Mustafa Kemal Paşanın adını bile duymaya tahammüleri yok * ‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa’ dediler, konserleri yarıda kesildi!

Birgün GÜNCEL
22.04.2018

‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa’ dediler,
konserleri yarıda kesildi!

Cumhuriyet Kadınları Korosu, bakanların katıldığı etkinlikte ‘Biz Atatürk kadınlarıyız’ ve ‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa’ deyince konser yarıda kesildi.

Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ valilikleri ile Trakyalılar Vakfı tarafından düzenlenen “Trakya Tanıtım Günleri” programında Cumhuriyet Kadınları Korosu’na yapılanlar tepki çekti.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre; bölgenin tarihi, turizmi, sosyal ve kültürel faaliyetlerini tanıtmak için Ankara’da “Trakya Günleri” etkinlikleri düzenlendi. Yaşları 40-85 arasında değişen kadınların oluşturduğu Cumhuriyet Kadınları Korosu da etkinlikte bir konser verdi.

Kırklareli Ertuğrul Köyü’nden Ankara’ya giden koronun konserini dinlemeye, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Sağlık eski Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da gitti. Şiirlerinde “Biz Atatürk kadınlarıyız, Cumhuriyet’in öğretmenleriyiz” diyen koro, “Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa” türküsünü de söyledi. Ancak kadın korosunun programı erken bitirildi. Otellerine giden kadınlar, rezervasyonlarının da iptal edildiğini öğrenince köylerine dönmek zorunda kaldı. Koro şefi Şükran Akdeniz, olayla ilgili konuşmak istemedi.

Programı izleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Çetin Osman Budak ise yaşananları şöyle aktardı: “Kadınlar Atatürk’le ilgili konuşmalar yapıyordu. Alkış ve büyük tezahüratlar aldılar. Benim sol tarafımda bakanlar ve milletvekilleri oturuyordu. Herkes alkışlarken onlar alkışlamadı. ”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Lütfü Türkkan da “Tek suçları konserde ‘Bizler Atatürk kadınlarıyız’ demeleridir” açıklamasını yaptı, duruma tepki gösterdi.

Trakyalılar Vakfı yetkilileri ise kadınların konserinin kesilmediğini, zaten kısa olduğunu savundu.

https://www.birgun.net/haber-detay/yasa-mustafa-kemal-pasa-yasa-dediler-konserleri-yarida-kesildi-213117.html
Posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK | Leave a comment

Türkiye’nin Seçim Sonuçlarının Değerlendirmesi

Türkiye’nin Seçim Sonuçlarının Değerlendirmesi

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 21 Nisan 2018

 

2014 yılında yapılan Cumhurbaşkanı seçimleriyle ilgili rakamlar tamamen Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verileridir.

Cumhurbaşkanı seçiminde kayıtlı 55.692.841 seçmenden, sandık başına oyunu kullanmaya; %74,13 oranı ile 41.283.627 seçmen gitmiş, %25,87 oranına karşılık gelen 14.409.214 seçmen ise demokratik tercihini belirtmek maksadıyla sandık başına gitmemiştir.

Sandık başına giden 41.283.627 seçmenden 737,716 seçmen ise, ne yazık ki geçerli oy kullanmayı başaramamıştır. Sandık başına giderek geçerli oy kullanmayı başaramayan ve üç aday arasında tercihini doğru olarak yapamayanların oranı %1,3’dür.

Anayasa Halkoylamasında ise oyunu kullanmak maksadıyla sandığa gittiği halde, mühür, tercih pusulası ve EVET/HAYIR problemini çözemediği için, oyları geçersiz sayılan seçmen sayısının, seçimde oy kullananlara oranı da %1,73 (49,798,855 seçmen sandık başına gitmiş, bunların 865,251’i geçersiz oy kullanmıştır) seviyesindedir.

Bu istatistiklere çok benzer bir oran da 2017 yılında yapılan YGS sınavlarında görülmüştür. Bu sınavda SIFIR çeken aday sayısı 37.000’dir. Bu rakamın sınava girenlere oranı ise %1,72’dir.

Yani, cumhurbaşkanı seçiminde ÜÇ ADAYDAN biri arasında tercihini yapamayan (%1,3), Anayasa Halkoylamasında mührü EVET veya HAYIR üzerine basamayan (%1,7) ve Yüksek Öğrenime Geçiş sınavında SIFIR çekenlerin oranı (%1,7) üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Tekrar cumhurbaşkanı seçimlerine dönelim; YSK verilerine göre geçerli 40.545.911 adet oyun değerlendirilmesi sonucunda birinciliği %50,8 oranı ile Recep Tayyip Erdoğan, ikinciliği %37,7ile Ekmeleddin İhsanoğlu, üçüncülüğü de %9,5 ile Selahattin Demirtaş almıştır. Bu sonuçlara göre seçimi Recep Tayyip Erdoğan kazanmıştır. Geçersiz oyların oranı da %1,7 olmuştur.

Tam 14.409.214 Türk seçmeni ise çeşitli nedenlerle sandık başına gitmeyerek oyunu kullanmamıştır.

YSK verilerine göre 2014 yılı kayıtlı seçmen sayısına göre adayların, sandığa gitmeyenlerin ve geçerli oy kullanma becerisini gösteremeyenlerin sayısı ve genel seçmen sayısına oranları aşağıdaki tabloda sunulmuştur.

Tablo analiz edildiğinde, sandık başına giderek demokratik hakkını kullanmak ve bu hakkını geçerli oy kullanabilerek yapan seçmen sayısı 40.545.911’dir. Bu rakam kayıtlı seçmen sayısı ile karşılaştırıldığında sandık başına giden ve başarıyla oyunu kullananların oranı %72,8’dir. Geriye kalan %27,2 oranında seçmenin neden demokratik haklarını ve oylarını nasılkullanmaları üzerinde eğitime ihtiyaçları olduğu açıktır.

Bu yazının kaleme alınmasını nedeni; kimin, kaçta kaçın cumhurbaşkanı olduğunu göstermek değildir. Öncelikle sandık başına gitme ve doğru oy kullanabilme meselesinin çözülmesi gerekmektedir. 2019 yılında çeşitli seçimlere girecek olan değerli partilerimize duyurulur.

Türkiye’nin Seçim Sonuçlarının Değerlendirmesi

Posted in SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ PARTİLER, SİYASİ TARİH, SUN SAVUNMA NET | Leave a comment

Gazi Mustafa Kemal Atatürk * Her eserin bir yaratıcısı vardır

Posted in ATATURK | Leave a comment

“ÇOCUKLAR ÖLMESİN” dediği için bebeğiyle birlikte hapse atılan Ayşe öğretmene ve bebeği Deran’a sevgiyle selam olsun * Deran Bebek’e mektubumdur

20 Nisan 2018 Cuma

“Çocuklar ölmesin” diyen Ayşe öğretmen
bebeğiyle birlikte hapse girdi

“Çocuklar ölmesin” dediği için “Terör örgütü propagandası yapmak” gerekçesiyle hakkında açılan davada verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası onanan ve 6 aylık infaz erteleme süresi bugün dolan Ayşe öğretmenin 10 gün infaz erteleme talebini reddedildi. Eşyalarını ve kızını alıp adliyeye gelen, Ayşe öğretmen buradan Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

Cumhuriyet
Aydın Engin
22 Nisan 2018

Deran Bebek,

Sen bu mektubu okuyacak yaşa geldiğinde belki ben bu dünyadan göçmüş olurum. O yüzden acelem var. O yüzden sana şimdi, daha bu günden mektup yazıyorum.

Sen öğretmen Ayşe Çelik’in kızısın. Hani dünyası rating hesapları üstüne kurulmuş bir show starının programına telefonla bağlanıp acıdan titreyen sesiyle “Çocuklar ölmesin” diyen o kömür gözlü annenin kızısın.

Bu sabah uyandığın şu küçücük yer eviniz değil, bir hapishane hücresi. Sen, annen “Çocuklar ölmesin” dediği için, bu sabah bir hapishane hücresinde uyandın Deran Bebek.

Bak dinle, dün akşamüstü taa Belçika’dan bir gazeteci arkadaşım telefon etti. Bana kısa, yalın bir soru sordu:

– Engin, Ayşe Öğretmen neden hapise girdi? PKK propagandası mı yaptı?

Aynı kısalıkta ve yalınlıkta cevapladım:

– Hayır, çocuklar ölmesin dediği için hapse girdi.

Çok kısa bir sessizlikten sonra yine sordu:

– Ciddi olamazsın. Bekletmeden cevapladım:

– Ciddiyim. Hem de çok…

Sonra uzuuuuun bir sessizlik oldu Deran Bebek. Ardından birbirimize hoşça kal bile demeden telefonu karşılıklı kapattık.

Adaletin çöktüğü, hukuk vicdanının karardığı şu zorlu günlerde yaşadıklarından dolayı annenin sütü kesilmediyse sarıl annenin memesine. Yok, sütü kesildiyse Ayşe Öğretmen’in, seni zor günler bekliyor. Anne sütü yerine sana mama bulmak zor değil. Ama o mamayı hapishane hücresine ulaştırmak zor.

Beton zeminde emeklemeyi öğreneceksin Deran Bebek. Sonra diş çıkaracaksın ve diş çıkarırken annene uykuyu haram edeceksin. Olsun, Ayşe Çelik nelere katlandı bir bilsen. Dik durdu, başının gölgesini önüne düşürmemeyi hep başardı. Yine başarır. Korkma, güvendesin. Annenin sıcaklığı, kokusu, ninnisi hep seninle olacak.

(Deran Bebek, şimdi burada senin için ve senin adına kocaman bir parantez açıyorum:

Ey Fazıl Say, ey Sezen Aksu, ey Şanar Yurdatapan, ey adlarını buraya sığdıramayacağım bu ülkenin bestecileri, müzik ustaları!…

Sözüm sizedir:

Sıvayın kolları ve Deran Bebek için bir ninni besteleyin. Hapishane hücrelerinde annelerinin incecik ve belki de eğitimsiz sesleriyle söyleyebilecekleri kadar yalın, sıcak bir Deran bebekler ninnisi olsun… Parantezi kapatıyorum.)

Bu mektup çok uzadı Deran Bebek ve ben dokunsalar ağlayacak kadar kederli, patlayacak kadar öfkeliyim.Ama bil, şimdiden bil Deran Bebek, iki gündür sen bu ülkede vicdanı kararmamış milyonların bebeğisin artık.

Sen bizim de bebeğimiz, bizim de kızımızsın.

Posted in FAŞİZM | Leave a comment

İHALEDE YOLSUZLUK İDDİALARI * PTT ihalesinde milyonluk yolsuzluk iddiası…Görmez’in oğlununun da adı geçiyor * PTT’nin ayrıcalıklı şirketi

cumhuriyet.com.tr
20 Nisan 2018 Cuma

PTT ihalesinde milyonluk yolsuzluk iddiası…
Görmez’in oğlununun da adı geçiyor

PTT’nin tüm şubelerinin kameralarının değiştirilmesi işinde 35 milyonluk bir iş için 100 milyon lira bedel belirlendiği iddia edildi. Diyanet eski Başkanı Mehmet Görmez’in oğlunun şirketinin de işin içinde olduğu iddia edildi.

Giysi, eşarp, yılbaşı tatili gibi harcamaları ile tartışma konusu olan PTT, şimdi de kamera ihalesi ile gündemde. TBMM KİT Komisyonu’nda PTT’nin 2016 yılı hesaplarının incelenmesi sırasında CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, 2017 yılında yapılan bir ihaleye ilişkin iddialarını dile getirdi.

‘Sayı düştü maliyet arttı’

Birgün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre 24 Aralık 2017 tarihinde çıkarılan KHK ile PTT’nin ihale usulünün değiştirildiğini anımsatan Sertel, şunları anlattı:

“Kamera alım ihalesinde ciddi sıkıntılar var. Yapı Daire Başkanlığı’nca maliyet 61 milyon lira olarak hesaplanmış. Bu dosyanın yaklaşık altı ay boyunca Satın Alma Daire Başkanı Aydın Asıl tarafından bekletildiği iddiası var. 24 Aralık 2017 tarihinde KHK’nin kapsamıyla PTT ihalesi davete dönüştü. Kararname yayınlandıktan hemen dört gün sonra, 28 Aralık 2017 tarihinde STM Savunma Sanayi firmasıyla sözleşme imzalandı. Tüm şubelerin kamera sistemlerinin değiştirilmesini içeren böylesi büyük bir ihaleye STM firması dört gün içinde hazırlandı ve o firmayla anlaşma imzalandı.
Bu ihale için ilk hesaplanan yaklaşık maliyet 23 bin 500 adet kameraydı ve bedeli 61 milyon liraydı. KHK’den sonra çıkılan ihalede kamera adetleri 20 bin 825’e düştü ama maliyet 70 milyon 150 bin liraya yükseltildi. Alım miktarı azalırken verilecek para yükseldi. Oysa adetler düşürüldükten sonra yaklaşık maliyet 47 milyon lira olarak hesaplanmıştı.”

İhale açık olarak yapılmadığı için fiyatta yüzde 20-30’uk bir indirim olması fırsatının da kaçırıldığına dikkati çeken Sertel, “STM bu işi aldı, dört gün içinde STM’ye 70 milyon 150 bin liraya bu ihale verildi. Dolayısıyla, PTT’nin kasasından 35-40 milyona yakın -eski parayla yaklaşık 40 trilyon lira- para çıkmasına neden oldu” dedi.

‘Çivi bile çakılmadan’

Anlaşmanın imzalanmasından üç gün sonra 31 Aralık’ta “bir çivi dahi çakılmadan” STM’ye 42 milyon 37 bin lira ödeme yapıldığını da anlatan Sertel, “Geçmiş ihale tutarından fazla bir ödeme yapılıyor. Firma malzeme ithalatında yapacağı tüm masrafları da PTT’ye yüklüyor. Yani, dışarıdan gelecek her türlü mamulün getirilme şartı da PTT tarafından üstleniliyor. Dolayısıyla, bu durum 70 milyon liralık ihaleyi 80 milyon lira gibi bir rakama çıkartıyor. Sonradan bir takım özel şartname ve cihazların garanti süreleri de beş yıldan üç yıla indiriliyor; iki yılda çıkacak arızalar kapsam dışına bırakılıyor, garanti dışına bırakılıyor” dedi.

Taşeron tanıdık bir isim

STM’nin daha sonra eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in oğlunun sahipleri arasında yer aldığı bir şirkete yüzde 5 komisyon karşılığı ihalenin bir bölümünün verildiğini de iddia eden Sertel, ayrıca dolandırıcılık suçuna karıştığı iddia edilen bir başka kişinin isminin de bu ihalede geçtiğini ileri sürdü.

‘Doğrudan yanlışlık yok’

PTT Genel Müdürü Kenan Bozgeyik ise, STM’nin Savunma Sanayi Müsteşarlığının şirketi olduğunu belirterek, “Devletin, kamunun şirketine ihale ettiler. Kimseye peşkeş çekilmedi, kimseye bir ihale verilmedi, kimseye doğrudan yanlış bir işlem yapılmadı” dedi. Bozgeyik, “STM’nin bize söylediği, ‘Bu iş üç bölümlük bir iş, teknik bir iş, bir kısmını absorbe ediyoruz, dışarıya veriyoruz, bir tane taşeronumuz yok, onlarca taşeronumuz var, bir kısmını kendimiz yapıyoruz, bir kısmını da yurtdışından kendimiz ithal ediyoruz” demekle yetindi. *1*

CUMHURİYET
Çiğdem Toker
22 Nisan 2018 Pazar

PTT’nin ayrıcalıklı şirketi

Konuyu TBMM KİT Komisyonu’nda PTT’nin 2016 yılı hesapları incelenirken İzmir Milletvekili Atila Sertel gündeme taşıdı. Özet şu: PTT maliyetini 61 milyon TL olarak hesapladığı 23 bin 500 adetlik kamera alım ihalesi planlamış. Dosya altı ay bekletilmiş. 24 Aralık 2017’de çıkan KHK ile PTT ihalesi açık ihale olmaktan çıkıp “davet”e dönüşmüş. Kararname yayımından dört gün sonra PTT, STM şirketiyle sözleşme imzalamış.

KHK sonrası kamera adedi 20 bin 825’e düşmüş ama maliyet 70 milyon 150 bin TL’ye yükselmiş. Sertel, anlaşma imzalandıktan üç gün sonra 31 Aralık’ta “bir çivi dahi çakılmadan” STM’ye 42 milyon 37 bin lira ödeme yapıldığını da anlatıyor. Haber STM’nin daha sonra eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in oğlunun sahipleri arasında yer aldığı bir şirkete yüzde 5 komisyon karşılığı ihalenin bir bölümünün verildiği iddiasıyla yer aldı.

Sicil kayıtlarını incelerken gözümüze takılan bir unsuru da biz buradan paylaşalım: PTT Genel Müdürü Kenan Bozgeyik, komisyon toplantısında STM’nin Savunma Sanayii Müsteşarlığı şirketi olduğunu belirtmişti. “Devletin kamunun şirketine ihale ettiler, kimseye peşkeş çekilmedi” dedi. Ticaret Sicili’nde, STM’nin yönetim kurulu üyeleri arasında 22, 23, 24. dönem AKP Ankara Milletvekili ve halihazırda Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olan Reha Denemeç’in de adı görülüyor. Belki Denemeç, KİT Komisyonu’na bu tartışmayla ilgili bilgi aktarır.*2*

*1* http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/962234/24_Haziran_neyin_bekasi_.html
*2* http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/961260

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

DIŞ POLİTİKA * Hollanda: Türk hükümet üyelerini Hollanda’da görmek istemiyoruz

11 Mart 2017 tarihinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun uçağına iniş izni verilmemiş, Almanya’dan karayoluyla Rotterdam’a geçen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya da, “istenmeyen kişi” ilan edilerek, polis eşliğinde sınır dışına çıkarılmıştı

CUMHURİYET
21.04.2018

Hollanda: Türk hükümet üyelerini
Hollanda’da görmek istemiyoruz

Hollanda Başbakanı Mark Rutte, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’li bakanların 24 Haziran’daki erken genel seçim öncesi Hollanda’da propaganda yapmasının, “kamu düzeni için tehdit oluşturacağını” söyledi.

Rutte, Türk politikacılarının kampanya talebini, “istenmeyen bir durum” olarak değerlendirdi. Hollanda Başbakanı, Cuma günün bakanlar kurulu toplantısının ardından soruları yanıtlayarak geçen yıl yapılan anayasa değişikliği referandumunda olduğu gibi, erken seçim öncesi de Türk hükümet üyelerini Hollanda’da görmek istemediklerini vurguladı.

Bunun, 2017 Mart’ında olduğu gibi kamu düzenini bozacağını söyleyen Rutte, Hollanda’daki Türkiye kökenli seçmenlere baskı uygulanmasını da önlemek istediklerini dile getirdi. Seçim kampanyasının Türkiye odaklı olarak yürütülmesi gerektiğini savunan Hollanda Başbakanı, “Dışarıdan sorun ithal etmek istemiyoruz” dedi.

BBC Türkçe’nin haberine göre önümüzdeki günlerde Türkiye kökenli göçmenlerin yoğunlukta olduğu ve Türk politikacıların ziyaret etmek isteyebileceği kentlerin belediye başkanları ile görüşeceğini açıklayan Rutte, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gerçek şu ki, konuşma ve toplanma özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğümüz var, ama bu sınırsız değil.”

‘Türkiye, demokratik gelişmeler konusunda yanlış yolda’

Hollanda hükümetinin, bu konuda Türkiye’ye henüz resmi bir bildirimde bulunmadığı belirtiliyor. Başbakan Rutte, Türkiye’de gelişmelerden dolayı kaygılı olduğunu da belirterek, “Türkiye, demokratik gelişmeler konusunda yanlış yolda” diye konuştu.

Rutte, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun da hafta başında Türkiye’deki siyasal gelişmelere ilişkin kaygılarını dile getirdiğini anımsattı. Hollanda Televizyon’una (NOS) göre ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan, erken genel seçimde milliyetçi duyguları ön plana çıkaracak.

Hollanda, geçen yıl Mart ayında anayasa değişikliği referandumu için propaganda çalışması yapmak isteyen Türk hükümet üyelerine izin vermemişti.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/961965/

Posted in DIŞ POLİTİKA | Leave a comment

SEÇSİS VE SEÇİM GÜVENLİĞİ *2*

ARAŞTIRMA YAZISI
Naci Kaptan
22 Nisan 2018

Bağlantılı yazı

Güncellendi * 24 haziran öncesi ülkemde durum vaziyeti * SEÇSİS SİSTEMİ ABD MAHKEMESİNDE NASIL SORGULANDI !!! * görsel sunu * BİLİŞİM UZMANININ İFADESİ

SEÇSİS VE SEÇİM GÜVENLİĞİ *2*

Değerli okur,

Hergün daha da derinleşmekte olan ekonomi Türkiye’yi ve iktidar partisi AKP’yi daha da zora sokmaktadır .Hükümet dışarıdan borç alacak kaynak bulmakta zorlanmaktadır. Yakın zamanlarda kamu çalışanlarının ödemeleri vaktinde yapılamazsa şaşırmayınız. AKP yönettiği daha doğrusu yönetemediği Türkiye’yi tüm evrensel değerlerin sıralamasında SON SIRALARA indirmiştir. Fakat yolsuzluk , rüşvet , insan haklarının ihlali gibi değerlerde de Türkiye sıralamanın üstlerine getirilmiştir. Demokrasi ve hukuk ise çok büyük yara almıştır. Bundan da öte Türkiye uluslararası ilişkilerde büyük itibar kaybına uğramıştır.

Ülkeyi yönetemeyen ekonomiyi çökerten AKP iktidarı bu nedenlerle 2019’da yapılacak olan seçimleri demokrasiye , geleneklere ve Anayasa’ya uymayarak “2 adam kararıyla” 24 Haziran 2018 tarihine almıştır.

Türkiye bu seçimlerin sonucuna göre ;

* Ya Laik demokratik Cumhuriyet kimliğini ve parlamento sistemini sürdürecektir.

* Veya Tek adamın yönettiği , meclisin dışlandığı bir islam Devletine , karanlığa mahkum edilecektir.

Bu verilerin ışığı altında SEÇİM HİLELERİNE tekrar dikkat çekmek istedim. Bilindiği gibi AKP seçim yasasında HİLEYE AÇIK ve nedensiz değişmeler yaparak 24 haziran seçimlerinde yapacakları hilelere geçerlik kazandırmak istemektedir.

MUHALEFET PARTİLERİNE

* Tüm muhalefet partilerinin birleşerek PARMAK BOYAMA sisteminin tekrar başlatılmasını sağlamaları gereklidir.

* SEÇSİS sisteminin dışarıdan manüplasyona açık olduğu ve verilerle oynanarak sonuçların değiştirilebildiği bilinmektedir. Bu konuyu, bu yazı dizisinin 1. bölümünde ; SEÇSİS SİSTEMİ ABD MAHKEMESİNDE NASIL SORGULANDI !!! * görsel sunu * BİLİŞİM UZMANININ İFADESİ http://nacikaptan.com/?p=8242 okuyabilİrsiniz . ABD’deki mahkemede yapılan soruşturmayı teyid eden ve referandumda YSK’da görevli olduğunu yazmış olan bilişim uzmanın mektubu ABD mahkemesinin soruşturmalarını desteklemektedir. Bu nedenlerle ABD, Almanya, Yunanistan’da yasaklanmış olan , YAZILIM SERTİFAKASI BULUNMAYAN , KRİPTOLOJİ OLMAYAN SEÇSİS’in (Sun Election System) KULLANILMASINDAN VEZGEÇİLMELİDİR.

YİNE SEÇSİS SİSTEMİNİN AÇIKLARINA DÖNELİM ;

Yurt Gazetesi
12 Şubat 2015 Perşembe

AKP’YE seçimleri SEÇSİS mi kazandırıyor?

Radikal gazetesi yazarı Ezgi Başaran bugünkü köşe yazısında seçim sonuçlarının girildiği SEÇSİS adlı yazılıma girilen verilerin rahatça değiştirilebileceğini ve bunun denetlenemeyeceğini yazdı. Hükümetin verdiği cevap şoke etti.

Radikal gazetesi yazarı Ezgi Başaran, uzun süredir tartışma konusu olan ve kamuoyunda “AKP’ye seçim kazandıran sistem” olarak adlandırılan SEÇSİS’i masaya yatırdı. Başaran, SEÇSİS adlı yazılımla ilgili yazdığı üçüncü yazısında çok çarpıcı bilgilere yer verdi.

Programdaki güvenlik açıklarına dikkat çektiği yazısında, bu konu hakkında hiçbir önlem alınmamasına tepki gösteren Başaran, sisteme girilen bilgilerin rahatlıkla ikinci bir kişi tarafından değiştirilebileceğini aktardı. Başaran, yazılımın gerekli güvenlik sertifikalarına sahip olmadığını da vurguladı.

İŞTE EZGİ BAŞARAN’IN RADİKAL’DEKİ O YAZISI

Vatandaş koş! Devletin SEÇSİS ile ilgili verdiği cevaba bak!

Öyleyse bizden SEÇSİS programına giriş yetkisi bulunan YSK personellerine ve seçim zamanı ‘geçici’ olarak yetkilendirilen başka kimselere güven duymamız mı bekleniyor? Sahiden mi?

Genel seçimlere doğru üzüntü verici bir durumla (daha) karşı karşıyayız, sevgili okurlar.

Hatırlayacaksınız, aylar önce, (tam olarak 3 Haziran’da) seçim sonuçlarının girildiği SEÇSİS (Bilgisayar Destekli Seçmen Kütüğü Sistemi) adlı yazılımın güvenli olmadığını yazmıştım. Sebebi şuydu: Diyelim ki İstanbul Beşiktaş’taki sandıklar sayıldı. Görevli ilçe seçim kuruluna gidip elindeki tutanağı taratıyor ve karşısına çıkan SEÇSİS ekranına oy oranlarını yazıyor.

O SEÇSİS ekranını, karanlık tarafları birbirine yapışık iki ayna olarak düşünün. Bir yüzü sandık sorumlusunun karşısına çıkıyor, o da o yüze yani ekrana sonucu giriyor. Diğer yüz ise SEÇSİS’in yetkili teknik adamına bakıyor. Normal şartlarda eğer elimizdeki sağlam ve ‘geriye dönük hesap verebilir’ bir yazılım ise verilerin girildiği tarif ettiğim ekranın karşısında kimin oturduğunun hiçbir önemi olmazdı. Çünkü veriler değiştirilemez, değiştirilse de bağımsız bir üçüncü taraf tarafından tespit edilebilirdi. Ama SEÇSİS böyle bir yazılım değil. Çünkü SEÇSİS yazılımının UYSM (Ulusal Yazılım Sertifikasyon Merkezi) sertifikasyonu yok!

Haziran 2014’deki yazımda belirttiğim gibi çeşitli milletvekilleri (örneğin Oktay Ekşi ve Sezgin Tanrıkulu) YSK’ya bu durumu sormuş ama cevap alamamıştı. Sonra Teknopark’taki bir mühendis bilgi edinme kanununu kullanarak İTÜ’ye bağlı UYSM’ye iki soru gönderdi.

SORULAR

BİR: SEÇSİS sisteminin UYSM tarafından sertifikasyonu var mıdır?
İKİ: Yazılımda kullanılan kriptoloji donanımı nedir?

CEVAPLAR

BİR: SEÇSİS’in UYSM sertifikasyonu yoktur.
İKİ: SEÇSİS’in kriptolojisi hakkında bilgimiz yoktur.

Ben de UYSM’yi arayıp ilgili yüksek mühendise bizzat sormuş “Hayır” cevabını almıştım.Bu konuyla ilgili yazdığım 3 yazının ardından muhalefet milletvekilleri hükümete soru önergesi verdiler. Bu vekillerden biri CHP’li Aykan Erdemir’di. Erdemir’in önerge metni şöyleydi: “Ezgi Başaran’ın Radikal’de yazdığı SEÇSİS ile ilgili makale kamuoyunda endişeye yol açmıştır. Bu bağlamda;

1) SEÇSİS’in UYSM sertifikasyonu olmamasının sebebi nedir?
2) SEÇSİS’in bugünkü sisteminde sonuçlar girildikten sonra değişiklik yapılması mümkün müdür?
3) SEÇSİS’in kriptolojisine yönelik gizlilik politikası uygulanmasının sebebi nedir?

Günler, haftalar, aylar ve bir Cumhurbaşkanlığı seçimi geçti, yanıt gelmedi.Ta ki 2015 yılının, Ocak 25’ine kadar… Evet 8 ay sonra. Zaten TBMM kayıtlarına “Süresi geçtikten sonra cevaplanan” önerge olarak geçti.

Önergenin yolculuğu da Kafkaesk bir piyes lezzetinde. Erdemir soruyu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a soruyor. Arınç topu Adalet Bakanı’na atıyor. Adalet Bakanı YSK’ya gönderiyor. YSK, Başkanı’na soruyu cevaplama yetkisi veriyor! Sonuçta da Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü bir cevap gönderiyor.

Gelelim o cevaba…
1) SEÇSİS CMMI 3.seviyesinde sertifikasyona sahip HAVELSAN uzman personeli ile Başkanlığımız teknik personelinin ortak çalışması sonucu gerçekleştirilmiş özgün ve milli bir yazılımdır… Yurtdışı kaynaklı askeri projelere teklif vermek için en az CMMI 3 düzeyinde olma zorunluluğu aranmakta olup bu zorunluluk kamu e-devlet projelerinde de hızla yaygınlaşmaktadır. Ayrıca kurumsal güvenlik politikamız çerçevesinde TÜBİTAK Bilgi Güvenliği Araştırma Merkezi’ne düzenli aralıklar ile yaptırılan sızma testleri ve güvenlik denetlemeleri doğrultusunda güvenlik sıkılaştırılmaları SEÇSİS’e uygulanmaktadır.

2) Seçim günü SEÇSİS uygulamaları sadece sandık sonuç tutanaklarına ait bilgilerin girilmesi ve birleştirme tutanaklarının alınması için kullanılmaktadır. SEÇSİS uygulamalarına erişim kullanıcının görev türüne göre olmakta, kullanıcılar kurum personeli ve geçici seçim personeli olarak tanımlanmaktadır. Sandık sonuç bilgileri sadece bir defaya mahsus geçici seçim personelince SEÇSİS’e işlenmektedir. Daha sonra itiraz süresince ilçe seçim kurulu tarafından karara bağlanan itirazlara göre sandık sonuç bilgisi değişiklikleri sadece kurum personelince SEÇSİS’e işlenmektedir. Sandık sonuç girişlerinin her aşaması kayıt altına alınmakta olup sonuç bilgileri ve tutanakların imzalı örnekleri seçim akşamı seçime katılan siyasi partilerin denetimine elektronik ortamda açılmaktadır.

3) SEÇSİS’in kriptolojisine ilişkin gizlilik politikası ile ilgili soru kurumsal bilgi güvenliği politikası çerçevesinde cevaplandırılmamıştır.

Neresinden başlasam
8 ay sonra gelen cevap metninin içinde bir sürü laf var ama laflar sorulan soruların hiç birini cevaplamıyor.SEÇSİS’nin niye UYSM sertifikasyonu yok diye soruluyor, cevap “SEÇSİS, CMMI sertifikasyonu olan Havelsan tarafından yazılmıştır” şeklinde geliyor. Pes. Elbette, Havelsan’ın CMMI sertifikasyonu var, yoksa “uluslararası zeminde tek satır kod yazamaz”. Fakat bu bize SEÇSİS’in güvenirliliği ile ilgili hiçbir bilgi vermiyor. Ver-mi-yor!

Daha önce anlattığım şekliyle anlatayım:
“SEÇSİS’i bir kutu olarak düşünün. Bugün içine 2 adet elma koyun. Yarın kutuya sorun, kaç elma var? Sertifikasyonu olan bir kutu mutlaka ama mutlaka 2 elma yanıtını verecektir. Sertifikasyonu olmayan bir kutuya ise içindeki elma sayısına 2 daha ekleyerek cevap ver komutunu verebilirsiniz ve hiç kimse bunu denetleyemez. Bu basit anlatımdan da çözülebileceği gibi SEÇSİS’in arkasındaki kimseler girilen seçim sonuçlarını istedikleri gibi değiştirebilir, bu değişiklik üçüncü bir parti tarafından takip edilemez ve sonuçlar YSK’daki yargıçlara, bu yargıçların hiçbir bilgisi olmadan, onaylatılabilir.”

Görüldüğü üzere devlet 8 ay düşünüp taşınıp buna “Hayır öyle değildir” diyememiş. Fakat istemeden başka bir tehlikeli durumu gözler önüne sermiş: İkinci soruya verdikleri cevaba göre, SEÇSİS’e bilgi girebilen kişiler kurum personeli ve ‘geçici seçim personeli’ imiş. Yani seçim vakitleri sistem çok daha fazla kişiye açılıyor ve güvenlik zaafı büyüyor. Yine aynı cevapta itiraz süreçlerinin ardından kurum personeli tarafından yeni bilgilerin eklenebildiğini öğreniyoruz. Bu zaten sistemin doğal zaafı.

Dolayısıyla, Erdemir’in “Bugünkü sistemde sonuçlar girildikten sonra değişiklik yapılması mümkün müdür” sorusunun cevabı da, doğal olarak, “Evet” oluyor.

Kriptolu telefonlar dahil herkesin dinlendiği, sınavların çalındığı, dışarıdan bilgisayarlara belge yerleştirildiği (bu belgeler nedeniyle insanların hapis yattığı), Başbakan’ın odasına böcek konabildiği, UYAP’takiler dahil bir çok polisin ‘paralel bir devlete’ hizmet ettiği gerekçesiyle sürüldüğü, hapse atıldığı, çeşitli siyasi davalara utanç verici bilirkişi raporlar veren TÜBİTAK’ın en güvenilmez kurumlardan biri olarak dikildiği bir Türkiye’de…

Teknik olarak denetlenmesi mümkün olmayan bir seçim yazılımına, YSK’nın bu programa giriş yetkisi bulunan personellerine ve seçim zamanı ‘geçici’ olarak yetkilendirilen başka kimselere güven duymamız mı bekleniyor?

Sahiden mi?
NOT: Tüm bu nedenlerle canını dişine takacak sandık görevlilerine, Oy ve Ötesi gibi her adımı kendi veri tabanları aracılığıyla takip edecek bağımsız ve gönüllü örgütlere Haziran seçimlerinde çok iş düşecek.

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi-basaran/vatandas-kos-devletin-secsis-ile-ilgili-verdigi-cevaba-bak-1291460/

Devam edecek

Posted in BİLİŞİM - İNTERNET -, FAŞİZM, Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ PARTİLER | Leave a comment

DİN İNANÇ VE İNANÇSIZLIK * Mahalleyi deizmle birleştirmek

Cumhuriyet
Süreyya Su
09 Nisan 2018

Mahalleyi deizmle birleştirmek

Son günlerde muhafazakâr toplumda, dindar ailelerde yetişmiş bazı gençlerin deist ve ateist olduklarına dair bir tartışma var. Genelde “Gençlik elden gidiyor” fikirli bir tartışma ve yine “Ay ben şok!” tepkisiyle karşılanıyor. Aslında sosyolojik olarak gayet anlaşılır ve modernleşme süreçlerine göre doğal akışında bir momente karşılık gelen olgular hep böyle “Vah vah, tüh tüh” nakaratlarıyla “mahalle”liyi telaşa getirerek, politik olarak konsolide etmek için tehlike olarak sunuluyor. Boşanmalardaki artış da, kadınların kamusal alanda dindar olsun olmasın daha kadınsı/feminen var olma tarzları da hep böyle sunuldu.

Şimdi de yine modernliğin sonuçlarından birini, Zygmunt Bauman’a özgü bir sosyolojik bakışla anlamaya çalışmak yerine, iktidarın gözüyle sorunlaştırmaya çalışıyorlar; “sorunsallaştırma”ya değil… Bunun nedeni öncelikle tartışmanın etik bir zemine dayanmıyor oluşu. Yani sosyolojik bir olguyu ahlaki olarak sorunlaştırmaya kalkışanlar, aslında toplumsal mühendislik projelerinin tutmamasından dolayı, dindar nesil projesinin gerçekleşmeyecek olmasından dolayı dertleniyorlar. Oysa, aynı zamanda toplumda Selefilik de gençler arasında yayılırken benzer bir kaygı yaşanmıyor. Nitekim, tartışmalarda verilen örnekler başka olsaydı, sözgelimi, tesettürlü kızların artık çarşafa gireceğini, peçe takacağını söyleselerdi ya da imam hatipte okuyan çocukları okulu bırakıp evlenmek istediklerini veya “medreseye gidip hafız olacaklarını” söyleselerdi, hatta “Ben cihada gidiyorum” deselerdi asla gündeme bir sorun olarak gelmez, tartışılmaz, üstelik memnuniyetle ve “Gençlerin daha dindar olmaktan yana tercihlerini anlamak gerekir” şeklinde bir tavırla karşılanırdı.

[Haber görseli]

Bu yargıya şuradan varıyorum: Yine son zamanlarda gündeme gelen Nurettin Yıldız’ın kadınlarla ilgili açıklamaları var, biliyorsunuz. Hemen onun açıklamalarının sosyal medyada sunulmasıyla ilgili bir komplo teorisi üretildi. “28 Şubat benzeri sürece götürecek bir ortamın hazırlanması için algı yaratmaya çalışıyorlar” gibisinden… Ama ben deist gençler konusu ile ilgili olarak imam hatipte öğretmenlik yapan bazı arkadaşlarımla konuştuğumda öğrendim ki Nurettin Yıldız’ın kitaplarını imam hatiplerde İHH dağıtmış ve bu kitapları okuyan çocukların fıkhi olarak kafalarının karıştığını gözlemlemişler!.. O zaman bir komplo varsa eğer ortada, bunun Tayfun Atay’ın deyişiyle bir “dinbaz” komplosu olduğunu söylemek gerekir. Ama dinbaz akıl her zaman yaptığı gibi bir yandan sorun olarak gördüğü olguları gerçekten anlamaya çalışmak yerine kendi politik gündemini üretmek için bir operasyon aracı haline getiriyor. Diğer yandan da suç ortaklıklarını örtmek için senaryo üretip konuyu saptırıyor. Deist gençler ile ilgili olarak konuştuğum öğretmen arkadaşların ifadelerinden anladım ki konu gerçekten telaşla ve kafa karışıklığı ile değerlendiriliyor. Bir tarafta, gerçekten deist ve ateist olduğunu beyan eden gençler var. Ama öte tarafta, “Sorduğumuzda ‘Elhamdülillah Müslümanım’ diyor olsalar da ibadetlerin hiçbirini yerine getirmeyen, dinin kurallarına kayıtsız bir gençlik var, bunlar da aslında deist” denerek yaftalanan gençler var. Yani sorun yine iktidarın “göz”ünde: Disleksi hastalığında görüntülerin birbirine karışması ve tepetaklak olması gibi kavramlar karışıyor ve bu yüzden kültürel, toplumsal olgu ve olaylar okunamıyor.

Dolayısıyla bir sorun varsa o da muhafazakâr hegemonyanın din ve dindarlıkla ilgili tanımlarında. Ortaçağ Müslümanlığıyla bile bağdaşmayacak bir dindarlık tanımı dayatılmaya çalışılıyor. Anadolu Selçuklu ve klasik Osmanlı dönemlerindeki dini çokluk ve dindarlık çeşitlerini bugün kendini dindar olarak adlandıranların havsalalarının alması mümkün değil. Böyle olunca idealize edilen dindarlığın genç kuşakların çoğu tarafından kabul görmesi de mümkün değil.

Ayrıca artık tamamen çelişkili hal almış bir dini söylem ve dindarlık biçiminin toplumda yeniden üretilmesini bekleyemezsiniz. Selefiliğin resmi ideoloji olduğu Suudi Arabistan’daki dönüşüm çabaları bunu gösteriyor. Bir yandan gençlere hâlâ sanatla ilgilenmeyi haram sayıp, diğer yandan ekolojik sistemi bozacak şekilde doğaya müdahale etmenin helalini haramını tartışmazsanız; “Biz yaratılanı severiz, yaratandan ötürü” deyip yaratılana karşı sorumluluk etiğiyle davranmayıp, gayet kapitalist bir bilinçle doğal varlıkları sömürüp tüketirseniz din adına her şeyin meşruluğunu tartışmalı hale getirirsiniz. Bu da bazı inançlı gençlerin dini söylemi sorgulayıp vicdan olarak Tanrı’ya tutunma güdüsü ve hayata daha az müdahale eden bir yaratıcı arayışıyla “deizm”e meylini beraberinde getirir.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/955716/Mahalleyi_deizmle_birlestirmek.html

Posted in DİN-İNANÇ | Leave a comment

GAZETELERDE DURUM VAZİYETİ * Birgün 21.04.2018

Posted in DURUM VAZİYETİ, Haber, MEDYA, SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ PARTİLER | Leave a comment

FUTBOL ÜZERİNE * . Başakşehir’i şampiyon yapmak için uğraş verenler, önümüzdeki günlerde Başakşehir ile birlikte Beşiktaş ve Fenerbahçe’yi Kuveyt’lilere satmak hesabını yapmaktadırlar.

Corruption ; Bozulma – kokuşma 

İlk Kurşun Gazetesi
Suay Karaman
20 Nisan 2018

FUTBOL ÜZERİNE

Ülkemizde çok büyük siyasal ve ekonomik krizler yaşanırken, terör, işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk alıp başını gitmişken, acilen seçim kararı alındı. Günümüzde Yüksek Seçim Kurulu ve yargının durumu ortadayken, seçimlerde nelerin yaşanacağı hemen hemen belliyken, gündeme 19 Nisan Perşembe akşamı Fenerbahçe – Beşiktaş arasında oynanan Türkiye kupası maçındaki olaylar oturdu.

Beşiktaş ile oynadıkları ilk maçta 2-2’lik skor elde eden Fenerbahçe, kendi saha ve seyircisi önünde ikinci maça avantajlı çıktı. Üstelik 30. dakikada rakibin 10 kişi kalması da, Fenerbahçe’nin lehine önemli bir durumdu. Böyle avantajlı bir durumda korner atışı yapmak için gelen Beşiktaş’lı oyunculara yabancı madde atılmasıyla başlayan sporu çirkinleştirme görüntüleri, maçı çığırından çıkardı ve spor içinde olmaması gereken görüntüler ortaya çıktı.

57. dakikada bir taraftar ile tartışan Beşiktaş yedek kalecisini sakinleştirmeye çalışan Beşiktaş Teknik Direktörü Şenol Güneş’e tribünden yabancı madde atıldı. Daha sonra soyunma odasına girerken atılan bir cisimle yaralanarak, kafasına beş dikiş atılan Türk futbolunun seçkin isimlerinden Şenol Güneş’e bu hareketi yapan, insan olamadığı gibi, Fenerbahçeli de olamaz ve cezasız kalmaması gerekir.

Fenerbahçe – Beşiktaş maçındaki bu olaylar organizedir ve büyük bir provokasyona benzemektedir. Bu bağlamda 3 Temmuz olaylarının devamı niteliğindedir. Burada farklı amaçlar bulunmaktadır. Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray taraftarının tribünde oluşan İzmir Marşı cephesi, aralarına nifak sokularak bölünmeye çalışılmaktadır.

İki ay sonra ülkemizde seçim yapılacaktır ve taraftar sevgisi oya devşirmeye çalışılmaktadır. Bu böl, parçala yöntemi, Galatasaray – Başakşehir maçında yaşananların rövanşıdır ve taraftarların birbirine düşman edilmesine yönelik bir plandır. Spor dünyasını kaosa sürükleyerek, Türk futbolunu yönetemeyen Futbol Federasyonu’nun da, bu olaylarda ağır kusuru bulunmaktadır.

4 Nisan 2015 tarihinde maç dönüşü Trabzon’da Fenerbahçe’nin otobüsü kurşunlanmış ve olay gereğince soruşturulmamıştı. Her türlü haksızlık ve adaletsizlikle insanları çileden çıkarıp, çifte standart uygulayanların, Passolig’i sadece belli bir bankayı zengin etmek için kullandıranların sporu yönetemedikleri bellidir ve istifalarını vermeleri beklenir.

Fenerbahçe bu maçtan beraberlikle bile ayrılsa, Türkiye kupasında final oynayacak ve büyük olasılıkla da kupayı kazanacaktır. Ligde de şampiyonluğu kovalamaktadır. Fenerbahçe’nin başarılı olmasını istemeyen güçler, kupa maçına çengel atmış ve hiç kimsenin onaylayamayacağı çirkin olaylara neden olmuştur.

Önümüzdeki Haziran ayında Fenerbahçe’de yönetim seçimi yapılacaktır. Şimdiki Başkan Aziz Yıldırım ile, Ali Koç adaylıklarını açıklamışlardır. Aziz Yıldırım, yönetimindeki bazı yanlış kararlarına karşın başarılara imza atmış ve takıma büyük tesisler kazandırmıştır. 3 Temmuz 2011 tarihindeki şike kumpası adı altında FETÖ kumpasına karşı, dik durmuş ve mahkemede ilk duruşmada “ne şikesi, ne şike davası, memleket elden gidiyor” diyerek, tarikat ve cemaatlere gönderme yapmıştı.

“Değişim, birlik, özgürlük, umut” sloganıyla başkanlık seçimine hazırlanan Ali Koç, daha öncede kulübün yönetiminde görev almıştır. Gerek değişim sloganıyla, gerekse afişleriyle ABD başkanlarının seçim kampanyalarına benzer şekilde bir kampanya yürüten Ali Koç, 3 Temmuz sürecinden çekindiğini ve ürktüğünü açıklamıştır.

Fenerbahçe taraftarları yapılacak bu seçimde, şimdilik bölünmeye doğru sürüklenmektedirler, ancak ilerleyen zamanlarda bütünleşeceklerdir. Siyasi iktidar ve güdümündeki medya ile, Aziz Yıldırım’a karşı sinsi bir plan yürütülmektedir ve “değişim” diyerek Ali Koç’un başkan olması istenmektedir. Bu yüzden Fenerbahçe’nin bu sezon kupada ve ligde başarılı olamaması, yürütülen bu planın başarılması için çok önemlidir. İşte kupa maçında kendini bilen hiçbir taraftarın onaylamayacağı ve yapmayacağı hareketler de bu planın parçasıdır.

Ülkemizde futbol çok büyük bir sektördür. Belediyelerin profesyonel takım kurmaları büyük bir yanlıştır ama nedense bu dillendirilmemektedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Spor, Başakşehir yapılmıştır. Taraftarı olmayan bu takımın futbolcu alımlarında çok büyük miktarlarda harcadığı paraların hesabı sorulmamaktadır. Başakşehir’i şampiyon yapmak için uğraş verenler, önümüzdeki günlerde Başakşehir ile birlikte Beşiktaş ve Fenerbahçe’yi Kuveyt’lilere satmak hesabını yapmaktadırlar. Zaten Beşiktaş’ın başkanı Kuveyt’lilerle görüşmüştür, Başakşehir de şampiyon yapılırsa işlem tamam olacaktır.

Bu durumda ligde ve kupada başarıya ulaşamayan Fenerbahçe’de ise, yönetim değişikliği olacak ve yeni başkan, satış konusunda çok kolay ikna edilebilecektir. İşte Türk futbolunun geldiği nokta burasıdır ve Aziz Yıldırım’ın “memleket elden gidiyor” sözünü her zaman anımsamalıyız.

Ülke gündemimizde çok daha önemli olaylar varken, futbola takılıp kalmamak, taraftarları birbirine kırdırmamak, nefret tohumları ekmemek gerekir. İki ay sonra yapılacak çok erken ve çok baskın seçimler için hazırlanmalı ve üç büyük futbol takımımızın sahalarında inleyen “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganına sıkı sıkı sarılarak, gereğini yapmalıyız.

Suay Karaman: FUTBOL ÜZERİNE

Posted in SUAY KARAMAN | Leave a comment