiltere’ye Birleşik Krallığa zarar veren isimlerdir. İngiliz Ordu Müzesi, Kraliçe’nin emri ile İngiltere’nin gelmiş en büyük düşmanı olarak 309 ismin içinden birinci olarak Mustafa Kemal Atatürk’ü seçmiştir!

Şimdi Atatürk düşmanlığının gerçek sebebini öğrendiniz mi?

EKLEME ;

İngilizler’in Atatürk’ü en büyük düşman olarak seçmelerinin nedeni ;
ATATÜRK tarafından mağlubiyete uğratılarak savaşta ve Lozan’da yenilmeleridir .
Ayrıca Mahatma Gandhi’nin şu deyişini hatırlatmak isterim ;

“Mustafa Kemal ingilizleri yeninceye kadar
Tanrıyı da ingiliz zannediyordum.”

Naci Kaptan 

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, AFORİZMALAR, GEÇMİŞİN İÇİNDEN | Leave a comment

GÜLÜMSETEN HABER * SINIRDIŞI EDİLEN BÜLBÜL


İHA 14 Şubat 2019

Avusturya’nın sınırdışı ettiği
Iraklı bülbülün hikayesi

Irak’ın Erbil kentinde Avusturya’ya giden bir uçağa giren bülbül, Avusturya’dan ülkesine geri gönderildi.Irak Erbil Uluslararası Havalimanı’ndan Avusturya’nın başkenti Viyana’ya giden uçağın içine 3 gün önce giren bülbül, Viyana’ya ulaşır ulaşmaz yakalandı. Kaçak bülbülü ülkesine sınır dışı etme kararı alan Avusturya, Erbil havalimanına “Bülbül sınır dışı edilecek” ifadesi geçen bir mektup gönderdi.

Geldiği uçakla ülkesine sınır dışı edilen Iraklı “kaçak” bülbül, ülkede alay konusu olurken, Erbil havalimanı yetkilileri bir koli içinde memleketine geri dönen bülbülü serbest bırakacaklarını söyledi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1246873/

Posted in DOĞAL YAŞAM | Leave a comment

ERDOĞAN’ın İSRAİL İLE PERDE ARKASI İLİŞKİLERİ * Erdoğan’ın iki yüzü: İsrail dosyası

Faruk Mercan 13 Şub 2019

Erdoğan’ın iki yüzü: İsrail dosyası

Türkiye’de her seçim dönemi Tayyip Erdoğan’ın başvurduğu taktiklerden biri, ne kadar İsrail düşmanı olduğunu radikal tabanına sürekli vurgulamaktır. İsrail’in bir terör ve işgal devleti olduğunu söylerken bir şey daha yapıyor Erdoğan… Muhaliflerini İsrail ajanı olmakla, İsrail ve Amerika ile işbirliği yapıp kendisini devirmekle suçluyor.

Tanıdık geldi mi size bu söylemler? Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu hatırlatıyor mu bu ifadeler?

Şimdi Türkiye 31 Mart 2019 günü belediye seçimlerine giderken Erdoğan yine her firsatta “İsrail ve Amerika’ya karşı duran adam” olduğunu göstermeye çalışıyor.

Bir ay kadar önce partisine bağlı gençlere İstanbul’da hitap ederken onlara şöyle nasihat etti Erdogan:  “Yere yıktığın düşmanını tekmeleme, sen Yahudi değilsin…”

Bir dış gezi dönüşü uçağındaki yandaşı gazetecilere ise şöyle diyordu Erdoğan: “2013’te İstanbul’daki protesto olaylarında (Gezi parkı gösterileri) teröristleri finanse edenlerin arkasında kim var? Meşhur Macar yahudisi Soros…”

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Erdoğan’ın yahudi düşmanı bir diktatör olduğunu ifade ediyor. Ama Erdoğan her seçim döneminde yahudi düşmanı olduğuna dair açıklamalar yapıp bundan büyük siyasi kazançlar sağlasa da, perde gerisinde bambaşka bir politika izliyor.

Belki de bu yüzden, İsrail’de yayınlanan Haaretz gazetesinde 22 haziran 2018 günü editör Davide Lerner imzasıyla çıkan yazıda, Türkiye ile İsrail arasındaki ticari ilişkilerin bozulmamasına özen gösterdiği için, Erdoğan’ın 2018 seçimlerini kazanmasının İsrail için en uygun senaryo olduğu ifade edildi.

Bu yazıda, Erdoğan’ın milletin karşısında İsrail’e kafa tutan adam, perde gerisinde ise nasıl farklı bir kişilik sergilediğinin bazı örneklerine yer vermek istiyorum.

Erdoğan’in siyasi çıkarları için İsrail ile nasıl yapay krizler çıkardığına dair çok çarpıcı bir hikayeyi, 2009-2013 tarihleri arasında İsrail’in Washington Büyükelçisi olarak görev yapan Michael Oren, 2015’te yayınladığı “İttifak” (Alla) isimli kitabında anlatıyor.

2010 yılı mayıs ayında Türkiye ile İsrail arasında yaşanan Mavi Marmara gemisi krizinde, perde gerisinde neler yaşandı? O dönemde Türkiye’nin Washington Büyükelçisi olarak görev yapan Namık Tan, Büyükelçi Oren’i arayarak şöyle der:

“İsrail hükümeti, geminin İsrail’in Ashdod limanına yanaşması ve Türkiye’nin yardım kuruluşu Kızılay görevlilerinin yardım kargolarını buradan Gazze’ye ulaştırmasına izin verir mi? Acilen cevap bekliyorum.”

Büyükelçi Oren bu görüşme sonrasında yaşananları şöyle anlatıyor:

“Çünkü Erdoğan İran’a gidiyordu ve Türkiye’nin Büyükelçisi bunun için acilen cevap bekliyordu. İsrail hükümeti bu talepleri kabul etti. Büyükelçi Namık Tan çok memnun görünüyordu ve rahatlamıştı. Fakat iki gün içinde beni tekrar aradı. Erdoğan’ın bu anlaşmayı iptal ettiğini söyledi. Gemi planlandığı gibi yoluna devam edecekti…”

Bunun üzerine İsrail, 31 Mayıs 2010 günü uluslararası sularda gemiye müdahale etti. İsrail komandoları, operasyon sırasında 10 sivili öldürdüler. Büyükelçi Oren’in tanıklığı, geminin vukuatsız bir şekilde İsrail’in Ashdod limanına çekilmesini Erdoğan’ın engellediğini gösteriyor. Muhtemelen bu kararı İran ile birlikte aldı. Bu olay, Erdoğan’ın İsrail düşmanlığı ve Filistin’i siyasi çıkarlarına alet etmesinin en tipik örneklerinden biridir. Çünkü Türkiye yine bir genel seçim arefesindeydi ve geminin olaysız İsrail’in Ashdod limanına ulaşması değil, İsrail’in gemiye müdahale etmesi Erdoğan’in siyasi çıkarlarına daha uygundu.

Erdoğan, 2002’de iktidara gelmesinden itibaren, seçim konuşmalarında terör devleti dediği İsrail ile ticareti hiç bir zaman durdurmadı. Türkiye’nin Ceyhan limanından İsrail’in Hayfa limanına gemi ticareti hep devam etti. Irak’ta Kürt bölgesinden çıkan petrol Türkiye üzerinden gemilerle İsrail’e ulaşıyordu. 2014 itibariyle Türkiye-İsrail ticaret hacmi yıllık 5,8 milyar dolara ulaştı ve bu rakam İslâm ülkelerinin pek çoğu ile yapılan ticaretten daha fazlaydı. Erdoğan’ın iktidara geldiği 2002’de Türkiye’nin İsrail ile ticaret hacmi 1,4 milyar dolardı.

ABD Başkanı Trump, 7 Aralık 2017 günü Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararını açıklayınca, İsral’e tekrar işgal ve terör devleti diyen Erdoğan, İsrail’i kınamak için İstanbul’da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısında aynı ikircikli tavrı sergiledi, zirve bildirisini millete farklı yansıttı. İngilizce metinde yer almayan Doğu Kudüs’ün Filistin devletinin başkenti olarak tanındığına dair ibare, Erdoğan’ın siyasi propagandalarında kullanılmak üzere Türkçe metne konuldu.

Erdoğan, Türkiye’de muhalefet partilerinin İsrail’le ticareti durdurma ve ikili anlaşmaları feshetme çağrılarına karşılık bu yönde bir adım atmadı. ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği’nin 14 Mayıs 2018 günü açılması üzerine Gazze’de çıkan olaylarda İsrail askerleri 60 Filistinli’yi öldürdüler, binlerce Filistinli yaralandı. Erdoğan’ın yaptığı tek şey seçim öncesi İstanbul’da Kudüs mitingi yapmak ve yine İsrail’e terör ve işgal devleti demek oldu.

İsrail İstihbarat ve Nükleer Enerji Bakanı Yisrael Katz, 14 Aralık 2017 günü “Erdoğan’ın söylemleri iki ülke arasındaki ilişkileri etkilemedi, Türkiye’nin Körfez ülkelerine ihracatının yüzde 25’i İsrail’in Hayfa limanı üzerinden gönderiliyor” diyor. 2017’de Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacmi 4,9 milyar dolardı. İsrail Enerji Bakanı ve Erdoğan’ın damadı olan Türkiye’nin enerji bakanı, bu süreçte Türkiye ile İsrail arasında doğal gaz boru hattı inşası için en az üç defa bir araya geldiler ve anlaşmaya vardılar.

29 Ocak 2009 günü Davos’taki bir panelde, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’e, “Siz adam öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” diye bağırarak paneli terk eden Erdoğan, kendisini “İslam’ın yeni halifesi” olarak pazarlarken elindeki en büyük koz kameralar önünde sürekli İsrail’e saldırmak… Mısır’da Mursi’nin devrilmesinden de İsrail’i sorumlu tutan Erdogan, 20 Ağustos 2013 tarihinde şöyle diyor: “Elimizde belgeler var, Mısır’da yaşanan olayların arkasında İsrail var…”

Erdoğan, 300 maden işçisinin hayatını kaybettiği büyük maden kazasının yaşandığı şehri ziyaretinde kendisini protesto eden bir madenci yakınını 15 Mayıs 2014 günü yumruklarken, şöyle bağırmıştı: “Niye kaçıyorsun ulan İsrail dölü?”

Kısacası İsrail, Erdoğan’ın iki yüzlü siyasal islamcı siyasetinin en güzel fotoğrafıdır. Perde önünde radikal tabanını İsrail’e küfrederek, İsrail ile yapay krizler çıkararak aldatırken; perde arkasında İsrail ile ticaretini sürdürüyor Erdoğan… Ama fanatik taraftarları hala İsrail’in her gün Erdoğan’ı devirmek için komplolar kurduğuna inanıyorlar.

Bugünün Türkiye’sinde, her ekonomik krizin, her toplumsal gösteri ve protestonun arkasında İsrail’in olduğunu söylemek, Erdoğan’ın iki yüzlü radikal islamcı siyasetinin hiç değişmeyen en büyük propaganda malzemesi…

Faruk Mercan

Posted in DIŞ POLİTİKA, ORTADOĞU ÜLKELERİ, Politika ve Gundem, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

SORUMLU KİM ? * Yeter artık bitirdiniz ülkeyi

SORUMLU KİM 

Değerli Soner Yalçın aşağıdaki yazısında “UH-1H” tipi askeri helikopterlerin  ard arda düşmesinden AKP Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sorumlu tutmuş . Aslında Erdoğan İYİ OLAN herşeyin sahibidir. Kötü olan herşeyin ise sorumlusu  ya muhalefet ya da dış güçlerdir.  

UH-1H” tipi askeri helikopterlerin neden düştüğüne gelince işin temelinde TSK’nın komuta heyetinin politize olması vardır. Ne üzücüdür ki TSK’nın komuta kademesi artık Gazi paşanın ordusundan değildir. Siyasal islamcı oluşuma Milli Ordunun anahtarını teslim etmişler , siyasete bulaşmışlar ve kışlaya siyasetin girmesine olanak yaratmışlardır.  Sadece anahtar teslimiyle yetinmemişler , özel harbin kripto kapılarını da açmışlar , amaçlarını gizleyerek TSK içinde sivrilmişler , Gen:Kur.Başkanı olmuşlar , Cemaat kalkışmasına katılmışlardır. İlk kez bir Gen.Kur.Başkanı şanlı görevin üniformasını çıkartarak Kemalist Aydınlanmanın ve Laik Cumhuriyetin karşıtı siyasal islamcı bir partinin parçası olmuştur . 

İşte bu nedenlerle düşen helikopterlerin ve şehit olan askerlerimizin temel sorumlusu bu helikopterleri halen serviste tutan şimdinin Milli Savunma Bakanı eski Gen.Kur.Başkanı Akar ve , görevdeki Gen.Kur.Başkanı ile hava kuvvetleri komutanıdır .

Naci Kaptan / 14.02.2019

Soner YALÇIN / 13 Şubat 2019

Yeter artık bitirdiniz ülkeyi

75 gün önceydi.
Bu köşede şunu yazdım:

– Dünyanın terk ettiği helikopter kullandırılmaya devam ettiriliyor. Kime anlatıyoruz ki… Her daim olduğu gibi iktidarın retorik konuşmaları eşliğinde hava şehitleri de toprağa verildi.

– Dün olduğu gibi sorunun temeli yine hiç irdelenmeyecek! Olan Mehmetçik’e oluyor her zaman…75 gün önce yazdım bunu!

Yazmamın sebebi İstanbul Samandıra’dan kalkan “UH-1H” tipi askeri helikopterin, Sancaktepe Sarıgazi Mahallesi’ne düşmesiydi. Pilotların fedâkar kahramanlığı faciayı önlemiş hiçbir sivilin burnu dahi kanamamıştı. Fakat, iki subay, iki astsubay şehit olmuş, bir uzman çavuş yaralanmıştı!

Ve önceki gün…
Yine İstanbul’da…
Yine “UH-1H” tipi askeri helikopter…
Yine sivil bir alana…

Yine pilotların fedâkar kahramanlığıyla sivillere zarar vermeden düştü.Yine askerlerimiz şehit oldu; Pilot Yüzbaşı Ümit Özer, Yüzbaşı Semih Özcan, Astsubay Başçavuş İlyas Kaya ve Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar…

75 gün önce dedim ki:
Yıl, 1956. “UH-1H” helikopteri; Amerikan “Bell Helicopter” tarafından üretildi. “Göklerin Kovboyu” adını verdikleri helikopteri 1963’den itibaren Vietnam Savaşı’nda kullandılar! Şirket 1987 yılında bu helikopterin üretimine son verdi…

Yıllar içinde…
İsrail Ordusu, helitopteri 2002 yılında emekliye ayırdı.
Amerikan Ordusu, helikopteri 2005 yılında emekliye ayırdı.
Japon Ordusu, helikopterleri 2005 yılında Pakistan’a bağışladı.
Avustralya Ordusu, helikopteri 2007 yılında emekliye ayırdı. Vs.
Ya biz? Hâlâ kullanıyoruz.

İçim kaldırmadı

Arka arkaya iki helikopter düşmedi.Çok geriye gitmeyeyim: Gelişmiş ülkeler envanterinden bu helikopteri çıkardıktan sonra Türkiye’de neler oldu:

Tarih: 28 Kasım 2002
Bandırma 6. Ana Jet Üssü’ne bağlı “UH-1H” tipi helikopter eğitim alanına inişe geçtiği sırada düştü. İkisi ağır toplam altı askeri personel yaralandı.

Tarih:16 Mart 2006
Erzincan’a gitmekte olan bu “UH-1H” adlı askeri helikopter, yüksek gerilim hattına çarparak düştü. Beş asker yaşamını yitirirken, bir asker yaralı kurtuldu.

Tarih: 10 Nisan 2006
Kocaeli’nin Uzunçiftlik beldesi yakınlarında “UH-1H” tipi askeri helikopter düştü. Üç askeri personel yaşamını yitirdi.

Tarih: 10 Ocak 2011
Kara Havacılık Okul Komutanlığı’na ait eğitim uçuşu yapan “UH-1H” tipi askeri helikopterin Ankara Kapalıtepe Mevki bölgesine düşmesi sonucu beş subay şehit oldu.Şunu sormak zorunda değil miyiz:

– Kim bu kazaların sorumlusu?
– Kim bu şehitlerin sorumlusu?
– Kim “uçan tabutların” hala envanterde olmasına izin veriyor?
– Kim?

Yanıt belli; AKP/Erdoğan!
Ama biliyoruz ki:

– Yine kimse iktidarın suçunu söylemeyecek.
– Yine kimse sorumluluğu üzerine almayacak.
– Yine hamaset edebiyatına devam edilecek.
– Yine kaza unutulup gidilecek.

Düşündüm; her helikopter kazasından sonra iktidarın neler söylediğini tek tek toplayım! İnanın içim kaldırmadı.Kime ne anlatıyoruz ki…

Mehmet’in canı

75 gün önce, “AKP’ye sormak lazım” dedim:
– Kuşkusuz… “UH-1H” emektar bir helikopter.
– Kuşkusuz… Bakım arıza giderme faaliyetlerine normal uygulamalardan daha fazla dikkat gösterilmesi gerekiyor.
– Kuşkusuz… Daha sık gövde yenileştirme işlemlerine tabi tutulması şart.Bunlar yapılıyordur kuşkusuz! Dedim…

Demez olsaydım; meğer yapılmadığı son kazayla yine ortaya çıktı! Peki:
Batı ülkeleri, -yenileştirme işlemlerinin yeterli olmadığını anlayıp- yıllar önce envanterinden çıkarmışken, biz neden ısrarla kullanıyoruz?

Düşünün ki…
Teknoloji devriminin yaşandığı bu dönemde, herhangi bir modifikasyon veya modernizasyon uygulanamayan bir helikopterden bahsediyoruz! Kıbrıs Savaşı’nda çok yararlandığımız bu helikopter/ “Pat Pat” artık çoktan müzelerde olması gerekiyordu! Ama…

Türk Ordusu kullanmaya devam ediyor.
Devam ettikçe Mehmetçik can veriyor.
Kullanmakta bu kadar ısrar neden?

Para mı sebep? Dağa taşa inşaat yapan- “har vurup harman savuran” AKP’ye sormak lazım bunu! Gerçi kime, ne anlatıyoruz ki…Her daim olduğu gibi iktidarın retorik konuşmaları eşliğinde bu hava şehitlerimiz de toprağa verilecek.

16 yıldır olduğu gibi sorunun temeli yine hiç irdelenmeyecek!
16 yıldır olduğu gibi kimse sorumluluk almayacak!
16 yıldır olduğu gibi bin bir yalanla olayın üstü kapatılacak!
16 yıldır olduğu gibi vıcık vıcık hamaset konuşmaları yapılacak!
Bu helikopterler yine havalanacak, yine düşecek!

Sonuçta:
16 yıldır vasat bir iktidara sahibiz biz…
Bu ülkede Mehmet’in ölümü sudan ucuz.
Sadece son bir yıla bakın:
Mehmetçik donuyor…
Mehmetçik cephanede patlıyor…
Mehmetçik zehirleniyor…
Mehmetçik düşüyor…
Mehmetçik hep kazaen ölüyor…
Yüreğimiz yanıyor.
Öfke doluyuz.

Yeter artık! Seçiminiz-sandığınız-iktidarınız batsın!
Yordunuz-bitirdiniz bu canım ülkeyi…

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/soner-yalcin/yeter-artik-bitirdiniz-ulkeyi-3504568/?
Posted in TSK, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Ozan Arif sözü ve bağışıklık sistemi!

Arslan BULUT 14 Şubat 2019
arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr

Ozan Arif sözü ve bağışıklık sistemi!

Nihal Atsız, Bozkurtlar romanında, Kağan’ın, alenen eleştiri yapan Kara Ozan’ı susturmasını isteyen Çinli eşine, “Ozanların sözü kutludur kesilmez” dediğini yazmıştır.

“Töre konuşunca, kağan susar” sözü, niçin ozanlar hakkında da söylenmiştir?

Çünkü “töre”nin anlamı bugünkü gibi “atalardan kalan gelenek görenek” değildi. “Törenin üstünlüğü”, Türk kültüründe bugünkü “hukukun üstünlüğü” ve “hukuk devleti” gibi kavramlarla izah edilebilir…

Kağan, töreye aykırı hareket ederse, bunu ozanlar seslendirirdi. Ozanlar halkın vicdanını temsil ederdi. Bu sebeple “ozan konuşunca, kağan susar” da denilirdi.Zaman içinde ozanların sözü de yani Türk töresi de dinlenmez oldu!

Meselâ, idam etmek yerine Pir Sultan Abdal’ın sözü dinlenseydi, Türk tarihi bambaşka bir şekil alırdı. Gerçi bugün Pir Sultan hâlâ yaşıyor, onu idam edenler ise lanetleniyor.

Ozanlar, hakkına hukukuna sahip çıktıkları halk ile özdeşleşir, böylece milletin bağışıklık sistemini korumuş olurdu. Aşık Veysel, kimin sözcüsüydü? Bütün Türk Milleti’nin hatta bütün insanlığın değil mi?

Ozan Arif de milletin derdiyle dertlendiği için her zaman sıkıntılıydı. Bu sancı, alnından, acı bakışlarından okunuyordu. Milletin hukukunu korumak isterken kendi bağışıklık sistemini kaybetti ve sonunda aramızdan ayrıldı.

Ozan Arif;
“Tekel, Sümer, Demir-Çelik, Limandı; / Telekom’u, Seka’ları kim aldı, / Yabancıya satılmayan ne kaldı? / Ondan sonra vay efendim, dış güçler! / “Şerefli Türk Ordusuna pusu kur, / ‘Ergenekon’, ‘Balyoz’ diye darbe vur, / Gâvur yapamazdı bunu lan gâvur, / Ondan sonra vay efendim, dış güçler!” derken, kimin hukukunu savunuyordu?

12 Eylül 2010 referandumunda ülkücülere “Soruyorsun velâkin, ne söylesem bilmem ki! / Ancak şöyle söylersem, anlarsın beni belki! / Bir, beş değil kaç kere, ateşlere atıldık! / Satıldık be kardeşim, anlasana satıldık!” diye seslenirken haksız mıydı? Bu referandum sayesinde yüksek yargıya hâkim olanlar, 15 Temmuz’da bütün Türkiye’yi ateşe atmaya çalışmadı mı?

Ozan Arif, eserleriyle yaşayacak da bugünün Hızır Paşa’ları ne olacak?

Abdurrehim Heyit de Uygurların ozanı!

Bilge Kağan, “Ey Türk, üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir ki? Öykün ve kendine dön” demiştir ve Gumilev, “Büyük etnosların yükselişi ve çöküşü biyosferdeki değişimlere bağlıdır” diye bilimsel bir tespitle, bu tarihî seslenişi doğrulamıştır ama bilmeliyiz ki millî bağışıklık sistemine yönelik saldırılara karşı başvurulacak en önemli aşı, kök kültürdür.

Bugün, Doğu Türkistan’da Uygur Türklerinin kök kültürüne karşı bir saldırı var.CIA, tıpkı Afganistan’da Suudi Arabistan ile iş birliği yaparak Taliban örgütünü ortaya çıkardığı gibi Çin’i köşeye sıkıştırmak için Uygurlar arasında da benzer bir örgütlenmeye gitmiştir hatta İdlib’de 10 bin savaşçıları vardır. Bu durum, bütün Uygur Türklerini toplama kamplarından geçirmek veya ozanlarını, aydınlarını tutuklamak için gerekçe olabilir mi?

Addurrehim Heyit’in hapiste öldüğüne dair haber doğru çıkmamış olabilir! Uygurların vicdanını temsil eden bir ozanın sekiz yıla mahkûm edilmesinin, iki yıldır cezaevinde tutulmasının gerekçesi nedir peki?

Çin’in Ankara Büyükelçiliği, haberi yalanlarken “Mesleki eğitim merkezleri, kesinlikle Türk tarafının ifade ettiği gibi ‘toplama kampları’ değildir.” diye açıklama yaptı ama böylece iddiaları doğrulamış oldu!

Bir milletin kök kültürü, ozanlarını, aydınlarını tutuklamakla ve halkı kamplarda eğitimden geçirmekle değiştirilebilir mi?

Çin, kendi itibarı ve güvenliği için Uygur aydınlarını serbest bırakmalı, “eğitim kampı” gibi yöntemleri terk etmelidir ki Türk kamuoyunu kazansın ve kendisine yönelik ABD-Suudi Arabistan terörünü etkisiz hale getirebilsin!

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ozan-arif-sozu-ve-bagisiklik-sistemi-50777yy.htm
Posted in ASİMİLASYON, DÜNYA ÜLKELERİ, EMPERYALİZM, FAŞİZM | Leave a comment

ARTAN İŞSİZLİK * HAYAT PAHALILIĞI * TANZİM KUYRUKLARI * GENÇLERİN İNTİHARI * ÇÖKEN EKONOMİ * KAYBOLAN UMUTLAR * SÖNEN OCAKLAR * KENDİ KENDİNE YIKILAN EVLER = AKP

Sevgili öğretmen BOZKURT , değer miydi hayata veda etmeye . Umutlarını kıranlara lanet olsun . Daha dün BİN kişinin alınacağı geçici işe ALTMIŞ BİN kişinin başvurduğu , iş için gece vakti kuyruğa girildiği bir dönemdeyiz. Ekonomik krizin etkisiyle işsizler ordusuna ocak ayında 211.843 kişi daha katıldı. İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı geçen yılın ocak ayına göre yüzde 54 artarak 3.7 milyon kişiye ulaştı. Tarihimizde ilk kez domates – biber – patlıcan – soğan – patates kuyrukları oluştu .

Saray ve çalışanları ise aldıkları çifte kavrulmuş büyük maaşlar ve lüks yaşamlarıyla ülkedeki yangını görmezden geliyorlar.

Naci Kaptan

Posted in Ekonomi, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

14 ŞUBAT * AŞK VE SEVGİ ÖYLE BİR ŞEYDİR Kİ ; ….

Posted in ATATURK | Leave a comment