Gülün yangını, Notre Dame

Mine G. Kırıkkanat / 21.04.2019
kirikkanat@mgkmedya.com

Gülün yangını, Notre Dame


Bir kentin ne denli bayındır olduğu ve uygarlık düzeyi, aşağıdan değil yukardan, yerden değil gökyüzünden görünür. Uçaktan ya da kuşbakışıyla.

Ama uçakların kent merkezleri üzerinde alçaktan uçması yasaktır. Kuşların umurunda olan da üzerinde uçtukları yerin bayındırlık manzarası değildir…Bir kente tepeden bakmak, ona zaten tepeden bakan yüceliklere tırmanmayı gerektirir.

İşte ben böyle bir yüceliğin tepesinden, Notre Dame’ın sağ kulesinden seyrettiğim Paris’in önce damlarına vuruldum; sonra tepesinden tırnağına âşık oldum. Yıllar önceydi. Fransa’ya ilk kez geliyordum. Gençtim. Tek başımda kavak yelleri… Mevsim yaz.

Dilini Türkiye’de öğrendiğim ülkeyi güneyden kuzeye katettim. Son durak Paris’ti. Çok okumuştum hakkında, her şeyini biliyordum. Tabii ki ilk görmek istediğim, başkentin koruyucu azizesi, kutsal Meryem Ana’ya adanmış baş yapıt, Notre Dame de Paris’ydi.
O zamanlar şimdiki turist yoğunluğu yoktu, üç saat kuyrukta beklemek gerekmiyordu, katedrale girmek için. Ama kuleye çıkan, her biri yarım metrelik 422 basamağı yine tırmanmak gerekiyordu! Dilim bir karış dışarda, kan ter içinde kalsam da başardım.
Ve Paris, önüme uzanıverdi.

Sacre Coeur’den Eyfel Kulesi’ne bütün anıtlar belli bir geometriye göre sıralanmıştı. Ömrümde böyle bir mimari bütünlük görmemiştim. Hiç kiremit ve eternit kaplı ya da özensiz çatı yoktu. Bütün damlar arduvaz (kayağantaş) ve sonradan çinko olduğunu öğrendiğim gri renkli metal levhalar döşeli, bakımlıydı. Bazı damların ortasında havuz bile vardı, bazılarında bahçe, şezlong, şemsiye…

Bir dua değildi, dilek bile değildi; apansız “Ben burada yaşamak istiyorum!” diye geçirdim   içimden. Belki de dua ya da dilek olmadığı için, Notre Dame’ın kulesinden evrene gönderdiğim istek; hiç beklemediğim yollardan 20 yıl sonra gerçekleşti. Ve Paris* kitabımda, hayatımı değiştiren mabet de yer aldı elbet:

***

Hiç büyümemek için mumlar yakıyorum Notre Dame’a. Ozan Anatole France’ın “Bir fil gibi ağır ve bir böcek gibi ince”, diye tanımladığı görkemli kilise. Notre Dame’a havale edilen dileklerin gerçekleşmemesi olası değil. İlk temelleri 1160 yılında atılmış bu güzel anıtın. İsyanlar ve krallar geçmiş içinden. Talan edilmiş, devrim görmüş, yıkık  mihrabına Meryem yerine “MantıkTanrıçası”nın adı verilmiş. Sonra aslına dönmüş, 1802 yılında.

2 Ocak 1804’te, Napolyon Bonaparte’ın imparatorluk tacını kendi kendine giydirmesini seyretmiş, 800 küsur yaşında temellerinin üstünden. Kısacıkömürlü minicik adamların büyüklük meraklarına bakarak, epeyce eğlenmiş. Ama aynı tarihlerde, hayli yıpranmış kendisi de. O koca katedralin iskeleti dışında, her şeyi talan edilmiş. Sonunda upuzun ömürlü, dev bir yazarın incecik uçlu kalemi kurtarmış, Notre Dame’ı.

Victor Hugo, 1831 yılında Notre Dame’ın Kamburu’nu yazınca, romanda anlattığı Gotik katedralin acıklı durumu, Kral Louis Philippe’i 1844 yılında özel onarım fermanı   çıkarmaya zorlayan bir protesto hareketi başlatmış. Kral’ıngörevlendirdiği iki dahi mimar, Lassus ile Viollet-le-Duc, özellikle de ikincisi, Notre Dame’a yeniden hayat ve bugünkü biçimini vermişler.

***

Notre Dame, artık bir gülün hayali. Daha doğrusu, kurumuş bir gül hayaleti. Geçen pazartesi çatısını çökerten, gökyüzüne uzanan okunu göçerten yangın kasıtlı mıydı, kaza mıydı, henüz bilinmiyor. Polis çemberine alınan yaralı katedrale bir kilometreden fazla yaklaşılmıyor. Uzaktan görünüşü daha da hüzünlü…

Pek çok kişi gibi ben de kasıtlı çıkarıldığını düşünüyorum Notre Dame’ı yarıya yarıya yok eden yangının. Gerçek bir gün ortaya çıkar mı, o da meçhul… Sevindirici haber, katedralin onarımı açılan bağış kampanyasında, sadece dört günde 1 milyar Avro toplandığı ve onarımı için gereken tutarın bile aşıldığı…

İkinci güzel haber ise, Ekrem İmamoğlu’nun artık İstanbul’un “mazbatalı” belediye başkanı olması. Ne demişler? Dört nikâh, bir cenaze. Şimdi YSK’nin parmağına takılacak yüzüğü bekliyoruz. Gerisi de gelir elbet.

* Kırmızı Kedi Yayınevi, 2017

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1355487/Gulun_yangini__Notre_Dame.html
Posted in GEÇMİŞİN İÇİNDEN | Leave a comment

MİSYONERLİK ÜZERİNE “BİR” KİTAP “”OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA YABANCI OKULLAR” ve ÜÇ GÖRÜŞ

Naci Kaptan / 21.04.2019

Fransızca ‘’mission’’ kelimesinden dilimize geçen bu kavram aynı zamanda, misyonerlerin Hristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak için kurdukları teşkilata verilen bir isim olarak da kullanılmaktadır.

Misyonerlere göre nihai amaçlarına ulaşmak için kullanabilecekleri her yol mübahtır.En yaygın olarak başvurdukları yöntemlerden birisi de aynı zamanda araştırmanın ana konusu olan okullardır.

Henry H. Hessup adlı misyoner bu sözleriyle bu gerçeği çok net bir biçimde ortaya koymaktadır:

“Misyonerliğin başarısı için temel şart okullardır. Haddizatında bu da gaye olmayıp vasıtadır.Bu da bir hakikattir ki misyonerlerin yahut İncilin başka yollarla sokulmaya imkan bulunamadığı bir çok yerlere İncil okul vasıtası ile sokulabilmiştir.’’

Bu cümleler de gayet net görebileceğimiz üzere 19.yy’da Osmanlı topraklarında açılan yabancı okulların başlıca gayeleri arasında Hristiyan kültürünü yaymak gösterilebilir.

Bu ve benzeri metodları kullanan misyonerlerin faaliyetleri 19.yy ilk yarısından itibaren Osmanlı topraklarında gözlemlenmeye başlamıştır. Osmanlı topraklarına ilk olarak Fransız misyonerler gelmiştir. Daha sonra dönemin büyük güçleri olarak kabul edebileceğimiz İngiliz, Amerikan, İtalyan ve Alman misyonerler takip etmiştir.

Osmanlı Devletinin yaşadığı birçok sıkıntıda bu faaliyetlerin büyük etkisi olmuştur. Misyonerlerin gittikleri bölgelerde ki amaçları yalnızca kendi dinlerini yaymak değildir. Aynı zamanda bulundukları bölgenin mahalli kültür ve inançlarına zarar vermek, bilhassa okullarında verdikleri eğitimle azınlık unsurları devlete karşı kışkırtmak gibi çeşitli zararlı faaliyetlerde bulunmuşlardır.

https://www.academia.edu/29664549/OSMANLI_DEVLETİNDE_YABANCI_OKULLAR

Mehmet Boz 21.04.2019

Kitap Sever Aydoğmuş’un kitap
önerisine çok teşekkür ederim.

Osmanlı hanedanı yaptığı yanlışların bedelini hem kendi ödemiş, hemde millete çok ağır ödetmiş ve tarih sahnesinden inmiştir.Tapu senedimiz olan 24 Temmuz 1923 imzalanan Lozan Antlaşması ile tam bağımsız bir devlet olan Türkiye ‘nin ,1946 sonrası düşürüldüğü durumdan kim/ler sorumludur?

Ya ABD projesi Barış Gönüllülerinin Türkiye’deki çalışmalarını nasıl izah edebiliriz?

27 Ağustos 1962 tarihli ikili anlaşma uyarınca Türkiye’ye 1962 Eylülü sonlarında gelmeye başlayan Barış Gönüllüsü’nün meselesi nasıl izah edilecektir?

“Barış Gönüllüleri İkili Antlaşması”, Amerikalı gönüllülere Türk mevzuatında yer alan kimi vergi, resim ve harçlar yönünden birtakım ayrıcalıklar tanıdığı gibi, Antlaşmanın Anayasa’ya aykırılığı da o dönemde kimi bilim adamları tarafından ileri sürülmüşse de bu yasa 1965’de,kendini hukukun üstüne de gören mebuslarca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiştir. (* )

Yeri geldiği için Uygur Kocabaşoğlu ve Atilla İlhan’dan bu konudaki uyarıcı hatırlatmaları aşağıya eklenmiştir.

* Misyon Ve Misyoner Nedir?

Misyonerliğin gerekçesi, İsa’nın, havarilerine, ”Gidiniz! Gerçeği (Kutsal Kitabı) onlara anlatınız!” şeklindeki buyruğunda gizli.16.Y.yıldan beri Hıristiyan inanışını vaaz etmek, ayinleri yönetmek yetkisiyle donatılmış din görevlilerinin başka ülkelere gönderilmesine MİSYON (mission), bu gibi görevlilere de MİSYONER (missionary) denmektedir. 17.Yüzyıldan itibaren ise ticari/siyasi amaçla yabancı bir ülkeye özel görevliler gönderilmesine de misyon denmiş (1)

* Protestan Misyonerler Osmanlı Türkiyesi’ne ilk kez ne zaman ayak basmışlar?

İngiliz Church Of Missionary Society’e bağlı bir papaz 1815 yılında Mısır’a ilk kez ayak basmıştır. Onu, ABCFM’ya da kısaca BOARD denen ABDli misyoner örgütüne bağlı Pliny Fisk ve Levi Parsons’un 15 Ocak 1820’de İzmir’e gemi ile gelmeleri izlemiştir.

*1868 yılında ABD’daki 16 Protestan misyoner örgütlerinin en büyüğü ve etkini American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM)’ dir.

* ABCFM 1900’lü yıllarda dış ilişkiler sekreterliğini yapmış olan James L. Barton Türkiye ile ABD arasındaki eğitim ve ticaret ilişkilerini bir raporunda nasıl açıklamaktadır?

Raporunda “Türkiye’deki bu modern eğiktim kurumları bu ülkenin insanlarının yaşam, düşünce,adet ve alışkanlıklarını YENİDEN BİÇİMLENDİRMEDE önemli bir güçtür. Bu okullardan çıkan erkek ve kadınlar bilgi isteyen mesleklerde olduğu gibi iş ve ticarette de ön sıralarda yer almaktadırlar.” demekte,

Ve eklemekte ” Misyoner okullarının (azınlık kökenli) eski öğrencilerinin büyük bir kısmı Avrupa ve Amerika’nın varlıklı tüccar ve iş adamlarıdır.Modern düşünceli bu adamlar aracılığıyla fabrikalarımızın ürünleri/ makineleri doğunun bu bölümüne artan oranda girebiliyor, bunun karşılığında Türkiye’nin ürünleri de (tarım,halı olmalı!) bize ulaşıyor.,..Türkiye’deki Amerikan kolejlerini kurmak ve desteklemek için Amerika’dan gönderilen paranın,bu ülkeyle artan ticaret sayesinde,yüklü faiz ile birlikte fazlasıyla geri ödendiğini söylemek doğru olacaktır. “ (1)

* Türkiye’nin her alanda kuşatılmışlığa düşürüleceğini söyleyen ABD’li misyoner bilicimi idi?

“…BOARD örgütü yaklaşık 65 yıl dır, Türkiye’de faaliyette bulunmaktadır.(Dikkat!) Ticari ilişkiler bakımından, misyonlar bu bölgede elverişli bir ortam yaratmışlardır; bu ortam misyonerlerin iki yönlü çalışmaları sayesinde gerçekleşmiştir:

1) Geniş bir eğitim düzeni
2) Geniş bir basın yayın faaliyeti!

(Dikkat!) Biz bu bölge halkını, yalnız bizim sattıklarımızı almaları için değil;gelecekte kurulacak tesisleri geliştirip yaşatabilecek bir düzeye gelmeleri için de eğitiyoruz;bu yoldan,Amerikan yatırımlarına yeni alanlar açmak umudundayız…”..

“…örgütün devamlı yaşayabilmesi için yapılan harcamalar, yıllık 6 milyon dolar civarındadır. (Dikkat!) Amerikalılar şimdiden Asya Türkiyesi’nde kazançlı duruma geçen bir iş kurmuşlardır. Bu durum,bütün bölge halkının,bir gün bizim müşterimiz olacağına dair umudumuzu gerçekleştirmektedir.Şu anda Asya Türkiyesi’nde, değişik bölgelerde 435 okulumuz ve bunlarda eğitim gören,19.795 öğrencimiz mevcuttur!.”

Bu müthiş beyanatı kim vermiş? Sıkı durun! American Bord of Mission adına, Mr.H. O.Dwight, verdiği tarih 1895 tir.Peki dediği gibi,” bölge halkının,bir gün onların müşterisi olacağına dair umudunu gerçekleştirebilmiş”ler midir? (2)

(1) Anadolu’daki Amerika(Dr. Uygur Kocabaşoğlu, ARBA Yayınları-İst.-1989)
(2) Atilla İlhan ( 5Mart 2004-Söyleşi-Cumhuriyet Gazetesi)

duran aydogmus / 20 Nis 2019
durgul55@yahoo.com

OSMANLI DEVLETİNDE YABANCI OKULLAR

Değerli Okurlar /kitap severler, !!!

Burada sizlerle çok önemli bir kitabın arka kapak
yazısını ve kendi ilâvemi paylaşacağım.

Kitabın adı : “OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA YABANCI OKULLAR”
Yazarı ……… : Yrd. doç. Dr. İlknur POLAT HAYDAROĞLU
Kültür Bakanlığı/1202, Kaynak Eserler/47, 1. basım : 1990 (5.000 adet), 236 sayfa.

Ben bu kitabı okuyunca, Osmanlı’nın son 150 yılında ne duruma ve niçin düştüğünü ve neden yıkıldığını daha iyi anladım…Bu yıkılışta yabancı okulların payı anlatılmış. Okul tarih ders kitaplarında bunları pek yazmadığı için detaylarını bilmiyoruz.

Bu kitapta anlatılan, Osmanlı Devletindeki
yabancı devlet okulları şunlardır :

A) Fransız Okulları : 1. Saint-Benoit, 2. Saint-Georges, 3. Saint-Louis Dil Okulları, 4. Saint-Pierre, 5. Notre Dame DeSion, 6. Saint-Pulcherie, 7. Saint-Joseph, 8. Saint Esprit, 9. İmmaculee Conception.

B) İngiliz Okulları : Osmanlı toprağındaki okullarının adı yok ama yer, yıl ve sayı olarak şöyle verilmiş İngiliz okulları :

1899’da Bağdat’ta : 1, Beyrut’ta : 1 okul,
1900’de Bağdat’ta : 1 okul,
1901’de Bağdat’ta : 1, Beyrut’ta : 1, Halep’te : 1, Kudüs’te : 1 okul,
1903’te Bağdat’ta : 1, Beyrut’ta : 24, Kudüs’te : 2, Suriye’de : 3 okul.

C) Amerikan Okulları : Harput’ta, İstanbul’da, Merzifon’da, Kayseri ve Talas’ta, Tarsus’ta,Selanik’te, Van’da, İzmir’de, Adana’da, Sivas’ta, Maraş’ta, Beyrut’ta, Amerikan okulları vardı Osmanlı’da.

D) İtalyan Okulları : 1870-80’lerde İstanbul’da, 14 İtalyan okulu (kız-erkek).

E) Alman Okulları : 1882-1914 arası İstanbul’da 4 okul.

F) Avusturya Okulları : 1882’de İstanbul’da kurulmuş 2 okul.

G) Rus Okulları : 1893-1903 arası İstanbul ve Bursa’da.

H) İran Okuları : 1910-1916 arası 4 okul..

İ) Bulgar Okulları : Adları belli değil.

J) Rum Ortadoks Okulları : 1453’ten beri İstanbul-Fener’de.

K) Ermeni Okulları : İstanbul’da 2 okul.

L) Yahudi Okulları : 1492’den sonra İstanbul’da.

Netice olarak şunu demek gerek; 600 küsur yıllık Osmanlı Devleti hiç bir ülkede kendi dili ve kültürünü yaymak için de olsa okul hiç okul açmamış. Cumhuriyet hükümetleri de halen aynı durumda, yani hiç bir yabancı ülkede Türkçe eğitim yapan okulumuz yoktur. Örneğin, Almanya’da 4 milyona yakın vatandaşımız var ama, halen bir tek ilkokulumuz bile yoktur! Oradaki 1 milyon çocuğumuz Alman okullarında ve asimile olmuş durumdalar!

Buna rağmen, yukarıdaki bazı ülkelerin halen okulları vardır ülkemizde. Oysa dış ilişkiler karşılıklılık (mütekabiliyet) esasına göre yürütülmek durumundadır. Bu durumda yanlışlık onlarda değil, bizdedir, yazık!!!

Aşağıdaki kitap tanıtımını okumanız dileğiyle saygılar.

“OSMANLI DEVLETİNDE YABANCI OKULLAR”

Kitabın arka kapaktaki özeti ve tanıtımı aynen aşağıdadır :

“Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar adlı bu kitap, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ….. gibi Yabancı Devletlerin, azınlıkları kullanarak, eğitim maskesi altında, Osmanlı Devleti aleyhindeki çalışmalarını, okullarda planladıkları ve yürüttükleri siyasal faaliyetleri konu edinmektedir.

Kitabın mesajı;Siyasi amaçlı eğitim faaliyetlerinin, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü hazırlayan ve hızlandıran etkenlerden biri olduğudur. Çıkış noktası eğitim, odak noktası Osmanlı Devleti’nden azınlıkları koparmak olan Yabancı Okullar sorununun temelinde; Osmanlı İmparatorluğu üzerinde nüfuz sahibi olma amacı yanında, eğitim, din, kültür ve politika gibi nedenler bulunmaktdır.

Yabancı Devletlerin azınlıkları etkileyebilmeleri için en tutarlı yol; din açısından yakınlık kurmak, bunu maddi olanaklarla desteklemek, onları himaye altına alarak okullar aracılığı ile nüfuzlarını sürdürmekti. Bunun yanı sıra; ticaret, okul, kilise, misyoner bağlantısını, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu siyasi zayıflığı,Osmanlı’nın kendi zararına verdiği birçok imtiyaz ve kapitülasyonları, yasal boşlukları da çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır.

Yalnız bulunduğu dönemi ve Osmanlı Devleti’ni etkilemekle kalmayan okullar ve siyasi faaliyetleri birçok soruna olumsuz katkıda bulunmuş ve günümüze yansıyan yeni sorunlara da zemin hazırlamıştır. Her yönüyle Yabancı Okulları ele alan araştırmamız, eğitim açısından yararlı, siyasi açısından zararlı bu kurumların tarihi gelişimini, Osmanlı Devleti’nin çöküşüne olan katkısını, arşiv belgeleri ışığında aydınlatmaya çalışmaktadır.”

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, EĞİTİM, Yeni Kitaplar | Leave a comment

EMPERYALİZM – OLTADA BALIK * ‘Missouri’ zırhlısı, çelikten bir barış elçisi miydi?

Daver Darende / Emekli Diplomat-Yazar / 20 Nisan 2019 Cumartesi

‘Missouri’ zırhlısı, çelikten bir barış elçisi miydi?


Türkiye, “Oltadaki Balık” olmaktan kurtulmadıkça, en azından kurtulmaya karar vermedikçe oltayı elinde tutanın çizdiği yolda ne yazık ki yürümeye devam edecektir

İkinci Dünya Savaşı sona erdikten bir yıl sonra, 6 Nisan 1946 yılında Amerikan Missouri zırhlısının İstanbul’a gelişi, ABD’li denizcilerin görkemli törenlerle karşılanışı, Türk- ABD ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak nitelendirilmişti. 

O dönemin ünlü gazetecilerinden koyu bir Amerikan yanlısı olarak bilinen Ahmet Emin Yalman’ın Vatan gazetesinin 5 Nisan 1946 tarihli ve “Çelikten Bir Barış Elçisi” başlıklı yazısında Amerika’ya övgüler yağdıran, Amerika’yı “barışın tek temsilcisi” şeklinde tanımlayan sözleri dikkat çekici idi. Ahmet Emin Yalman, ardından 6 Nisan 1946 tarihli Vatan gazetesinde “Türkiye’nin yeni müttefiki” başlıklı yazısında şunları yazmıştı:

Missouri’nin gelişinin ardından
“Missouri, bütün insanlara ferahlık ve güven telkin edecek bir barış kaynağıdır; çünkü insanlığa karşı cinayet işleyebilmek şöyle dursun başlıca vazifesi cinayetleri ilk anda önlemekten ve dünyanın asayişini korumaktan ibarettir.” 

Missouri zırhlısının İstanbul’a gelişiyle Türk-Amerikan ilişkilerinde başlayan yeni dönem Demokrat Parti iktidarı yıllarında bütün hızıyla devam etti. O dönemde de Amerika’ya hayranlık duyan, övgüler yağdıran yazarlar “büyük dostumuz” Amerika’yı “stratejik müttefik” olarak tanımladılar. 

O dönemde de Atatürk’ün “Yurtta barış dünyada barış” antiemperyalist, ulusalcılığa ve yurtseverliğe dayanan dış politikası bir kenara itildi, Amerika’ya tam bağımlılık giderek yaygınlaştı. İzlenen bu dış politika Türkiye’yi tümüyle dışa ve özellikle ABD’ye tam bağımlı bir ülke konumuna getirdi. 

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ve Sovyetler Birliği arasında başlayan “soğuk savaş” nedeniyle Türkiye ABD için, yazar Emin Değer’in sözleriyle “Oltadaki Balık” idi. ABD bu durumdan fazlasıyla yararlandı. Ünlü Truman Doktrini, Marshall yardımı, 1950-1990 yılları arasında askeri ve ekonomik alanlarda ikili anlaşmalarla Türkiye, ABD emperyalizminin boyunduruğu altına girmiş oldu.

1 Mart tezkeresi
ABD çıkarlarının korunduğu, bağımsızlığımızı gölgeleyen bu durumun yarattığı güçlük 2000’li yıllarda daha iyi anlaşılmaya başlandı. ABD, NATO’nun güney kanadının “ileri karakolu” görevini de yürüten Türkiye’ye artık “müttefik” gözüyle bakmıyordu. Türkiye 60- 70 yıllık Türk-Amerikan ilişkileri tarihinde en gerilimli dönemini yaşamaya başladı.
Türkiye, 1 Mart tezkeresini reddederek ABD’ye karşı dış politikada yeni bir süreç başlattı. Bu dönemin değerini çok iyi bilmemiz ve hatırlamamız gerekiyor.

Ancak 1 Mart tezkeresinden sonra bu sürecin devamı gelmedi. Türkiye, “Oltadaki Balık” olmaktan kurtulmadıkça, en azından kurtulmaya karar vermedikçe oltayı elinde tutanın çizdiği yolda ne yazık ki yürümeye devam edecektir. “Özgürlük” ve “demokrasi” adı altında dünyaya egemen olmak isteyen bu ellerin ne kadar acımasız olduğunu tarih yazıyor. Kaderimizi bu acımasız ellere teslim ettiğimiz zaman ne büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacağımızı iyi hesaplamamız gerekiyor. 

New York’taki “Özgürlük Anıtı”nın dünyamıza ışık saçtığı, özgürlüğün simgesi olduğu söylenir. Amerika’nın geçmişte ve günümüzdeki özgürlük (!) arayışını düşündükçe, tacından ışıklar saçan, hüzünlü bakışlı kadın heykelinin, özgürlüğün gerçek simgesi olmayacağını düşünüyorum.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1354246/_Missouri__zirhlisi__celikten_bir_baris_elcisi_miydi_.html
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, SİYASİ TARİH | Leave a comment

KÖY ENSTİTÜLERİ * Rockefeller’in düşman muhalifleri

Başbakan İsmet İnönü,Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, köy enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç

Işık Kansu 20 Nisan 2019 Cumartesi
kansu@cumhuriyet.com.tr

Rockefeller’in düşman muhalifleri


Köy Enstitülerinin kuruluş bayramında İsmet İnönü’nün evinde, Pembe Köşk’teydik. 

Değerli eğitimciler Dr. Niyazi AltunyaMustafa Gazalcı ve Mehmet Ayhan’ı dinledik. Köy Enstitülerini, kurucusu İsmail Hakkı Tonguç ile birlikte İsmet İnönü’yü yerli yerine oturttular. Söyledikleri çok yerindeydi. 

Çünkü, yalnız tutucular, yobazlar değil, tarihsel gelişmeleri iyi özümseyememiş solda olduğunu ileri süren kimi isimler de, Köy Enstitülerinin kapatılma sürecinden İsmet Paşa’yı sorumlu tutarlar. Oysa, Köy Enstitülerinin açılması ve yaygınlaşması konusunda İsmet Paşa, büyük çaba harcamış, konuyla doğrudan kendisi ilgilenmiştir. 

Örneğin, Tonguç’un ilgili raporunu dinledikten sonra 1944 Mart ayındaki bir Bakanlar Kurulu’ndan şu kararı çıkartmıştır: 

Köy Enstitülerinden çıkacak öğretmenleri köylere yerleştirmek için gerekli yasal önlemleri zamanında alarak köy okullarına ayrılacak araziyi sağlamak, okul yapılarını hazırlatmak ve ilgililerin bu alandaki çalışmalarını sıkı bir şekilde izlemek.” 

Aynı İnönü, Cumhurbaşkanı olarak Beşikdüzü Köy Enstitüsüne yaptığı bir gezide, balıkçı motorlarıyla türkü söyleyerek denize ağ atan enstitülü çocukların arasında Tonguç’a şöyle demiştir: 

Elimde bunlar gibi yetişmiş gençlerden birkaç tümen olsaydı Türkiye’nin yazgısını değiştirirdim ben.” 

Birinci ve İkinci İnönü utkuları nedeniyle Atatürk’ün Siz, orada, yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz” dediği İsmet Paşa, Köy Enstitüleri ile milletin kara yazgısını ikinci kez değiştirilebileceğinin bilincindeydi.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye, “Hür dünyanın korunması ve sınırlarının genişletilmesi” amacını güden dünya ağa ve beylerinin kuşatmasına uğradı. O günlerde, dünyanın “ağa”larından biri, Nelson A. Rockefeller, ABD Başkanı   Eisenhower’a mektup yazarak, Marshall Planı’nın ABD’ye politik ve askeri nüfuz alanı yaratması gerektiğini belirtiyor, Türkiye ve benzeri ülkelerde “bağımsızlık eğiliminin   artırılmaması” için “İktisadi yardımı öyle yapalım ki, bize düşman muhalifleri zararsız kılsın diyordu. 

Köy Enstitüleri ve orada yetişenler, Rockefeller’in düşman muhalifleriydi…
O yüzden zararsız kılındılar!

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1354236/Rockefeller_in_dusman_muhalifleri.html
Posted in EĞİTİM, KÖY ENSTİTÜLERİ | Leave a comment

Köy Enstitüleri, 79 yaşında * Köy Enstitüleri bir kültürdür

Hikmet Altınkaynak / 18 Nisan 2019

Köy Enstitüleri, 79 yaşında


Öyküsü, ona duyulan özlem anlatıldı/anlatılıyor. Gazetemiz de Tonguç’un Kitapları   adlı Ceyhun Atuf Kansu’nun bir deneme yapıtını armağan olarak verdi. Eğitim tarihimizin altın anıtlarından biri olan Köy Enstitüleri için ilk adım bildiğiniz gibi, 1936’da, Atatürk’ün köylere hizmet götürülsün direktifiyle atıldı.

 SaffetArıkan’ın bakanlığı sırasında eğitmen kursları, köy öğretmen okulları açıldı. Eğitimci İsmail Hakkı Tonguç da Atatürk’e eğitim raporu sundu. Atatürk’ün yaşama gözlerini yummasından sonra yeni Cumhurbaşkanı İsmet İnönü döneminde de çalışmalar sürdü. İzmir milletvekili Hasan Âli Yücel, Milli Eğitim Bakanlığı’na, Tonguç da İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne getirildi. “Üretim içinde eğitim öğretim” ilkesiyle yola çıkıldı, 17 Nisan 1940’ta Köy Enstitüleri resmen kuruldu. İnönü’nün sürekli desteğini alan Yücel ve Tonguç, yeni bir hayat yarattı. Ne var ki DP iktidarı 27 Ocak 1954’te kapattı.

Pakize Türkoğlu
Pakize Türkoğlu (92), Aksu Köy Enstitüsü’ne ilk giren beş kızdan biriydi. Sonra Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ve Çapa Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi. Ortaöğretim kurumlarında öğretmenlikten sonra 1978’de Atatürk Eğitim Enstitüsü’nde yöneticilik ve öğretmenlik yaptı. 1985’te Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Enstitülerin kuruluşundan kapanışına kadarki tarihini Tonguç ve Enstitüleri (YKY, 1997) adlı kitabında anlattı. Sonra yaşadıklarını Kızlar da Yanmaz (İş Kültür Yay. 2011) ile Kısa Süren Hasat (İş Kültür Yay.2012) adlı kitaplarında yazdı. Türkoğlu’nun bu kitapları, yaratılan bu yeni hayatın her evresini ortaya koyan anıları ve tanıklıkları kapsıyor. 

Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği (YKKED), 2012 Mustafa Necati Öğretmenlik Onur Ödülü’nü Pakize Türkoğlu’na verdi. Onun için KemalKocabaş’ın hazırladığı “Armağan Kitap” yayımlandı. Bu kitapta Türkoğlu’nu yakın çevresi, Köy Enstitülü dostları, öğrencileri,  üniversiteli arkadaşları, yazar ve sanatçılar anlatıyor. Kendisiyle yapılan söyleşi yanında yazılarından seçmelere yer veriliyor. İşte Köy Enstitüleri olmasaydı, Pakize Türkoğlu ve onun gibi birçok aydın, eğitimci, öğretmen olmazdı. Türkoğlu, yaşamını, çalışmalarını İstanbul’da sürdürüyor.

Köy Enstitülü şair ve yazarlar kuşağı
Köy Enstitüleri yalnızca Türkiye’yi aydınlatan öğretmen, sağlıkçı, tarım uzmanı yetiştirmedi. Bu kurumlar köyü canlandırdı, ülkenin okuryazar oranını hızla artırdı. Pek çok büyük yazar yetiştirdi. Onların yazdıklarıyla halk, toplumsal, siyasal bilinç kazandı; Türkiye üreten bir ülke konumuna yükseldi. Bu kuşağın öncüsü eğitimci, yazar   Mahmut Makal oldu. Bizim Köy adlı yapıtıyla, Türkiye’nin bir anda ilgisini çekti, Çankaya Köşkü’ne davet edildi. Edebiyatçılar seslerini duyurmaya başladı.

Uluslararası yazarlar yetişti: Fakir Baykurt, TalipApaydın, Mehmet Başaran, Emin Özdemir, Adnan Binyazar, Dursun Akçam, Ali Yüce, Behzat Ay, Ümit Kaftancıoğlu, Hasan Kıyafet, OsmanŞahin en önde gelen yazarlardı. Köy Enstitüleri olmasaydı, bu yazarların yazdığı yüzlerce kitabı milyonlarca okurla buluşamayacak, Cumhuriyeti koruyan gençlerin yetişmesine katkı sağlanamayacaktı.

Enstitü Koleji
Önceki gün ‘Yazarlarla söyleşi’ etkinliği çerçevesinde Ataşehir Özgür Boza Okulları’ndaydım. Mustafa’dan Kemal’e… Ahşap Evin Mavi Gözlü Çocuğu (Doğan Kitap) adlı kitabımı, Sunay Akın’ın küratörlüğünü yaptığı benzersiz müze-kütüphanede öğrencilere anlattım, imzaladım, mutlu oldum. Enstitü Koleji adıyla da bilinen,   “Köy Enstitüleri ruhuyla kurulan” bir okul. Okulu, öğrencileri, öğretmenleri çok sevdim. Köy Enstitüleri olmasaydı, böylesine güzel bir okul da olur muydu? [1]

Öner Yağcı / 20 Nisan 2019 Cumartesi

Köy Enstitüleri bir kültürdür


Köy Enstitüleri, ülkemizin hem eğitim tarihiyle hem de siyasal, ekonomik, kültürel tarihiyle ilgili bir olay olarak doğru anlaşılmalı, yarına doğru aktarılmalıdır. 

Köy Enstitüleri, ülkemizde geleceğe yönelik doğru adımlar atılabilmesi için eğitimcilerin, siyasetçilerin, ekonomistlerin, toplumbilimcilerinin, düşünen her insanın sonuçlar çıkaracağı bir toplumsal yaşanmışlıktır. 

Bu yaşanmışlık, bağrından çıkanların ve duyarlı aydınların sürdürdüğü savaşımla dünden bugüne taşınmış bir gerçek olarak onur duyulan bir aydınlık anıtı ve bir kültürdür.
Köy Enstitüleri, Manifesto’nun ilk cümlesi “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor” gibi bir ruhtur. 

Doğu’nun mazlum uluslarının kurtuluş umudunun, insanlaşma, özgürleşme düşlerinin gerçekleştirilmesi için cesurca atılan adımların kültürüdür, ruhudur. Bencilliğin olmadığı, özverinin kitabının yazıldığı, hep birlikte büyütülen düşlerin müthiş adımlarının kültürüdür. 

Bu kültür, “topraktan öğrenip kitapsız bilenler”in ufuklarına gökkuşağı yaratmasıdır.
Bu kültür, gökyüzünü fethetme ve “gerçekçi olup olanaksızı isteme” yürekliliğini bir imeceye, kültüre dönüştürmesidir. 

Bu kültür, Tonguç’un “İnsanoğlunun kazanacağı en büyük zafer, korkuyu yenmesiyle   elde edeceği zaferdir” sözünün toprağa basması, efsaneleşmesidir.  Atatürk,   İnönü   ve Nafi Atuf Kansu gibi devlet adamları, Saffet Arıkan, Hasan Âli Yücel gibi bakanların desteğiyle Tonguç’un hep yanında olan, ona güç veren, ipek gibi dostluklarla gelişen gözü pek, yakın tarihimizin adsız kahramanları olan öncü eğitimcilerin imecesinin yarattığı bir efsanenin kültürüdür Köy Enstitüleri. 

Bu kültürün yarattığı köylü çocukları, bu gerçekçi devrimcilerin dirilttikleri insanlarla başlayan aydınlar kuşağı, yaşamımıza can suyu taşıdı. Kardeşçe bir yaşam özlemiyle insanı dirilttiler, özgürleştirdiler. Sonrası damlanın okyanus olması gibiydi… 

Günümüz küreselleşme koşullarında Köy Enstitüleri, yakın tarihimizin örnek alınası, olmazsa olmaz bilinçlerindendir. Eğitim, kültür, toplumsal ve siyasal birikimimiz açısından da gözbebeğimiz gibi yarına aktarmamız gereken onurlu tarihimizdir. Bu onurlu tarih, yaşama biçimi algılanışı ve kültürü, ruhu olarak, toprağımıza ve insanımıza yakışan ses bayrağımız dilimiz gibi, Nâzım HikmetAziz Nesin gibi vicdanımız ve aydınlık sevdamızdır.

Notre Dame’dan Köy Enstitülerine
Notre Dame Katedrali bugün görülmek için en çok gidilen bir insanlık değeri olmasını edebiyata borçludur. 20. yüzyılın büyük yazarı (ki en sevdiğim yazardır) Victor Hugo’nun  Notre Dame’ın Kamburu romanıyla ölümsüzleştirmesinin bir armağanı olan Notre Dame’daki yangın, bu nedenle insanlığa büyük bir yara açmıştır. Tıpkı Köy Enstitülerinin kapatılmasının açtığı yara gibi…

Bu yara sarılıyor… Ülkemizin dört bir yanında bu hafta geleneksel etkinlikler yapılıyor. Belediye, kent konseyi, ADD, ÇYDD, Eğitim-Sen, Eğitim-İş, KEÇEV, YKKED, İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı, Halkevleri, CUMOK, Ulusal Eğitim Derneği, Dil Derneği, Eğit-Der ve daha birçok kurum bu hafta boyunca geleneksel etkinlikler düzenliyor. Yücel ve Tonguç’un yaşamları eşliğinde Köy Enstitülerinin anlatıldığı Yücel’in Çiçekleri   (Yön. Cengiz Özkarabekir) birçok yerde gösteriliyor. [2]

[1] http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1350997/Koy_Enstituleri_olmasaydi….html
[2] http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1354232/Koy_Enstituleri_bir_kulturdur.html
Posted in KÖY ENSTİTÜLERİ | Leave a comment

ÇAY SİMİT VE ZİYAFET

Posted in YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

AKP’li İBB KAMU KAYNAKLARINI DİNİ VAKIF DERNEK VE CEMAATLARA AKTARMIŞ * Belediyenin kamu kaynaklarından 2018 yılı ve öncesinde harcanan miktar 847 milyon 592 bin 858 lira.

cumhuriyet.com.tr / 20 Nisan 2019 Cumartesi

İBB’nin eski yönetimi Erdoğan’a yakın
vakıflara ne kadar para yardımı yaptı?


İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2018 ve daha öncesinde vakıf, dernek ve cemaatlere yaptığı yardım 847 milyon liradan fazla. Yardım alan kuruluşların önemli bir bölümünü Erdoğan’a yakın vakıf ve dernekler oluşturuyor. Listenin başında ise Bilal Erdoğan’ın vakfı var.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, “Adamlara, derneklere, cemaatlere hizmet işi bitti” dediği belediyenin kamu kaynaklarından 2018 yılı ve öncesinde harcanan miktar 847 milyon 592 bin 858 lira.

31 Mart’taki yerel seçimleri AKP’nin adayı Binali Yıldırım’ın önünde tamamlaması rağmen mazbatası 17 gün gecikmeli verilen İmamoğlu, 4 Nisan’da bir basın açıklaması yapmıştı. Belediye çalışanlarına seslenen İmamoğlu, “Adama, derneklere, kişilere, vakıflara ve cemaatlere hizmet işi bitti. İstanbul’a hizmet edeceksiniz. Öyle şeffaf bir yönetim başlayacak ki, makamım dahi toplumun gözü önünde olacak” demişti.

İmamoğlu bu sözleriyle, Erdoğan ailesine ait vakıf ve dernekler ile AKP’ye yakın cemaat ve tarikatlar için ayrılan kaynaklara işaret etmişti. Peki AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediye başkanları hangi vakıf, dernek, cemaat ve tarikatlara, kamu kaynaklarından ne kadar para harcandı?

Listenin başında Bilal Erdoğan’ın vakfı var

İstanbul Büyükşehir Belediyesi CHP Meclis Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Tarık Balyalı, DW Türkçe’den Tunca Öğreten ile bir rapor paylaştı. Belediye içerisindeki bir kaynak tarafından sızdırılan İBB’ye ait, ‘STK-Okul-Yurt 2018’ adlı faaliyet raporu, eski yönetim tarafından belediye meclisine sunulmamış. Rapora göre, AKP’ye yakın dernek, vakıf, tarikat ve cemaatler için kamu kaynaklarından 847 milyon 592 bin 858 lira harcandı.

Yardımlar, kiralama, ulaşım, bakım, onarım ve tadilat, malzeme, yeme-içme ve gezi gibi başlıklar adı altında yapıldı.

Rapora göre İBB’den en fazla yardım alan kurum, mütevelli heyetinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da yer aldığı Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA). 2018 ve öncesini kapsayan raporda TÜGVA’nın 74.3 milyon liralık yardım aldığı görülüyor.

TÜGVA’yı 51 milyon 593 bin 44 lira ile Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) izliyor. 1996 yılında İSEGEV adıyla kurulan vakıf, 2011 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti aldı ve vakfın kurucuları arasında yine Bilal Erdoğan yer alıyor. Vakıf, vergi muafiyetinin ardından 2012’de adını TÜRGEV olarak değiştirdi. TÜRGEV’in bugünkü yönetim kurulundaysa aynı zamanda Erdoğan’ın kızı olan Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın eşi Esra Albayrak da yer alıyor. TÜRGEV’e dair en ilginç detaysa, İBB eski başkanı Mevlüt Uysal’ın da yönetim kurulunda bulunuyor olması.

41.1 milyon lira destekle listenin üçüncü sırasındaysa Türkiye Teknoloji Takımı (T3) bulunuyor. Vakfın mütevelli heyeti başkanı, Baykar Makina’nın teknik müdürü Selçuk Bayraktar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı olan Bayraktar, Türk Silahlı Kuvvetleri için insansız hava aracı da üretiyor.

[Haber görseli]

Çocuk istismarıyla gündeme gelen Ensar Vakfı da İBB’den destek almış

İBB, T3’ün ardından en fazla yardımıysa Ensar Vakfı’na yapmış. 29 milyon 797 bin 240 lira para alan Ensar Vakfı, Karaman’daki kayıt dışı yurtta çocuk istismarıyla gündeme gelmişti. Önceki yıl Milli Eğitim Bakanlığı da, vakıfla beş yıllık eğitim, seminer, gezi ve proje protokolü imzalayarak tepki çekmişti.

Faaliyet raporuna göre İBB’den destek alan, Erdoğan ailesine ait vakıflardan bir diğeri de Okçular Vakfı. 16.6 milyon liralık yardım alan vakfın mütevelli heyetinde yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan bulunuyor.

İBB eski başkanlarından Kadir Topbaş’ın ağabeyi Ahmet Hamdi Topbaş’ın yönetim kurulu başkanı olduğu Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı da 16.5 milyon liralık destek almış. Erenköy Cemaati’ne bağlı olan vakıf, topladığı yardım paralarını İsviçre’deki banka hesaplarına yatırmıştı.

[Haber görseli]

‘AKP’li başkanlar nereye para aktarmış ortaya çıkacak’

DW Türkçe’ye konuşan ve belediye meclisine sunulmayan raporu değerlendiren Balyalı, dernek veya vakıflara aktarılan kaynakların aslında yasal bir konu olduğunu söylüyor. Balyalı’ya göre burada yasa dışı herhangi bir şey yok zira belediyeler kanunu İBB’nin, meclis kararıyla dernek ve vakıflarla protokol imzalamasını ve çeşitli yardımlar yapmasına imkan veriyor.

Balyalı’ya göre bu durumu olağandışı hale getiren etken, bu paraların AKP’ye yakın veya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocuklarına ait vakıf ve dernekler için harcanmış olması.

Ellerindeki raporun, bir buçuk yıl içerisinde bu vakıf ve derneklere toplamda ne kadar harcama yapıldığını gösterdiğini belirten Balyalı, “Vakıf ve derneklere yapılacak yardımlara dair kararların tümü belediye meclisine sunuldu. Ancak bizim muhalefetimiz, AKP’li üyelerin de oy çokluğuyla kabul edildi” diyor.

Balyalı’ya göre bu durumu olağandışı hale getiren etken, bu paraların AKP’ye yakın veya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocuklarına ait vakıf ve dernekler için harcanmış olması.

Ellerindeki raporun, bir buçuk yıl içerisinde bu vakıf ve derneklere toplamda ne kadar harcama yapıldığını gösterdiğini belirten Balyalı, “Vakıf ve derneklere yapılacak yardımlara dair kararların tümü belediye meclisine sunuldu. Ancak bizim muhalefetimiz, AKP’li üyelerin de oy çokluğuyla kabul edildi” diyor.

Balyalı, Kadir Topbaş ve Mevlüt Uysal dönemleri de dahil olmak üzere belediye meclisinde beş yıl süreyle görev yapmış bir isim. Görev süresi içerisinde de raporda adı geçen vakıf ve dernekler dışında başka hiçbir kuruma para yardımı yapılmamış. Hatta varsa dahi başka kurumların talepleri belediye meclisinin kararına sunulmamış dahi.

Ekrem İmamoğlu başkanlığındaki belediye meclisinde de görev yapacak olan Balyalı, artık daha şeffaf bir yönetim olacağını ve daha önce başkaca hangi kurumlara ya da isimlere para aktarıldığını daha detaylı bir şekilde öğreneceklerini de söylüyor.

Balyalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen haftalarda cami çıkışında yaptığı ‘topal ördek’ konuşmasının halihazırda yapılmış para aktarımlarını ortaya çıkarmaya engel teşkil edip etmediği ile ilgili de konuştu. Balyalı, belediye meclisindeki çoğunluğu AKP’li üyelerin oluşturmasının buna engel olmadığını, nereye ne kadar ödeme yapıldığını ortaya çıkaracaklarını söylüyor. Balyalı’ya göre yeni başkan İmamoğlu bu konuda çok kararlı.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1354931/

Posted in YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

İSPARK İŞÇİSİNİN DESTE DESTE PARALARI VE MAL VARLIĞI * elindeki para desteleriyle çektiği fotoğraflarının altına “tüyü bitmemiş yetimin hakkı var” yazarak “paraları FETÖ’cülere ve CHP’lilere vermem”

cumhuriyet.com.tr / 20 Nisan 2019 Cumartesi

O paylaşımlarla ilgili İSPARK’tan açıklama


İSPARK, elindeki para desteleriyle çektiği fotoğraflarının altına “tüyü bitmemiş yetimin hakkı var” yazarak “paraları FETÖ’cülere ve CHP’lilere vermem” diyen Bekir Aslıtürk hakkında açıklama yaptı. Açıklamada, Aslıtürk ile ilgili soruşturma açıldığı belirtildi.

Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını alarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturmasının ardından, İSPARK çalışanı Bekir Aslıtürk’ün yaptığı paylaşım gündem oldu.

Belediyenin şirketlerinden olan İSPARK’ta çalışan Aslıtürk, kabin içinde elindeki para desteleriyle poz vererek, “Bu paralarda tüyü bitmemiş yetimin hakkı var, vermem bu                                                                                             paraları CHP PKK İP FETÖ’ye” yazdı.

DİKKAT ÇEKEN MALVARLIĞI PAYLAŞIMLARI

Aslıtürk, tepkiler üzerine sosyal medya hesabını kapattı. Ancak, hesabını inceleyenlerin dikkatini Aslıtürk’ün malvarlığı çekti. Varlıklarını sosyal medya hesabından sergileyen Aslıtürk’ün paylaşımları şöyle:

İSPARK’TAN AÇIKLAMA: SORUŞTURMA BAŞLATILDI

Aslıtürk’ün paylaşımının sosyal medyada yayılmasının ardından İSPARK’tan açıklama yapıldı. Açıklamada söz konusu fotoğraftaki paraların günlük hasılata ait olduğu belirtilirken, “Personelin elinde bulunan paralar, mali fişler ile birlikte resmi evrak ve dokümanlarla belgelendirilmiş ve sisteme kayıtlı gelirlerdir” denildi. Açıklamada, söz konusu İSPARK çalışanı ile ilgili de soruşturma başlatıldığı belirtildi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1354805/O_paylasimlarla_ilgili_iSPARK_tan_aciklama.html
Posted in YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Adı Merve Çavdar, 25 yaşında ataması yapılmayan bir öğretmendi

Adı Merve Çavdar, 25 yaşında
ataması yapılmayan bir öğretmendi


İşsizlik nedeniyle girdiği bunalımla intihar etti
Merve ve Merve gibi beklemekten umudu kırılarak
intihar eden diğer öğretmen adaylarının ölümünden ,
Bu dönemin liyakatsiz yöneticileri sorumludur .

Posted in EĞİTİM, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

“DEVLETİN MALI DENİZ” * AKP’li belediyelerinin beslediği bunun gibi yüzbinler var , işte bu nedenle arşivleri saklamaya çalışıyorlar * Hiç işe gitmediği halde yıllarca 6.250 TL maaş aldı

Adı Arzu Güler, AKP Kadın kolları başkanı,
Bolu Belediyesinden hiç işe gitmediği halde
yıllarca 6.250 TL maaş aldı


Bolu Belediyesi’nin CHP’li başkanı Tanju Özcan’ın “Ne iş yaptığını bilmiyoruz” dediği AKP Kadın Kolları Başkanı Arzu Güler, istifa etti.Sözcü’den Veli Toprak’ın haberine göre, 31 Mart yerel seçiminde Bolu Belediye Başkanlığı’nı kazanan CHP’li Tanju Özcan, “AKP Kadın Kolları Başkanı Belediye’den maaş alıyor ama ne iş yaptığını bilmiyoruz, kendileri de bilmiyor. Suç duyurusunda bulanacak, takipçisi olacağız, ne kadar para zimmetine geçtiyse faizi ile geri alınacak” açıklamasını yaptı.

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ne-is-yaptigi-bilinmeyen-akpli-baskan-istifa-etti-230645h.htm
Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment