Hukuk, Reform ve Tehdit * MAFYA İLE KOLKOLA YÜRÜYEN PARTİ BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ

Hukuk, Reform ve Tehdit

Cumhuriyet / 21 Kasım 2020 Cumartesi

Son günlerde politika gündeminde reform konusu öne çıkmış bulunuyor. Özellikle hukuk alanında reform söylemleri önem kazandı. Bir yandan partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, öte yandan Adalet Bakanı, bu konuyu ele aldılar, konuşmalar yaptılar. Ne var ki hukuk ve demokrasinin konuşulduğu günlerde, Cumhuriyet gazetesini ekonomik baskı altına almak için, hukuka aykırı olarak ilan yasakları uygulamaya sokuldu.
Hemen ardından daha önce hapis cezası almış olan ve “Çakıcı” adıyla bilinen Alaattin Çakıcı’nın ana muhalefet partisi genel başkanı Kılıçdaroğlu’na yaptığı tehditler gündeme oturdu. Ne yazık ki MHP Genel Başkanı Bahçeli, bu tehditleri öven ve tehdidi yapanı koruyan bir tutum sergiledi. “O benim partilimdir, ona kimse dokunamaz” tavrını açıkça ortaya koydu.
Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, hukukun egemen olduğu hiçbir ülkede görülemeyecek bir durumla karşı karşıyayız. Bu tehditlere karşı hemen tavır koyması gereken Adalet Bakanı suskunluğunu korudu. Yandaş basın ise suspus, adeta olan biteni onaylıyor.Hukukta reformun konuşulduğu günlerde, hukuk parçalanırken, demokrasi ilkeleri yıkılırken tek söz etmeyen siyasal iktidara ve Adalet Bakanı’na kimse inanmaz.
İşte böylesi bir ortamda Arınç ve Çiçek’in çıkışları önemlidir. Bilindiği gibi, Bülent Arınç ve Cemil Çiçek, AKP’nin kurucu kadrosunda yer almıştır. Her ikisi de hukukçudur. Her ikisi de Meclis Başkanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Arınç, ifade özgürlüğüne ve AİHM içtihatlarına titizlikle uyulmasını istedi. Kavala ve Demirtaş’ın bu kadar uzun tutuklu kalmalarına karşı çıktı. Ayrıca “Hâkimler yanlış yapıyor, uyarıyorum, yakın gelecekte onlar zarar görür” ifadelerini kullandı.
Cemil Çiçek ise “Bir siyasi parti genel başkanına yapılan asla tasvip edilemez. Bunun aması, fakatı olamaz. Doğru bulmuyorum” diyerek Çakıcı’nın bu konuşmasına açıkça tepki gösterdi. Çiçek, ayrıca dokuz binden fazla kanun olduğunu belirterek “Mesele yeni kanun çıkarmak değildir. 50 yıldır reform reform diye söylemek değildir. Artık heyecan uyandırmıyor. Konu samimiyetle hukuku uygulamaktır” dedi.
AKP’nin Meclis Başkanlığı ve başbakan yardımcılığı yapmış, eski iki kurucu üyesinin bu çıkışlarının önemli olduğunu kabul etmemiz gerekir. Her ikisi de Cumhurbaşkanlığı Yüksek Danışma Kurulu üyesi olan Arınç ve Çiçek’in sözleri, AKP içinde ve siyasi arenada kuşkusuz yankı yaratacaktır.
Reform sözleri ilk ortaya atıldığında, geçen hafta, “Önce Samimiyet” başlığını taşıyan başyazımızda (16.11.2020), hukuk dışı davranışların, demokrasiye ve öncelikle AKP siyasal iktidarına zarar verdiğini belirtmiş ve şöyle bağlamıştık:
“Demokrasi ve hukuk devleti açıklamalarla, edebiyatla gerçekleşmez. Her şeyden önce uygulamalarda samimiyet gereklidir.”

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylarin-ardindaki-gercek/hukuk-reform-ve-tehdit-1792651
Posted in FAŞİZM, Politika ve Gundem, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

VATAN TOPRAKLARINI YUNAN ASKERİNE TESLİM EDEN HULUSİ AKAR DERHAL İSTİFA ETMELİ ve YARGILANMALIDIR

VATAN TOPRAKLARINI YUNAN ASKERİNE TESLİM
EDEN HULUSİ AKAR DERHAL İSTİFA ETMELİDİR !..

Ümit YALIM / Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

*Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’in 10 Kasım 2017’de Halk TV’de yaptığı konuşmada, “Şimdi Allah korusun ben Hulusi Akar ile gezmeye gitmem, ne savaşı?” şeklindeki sözleri üzerine yargılandığı mahkemede, Özdil’in ifadesi “Astlık üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve hareket”olarak değerlendirildi ve Özdil’e 5 ay hapis cezası verilerek hükmün açıklanması geri bırakıldı.
*Öncelikle belirtelim, Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin Özdil hakkında verdiği karar yok hükmündedir.
*Çünkü, Vatan topraklarını savunmadan Yunan askerine teslim eden, Askeri Ceza Kanunu’na muhalefet eden ve başta kendisi olmak üzere amir ve komutanlara karşı güven hissini yok eden bizzat Hulusi Akar’ın kendisidir.
*Hulusi Akar, bizzat kendisinin işlediği suçu gazeteci Yılmaz Özdil’in üzerine atarak yargılanmaktan kurtulmaya çalışıyor. Ancak, asıl yargılanması gereken Hulusi Akar’dır.
VATAN TOPRAKLARINI SAVUNMADAN YUNAN’A TESLİM EDEN OSMANLI PAŞALARI CEZALANDIRILIRKEN, GÜNÜMÜZDE AYNI SUÇU İŞLEYEN GENERALLER ÖDÜLLENDİRİLİYOR !…
*Osmanlı Paşası Kara Tahsin, Balkan Savaşı sırasında 1912’de, emir ve komutasında 26 bin asker olmasına rağmen, Selanik’i savunmadan Yunan askerlerine teslim etti. Kara Tahsin Paşa önce Yunanistan’a daha sonra da Fransa ve İsviçre’ye kaçtı. Kara Tahsin Paşa, Divan-ı Harp tarafından gıyabında yargılanarak vatan haini ilan edildi ve idam edilmesine karar verildi.
*Osmanlı Devleti döneminde vatan topraklarını Yunan askerine teslim eden paşalar vatan haini ilan edilip cezalandırılırken, günümüzde aynı suçu işleyen generaller ödüllendiriliyor. Emrinde yüzbinlerce asker olmasına rağmen, vatan toprakları Muğla Ardıççık Adası, Aydın Marathi Adası ve Muğla Plati Kayalığı’nı savunmadan Yunan askerine teslim eden Hulusi Akar Milli Savunma Bakanlığına, Yaşar Güler Genelkurmay Başkanlığına, Ümit Dündar da Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanarak ödüllendirildi.
*Başta Hulusi Akar, Yaşar Güler ve Ümit Dündar olmak üzere, 2016’dan bugüne kadar, Genelkurmay Başkanı, Genkur. II. Başkanı, Genkur. Harekat Başkanı, Genkur. Genel Plan Prensipler Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı, Ege Ordusu Komutanı, Ege Ordusu Kurmay Başkanı, Jandarma Genel Komutanı, J. Gnl. K.lığı Kurmay Başkanı olarak görev yapanlar derhal istifa etmelidir.
Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler ekte sunulmuştur.
Saygılarımla,
Ümit YALIM / Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri
Posted in İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK, YUNANİSTAN - EGE SORUNU | Leave a comment

DURUM VAZİYETİ

Posted in AFORİZMALAR | Leave a comment

POLİTİKA GÜNDEM, YOZLAŞMA * Emekliye Ayrılmış Çetelere Teslim Olan İktidarsız İktidar

Emekliye Ayrılmış Çetelere Teslim Olan İktidarsız İktidar

Güner Yiğitbaşı / Hukukçu / 19/Kasım/2020

Emekliye ayrılmış, ahı gitmiş vahı kalmış, eski ününden yararlanarak etrafına korku salmaya devam eden bir suç çetesinin lideri olan şahsın, bu ülkenin ana muhalefet partisi, ATATÜRK’ün kurduğu  CHP’nin Genel Başkanı KILIÇDAROĞLU’na,  onun şahsında CHP seçmenlerine ve Türk demokrasisine karşı yaptığı tehdit ve hakaret ile çalkalanıyor ülkemiz. 
Ortada, ne yapacağını şaşırmış, pandemi ve ekonomik krizi idare edemeyen, faiz neden enflasyon sonuçtur tezini yutup yalayan, azınlığa düşmüş ve ateş olsa nereyi yakacağı şüpheli, sözüm ona muhalefet partisi olan,  tabanını yitirmiş marjinal bir partinin desteği ile ayakta durmaya çalışan, ömrü en geç 2023 de yapılacak olan seçimlerde sonlanacak olan iktidarsız iktidar, küçük ortağının esareti altında, bu çirkin saldırıya karşı çıkamıyor, bu saldırıyı kınayamıyor, bu çirkin saldırıya karşı sessiz kalan iktidarın başı olan şahıs,  aynı zamanda sözüm ona Türk Milletinin birliğini temsil eden devletin en tepe noktasındaki koltuğu işgal eden Cumhurbaşkanı maalesef.
Siyasal iktidar;  tam bir acz içinde, yukarı tükürse bıyık, aşağıya tükürse sakal misali, kendisine koltuk değnekliği yapan küçük ortağını kızdırmak, üzmek, küstürmek istemediği, koltuk değneksiz kalarak, iktidarsız ve güçsüz kalan iktidarını bu şekilde kaybetmemek için, her geçen gün itibar ve güç kaybetmeye devam ediyor.
Siyasal iktidar, emekliye ayrılmış, içi boşalmış eski ününden başka her şeyini yitirmiş emekli bir çete liderine teslim olmuş maalesef.
Siyasal iktidara, azınlık bir milletvekili sayısıyla koltuk değnekliği yapan, hasbel kader  AKP için can simidi olan ve bu nedenle meclisteki marjinal gücüne rağmen, iktidarın nimetlerinden fazlasıyla yararlanan malum zat ve partisi, emekli çete liderinin CHP ve demokrasiye yönelik tehdit ve hakaretlerini savunuyor, bu emekli çete liderine o benim dava arkadaşım diyerek sahip çıkıyor ve legal siyaseti kirletiyor, illegal siyaset yapıyor, suç işleyen bir kişiyi överek suç işliyor.
Hani güzel bir söz vardır. Bana arkadaşını söyle,  sana kim olduğunu söyleyeyim diye.
İşte,  siyasal iktidarın;  sayıca küçük,  ama, iktidar nimetlerinin paylaşılmasındaki büyük ortağı partinin liderinin,  kendi ağzından perişan ve acınacak hali bu.
Savcılar ve zehir hafiye gibi çalışan, her taşın altından kalkan sayın İçişleri Bakanı,  ortalıkta yok, sesi soluğu çıkmıyor, adeta sessizliğe gömülmüşler, siyasal iktidarın küçük ortağının,  suç işleyen dava arkadaşı hakkında hiçbir işlem yapamıyorlar. Siyasal iktidarın büyük ortağının başının sessizliği,  savcıları ve İçişleri Bakanını da sessizliğe itmiş bulunuyor maalesef.
Ülkemizde hukuk ve adalet reformu gerçekten yapılmış.
Bu ülkede yapılan hukuk ve adalet reformuna göre; ülkemizde,  suçlu olmak için muhalif, mağdur olmak için iktidar mensubu ve yandaşı olmak gerekiyor.
Bu ülkede, bütün suçları muhalifler işliyorlar, iktidar mensupları ve yandaşları ise masum ve sadece suçların hedefi olan mağdur ve suçtan zarar gören kişiler.

https://haberguncel.blogspot.com/2020/11/emekliye-ayrilmis-cetelere-teslim-olan-iktidarsiz-iktidar.html
Posted in Politika ve Gundem, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

SANAT, RESİM MOLASI * MANZARA YAPMA, BOYAMA TEKNİKLERİ

https://www.ba-bamail.com/video.aspx?emailid=38011
Posted in KÜLTÜR - EĞİTİM - ÇAĞDAŞLIK, Sanat Edebiyat ve Kultur | Leave a comment

EXETER ÜNİVERSİTESİNİN MEZUNLARI  VE KÜRDOLOJİ * EMPERYALİZMİN EĞİTİMİ İLE YOĞURULMAK

EXETER ÜNİVERSİTESİNİN MEZUNLARI  VE KÜRDOLOJİ

Naci Kaptan / 21.11.2020

Bağlantılı yazı; http://nacikaptan.com/?p=1617

EMPERYALİZMİN EĞİTİMİ İLE YOĞURULMAK
Exeter Üniversitesi, Henry Kissinger’in 1950 de Harvard da faaliyete geçirdiği yaz seminerleri programları ile 3. dünya ülkeleri ve gelişmekte olan ülkelere İslamcı ve batının emperyal çıkarlarını önceleyen liderler yetiştiren bir üniversite misyonu yüklemiştir.
MI-6 AJANLARI BURADA EĞİTİM GÖRÜR
İngiltere’nin prestijli eğitim kurumlarından biridir. Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü vardır. Kürt Araştırmaları Enstitüsü vardır. Bu iki enstitüsü vesilesiyle… Arabistanlı Lawrence’ın torunları, İngiliz istihbarat servisi elemanları, Ortadoğu uzmanı olabilmek için, burada eğitilir. Petrol zengini Arap ülkelerinden bol sıfırlı, yüklü bağışlar alır. Bu çetrefil durumlar, elbette burada okuyan diğer öğrencileri bağlamaz. Özellikle finans alanında ve kamu yönetiminde gayet başarılı insanlar yetiştirir.
Arap, İslam Dünyası ve Kürtler hakkında uzmanlaşması istenenler ile Ortadoğu’da görev yapacak olan MI-6 ajanları ve İngiliz subayları, icra edecekleri görevin önemine binaen değişen sürelerde, bu üniversitede eğitim ve öğretim görürler.
Avrupa’da ise toplantılar zincirinde nedense hep Türkiye aleyhtarı kişiler var. Bir takım zevat, İngiliz Kraliyeti armalı kuruluşların korumasında buluşup Türkiye’ye veryansın ediyorlar… Öncelikle, Irak petrollerine çöreklenmek isteyenlerin izdüşümünü taşıyan, eski diplomat ve gazeteci kimlikli paralı askerler…
Patronları da BP, Shell!..
Şimdi bu Exeter neyin nesidir diye bakalım…İngiltere’de bir Exeter Üniversitesi vardır. İngiliz Üniversiteleri arasında “Kürt Araştırmaları Enstitüsü” olan tek yüksek öğretim kurumudur. Exeter Üniversitesi’nde ayrıca Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü de bulunuyor!
İngiliz İstihbarat Servisleri’nin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi’nde eğitim görür. Ayrıca Arap ve İslam Dünyası ile Kürtler hakkında uzmanlaşması gereken İngiliz ajanlar da bu üniversitenin hocaları tarafından eğitilir.
Üniversite yayınlarında, Irak’ın kuzeyinden “Irak Kürdistanı” diye söz edilir. İngiliz İstihbarat Servisi’nin bir yan kuruluşu olan Green Peace (Yeşil Barış) örgütü de Exeter Üniversitesi tarafından kurulmuştur.
Exeter Üniversitesi’nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslam ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür.
Türkiye’de Kürdoloji eğitiminden sonra şimdi de ilk defa bir resmi kurumda Kürtçe Sempozyum düzenlendi. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Serdar Bedii Omay, üniversite olarak Kürtçe’nin üzerindeki 150 yıllık tortuyu silmenin gayreti içinde olduklarını söyleyerek şöyle devam etti;
“Üniversitemizin yapılanmasında ve üniversitenin harçlarının yüksek olmasından dolayı öğrencilere burs vermek üzere başta Necirvan Barzani ve Celal Talabani’den para desteği aldık. http://www.diyarbakirsoz.com/haber-45229-kurtce-ozgur-olacak.html
• Mardin Artuklu Üniversitesi’nde verilmeye başlanan Kürdoloji eğitiminden sonra şimdi de ilk defa bir resmi kurumda Kürtçe Sempozyum düzenlendi. Mardin Artuklu Üniversitesi ve İngiltere’de eğitim veren Exeter Üniversitesi ile ortaklaşa düzenlenen “Kürtçe’de Akademik Deneyim ve Kürdoloji Çalışmaları” sempozyumu üniversitenin konferans salonunda gerçekleştirildi.
* Mardin Artuklu Üniversitesi ile İngiltere’nin Exeter Üniversitesi Kürdoloji Bölümü tarafından “Kürtçe’de Akademik Deneyim ve Kürdoloji Çalışmaları” konulu sempozyum düzenlendi. Mardin Artuklu Üniversitenin konferans salonunda düzenlenen sempozyuma Mardin Artuklu Üniversitesinin yanısıra İngiltere’nin Exeter Üniversitesi öğretim görevlileri, Kürt Yazar, aydın ve edebiyatçılar katıldı.

EXETER’CİLER BİRLİK OLUŞTURDU
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Bakanlığın websitesine göre 1993 yılında İngiltere’de bulunan Exeter Üniversitesinde eğitim gördü.Fakat bu listede adı yok.
İngiliz Üniversiteleri arasında “Kürt Araştırmaları Enstitüsü” olan tek yüksek öğretim kurumudur.Exeter Üniversitesi’ nde ayrıca Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü de bulunuyor! İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi’ nde eğitim görür.
Ayrıca Arap ve İslam Dünyası ile Kürtler hakkında uzmanlaşması gereken İngiliz ajanlar da bu üniversitenin hocaları tarafından eğitilir.Üniversite yayınlarında, Irak’ın kuzeyinden “Irak Kürdistanı” diye söz edilir.Exeter Üniversitesi’ nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslam ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür.
Geçmişte Kayseri’de Abdullah Gül ismiyle bir müze açıldı. Müzenin açılışı için Kayseri’ye gelen Abdullah Gül’ün misafirleri de oldukça ilginçti:
Aydın Doğan, Hüsamettin Özkan, Ertuğrul Özkök, Murat Yetkin, Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu, Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu, Hüseyin Çelik, Ali Babacan, Haşim Kılıç, Richard Moore (İngiltere Büyükelçisi), Rıfat Hisarcıklıoğlu, Bülent Eczacıbaşı katıldı. Özellikle İngiltere büyükelçisi Richard Moore 15 Temmuz darbesinden sonra Kayseri’yi üçüncü kere ziyaret etmesi de çok manidar.
Bildiğiniz gibi 2008’de İngiltere Kraliçesi tarafından Büyük Şövalye nişanı ile ödüllendirilmişti. Yine Abdullah Gül 2010 yılında Kraliyet Uluslararası İlişikler Enstitüsü’ne yani Chatham House’a, “Chatham House” Ödülünü almak üzere İngiltere’nin yolunu tutmuştu.
Abdullah Gül’e bu ödül Anadolu’nun İngiliz işgalinin yıldönümünde verildi!
2008 yılında Abdulalh Güle’e Büyük Şövalye Nişanı takmak için gelen Kraliçe Elizabeth’in gemisi HMS Illustrious, Türk karasularına girmesine rağmen Türk bayrağı takmadı. 1918’de İstanbul’u işgal etmek üzere Türkiye’ye gelen İngiliz gemisi ile tam aynı yere demirledi. Ve bu gemide bir de askeri tören düzenlendi!
Bu törene Abdullah Gül ve eşi, Egemen Bağış, Cüney Zapsu ve Ali Babacan katıldı.
İsrail devletinin kurulmasına öncülük eden, Sykes Picot haritalarını çizerek Osmanlı’yı yıkan ve Sevr’i yapan “yuvarlak masacılar”dı. Bu yuvarlak masanın adı daha sonra “Kraliyet Uluslararası Enstitüsü” olarak değişti. Daha sonra da bu masa resmi bir kuruluşa dönüştürülerek 2004’de Chatham House adını aldı.
Bu kuruluşun en önemli özelliği kapalı kapılar ardında tüm dünyanın haritalarının çizilmesi, savaşların tartışılıp yönlendirilmesidir.Chatham House’da yapılan tüm konuşmalar gizlidir, halka açıklanmaz. Chatham House aynı zamanda Exeter Üniversitesi ile de yakın bağlantı halindedir. Exeter mezunları Abdullah Gül, Fehmi Koru’dur.
Exeter Üniversitesi’nin yabancı ülkelerden birçok kişiye burs vermesi de çok ilginçtir. Exeter üniversitesi’nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslâm ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür.
Mesela İslâm Kalkınma Bankası’nın bütün önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi’nde yüksek lisans veya doktora yapmıştır!  Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin Ihsanoğlu’da Exeter Üniversitesi’nde doktora yapmıştır.
Mesela İslam Kalkınma Bankası’nın bütün önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi’ nde yüksek lisans veya doktora yapmıştır! Tabii buraya gönderilecek öğrencileri de kendi ülkelerindeki “İslami kuruluşlar” seçer!
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Exeter Üniversitesi’ nde iki yıl eğitim-öğretim görmüştür.
Zamanın Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz da Abdullah Gül’ün bu üniversitedeki sınıf arkadaşıdır! Abdullah Gül,Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Sebahattin Zaim gibi hocalarının teşviki ve sağladıkları Milli Kültür Vakfı bursu ile 1976-1978 yıllarında Fehmi Koru ve Şükrü Karatepe ile birlikte İngiltere’ye gönderilmiştir. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Tutulmaz Exeter Üniversitesi’ nde kamu yönetimi yüksek lisansı yapmıştır.
İçişleri Bakanlığı, birçok kaymakam adayını Milli Güvenlik Akademisi eğitiminden sonra Exeter Üniversitesi’ ne göndermiş ve burada dil eğitimi almasını sağlamıştır. Halen Türkiye’de,özellikle Güneydoğu ilçelerinde görev yapan birçok kaymakam ve vali yardımcısı Exeter’de doktora yapmıştır!

KAMUDA GÖREV YAPMIŞ OLAN EXETER’den MEZUNU YÖNETİCİLER
Yeni maliye bakanı Naci Ağbal 1996 – 1998 yılları arasında İngiltere’de Exeter Üniversitesi’nde İşletme (MBA) dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Muammer Türker, Exeter’dendir. Siirt valisi, Elazığ valisi, Eskişehir valisi Gümüşhane valisi, Kilis valisi, Exeter’dendir.
İstanbul’da İzmir’de Bolu’da Erzurum’da Şanlıurfa’da Muş’ta Rize’de Batman’da Kırşehir’de Sivas’ta Tunceli’de vali yardımcılığı yapan birbirinden değerli yöneticilerimiz, ki, hepsini yazmaya kalksak ansiklopedi olur, Exeter’dendir.
Geçen ay görevden alınan, Polis Akademisi Başkanı Profesör Remzi Fındıklı, Exeter’dendi. AKP genel başkan yardımcısı Efkan Ala kaymakam yardımcığı döneminde Exeter’de 1 yıl eğitim gördü.
Bayrampaşa kaymakamı, Araklı kaymakamı, İspir kaymakamı, Ardeşen, Bayramiç, Dilovası, Göksun, Pazarcık, Bulanık, Bergama, Konak, Kula, Osmangazi kaymakamları, ben diyeyim 100 kaymakam, siz deyin 200 kaymakam, Exeter’dendir.
Kamu İhale Kurumu başkanı,
Göç İdaresi Genel Müdürlüğü başkan yardımcısı,
İller İdaresi Genel Müdürlüğü daire başkanı,
Toprak Mahsulleri Ofisi genel müdürü,
Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı başkanı,
Mülkiye Teftiş Kurulu başkan yardımcısı,
Araştırma ve Etütler Merkezi başkanı,
Türkiye Cumhuriyeti Şeker Kurumu Başkanı,
Yüksek yargı organlarından da tetkik hakimleri Exeter Üniversitesinde yüksek lisans eğitimine gönderilmektedir!  Milli Eğitim Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Daire Başkanı, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı  Exeter’lidir. Bürokrasimizde yolu Exeter’den geçmeyen neredeyse yok gibidir. İyi ki var Exeter University yani. Yoksa maazallah…Nasıl yönetecektik biz bu devleti. [Yılmaz Özdil – Hürriyet – 17 Haziran 2014]

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TÜRKEN Vakfında katıldığı geleneksel gala Yemeğinde şöyle diyordu; [Aydınlık 21 Eylül 2017]
‘BATI’NIN GÖNÜLLÜ AJANLARI’
Konuşmasında, yaklaşık iki asırdır ülke olarak yurt dışına öğrenci gönderildiğini belirten Erdoğan, Osmanlı Devleti’nin son döneminde devletin zayıflamasının önüne geçebilmek için idareciler tarafından Batı’ya öğrenci göndermenin bir çözüm yolu olarak görüldüğünü anlattı.
Buradaki amacın Batı’nın ilmini ve fennini almak, yetişmiş insan kaynağı ile devleti çöküşten kurtarmak olduğunu söyleyen Erdoğan, “Niyet son derece samimidir ancak hedeflenen sonuca bir türlü ulaşılmamıştır” diye konuştu.
İlim ve fen tahsili için Batı’ya gönderilenlerin çoğu zaman Batı’nın sadece kültürünü alarak, benliklerini de kaybederek ülkelerine döndüklerini dile getiren Erdoğan, kendilerinden ülkeleri için kurtuluş reçetesi hazırlaması beklenenlerin Batı’nın gönüllü ajanları haline geldiklerini ifade etti
‘BUNLARIN İHANET EDEMEYECEKLERİ HİÇBİR DEĞER, HİÇBİR İLKE YOKTUR’
Erdoğan, “Kendi milletine tepeden bakan, kendi değerlerinden tiksinen bu sözde aydınların bize verdikleri zararı emin olun düşman dahi vermemiştir. Çünkü bunlar ülkesinin menfaatleri için çalışmak yerine yabancı şirketlerin, devletlerin, kurum ve kuruluşların çıkarlarına hizmet etmişlerdir. Geçmişte Türkiye’nin sanayi hamlelerini daha emekleme aşamasındayken sabote edenlerin bunlar olduğunu görüyoruz. Bu kesimlerin ülkemizin her açıdan dışa bağımlı olması için özel çaba harcadıklarına da şahit oluyoruz. Bunların ihanet edemeyecekleri hiçbir değer, hiçbir ilke yoktur” değerlendirmesinde bulundu.
ERDOĞAN’IN ÇOCUKLARI VE DAMATLARI BATI’DA EĞİTİM GÖRDÜ
Erdoğan’ın bu açıklaması gözleri AKP’lilerin ‘batıda eğitim alan’ çocuklarına çevirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çocukları ve damatları, lisans ve lisansüstü eğitimlerini, başta ABD olmak üzere, Batı eğitim kurumlarında gerçekleştirdiler.
https://www.aydinlik.com.tr/erdogan-egitim-icin-bati-ya-gidenler-ajan-oluyor-politika-eylul-2017-1

Exeter Üniversitesi’ nden Prof. Dr. Ian Markham’ın “Said Nursî’nin başarısı: Hakikat ve hoşgörü” başlıklı bir makalesi vardır! Yani bu üniversite “dinlerarası diyalog” un kurgulanmasında da vardır. Markham, Exeter’de ilahiyat dalında öğretim görevlisidir.
Kamu yöneticilerine  İngiliz istihbarat kurumunun ve Chatham house’nin arka bahçesi olan Exeter’den başka eğitim verilebilecek milli kurumumuz yok mudur?
Exeter’den mezun olanların, geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerde üst düzey görevlere gelmeleri bir tesadüf müdür?
Ne yazık ki Türk hükümeti  devlet/kamu yönetimine gelebilecek olanları emperyal eğitim ile yoğurulmak için  İngiltere’ye Exeter Üniversitesine gönderiyor!!!
Neden acaba?

Naci Kaptan / 21.11.2020
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR | Leave a comment

ROCKEFELLER VAKFI 10 SENE ÖNCE COVID19 SALGININI NASIL BİLDİ?

ROCKEFELLER VAKFI 10 SENE ÖNCE COVID19 SALGININI NASIL BİLDİ?


Dünyanın en zengin ailelerinden Rockefeller ailesine ait Rockefeller Vakfı’nın 10 yıl önce yayınladığı raporda, korona virüs salgınını birebir anlattığı ortaya çıktı. Raporda, virüsün gelişmiş ülkeleri etkileyeceğinden, ilk Çin’in kurtulacağından, yüz maskesi takan insanların artacağından ve sokakların boş kalacağından bahsediliyor.
Korona virüsün insan yapımı bir biyolojik saldırı olduğu iddiaları yeni bir boyut kazandı. Dünya ekonomisi ve siyasetine yön verdiği iddialarıyla pek çok komplo teorisinin merkezinde olan Rockefeller ailesine ait Rockefeller Vakfı’nın 2010 yılında yayınladığı bir raporda adeta günümüzdeki korona virüs salgınının birebir anlatılması dikkat çekti.Gelecek bilimci Peter Schwartz’ın, Rockefeller Vakfı’na bağlı olarak kurduğu Global Business Network (GBN) tarafından yayınlanmış “Teknoloji ve Uluslararası Kalkınmanın Geleceği için Senaryolar” başlıklı rapordaki ifadeler okuyanları hayrete düşürdü.2010 Mayıs’ında servis edilen raporda 2030 yılına kadar gerçekleşecek kehanetler yer alıyor ve bu kehanetlerden birinde de günümüzdeki korona virüsü akıllara getiren bir salgından bahsediliyor.
“GELİŞMİŞ ÜLKELER ALT ÜST OLACAK”
Salgın zamanında gelişmiş ülkelerin alt üst olacağının belirtildiği raporda, “Yıllardır öngörülen küresel salgın geldi. Hızla yayılan virüs, salgınlara en hazırlıklı ülkeleri bile alt üst etti” ifadelerine yer veriliyor.
YÜZ MASKELERİ VE ISI KONTROLLERİ
Vatandaşlarını virüsten korumak için hükümetlerin ‘olağanüstü önlemler’ alacağını belirten rapor, “Küresel salgın sırasında tüm dünyada liderler yetkilerini genişletti. Yüz maskelerinin kullanımının zorunlu hale gelmesinden, tren istasyonları ve süpermarketler gibi toplumsal alanlara girişlerde vücut ısısı kontrollerine kadar çok sıkı kural ve kısıtlamalar uygulandı” gibi şimdilerde gördüğümüz çok tanıdık uygulamaları 10 yıl öncesinden anlatıyor.
“İLK ÇİN KURTULACAK”
Ülkelerin virüsle nasıl mücadele ettiklerine de yer veren rapor, virüsten ilk olarak Çin’in kurtulmayı başaracağı kehanetinde bulunuyor: “Salgın tüm dünyayı sardı. Tedbirlerin uygulanması gelişmiş ülkeler için bile büyük sorun oldu. Fakat birkaç ülke üstesinden daha iyi geldi; özellikle Çin. Çin hükümetinin tüm vatandaşlar için zorunlu karantinayı hızlı bir şekilde koyup uygulaması ve tüm sınırları anında kapatması milyonlarca can kurtardı. Ve virüsün yayılmasını diğer ülkelerden çok daha erken durdurmaları salgın sonrası hızlıca toparlanmalarına imkân verdi.
“ŞİRKETLER BOMBOŞ KALACAK”
Virüsün sadece insanları öldürmediği ifade edilen raporun devamında, “Küresel salgının ekonomiler üzerinde ise ölümcül bir etkisi oldu. Hem insanların hem de malların uluslararası hareketliliği durma noktasına geldi, turizm gibi zayıf endüstriler ve küresel tedarik zincirleri etkilendi. Yerelde bile, normalde en hareketli olan dükkânlar ve ofis binaları hem çalışanlar hem de müşterilerden yoksun şekilde aylarca boş kaldı” denildi.
“GIDA KITLIĞI YAŞANACAK”
Gelecekte teknoloji alanındaki olası eğilimlere değinilen Rockefeller raporunda, “Korumacılık ve ulusal güvenlik kaygılarıyla hareket eden ülkeler, Çin’in güvenlik duvarlarını taklit ederek kendi bağımsız, bölgesel tanımlı teknoloji ağları oluştururlar. Hükümetler internet trafiğini denetlemek konusunda çeşitli derecelerde başarıya sahiptir ancak bu çabalar yine de ‘dünya çapında’ internetin etkisini kıramadı” ifadeleri bulunuyor.Ekonomide sektörel ve devlet düzeyinde büyük değişimlerin yaşanacağını öngören raporda ayrıca şöyle deniliyor: “Küresel gıda ve kaynak kıtlığı karşısında ülkeler iç piyasalarını ithalata karşı korumak ve tarımsal ürün ve diğer emtia ihracatını azaltmak için ticaret bariyerlerini yükseltti. 2016 yılına gelindiğinde, ülkeler Berlin Duvarı’nın yıkılışı sonrası dünyaya damgasını vuran küresel işbirliği ve birbirine bağlılığın en zayıfladığı döneme girdi.
“YAYINDAN KALDIRDILAR
Tartışmalı rapor, Rockefeller Vakfı’nın yayımlarının yer aldığı resmi sitesinde 25 Mayıs 2010 tarihinde “www.rockefellerfoundation.org/news/publications/scenarios-future-technology” adresinden paylaşıldı. Birkaç yıl boyunca erişime açık olarak kalan yayın sonra bilinmeyen bir nedenle siteden kaldırıldı.
Posted in EMPERYALİZM, Saglik | Leave a comment

‘Tek adam’ devleti * Reis, AKP’nin başarısı için çalışmayı, “milli görev” ilan etmektedir; AKP’nin bekası devletin bekası sayılmaktadır.


‘Tek adam’ devleti

Geliştirici: Mehmet Ali Güller

Erdoğan “Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatıyoruz.” diyerek, yeni bir sürece işaret etti.
Bu sözler, kuşkusuz öncelikle bir çöküşün itirafı olarak görülmelidir. Zira 18 yıldır iktidarda olan bir parti ekonomide, hukukta ve demokraside “seferberlik” ilan etmek zorunda kalmıştır. Seferberlik savaşların konusudur ve bu ifade “savaş boyutunda bir çöküş” yaşandığını göstermektedir.
Diğer yandan bu sözler, Batı’ya “birlikte çalışma” mesajı olmaktan öteye bir anlam taşımamaktadır. Nitekim Erdoğan’ın damadının istifasıyla ilgili şu değerlendirmesi, Batı’ya “birlikte çalışma” mesajını biraz daha netleştirmektedir: “Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndaki görev değişikliği küresel düzeyde, siyasi ve ekonomik değişime uygun şekilde ülkemizde hukuk ve ekonomi alanında köklü değişiklik yaptığımız zamana denk düşmüştür.”
İleri demokrasiden samimi demokrasiye
Bu sözleri elbette daha somut olarak AKP’nin Joe Biden’lı ABD yönetimiyle “uyumlu” çalışma arayışı olarak yorumlayabiliriz. Türkiye ile ABD arasındaki çelişmelerin gittikçe derinleşmesi nedeniyle “uyumlu çalışma” olasılığı gün geçtikçe azalsa da, “taktik esnekliğe” sahip Erdoğan’ın, ABD’nin “Türkiye’yi kaybetmek istemeyen” kanadının elini güçlendirecek bazı adımlar atabilmesi olasıdır.
Fakat son tahlilde bizi vatandaş olarak asıl ilgilendiren “Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberliğin” başlayıp başlamayacağıdır; reform yapılıp yapılmayacağıdır. Ancak 18 yılın deneyimiyle söyleyelim: Olası değildir!
İktidarın reform diye pazarladığı, hiçbir zaman reform olmamıştır; çünkü Erdoğan’ın kavramlarıyla bilimin kavramları örtüşmemektedir. Bunun en somut göstergesi “demokrasi” kavramıdır. Erdoğan için “demokrasi” uygun durakta inilecek tramvaydır, hedefe varmak için kullanılacak araçtır. Örtü olarak da kavram bir dönem boyunca “ileri demokrasi” şeklinde kullanılmıştır; bu dönem için de “samimi demokrasi” ifadesi seçilmiştir!
Ak-devlet
Modern dönem “tek adam” rejimleri açısından bir genellemedir: Demokrasi kullanılarak otokrasi inşa edilir; milletin oyuyla “milletin egemenliği” meclislerden saraylara taşınır. Bizde de böyle olmuştur:
Devletin yönetim biçimi, düzeni, rejimi aynı yolla bir ‘tek adam’ rejimine dönüştürülmeye çalışılmaktadır:
1. İktidar partisinin genel başkanı, ‘Reis’ sıfatıyla literatürde cumhurbaşkanlığı, fiiliyatta devlet başkanlığı yapmaktadır.
2. İktidar partisinin Reis tarafından atanan il başkanları, illerde “paralel vali” olarak görev yapmakta; bulunmaması gereken protokollerde yer almaktadır.
3. Reis, AKP’nin başarısı için çalışmayı, “milli görev” ilan etmektedir; AKP’nin bekası devletin bekası sayılmaktadır.
4. İstanbul’un muhalif partili belediye başkanına, Reis’in “Kanal İstanbul” projesine karşı çıktığı için, “devlet projesine karşı çıkılamaz” diyerek soruşturma açılmaktadır.
5. Ekranlarda “tek adam” rejimi sözcülüğü yapan eski bir Pensilvanya güzellemecisi, ana muhalefet partisinin eski bir milletvekiline “Türkiye’yi biz yönetiyoruz, Tayyip Erdoğan’a ram olacaksınız, itaat edeceksiniz” diye bağırmaktdır.
Mafya-tarikat rejimi
Örnekleri çoğaltabiliriz. Hatta şu birkaç örnekle rejimin karakterini, “mafya-tarikat rejimi” olarak da saptayabiliriz:
6. Reis ve fiili yardımcısı tarafından hapisten çıkarılan bir mafya lideri, ana muhalefet partisi liderini “kazığa oturtmakla” tehdit edebilmektedir.
7. Yine bir başka mafya lideri, Reis’e muhalif olanları açık açık tehdit edebilmesiyle tanınmaktadır.
8. Ana muhalefet partisi lideri saldırılara uğrayabilmekte, linç girişimleriyle karşı karşıya gelebilmektedir.
9. Bir “tarikatlar koalisyonu” olan iktidar partisi, devleti tarikatlara parsellemektedir; belediyelerin kaynakları vakıf adı altında tarikatlara kaydırılmaktadır.
Kitaplar dolduracak olguları elbette bu köşeye sığdıramayız. Çoğu son bir haftaya yansıyanları listeledik.
Egemenlik mücadelesi
Bunları bir karamsarlık oluşturması için değil, durumu saptamak için yazıyorum. Zira durum doğru saptanmadığında, “sistem içi çözüm arama” yanlışlığı yapılmaktadır. Dahası bu saptama, gerçeğin bir yüzüdür ama gerçeğin diğer yüzünü iyi görmemiz içindir. Nedir o diğer yüz?
18 yıldır “tek adam” rejimi inşa etmeye çalışıyorlar ama edemiyorlar, edemeyecekler! Damadın istifası bile aslında bir ölçüde bunun göstergesidir: Damat bile olsa, son tahlilde sarayın kendisine rağmen yaptığı bir atamayı sindirememiş, istifa etmiştir.
Egemenliğini bir devrimle padişahtan koparıp alarak milletleşen bir toplum, egemenliğini elbette yüz yıl sonra reislere teslim etmeyecektir. Göreceğiz…
Mehmet Ali Güller / Cumhuriyet Gazetesi / 19 Kasım 2020
Posted in FAŞİZM, Politika ve Gundem | Leave a comment

MAFİA LİDERİ İLE YOL ARKADAŞI OLAN SİYASETÇİ * İŞTE 18 YIL SONUNDA GELDİĞİMİZ NOKTA “MAFIA BOSS DOSTUM VE ARKADAŞIMDIR”

İŞTE 18 YIL SONUNDA GELDİĞİMİZ NOKTA
“MAFIA BOSS DOSTUM VE ARKADAŞIMDIR”

Temel Sağıroğlu

Lütfen bilgisayarınızın başına geçin ve “Alaattin ÇAKICI” yazarak arama butonuna basınız.Tüm dünyanın Mafia Boss diye tanımladığı (Mafya Babası) Alaattin ÇAKICI KİMDİR…
Alaattin ÇAKICI: Gazeteci Hıncal Uluç’u yaralamaya azmettirmek suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezası….
Alaattin ÇAKICI: On beş kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan Karagümrük Spor Kulübü Lokali’ne düzenlenen silahlı saldırı ve “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezası…
Alaattin ÇAKICI: Adam öldürmeye azmettirmekten 14 yıl 9 ay hapis cezası….
Alaattin ÇAKICI: Borsacı Adil Öngen’in öldürme kastı ile arabasının kurşunlanması suçundan 10 yıl 10 ay hapis cezası…
Alaattin ÇAKICI: Bursa Uludağ’da 1995 yılında eski eşi Nuriye Uğur Kılıç’ın öldürülmesi olayında azmettirici olmak suçundan 19 yıl 2 ay hapis cezası…
Yukarıdaki suçları işleyen ve bu suçları işlediği delillerle sabit olan Alaattin ÇAKICI, MHP nin Genel Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’ye göre suçlu değil bir kahraman, bir dost ve bir arkadaş.
DEVLET BAHÇELİ KİMDİR
Devlet BAHÇELİ, Koskoca Türkiye Cumhuriyetini yöneten Adalet ve Kalkınma Partisini iktidarda tutan, ülkenin kaderi ile ilgili alınacak kararlara el kaldıran MHP nin Genel Başkanıdır.
Devlet BAHÇELİ, arkasında durduğu bütün yönetimleri en zor zamanlarında sırtından hançerleyerek iktidarları yıkan ve daha sonra güçlünün yanına sığınmakta bir sakınca görmeyen politikacıdır.
Devlet BAHÇELİ, milliyetçilik akımını kasıtlı ve bilinçli bir şekilde kan davasına dönüştüren, bu eylemleri ile karşıt milliyetçi akımların oluşmasına sebep olan siyasetçidir.
Devlet BAHÇELİ, Nefret ve kin söylemleri ile toplumları kutuplaştıran, insanları birbirine düşürerek hasım ve düşman eden, bu eylemleri ile siyasi varlığını sürdüren siyasi parti lideridir.
Devlet BAHÇELİ, yasa dışı suç örgütleri ile yakın ilişkilerde bulunan,12 Eylül sonrası çek senet mafyası tetikçilerinin ülkücü olduğunu ima eden, bu eli kanlı tetikcileri her fırsatta halka karşı sokağa salmakla tehdit eden ve bu davranışları ile milliyetçilik kavramını lekeleyen parti başkanıdır.
BU ZİHNİYET İLE BİZİ NASIL BİR GELECEK BEKLİYOR
Kemal Kılıçdaroğlunu seversiniz veya sevmezsiniz bu önemli değil.
Şükürler olsun ki bu ülkede siyasileri sevip sevmemek henüz suç teşkil etmiyor.
Ama gerçek şudur ki Kemal Kılıçdaroğlu 12 Milyon insanın oy vererek tercih ettiği bir siyasi partinin genel başkanıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu’na eli kanlı bir mafya babası tarafından yapılmış olan tehdit ve hakaret 12 Milyon insana yapılmış olan tehdit ve hakarettir.
Bu eli kanlı suç örgütü lideri hakkında diğer siyasi parti liderlerinin sessiz kalması, tepki göstermemesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti için felaketlerin en büyüğüdür.
Bugünkü yönetimi ayakta tutan MHP liderinin dünyanın mafya babası olarak tanımladığı Alattin Çakıcıyı savunması, bu eli kanlı katile dostum ve arkadaşım demesi Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir hukuk devleti olmaktan hızla uzaklaştığının ilanıdır.
Türkiye Cumhuriyeti düşmanlarına uluslararası platformlarda “suç örgütleri ile işbirliği yapan devlet” görünümü vererek ellerine koz vermektir.
Rusya, Amerika, İngiltere, Fransa gibi emperyalist devletlere içişlerimize dahili ve harici müdahale şansı tanımaktır. (Libya, Irak ve Suriye’ye bu nedenle girildi)
Ekonominin tamamen çökmesi, ülke içinde kaos, terör, iç karışıklığın başlaması demektir.
SON SÖZ
Hiç vakit kaybetmeksizin AKP’nin MHP’den,
Türkiye Cumhuriyetinin de her ikisinden kurtulması lazımdır.
Yoksa karanlık diyebileceğimiz bir yarınımız dahi olmayacak.

https://www.turkishnews.com/tr/content/2020/11/19/iste-18-yil-sonunda-geldigimiz-nokta-mafia-boss-dostum-ve-arkadasimdir/
Posted in SİYASİ PARTİLER, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

İRTİCA VE VANDALLIK İMAM HATİP OKULLARINDA * İmam Hatip öğrencisinden öğretmenine: Saçını başını açıp gelmişin, kadın-madın demem döverim

İmam Hatip öğrencisinden öğretmenine:
Saçını başını açıp gelmişin, kadın-madın demem döverim

Odatv.com / 20.11.2020

Tarikatların beslediği şalvarlı-sarıklı eğitim, imam hatip lisesinde isyan çıkardı. Sarıklı-şalvarlı derse giren öğrencileri öğretmen sarığını çıkarması için uyardı. Öğrencilerden biri, tehdit etti.
Aydın İmam Hatip Lisesi’nde görev yapan kadın öğretmen E. S, 15 Kasım günü, hafta sonları diğer öğrenciler gibi müfredat derslerini okulda gören açık imam hatip lisesi 9-C sınıfı öğrencilerinin, Arapça dersine girdi. Sınıftaki öğrencilerden 3’ünün şalvarlı-sarıklı sınıfta oturduğunu gören öğretmen, “Ortaöğretim Yönetmeliği’ne” göre, sarıklarını çıkarmalarını istedi.
Öğrencilerden M.H.K, “Sen benim sarığımı çıkaramazsın. Kadın başına konuşma, zaten saçını başını açıp gelmişin, kadın-madın demem döverim” diyerek, öğretmenin üzerine yürüdü.
DEDELERİMİZİ ASTILAR
Öğretmenlerini korumak için diğer öğrenciler araya girdiğinde ise, “Eğer Müslüman iseniz karışmayın. Siz bunları bilmezsiniz, bunların dedeleri bizim dedelerimizi astı” diye bağırdı. Olaylar büyüyünce öğretmen E.S dilekçeyle durumu okul idaresine bildirdi. Okulun bulunduğu Efeler İlçe Milli Eğitim Müdürü Hakan Özcan, “Derhal gereğini yapın” talimatı verdi.
SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSU
Sözcü’den Sultan Uçar’ın haberine göre; Milli Eğitim, idari soruşturma başlatırken, öğretmen ayrıca avukatı Burak Özdemir aracılığıyla Cumhuriyet Savcılığı’na da suç duyurusunda bulundu. 46 öğretmenin görev yaptığı okulda, hafta içi 335 normal öğrenciye, hafta sonları ise açık imam hatip lisesi öğrencilerine ders veriliyor.
ÖĞRETMEN E.S’NİN İFADESİ
“Derse girdiğimde 3 öğrenci sarıkla oturuyordu. Öğrencilerin derste şapkayla oturmasına müsaade edilmediği için sarıkla oturmalarını da uygun görmedim. ‘Şapkalarınızı çıkarır mısınız?’ dediğimde, M.H.K aniden kalkıp, el kol hareketleriyle, ‘Sen benim sarığımı çıkartamazsın. Okul beni böyle kabul ediyor. Sen kimsin ki?’ diye bağırdı. ‘Sen’ diyemeyeceğini hatırlatıp, edepli olması için uyardığımda, ‘Ben, seni hoca olarak kabul etmiyorum’ dedi. ‘O zaman dersimden çık’ dedim.
“BAŞIN AÇIK DÖVERİM”
O da, ‘Sen benim olduğum sınıftan çık. Zaten saçını başını açıp gelmişin’ diye karşılık verdi. Dersteki, öğrenciler çok rahatsız oldu ve bir öğrenci, susmasını söyledi. Bu kez o öğrenciye dönüp, ‘Sen bunları bilmezsin, bunların dedeleri bizim dedelerimizi astı. Eğer Müslüman isen sus karışma” dedi. Ardından benim üzerime yürüyüp, ‘Kadın başına konuşma sus. Kadın madın dinlemem, seni döverim’ diye tehdit etti. ‘Kolaysa döv’ dediğimde ‘O günler de gelecek, merak etme’ diye tehdidini sürdürdü. Öğrenciler, sınıftan zorla çıkardı. Cezalandırılsın…”
SARIKLA OKULA GİTMEK SUÇ
Eğitim-İş Aydın Şube Başkanı Şaban Özdemir: “Dindar gençlik yetiştirme hedefinin, kindar nesil yetişmiş haline dönüştüğünün en somut örneğiyle karşı karşıyayız. Son zamanlarda Atatürk ve Cumhuriyet’e saldırılar çok arttı. Sarıkla okula gitmek, yasada suç. Okulların yol geçen hanına dönmesine, öğretmenlerin şamar oğlanı yapılmasına, Cumhuriyetle hesaplaşanlara asla izin vermeyeceğiz. Öğretmenlerin, can güvenliği yok. Okullarda darp edilip, bıçaklanıp, öldürülüyorlar.”
TARİKATLAR BEYİN YIKIYOR
Eğitim-İş Hukuk İşleri Genel Sekreteri Maksut Balmuk: “Cemaat-tarikat yapılanmaları, din kisvesi altında, öğrencilerin beyinlerini yıkıyor. 15 Temmuz’dan ders çıkarmayanlar, bu yapılara destek veriyor. Okulların bu yapılardan arınması, laik, bilimsel ve demokratik eğitim için sen- dikal ve hukuki mücadelemiz sürecek.
TARİKATLARA YOLU BAKANLIK GÖSTERDİ
Türkiye’deki 30 tarikat ve 400 kolu, 1 milyondan fazla çocuğa, kendi kurduğu “Medreselerde” dini eğitim veriyor. Medreselerin yasal statüsü olmadığı için tarikatlar, diploma veremiyor ve yetiştirdikleri öğrenciler de devlete atanamıyordu. Bunu aşmak için MEB ve YÖK, “Açık Öğretim İmam Hatip Lisesi ve Açık Öğretim İlahiyat Lisans Tamamlama Programları açtı.
YURTTA KALIYORLAR
MEB’e bağlı açık öğretim imam hatip liselerinde halen 144 bin 610 öğrenci kayıtlı görünüyor. Kayıtları açık öğretimde görünse de, hafta sonları imam hatip liselerinde derse girip, not alıp, o okulun öğrencisi kabul ediliyorlar. Olaya karışan 3 öğrencinin de, yurtta kaldığı ve yurdun da bir tarikata ait olduğu ileri sürülüyor.
1 SORU 1 CEVAP
– Ortaöğretim Yönetmeliği’nin 164. maddesine göre disiplin cezası alacaklar.
– 5 güne kadar okuldan uzaklaştırma veya örgün öğretim dışına çıkarabilirler.
– Açık imam hatip olduğu için en ağır ceza yani atılma alsalar da anlamını yitiriyor.
– 2596 sayılı kanuna göre ibadethane dışında dini kıyafet giydikleri için 6 ay hapis
– TCK 106’ya göre tehdit suçundan 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası alabilirler.
Posted in DİN-İNANÇ, EĞİTİM, İrtica, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment