CAHİLİYE EĞİTİMİNE DÖRTNALA 4 * Sıbyan mektepleri çocukları böyle zehirliyor… “Anne ne zaman öleceğiz, burası çok sıkıcı”

Cumhuriyet
15 Ekim 2017 Pazar

Sıbyan mektepleri çocukları böyle zehirliyor…
“Anne ne zaman öleceğiz, burası çok sıkıcı”

Mahalle aralarında hızla yayılan ve denetimden muaf tutulan sıbyan mektepleri çocukların hayatını kabusa çeviriyor. Ailelerine günahkar diye bakıyor, bir an önce gerçek saydıkları dünyaya göçmeyi hayal ediyor…

Son birkaç yıldır İstanbul’da, özellikle emekçilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerde, hem kreş hem de okul öncesi din eğitimi veren, denetimden muaf sıbyan mektepleri hızla yayılmaya başladı. Devlet okullarında ana sınıflarının yeterli sayıda olmaması, 150-200 lira arasında değişen anasınıfı ücretlerinin aileler tarafından karşılanamaması, okul saatlerinin çalışan kadınlara uygun olmaması nedeniyle yaşanan çaresizlikler bu “mektep”leri cazip hale getiriyor.

İstanbul’un Esenyalı mahallesinde Fidan ve komşusu Sevinç de benzer nedenlerle çocuklarını “sıbyan mektebi”ne göndermiş. Buralarda verilen “eğitim”in çocuklarını nasıl etkilediğini Evrensel gazetesinden Adile Doğan’a ve Yasemin Akpınar’a anlattılar.

ALTINI ISLATMAYA, ŞİDDET UYGULAMAYA BAŞLADI

Fidan anlatıyor: “Çocuğumu 3 yaşında sıbyan evine gönderdim, hamile kalınca çocuğu buraya verdim. Üniversite öğrencileri gönüllü ders veriyorlardı. Bunlar genelde üst sınıflar. İki yıl gitti buraya. Sonra çocukta birtakım sorunlar görmeye başladım, küçük kardeşine şiddet uyguladı. Aslında çok seviyordu, kardeşini hiç kıskanmıyordu. Sonra yatağa işemeye başladı. Evde ne yapsak ‘günah’ demeye başladı. Ben okula gittim, ‘Senin çocuk çok akıllı, biz de üst sınıflara verdiğimiz dini eğitimi verdik. Çünkü her şeyi hemen kapıyor’ dediler. Tabii ki her anne gibi gurur duydum ama uyardım, ‘Yine de az yapın, çocuğun davranışları değişti’ dedim. Ama sorunlar giderek büyüdü. Doktora götürdüm. Çocuk çok ciddi psikolojik sorunlar yaşıyormuş. Neyin günah olup neyin olmadığının çelişkisini yaşadığı için depresyona girmiş. En çok da kardeşinden hırsını almaya çalışıyor.

Örneğin resim yapmak istiyor, ama resim yapmak günah! Sadece ev resmi, ağaç resmi yapabilir. İnsan ve hayvan sureti yapmak Allah’ı incitmek olurmuş. Bu nedenle çocuk çelişkiye düşmüş. Evin içinde anne, baba ve kardeş resimleri yapmak günah, ‘Öyleyse evin içinde yaşamaları da günah mı’ diye sorular sormaya başladı. Çocuğu sıbyan okulundan aldık. Şimdi normal bir devlet okuluna gidiyor. Belirli günlerde de rehabilitasyon merkezine gidiyor. Konuşma ve zeka geriliği tespiti konuldu.”

İÇİNE KAPANDI, EVDEKİ EŞYALARA ZARAR VERİYORDU

Sevinç ise çalıştığı için 5 yaşındaki çocuğunu sıbyan mektebine göndermek zorunda kalmış. “Çocuklardan dolayı çok uzun zaman ara vermiştim çalışmaya. Üç çocuğumdan biri lisede, biri ortaokulda, diğeri de henüz 6 yaşında. İş bulduğum zaman 5 yaşındaydı. Kaynanam tam gün bakmayı kabul etmeyince mahalledeki sıbyan okuluna, hem bize yakın hem de uygun diye verdim. Saat 12 buçukta gidecek 5 buçukta dönecekti. Okulda çalışanların düzeyini, aldığı eğitimi hiç sormadım. Benim çocuğum biraz aktif bir çocuk. Doğduğundan beri benden hiç bu kadar uzun ayrı kalmamıştı. Bazı günler fazla mesaiye kalınca hiç göremiyordum. Babaannesinde uyuyakalıyordu, sonra da orada kalıyordu. Bu durumun bazen 4 gün bile sürdüğü oluyordu. Sorunları bir hafta sonu fark ettim. Çocuk gece altını ıslatmaya başladı. İçine kapandı, evdeki eşyalara zarar verdi.”

ANNE OLARAK ÇALIŞMAM DOĞRU DEĞİLMİŞ!

“Önce kaynanamla konuştum, o da beni suçladı. ‘Çocuk seni doğru dürüst görmüyor, seni özlediği için’ falan dedi. Baktım çocuğun durumu kötüye gidiyor, hemen işten ayrıldım, daha fazla ilgilendim, babası da epey uğraştı ama yine de aynı. Okulla konuşalım dedik. Okula gittim, anlattım durumu, onlar da beni suçladı. Zaten bir anne olarak çalışmam doğru değilmiş! Epey tartıştık. Çocuğu okuldan almak istedim, bu sefer beni ikna etmeye çalıştılar. ‘Hiç olmazsa çocuk, sizin asla veremeyeceğiniz dinimizi öğreniyor’ dediler. Tamam, ben de istiyorum dinini öğrensin, ama bu çocuk niye bu hale geldi, diye düşünmeden edemedim.

ŞİKAYET ETTİM AMA İŞLEM YAPILMADI

Aynı okula bir süre daha devam etti. İşten çıktığım için durumumuz kötüydü. Arada merdiven temizliğine gidiyordum. 5 yaşındaki çocuk bir gün dedi ki: ‘Annelerin çalışması günah. Anne ne olur günah işleme, lütfen çalışma. Babam bize baksın, senin paran da günahmış, o parayla bana sevdiğim şeyleri alma.’ Şoka girdim. Sonra aldık hemen okuldan. Şimdi devlet okulunda birinci sınıfa gidiyor. Bence en doğrusu çocuğa dini bilgiyi ailesinin vermesi. Ne eğitim verdikleri belirsiz, insanlara güven olmaz. Ben en az iki defa şikayet ettim bu okulu, tek bir işlem yapılmadı.”

DİĞER ÇOCUKLARA UYUM SAĞLAYAMIYORLAR

Esenyalı Mahallesinde 3-6 yaş arası çocukların gittiği özel bir kreşin müdürü, sıbyan mekteplerine giden çocuklara dair gözlemlerini paylaştı. Daha önce bir süre sıbyan mektebine gitmiş, sonra ailelerin normal olmayan davranışlarını fark ederek kendi okullarına gönderdiği çocukların genel durumunu şöyle anlatıyor:

“Bu çocuklar çok içine kapanık oluyor. Yaşıtlarıyla iletişim kurmakta, birlikte derslere, aktivitelere katılmakta çok zorlanıyorlar. Ayrıca diğer çocuklara göre daha fazla uyuyorlar. 3 yaşından büyük çocuklar uyumayı çok fazla istemezken sıbyan mektebinden gelen çocuklar uykuyu daha çok istiyor. Ayrıca orada Kur’an eğitimi verildiği için Arap alfabesine göre yazmaya alışıyorlar ve bu yazma alışkanlığını değiştirmek en zorlandığımız şey oluyor. Tersten yazmaya alışık oluyorlar.”

Sıbyan mekteplerinin ücretlerinin ve saatlerinin çalışan ebeveynler için daha uygun olması, ailelerin çocuklarını buralara göndermesinin en önemli nedenleri öğretmene göre. “Çocuğum dinini öğrensin, fikri de önemli bir neden. Ayrıca veliler, sorun yaşayan çocuklarını buradan alıyor ama yine de dini eğitim verilmesinde sorun olduğunu düşünmüyorlar. ‘Oradaki öğretmenler köydü’ gibi açıklamalar yapıyorlar.”

ERKEN YAŞTA DİN EĞİTİMİ ÇOCUKLARI NASIL ETKİLİYOR?

Son zamanlarda, sıbyan mekteplerinde yaşanan olaylar ve çocukların yaşadığı ruhsal zorluklar gündemde. Ebeveynler, “ağaç yaşken eğilir” yaklaşımı ile çocukların erken yaşta din eğitimi almaları gerektiğine ikna edilmeye başlandı. Psikolog Birsen Civelek, bu yaklaşımın, çocukların gelişim süreçlerini istismar etmesi ve bu konudaki bilgi eksiklikleri nedeniyle çocukların ruh sağlığı açısından acilen yeniden düşünülmesi gerektiğinin altını çiziyor.

ÇOCUKLAR “HER ŞEYİ GÖREN, BİLEN”
KAVRAMIYLA BAŞA ÇIKAMIYOR

Bu konu, sadece İslam dini değil, soyut bir çok kavram içeren bütün dinler açısından daha geniş bir bakış açısıyla ele alınmalı. Biz yetişkinler için bile anlamlandırması zor olabilen soyut kavramların, çocukların hayatına hazır olmadıkları bir zamanda girmesi çocuklarda birçok psikolojik zorluğa neden olabiliyor. Özellikle tek tanrılı dinlerin bir çoğunda bulunan “her şeyi bilen ve gören olma” kavramının anlaşılması önemli. Çocuklar “her şeyi gören, her şeyi bilen Tanrı” kavramı ile karşılaştıklarında başa çıkamadıkları bir gözetlenme hissi ile yaşamaya başlıyor. Bu durum hayatlarının her anında korku ile yaşamalarına neden oluyor. Bu korku ise gece kabusları ile gelen uyku bozuklukları, altını ıslatma, gündüzleri ise başa çıkamadığı yoğun korku ve kaygı nedeni ile kendini düzenleme becerilerinde zorlukların görülmesine sebep oluşturuyor.

ÇOCUKLARDA KAYGI BOZUKLUĞU

Bu psikolojik zorluklar okul öncesi dönemlerde öğrenilen birçok becerinin gecikmesine ya da ileriki yaşlardaki kaygı bozuklukları gibi psikolojik zorluklara sebep olabiliyor. Bu korkularla başa çıkabilen çocuklarda ise sanılanın aksine ergenlik döneminde Tanrı figürü ile ilgili öğretilenleri sınama ve çelişkili durumları fark ederek öğretilen inanca karşı tepkisel bir uzaklaşma gözlemleniyor. Sıbyan mekteplerinin ücretlerinin ve saatlerinin çalışan ebeveynler için daha uygun olması, ailelerin çocuklarını buralara göndermesinin en önemli nedenleri öğretmene göre. “Çocuğum dinini öğrensin, fikri de önemli bir neden. Ayrıca veliler, sorun yaşayan çocuklarını buradan alıyor ama yine de dini eğitim verilmesinde sorun olduğunu düşünmüyorlar. ‘Oradaki öğretmenler köydü’ gibi açıklamalar yapıyorlar.”

ÇOCUKTAN ANNEYE:
NE ZAMAN ÖLECEĞİZ, BURASI ÇOK SIKICI

Ayrıca, ölümden sonraki yaşama yüklenen olumlu anlamlar çocukların ölümü merak etmesine ve yaşantılarına ilgilerinin kaybolmasına neden olabiliyor. Bu da okul yaşantısına ilginin azalması ve akademik başarısızlıkla sonuçlanabiliyor. Bununla ilgili yaşanan bir örnek şu şekilde: Anne ve babası ile öldükten sonra cennete gideceği ve orada çok mutlu yaşayacaklarını öğrenen çocuk, anne ve babasına “Ne zaman öleceğiz, burası çok sıkıcı” diyerek karşılık veriyor.

ÇOCUKLAR HAZIR OLMADAN DİN EĞİTİMİ
PEDAGOJİK BİR YAKLAŞIM DEĞİL

Bu nedenle ebeveynlerin bu konudaki farkındalıkları önemli. Eğitim kurumlarında çocukların gelişimsel olarak hazır olmalarını beklemeden din eğitimi vermek isteyen kişilerin pedagojik yeterliliği sorgulanmalı. Çocuklar ebeveynlerinin dini inançlarını ev yaşantısında görerek merak eder ve istediği zaman dahil olmak isteyebilir. Ancak inanç özgürlüğünün varlığından bahsetmek konusunda ebeveynlere sorumluluk düşüyor. Özellikle okul öncesi çocuklar için ebeveyn tarafından sevildiğini ve birlikte güvende olduğunu hissetmesi, inançlarla ilgili kavramlar nedeniyle yaşadığı korku duygusu ile baş etmesini destekler. Çocukların ruh sağlığını korumak, sadece ebeveynlerin değil, toplumsal olarak her bireyin sorumluluğudur. Bununla ilgili daha kapsamlı çalışmalar ve önlemler acilen hayata geçirilmeli.

SIBYAN MEKTEPLERİ NEDİR?

Sıbyan mektepleri Osmanlı’da cami veya hayır kurumlarının yanında bulunan en yaygın eğitim kurumuydu. Hemen her mahallede açılan bu mekteplere başlama yaşı en erken 4 yaş, 4 ay 4 gündü. Sıbyan mektepleri, Cumhuriyet ile birlikte 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla kaldırıldı.

Hükümetin 2009’da zorunlu hale getirdiği okul öncesi eğitimi 2012’de tekrar zorunlu olmaktan çıkartmasıyla sıbyan mektepleri için yasal yol açıldı. Diyanet’in “Kur’an Kursları Okul Öncesi Din Eğitimi Projesi” ile statüye kavuşan sıbyan mektepleri, 1 yıllık pilot uygulamanın ardından 2014-2015 eğitim-öğretim yılından itibaren ülke genelinde faaliyete başladı. 3-6 yaş arası öğrenci kabul eden sıbyan mektepleri, okul öncesi eğitim kurumlarının yetersiz ve pahalı olması nedeniyle de hızla yayıldı.

FORMASYONSUZ “EĞİTMENLER”,
ORUÇ SAYISIYLA MATEMATİK DERSİ…

Sıbyan mekteplerinde eğitmenlik yapmak için, Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nce Halk Eğitim Merkezlerinde “4-6 Yaş Çocuk Etkinlikleri ve Eğitimi” adı altında verilen sertifika programından geçmek yeterli. Yani bu okullarda çocuk eğitimi için gerekli formasyona sahip olmayan, çoğu imam ya da hatip eşi olan kişiler tarafından “ders” veriliyor.

Sıbyan mekteplerinin müfredatının, 12 saati dini bilgiler, 6 saati de Kur’an dersi olmak üzere haftada 18 saati doğrudan din eğitimi ile ilgili. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan eğitim materyallerinde, “iman, günah, yasak, sabır, öteki dünya” gibi kavramlar öne çıkıyor. Matematik soruları da tutulan oruç sayısı gibi dini kavramlar üzerinden şekillendiriliyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/844971/Sibyan_mektepleri_cocuklari_boyle_zehirliyor…__Anne_ne_zaman_olecegiz__burasi_cok_sikici_.html

Posted in DİN-İNANÇ, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

TULUMBANIN SUYU BİTMİŞTİ ! 300 Odalı yazlık lüks sarayın yapımı devam ediyor ? Havuz, SPA ve sinema keyfi… * Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konutu Yerleşkesi” avan projesine göre, yazlık saray toplam 13 bin 166 metrekare kapalı inşaat alanına sahip.

Cumhuriyet
Çiğdem Toker
15 Ekim 2017 Pazar

Havuz, SPA ve sinema keyfi…
Bütçede yeni saray olacak mı?

Meraklısı biliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan için Marmaris-Okluk koyunda bir yazlık “yerleşke” yaptırılmakta. Okluk, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın tatiliyle ünlenmişti.

Özal’ın kaldığı konut yıkılarak yaptırılan, 300 kişinin aynı anda konaklayabileceği belirtilen“yerleşke” inşaatında epeyce yol alındığını duyuyoruz.

Muğla milletvekili Akın Üstündağ, doğal SİT alanındaki bu koyun balıkçılığa dahi kapalı olduğunu, çok sayıda ağacın kesileceği bu ölçekteki bir inşaatın doğayı tahrip edeceğini anlatmıştı geçen yaz.

Şüphe yok ki, Cumhurbaşkanı söz konusuysa çözülemeyecek bir sorun olamaz…

Mimar Şefik Birkiye’nin kurucusu olduğu Vizzion-Architetcs’in hazırladığı “T.C Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konutu Yerleşkesi” avan projesine göre, yazlık saray toplam 13 bin 166 metrekare kapalı inşaat alanına sahip.

(Özal ile anılan yıkılan konut, dört oda bir salon, 230 metrekareydi.)

‘Hobi ve eğlence alanları’

Okluk’taki inşaat bittiğinde dört ana blok, bir dinlenme evi, personel lojmanları, iki de nizamiye yapısı olacak. Blokların en büyüğü 3347 metrekare. Üç blokta 250’şer metrekarelik “hobi ve eğlence” alanları mevcut. Bu alanlar havuz, SPA, sinema gibi etkinlikler için tasarlanmış.

Salon, oda, çalışma ofislerinden oluşan “yaşama alanı”, 611 ile 763 metrekare arasında değişiyor.

(Deniz yapıları kapsamındaki kumsal için serilecek kumların önce Mısır’dan getirilmesi düşünülmüş. Sonrasında denizaltı tarama yöntemiyle oradan çıkarılmasına karar verilmiş.)

Öğrendiğimiz kadarıyla Okluk Yerleşkesi’ni de Saray inşaatını gerçekleştiren Rönesans İnşaat yapıyor.

İktidar cephesinde “İtibardan tasarruf edilmez” yaklaşımının tekrarlanacağını tahmin ettiğim bu yazıdaki asıl muradım şudur:

İki gün kaldı. Anayasal takvime göre 2018 bütçesinin 17 Ekim’de TBMM’ye sunulması gerekiyor.

Ve TBMM’de bugünlerde, artan kamu harcamalarından kaynaklanan büyük bütçe açığını telafi etmeye dönük bir torba yasa görüşülüyor.

Vergi zamları yoluyla “bu millet”ten daha fazla tasarruf edilmesi istenen bir dönemde, yeni bütçede yazlık malikânenin yatırım bedelini de görür müyüz diye ekonomi gazetecisi merakı içindeyiz.

“T.C Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konut Yerleşkesi’nin bütçeye maliyeti nedir?”,

“İnşaat ihalesi hangi yöntemle gerçekleştirilmiştir?” sorularının cevabını yaklaşan bütçe görüşmeleri sırasında alabilir miyiz?

Gül galerisi, çiçek masifleri

Okluk’taki yerleşke projesinin peyzaj mimarisi de çok özenli. Projenin peyzaj notları, daha okurken insanın ruhunu dinlendiriyor. Buyrun:

– Zeytin, turunçgiller, servi ağaçlarının öncelikli olarak öngörüleceği, yürüyüş yolları boyunca ambiyans varyasyonları.

-Bahçe duvarlarının mineral etkisini kırmak amacıyla oluşturulacak çiçek masifleri.

– Havuz terası ve bahçe arasındaki kot farkını absorbe edecek çiçek masifleri, yürüyüş yolları boyunca sürpriz etkisinin yaratılmak istendiği fantezi niteliğindeki ağaç budamaları.

-Birbirine yakın tonlarda gül çeşitleri ile dizayn edilecek gül galerisi ve köşkü.

– Sağlık yürüyüşü boyunca, eğimle uyum içinde düzenlenecek farklı çeşitlilikte, doğanın cömertliğini yansıtacak çiçek masifleri.

-Şu masalsı peyzajın rayihasından, biraz da bütçe ve vergiler de payını alsa.

Güzel olmaz mıydı millet adına?

***

Yeni parti kimlerden oy alacak

Isparta milletvekili Nuri Okutan ziyaretimize geldi. Meral Akşener liderliğinde kurulacak yeni partinin kurucu kadrosunda yer alan Okutan, aslında aktif siyaset öncesindeki valilik icraatıyla daha güçlü hatırlanıyor. 16 Nisan referandumundaki  “hayır” tutumu nedeniyle MHP’den ihraç edilen Okutan, demokratik parlamenter sistemi savunduklarını ve “vatanperverlik” paydası altında Cumhuriyet’e kurucu felsefeye dair kaygı taşıyan herkesle birlikte yürümek istediklerini vurguladı. Bu kaygıları; AKP, CHP, MHP tabanında taşıyan birçok insan olduğunu söyledi.

Okutan, yaptırdıkları anket sonuçlarının, partiye duyulan ihtiyacın ne kadar büyük olduğunu gösterdiğini ifade ediyor. Notlarımdan iki soru iki cevap:

– Kimler ilgi gösteriyor?

– Kentliler, kadınlar, eğitimliler, gençler. Taşrada şu anda görünmüyoruz. Bunun bir nedeni korkudur.

– İlgi gösterenler kendisini nasıl tanımlıyor?

– Yüzde 28 milliyetçi, yüzde 27 Atatürkçü, yüzde 15 sosyal demokrat, yüzde 18 muhafazakâr.

***

Cengiz’e cezaevi ihalesi iptal

Cengiz İnşaat’ın, ülke tarihindeki gelmiş geçmiş en yüksek bedelli cezaevini yapması için davet edildiğini burada duyurduk. Adalet Bakanlığı, Konya Yüksek Güvenlikli Kadın Açık Ceza İnfaz Kurumu için 27 Eylül’de pazarlık yoluyla (21/b) ihale yapmıştı. (İhalenin iki davetlisi Limak ile Özaltın-Stroysnab Kontrakt idi.) Cengiz, 675 milyon 904 bin TL yaklaşık maliyetli cezaevi inşaatı için en düşük teklifi 745.5 milyon TL ile vermişti. Bu tutar ikinci tur pazarlıkta 741.7 milyon TL’ye düşmüştü.

Yani nasıl yapılmış bir hesapsa bu, Cengiz’in düşürülmüş teklifi dahi, yaklaşık maliyetin tam 65.5 milyon TL üzerindeydi.

Bu sonuç Adalet Bakanlığı’nı dahi pek ikna etmemiş olmalı ki ihaleyi iptal ettiğini öğrendik.

Yeni tarihi öğrenince paylaşırım.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/844903/Havuz__SPA_ve_sinema_keyfi…_Butcede_yeni_saray_olacak_mi_.html

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN Kahve molası * Şiirler * EN İYİSİ

En İyisi

Dağ tepesinde bir çam olamazsan,
Vadide bir çalı ol.
Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.

Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver.
Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol.
Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.

Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz.
Dünyada hepimiz için bir şey var.
Yapılacak büyük işler, küçük işler var.
Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.

Cadde olamazsan patika ol.
Güneş olamazsan yıldız ol.
Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir.
Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.

Douglas MALLOCH

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR | Leave a comment

AYNANIN SIRLARI * YOLSUZLUKLAR * Washington Post yazarı David Ignatius: Erdoğan, Zarrab’ı kurtarmak için olağanüstü bir kampanya yürütüyor

BBC Türkçe
13 Ekim 2017

Washington Post yazarı David Ignatius:
Erdoğan, Zarrab’ı kurtarmak için olağanüstü bir kampanya yürütüyor

Erdoğan ve Trump son olarak Eylül ayında BM Genel Kurulu dolayısıyla New York’rta görüşmüşlerdi Amerikan Washington Post gazetesinin köşe yazarlarından David Ignatius, Türkiye ile ABD arasındaki krizin odağında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye vatandaşı da olan tutuklu İranlı iş adamı Reza Zarrab’ın serbest bırakılması talebi olduğunu iddia etti.

Ignatius’a göre “Erdoğan’ın Zarrab’ı kurtarmak için yürüttüğü kampanya olağanüstü.” David Ignatius, Washington Post’un bugünkü sayısındaki köşe yazısında, Ankara’nın, Reza Zarrab’ın 27 Kasım’da New York’ta başlayacak olan davada, yolsuzluk konusunda Türkiye aleyhinde ifade vermeye zorlanacağından kaygılı olduğunu öne sürüyor.Ignatius buna karşılık ABD’li yetkililerin de İstanbul’da bir konsolosluk çalışanının (Metin Topuz) tutuklanmasının, Reza Zarrab’ın serbest bırakılması için baskı amaçlı olduğundan endişelendiğini kaydediyor.

‘Hangi kirli çamaşırlar?’
Washington Post’taki köşe yazısından bazı satırlar şöyle: “Zarrab mahkemede hangi kirli çamaşırları ortaya dökebilir? Mayıs 2016’da dönemin savcısı Preet Bharara tarafından dosyaya konulan not, bu konudaki ihtimallere dair bir fikir veriyor.

“Bharara bu notunda, Türkiye kaynaklı delillerin, ‘Zarrab ve diğer kişilerin, kabinede yer alan hükümet yetkililerine ve üst düzey banka yöneticilerine, Zarrab’ın ilişki ağının ABD yaptırımlarını aşarak İran yararına ticari ilişkiler yürütebilmesi için onlarca milyon euro ve ABD doları ödedikleri dev bir yolsuzluk operasyonuna işaret ettiğini’ yazıyor. Bharara notunda, vardığı bu sonuçların, FBI tarafından yürütülen soruşturmada ele geçirilen e-postalar tarafından da doğrulandığını kaydediyor.

“Erdoğan’ın Zarrab’ı kurtarmak için yürüttüğü kampanya olağanüstü. 21 Eylül 2016 tarihinde zamanın Başkan Yardımcısı Joe Biden ile yaptığı özel görüşmede hem Zarrab’ın serbest bırakılmasını, hem de Bharara’nın görevden alınmasını istemişti. ABD yetkilileri 90 dakikalık bu görüşmenin yarısında Zarrab’ın konuşulduğunu söylemişlerdi. Erdoğan’ın eşi aynı gece Biden’ın eşi Jill Biden’a aynı talepleri iletmişti. O sırada Adalet Bakanı olan Bekir Bozdağ ise zamanın ABD Adalet Bakanı olan Loretta E. Lynch’i Ekim (2016) ayında ziyaret ederek Zarrab davasının temelsiz olduğunu ve serbest bırakılması gerektiğini savunmuştu.

“Erdoğan -zamanın Beyaz Saray yetkililerinin verdiği bilgiye göre- konuyu zamanın başkanı Barack Obama ile 2016 Aralık ve 2017 Ocak ayı başlarında yaptığı son iki telefon görüşmesinde de bizzat gündeme getirdi. Obama yönetiminin bir üst düzey yetkilisi ‘Bizim o sıradaki varsayımımız, Erdoğan’ın konuyla ilgili saplantısının, dava görülürse ortaya çıkacak bilgilerin ailesi ve nihai olarak kendisine zarar vereceğini düşüncesinden kaynaklandığı yönündeydi’ diyor.

‘Bu dava Erdoğan açısından zehirli’
“Erdoğan hükümeti Donald Trump’ın birlikte çalışacağı ekibe daha seçimden önce yatırım yapmaya başladı. Zamanın kampanya sorumlusu Michael Flynn Türkiye yanlısı lobici olarak tutuldu ve şirketi başkanlığın el değiştirdiği dönemde Türkiye’den ödeme almaya devam etti. Flynn’in Şubat ayında ulusal güvenlik danışmanlığından istifa etmesinden sonra Türkler, Trump’ın yakın danışmanlarından Rudy Giuliani ile çalışmaya başladılar.

“Bu dava Erdoğan açısından ‘zehirli’ çünkü Pennsylvania’da yaşayan düşmanı, din adamı Fethullah Gülen ile kesişiyor. Erdoğan, Zarrab hakkında 2013 yılında ortaya çıkan iddialara temel oluşturan belgeleri Gülen takipçilerinin toplayıp sızdırdığını söylüyor. O sırada Türkiye’de, bu yolsuzluklara Erdoğan ailesinin de adının karıştığı iddialarının bulunduğu yolunda haberler çıkmıştı. Eski bir Obama yönetimi yetkilisine göre, Erdoğan bundan bir yıl önce başkan yardımcısı Biden ile buluştuğunda, tuhaf bir şekilde savcı Bharara’nın da Gülenci bir maşa olduğunu iddia etmişti.

Zarrab 2016 Mart’ında ABD’ye gidişinde tutuklanmıştı
“Bu davanın olağan dışı bir çok boyutundan biri de Giuliani’nin rolü. Giuliani 24 Şubat 2017 tarihinde Bharara’yı arayarak, Zarrab adına Ankara’ya gitmeyi planladığını bildirdi. Trump Mart ayında Bharara’yı savcılıktan aldı. Dava dosyasındaki bir belgeye göre, aşağı yukarı o sırada Giuliani, Adalet Bakanlığı’na ‘ABD ile Türkiye arasında Amerika’nın güvenlik çıkarları gereği bir tür anlaşmaya varılması’ ve Zarrab’a yardımcı olunması için baskı yapmaya başladı.

‘Eski bakan iddianameye girdi’
“Bütün bu çeşitli girişimlere rağmen, davayla ilgili soruşturma ilerledi ve geçen ay iddianameye Türkiye hükümetinin eski bir bakanının (Zafer Çağlayan) ve üç diğer tanınmış Türk vatandaşının adları da girdi. 11 Eylül tarihinde o sırada Adalet Bakanı olan Bekir Bozdağ, genişletilmiş iddianameyi yeni bir ‘darbe girişimi’ diye niteledi.

“Erdoğan, Trump’ın Zarrab’ın serbest bırakılması konusundaki çabalarına destek vereceğini ummuş olabilir. Trump başlangıçta Türk lidere yakınlık gösteriyor gibiydi, onu Mayıs ayında Washington’da görüşmeye davet etti. Fakat bu ziyaret, Erdoğan’ın güvenlik ekibinin Turkiye büyükelçiliği konutu önünde göstericilere saldırısıyla gölgelendi ve Trump’ın manevra alanı da kendi yönetimine yönelik soruşturmalar yüzünden daraldı.

Washington kaygılı
“Bazı ABD yetkilileri Erdoğan’ın Amerikalı rahip Andrew Brunson’un bir yıl önce Gülen yanlısı olduğu iddiasıyla tutuklanması ve geçen hafta ABD İstanbul Başkonsolosluğu’nun emektar çalışanı Metin Topuz’un bir gazete haberine göre Gülen yanlısı bir savcı ile 2013 yılında irtibatta bulunduğu iddiasıyla gözaltına alınmasını pazarlık kozu olarak kullanıyor olabileceğinden endişeleniyorlar. Erdoğan geçen ay bir konuşmasında Brunson ile Gülen’in takas edilebilceğini söylemişti.

“Türkiye hakkında sık sık telaffuz edilen ‘NATO müttefiki’ cümlesi Türkiye’nin son adımlarının ne kadar hasmane ve otokratik olduğunu gözlerden saklıyor. Washington bundan sonra olacaklardan kaygılı.”

Washington Post’un köşe yazarlarından David Ignatius aynı zamanda çok sayıda uluslararası ödül almış bir gazeteci ve romancı. Ignatius, 2009 yılında Davos’da o sırada başbakan olan Tayyip Erdoğan ile zamanın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’in sert söz düellosuna sahne olan paneli yönetmiş ve Erdoğan’ın kendisine yeterli söz hakkı vermediği suçlamalarına hedef olmuştu.

http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41607544

Posted in DIŞ POLİTİKA, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

ARŞİV SANDIĞINDAN * Tayyip Erdoğan’ın Şeref Madalyaları

Not ; Madalyaların yazı ile bağlantısı yoktur 

Yılmaz POLAT / 22 Haziran 2013
yilmaz.polat@yurtgazetesi.com.tr

Tayyip Erdoğan’ın Şeref Madalyaları

Başbakan Tayyip Erdoğan’a 10 yıl boyunca ödül yağdı.İki kez Time Dergisi’ne kapak oldu, en etkili liderler arasında gösterildi.ABD’deki Musevi lobisinden hiç bir Türk liderine nasip olmayan övünç madalyaları aldı.

2004 yılında New York’ta törenle American Jewish Committee (Amerikan Musevi Komitesi-AJC) tarafından “Üstün Cesaret Ödülü” verildi.

2005te Amerika’daki Musevi lobisinin önde gelen kuruluşu olan ADL’den (Anti-Defamation League) “Cesaret ve Üstün Hizmet Ödülü” olan “Davut Boynuzu” aldı.

Tayyip Erdoğan aynı zamanda Avrupalı olmaya heveslendi. European Voice Dergisi tarafından yılın Avrupalı ödülünü boynuna taktı.

2007‘de Almanya’da Kristal Hermes Ödülünü Başbakan Merkel verdi.

2009‘da Belçika Prensesi Astrid Crans Montana Forumu’nun Barış Ödülüne layık görüldü.

Bülent Arınç’ın duaları kabul oldu. Tanrı verdikçe verdi.

Orta Doğu’dan madalya yağdı.

2010‘da Kral Faysal Uluslararası Ödülünü aldı.Aynı yıl Lübnan Başbakanı Refik Hariri adına konan Birleşmiş Milletler Habitat madalyası verildi.

2010 Kaddafi İnsan Hakları Ödülünü alırken, Kaddafi’yle kucaklaştı, gururla madalyayı boynuna astı.

Dünyayı gezdikçe madalya sayısı arttı.
Tataristan, Pakistan ve Brezilya’da yakasına nişan takıldı.
Ne alakası varsa Arap Bankalar Birliği liderlik ödülü verdi.

Polonya’da geçen yıl Business Center Club’ın Altın Heykeliyle ödüllendirildi.

2011‘de Kuveyt’te Mümtaz Şahsiyet ödülüne layık görüldü.

Kırgızistan’dan ödül almayı başardı.
Yüksek Şahsiyet ödülüne layık bulundu.
On yılın şahsiyeti ilan edildi.

2009‘da mümtaz dostu Esad’ın girişimiyle
Halep Üniversitesi’nde fahri doktor cüppesi giydi.
Aynı yıl Tahran’da fahri vatandaşlık unvanı aldı.

Oğlu ve kızı için spor salonlarında yaptığı düğünlere davet ettiği Yunanistan, İtalya ve Orta Doğulu dostlarından kilolarca altın mücevher hediye geldi.

Erdoğan, ABD’den, Musevilerden, Avrupa’dan üstün hizmet ödüllerini tabii ki karşılıksız almadı. Ama Erdoğan’a ödül verenlerden artık eser yok.

Kaddafi’nin katlini seyretti.
Esad’ın katli vaciptir dedi.
Halkına şiddet uyguladı.
Obama, Merkel, ABD, AB tüm batı sırtını döndü.
Üstün Hizmet Boynuzu duvarda asılı duruyor.
Erdoğan madalyaları boynuna takıp aynaya bakmalı.

Halkına şiddet uygulayan liderlerin üzerinde
madalya nasıl duruyor görecektir.

Ne şeref, ne şeref.

http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-in-seref-madalyalari-yilmaz-polat-t34760.html
Posted in DÜNYA ÜLKELERİ, SİYASİ TARİH | Leave a comment

PERDE ARKASI * Yakın siyasi tarihin içinden onurlu bir Devlet adamı ECEVİT * “Buna izin vermeyeceğim Amerika girdiği yerden çıkmaz”

Odatv.com
Suat Çağlayan
14.10.2017

“Buna izin vermeyeceğim Amerika girdiği yerden çıkmaz”

Erken seçim kararı alan Devlet Bahçeli’nin de büyük katkıları ile, ABD, Ecevit’i siyaset sahnesinden sildi. Ve ABD, Ecevit’in yerine Recep Tayyip Erdoğan’ı getirdi.

Cumhurbaşkanı’nın Ecevit düşmanlığı, her vesileyle ortaya çıkıyor. 1999’da, ABD ziyareti sırasında Başbakan Bülent Ecevit ile ABD Başkanı Clinton’un sohbet ederken bir fotoğrafları çıkmıştı gazetelerde.

Ecevit ayakta duruyor, Clinton ise –boyu Ecevit’e göre çok uzun olduğu için- bir koltuğun arkasında yarı oturmuş olarak onu dinliyor…Normalde, bunun Ecevit’e karşı yapılmış bir saygısızlık gibi görülmemesi gerekirken -çünkü yabancılar kendi aralarında her gün böylesi sohbetlerde bulunur- bu görüntüyü tam 18 sene sonra dile dolayıp, Ecevit’e hakarette bulunmak kabul edilebilecek bir şey değil!

Erdoğan, valilere hitap ederken bu fotoğrafı anımsamış, aklınca bir taşla iki kuş vurduğunu sanmış olmalı. Şöyle diyor;

“…ABD Başkanı, affedersin poposunu trabzana dayıyor, o da (Ecevit) karşısında el pençe duruyor!”

YAZIYI PAYLAŞANIN ARA NOTU

AKP Genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine çok dikkat etmek zorundadır. Örneğin TERÖRİST ilan edilmiş bir kişinin dizinin dibinde yere oturarak veya Musevi kuruluşlarından madalya alırken kendisine verilen ve musevi kuruluşunun simgesi olan bir cübbeyi ve şapkayı giyerek fotoğraf çektireceksin  sonra da spontone gelişmiş bir konuşma fotoğrafını yıllar sonra siyasi çıkar için dile getireceksin. Terörist Hikmetyar ve Musevi kuruluşlarının yöneticileriyle fotoğrafları çektirip , ABD askerleri Irak halkını öldürürken “ABD’li askerlerin evlerine sağ salim dönmeleri için dua edeceksin”  sonra da dönüp bu değerli onurlu kişiye laf edeceksin ABD’ye kafa tutarak Kıbrıs’a asker çıkartan ve Kıbrıs halkını mezalimden kurtaran , ABD askerinin Türkiye’den geçmesine izin vermeyen Milliyetçi bir başbakana ECEVİT’e  BOP EŞBAŞKANI olduğunu söyleyen bir siyasetçinin söyleyeceği tek bir kelime olamaz. (N.K.)

American Jewish Congress (Amerikan Yahudi Kongresi – AJC) ve Anti-Defamation League (İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği — ADL) Türkiye’de yakından tanınıyor. AJC ve AD, 2004 yılında New York’ta dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’a ‘Üstün Cesaret Madalyası’ vermişti. (N.K.)

yazıyı okumaya devam edelim ;

Yazık ki, ne yazık!

Bu sözlere yanıt vermek için Ecevit’le Erdoğan’ı karşılaştırmanın, Ecevit’in kemiklerini sızlatacağını bilmeme karşın, yine de bir şeyler yazmanın gerektiğini düşünüyorum.Eğer Sayın Erdoğan, aşağılamaya çalıştığı Ecevit’i, nefret duygularının dışına çıkarak vicdan sınırları içinde değerlendirmiş olsaydı, Onun;

1- Türk halkının onuru ve mutluluğu için, ABD’nin haşhaş ekimi sınırlamasına nasıl karşı çıktığını…

2- Kıbrıs’ta EOKA’nın yaptığı katliamlara karşı, ABD’nin karşı çıkmasına rağmen ne büyük yüreklilikle TSK’yı Kıbrıs’a göndererek Kıbrıs Türklerini güvence altına aldığını…

3- ABD’nin büyük baskılarına rağmen, Amerikan Ordusu’nun Türkiye üzerinden Irak’a girmesine izin vermediğini, anlardı.

Milliyetçilikte Ecevit’le yarışmaya kalkan Sayın Erdoğan, sert kayaya rastladı bu kez. İkili bir sohbeti kullanarak Ecevit’e saygısızlık etmeye çalışırken, herhalde başka gazete görüntüleri ve büyük olayları unutmuş olmalı!

1-ABD Başkanı Obama’nın, kendisiyle konuşurken elinde ‘beyzbol sopası’ ile çektirdiği fotoğraf çok canlı olarak belleklerde duruyor.

2- Esad ile can ciğer aile dostu iken, bir gece ABD’den gelen öneri(!) ile, ertesi sabah Esad’a düşman olunmasındaki Amerikan sevgisi hiç unutulur mu?

3-Büyük Ortadoğu Projesi’nin “Eşbaşkanı” olmak, ABD’nin Ortadoğu projesinin uygulayıcısı değil de nedir?

4- Dün Irak’ta 1.5 milyon Iraklının, bugün de Suriye’de 700 bin Suriyelinin ölümünden suçlu olan ABD’nin en büyük yardımcısı yoksa Uganda Cumhurbaşkanı?

5- Ege Denizinde bulunan 18 ada, Yunanistan Ordusu’nun karargahı haline geldi. Türkiye Cumhuriyeti orada Yunan egemenliğine teslim olmuş durumda kılını kıpırdatmıyor. Nasıl olur da, böylesi bir yönetimin başı, Kıbrıs Fatihi onurlu Ecevit’e dil uzatabilir? Buna vicdanlar susabilir mi?

ECEVİT VE ABD: İKİ ANI

2002 yılında, rahmetli Ecevit’le birlikte Kars’tan dönüyorduk. Rahşan Hanım dahil altı kişi güzel bir sohbet içindeydik. Bülent Bey ise, dalgın bakışlarla uçağın penceresinden dışarıyı seyrediyordu. Yüzünde –son zamanlarda azalmaya başlayan- tikleri artmıştı. Sohbetin neşesinden cesaret alarak;

“Efendim, neden bize katılmıyorsunuz?” diye sordum.

Her zamanki nezaketiyle; “Kusura bakmayın,” dedi ve bir açıklama yapma gereği duydu.

“Şimdi Ankara’ya dönüyoruz ve beni kimler bekliyor biliyor musunuz? ABD Büyükelçisi ile birlikte Amerikan Senatörlerinden bir grup. Irak’a girmeleri için Türkiye’nin Güney sınırına yerleşmek ve oradan Irak’a girmek istiyorlar.”

Biraz düşündükten sonra kararlı bir sesle;

“Buna izin vermeyeceğim, çünkü Amerika girdiği yerden çıkmaz. Bir şekilde kendisine bağlar!”

Daha sonra böyle bir savaşta çok sayıda Iraklının öleceğini, ölecek olan Amerikalı askerlere de yazık olacağını söylemişti. Nitekim 6000 Amerikan askeri orada can verdi.

BİR BAŞKA ANI İLE BİTİRELİM

2002 yılında, Ankara Gazi Orduevi’nde yüksek düzeyde bir resepsiyon vardı. Rahmetli Ecevit, hükümet adına benim katılmamı istedi. Gittiğimde beni, kuvvet komutanları ile ABD Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı’nın (veya yardımcısı) bulunduğu masaya aldılar. Güzel Türkçe konuşan Amerikalı, bana bakmadan komutanlara heyecanla, neden Irak’a girmelerinin şart olduğunu(!) anlatmaya çalışıyordu.

Konuyu anladıktan sonra araya girdim ve Amerikalı yetkiliye gülerek;

“Bu konuyu bir kişiye danışsanız ve onu dinleseniz, sanırım ülkeniz için çok yararlı olur!” dedim.

“Kimden söz ediyorsunuz?” diye sorunca da; “Ecevit,” yanıtını verdim.

Amerikalının bana bakışını ve verdiği yanıtı yaşamım boyunca unutmadım.

“Hangi Ecevit?” diye sormuş ve hemen ardından “Ecevit diye biri yok,” diye yanıt vermişti.

Karar belli olmuştu.

Erken seçim kararı alan Devlet Bahçeli’nin de büyük katkıları ile, ABD, Ecevit’i siyaset sahnesinden sildi.

Ve ABD, Ecevit’in yerine Recep Tayyip Erdoğan’ı getirdi.İşte bu Erdoğan çıkıyor, yurtsever Ecevit’in milliyetçiliğini tartışıyor ona dil uzatıyor!

http://odatv.com/buna-izin-vermeyecegim-amerika-girdigi-yerden-cikmaz-1410171200.html

Posted in SİYASİ TARİH | Leave a comment

SAHİ BİZ ATATÜRK’Ü ÖĞRETİYOR MUYUZ?

Nusret Kebapci
13.10.2017

SAHİ BİZ ATATÜRK’Ü ÖĞRETİYOR MUYUZ?

Müfredattan Atatürk’ün çıkarıldığı eleştirilerine karşı “Biz Atatürk’ü 1.sınıftan itibaren öğretiyoruz” diyorlar ya…

Peki, gerçekten Atatürk öğretiliyor mu? İşte orası çok önemli…Şöyle bir düşünün, yıllardan beri yani neredeyse son 30 yıldır ders kitaplarında Atatürk’e ait ne öğrendik…

Tamam…

Pembe panjurlu iki katlı bir evde doğduğunu hepimiz biliyoruz diyelim…
Hatta kız kardeşiyle birlikte dayısının bahçesinde karga kovaladığını da…

Ama ya sonrası, isterseniz 1. dünya Savaşı’ndan başlayalım, Çanakkale Savaşı’nda Alman komutanlara rağmen üstün basarı göstererek savaşı kazanmamızı sağladığını kaçımız biliyoruz?

Biliyor olsaydık…
Atatürksüz Çanakkale Zaferi kutlamalarına kim itibar edebilirdi ki…

Gelelim Kurtuluş Savaşı’na…Ders kitaplarının hangisinde; Kurtuluş Savaşı için millet örgütlenmeye çalışılırken, Sarayın; “Yunanlıların Millicilerden daha iyi olduğunu” anlatıp halkı Kuvayi Milliye’ ye karşı ayaklanmaya çağıran fetvaları bulunuyor…

Ya da Derviş Mehmet’in Kubilay’ı nasıl kestiğini anlatan herhangi bir metin…

Sahi…
Şeyh Sait ve Seyit Rıza olaylarının amacının ne olduğu…Sevr’den bu yana emperyalistlerin büyük Kürdistan kurma çalışmaları nerede yazmaktadır?

Bundan vazgeçtim…
Hani üzerine sıkça laf ediyoruz ya, neden öğrencilere bugüne kadar Sevr…
Mondros…Lozan Anlaşmaları ek kitap olarak verilip okunması sağlanmaz, üzerinde tartışılmaz da…

Hemen her gün bir sürü uydurma bilgilerle kafa karıştırılmasına seyirci kalınır…

Sahi neden?
Topraklarımızın bir bölümünün Ermenistan, bir bölümünün Kürdistan olması için, ta o zamandan beri birilerinin emperyalistlerin desteğiyle neler yapmaya çalıştıkları hiç öğretilmez?

Ya

Cumhuriyetle birlikte yapılmasına başlanılan Devrimlerin tümünün; Osmanlıdan kalan çeşitli etnik ve dini kimliklerden tek bir ulus yaratmak için gerçekleştirilip…

Aynı dile…
Aynı tarihe sahip bireyler olmamız için çabalandığını…Öğrencilerimize ortak milli duygu kazandırmak için eğitimin dini vakıf ve kuruluşlardan alındığını kim biliyor?

O halde söyleyin…

Kılık ve Kıyafet Devrimi’nin de amacı; toplumda farklı dini kıyafetlerin toplumu tarikat ve cemaatlere böleceği düşüncesinden hareketle sokakta yasaklayarak toplumu ulus kimliğinde bir araya getirmek değil midir?

Bugün de…

Tarikat ve cemaat kimliğini öne çıkartıp bunun kılık ve kıyafetleriyle kamuya ve okullara sokulması için çaba harcayanların Türk kimliğine düşman olmaları sadece tesadüfle açıklanabilir mi?

Ya Şapka Devrimi’nin sadece meclis ve kamuda o da sadece kamunun halk nezdinde tarafsızlığını ifade etmek amacıyla zorunlu tutulduğunu kaç kişi bilmektedir?

Yani uzun sözün kısası; çok uzun zaman var ki biz Atatürk’ü gerçek anlamıyla hiç öğretmedik…

Hem öğretmiş olsaydık…
Bu gün FETÖ…

Yarın hangisinin yabancı devletlere hizmet edeceğini bilmediğimiz bir sürü milli bilinç ve duygudan yoksun tarikat ve cemaatlere eğitim teslim edilebilir miydi?

Tabi o işin ayrı bir yanı ama bilinmesi gereken bir şey var, o da ulus kimliği yok etmeden…Toplumu etnik ve dini kimliklere ayıracak federatif bir başkanlığın başka bir yolu yok…

13–10–2017
Nusret KEBAPÇI

Posted in ATATURK | Leave a comment

BOP * ORTADOĞU – BÖLÜCÜ KÜRTÇÜLÜK – MOSSAD *** “KAK MESUD”DAN “ZİKREŞ MESUD”A

Mustafa Barzani ve MOSSAD eski başkanı Meir-amit 

www.gggurses.com

TARİH VE UNUTULANLAR
KENAN MUTLU GÜRSES
30 Eylül 2017

“KAK MESUD”DAN “ZİKREŞ MESUD”A

İnsanlar, olaylar karşısında nasıl karar vereceklerine kolaylıkla karar veremezler. Olaylara bakarak yürüdükleri yol da çok defa beklenenin gerisinde de kalabilirler. Bu açmaz, zaman, zemin ve genellikle olayların farklı farklı oluşundan kaynaklanır. Toplum ise; olaylara tarafsız gözle baktığında, özellikle milli meselelerde özel bir duyarlılık gösterir. Yönetenler, yani devletin, olaylara bakarak beklenenin gerisinde kalamayacağı gibi milli meselelerde açmaza sürüklenemez.

Türkiye’nin son on beş yılda, özellikle dış politikada izlediği yol sade vatandaşın ve beklenenin çok gerisinde kalmıştır. Özellikle Irak üzerinden meseleye baktığımızda her şey önümüze dökülmektedir. “kişi laik olmaz, devlet laik” olur denilirken, mezhep ağırlıklı, tarikat bakışlı, Sünni-Şii çizgisinde ki zikzakların, karşılaştığımız tabloda ki yanlışlığı da apaçık ortaya çıkmıştır. Dilimize pelesenk ettiğimiz “yanlış hesap, Bağdat’tan döner” atasözüne rağmen; diplomasi dilini bir tarafa bırakarak “rast” makamında “bir gece ansızın gelebilirim” denilirken, birileri de “nihavent” makamında “bekledim de, gelmedin” diyebilir!

Bir teröriste, bir eşkıyaya neden bu kadar taviz verildi? Neden bu kadar içli-dışlı olundu? Irak merkezi hükümeti ile neden ters düşüldü? “Arap Baharı” neden yaza kavuşmadı? “Irak’ın toprak bütünlüğünü korumak” ifadesi, neden sıradan bir temenniden ibaret kaldı? Acılarla kıvranan Araplar, Kürtler ve TÜRKMENLER, Büyük Orta Doğu Projesi’nin “hıbarı” mı oldular? Beş milyon insanın düşürüldüğü sefalet, iki milyon insanın ölümü, sadece petrol ve doğal gaz boruları ve vanaları ile mi açıklanacak? Köklü bir devlet geleneği olan İran’la dün değil de bu gün diyaloga girmenin, dün eşkıya ile kapalı/açık anlaşmalar yapmak nasıl izah edilecek? Rusya, ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İsrail’in açıklamalarını hangi kulağımızla dinleyeceğiz? Yoksa aşağıda ki fotoğraflara, uzun uzun bakarak mı?

ABD tarafından, Irak’ın kuzeyinde oluşturulan yeni yapının “Irak Kürdistan’ı” adı altında federe bir yönetim, bir federasyon gibi egemen olması tercih edilirken, biz ne yapıyorduk? Irak’ın kuzeyindeki yapının, sözde Büyük Kürdistan’a doğru yol almasında ABD’NİN adını koymuş olduğu “Irak Kürdistan’ını üzmemek ve besleyip büyütmek için verilen görevlerden, yapamadığımız ne kaldı?

Irak’ın kuzeyinde yıllarca Kürtlerin devlet kurma istekleri, Türkmenlere olan saldırıları arttırmış ve birçok katliam gerçekleşmiş olduklarını nasıl göremedik? Tuzhurmatu (2003), Telafer (2004), Telafer (2005), Musul (2005), Yengice (2006), Karatepe (2006), Kerkük (2006) da yaşanan, bugün de devam eden TÜRKMENLERİ yok etme politikaları karşısında ne yaptık? Türkmenlerin, tapu ve nüfus kayıtları yok edilirken ne yapıyorduk? Kerküklü Türkmenler, Basra, Ramadi ve Tikrit’e doğru bilinçli sürgün edilirken, Türkmen Cephesi’nin binalarına saldırılar devam ederken, biz nerede yaşıyorduk?

3,5-4 milyon Türkmen’in, 60 bin seçmenlik azınlığa düşürüldüğünü nasıl göremedik? Bütün bunlar olurken, referandumun yapılmasını, Kerkük, Musul ve diğer Türkmen şehirlerinin hemen aynı zamanda Işid’den temizlenmesini, dar bir havzaya sıkışmış olmalarına tesadüf mü diye bakacağız? Sözde bu kadar tepkiye rağmen, eşkıya Barzani’nin; “Kasım ayında başkanlık ve milletvekili seçimlerini yapacağız” demesini, biz “saf” insanlar nasıl anlayacak, nasıl yorumlayacağız?

Kaç gündür, Arap, İslam, Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı’nın bin yıllık,1918’den sonra, başka bir kronoloji çıkarıyorum. ”Gülü yâd ettikçe, bülbülün feryadı atar” atasözünü, sonra; Fransız bir (Savoie’lı) köylünün, yüzyıllarca önce “Şu akılsız Fransa kralı biraz işini bilse pekâlâ bizim beyin kâhyası olabilir” dediğini hatırlıyorum… Yirmi sayfalık kronolojiyi burada yazmaktan vazgeçiyorum. Eşkıya Barzani’nin yaptığı referanduma gayrimeşru derken, ayni Barzani’nin, yıllardır Irak Anayasası’na aykırı olarak yaptıklarının, neden dile getirilmediğini merak ediyorum. Yaşayacağımız ilk on yılda, olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum. Meselenin bugünün değil, tarihi derinliği olduğunu hepimizin bildiğine inanarak, başka yorum yapmadan, bir-kaç fotoğrafı bilginize sunuyorum:

Kuzey Irak’ta Barzani’ye verdiği desteğin canlı tanığı İsrailli General Sagi Chori, Kürt devletinin 1960’lı yıllardan itibaren kendi projeleri olduğunu söylüyor:

(Görevi Ortadoğu’yu karıştırmak olan MOSSAD ajanı Henri Levy, Libya, Mısır ve Afganistan’ın ardından Kuzey Irak’ı da iç savaşa sürükledi. Adım adım referandum planını işleten Levy, ekibiyle birlikte Avrupa kaçtı.) (Fotoğraf: Özel Büro)

16 Kasım 2013 Diyarbakır…

Kenan Mutlu GÜRSES

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Bölücü KÜRTÇÜLÜK, BOP, DIŞ POLİTİKA, ORTADOĞU ÜLKELERİ | Leave a comment

CAHİLİYE EĞİTİME DÖRTNALA 3 * Talimat Şöyle ; İMAM HATİP Okullarında ve pansiyonlarda “tefekküre sevk eden ve mefkure oluşturan” mısra, hat, ebru, minyatür, tezhip, ayet ve hadislerle donatılması talimatı verildi. imam hatip okullarının bahçelerine cami yaptırılacak. İçinde özel Kuran okuma odaları da bulunacak okullar, gece gündüz açık olacak * MEDRESELER DİRİLİYOR

YORUM 

Haberin başlığı DÜNYA EĞİTİM SIRALAMASINDA neden sonlarda olduğumuzun açıklamasıdır .Okullara fizik ve kimya labratuarları , çağdaş dünyaya ait bilim ve edebiyat kitaplarının olduğu kütüphaneler , tiyatro salonları , her türlü müzik enstrümanın olduğu çalışma odalarının , kapalı spor salonlarının yapılması gerekirken AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatlarıyla Ensar , Türgev vakıflarının yönetiminde , cemaat gruplarına teslim edilen ve medreselere çevrilen okullarda  eğitimin varacağı nokta budur. Bunun adı CAHİLİYE EĞİTİMİDİR.

Çöktürülen tarımcılık , hayvancılıktan sonra Eğitim de karanlığa teslim edilerek çağdaş dünyadan ve bilimin aydınlığından kopartılmaktadır. Emperyalizim dinCİLİK üzerinden Türkiye’yi ve EĞİTİMİ de teslim almıştır. Hatırlayacaksınız  yakın zamanda yapılmış olan DÜNYANIN GELECEK BİLİM ADAMLARI HANGİ ÜLKEDEN ÇIKACAK sıralamasında Türkiye sonuncudur.

Gelecek kuşaklardan yaratıcı , üretici , keşifçi bilim adamları ve evrensel alanda yer alabilecek sanatçılar , müzik adamları , müzisyenler , ressamlar, yazarlar , Tıp adamları  fizikçiler , kimyacılar çıkmayacak veya ender olarak çıkacaktır. Çıkacak olanlar da  ailelerinin desteği ile çağdaş eğitim alan kişiler olacaktır.

AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’yi çağdaş dünyadan kopartarak arap cahiliyesine taşımaktadır.

Naci Kaptan 


Ozan Çepni
13 Ekim 2017 Cuma

Medreseler diriliyor

Fiziki durumu uygun olan imam hatip okullarının bahçelerine cami yaptırılacak. İçinde özel Kuran okuma odaları da bulunacak okullar, gece gündüz açık olacak.

AKP, talep olmamasına rağmen sayısı giderek artırılan, mezunlarına devlet kadrolarında iş vaadi olmak üzere birçok teşvike rağmen cazibe kazandırılamayan imam hatipler için makyaja gidiyor. Milli Eğitim Bakanlığı, (MEB) Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından imam hatip ortaokulları hedeflerini ve planlamalarının yer aldığı 2017 “vizyon belgesi” açıklandı.

Belgenin sunuşunda devletin milyonlarca lira yatırım yaptığı ancak eğitim kaliteleri ile tartışılmaya devam eden imam hatip okulları için Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz’ın “Yaklaşık bir asırdır ‘İmam Hatip Mektebi/Okulu/Lisesi’ adıyla eğitim sistemimizde yerini alan bu okullarda verilen eğitimin içeriği, halkımız tarafından büyük ilgi görmüş ve markalaşarak günümüze kadar gelmiştir” değerlendirmesi dikkat çekti. Vizyon belgesinde yapılan planlamada imam hatip okullarının medreselere dönüşümünün ilk adımı da atıldı.

Sıcak ve canlı renkli İHL

Belgeye göre imam hatiplerin yapım ve onarımında geleneksel Türk mimarisinden izler yansıtılması, yeni teknoloji ve enerji tasarrufu sağlayacak tasarımlar yapılması ve binaların boyamalarında sıcak ve canlı renkler kullanılması planlandı. Ayrıca Milli Eğitim müdürlüklerine okul ve pansiyonların “tefekküre sevk eden ve mefkure oluşturan” mısra, hat, ebru, minyatür, tezhip, ayet ve hadislerle donatılması talimatı verildi.

Okul bahçelerine cami

Belgenin “Eğitim İçeriğine ve Okul Kültürüne Uygun Eğitim Ortamları” başlığı altında okuldan medreselere dönüşün planları yer aldı. Bu kapsamda bakanlık il müdürlerine, fiziki mekânı uygun olan okulların bahçelerine cami yapılması talimatı verdi. Ayrıca ‘öğrencilerin aidiyet kültürü kazanması için’ okul arşivlerindeki belge ve görsellerin okul müzesinde sergilenmesi, okul pansiyonlarının da öğrencilerin sosyal, sportif, kültürel ve akademik çalışmalarına imkân tanıyıp “aile yuvasının sıcaklığını” hissedebilecekleri şekilde düzenlenmesi istendi.

Bakanlığın vizyonunda desteklere karşın talep görmeyen imam hatipler için ilkokul öğrencilerine propaganda da yer aldı. MEB, Anadolu imam hatip liseleri ve imam hatip ortaokullarının Türk eğitim sistemindeki yeri, eğitim müfredatı ve örnek çalışmaları hakkında ilkokullarda, mayıs ve haziran aylarında tanıtım çalışmaları yapma kararı aldı. Belgede imam hatip okullarının “milli birlik ve bütünlüğü tehdit eden unsurlara” karşı öğrencilerin bilinçlendirilmesi, okul içi ve dışı olumsuz etkenlere yönelik tedbir alınması ve mezunların hangi alanlarda istihdam edildiği, yükseköğretime geçiş ve kendi işini kurma durumu takip edilmesi istendi.

Ders dışında eğitim

Okulların fiziki mekanlarının ders saatleri dışında da eğitim öğretime imkân verecek şekilde planlanmasını isteyen MEB, bu kapsamda imkânı olan okullarda her bir ders için ayrı sınıf oluşturulmasını, her okulda ses sistemiyle beraber U düzenine uygun Kuran okuma odaları ve duvarlarda Kuran kıraati ile ilgili hat ve levhalar bulundurulmasını istedi.

Medrese gibi imam hatip lisesi

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/egitim/844313/Medreseler_diriliyor.html

Posted in DİN-İNANÇ, EĞİTİM, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN * Gülümsemek

Gülümsemek için her zaman bir neden vardır 

Posted in FOTOĞRAFLAR, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment