TÜRKİYEYE KURULAN TUZAKLAR VE TUZAKLARA YOL VERENLER * DİKKAT! TÜRKİYE İÇİN KIRMIZI ALARM!

Türker Ertürk
11 Aralık 2018 Salı

DİKKAT! TÜRKİYE İÇİN KIRMIZI ALARM!

Rubin’in değerlendirmesinin kışkırtıcı (provokativ) ve kurgusal (spekülatif) yönlerini yok sayabiliriz ama içindeki bir gerçeği gözden uzak tutamayız, tutmamalıyız. Rubin değerlendirmesinde; “bölünme sürecinin psikolojik aşaması” derken; toplumun kutuplaştırılması (polarizasyon) ve ayrıştırılmasından bahsetmeye çalışmış. Biliyoruz ki, tarihteki tüm iç savaşların ve çatışmalı bölünme ve parçalanmaların öncesinde toplum mutlaka psikolojik olarak bölünmüş, kutuplaştırılmış ve birbirine karşı kamplaşmış duruma gelmiştir veya getirilmiştir. Yani durup dururken, dış dinamikler istedi diye hiçbir toplum birbiriyle çatışmaz, bölünüp parçalanmaz!

Dış Güçler Durumdan Memnun!

Demem o ki; AKP iktidarları bugüne kadar sürdürdüğü ama bilinçli ama bilinçsiz politikalarla toplumun kutuplaşmasına ve ayrışmasına neden olmuştur ve neden olmaya da devam etmektedir. Bu çok tehlikeli rotadan bir an önce dönülmesi; ülkemizin güvenliği ve bekası açısından yaşamsaldır! Türkiye üzerinde emelleri ve planları olan dış güçlerin, halen seyrettiğimiz rotadan pek memnun olduklarını söyleyebiliriz.

Geçenlerde, Amerika’da yaşayan ve düşünce kuruluşları ile yakın bağlantısı olan bir Türk dostum anlattı. Üst düzey bir ABD yetkilisi; “Türkiye’deki iktidar şu an kafamıza yapsa, sesimizi şimdilik çıkarmayız. Çünkü Türkiye’yi planlarımıza yönelik olarak istediğimiz rotada seyrettiriyor” demiş ve “Türkiye’deki iktidar da lideri burada yaşayan cemaat de bizim maşamız. Bugün bu maşanın uçlarının birbirinden uzaklaşmış olması, hatta birbiriyle kavga ediyor olmaları bizim amaçlarımıza hizmet etmedikleri anlamını çıkarmaz” diyerek durumu açıklamış kendisine. Bilmem siz katılır mısınız?

Sekülerizm ve Laiklik

Türkiye’nin hızla ayrışmasının, kutuplaşmasının ve çağdaş uygarlık rotasından uzaklaşmasının başat nedenlerinden birisi de laikliğin iktidarın dilimleme siyaseti ile aşındırması ve sulandırmasıdır. Laiklik; bir toplum için, özellikle de ezici nüfusu Müslüman olan toplumlar için adeta bir güvenlik konseptidir ve yaşamsaldır. Laiklik yoksa; iç barış, modern anlamıyla insan hak ve özgürlükleri, kadına saygı, akıl, bilim, felsefe (sorgulayıcı düşünce), sanat ve refah toplumu da yok demektir. Laiklik; aynı zamanda antiemperyalist tavır demektir. Çünkü dünya tarihi göstermiştir ki; emperyalizm kitleleri din yoluyla bölüp parçalamış ve sömürmüştür. Laiklik; aydınlanmanın ve Ortaçağdan çıkışın işaretidir.

O zaman en önemli soruya geliyoruz; laiklik nedir, ne değildir? İşin kötüsü anti laik tavır içinde olmayanlar bile ülkemizde tam olarak laikliğin ne olduğunu doğru dürüst bilmezler. Alacağınız yanıt genellikle “din ve devlet işlerinin ayrılmasıdır” şeklinde olur. Bu doğrudur ama yeterli değildir. Bazıları da kimisi cehaletten, kimisi art niyetten sekülerizm ve laiklik ayrımı yapmaya çalışır. Beyhudedir, aralarında milim fark yoktur!

Laiklik Nedir?

Laiklik; en özet anlatımıyla dini sınırlandırmaktır. Bu sınır; inanç ve itikattır. Yani dinin insanların bireysel ve öznel alanın dışına çıkmasına müsaade etmemektir. Laikliğin en önemli özellikleri, olmaz ise olmazları;

Dinin;

Devleti,
Siyaseti,
Hukuku,
Eğitimi

esir almasının ve hükmetmesinin önüne geçilmesi ve engellenmesidir. Devletin dini olmaz; din, mezhep veya dinsizlik insanların özgür iradelerinin bir sonucudur. Devlet bunlara karışmaz, yönlendirme ve baskı yapmaz. Bu sistemde, her türlü inanç ve ibadet özgürlüğü güvence altındadır. Laik bir toplumda, toplumsal yaşamın referansı akıl ve bilimdir, din değildir. Bugün dünya yüzünde, dinin devleti, siyaseti, hukuku ve eğitimi esir aldığı ama ileri gidebilmiş tek bir ülke veya toplum yoktur.

Laiklik Yoksa, Ahlak da Yoktur!

Farklı farklı laiklik tanımı yoktur. Tek fark; zaman içinde dinsel reformlarla dini sınırlayan toplumlar (İngiltere gibi) dine daha yumuşak sınırlar çizmiş, dinde reform yapamayan Fransa ise 1789 Devrimi sonrası daha sert sınırlar çizmek zorunda kalmıştır. Bu fark tarihi gelişimin doğurduğu farktır, özde bir fark yoktur.

Hala Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının temel ilkesi laiklik olmasına rağmen iktidar arka bahçesini büyütmek ve hiç iktidardan gitmemek için laikliği adım adım yok ederek ve dinin devleti, siyaseti, hukuku ve eğitimi esir alması için elinden geleni ardına koymayarak ağır bir anayasa ihlali yapmaktadır. Laikliğin yok edilmesinin bırakın iç barışımızı dinamitleyişini, bizi çağdaşlıktan, üretimden, akıldan ve bilimden nasıl uzaklaştırdığını ve bu gidişin ahlaklı bir toplum yaratmayacağını ve yaratmadığını sanıyorum görüyorsunuzdur!

Düşünüyorum, Öyleyse Varım!

Günümüzden 400 yıl önce yaşamış olan Fransız filozof René Descartes’in; Latincesi ile “Cogito ergo sum”, Türkçesi ile “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözlerinde kastedilen düşünce kurgusal değil, sorgulayıcı, bilimsel düşüncedir. Sorgulayıcı ve bilimsel düşünce ise ancak ve ancak bağımlı olmayan, biat kültürü ile yetiştirilmeyen, özgür akıllar tarafından yapılabilir. Bu da laik eğitim sistemi ile sağlanabilir. Laik olmayan eğitim ise düşünmeme disiplinini topluma kurgular!

Descartes’den 300 yıl sonra, günümüzden ise yaklaşık 100 yıl önce doğan yine Fransız bir filozof olan Albert Camus bir adım daha ileri gidiyor ve “Düşüncesini eyleme çeviren, itiraz eden, hayır demesini bilen ve başkaldıran insandır” diyor. Ne diyorsunuz, bugün Fransa’da direnen “Sarı Yelekliler” bu filozoflardan ilham mı almışlardır?

Türker Ertürk

RESMİ İNTERNET SİTESİ:

Anasayfa

DİKKAT! TÜRKİYE İÇİN KIRMIZI ALARM!

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, DIŞ POLİTİKA, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, İSTİHBARAT KURUMLARI | Leave a comment

TARİH VE MÜLKİYET * MÜTHİŞ BİR İDDİA!.. Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir!

HABER.MAKALE: Ümit YALIM
Milli Savunma Bakanlığı
Eski Genel Sekreteri
(7.12.2018 02:00)

MÜTHİŞ BİR İDDİA!..
Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir!

Türkiye Cumhuriyetinin tapusu olan ve bütün hükümleri mutlaka uygulanması zorunluluk arz eden 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile başta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit Adası’nın sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir.

Girit Adası üzerinde Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ olmak üzere toplam dört devletin paylı mülkiyet hakkının olduğu bir kez daha kayıt altına alınmıştır.

Girit Adası’nın hukuki statüsü hakkında tarihçiler tarafından kullanılan iki tez vardır. Birinci tez, “Girit Adası’nın 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ile hukuken Yunanistan’a terk edildiği ve 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ile de kesin olarak Yunanistan’a verildiği” tezidir. İkinci tez ise, “Girit Adası’nın, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ve 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile kesin olarak Yunanistan’a bağlandığı” tezidir. Ancak tarihçiler tarafından kullanılan her iki tez de tarihi, coğrafi ve hukuki gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Girit Adası’nın hukuki statüsü, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması, 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere toplam dört antlaşma ile belirlenmiştir. Anılan antlaşmalara göre Girit Adası’nın sadece dörtte biri Yunanistan’a aittir.

30 MAYIS 1913 LONDRA ANTLAŞMASI

Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan arasında 30 Mayıs 1913’te Londra Antlaşması imzalandı. Girit Adası, 1913 Londra Antlaşması’nın 4. Maddesi ile Müttefik Devletlere (Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan) verildi. Antlaşmaya göre Girit Adası üzerinde dört devletin paylı mülkiyeti vardır. Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyeti yoktur. 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmiştir. Girit Adası’nın sadece dörtte biri Yunanistan’a aittir. Girit Adası’nın etrafındaki 14 ada ile adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde kalmıştır.

10 AĞUSTOS 1913 BÜKREŞ ANTLAŞMASI

İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra Romanya, Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve Bulgaristan arasında 10 Ağustos 1913’te Bükreş Antlaşması imzalandı. Bulgaristan, 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etti. Bu antlaşma, Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyetinin olmadığını gösteren somut bir belgedir. Bulgaristan, Antlaşmanın 5. Maddesi ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etmiştir. Yani Bulgaristan, Girit Adası üzerindeki hakkından vazgeçmiştir. Ancak bu feragat Yunanistan lehine yapılmamıştır. Üstelik bu antlaşma Yunan Başbakanı Venizelos tarafından da bizzat imzalanmıştır. Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için, Bulgaristan’ın Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payı aslına rücu olmuştur. Yani anılan pay Osmanlı Devleti’ne geri dönmüştür.

14 KASIM 1913 ATİNA ANTLAŞMASI

Bükreş Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 14 Kasım 1913’te Atina Antlaşması imzalandı. 1913 Atina Antlaşması’nın 15. Maddesi ile Osmanlı Devleti ve Yunanistan, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması hükümlerini 5. Maddesi de dâhil olmak üzere uygulayacakları konusunda anlaştı. Bu antlaşma ile Girit Adası’nın dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra Türkiye ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti arasında 24 Temmuz 1923’de Lozan Antlaşması imzalandı. 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile antlaşmaya taraf olan toplam sekiz ülke tarafından, 1-14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın 15. Maddesinin uygulanacağı teyit edildi. Anılan teyit ile 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşmasının uygulanacağı kayıt altına alınmıştır. 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmişti. 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile başta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit Adası’nın sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir. Girit Adası üzerinde Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ olmak üzere toplam dört devletin paylı mülkiyet hakkının olduğu bir kez daha kayıt altına alınmıştır.

LOZAN ANTLAŞMASI

Bulgaristan, Lozan Antlaşması’na taraf değildir. Ancak, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından yazılı olarak feragat eden Bulgaristan, Lozan Antlaşması sonrasında da Girit Adası üzerindeki hakkından fiili olarak feragat etmiştir. Sırbistan ve Karadağ da, Lozan Antlaşmasından sonraki süreçte Girit Adası üzerindeki dörtte birlik haklarından fiili olarak feragat etmişlerdir. Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ tarafından yapılan feragat (vazgeçme), Yunanistan lehine yapılmamıştır. Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’ın Girit Adası üzerindeki toplam dörtte üçlük payı aslına rücu olarak Türk toprağı olmuştur. Girit Adasının hukuki statüsünü belirleyen uluslararası antlaşmalar ve uluslararası hukuka göre Girit Adası’nın dörtte üçü ve adanın etrafındaki 14 ada ile adacık ve kayalıklar, Osmanlı Devleti’nin küllî halefi olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir.

ADALAR DERHAL BOŞALTILMALI

Yunanistan, Girit Adası’nın dörtte üçü ile hâlihazırda Adanın etrafında işgal altında tuttuğu Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi olmak üzere toplam 5 Türk Adasını derhal boşaltarak Türkiye’ye teslim etmelidir. Ayrıca yine Ege Denizi’nde işgal ettiği diğer 13 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını da derhal boşaltarak Türkiye’ye teslim etmelidir.

Yunanistan, Girit Adası’nın Türk bölgesinde kalan Heraklion Hava Üssü dahil olmak üzere bütün askeri birliklerini ve 1999 yılında Adanın Türk bölgesine yerleştirdiği S-300 hava savunma füze bataryalarını da derhal tahliye etmelidir.

https://ulusalhaber-ulusalajans.blogspot.com/2018/12/girit-adasnn-dortte-ucu-turkiyeye.html
Posted in YUNANİSTAN - EGE SORUNU | Leave a comment

REİSE ŞİİR * DİNLEYİNİZ

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, GEDİĞE TAŞ KOYMAK | Leave a comment

HEY GİDİ GÜNLER HEYY !!! NEREDEN NEREYE …

Posted in Ekonomi | Leave a comment

ABD askerini Kıbrıs’a sokmayın!

USS Oak Hill (LSD 51)

Soner Polat

ABD askerini Kıbrıs’a sokmayın!

Bilindiği üzere ABD, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta Türkiye karşıtı girişimlerine hız verdi. Türkiye’nin bu bölgedeki bütün çıkar alanlarında düşmanlık derecesine varan faaliyetlerde bulunuyor. Son olarak Kıbrıs’ta askeri olarak üslenmek için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’ne başvurdu. Genelkurmay Başkanlığı için adı geçen Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Mark Milley, Ağustos 2018’de adayı ziyaret etmiş, deniz ve hava üssü talebi dışında, genel olarak askeri ayrıcalıklar talep etmişti.

TÜRKİYE’NİN İTTİFAK POTANSİYELİ

Kıbrıs’taki gelişmeler Rusya tarafından da tepki ile karşılandı. Rusya, GKRY’yi sert bir dille uyardı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova’nın demeci oldukça ilginç ve dikkat çekiciydi: “ABD ile GKRY’nin Rus karşıtı planlarından haberdarız! Amerikan askerini adaya sokmak istiyorlar. Suriye’deki askeri başarılarımıza bu şekilde karşılık veriyorlar.” Aslında bu demeç doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye’nin Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta Batı’ya karşı denge sağlamak için uluslararası bir ittifak kurma potansiyeli olduğunu da gösteriyor. Türkiye şimdiye dek bu bölgedeki sorunlarında sadece Yunanistan ve GKRY ile boğuşmadı. Batı, her zaman bir ve bütün olarak Türkiye’nin karşısına çıktı. İsterseniz, yıl ayrımı yapmadan herhangi bir yıllık “Avrupa Birliği (AB) Türkiye İlerleme Raporu”nun ilgili bölümlerine göz atın! Haklı, haksız her hal ve şartta Türkiye’nin suçlandığını göreceksiniz…

Thousands Of US Troops Amass On Syrian Border For Military ‘Drill’ www.peakoil.com/

ULUSLARARASI SULAR BUHARLAŞIYOR…

Ege’ye bakalım! Yunanistan bu denizde 6 mil olan karasularını 12 mile uzatmak istiyor. Peki, böyle bir durumda ortaya nasıl bir sonuç çıkar: “Ege’deki açık denizalanı, bir başka deyişle uluslararası sular yaklaşık yüzde 50’den, yaklaşık yüzde 20’ye düşer!” Bilindiği gibi Karadeniz, başta Rusya olmak üzere sahildar ülkelerin can damarıdır. Bu ülkelere giden ve gelen gemiler Ege’yi kat etmek zorundadır. Bu gemiler uluslararası sular yerine, Yunan karasularında seyretmek zorunda kalacaklardır. Bu ise hukuki anlamda bazı sınırlamalara tabii olmalarını gerektirir.

Olağan koşullarda, başta Karadeniz’e sahildar ülkeler olmak üzere bütün ülkelerin bu girişime karşı çıkması gerekir. Ama uluslararası sistemde böyle bir gelişme kendiliğinden olmaz. Bir ülkenin liderlik yaparak bu alanda kamuoyu oluşturması, sessiz ikili görüşmelerle meselenin doğasını anlatması ve ortak bir iradenin ortaya çıkması için çaba sarf etmesi gerekir. Diğer taraftan Ege’deki gerginlik, kriz ve çatışma tarafsız ticari trafiği felç eder. Taraflar, tehlikeli bölgeler, atış sahaları, geniş tatbikat alanları ilan ederek, zaten irili ufaklı adalarla kaplı olan bu denizi kapatırlar. Bu nedenle Ege sorunlarının gerçek boyutuyla Batı dünyası dışındaki ülkelere anlatılması bir zorunluluktur.

TÜRKİYE’YE TERTİP VE TUZAK

Doğu Akdeniz hâlihazırda küresel düzeyde yaşanan jeopolitik rekabetin önemli bir sahnesidir. Zengin hidrokarbon kaynaklarına sahip olması itibarıyla da dünyanın ilgi odaklarından biridir. Yunanistan-GKRY ikilisi, bu bölgede Türkiye’yi yalnız bırakmak ve bir çatışma ortamına sürüklemek için şeytanın aklına gelmeyecek yöntemler uygulamaktadır. Oysa ki Türkiye başta Batı dünyası ve İsrail ve de onların maşaları olan Müslüman ülkelerden kaynaklanan tehdidi tek başına karşılamaktadır. Unutmamalıyız ki Doğu Akdeniz sadece Batı’nın etki ve ilgi alanına giren bir bölge değildir. İşte Rusya, ABD’nin Kıbrıs’ta üslenme çabalarına resmi düzeyde karşı çıkmıştır. Çok sayıda ülkenin Doğu Akdeniz oyununa girmek için fırsat kolladığını biliyoruz.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Yunanistan Avrupa tarafından bir jeopolitik proje olarak (1821-1829) kuruldu. Amaç Avrupa’nın güneydoğu sınırlarını belirlemek ve Asya sınırına duvar çekmekti. İngiltere’nin 1878’de Kıbrıs’a el koymasından sonra Avrupa’nın Doğu Akdeniz ve Kıbrıs iştahı kabardı. Günümüzde Batı; ABD, AB ve Avrupa’nın önemli ülkeleri ile bu alanda büyük bir mücadele veriyor.

Batı, Yunanistan’ı Avrupa’nın güneydoğu sınırı olarak kabul ediyor ve bu sınırı Kıbrıs’a kadar uzatmak istiyor. Sınırına yakın ada ve adacıklar ve deniz sahasında mutlak hâkimiyet sağlayarak Asya’yı denizden koparmak istiyor. Buna verilecek en iyi cevap, Avrasya güçleri ile ortak çıkarlar ve dayanışma zemininde bu bölgede Batı’nın karşısına dikilmektir. İşte ancak bu durumda yalnızlıktan kurtulan Türkiye’nin etkinliği artar. Bunun ilk adımı Ege, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de soyut kavramları bir kenara iterek somut verilerle gerçekçi bir jeopolitik durum muhakemesi yapmaktır. Türkiye bu yola girmekte ne kadar geç kalırsa, o kadar fazla zemin kaybedecektir. Jeopolitik yasadır: “Uluslararası güce, uluslararası güçle karşılık verilir!”

https://www.aydinlik.com.tr/abd-askerini-kibris-a-sokmayin-soner-polat-kose-yazilari-aralik-2018
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, DENİZ VE DENİZCİLİK, DIŞ POLİTİKA, Ekonomi, ENERJİ, KIBRIS | Leave a comment

DOĞU AKDENİZ DOĞAL GAZ ALANLARI * Akdeniz’de dengeler her an değişebilir

Akdeniz’de dengeler her an değişebilir

Aydınlık- 12.12.2018 / TEVFİK KADAN

ABD, Avrupa’ya Rus gazı yerine İsrail gazını kullanma çağrısında bulundu. Fannon’un bu çağrısının altında yalnızca Rusya-Avrupa ilişkisini bozmak yatmıyor, Doğu Akdeniz’deki yeni doğalgaz keşifleriyle pazar payı giderek küçülen İsrail’i kurtarmak bulunuyor

Kuzey Akım-2’nin, Avrupa’nın güvenliği için tehdit olduğunu belirten Fannon, tüm ülkeleri bu projeden çıkmaya çağırdı. Fannon, Kuzey Akım-2’nin Rusya’nın elinde Avrupa’ya baskı için politik bir araç olduğunu iddia etti.

Harita – https://verocy.com

NOOR KEŞFİ TELAŞLANDIRDI

Fannon’un Avrupa’ya gaz gönderme telaşı ise, Doğu Akdeniz’de son dönem yapılan keşiflerin büyüklüğünden kaynaklanıyor. Geçen ay Mısır açıklarında çalışma yürüte İtalyan Eni Şirketi’nin, yaklaşık 2 trilyon 550 milyar metreküplük yeni bir doğalgaz keşfi yaptığı belirtilmişti. Mısır’ın Noor sahasındaki kaynağın, bugüne kadar Akdeniz’de keşfedilen tüm doğalgaz sahalarının toplamından daha fazla rezerve sahip olduğu kaydedildi. Söz konusu keşfin Mısır Hükümeti tarafından açıklanmasının ardından, bölgenin en büyük 10 doğalgaz sahası listesine girmesi bekleniyor. İsrail’in Leviathan sahasında 650 milyar metreküp, Tamar sahasında ise 280 milyar metreküp doğalgazı bulunuyor.

MISIR-İSRAİL ANLAŞMASI İPTAL EDİLEBİLİR

Mısır’ın bu keşifle hem iç talebi karşılaması, hem de yakın dönemde yeniden doğalgaz ihracatçısı konumuna gelmesi bekleniyor. Böylece Mısır, İsrail’den gaz almak için şubat ayında imzaladığı 15 milyar dolarlık anlaşmayı da çöpe atabilir. Mısır’a gazını satamayan İsrail piyasası ise büyük bir darbe yemiş olacak. Resmi açıklama olmamasına rağmen keşif haberlerinin bile İsrail piyasasında yarattığı büyük dalgalanma, bunun en somut göstergesi. Tel Aviv borsasında keşfin duyulmasının ardından İsrail açıklarındaki doğalgaz arayan şirketlerin hisselerinde büyük düşüş yaşanmıştı. Delek Group hisseleri yüzde 3.42, Delek Drilling yüzde 4.46, Isramco yüzde 3.63, ve Ratio Oil Exploration yüzde 4.70’lik kayıp yaşamıştı.

Söz konusu ihracatı sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) olarak yapması beklenen Mısır’ın Akdeniz kıyısındaki Dimyat ve İdku şehirlerinde Shell’e ait sıvılaştırma tesisleri bulunuyor. İsrailli şirketler de ellerindeki gazı bu tesisler üzerinden ihraç etmeyi planlıyor.

İSRAİL SIKIŞTIKÇA RUMLARI SIKIŞTIRIYOR

İsrail, ekonomik olarak sıkıştıkça bölgedeki müttefiklerini de sıkıştırmaya başladı. İsrailliler ilk kez, Rumların 2011’den beri doğalgaz çalışması yaptığı Afrodit sahasından “ek gelir” payı istedi.

Uzmanlar, 2013 yılında İsrail ile GKRY arasında varılan mutabakattan Tel Aviv’in memnun olmadığını, haklarının gaspedildiğini düşündüğünü belirtti. Rumlar ise İsrail’in daha önce Afrodit parselinde hak talep etmeyeceğini garanti ettiğini, ayrıca İsrail’in iddialarının temelini oluşturan ve Afrodit yatağına çok yakın olan yatakta bulunan doğalgazın çok düşük kaliteli ve az miktarda olduğu yönünde İsrailli firmaların kendi açıklamaları olduğunu söyledi. Durumu şaşkınlıkla karşılayan Rum kesimi, İsrail’in bu talebi için “mantıksız” yorumunu yaptı.

https://www.aydinlik.com.tr/akdeniz-de-dengeler-her-an-degisebilir-dunya-aralik-2018
Posted in DENİZ VE DENİZCİLİK, Ekonomi, ENERJİ | Leave a comment

EKONOMİDE ÇIKMAZA GİREN TÜRKİYE * Washington’da sır toplantı! Hükümette sıcak para çaresizliği

DIŞ HABERLER SERVİSİ
Aydınlık
12.12.2018

Washington’da sır toplantı!
Hükümette sıcak para çaresizliği

Türk yetkililerin finans kuruluşlarının tepe yöneticileriyle Washington’da buluştuğu ortaya çıktı. Kasım’ın son günlerinde yapılan toplantıda Türkiye’nin sigorta masraflarını karşılaması şartı ile net yüzde 27 faizle tahvil satması önerildi.

Türkiye’nin ABD’de para arayışında olduğu, Washington’da 30’u aşkın kuruluşla toplantı yapılarak tahvil satılmaya çalışıldığı öğrenildi.

Toplantıya katılan bir kaynak Aydınlık’a, Türk yetkililerle fon yöneticilerinin Kasım’ın son günlerinde Washington’da buluştuğunu açıkladı. Toplantıya finans kuruluşunun en tepe yöneticileri (money manager) davet edildi. Toplantıya katılan finans kuruluşlarının yönettiği para, Türkiye’nin Gayrı Safi Milli Hasılasının 4,3 katı büyüklüğünde.

Toplantıda yapılan konuşmalarda, katılımcıların Tayyip Erdoğan, Mehmet Şimşek ve Berat Albayrak’tan söz ederken ilk adlarını kullanmalarına dikkat çeken Amerikalı katılımcı, bir kuruluş yetkilisinin Mehmet Şimşek için “Kraliçenin prensi” ifadesini kullandığını belirtti.

TAHVİL SATIŞI

Katılımcılar, Türk yetkililerin Amerikalı finans kuruluşlarına teklifiyle ve verilen yanıtlarla ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Türkiye’nin her türlü sigorta masraflarını kendilerinin karşılaması şartı ile net yüzde 27 faizle tahvil satması gündeme geldi. Ancak Amerikalı finans kuruluşları kredi vermeyi de tahvil almayı da kabul etmediler. Bu arada tahvilleri sigortalayan sigorta şirketleri Türkiye’yi 4’üncü sınıf risk statüsüne koymuşlar. Bu Türkiye’nin para bulmasını çok zorlaştıracak.”

VARLIK FONU

Aydınlık’a bilgi veren kaynağın, toplantıyla ilgili verdiği ayrıntılardan biri de şu: Mehmet Şimşek Amerikalılara, ‘Varlık Fonunu kurduk, yakında Azerbaycan da kuracak ve onlarla birlikte fonlarımızı birleştirip birlikte hareket edeceğiz’ dedi. Buna karşılık Amerikalılar, ‘Azerbaycan’ın petrol, doğalgaz ve diğer zenginlikleri var. Sizin ise bir dolu borcunuz bulunuyor. Azerbaycan neden sizin borcunuza ortak olsun? Bahsettiğiniz konu inandırıcı değil’ diye yanıtladılar.

HEDİYELER

Toplantıda yapılan sohbetler de dikkat çekici. Anlatılanlara göre bir katılımcı, “Tayyip ne kadar bonkör her ay pahalı hediyeler gönderiyor” demiş. Bazıları da Mehmet Şimşek için “Kürt Mehmet” ifadesini kullanmışlar.

FAİZ ÇOK YÜKSEK

Hükümetin ABD’de sıcak para arayışını değerlendiren ekonomistler, ABD’de para arayışını garip karşılamadıklarını belirttiler. Eski bir üst düzey ekonomi yönetimi bürokratı Aydınlık’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Deniz bitti. Acil sıcak paraya ihtiyaç var. Büyüme rakamları ortada. Eksi büyümeye doğru gidiyoruz. Ekonomi yönetimi panik içinde. Ancak gelen bilgiler doğruysa önerilen yüzde 27 faiz yüksek. Şu anda faizler daha aşağılarda görünüyor. Bunun iki nedeni olabilir. “Birincisi geçtiğimiz günlerde Hazine ihalelerindeki faiz düşürme işi tam bir oyundu. Yabancılara bunu yutturmak mümkün değil. İkincisi seçimler yaklaşırken durum vahim, para bulmak için her yol deneniyor. İkisi de vahim.”

https://www.aydinlik.com.tr/washington-da-sir-toplanti-hukumette-sicak-para-caresizligi-dunya-aralik-2018-1
Posted in DIŞ POLİTİKA, Ekonomi | Leave a comment

ÖĞRETİLER * BİRİNCİ GÖREV OKULU !!

BİRİNCİ GÖREV OKULU !!

Ülke meseleleri söz konusu olunca, herkesin söyleyeceği o kadar çok şey çıkıyor ki ortaya. Karşılıklı tartışmalar, okumadan araştırmadan fikir sahibi olmalar, kendi fikrinde inatlaşmalar, karşı fikirlere tahammülsüzlük gibi hepimizin her gün karşılaştığı, yaşadığı  ya da duyduğu olaylar.
***

‘’ATATÜRKÇÜLER NE YAPMALI ‘’  diye yıllardır sesini duyurmaya çalışan Prof.Dr. Cihan Dura hem yazmış olduğu kitaplarla  hem de sosyal medya da oluşturduğu bloğu  ve guruplarla hala öğretmeye, aydınlatmaya, yol göstermeye ve paylaşmaya devam etmektedir.

Kitaplarının okuyucusu, elimden geldiğince uygulayıcısı ve takipçisi olarak, sekiz kişi ile oluşturulan bir grupta hafta da iki gün ders yapıyoruz.

Hocamızın paylaşımları, soruları üzerine kendi yorumlarımızla, bir tartışma ve bilgilenme ortamı yaratıyoruz.  ‘’Ben ne yapabilirim’’  diye düşünmek yerine,  ‘’ben de yapabilirim’’ diyen dostlarla, bu çalışmalarımızı paylaşmayı, daha çok öğrenmeyi amaç edindik.

BİRİNCİ GÖREV OKULU’ nun amacı  Atatürk’çü düşünceyi en doğru şekilde öğrenmek, öğretmek ve bu bilgiyi kullanmaktır. Bu okul Atatürkçülere ortak bir düşünme zemini oluşturmak amacıyla kurulmuştur. Bu okulun bir parçası olmak, doğru bilgileri doğru kaynaklardan öğrenmek her bireyin  görevi olmalıdır.

Bu hafta konumuz, MİLLİYETÇİLİK İLKESİ, MİLLET KAVRAMI, TÜRK MİLLETİ ve ULUSAL BİLİNÇ oldu…

Bu konuların hepsi aslında Türk Milletinin temelini oluşturmaktadır. Atatürk öğretisinin temeli  de MİLLET olgusudur. Bu yüzden Milliyetçilik birinci ilkedir.

Atatürk Milliyetçiliği aynı topraklar üzerinde benzer koşulları paylaşan insanların, dışa karşı korunma ve dayanışma gereksinimlerini karşılayan bir ideolojidir.

Bu arada Atatürk Milliyetçiliğinin düşmanlarını da iyi görmek gerekiyor. Millet olgusuna yönelik saldırılar dün vardı,  bugün de  devam etmektedir. Bu saldırılar, ABD,  küresel şirketler ve onlara hizmet eden Batı’lı ülkeler tarafından gerçekleştiriliyor. Çünkü  Millet’ler;  onların dayatmalarına ancak ve ancak ULUS –DEVLET’ler karşı koyacaklardır.

Türk milliyetçiliğinin iki özelliği vardır,    birincisi;  ‘’Türk Milliyetçiliği bir Kültür Milliyetçiliğidir’’,  İkincisi;  ‘’Türk Milliyetçiliği anti-emperyalisttir’’

Atatürk Milliyetçiliği Bilimseldir, İnsancıl ve Barışçıldır, Çağdaştır…

Aynı kültürden olan insanların oluşturduğu  MİLLET kavramı ortak bir tarihin, ortak bir dilin, kültürün bir araya gelmesinin sonucudur.

Millet kavramının Milli Tarih bilinciyle daha da güçlenmesi gerekmektedir. Ulusal bilinç bizi içine düştüğümüz her türlü olumsuzluktan, umutsuzluktan kurtaracak tek güçtür.

11 Kasım 1938’den hemen sonra, Türk Ulusal bilinci yok edilmeye başlamıştır.

Bugün de  Ulusal  bilincimize,   eğitimden, ekonomiye kadar her alanda karşı bir savaş açılmış durumdadır. Milli değerlerimize, kültürümüze, tarihimize, dilimize, her bir bireyimize  sahip çıkmakla işe koyulmalıyız.

Milli tarih öğretimini yaygınlaştırmak zorundayız.

‘’BİRİNCİ GÖREV OKULU’’    büyük bir emekle, özveriyle ve tecrübeyle hazırlanmış olup, işinden emekli olan ancak eğitimcilikten emekli olamayan değerli bir eğitimcinin bizlere hediyesidir.  Bu tüm emekli eğitimcilere  örnek olması gereken bir çalışmadır.

Bize düşen ise bu çalışmaları en yakın çevremizden başlayarak tanıtmak, paylaşmak, benzer ders programlarını sanal ortamda da olsa hayata geçirmektir.

Anneler, babalar, ülkenin ve çocuklarının geleceğinden endişe duya herkes  ‘’BİRİNCİ GÖREV OKULU’’ nu tanımalı, tanıtmalı ve bu eğitim mücadelesinin bir ucundan tutmalıdır.

Biz olma bilinciyle unutmayalım ki;  Birlikte Güçlüyüz, Birlikte Türk Milletiyiz.Bölünürsek yok oluruz...

https://www.turkishnews.com/tr/content/2018/12/11/birinci-gorev-okulu/

Posted in ATATURK | Leave a comment

FETÖ’nün YERİNİ AKP ONAYLI DİĞER TARİKATLAR ALIYOR * “NE İSTEDİNİZ DE VERMEDİK” * EĞİTİMDE TARİKAT GERÇEĞİ

“NE İSTEDİNİZ DE VERMEDİK”
EĞİTİMDE TARİKAT GERÇEĞİ

FETÖ ve tarikatlar Türkiye’yi böyle ele geçirmiş.“Eğitimde Tarikat Gerçeği:
Bir Milyon Çocuk Tarikatların Elinde” adını taşıyan raporda, eğitim sistemindeki çarpıcı bilgiler yer aldı.

Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı ve ekibinin 4 ay süren saha çalışması, Türkiye’de eğitim sorunlarının artık bir ulusal güvenlik meselesi haline geldiğini ortaya koydu. Raporda, Kuzey Irak, İran ve Suriye’de medrese eğitimine giden öğrencilerle birlikte tespit edilebilen medrese eğitimi alan çocuk sayısı 10 binin üzerinde olduğu belirtiliyor.

MEB verilerine göre medreselerin yoğunlaştığı iller okulöncesi eğitimde Türkiye ortalamasının altında olduğu ileri sürüldü. Rapora göre bu durumun nedeni medreselere kaydolma yaşının, bazı bölgelerde 3’e kadar düşmesi olarak gösteriliyor.

Rapora göre, tarikat okullarındaki öğrenci sayısı 210 bin dolayında. 4 binin üzerindeki özel yurdun 2 bin 480’i bir tarikatla bağlantılı. Tarikatlara bağlı yurtların kapasitesi 380 bin olduğu ileri sürülüyor. Bu yurtlarda kalan öğrenci sayısı 225 bini buluyor. Kayıt dışı kalanların sayısı ise tam olarak tespit edilemiyor. Her yurt okulların kapalı olduğu dönem dahil, aynı zamanda Kuran kursu ya da medrese eğitimine devam ediyor.

Raporda resmi kayıtlar dışında gayrı resmi olarak faaliyet gösteren okul, yurt, ev, tekke ve medreselerle birlikte bir milyon çocuğun tarikatların elinde oldu ileri sürülüyor.Rapora göre devlet, eğitimden kademe kademe çekiliyor. 4+4+4 uygulamasının başlatıldığı 2012 yılından bugüne kadar devlete ait 4 bin 22 ilkokul kapatıldı.

HARP OKULLARINDA TARİKATLAŞMA

Raporda harp okulları da ele alınmış ve FETÖ hakimiyeti ile bugünkü sistem arasındaki benzerlikler ortaya konmuş durumda. Buna göre, dini yapıların eğitim yoluyla devlet içinde kadrolaşmasının en tehlikeli sonuçlarından birinin harp okullarında yaşandığına vurgu yapıldı.

Rapora göre FETÖ TSK’ya şu aşamalardan geçerek sızmayı başardı; 1980-2000 yılları; askeri okullara eleman yerleştirme, 2000-2008 yılları; yerleşme ve yayılma 2008-2014 örgütten olmayanların tasfiyesi…

Raporda vurgu yapılan noktalardan biri de harp okullarındaki “cadet” ve “cadet yardımcıları” olması dikkat çekiyor. Harp okullarında okuyan öğrenciler için en köklü geleneklerden biri, üst sınıfların alt sınıfları her zaman ve her yerde denetleme işlevi olması biliniyor. Bunun için, her sınıfta bir “cadet” ve “cadet yardımcısı” bulunuyor.

Söz konusu rapora göre 2007’den sonra “Cadetler” özellikle FETÖ’cü öğrencilerden seçildi. Bu sayede diğer öğrenciler disiplinsizlik bahane edilerek askeri lise ve harp okullarından atıldı.Raporun çalışmaları sırasında özellikle FETÖ’cülerin sahte sınavlarla girdikleri harp okullarında “kat ablası ve abisi”, “sorumlu imam” gibi sıfatlarla askeri öğrencileri yönlendirdikleri tespit edildi.

Çalışma kapsamında MEB, TÜİK, eğitim sendikaları ve diğer devlet kurumlarının verileri incelendi. Ayrıca İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Diyarbakır, Bursa, Sakarya, Düzce, Denizli, Adıyaman, Siirt, Şırnak, Mardin, G. Antep, Şanlıurfa ve Batman illerinde tek tek bireylerle yüz yüze görüşülerek nitel araştırma yoluyla saha çalışması yapıldı. Elde edilen bilgiler apor haline getirildi.

TARİKATLAR KANSER GİBİ SARDI

Rapora göre, Türkiye’de belli başlı 30 tarikat silsilesi ve bunların 400 kolu bulunuyor. Sadece İstanbul’da 445 tekke faaliyetlerini açıktan sürdürüyor. Çoğunluğu İstanbul, Siirt, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Van, Hakkari, Şırnak, Ağrı, Muş, Bitlis, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere 800’ün üzerinde faal medrese bulunuyor. Üstelik büyük şehirlerde kaç apartman medresesinin faaliyette olduğu ise tam olarak bilinmiyor. Çoğunluğu kız çocuklarına yönelik açılan apartman medreselerinde 12-18 kişi kalıyor.

“Seyda” denilen eğitmenlerin çoğunluğunu, 1980-1994 yılları arasında İran’ın dini merkezi Kum’da ve Irak’ın Akre ve Erbil gibi tarikat merkezi şehirlerinde eğitim aldığı iddia edilen raporda, bu isimlerin Hizbullah örgütü mensupları ya da sempatizanlarından oluştuğuna vurgu yapılıyor. …

Posted in DİN-İNANÇ, Fetullah Gülen, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

DON …

Posted in Ekonomi, ÖZELLEŞTİRMELER, Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS | Leave a comment