DEVLETİN KESESİNDEN MÜSRİF OLMAK NASIL BİR ŞEYDİR ? AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Okluk koyuna 300 odalı çok lüks bir yazlık saray yaptırdığı gündeme düştü . Dış borçlar ödenemez duruma gelmişken , işsizlik ve yolsuzlukta dünya sıralamasına girmişken * yoksulluk tavan yapmışken özel plajlı ,iskeleli 300 odalı yazlık saray ancak AKP’nin cumhurbaşkanına yakışır * Arşivden bir hatırlatma ; İşte Tayyip’in saray yavrusu Durmak yok, halkın parasıyla saltanata devam …

DEVLETİN KESESİNDEN MÜSRİF OLMAK NASIL BİR ŞEYDİR ?

Arşivden bir hatırlatma ; İşte Tayyip’in saray yavrusu Durmak yok, halkın parasıyla saltanata devam …

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Okluk koyuna 300 odalı çok lüks bir yazlık saray yaptırdığı gündeme düştü . Dış borçlar ödenemez duruma gelmişken , işsizlik ve yolsuzlukta dünya sıralamasına girmişken * yoksulluk tavan yapmışken özel plajlı iskeleli 300 odalı yazlık saray ancak AKP’nin cumhurbaşkanına yakışır

7 BİN m2 alana yapılan 250 odalı saray yavrusu

Bağlantılı yazı : http://nacikaptan.com/?p=47649

Sözcü
Başak KAYA / ANKARA
6 Mart 2015

İşte Tayyip’in saray yavrusu
Durmak yok, halkın parasıyla saltanata devam

Atatürk Orman Çiftliği’ne yapılan Kaçak Saray’ın arazisi içinde, Erdoğan’ın oturacağı evin inşaatında sona gelindi. İçinde havuz, sauna, masaj odası, şömine, gıda deposu ve 153 metrekarelik mutfağı olan konutta, dev bir kasa için de yer ayrıldı. Kasanın olduğu bölüm, özel bir geçitle yatak odası ve Erdoğan’ın çalışma ofisine bağlandı…

Atatürk Orman Çiftliği arazisine kaçak olarak inşa edilen Cumhurbaşkanlığı külliyesinde yapımı süren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin yaşayacağı konutun inşaatı tamamlanmak üzere. Konutta, yatak odasıyla bağlantılı geçişi olan, çalışma odası büyüklüğünde bir kasa odası yapıldığı da ortaya çıktı. Yatak odasındaki giyinme odasından, çalışma ofisine ve oradan da kasa odasına geçiş yapılabilecek. Bu geçiş koridorunun projeye sonradan eklendiği öğrenildi.

AŞ­ÇI VE Dİ­YE­TİS­YEN­LER İÇİN ÖZEL BÖ­LÜM

Ze­hir­len­me kor­ku­su ya­şa­yan Er­do­ğa­n’­ın mut­fak per­so­ne­li için ge­niş bir alan bı­ra­kıl­dı. Gı­da ana­lizi için alınan cihazlar buraya konulacak.

AİLE BİREYLERİNE ÖZEL KORİDORLAR
Proje ile Ak Saray’ın yanına yeni bir saray yavrusu da ekleniyor. İnşaatı ve iç dekorasyonu süren Saray yavrusunun bir kanadı resmi görüşmeler için diğer bir kanadı ise konut olarak planlanıyor. Pencerelere güvenlik gerekçesiyle kurşun geçirmez cam takılacak. Pirinç ve kristal avizelerin aydınlatacağı Saray yavrusunda da yok yok… Saray yavrusunda, aile yemek odası, aile salonu, TV odası, aile kabul salonu, resepsiyon salonu da olacak. Aile bireylerinin kullanacağı koridorlar da ayrılmış durumda. Misafirler için de yatak odası ve süit odalar bulunuyor.

HA­VUZ­LAR­DAN Bİ­Rİ AÇIK, Bİ­Rİ KA­PA­LI
Sa­ray­da 2 ha­vuz bu­lu­nu­yor. Ka­pa­lı olan 104 met­re­ka­re, açık olan 89 met­re­ka­re. Ay­rı­ca, sau­na, hamam ve ma­saj sa­lon­la­rı da yer alıyor.

ÇİFTE HAVUZ, ÇİFT MASAJ ODASI
Konuta iki havuz da yapılacak. Biri 104 metre kare kapalı havuz, diğeri ise 89 metrekare açık havuz olacak. Açık havuzun çevresi ve üzeri, etraftan görülmemesi için kapatılacak. Her iki havuzda, çocuklar için derinliği az olan bölümler de bulunuyor. Havuza geçiş için alttan bir tünel de yapılacak. Erdoğan’a olası bir gıda suikastına karşı alınan önlemler ve analiz cihazlarının yanı sıra, konutta özel kiler odaları, beş ayrı soğuk hava deposu ile iki kuru gıda deposu da bulunacak. Beş kişilik ‘acil tıp ekibinin’ odaları da bodrum katta bulunuyor. Ayrıca diyetisyen için de bir oda planlandı. Baş aşçı odası ve mutfak personeli için odalar da unutulmamış… Mutfak ise 4+1 normal bir ev boyutunda ve tam 153 metrekare olacak.

ÖZEL Mİ­SA­FİR­LER BU­RA­DA AĞIR­LA­NA­CAK
Er­do­ğan’ın rahatı için “Ai­le ye­mek oda­sı ve ai­le sa­lo­nu­” ya­pıl­dı. Ya­tak oda­sı ile bağ­lan­tı­lı bir de ka­sa oda­sı var. Böylesi görülmedi…

MİMARLAR ODASI: 250 ODASI VAR
Kuaförlerin de bulunacağı konutta hobi salonu, çamaşırhane ile bir de sinema salonu olacak. Fitness, mescit, abdesthane, hamam, şok duş, çiftler için masaj odası, sauna alanları da yer alacak. Mimarlar Odası, 1150 odalı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yanına inşa edilen 7 bin metrekarelik alan üzerindeki Cumhurbaşkanlığı Konutu’nun 250 odalı olacağını açıklamıştı.

BU SA­RAY, ÇAN­KA­YA’NIN YE­Rİ­Nİ ALA­CAK
Cum­hur­baş­ka­nı Er­do­ğan için Atatürk Orman Çiftliği’ne yapılan yav­ru sa­ra­yın yak­la­şık 250 oda­sı var. Mi­ma­ri­si ise Ak Sa­ra­y’­a ben­ziyor.

İH­Tİ­ŞAM VE ŞA­TA­FAT DO­RUK­TA
Ak Sa­ra­y’­da­ki ih­ti­şam, yav­ru sa­ray­da da var. Mer­di­ven boş­luk­la­rı, kat ge­çiş­le­ri bi­le bunu yan­sı­tı­yor.

http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/iste-tayyipin-saray-yavrusu-763265/

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

AKIL FİKİR YAZILARI * EMPERYALİZM

Süleyman Çelik
scelik44@gmail.com
19.06.2017

1960’LARI ÖZLEMEK

Her yıl bir ilimizde yaptığımız sınıf toplantımızı, bu yıl arkadaşımız Ahmet Özdemir ve Sevgili Eşi Necla’nın ev sahipliğinde Edirne’de yaptık.

Ev sahiplerimiz yoğun bir program hazırlamışlardı; Edirne’nin tarihi ve turistik yerlerinden başka Kırklareli- İğneada’ya kadar gezdirdiler bizi. Dönüşte de Gelibolu yarımadasında şehitlikleri ziyaret edip bir gece Gelibolu’da konakladıktan sonra, Tekirdağ üzerinden İstanbul’a geçince tüm Trakya’yı gezmiş olduk.

Ama Trakya’nın, anımsadığımızda içimizi acıtan bir de Batı’sı var. Arkadaşlarımız onu da düşünmüşler ve “Edirne’ye gelince gitmeden olmaz” diyerek Batı Trakya gezisi düzenlemişlerdi. Böylece Dedeağaç, Kavala, Selanik, İşkeçe ve Gümülcine’yi de gezerek tam bir Trakya turu yapmış olduk.

Yaşlılar bir araya geldiklerinde genellikle geçmişlerini anımsar ve özlemle anarlar: “nerede o yıllar!” Sınıf arkadaşları bir araya geldiğimizde, biz de elbette öğrencilik yıllarımızı, yani 1960’ları anımsıyoruz.

EMPERYALİZM 

Birinci Dünya Savaşı öncesinde dünya, sömürgeci ülkeler tarafından paylaşılmıştı. Dünyanın süper gücü İngiltere kendi topraklarının 40, ondan sonra gelen Fransa ise 20 katı kadar sömürgeye sahipti. Küçücük Hollanda ve Belçika gibi ülkelerin bile birçok sömürgeleri vardı.

18. Yüzyılın sonunda bağımsızlığını kazanmış olan ABD ise, “Amerika Amerikalılarındır” diyerek İspanyol ve Portekizlileri Latin Amerika’dan uzaklaştırmış, kendisi sömürmeye başlamıştı.

Sadece Osmanlı, İran ve Çin yarı sömürge durumundaydılar ve işte, dünya savaşları bu ülkelerin topraklarını paylaşmak için çıkarıldı.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Türklerin sömürgecileri yenerek ulusal bağımsızlığını kazanması sömürülen uluslarda büyük heyecan ve umut yarattı. Bunu en güzel Hindistan bağımsızlık mücadelesinin efsanevi önderi Mahatma Gandhi ifade etmiştir: “Mustafa Kemal, İngilizleri yeninceye kadar Tanrıyı da İngiliz zannederdim…” Öte yandan kendileri için çok kötü bir örnek olması nedeniyle emperyalistler Mustafa Kemal’i hiç sevmemişler ve hala da sevmezler.

Çok gelişmiş silahların kullanılmış olması nedeniyle İkinci Dünya Savaşı sonunda, adeta bir “Pirus Zaferi” kazanıldı ve galipler de ağır kayıplar verdiler. Böylece zayıflayan sömürgeciler kendi sonlarını hazırlamış oldular. Bundan yararlanan sömürge halkları, Mustafa Kemal’i örnek alarak emperyalistlere karşı bağımsızlık savaşlarını başlattılar.

Bizim üniversite öğrencisi olduğumuz 1960’lı yıllar bağımsızlık zaferlerinin zirveye çıktığı ve dolayısıyla dünyada solun yükselişte olduğu yıllardı. Avrupa’da, bugünkülere benzemeyen (!) sosyalist ya da sosyal demokrat partiler iktidara geliyorlardı.

Ülkemizde de 1961’de, gelmiş- geçmiş en özgürlükçü ve demokratik Anayasa yürürlüğe girmiş olduğu için sol akımlar güçlenmeye başlamıştı. Öncülüğünü, Atatürk’ün Gençliğe Hitabı ve Bursa Nutku’nu vasiyet kabul eden üniversite gençleri yapıyordu. Hepimiz ulusalcı, antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçı Kemalist solcuyduk.

Emperyalistler gidişten çok rahatsız oldular. Dünyanın en gelişmiş beyinlerini satın alıp kullandıkları için onlarda akıl da çoktur, parada, oyun da. Artık eskisi gibi kaba sömürgecilik yapamayacakları için yeni taktikler geliştirdiler. Klasik yöntemleri olan “böl ve yönet” politikası ile birlikte, darbe ya da seçim hileleri ile işbirlikçileri iktidara getirmeye başladılar.

* * *

Antikomünist olmak milliyetçilik, komünizm dinsizlik ve namus yoksunluğu (şapka hikayesi!) olarak belletilerek, yurtsever ve dindarlar Komünizmle Mücadele Dernekleri altında toplanıp sağ- sol çatışmaları başlatıldı.

Solcuları bölmek için de aralarına ajanlar soktular. “Kemalizm’in burjuva devrimi olduğu, asıl olanın proleter devrim olduğu” propagandası başladı. Böylece solcu gençleri Atatürk’ten uzaklaştırdılar; Maocu, Leninci, Stalinci, Troçkici, Enver Hocacı vb. gruplar türedi. Bunlar da kendi aralarında fraksiyonlara ayrıldılar ve sağcılardan çok kendi aralarında vuruşmaya başladılar.

Kimin eli kimin cebinde belli değildi. Sağcı ve solcu gençlerin birbirlerini öldürmek için kullandıkları Amerikan silahları komünist Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye sokuluyor, öldürülen sağcı ve solcu gençlerden çıkarılan mermi çekirdeklerinin balistik muayenesinde, aynı silahtan çıkmış oldukları saptanıyordu vs…

Emperyalistler yalnız Türkiye’yi değil tüm dünyayı yeniden dizayn ettiler. Örneğin, İsrail’e karşı mücadele eden Filistinli tüm örgütler solcuydu. Hatta bizim solcu gençler bunların kamplarına gidiyor, onlarla birlikte İsrail’e karşı savaşıyorlardı. Emperyalistler bunları Marksizm’den uzaklaştırıp dinci örgütlere dönüştürdü.

Avrupa’da 1960’larda Vietnam savaşını protesto eden ve üniversiteleri işgal eden gençlere karşı Holivut harekete geçirildi, “savaşmayın sevişin” denildi. Hippi modası başlatıldı, gençler uyuşturucu bataklığına itildi. Yeşiller hareketi başlatılarak sosyal demokratlar bölündü…

Bugün Türkiye’de ve başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada yaşananlar; savaşlar, acılar, terör eylemleri vs. hepsinin nedeni, emperyalizmin 1960’larda geliştirmiş olduğu bu yeni taktiğin eseridir.

1960’ları özlemle anımsarken haksız mıyız?

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI, EMPERYALİZM, SÜLEYMAN ÇELİK | Leave a comment

FAŞİZME KARŞI NE YAPTIN ? Suçluyum itiraf ediyorum…

Cumhuriyet
Erdal Atabek
19.06.2017

Suçluyum itiraf ediyorum…

İki insan öldürülüyor.
Görüyorum.
Seyrediyorum.
Öyle basit bir seyir değil elbette, üzülüyorum.
Üzülüyorum ama üzüntüm kahvemi içmemi engellemiyor.
Ben kahvemi içiyorum. Çevremdeki insanlar da kahvelerini içiyor.
Konuşuyorlar, gülüşüyorlar, okuyorlar.
Kalkıp gidenler var, Yeni gelenler var.
Yaşam devam ediyor, öyle mi?
Ama ölüm orucunda olan iki kişi için yaşam devam etmiyor.
Nuriye Gülmen-Semih Özakça.
Onlar da aylar öncesinde çevrende gördüklerin gibiydi.
Akademik ortamda çalışıyorlardı.
İşlerini yapıyorlardı, belki kahvelerini içiyorlardı.
Sonra, işlerinden atıldılar. Binlercesi gibi.
İşsiz, yetkisiz, unvansız kalıverdiler.
Ama onlar bu haksızlığa direndiler.
Ölüm orucuna yattılar.
Bu nedenle de tutuklandılar.
Sen seyrettin dostum.
Siz seyrettiniz.
Vah vah dediniz, bu ne haksızlık dediniz ama işte o kadar.
“Ne yapabilirdim?” diyorsunuz, duyuyorum.
Ne mi yapabilirsiniz? Onu siz bileceksiniz.
Bu cinayeti önlemeniz gerekirdi.
Çünkü, bu cinayettir.
Katilleri durdurmanız gerekirdi.
Durdurmanız gerekirdi.
Öyle kenardan bakıp da vah vah demekle olmazdı.
Yapmadın. Yapmadınız. Yapmıyorsunuz.
Bak, sayayım.
Ergenekon-Balyoz sürecinde kaç kişi kendini öldürdü?
Van Üniversitesi Genel Sekreteri’ni hatırlıyor musun?
Rektörle birlikte tutuklanmıştı. Hapishanede intihar etti.
Cinayetti.
Sen o cinayetin suç ortağı olmuştun.
Elbette, sen yapmamıştın.
Hatta kınamıştın.
Üzülmüştün.
Ama başka bir şey yapmamıştın.
Gene “Ama ne yapabilirdim ki?” deme.
Ne yapacağını sen bileceksin.
İntiharlar, haksız tutuklamalar, yıllarca hapiste kalmalar.
Say bakalım, beş sene hapis kaç gün eder?
Çarp şimdi 365 kere 5 ne eder? 1825 gün eder.
5 yıl hapiste kalan bir insanın hayatından 1825 günü çaldılar.
Kaç kişi binlerce gün hapis yattı? Hesabını tuttun mu? Tutmadın.
Sen başını iki yana salladın, vah vah dedin, kahveni içmeye devam ettin.
İyi de ne yapsaydım? Ölse miydim?
Bilmem de, içimden keşke ölseydin demek geliyor. Ama biliyor musun?
Sen ve senin gibiler belki de ölüsünüz.
Soluk alıp veren ölüler.
Kahve içip vah vah diyen ölüler.
Günlük alışverişlerini yapan, dedikodularını yapan ölüler.
Tatil yerlerinde günlerini geçiren ölüler.
Akademilerinde derslerini veren, sınavlarını yapan ölüler.
Yazılarını yazıp işini yaptığını sanan ölüler.
Ölüsünüz siz.
Kentleriniz ölü. Yollarınız ölü. Saray’larınız ölü. Her şeyiniz ölü.
Sadece doğa canlı. Ağaçlar, bitkiler, çiçekler, meyveler.
Doğadaki hayvanlar canlı.
Onun için öldürüyorsunuz onları. Ağaçları kesiyorsunuz.
Zeytinleri yok ediyorsunuz.
Ölü nesneleri seviyorsunuz.
Ölü nesneleri satıyorsunuz, alıyorsunuz, giyiyorsunuz, takıyorsunuz.
Çünkü ölüsünüz.
Tek tük canlı kalmış aranızda. Bunlara karşı çıkan. O kadar.
Sen suçlusun. Kendini onlardan sayma.
Keşke ölü olsaydın, ama değilsin ve hesabını vereceksin.
Hesap? Nedir o?
Cezan. Cezan. Suçlusun. Cezanı çekeceksin.
Olur, çekerim, neymiş cezam?
Cezan mı?
Cezan mutsuzluk.
Mutsuz olacaksın.
Suçluluk duyacaksın.
Cinayeti görüyorsun.
Önleyemiyorsun.
Suçlusun.
Suçluluk duyuyorsun. Suçluluk duyacaksın.
Ödeşemeyeceksin.
Cezan mı nedir?
Bak, cezan, kendi hapishanende yaşamaktır.
Kendi hapishanem mi?
Evet, kendi kendini hapsetmen.
Suçluluk duygusu senin zincirlerindir.
Vicdanın yaralı, kanıyor. Bu da ayağındaki prangadır.
İşe yaramadığın için utanıyorsun.
Bu utanç da boynundaki demir laledir.
Cezan budur suçlu.
Bu cezanı yaşadığın sürece çekeceksin.
Hiç kurtuluşum yok mu?
Var elbette.
Ölümünden yeniden yaşamaya dönersen, evet, kurtuluşun var.
Onu isterim. İstiyorum.
O zaman, işte o zaman, yeniden başlayacaksın.
Sen Nuriye Gülmen olacaksın.
Sen Semih Özakça olacaksın.
Bu haksızlıklara karşı çıkacaksın.
Ayağa kalkacaksın.
Kahveni bir yana iteceksin.
Ortaya çıkacaksın.
Katillerin yüzüne haykıracaksın.
“Siz, Sizler hepiniz katilsiniz” diye bağıracaksın.
Sen, “yanılmışım” deyip devam eden.
Sen, “Ben değildim” diyen yalancı.
Sen, “Yalan belgelere sığınan yetkili”.
“Hepiniz katilsiniz. Cinayeti sizler işlediniz” diyeceksin.
Sürü olup sana saldıracaklar.
Seni dövecekler. Seni vuracaklar. Seni öldürecekler.
O zaman. İşte o zaman, kurtulacaksın.
O zaman yaşayacaksın.
Son insan kalıncaya kadar yaşayacaksın. Duyuyor musun?
İnsan olarak yaşayacaksın.
Ancak o zaman.
Sonsuza kadar. Onurunla.

Posted in FAŞİZM, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ | Leave a comment

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan dünyanın en müsrif ve masraflı Başbakan/Cumhurbaşkanıdır *** Şimdi de 300 odalı yazlık saray yaptırıyor * Toplam 113 bin 443 metrekarelik alanı kapsayacağı belirtilen proje kapsamında, 15 bin 295 metrekarelik alanda mega ve süper yatların yanaşabileceği iki ayrı iskele, plaj ve dolgu yapılması planlanıyor. Hızla devam ettiği belirtilen inşaat çalışmaları kapsamında yaklaşık 11 bin metrekarelik deniz yüzeyi de doldurulacak. Buna göre 3 bin 600 metrelik kumsal oluşturulurken, geri kalan yaklaşık 7 bin metrekarelik deniz yüzeyi ise kum ya da çakıl ile doldurulacak.

Bağlantılı yazı ; http://nacikaptan.com/?p=47670

Yusuf Yavuz
Odatv.com
15.06.2017

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 300 odalı yeni sarayı

Özal’ın mütevazı 4 oda, bir salon yazlık konutu yıkıldı, Erdoğan ailesine 300 kişiyi aynı anda ağırlayacak, 400 personelin barınacağı görkemli bir yazlık saray inşa ediliyor

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın dinlence yeri olarak kullandığı Marmaris Okluk Koyu’ndaki 4 oda, 1 salondan oluşan 230 metrekarelik Cumhurbaşkanlığı konutu yıkılarak yerine görkemli bir yazlık saray yapılıyor. Doğal sit alanı ve ÖÇK Bölgesi olarak koruma altında bulunan bölgede yer alan koyda inşasına başlanan yazlık sarayda 300 kişi aynı anda konaklayabilecek. Üç hilal şeklinde bir kumsalı da içeren proje için mega ve süper yatların yanaşabileceği iki iskele ve deniz içinde sabit bungalovların inşa edilebilmesi için yaklaşık 11 dekarlık deniz alanı doldurulacak. Muğla Çevre Platformu üyeleriyle birlikte Meclis’te basın toplantısı düzenleyen CHP Muğla Milletvekili Akın Üstündağ, “Yazlığın yapımı yasal değil. Koy balıkçılığa bile kapalı. Hukuk dışı mevzuata aykırı yazlık sarayı durdurun. Bu bölgeye uygun olmayan yazlık kaçak sarayın yapılmasına engel olacağız” diye konuştu.

ÖZAL’IN YAZLIĞI YIKILDI, ERDOĞAN’A YAZLIK SARAY YAPILIYOR

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, alışılmış devlet adamı görüntülerinin dışında, şortlu ve bornozlu fotoğraflarıyla hafızalara kazınan Marmaris’teki Okluk Koyu, bundan böyle iskelelerinde lüks yatların demirlediği görkemli bir yazlık saraya ev sahipliği yapacak. Cumhurbaşkanlığı için için inşa edilen 4 oda, 1 salondan oluşan ve toplam 230 metrekarelik yazlık konut yıkıldı, yerine ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve misafirlerini ağırlayacak olan görkemli bir yazlık saray inşa ediliyor.

MUÇEP VE CHP’Lİ ÜSTÜNDAĞ MECLİSTE GÜNDEME GETİRDİ

‘Yazlık Saray’ ifadesinin sahibi ise CHP Muğla Milletvekili Akın Üstündağ. Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) üyeleriyle birlikte önceki gün TBMM’de bir basın toplantısı düzenleyen CHP’li Üstündağ, seçim bölgesinde yapılması planlanan yıkım projeleri ve bunların neden olacağı tahribatlara ilişkin endişeleri basın mensuplarıyla paylaştı.

TARİH, DOĞA VE TARIM TERMİK SANTRAL TEHDİDİ ALTINDA

Muğla’nın Yatağan ve Milas ilçelerinde bulunan mevcut termik santrallerin özelleştirildiğini ancak iki ilçede de yeni termik santrallerin inşa edilmesinin gündemde olduğunu vurgulayan Üstündağ, antik kentlerin, ormanlık alanların ve zeytinliklerin tehdit altında olduğuna dikkati çekerek, Yatağan ve Milas’taki termik santral projelerinden derhal vazgeçilmesini istedi ve ekledi: “Hiç bir şey insan yaşamından daha kıymetli değildir.”

ERDOĞAN’A ‘300 ODALI YAZLIĞI NE YAPACAKSIN?’ SORUSU

Basın toplantısında Marmaris’te Cumhurbaşkanlığı tarafından ikinci bir kaçak sarayın yapımına başlandığını dile getiren Üstündağ, uzaydan bile göründüğünü belirttiği yazlığın inşa edildiği alanın imara açık olmadığını öne sürerek, “400 çalışanı olacağı belirlenen bir yazlık. Denize dolgu yapılarak bu kaçak sarayın önüne, iskeleye yatların demirlemesi planlanıyor. Soruyorum: 300 odalı yazlığı ne yapacaksın? Sen bu sarayda bütün sülaleni mi tatil yaptıracaksın yoksa çoluk çocuğu çok olan Katar prenslerine mi tatil yaptıracaksın? Mega yatlar kimin için yapılıyor? Katar’ın zengin Arap şeyhlerinin yatları mı demirleyecek buraya?” diye konuştu.

‘ALAN SİT OLMAKTAN ÇIKARILMIŞ’

Okluk Koyunun birinci derece SİT alanı olduğunu da anımsatan Üstündağ, “500 metre mesafede planlama yasak buna rağmen inşaat başlamış yüksek duvarlar örülmeye başlamış. Özellikle adrese teslim bir plan değişikliği olduğunu gösteren en önemli nokta ise yazlık sarayın olduğu Gökova 1/ 25 bin planda değişiklik yapılmış ve SİT alanı olmaktan çıkarılmış. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluruyla tescil edilmiş durumda. Niye o kadar yer varken özellikle Gökova bölgesi yazlık sarayın olduğu bölge tescil ediliyor. Bu kamuoyundan özellikle kaçırılıyor. Bunun nedeni yazlık sarayın bir an önce yapılmasını sağlamaya yöneliktir” iddiasında bulundu.

‘YAZLIK KAÇAK SARAYA ENGEL OLACAĞIZ’

Yasal olmadığını öne sürdüğü yazlık inşaatının çevreye de zararlar verdiğini kaydeden CHP Muğla Milletvekili Akın Üstündağ, “Söz konusu alanda yapılaşma yasa dışıdır. Koy, balıkçılığa dahi kapalı. Biraz ilerisi Akdeniz foklarının yumurtlama alanıdır. Yazlığı çevreleyen yüksek duvarlar uzaydan dahi görülme durumundadır. Buradan sesleniyorum: Hukuk dışı mevzuata aykırı yazlık sarayı durdurun. Doğaya zarar veren yapılaşmayı ve çevre katliamını durdurun. Bu çevre katliamını engelleyecek her türlü yasal girişimi yapaya kararlıyız. Bu bölgeye uygun olmayan yazlık kaçak sarayın yapılmasına engel olacağız” diye konuştu.

YAZLIK SARAYLA İLGİLİ SÜREÇ NASIL İŞLEDİ?

Tam adı ‘Marmaris Cumhurbaşkanlığı Devlet Konukevi Dolgu ve İskele Projesi’ olan yapılaşmayla ilgli ÇED süreci için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 28 Şubat 2017 tarihinde ‘ÇED Nihai’ kararı verildi ve ardından inşaat çalışmalarına başlandı.

HAZİNEYE AİT ARAZİ, KASIM 2016’DA TAHSİS EDİLDİ

Projeyle ilgili hazırlanan tanıtım dosyasında 30 milyon TL bedeli olduğu belirtilen Cumhurbaşkanlığı yazlığı için Marmaris’e bağlı Karaca Mahallesi, Küçükokluk mevkiinde mülkiyeti hazineye ait olan 644 parsel numaralı arazi, Kasım 2016’da “Cumhurbaşkanları ve Misafirleri için Dinlenme Yeri Olarak Kullanılmak Üzere” Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne tahsis edildi.

CUMHURBAŞKANLIĞI YAZLIĞI BİTTİĞİNDE NASIL OLACAK

Proje tanıtım dosyasının eklerinde yer alan görsellerde ise inşaat tamamlanınca nasıl bir yazlık sarayın ortaya çıkacağı görülüyor. Eski sadeliğinden eser kalmayan Cumhurbaşkanlığı yazlık konutunda, deniz içerisinde lüks bungalovlar, yeme içme ve dinlenme üniteleri yer alıyor.

İŞTE ERDOĞAN AİLESİNİN YENİ YAZLIK SARAYININ AYRINTILARI

Toplam 113 bin 443 metrekarelik alanı kapsayacağı belirtilen proje kapsamında, 15 bin 295 metrekarelik alanda mega ve süper yatların yanaşabileceği iki ayrı iskele, plaj ve dolgu yapılması planlanıyor. Hızla devam ettiği belirtilen inşaat çalışmaları kapsamında yaklaşık 11 bin metrekarelik deniz yüzeyi de doldurulacak. Buna göre 3 bin 600 metrelik kumsal oluşturulurken, geri kalan yaklaşık 7 bin metrekarelik deniz yüzeyi ise kum ya da çakıl ile doldurulacak.

KIYI YAPILARI İÇİN BETON KULLANILACAK

Projeyle ilgili ÇED raporunda, inşaat sürecine ilişkin şu bilgilere yer veriliyor: “Kıyı yapıları için gerekli olacak usturmaça, babalar ve merdivenleri içerecektir. Kıyı yapılarının genişliği arttırılabilecektir. Proje kapsamında inşa edilecek krişler, kazıklar, platformlar vb. elemanlar betondan üretilecektir. Bu tarz ekipmanlar alan dışında üretilip getirilecektir. Bu elemanların dışında inşaat faaliyetleri sırasında elemanların birbirine sabitlenmesi ve benzeri işlemler için de betona ihtiyaç duyulacaktır. Proje alanı içerisinde beton santrali kurulmayacak olup beton ihtiyacı piyasadan satın alma yolu ile temin edilecektir.

İNŞAAT AŞAMASININ 9 AYDA BİTİRİLMESİ PLANLANIYOR

Proje alanında inşaat aşamasında 9 ay, ayda 25 gün, günde 10 saat 1 vardiya olarak üretim faaliyetleri gerçekleştirilecektir. Planlanan plaj içerisinde güneşlenme ve dinlenme amaçlı bungalovlar yer alacaktır. Bungalovların ucunda iskeleler yer alacaktır.

ARALIK 2016’DA PLAN DEĞİŞİKLİĞİ YAPILDI

Proje alanı; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğünün 06.12.2016 tarih ve 12574 sayılı OLUR’u ile onaylanan ve 30.01.2017 tarih ve 1107 sayılı OLUR’u ile kesinleşen Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesine ait Çevre Düzeni Planı değişikliği ile, ‘Kamu Hizmet Alanı’, ‘Yat Yanaşma Yeri’ ve ‘Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları’ kapsamına alınmıştır.

ZARAR GÖRECEK CANLILAR DAHA UYGUN ALANLARA GİDECEK

Sucul flora ve fauna türleri açısından bakıldığında, denizde yapılacak dolgu faaliyetleri ile birlikte bir miktar habitat kaybı olması muhtemeldir. Sucul fauna türleri nispeten daha hareketli olduklarından, inşaat sırasında yaşam alanlarını terk edecekler ve daha uygun alanlara gideceklerdir.”

http://odatv.com/iste-cumhurbaskani-erdoganin-300-odali-yeni-sarayi-1506171200.html

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

HÜKÜMET ASKERLERİMİZİN DEFALARCA ZEHİRLENMESİNE NEDEN KAYITSIZ ? *** Rota Yemekçilik’i kimler, neden koruyor?

Çiğdem Toker
18 Haziran 2017 Pazar

Rota Yemekçilik’i kimler, neden koruyor?

Bir değil, iki değil.
Son 24 gün içinde Manisa’da, üçüncü toplu asker zehirlenmesi vakası yaşanıyor.
İlki: 23 Mayıs 2017 – 1. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı Albay Arif Seyhun Kışlası’nda 1046 asker gıda zehirlenmesiyle hastaneye kaldırıldı. Er Hüsnü Özel yaşamını kaybetti. Evet, bu çağda gencecik bir asker, sağlık koşullarını taşımayan karavana yemekten öldü.

İkincisi: 27 Mayıs 2017 – Kırkağaç 6. Jandarma Komando Er Hüsnü Özel Eğitim Alayı’nda 70 asker gıda zehirlenmesiyle hastaneye kaldırıldı.

Üçüncüsü: 16 Haziran 2017 – Manisa General Seyfettin Çalbatur Kışlası 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda yine gece yaklaşık 50 asker gıda zehirlenmesi belirtisiyle hastaneye gitti.

CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, bu rezilliğin yakın takipçisi.
Her seferinde hastaneye askerlerin ziyaretine gidiyor. Açıklamalar yapıyor. Elindeki bilgileri kamuoyuyla paylaşıyor. Biçer’in verdiği bilgiye göre, 23 Mayıs ve 16 Haziran’daki zehirlenme olayında askerlere yemek tedariki yapan aynı firma:

Rota Yemekçilik Ticaret A.Ş.
Biçer, cuma gecesi hastane önünde yaptığı açıklamada, Milli Savunma Bakanlığı’ndan hâlâ bir ses çıkmayışını, hiçbir şey olmamış gibi şirketle sözleşmenin feshedilmemesini sorguladı: “Sözleşme feshedilse, böyle bir olay yaşanmayacaktı” dedi.

Rota Yemek’e biraz baktık.
Bundan dört yıl önce Diyarbakır’da Veysi Avşar tarafından 100 bin TL sermaye ile kurulmuş.İki yıl önce HDP Milletvekili Levent Tüzel, Dicle Üniversitesi’nde bu şirketin faaliyetleriyle ilgili ciddi sorular içeren bir soru önergesi vermiş. Fakat önerge cevaplanmadığı gibi, bu önergenin haber linkleri de uçmuş…! (Tüzel’e ulaşamadım.)

Bir yılda 20’ye katlanan sermaye
Rota Yemekçilik’e kuruluşundan sonra Osman Avşar da ortak olmuş. Bir yıl içinde sermayesini 2 milyon TL’ye çıkarmış. 2014’te şirket merkezini Ankara’ya taşımış.

Şirket sermayesi iki ay önce 7 milyon TL’ye yükselmiş. Şirket yönetimi, Veysi Avşar, Osman Avşar, Ahmet Türkmen isimleri arasında gidip geliyor. Şu anda Veyşi Avşar ile Osman Avşar eşit ortak. Şirket web sitelerinde Türkiye’nin büyük metropollerinde devlet daireleri, askeri birimler, hastaneler, okullar, üniversiteler, fabrikalar, şantiyeler, havayolu ikram hizmetleri verdiklerini gururla anlatıyorlar.

BirGün 19.06.2017

(İki yıl önce de Maliye Bakanlığı’ndan 11 milyon TL’lik iş almışlar.)
Rota Yemekçilik’in AKP iktidarı ve bakanlıklar açısından önemli ve etkili bir ikili olduğu anlaşılıyor. Bunca ana kuzusu asker zehirlenmesine karşın neden korunduklarının cevabı ortaya çıkarsa pek çok şey aydınlanacaktır. Fakat Rota Yemekçilik belli ki askerlerin zehirlenmesinden değil de, “yandaş şirket” haberlerinden rahatsız olmuş.

Manisa’daki asker zehirlenmelerini duyuran internet sitelerinin tamamına erişim engeli getirilmiş. Hepsine. “Manisa’da ne olmuş?” diye merak edip internete girdiğinizde haber bulmanız biraz zor. Karşınıza hemen sulh ceza hâkimliğinin erişim engelleme kararı çıkıyor.

Rota Yemekçilik bu engelleme talepleriyle, sebep oldukları zehirlenme olaylarını mı karartmaya çalışıyor, yoksa yandaş olmadığı mesajını mı vermeye çalışıyor? Rota Yemekçilik’e buradan bir çağrıda bulunuyorum, Kolaysa, bir erişim engeli talebini de Ticaret Sicili gazetesi için getirin. “Ciheti askeriye” bakımından ayrıcalığınızı henüz bilmiyoruz.

Fakat zenginleşme öykünüz sicil sayfalarında duruyor.

Posted in TSK, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

FAŞİZME KARŞI DEMOKRATİK DİRENİŞ *** BU TUTUKLAMA bir SİYASAL CEZALANDIRMA EYLEMİDİR ve bugün SESSİZ KALAN HERKESE SIRA GELECEKTİR.

BU TUTUKLAMA bir SİYASAL CEZALANDIRMA EYLEMİDİR
ve bugün SESSİZ KALAN HERKESE SIRA GELECEKTİR.

Ümit Özdağ

CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun TUTUKLANMASI bir milletvekilinin tutuklanmasının ötesinde parlamenter demokrasiyi savunan MUHALEFETİN çok yönlü BASKI ALTINA ALINMASI doğrultusunda en somut girişimdir.

TUTUKLAMANIN AMACI muhalefete yönelik yıldırma politikalarını yoğunlaştırmak ve adeta kurulmak istenen ERDOĞANOKRASİ düzenine karşı çıkanlara ağır GÖZ DAĞI VERMEKTİR.

Bu tutuklama 16 Nisan’da gerçekleşen KİRLİ REFERANDUM sonrasında önümüzdeki dönemde yapılacak başkanlık seçiminin de bir KİRLİ SEÇİM olarak yapılmak istendiğini ortaya koymaktadır.

Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını BAŞKA muhalefet MİLLETVEKİLLERİNİN haksız, hukuksuz TUTUKLANMASININ İZLEMESİ büyük bir ihtimaldir. Bu tutuklama, Erdoğan’ın kurmak istediği kültürel ve sosyal iktidarı, toplumun tamamına DAYATMA GİRİŞİMİNİN de İLK ADIMIDIR.

ERDOĞAN açıkça “YA BANA ve kuracağım BAASÇI-ELİTİST düzene BİAT edersiniz YA DA HEPİNİZİN HAYATINI terör suçlamasıyla KARARTIRIM” demektedir.

AKP’nin bol paralı FETÖ damatlarının İKAMETLERİ BELLİ gerekçesi ile serbest bırakıldığı bir ortamda bir CHP milletvekilinin kanıta değil EMARELERE dayalı olarak tutuklanmasını hukuk ile izah etmek mümkün değildir.

BU TUTUKLAMA bir SİYASAL CEZALANDIRMA EYLEMİDİR ve bugün sessiz kalan HERKESE SIRA GELECEKTİR.

Berberoğlu’nun tutuklanması, Erdoğan’ın “Bu haberi özel haberi olarak yapan kişi de öyle zannediyorum ki bunun BEDELİNİ AĞIR ÖDEYECEK. Böyle BIRAKMAM ONU” şeklindeki sözünün yargı tarafından emir telakki edildiği ve derhal yerine getirildiği sorusunu akla getirmektedir. Bu durum YARGI BAĞIMSIZLIĞININ değil artık yargının tamamen tükendiğini bir kez daha göstermiştir.

Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasına CHP’NİN tepkisi DOĞRU fakat GECİKMİŞ bir TEPKİDİR. Eğer, CHP, 16 NİSAN 2017 akşamı YÜKSEK SEÇİM KURULU’NUN Anayasa ve yasaları çiğneyen kararı ile REFERANDUMU KİRLETMESİ üzerine gereken tepkiyi BU TARZDA bir EYLEM DÜZEYİNDE ortaya koysaydı, BUGÜNLERE GELİNMEYEBİLİRDİ.

Artık parlamenter demokrasiyi savunan MUHALEFET DUVARA DAYANMIŞ, bundan sonra GERİ ADIM atabileceği bir YER KALMAMIŞTIR.

Parlamenter demokrasiyi savunan milletvekillerinin tutuklanmaya başlamasına karşı EN ETKİN POLİTİK DURUŞUN sergilenmesi bir ZORUNLULUKTUR yoksa YARIN demokrasinin son kırıntıları için bile ÇOK GEÇ OLABİLİR.

Ümit Özdağ

Kaynak Ümit Özdağ’ın Facebook sayfasıdır:

https://www.facebook.com/Ümit-Özdağ-MHP-475824622603117/?hc_ref=PAGES_TIMELINE&fref=nf

Posted in FAŞİZM, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ | Leave a comment

EYYYYYY BAŞKANLAR !!! HEPİNİZ SORUMLUSUNUZ

Naci Kaptan
19.06.2017

EYYYYYY BAŞKANLAR !!! HEPİNİZ SORUMLUSUNUZ

Bu günlerde ben de sade bir vatandaş olarak EYYYYY demek istiyorum .
Ki bu söylem sadece AKP’nin Cumhurbaşkanına ait olmasın …

EYYYYY …

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü ARSLAN
Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit
Danıştay Başkanı Zerrin GÜNGÖR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akarca
Sayıştaş Başkanı Seyit Ahmet BAŞ
HSK Üyeleri
YSK başkanı Sadi Güven

Hepinize kocaman bir afferin !!!

Hepiniz kasabalardan köylerde doğarak Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin sizlere bağışladığı imkanlarla Türkiye Cumhuriyetinin en yüksek makamlarına geldiniz …Ama bu gelişler hakça ve bileğinizin gücüyle , liyakat ve bilginizle olmadı . Siyasi güç hepinizi eleğe koyarak sınadı.

Vereceğiniz kararlarda yasaların değil de otoritenin isteğine uygun olması kuralını kabul edenler elek üstünde kaldı ve makamlara atandı .

Hepinize kocaman bir afferin !!!

El birliğiyle Türkiye’nin hukuk sistemini çökerttiniz.Bu yaptıklarınızı cahil fakat vicdanlı yurtsever bir vatandaş asla yapmaz .

Eyyyy sözde hukukçular Bu yaptığınız aslında anayasal bir suçtur
Kendinize yasaları rehber almak yerine siyasi gücü rehber aldınız.
Yasaların çiğnenmesine el birliğiyle izin verdiniz.

Sizi atayan güç anayasayı çiğnedi , PARLAMENTOYU ASKIYA ALDIM dedi , sesiniz çıkmadı … Laiklik karşıtı odak olmaktan ceza alan bir siyasi parti hepinizi kendi amaçlarına uygun olarak hizaya getirdi.Sizi atayan gücü işlediği suçlar nedeniyle ve şikayet üzerine yargıladığınızda mazlumun değil , sizi atayan gücün yanında haksızca yer aldınız.

İktidarın sopası oldunuz . Muhalifleri sindiren hapse atan , haksız kararlar veren savcı ve yargıçları görevlere atadınız. Mağdurların çığlıklarını duymazdan geliyorsunuz .

Yargıtay Cumhuriyet baş savcısının kim ve nerede olduğunu bilen var mı ? Laik Cumhuriyet ve Anayasa tepetaklak edildi ama Devleti korumakla yükümlü olan savcı bey ÜÇ MAYMUNLARI oynuyor.

Tek adamın yanına geldiğinizde olmayan düğmelerinizi iliklemeye çalıştınız . Siyasi konuşmalarına hep birlikte alkış tuttunuz .
Yetmedi pişkin gülüşlerle Tek adamın çay sepeti oldunuz.

Seçim ve referandumlarda en büyük hileler YSK başkanının katılımıyla yapıldı. Rejim bu kişinin katkısı ile değiştirildi .Sizler bunları yaparsanız suçluları hangi yüzle yargılayacaksınız ?

Afferin size ki Türkiye Cumhuriyeti Devletini işlediğiniz hukuk cinayetleriyle yok ediyorsunuz . HUKUK için idam kararını sizler verdiniz.Hukuk ve yasaları korumakla yükümlü olan savcılar ve yargıçlar , hukuku katlediyorlar .

Sizleri yetiştiren eğiten Devlet yönetimine getiren Cumhuriyet Devletini yıkmaya ortak olmak nasıl bir şeydir. Bunun tüm vebali hepinizin omuzlarındadır.

Sizler yüzünden muhalefet partisi Başkanı Kılıçdaroğlu ileri yaşına rağmen Ankara’dan İstanbul’a ADALET için 430 km yol yürüyor. Hiç düşünmez , üzülmez misiniz , vicdanınız sızlamaz mı ?

Mabadınızı ısıtan makam koltuklardan , altınıza verilen araçların keyfinden vazgeçemez misiniz ?

Eyyyyy başkanlar hepiniz hukuku birlikte katlettiniz . Hukuk tarihinin kara sayfalarında yer alacaksınız .

Devleti yasaların kendilerine verdiği güçle yıkanlardan günü gelecek gerçek hukuk adamlarınca hesap sorulacaktır .

Hepinize kocaman bir afferin !!!

Naci Kaptan

Posted in ANAYASA, FAŞİZM, HUKUK-YARGI-ADALET, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR | Leave a comment

YABANCI BASIN * WSJ * ‘ERDOĞAN KONTROLÜ KAYBETTİ’ * Erdoğan bir sonraki hedefin kendisi olduğunu düşünüyor

cumhuriyet.com.tr
18 Haziran 2017 Pazar,

WSJ: Erdoğan bir sonraki hedefin kendisi olduğunu düşünüyor

Washington Hattı’nın Wall Street Journal (WSJ) gazetesinden aktardığına göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikayı kişiselleştirdiği ve bunun büyük problemler açacağını belirten uzmanlar, Ankara’nın dış politikada ‘kontrolü kaybettiği’ fikrinde.

Washington Hattı’nın aktardığına göre, WSJ’nin söz konusu haberinde, ABD ve Arap ülkeleri ile Katar desteği nedeniyle karşı karşıya kalan Türkiye’nin uzun vadede ciddi problemler ile uğraşmak zorunda kalabileceği ifade ediliyor. Erdoğan’ın, Suudi Arabistan liderliğinde Katar’a uygulanan yaptırımlar karşısında Katar’ın yanında yer alması Ortadoğu’da sürpriz olarak karşılandı.

Fakat bu durumun Erdoğan için daha çok kişisel olduğu belirtildi. Buna göre, Ankara’daki yetkililer, Katar’ın bu şekilde ‘baskı altına alınıp ezilmesine’ izin verilirse, uluslararası baskının yöneleceği sıradaki hedefin Erdoğan yönetimi olacağından korkuyor.

ASIL HEDEF TÜRKİYE Mİ?

Avrupa Konseyi Dış İlişkiler uzmanı ve gazetemiz yazarı Aslı Aydıntaşbaş konuyla ilgili, “Katar her ne ile suçlanıyorsa, Türkiye de aynıları ile suçlanacak ve Erdoğan bunun çok iyi farkında. Türkiye yönetimi, Katar hedef gibi görünse de asıl hedefin Türkiye olduğu kanaatine sahip. Bu nedenle tepki beklenen şiddetin üzerinde” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn, Katar ile olan diplomatik ve ticari ilişkilerini, bu ayın başında Katar’ın terörizme destek olduğu gerekçesiyle kesti. Ayrıca Arap ülkeleri, terörist grup olarak ilan ettikleri Müslüman Kardeşler’e Katar’ın destek vermeyi sonlandırmasını da istedi.

‘KATAR KORUNURKEN, DAHA BÜYÜK BİR SORUNA MI YOL AÇILIYOR?’

Türkiye ise Arap ülkelerinin Katar’dan isteklerinin aksine, Müslüman Kardeşler ve Arap Baharı sonrası bölgede yükselen İslami gruplara kendini yakın görüyor ve bu grupları destekliyor. Mısır’da 2013’te gerçekleşen darbe ile iktidardan devrilen Müslüman Kardeşler’e bölgede açıktan destek veren iki ülke Katar ve Türkiye. Katar ayrıca Filistin sorununda Hamas hareketini de açıktan destekliyor. Türkiye ve Katar Suudi Arabistan ile İran arasında tırmanan çatışma ortamına da karşı ve ortak tavır alıyor. Suudi Arabistan liderliğinde abluka altına alınan Katar’a hava sahasını İran ile birlikte açan Türkiye, Katar’da olası bir rejim değişikliğine karşı önlem almak için binlerce askerini Katar’a yerleştirmek için hamle yaptı.

Katar’a yapılan bu uygulamalar için konuşan Erdoğan, “Bir ülkeyi her alanda izole etmek için harekete geçmek ne insanlığa ne de İslama sığmaz” dedi. Bu arada Türk hükumeti yanlısı gazeteler, Birleşik Arap Emirliklerini geçtiğimiz yıl hükumete karşı gerçekleştirilen başarısız darbeyi yönetmekle suçlamıştı.

‘TÜRKİYE EN YAKIN MÜTTEFİKİNİ KAYBEDECEK’

Habere göre Katar destekli Al Sharq Forum’un araştırma direktörü Galip Dalay, “Türkiye bu krizi iki taraflı bir mesele olarak değil bölgesel bir sorun olarak görüyor. Katar, Arap Baharını, Sünni İslami grupları destekledi ki bu konularda Türkiye ile aynı noktada. Türkiye, bu olayda bölgesel hassasiyet gösterdiği bütün büyük meselelerin hedef alındığını düşünüyor. Eğer Katar bu baskılar altında boyun eğerse Türkiye en yakın müttefikini kaybetmiş olacak” şeklinde konuştu.

Buna göre, Türkiye ve Katar tarafından Suriye ve Libya’da desteklenen gruplar arasında cihatçı milisler de bulunmakta. Bunlardan bazıları rahatsız edecek derecede El Kaide ile bağlantılı. Türkiye ve Katar, özellikle Libya’da iç savaşta Mısır ve ABD tarafından desteklenen gruba karşı savaşan tarafı destekledi. Türkiye ve Katar’ın bu bağlantıları, Başkan Trump’ın Katar krizini yatıştırma girişimlerini reddetmesi ve Suudi Arabistan’ın Katar hamlesini desteklemesinin nedenleri arasında gösteriliyor. Geçtiğimiz hafta Trump, “ Katar ulusu geçmişten bu yana terörizme çok üst düzeyde destek sağlıyor,” dedi. Katar bu suçlamayı reddetti.

‘ERDOĞAN’IN TRUMP İLE ARASI İYİ DEĞİL’

Erdoğan’ın Trump ile olan ilişkileri en iyi ihtimalle bile zayıf. Geçtiğimi ay ABD ziyareti gerçekleştiren Erdoğan, herhangi bir büyük taviz koparmayı başaramadı. Erdoğan’ı şu an bekleyen ise Arap ülkeleri ve muhtemelen ABD ile olan bağlarının Katar’dan yana tavır alarak zarar görmesi ki ülkedeki muhalifler bu durumdan tedirgin.

Eski büyük elçi şimdi ise CHP Milletvekili olan Öztürk Yılmaz, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vermiş olduğu karar yanlış bir karar. Onun Müslüman Kardeşler ile olan bağları, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer müttefik ülkeler ile olan bağlarından daha önemli. Arap ülkelerini karşı Katar’ın yanında olmak bugün ya da yarın mutlaka bedeli olacak bir durum” ifadelerini kullandı.

‘ERDOĞAN KONTROLÜ KAYBETTİ’

Habere göre Erdoğan’a yöneltilen eleştiri ise, pervasız bir şekilde yeni bir Ortadoğu krizine dalan Ankara’nın, artık kontrol ve denge siyasetini tamamen elden bıraktığı yönünde. Eski Merkez Bankası Başkanı, Pensilvanya Üniversitesi Öğretim görevlisi Bülent Gültekin, “Türk Dış politikası iyiden iyiye kişiselleşti, tıpkı iç politikası gibi. İç politikada bu kişiselleşme her seferinde Erdoğan tarafından lehe dönüştürülmede başarılı oldu. Fakat konu dış politika olunca kafasına estiği gibi hareket etmek başını belaya soktu” dedi.

Posted in DIŞ POLİTİKA, YABANCI BASIN | Leave a comment

DOĞA BİLİM İNSAN HAKLARI *GÜNEŞE ULAŞMA YA DA GÜNEŞİ KULLANMA HAKKI !..

Çelik ERENGEZGİN
9 Şubat 2010

GÜNEŞE ULAŞMA YA DA,GÜNEŞİ KULLANMA HAKKI !..

Güneş, varlığımızın temeli.. İnsan varlığının ve dünyadaki her türlü canlılığın olmazsa olmaz kaynağı. Peki bu muhteşem kaynağın insanlara adaletli bir dağılımla ulaştığını söyleyebilir miyiz ?.. İklimsel farklılıkların yarattığı doğal kısıtlamadan değil, her hangi bir iklim bölgesinde mevcut kentsel yapılanmadaki adaletsizlikten bahsediyorum.

Bir yandan, güneşi temel alan sürdürülebilir enerji kullanma yöntemlerinden heyecanla bahsediyoruz. Diğer taraftan güneşi göremeyen ya da günün önemli bölümünde bir başka binanın gölgesinde kaldığı için güneşe yeterince ulaşamayan yapılardan oluşan kent planları yapmakta ısrar ediyoruz. Ve o kente, büyük bir aymazlıkla “sürdürülebilir kent” adını koyabiliyoruz.. Bu nasıl bir akıldır ya da nasıl bir vicdan ?.. Çocuğumuza “akıllı”yı çağrıştıran bir isim koymakla değil, ancak gereken donanımı sağlamakla açarız akla giden kapıyı..

Kentsel planlamada birbirine gölge düşüren yapılanma, artık en büyük günahlardan sayılmalıdır. İnsanların; yeşilden yararlanma, suyu kullanma hakkının henüz karşılandığı söylenemez. Fakat “bundan böyle karşılanmalıdır !” şeklinde genel kabul gördü ve tasarımların temel koşullarından olmaya başladı. Güneşe ulaşabilme, ışınlarını engelsiz alabilme hakkının da “bundan böyle ön koşul !” sayılması gerekmektedir kent planlarında.. Çünkü ancak bu takdirde, güneş tabanlı “enerji mimarlığı” ilkelerinin yapısal çözümlere kavuşabilmesi mümkün olacaktır.. Yani, gerçekten sürdürülebilir bir gelecekten söz etmeye hakkımız olacaktır.

TARİHİ ve ÇAĞDAŞ ÇÖZÜMLER

Belki tam burada, çok sıcak ülkelerin tarihi yerleşim örneklerinde, güneşten korunma amaçlı dar sokaklar akla gelecek ve gölgenin faydalarından bahsedilecektir. Bunlar sadece aşırı sıcak ülkelere has uç örneklerdir. Çok özel durumlarda hala geçerli olmakla birlikte, tek çözüm olmaktan uzaktadırlar artık. Çünkü günümüz teknolojisi; güneşin sadece ısıtan değil aynı zamanda soğutan enerji olduğunu fark etmiştir.

Absorbsiyonlu metotta olduğu gibi, güneşi yoğunlaştırarak elde edilen buhar ile mekanik yoldan soğutma yaygınlaşmaktadır. Ya da bir güneş bacası, rüzgâr kepçesi, venturi bacası ile doğal yoldan serinlik elde etmek çok kolaydır artık. Duvar elemanlarının yalıtım değerleri beklenmedik seviyelerdedir. Basit bir güneş duvarı veya seranın ters çalışması, yani ısınan havanın iç mekana değil, dış mekana yollanması sağlandığında, kuzey yönünden üç dört derece düşük, ya da toprak altından ortalama 15 derece sabit serin havanın alınması için vakum etkisi yaratan enerji, yine güneş olmaktadır..

Aynı sera ya da güneş duvarı yaz gecelerinde, bu kez iç mekânın soğutulmasına hizmet verebilmektedir. Çünkü geceleyin, yüksekte toplandığı için üst menfezden bu kurguya girecek olan sıcak hava, cam dış yüzeyle temas ederek soğuyacağından, alttaki menfezlerden içeriye düşük sıcaklıkta dönecektir. Bu sirkülâsyonu kendi ürettiğimiz elektrikle çalışan fanla desteklemek ise elbette performansı arttıracaktır.

Yani anlaşılması gereken; güneşin, rüzgârın, yağmurun, kaçıp korunmamız gereken doğa olayları değil, doğanın bize sunduğu enerji kaynakları olduğunun anlaşılmasıdır.

GÜNEŞ ve GÖLGE KONTROLÜ

Bir yüksek binanın gölgesinde kalan ya da aynı yükseklikte olsa da, aralarında yeterli mesafe olmamasından ötürü birbirini gölgeleyen yapı blokları, kendi enerjisini üretebilme gayretinin en büyük engelidir. Üzücüdür ki, dünyanın en önemli kentsel tasarımcıları dâhil olmak üzere, parsel düzenleme, yolları yönlendirme ve yapı yükseklikleri seçiminde bu kurala riayet edilmemektedir. Daha doğrusu böyle bir kural yok sayılmaktadır. Bence bir yapının güneş kontrolü hakkı, bir insanın nefesini kontrol hakkı gibidir. Sadece kendisine aittir. Engellenemez.

Güneşi takip eden yansıtıcı ve koruyucu, yatay ve düşey kanatlarla bu verimin iki katına kadar çıkarılması da mümkündür. Yeter ki güneşe özgürce sahip olalım.

KENT PLANI İLKELERİ

Bir kent planı, örneğin mevcut bir sahil bandının paralelinde olma endişesindeki yollardan ibaret değildir. Mevcut doğal çizgiyi içgüdüsel olarak taklit eden bir kolaycılığın tuzağına düşülmemelidir. Sahile paralel yapı sıralarının nasıl bir sosyal cinayete yataklık yapacağını bilmemek, daha önce bu yanlışa düşen kentlerimizin yaşadığı sıkıntıları, denizle kara arasındaki doğal hava akımının ve görsel ilişkinin engellendiğini görememek apayrı bir planlama kusurudur.

Çağdaş bir kent; hakim rüzgarları ve her ölçekteki hava hareketini taşıyabilen bir yol haritasına ve parsel yapısına sahip olmanın dışında, her Allah’ın günü aynı yerden doğup batan ve yaz kış eğimleri değişmeyen güneş ışınlarının da her mekana ulaşabileceği bir planlama becerisine sahip olmak zorundadır. Sürdürülebilirlik sözcüğü, bir tarlayı değil, hayatı sürdürebilmeyi anlatır. Hayatın olmazsa olmazı ise güneştir.

Rüzgârdan yararlanma ve güneşe ulaşma hakkını temelinden sarsan; kapalı iç avlulu, yani genellikle dört yöndeki yollara bakan parseller düzeninde, bitişik nizam yapı önerileri, tarihi kentsel yanlışların mezarlığına gömülmelidir artık. Kamusal bile olamayan şirin bir iç bahçe, yani sadece bireysel sahibiyet duygusunu destekleyen bir yeşil alan peşinde olmamalıyız. Çünkü bu düzende, kent planı gereği yaratılan sanal merkeze yani iç avluya, biraz yeşil biraz havuz kandırmacası ile yönlenmek zorunda bırakılan tüm yapılar, rüzgâr ve güneşin eşit kullanımı konusundaki tüm haklarından peşinen vazgeçmiş olmaktadır.

GLOBAL ISINMA

Büyük Sahra’nın günde iki metre yani yılda 700 metre genişlediğini, kuzey kutbundaki buzul alanın son 25 yılda beşte birini kaybettiğini duydu isek, bu gidişle kalanının 100 yıl içinde yok olabileceğini hesaplayabiliyorsak, “ülkemiz ya da kentimiz oralara çok uzak. Yani bizi pek ilgilendirmez !” diyebilmek mümkün müdür? Sizce global ısınmanın sonuçları bizi hiç mi etkilemeyecektir?

Dünya genelinde büyük yıkımlara yol açan ve bizim kapımızı da orta ölçekte çalmaya başlayan sellere bakarak, her an büyük bir felaket ile karşılaşabileceğimiz tahmin edilebilmekte. Aynı endişe depremsellik açısından da bire bir geçerli.. O konuda da, en doğru taşıyıcı yapı malzemesi olarak, dünyada 8–10 kata kadar uygulaması yaygınlaşan ve deprem riski sıfıra yakın olan ahşabı, ayrıca ele almak gerek.

Peki biz, insanlar ölene ya da topraklarımız çölleşip artık bizi doyuramayacak hale gelene kadar ne yapmak gerektiğini düşünmeyecek miyiz?

Bu küresel dönüşümün nedenlerini irdelerken, temel kaynak güneşi yerli yerinde, yeterince ve eşitlik ilkesince kullanabilmek yerine; enerji denince tek çare sanılarak; yakıldığında iklimsel felaketlere yol açan fosil kaynaklara ve doğal yıkımlara kapı açan nükleer sevdasına endeksli bir yaşamın tek seçenek olduğuna inanmamız doğru mudur?

KAPALI MEKÂNLAR ve ENERJİ

Yıllardır vurgulamaya çalıştım. Bilinmektedir ki; dünyada üretilen ya da üretmek zorunda olduğumuza ikna edilen enerjinin tam yarısı kapalı mekânlarda tüketilmektedir. Bunun sadece ülkemiz için karşılığı ise; bir yıl için 25-30 milyar dolardır. Yani bundan büyük ne bir harcamamız ne de daha çok tasarruf şansımız vardır. Projelendirdiğimiz ve uyguladığımız örneklerde gördük ki o kapalı mekan; kendisini ısıtmak, soğutmak, aydınlatmak, havalandırmak ve atık sorununu çözmek için bir liralık enerji satın almadan hayatını sürdürebilmektedir. Yani bir anlamda güneş sayesinde, o harcamanın tek kuruşundan sorumlu değildir artık.

Dünya örnekleri de deneyimlerimizi desteklemekte… Elektronik, mekanik çarelere başvurmadan, “Enerji Mimarlığı” ilkelerini kullanarak, yani sadece; güneşi temel alan doğru yön, doğru malzeme ve doğru tasarım yöntemi ile, ilave para harcamadan; bu miktarın % 50’si kadar tasarruf yapma şansımız vardır… Ama ille de güneş… Yani güneşe ulaşma hakkına riayet edilerek.. Elbette bu kurala, kentsel plan ölçeğinde uymaya başlamak koşulu ile… Belki de öncelikli olarak kuzey değil, güney yamaçlarını tercih ederek işe başlamalıyız.

DİĞER YARISI !..

Kalanın dörtte biri, ulaşım sektöründe tüketilmektedir.. O konuda hep birlikte izlediğimiz gelişmeler ise, bedava ulaşım olanağı bile doğurabilecek kent içi ulaşım araçlarına sıra geldiğini göstermektedir… Çok basit bir örnek verirsek, kendi eviniz için üretme gayretine girdiğiniz enerjinin sadece elektrik bölümünde, Türkiye koşullarında daima fazlanız olacaktır. Dolayısı ile, güneş sayesinde yıl içinde ürettiğiniz fazlayı devlete satmak yerine, kendi aracınızın aküsünü doldurmayı tercih edebileceksiniz demektir.. Sıra gelir, hidrojeni ve güneşi birlikte kullanabilen hibrit toplu ulaşım araçlarına… Şimdilik 600 patent var. Yani bence pek yakında !…

Sona kalan dörtte bir; sanayi tarafından tüketilmekte.. Bir birim üretim için gittikçe daha az enerji tüketen makinaların geliştirilmekte olduğu ise bilinmekte.. Diğer yandan, insanlık bilincinin beklenen geleceğinde, tüketim alışkanlıklarımızın yaşam konforunu yükselttiği mi yoksa yaşamı bir esarete mi döndürdüğü irdelendikçe, o kadar çok makineye gerçekten ihtiyacımız olup olmadığı gözden geçirilecektir. Eminim ki böylece, dördüncü çeyrek içinde de evrensel gelecek adına çok önemli tasarruf ve alternatif üretim yöntemlerine kavuşacağız.

İLK HEDEF; 2030

Bundan beş yıl öncesine kadar “2030’da enerjinin % 10’unu temiz kaynaklardan üretebilsek !” demeyi bile çok cesaretli söylem sayan Amerika, 2030’da “tamamen” temiz kaynaklarla yetinebilmeyi taşımıştır artık gündemine.. Dünyanın en önemli ekonomik gücü haline gelen Çin, 2030’da üçte biri çoktan hedefe koymuştu. Şimdi daha da öteye geçmeyi tartışıyor.. Yani bazılarının sandığı gibi, artması kaçınılmaz nüfusun karşısında güneş ve türevi kaynakların insanlığa yetmeyeceği savı çoktan çürütülmüştür..

Güneşten bir günde gelen enerji, dünyada bir yılda tüketilenin nerede ise otuz katıdır. Diğer bir deyimle; güneşten bir yılda gelen enerji dünyada bir yılda tüketilenin on bin katıdır.. Üstelik, kainatın da % 97’si hidrojen.. Yani artık geleceğin temiz enerji kaynağı olarak öngörülen ve doğalgazın en doğru alternatifi hidrojen…

GERÇEK BAĞIMLILIK..

Hangi gerçekten bahsediyoruz?… Sözde “sanayi devrimi” denilen paranoyanın pompaladığı, kapitalist düzenin hormon kattığı, global ticareti yönetenlerin dibini suladığı bir sanal ihtiyaçtan mı?…

“Gelişmek için daha çok enerji tüketmek gerek” diyen uzun yılların tortusu siyaset adamlarımız yüzünden, % 80’e çoktan ulaşıp, enerjide % 100 dışa bağımlılığa koşan, yani adeta kendi karadeliğine çökme telaşındaki Türkiye’yi yaratan da tam bu anlayıştır işte…

El alem, yıllık enerji ihtiyacı artışını eksi birlere ve sonunda 1980’ler seviyesine çekip, aynı zamanda dünya konfor ve teknoloji şampiyonu olabilirken biz; yıllık % 8.5 artış da yetmez zokasını seve seve yutarsak, elbette bu kaynaklar, böyle akılsızca sürdürülen yaşam ve üretim tarzına yetmez…

İyi vatandaş, akıllı insan olmayı ıskalayıp sadece iyi müşteri oluruz birilerine…

YERİNDE ÜRETİM, AZALAN TÜKETİM…

Yarım yamalak Kyoto bile, geri atılabilecek karbon adımlarına 1990’lar seviyesini referans olarak gösterebiliyorsa, demek ki dediklerimiz hiç de hayal değil… Karbon azaltımı demek, sadece temiz kaynak kullanımı değil, fosil kaynakların da daha az ve verimli kullanımı demektir… Yani artan değil azalan enerji ihtiyaçlarından bahsedebiliriz artık… Ama yaşam konforundan asla geri adım atmadan…

Yerinde ve temiz enerji için yapılacak yatırım, güneşi farklı biçimlerde kullanarak “nefes alma kolaylığında üretim ve tüketim” sağlamakta, enerji ve ekoloji dengesi daima korunmaktadır.

Amerika’nın, çevresel bilinç miladı sayılan yetmişli yıllardan bu güne sürdürdüğü verimlilik politikası “bir milyar” aracın trafikten çekilmesine eşdeğer bir karbon azaltımı sağlamıştır. Ve üstelik bu gayret için harcadığı bir doların, iki buçuk dolar olarak geri döndüğünü görmüştür. Bu dönüşüm içinde, sonunda “elektrik bedava olacak !” zannı ile yola çıkılan nükleer planındaki 97 santralden vazgeçmiştir Amerika…

Ve harcanan milyarlarca dolar boşa gitmiştir. Çünkü sadece tasarruf tedbirleri, büyüyen ekonominin enerji ihtiyacını karşılamaya kâfi gelmiştir. Bunu da biliyor muyduk?

O yüzden Obama, 2009 yılında enerji verimliliği ve ağırlıklı olarak “güneş kaynaklı” temiz enerji adına 45 milyar dolar harcamayı göze almıştır.

Enerji deyince sadece; petrol, doğalgaz, alnımızın karası kömür, serseri mayın nükleer ve maalesef doğa katili haline getirilen HES’leri anlıyorsak, evet onlar fani kaynaklardır. Ya kendiliğinden tükenecek ya da yarattıkları çevresel tepkimeler yüzünden kendilerini yok edeceklerdir…

Tüketim çılgınlığını “ihtiyaç” zanneden insanlara hiçbir zaman yetmeyeceklerdir. Hatta tersine, o çılgınların sonu da, kullandıkları kaynaklar yüzünden olacaktır eminim…

Artık kabul etmeliyiz ki; “güneşi kullanma hakkı” en önemli insan hakkıdır.

Ve “Sağduyu” her zaman buluşabileceğimiz en sağlam zemindir. Aklı kullanmak, bize daima yetecektir..

Çelik ERENGEZGİN
www.erengezgin.net

Posted in Bilim ve Teknoloji, Doga - Cevre - Ekoloji - Tarim, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ | Leave a comment

Cumhuriyet hükümetlerinin 80 yılda yaptıklarını adeta hovarda mirasyedi gibi sattılar ve gelirler dış borçların faizlerine gitti – elde var SIFIR !!! *** AKP 14 yılda neleri sattı ?

ulusalkanal.com.tr

Aydınlık gazetesi yazarı Mehmet Akkaya,
AKP’nin 14 yılda neleri sattığını yazdı.

Yazı şu şekilde:

AKP 2003 yılında; TAKSAN, GERKONSAN, MEYBUZ ve TEKEL’in Kaya Tuzlasını, SEKA’nın Afyon, Balıkesir, Aksu, Kastamonu, Çaycuma İşletmelerini, Taşucu Tersane alanını, TDİ Kuşadası, Çeşme, Trabzon ve Dikili Limanlarını, TZD Sakarya İşletmesi’ni, SÜMER Holding’in Adıyaman İşletmesini, Eryağ’ı ve Merinos Halı markasını sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2004 yılında; ESGAZ, DİV-HAN ve BURSAGAZ’ı, THY hisselerini, ETİ HOLDİNG’in, ETİ BAKIR, ETİ GÜMÜŞ, ETİ KROM, ETİ ELEKTROMETALURJİ Tesislerini, Çayeli Bakır İşletmelerini ve KBİ’nin Samsun İşletmesini, SEKA’nın Karacasu, Akkuş ve Ardanuç İşletmelerini, Alım Satım Müdürlüğü Binasını, Amasya ve Kütahya Şeker Fabrikalarını, EBÜAŞ’ın Samsun Soğuk Hava Deposunu ve Manisa Kombinasını, SÜMER HOLDİNG’İN Çanakkale, Bakırköy, Malatya, Diyarbakır, TÜMOSAN İşletmelerini, Ortadoğu Tekonpark’ı, TÜGSAŞ’a ait İGSAŞ, Kütahya ve Gemlik Gübre Fabrikalarını ve Şanlıurfa depolarını, TDİ’nin Ankara ve Samsun Feribotlarını, TEKEL’in Alkollü İçki Fabrikalarını, İnegöl Kibrit Fabrikası, Gem. Sun. İp Müessesesi, Tuzluca ve Sekili Tuzlasını sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2005 yılında; TELEKOM’ı, TÜPRAŞ’ı, PETKİM’i, Eti Alüminyum AŞ’yi, Adapazarı Şeker Fabrikasını, Ataköy Otelciliği, Ataköy Marina ve Yat İşletmesini, KKTC Hava Yollarını, SÜMER HOLDİNG’İN, Beykoz, Sarıkamış, Tercan, Yeşilova ve Manisa İşletmelerini, Erciyes Sosyal Tesisleri içindeki DSİ, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ve Karayolları Tesislerini, Emekli Sandığı’nın Kuşadası Tatil Köyünü, İstanbul Hilton Otelini, TÜGSAŞ’ın Samsun Gübre Fabrikasını, Tekirdağ ve Fatsa, Depolarını, TEKEL’in Kristal Tuzu, Kağızman Tuzlasını, TDİ’nin -Şehir Hatları Hizmetlerini, Karadeniz ve Turan Emeksiz Yolcu Gemilerini sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2006 yılında; TÜPRAŞ’ı, ERDEMİR’i, Başak Sigortayı ve başak Emeklilik’i, TEKEL’in İkiz Kulelerini, Kayacık, Yavşan ve Kaldırım Tuzlalarını, Emekli Sandığı’nın Büyük Ankara Oteli, Büyük Efes Oteli, Kızılay Emek İşhanı ve Büyük Tarabya Otelini, KBİ’nin Murgul İşletmesi, Hidroelektrik Santrali, Giresun’da 2, Sinop’ta 1 maden işletme ruhsatını, TDİ’nin Çanakkale Şehir Hatları Hizmetlerini ve 10 adet gemisini sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2007 yılında; TDÇİ’nin Deveci Maden Sahasını, TCDD’nin Mersin Limanını, KGM’nin Levent Arsasını, Sümer Holding’in BUMAS’ı, Araç Muayene İstasyonunun I. Ve II. Bölgelerini, Emekli Sandığı’nın Çelik Palas Otelini, Halk Bankası hisselerini sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2008 yılında; Petrokimya Holding A.Ş’yi, Sümer Holding’in Nitro Makine Hisselerini, Tekel’in Sigara Fabrikalarını, Beykoz ve Marmaris tesislerini, Pipo ve Nargile Markaları ve ilgili varlıklarını sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2009 yılında; TEDAŞ’ın Başkent, Sakarya ve Meram Dağıtım AŞ’leri, Kastamonu Jüt İpliği Fabrikasını sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2010 yılında; TCDD’nin Samsun ve Bandırma Limanlarını, TEKEL’in Çamaltı ve Ayvalık Tuzlalarını, TEDAŞ’ın Osmangazi, Çamlıbel, Uludağ, Yeşilırmak, Fırat ve Çoruh Elektrik Dağıtım AŞ’leri, SÜMER HOLDİNG’in Antalya Barit Öğütme Tesisini ve Taşucu İşletmesini, Ziraat Portföy Yönetimi A.Ş ve Türk Ticaret Bankası ile Kalkınma Bankası ve Vakıfbank’taki Halkbank hisselerini Antalya Serbest Bölge İşleticisi hisselerini sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2011 yılında; EÜAŞ’a ait Bayburt, Çemişgezek, Girlevik, Bünyan, Çamardı, Pınarbaşı, Sızır, Dereköy, Cerrah, Suuçtu, Çağ, Otluca, Uludere, Adilcevaz, Ahlat, Malazgirt, Sönmez, Değirmendere, Karaçay, Kuzuculu, Finike, Besni, Derme, Erkenek, Kernek, Kayadibi, Kovada I ve Kovada II Akarsu Santrallerini, SÜMER HOLDİNG’in Mazıdağı Fosfat Tesislerini, TCDD’nin İskenderun Limanı, TEDAŞ’ın Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş’yi sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2012 yılında; ACISELSAN’ın yüzde 76.83,PETKİM’in yüzde 10, Kayseri ve Civarı Elektrik AŞ’nin yüzde 20, Halkbank’ın yüzde 23.92 hissesini sattı.CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2013 yılında; Başkent Doğalgaz, Hamitabat Elektrik ve Yeditepe Beynelmilel Otel’i, EÜAŞ’ın Hasanlar, Arpaçay-Telek, Kiti, Büyükkızoğlu, Durucasu, Göksu, Berdan, Kısık, Bozkır, Ermenek, Akarsu, Koçköprü, Engil, Erciş, Hendek, Akyazı, Bozüyük, Hoşap Akarsu Santrallerini, TEDAŞ’ın Akdeniz, Boğaziçi, Aras, Dicle, Vangölü, Toroslar, İstanbul Anadolu Yakası ve Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş.’leri, Seyitömer ve Kangal Termik Santralini, SÜMER HOLDİNG’in Türk Arap Gübre İşletmesini, ASELSAN Elektrik, HEKTAŞ A.Ş., İŞ BANKASI, KOÇ HOLDİNG, RAY SİGORTA, T. Sınai Kalkınma Bankası, YAPI ve KREDİ BANKASI, TÜPRAŞ, ÜNYE ÇİMENTO hisselerini sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2014 yılında; TDİ Salıpazarı Liman Sahasını (GALATAPORT), EÜAŞ’ın Kayaköy, Esendal, Işıklar (Visera), Dere ve İvriz Akarsu Santrallerini, Yatağan, Kemerköy, Yeniköy ve Çatalağzı Termik Santrallerini, Kemerköy Liman Sahasını, Türkiye Kalkınma Bankası (TDİ) sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2015 yılında; OYAK İNŞAAT’ın yüzde 25’ini, TCDD’nin Derince Limanı, SEAŞ – Soma B, Orhaneli ve Tunçbilek Termik Santralleri ile Bursa Linyit İşletmelerini sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2016 yılında; ADÜAŞ’ın İnebolu Limanı’nı, Hopa Termik Santralini, EÜAŞ’ın Doğankent, Kürtün, Torul, Karacaören 1, Karacaören 2, Kadıncık 1, Kadıncık 2, Şanlıurfa, Adıgüzel, Kemer Hidroelektrik Santralini sattı. CHP, MHP ve BDP seyretti.

AKP 2017 yılında da; Cumhuriyet devletinin kalan varlıklarını, fabrika, tesis, arazi, liman, taşınmazlarını satmaya devam ediyor. CHP, MHP ve BDP seyretmeyi sürdürüyor.

Posted in Ekonomi, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment