ARŞİV SANDIĞINDAN * Kaldırımda yürürken hızla gelen bir araba çarparak sizi öldürürse siz mi suçlusunuz ? * EL BİRLİĞİYLE ÜSTÜ KAPATILAN BİR CİNAYET…1998’de Meydana Gelen Bir Trafik Kazası

Bağlantılı yazı ; http://nacikaptan.com/?p=6770

Suleyman Celimli
scelimli@gmail.com

EL BİRLİĞİYLE ÜSTÜ KAPATILAN BİR CİNAYET

1998’de Meydana Gelen Bir Trafik Kazası

Bundan tam 13 yıl önce, 11 Mayıs 1998’de İstanbul’da (Şişli Abide-i Hürriyet Caddesi’nde) saat 11:45 sularında ölümlü bir trafik kazası meydana geldi. 34 ABR 93 plakalı Opel marka aracın çarptığı yaya, Türk Sanat Müziği sanatçısı Sevim Tanürek (d. 1934) ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı, altı gün sonra Alman Hastanesi’nde vefat etti. Tanürek’e çarpan aracın sürücüsü Ahmet Burak Erdoğan, o zaman İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğluydu. Sürücünün 14 Kasım 1997’de 42485 sicil numarasıyla Kağıthane İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden B sınıfı ehliyet aldığı bildirilse de, bunun geçmişe dönük ve sahte olarak düzenlendiği savlandı.

Sevim Tanürek’in eşi, Ahmet Burak Erdoğan’ın sürücü belgesi olmadığının kendisine kazanın ardından gittiği karakolda söylendiğini belirtti. Kazanın ardından Erdoğan hakkında “Dikkatsizlik ve Tedbirsizlik ile Hayati Tehlike Teşkil Edecek Derecede Yaralamaya Sebebiyet Vermek” suçundan Asliye Ceza Mahkemesi’nde TCK 459/2 maddesi uyarınca 3 aydan 20 aya kadar hapis istemiyle dava açıldı. Erdoğan’ın, trafik raporunda “dalgın olarak araç kullandığı için tali kusurlu” olduğu, Tanürek’in, duran taşıtların önünden yola çıktığı için hatalı olduğu ifade edildi. Erdoğan’ın kusur oranı, 3/8 olarak belirlendi. Tanürek’in hastanede vefatı üzerine oğul Erdoğan hakkında ek iddianame düzenlendi ve istenen ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis olarak yükseltildi.

Kazaya ilişkin yargılama süreci 16 Ekim 1998’de, yani kazadan tam beş ay sonra Şişli 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başladı. Daha sonra Kemal Kerinçsiz’in de avukatlığını yapacak olan Avukat Kadir Kartal, müvekkili (olay tarihinde savcı Süha Babacan tarafından tutuksuz yargılanması istenen) Ahmet Burak Erdoğan’ın ¨İngiltere’de dil eğitimi¨ gördüğü için mahkemeye katılmadığını belirtti. 20 Eylül 1999’da görülen, Erdoğan’ın yine katılmadığı duruşmada Adli Tıp İhtisas Dairesi’nin kazayla ilgili raporu açıklandı. Buna göre Ahmet Burak Erdoğan tamamen suçsuz bulunurken, kazanın kusuru bütünüyle (8/8) Sevim Tanürek’e yüklendi. Bu rapor aynı daire tarafından 20 Ocak 2000’de teyit edildi. Bu rapor hazırlanırken Eyüp Çakmak ilgili ihtisas dairesinin başındaki kişiydi. Mahkemenin 2 Haziran 2000 tarihli duruşmasında, Ahmet Burak Erdoğan’ın beraatine karar verildi.

Kaza olduğunda ehliyetini aldığı belirtilen tarihin üzerinden henüz altı ay bile geçmemiş olan Ahmet Burak Erdoğan’ın suçsuz bulunması Türkiye’deki trafik istatistiklerine biraz aykırı bir durumdu. 2005 yılında Ankara odaklı bir istatistiğe göre şehir içi trafik kazalarının %44’ü yayaya çarpma şeklinde gerçekleşmektedir 1. 1998 yılında Türkiye’de toplam 551,211 trafik kazası meydana gelmiş, bu kazaların yalnızca %2.72’sinde yayalar kusurlu bulunmuştur, sürücü kusur oranı ise %95.96’dır.

17 Haziran 2001’de Hürriyet’te çıkan bir köşeyazısında Tanürek’in eşi Ahmet Tanürek’in şu sözleri yer aldı:

“Tayyip’in oğlu kırmızı ışıkta hızla geçiyor. Peşine siren çalarak ekip takılıyor. Kaçarken, yaya geçidine 5 metre kala eşime çarpıyor. 30 metre sürüklüyor. Eşim 6 gün sonra vefat etti. Yakalandığında polislere Tayyip’in oğlu olduğunu söylüyor. Zaten o andan itibaren her şey değişti. Karakola gittik, çocuğun ehliyetini sormuyorlar. Polislere bunu hatırlattığımızda ‘Siz ukalalık etmeyin, biz ne yapacağımızı biliriz’ dediler. Kazadan hemen sonra caddemize belediye arazözleri geldi. Tarihte ilk kez, caddemiz baştan aşağı yıkandı. 35 metre fren izi vardı ve her şeyi bir anda yok ettiler. Çocuğun ehliyeti yoktu. Kazadan sonra, üç ay önce verilmiş gibi ehliyet düzenlediler. Mahkeme başladı, çocuk bir kez olsun gelmedi. Babası tarafından yurtdışına gönderilmişti! Ama Tayyip’in adamları hep oradaydı. Karımın hakkını ararken bir şey söylediğimizde dirsek yedik, tehdit edildik, tacize uğradık. Hákime çocuğun ehliyeti olmadığını, kazadan sonra babasının forsuyla düzmece ehliyet verildiğini söylediğimizde ‘Ne demek yani, siz koskoca belediye başkanını sahtecilikle mi suçluyorsunuz’ diye azar işittik. Sakin bir insanımdır ama o anda elimde bir şey olsaydı, kafasına fırlatırdım. Olayın oluşunu gören tanıkların hepsi tehdit edildi ve korkutuldu. Buna bir yakınımız dahildir. Sadece bir tek genç kız tanıklık yapmakta direndi. Fakat işin rengi değişmişti. Başına iş gelmemesi için ona da tanıklık yaptırmadık. Şişli karakolunda çocuğun ehliyetini sormayan polislerin ve sahte ehliyet veren trafikçilerin aileleri dava görülürken defalarca gelip yalvardılar, işin üzerine gidersek kocalarının görevine son verileceğini, aç kalacaklarını söylediler. Onlardan da şikáyetçi olmadık! Kapımızda her gün belediye araçları durur, Tayyip’in adamları önümüze çıkardı. Tanıklara olduğu gibi, bize de, uğraşmayalım diye en az 20 ‘ricacı’ geldi. Tayyip belediye başkanıydı. O zaman anladık ki, karşımızda bir ‘dev’ vardır ve onunla baş etmek mümkün olmayacaktır. Biz bu durumda aile meclisi olarak toplandık ve işin ucunu bırakmaya karar verdik… Çünkü bir sonuç çıkmayacaktı. Onlar çok güçlüydü. Sonuçta efendim, mahkeme kararını verdi! 8’de 4 kusurlu olan çocuk 3 ay hapis cezası aldı. Bu da paraya çevrildi. 1998 yılının parasıyla toplam 540 bin lira ceza ödediler. Bugünün parasıyla yaklaşık 2 milyon eder.” 2

Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı o günkü köşeyazısında dile getirilenleri 30.6.2001’de tekzip etti:

“17.6.2001 tarihli yazınızda sözü geçen olayda kusurun tamamının merhum Sevim Tanürek’e ait olduğu saptanmış ve bu olguya göre Ahmet Burak Erdoğan’ın beraatine 2.6.2000 tarihinde karar verilmiştir. (Sevim Tanürek’in kocası) Ahmet Ürek ile oğlu Cavit Ürek, mahkemeye sundukları 8.1.1999 tarihli dilekçeleri ile şikáyet ve müdahaleden vazgeçmişlerdir. Yazınızda gerek ehliyet, gerek kaza anı ve sonrası ve gerekse yargılama aşamalarında iddia ettiğiniz şekilde bir durum hiçbir zaman olmamıştır.”

Ahmet Burak Erdoğan hakkında kusursuzluk raporu veren Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi’nin başındaki Eyüp Çakmak, 4 Mart 2004’te, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidardayken Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) A.Ş.’ye genel müdür yardımcısı olarak atanır. 2008’de yanlarındaki mikrofonun açık olduğunu unutan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci arasında geçen bir diyalogda Unakıtan TDİ’nin yönetim kademesinin değiştirilmesi konusunu gündeme getiren Kilci’ye, Başbakan’dan mutlaka izin alınması gerektiğini belirtir. 2011 yılı itibarı ile Çakmak hâlen aynı görevi ifa etmektedir.

2000 yılında – 21 yaşındayken – Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden ‘askerlik yapamaz’ raporu alan Ahmet Burak Erdoğan ise, babasının sözleri ile 2 milyon ABD Doları, Frank Shipbrokers’a göre 4.5 milyon ABD Doları değerinde bir gemiyi (Başbakan’ın sözleri ile ¨gemicik¨i) ortağı Mert Çetinkaya ile birlikte satın almış, yaşamını sürdürmektedir.

Kaygısız, Ö. (2008) ¨Metropoliten Alanlarda Trafik Kazası Müdahale Birimlerinin Yer Seçimi: Ankara Örneği¨, Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Şehir Bölge Planlama Bölümü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, ss. 55-56

Söz konusu tutarlar paradan altı sıfır atılmasından öncesine aittir.
ve yazıya bazı yorumlar:

Bir trafik kazasında olan periyodik TORPİLLİ UYGULAMA BU ,Tayyibin oğlundan önce de var sonrası da oldu….Burada işlerini bilerek kasten ihmal eden başta görevli polisler,olayaı gören görgü tanıkları,davanın hakimi SİZ İNSANSANIZ RAHAT UYUYABİLİYORMUSUNUZ…..BAŞKA SORUM YOK….

Söylenecek hiç bir şey yok rezaletin dik alası. Daha Belediye Başkanı iken bu kadar etkili olan bir insan Başbakan olunca önünde kim durabilir? Ne yapsa yeridir.Düşünebiliyor musunuz;Emniyet, Yargı, Sağlık, Belediye başka söze gerek varmı?

işte %50lilik kısımın dürüst namuslu adam gibi adam dediği kişi ve oğlu. fazla söze gerek yok çünkü ne kadar konuşursak konuşalım anlamayacaklar…çocukları bu kadar başını ağrıttıysa bu adam çok cahil olmalıki millete üç hatta dört çocuk öneriyor siyaset içinse yazık yazık

TOPLUMLAR LAYIK OLDUĞU GİBİ YÖNETİLİR
nalet olsun bu sülaleye..ve bunlara oy verip başımıza bela edenlere..nalet olsun bunlara ki dini alet edip.bukadar yüzsüzlük olurmu ya…rüşvet hırsızlık partide almış başını gidiyor halaaaa yüzsüzlükle mejliste kudurmuş köpekler gibi ağızlarından salyaları akarak sokak kabadayıları gibi ona buna saldıran bu kişiler bu yurdun genç dimağlarınada kötü örnek olmaktadır…ki o zat…o kadının hayatına son verdirdikten sonra nasıl rahat uyumaktadır….ya öteki zat….gemileri olan …nasıl yzsüzce bu aile aramızda dolşmaktadırlar..kene gibi yıllardır soymaktan rüşvet yemekten doymadılarmı…
Bende diyorum neden gemi aliyor arac kullanmayi bilmiyormus megersem:)

Burak a takipsizlik kararı Veren Suçsuz Burakılsın diyen Savci Turgay Süha Babacan 19 şubat 1998 yılında sişilide pencereden Atılarak Öldürülen Mühendis Zeynel Balabanada düzmece fezleke ile cinayete ortak olmuş üstelik olay yerine gitmediği gibi.delillerin yok edilmesinede sebep olmuştur Bu vicdansız cüzdansız savcı Adaletin yüz karasıdır Bu konuda ceza almasına Rağmen Rahşan affı ile kurtulmuştur Kıyamet gününe kadar iki elim bu zalimin yakasında Zeynelin Babası
….
Bakın o günlerde Türkiyeyi idare edenlere…

III. YILMAZ HÜKÜMETİ (30.06.1997-11.01.1999)

Başbakan, A. Mesut YILMAZ (Rize, ANAP)

Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd., Bülent ECEVİT (İstanbul, DSP)

Devlet Bakanı, Rifat SERDAROĞLU (İzmir, DTP)

Adalet Bakanı, Hasan DENİZKURDU (İzmir, Bağımsız) 04.08.1998–11.01.1999

İçişleri Bakanı, Kutlu AKTAŞ 04.08.1998-11.01.1999

1998’de Meydana Gelen Bir Trafik Kazası…( SONUNA KADAR OKUYUN )

Posted in FAŞİZM, HUKUK-YARGI-ADALET, SİYASİ TARİH, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

AKIL – FİKİR YAZILARI * Türkçede AK Sözcüğü

Yilmaz Karahan
21.06.2018

Türkçede AK Sözcüğü

İngilizce’de Akdeniz’e ‘Mediterranean’ yani ‘ortadaki deniz veya çevrili deniz’ denir. Bildiğim kadarı ile İngilizce’de ‘Ak’ kelimesinin karşılığı yoktur.

Türk kültür tarihine vakıf olan bilir ki;
Türkler, yönleri renklerle tarif etmişlerdir.

Kuzey= Kara,
Güney=Kızıl,
Doğu=Gök,
Batı=Ak,
Merkez Sarı ve Yeşildir.

Türk Milleti coğrafyaya ad vererek mührünü basmıştır. Denizlerin adları bunun tapusudur. Ön Asya’nın kuzeyindeki denize ‘kara’, güneyindeki denize ‘kızıl’, batısındaki denize ‘ak’ demiştir.

Bir başka hususta şudur:

Beyaz, siyah kelimeleri Arapça kökenlidir. Ak ve Kara Türkçedir. Anadolu’da birçok yerleşim merkezlerinin ve bölgelerin adları ak ve kara ile başlar. Siyah ve beyaz ile başlayan yer adı var mı?

Türk halk kültüründe, “Ak” kelimesi aydınlanma ve aydınlatma anlamında kullanılarak, “Ak” sözcüğüne derin anlamlar yüklenmiştir.

Örnek olarak;

“Ak sakallılar, Ak saçlılar” Bu tanımlama, bilirkişiler, tecrübeliler, kutlu kişiler anlamındadır.
“Alnı ak” Bu tanımlama ise, namuslu, doğru yaşayan anlamındadır.
“Yüzü aklaştı/ağardı” Bu benzetme de kişinin başarılı olduğu veya suçsuz olduğu anlamındadır.
Türk insanı tecrübeli bilirkişiye “beyaz sakallı” demez. Bilirkişiyi yağlı boya resmi gibi beyaz renge sokmaz.
Namuslu, doğru iş yapanın da alnına beyaz boya sürerek “Alnı beyaz” demez. “Alnı ak” diyerek onurlandırır, beraatını verir.

“Yüzü aklaştı/ağardı” yerine “Yüzü beyazlaştı” tanımlaması kullanıldığında ise bir korku ifadesini taşır ki, bu da Halk kültüründe zıt anlamlı olarak görülür.Türk Mitolojisinde Yakut ve Altay Türklüğü Deniz ve Su Tanrıçasına “Ak Ana” demişlerdir. Ak Ana, öznesinden dolayı nehirlere “Akarsu” denmiştir. Akarsu temizdir, berraktır.

Atatürk’ün çok önemsediği Güneş Dil Teorisin de ise, sözcüklerin temeli “Ağ/Ak” tespit edilmiştir.
Beyaz sadece bir rengin adıdır. Ak ise bir ülkünün, varoluşun, itibarın tanımıdır.

Türklük, Türkçedir.
Türkçeyi anlayamayan, koruyup yaşatamayan,
Türklüğü de savunamaz!

Türk Milletinin bahtının Ak olması dileği ile, esenlikler dilerim.

YILMAZ KARAHAN

http://www.yenidenergenekon.com/360-turkcede-ak-sozcugu/

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI, Tarih | Leave a comment

ATATÜRK DÖNEMİNİ GÖRMÜŞ SEVGİLİ BÜYÜK ANNEMİZ ANLATIYOR 

ATATÜRK DÖNEMİNİ GÖRMÜŞ SEVGİLİ BÜYÜK ANNEMİZ ANLATIYOR

Posted in ATATURK | Leave a comment

Romanya’da Devleti yönetenlerin yolsuzluklarını soruşturan savcılar bir anda PARALEL DEVLET ilan edildiler !!! * Tıpkı bizde Ya FETÖCÜ ya da TERÖRİST ilan edildiği gibi * Böylece Romanya’ya AKP’nin “KARALAMA ÜZERİNE” kavram siyaseti de ihraç edildi

Romanya’da Yolsuzlukla Savaşan
Savcılara Paralel Devlet Suçlaması

Yazarlar: Marc Santora, Kit Gillet, The New York Times, 17 Haziran 2018
Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 21 Haziran 2018

SUN SAVUNMA NET 

BÜKREŞ, Romanya — Oy hırsızlığından suçlu bulunan, milyonlarca dolar tutarındaki Avrupa Birliği fonlarını çalmasından şüphe edilen ve yakında iktidarı kötüye kullanmaktan yargılanacak olan Romanya’nın iktidardaki partisinin güçlü lideri, kendisini desteklemek maksadıyla, geçtiğimiz günlerde, başkentte hükümet binası önünde toplanan 100,000’den fazla vatandaşına ‘‘Bir Kurban Olduğu’’ mesajını vermiştir.

Hükümet yanlısı göstericiler, 9 Haziran 2018 günü başkent Bükreş’te bir araya gelerek, cumhurbaşkanı ve yolsuzlukla mücadele başsavcısının yardımıyla, hukukun üstünlüğü ilkesini ayaklar altına almakla suçladıkları ‘‘Paralel Devlet’’ yapılanmasını protesto etmişlerdir.

İktidardaki Sosyal Demokrat Parti lideri Liviu Dragnea yaptığı açıklamada; yolsuzlukla mücadele güçlerinin kendisi üzerine gitmesinin, herkesin üzerine gidebilecekleri anlamına geldiğini ifade etmiştir.

Taraftarlarına yaptığı açıklamada Dragnea; ‘‘Sadece üst düzey yetkililer ve memurların suçlama ve sahte kanıtların kurbanı olacağı yanılgısına kapılmayın. Bugün Romanya’da kesinlikle herkes, tutuklanmasına ve ceza almasına neden olabilecek suçlamaların hedefi olabilir’’ ifadelerini kullanmıştır.

Çoktandır Avrupa’daki en yozlaşmış ülkeler arasında yer alan,  fakat on yıldan fazla bir süreden beri üst seviyedeki yolsuzluklar ile mücadele eden, 20 milyondan fazla nüfuslu Romanya’da, ne yazık ki bu mücadele, ülkenin en üst düzey yolsuzlukla mücadele savcısının görevden alınması ve savcılar ile hakimlere, politik baskılar ve misillemeden korunmaları için sağlanan dokunulmazlıkların geri alınması sonrasında,  şimdi ciddi bir tehlike altındadır.

Mahkemenin verdiği karar, anayasaya tamamen uygundur ve eleştirmenler savcı bağımsızlığını korumanın tek yolunun, anayasayı değiştirecek bir referandum olabileceğini ifade etmektedir.

Avrupa Birliği yetkililerinin Polonya ve Macaristan’da, hukukun üstünlüğü ilkesini önlemedeki başarısızlığından cesaret alan Bay Dragnea’nın partisi, mücadelesini hem iç hem de dış düşmanlara karşı sürdürdüğü çarpıtmasını yapmaktadır.

Bay Dragnea, bütün ulusa yayınlanan bir  televizyon konuşmasında, 1989 devrimini kastederek; ‘‘Devrimden sonra NATO ve Avrupa Birliği bize demokrasiyi öğreteceklerini söylemişlerdi. Hepsi bu sorumluluğu kabullenmelidir, çünkü bu iğrenç sistemi; bu paralel devleti destekleyen ve finanse eden onlardır’’ açıklamasında bulunmuştur.

Bu söylem, Budapeşte’den Varşova’ya, Bratislava’dan Prag’a kadar her yerde yankılanan bir söylemdir. Avrupa Birliğine üyeliğin derin bir şekilde desteklendiği Romanya’da dahi iktidardaki parti, taraftarlarını ateşlemek için bu tanıdık reçeteyi kullanmaktadır: komplo teorilerini desteklemek, şüpheli günahlardan kurtulmak için uluslararası finansçı ve yardımsever George Soros’a saldırmak ve iktidardaki partiyi eleştirenleri hain bir komplonun kuklaları olarak nitelendirmek.

Gösteride kullanılan lisan, şaşırtıcı bir şekilde Başkan Trump’ın kampanyasını soruşturanlara karşı saldırırken kullandığı lisan ile aynıdır. Sosyal Demokrat milletvekili Liviu Plesoianu, söyledikleri uluslararası medyada yitip gitmesin diye İngilizce olarak yaptığı açıklamada; ‘‘Başkan Trump’ın Amerikan derin devletine karşı yürüttüğü mücadeleyi selamlıyoruz. Ona karşı harekete geçen güçlerin kimler olduğunu biliyoruz’’ ifadelerini kullanmıştır.

Bay Dragnea ve müttefikleri, uzun bir süreden beri yolsuzlukla mücadele başsavcısı Laura Codruta Kovesi’nin görevinden alınmasını talep etmektedir. Şubat ayında, Adalet Bakanı Tudorel Toader, Kovesi’yi yetkisi dışında işler yapmak dâhil, çeşitli suçlarla itham ederek  görevden uzaklaştırılması yönünde bir tavsiyede bulunmuştur.

Romanya Devlet Başkanı ve eski Ulusal Liberal Parti lideri Klaus Iohannis ise adalet bakanının bu tavsiyesine uymayı iki kez reddetmiş ve dava Anayasa Mahkemesinin önüne gitmiştir. Anayasa Mahkemesi 30 Mayıs 2018 günü verdiği  kararda, Bay Iohannis’in adalet bakanının tavsiyesini reddedemeyeceği yönünde bir karar vermiştir. Eğer gereğini yapmaz ise büyük bir olasılıkla yargılanacaktır.

Bay Iohannis ise Salı günü yaptığı açıklamada nasıl tepki göstereceği hakkında renk vermemiş, fakat iktidardaki partinin yaptıklarını ülke için bir tehdit olarak gördüğünü ifade etmiştir.

Devlet Başkanı Iohannis yaptığı açıklamada; ‘‘Romanya’nın demokratik değerlerden uzaklaşan bir ülke olmasına izin veremeyiz. Yargıçların tehdit edilmelerini ve korkutulmalarını asla kabul edemeyiz. Romanya’da paralel devlet yoktur’’ ifadelerine yer vermiştir.

Mahkeme kararı, sadece Bayan Kovesi’nin görevden alınmasını içermemektedir. Anayasa Mahkemesi kararında savcıların, siyasi atamalar ile kontrol edilen Adalet Bakanlığı yetkisi altında olduğuna da hükmedilmiştir. Eleştirmenler, iktidar partisinden hoşnutsuzluk duyan savcıların görevden alınacaklarından ve geride kalanların da üst düzey yetkililerin peşlerinden gideceklerinden korkmaktadırlar.

Bakanlıkta eski bir direktör ve yolsuzluk uzmanı olan Laura Stefan, hükümetin geçmişte yaptığı hatalardan ders aldığını ifade etmiştir. Bay Dragnea’nın iktidardaki partisi, 16 ay önce yolsuzluk kovuşturmalarını sınırlamayı hedefleyen bir acil durum mevzuatı değişikliği önerdiğinde, 1989 devriminden bugüne kadar geçen sürede görülen en büyük gösterilerde, yüz binlerce insan sokaklara dökülmüştür.

Stefan, hükümetin şimdi Polonya ve Macaristan modellerini izlediğini ve hukukun üstünlüğüilkesinin altını oymak için yasal yolları kullandığını ifade etmektedir.

Hukuk uzmanlarına göre problemin bir kısmı, siyasi düşmanları elimine etmek için polis ve savcıları kullanan komünist rejimin hatıraları henüz tazeyken, 1991 yılında kaleme alınan ülkenin anayasasından kaynaklanmaktadır. Savcıların güçleri bilerek sınırlandırılmıştır.

Bayan Stefan açıklamasında; ‘‘Romanya her zaman imparatorlukların kenar mahallelerinde olmuştur. Ve kenar mahallelerde her zaman hukuksuzluk ve kötülük vardır’’ ifadelerini kullanmaktadır.

1990’lı yıllarda birçok kötülük türemiştir. Yolsuzluk, hayatın her alanına yayılmış, araba kullanmaktan bir doktora gitmeye kadar her şey etkilenmiştir. Ölüm ve vergiler gibi rüşvet de hayatın bir gerçeği haline gelmiştir.

Fakat 2000’li yılların başlarında Romanya, NATO ve Avrupa Birliğine üye olmak için çabalamaya başladığında, yolsuzlukla mücadele en yüksek öncelikli iş haline gelmiştir.

Ülke, Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesini 2004 yılında onaylamış ve bir sonraki yıl, savcılara üst seviyedeki yolsuzlukları hedef almada bağımsızlık veren DNA’yı (Directia Nationala Anticoruptie – Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Direktörlüğü) kurmuştur. O zamandan beri binlerce seçilmiş yetkili, üst düzey memur ve iş adamları yolsuzlukla suçlanmıştır.

Bayan Kovesi’nin DNA’nın başsavcılığına getirilmesinden sonra her yıl yaklaşık olarak 1,200 kişi yolsuzlukla suçlanmış ve 1,000 kadarı mahkûm olmuştur. Yolsuzlukla suçlananlar arasında 14 hükümet bakanı39 bakan yardımcısı14 senatör ve bir Avrupa Parlamento üyesibulunmaktadır. DNA bu davalarda 27 mahkumiyet kararı vermiştir ve davaların çoğu hâlâ görülmeyi beklemektedir.

Devlet başkanı onun geleceği hakkında düşünürken, bayan Kovesi’nin Anayasa Mahkemesi kararı hakkında yorum yapma hakkı bulunmamaktadır. Fakat bir zamanlar Romanya Ordusunun, İkinci Dünya Savaşı esnasında komuta merkezi olarak kullanılan NDA direktörlüğü binasında yapılan bir mülakatta, ofisinin icraatlarını savunmuştur.

Bayan Kovesi açıklamasında; ‘‘Mantaliteleri  değiştirmek çok zor. Son beş yıl Romanya için çok şeyler ifade ediyor’’ sözlerini kullanmıştır.

Bayan Kovesi’nin zorlu ve taviz vermeyen tutumu, siyasi  yelpazenin her kesiminden birçok düşman edinmesine neden olmuştur. Bay Dragnea, üzerindeki baskılar arttıkça daha saldırgan bir şekilde tepki göstermiştir.

Bayan Kovesi açıklamalarını; ‘‘Son bir buçuk yılda yaptığımız kovuşturmalar ve verdiğimiz mahkûmiyet kararları nedeniyle kurumumuz üzerindeki baskı oldukça arttı. Eğer şimdi göründüğü gibi savcıların bağımsızlığı kaldırılırsa, işimizi yapmak zor olmayacak, işimizi yapmak tamamen imkânsız hale gelecektir’’ şeklinde sürdürmektedir.

Bay Dragnea, 9 Haziran 2018 günü yapılan gösterinin, ‘‘PARALEL DEVLET’’ ile mücadelesinde kendisine olan halk desteğini göstereceğini ümit etmiştir. Fakat yapılan gösteri sıradan bir protesto gösterisi  olmaktan çok uzaktır. Birçoğu patronlarının veya mahalli parti yöneticilerinin emriyle, on binlerce insanın, ülkenin her yerinden otobüslere bindirilerek gösteri alanına getirildiği bildirilmektedir.

Soyadını vermek istemeyen 20 yaşındaki Alexandra’nın, Ludus’tan Bükreş’e gelmesi yedi saatini almıştır. Neden geldiği sorulduğunda Alexandra; ‘‘Neden burada olduğumuzu bilmiyoruz’’cevabını vermiştir.

Katılımcıların ellerine flamalar,  bayraklar ve çeşitli  pankartlar verilmiştir. Protesto gösterisi esnasında sık sık ‘‘DERİN DEVLET’’ kınanmıştır.

Fakat ekonomik büyüme için Avrupa Birliği fonlarının önemli görüldüğü bir ülkede Bay Dragnea gösteri alanına,  Avrupa Birliğinin resmi marşı olan Beethoven’in  ‘‘Ode to Joy – Mutluluğa Övgü’’ marşıyla girmeyi de ihmal etmemiştir.

Muhalefetteki Ulusal Liberal Parti üyesi Senatör Alina Gorghiu da yaptığı açıklamada, yolsuzluğun kontrol altına alınamaması durumunda, yatırımcıların ülkeye sırtlarını dönebileceklerini ifade etmiştir.

Senatör Alina Gorghiu, partisinin, bir zamanlar Komünist diktatör Nicolae Ceausescu için yapılan saray olan Parlamento Sarayı ofisi önünde yaptığı açıklamada; ‘‘Nihai savaşın yargı tarafından kazanılacağına inanıyorum’’ ifadelerini kullanmıştır.

Fakat yirmi yıldır yargı teşkilatında olan ve kuzeydeki Cluj kentinde yargıçlık görevini yürüten Cristi Danilet, gelecekten o kadar emin değildir.

Danilet açıklamasında ‘‘Çok tehlikeli bir an. Romanya yargı teşkilatındaki bağımsız bir yargıç geleceğimden çok korkuyorum’’ sözlerini kullanmıştır.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve yazıda ifade edilen görüşler sayın yazarlar ve yayıncı kuruluşa aittir. Yazının çevrilerek paylaşılması, ifade edilen görüşler ve ileri sürülen iddiaları, Sun Savunma Net sitesi ve çevirenin paylaştığı anlamına gelmemektedir.

Yazının orijinal metnine aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

Claiming ‘Parallel State’ Cabal, Romania’s Leaders Target Anti-Corruption Prosecutor

BUCHAREST, Romania – The powerful leader of Romania’s governing party – convicted of voter fraud, suspected of stealing millions of dollars of European Union funds, and soon to face a verdict in a case involving abuse of power – had a message for the more than 100,000 citizens who gathered in one of the capital’s main squares recently: He is the victim.

https://sunsavunma.net/romanyada-yolsuzlukla-savasan-savcilara-paralel-devlet-suclamasi/

Posted in Uncategorized | Leave a comment

EKONOMİYİ TERSTEN OKUYAN BİR İKTİDAR VAR * Fabrika yerine AVM , Tarlaya Toplu Konut – Fabrika Yok ama AVM’de KEK var !

NURCAN GÖKDEMİR
nurcangokdemir@birgun.net
@nurcangokdemir
16.06.2018 08:01 GÜNCEL

Fabrikanın yerinde AVM tarlalarda toplu konut

Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de tütün üretiminin en önemli kentlerinden olan Samsun’da, hükümetin tarım politikaları sonucu tütün üretiminin yapıldığı tarlalar toplu konut alanlarına dönüşürken, sigara fabrikalarının yerine de AVM ve adliye yapıldı

AKP’nin tarım politikalarının en ağır sonuçlarının görüldüğü alanlardan biri de tütün… Osmanlı döneminden başlayarak 2002 yılına kadar adı tütünle anılan Samsun için bu ürün artık geçmişte kalmış. Tütün tarlalarında toplu konutlar, sigara fabrikalarının yerinde de alışveriş merkezi ve adliye yükseliyor.

Samsun, yüksek kaliteli tütünü ve üretim hacmi ile Osmanlı döneminden yakın zamana dek Türkiye’nin tütün üretiminde ismi ilk üç arasında anılan bir kent oldu. Osmanlı’nın borçlarına karşın Reji isimli Fransız tekeline bırakılan tütün ve sigara üretimini Cumhuriyet’in ilanı ile geri alan bölge halkının payına gelir dağılımından uzun yıllar yüzünü gülümsetecek kadar pay düştü.

Reji dönemi geri geldi

Ancak 1980 yılında yapılan askeri darbenin ardından uygulanmasına başlanan neoliberal ekonomik politikalar sonucunda, yerli üretici için tütün üretimi cazip bir ürün olmaktan çıkartılırken, AKP iktidarları ile neredeyse tamamen çok uluslu şirketlerin kontrolüne bırakıldı. Samsun, insanların kendi tüketimi için bile tütün ekemediği, 20 bine yakın yurttaşının üretim ve kaçakçılık bahaneleriyle öldürüldüğü Reji dönemini anımsatan günlerine geri döndü. 1887 yılında kurulan ve bir marka olan Samsun ve Bafra sigaralarının üretildiği fabrikalar kentsel rantın yandaşa aktarım aracı oldu, Reji binaları alışveriş merkezine dönüştü, TEKEL fabrikasının yerine de dev adliye binası inşa edildi.

Yine Torunlar

Samsun’un tarihi binalarından olan sigara fabrikası kentin en merkezi yerinde. Sigara üretiminin durdurulmasıyla terk edilen tarihi binalar, AKP döneminin gözde şirketlerinden, ismi 10 işçinin asansör kazasında öldüğü inşaatla duyulan Torunlar Holding’in ortak olduğu şirket tarafından restore edildi. Recep Tayyip Erdoğan’ın imam hatipten arkadaşı Aziz Torun’un şirketi Torunlar Holding’in yüzde 40 hissesine sahip olduğu Bulvar Samsun Alışveriş Merkezi, 1 Temmuz 2012’de açıldı. Diğer ortağı Turkmall Gayrimenkul olan AVM, 30 yıllık işletme süresinden sonra Samsun Büyükşehir Belediyesi’ne devredilecek.

Fabrika yerine adliye

Samsun’un bir diğer sigara fabrikasının yerine de adliye binası yapıldı. Kılıçdede Mahallesi’nde bulunan TEKEL binaları yıkılarak yerine inşa edilen ve Karadeniz’in en büyüğü olan bina, üç yıl süren inşaatın ardından 2014’te hizmete girdi.

Diğeri de uluslararası sermayeye

Kapatılan fabrikaların yerine açılan Ballıca Sigara Fabrikası da 2008 yılında TEKEL’in özelleştirilmesi ile dünyanın en büyük sigara tekeli olan British American Tobacco’ya satıldı. Satıldığında Tekel’in teknoloji açısından en modern fabrikalarından biri olan Ballıca, bilinen son rakamlara göre üç vardiyada 16 bin 584 ton sigara üretildiği ve yılda 90 milyon TL kâr elde edilen bir fabrikaydı.

Sonun başlangıcı

Fabrikaların kapatılmasıyla bir dönem kapandı, Samsun’da tütün üretimi de yok denecek düzeye indi. Nikotininin azlığı, aromatik özelliği ile dünyada ün kazanan Bafra ve Canik tütünlerinin üretildiği Samsun’da, tüm Karadeniz bölgesindeki tütün üreticilerinin yüzde 50’ye yakını yaşıyordu. Yan sanayisi ve sigara üretimi ile her dört Samsunludan birinin tütünden geçindiği kent için bu ürün en önemli ihraç kalemi de oldu uzun yıllar boyunca.

1994 yılında üretimine kota getirilen tütüne devlet desteğinin de yaratılan bir ekonomik kriz sonrası başlayan Derviş dönemi uygulamalarıyla bitirilmesi, tütün üretiminin yediği en önemli darbelerden oldu. Samsun bölgesinin de sonuçlarını ağır bedeller ödeyerek yaşadığı bu uygulamaların ilk işaretleri Derviş döneminde görüldü. Projenin temel taşları AKP’nin iktidara gelmesi ile döşenmeye başlandı. AKP, büyük tepkiler çeken dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto ile engellediği yasadan geri adım atmayarak, “Tütün Üretimi, Üretici Tütünlerinin Pazarlanması, İç ve Dış Ticareti, Denetimi ve Tütün Eksperliği ile ilgili Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”i 4 Aralık 2002’de Resmi Gazete’ de yayımladı. Bununla tütün ekimi sınırlanırken, karanlık Reji dönemini anımsatan yaptırımlar ve cezalar getirildi. Tütün ve sigara üretimi uluslararası tekellerin güdümüne bırakıldı, hapis cezaları ve yüksek para cezaları öngörüldü.

Samsun nasibini aldı

TÜİK verilerine göre, Türkiye’de tütün ürünleri imalatının yüzde 90’a yakını yabancıların eline geçti. Tütün Eksperleri Derneği’nin raporuna göre, Samsun’da 1980 yılında 484 köyde 50 bin 654 aile tütün ekerken, 2007 yılına gelindiğinde 11 bin 916 tütün üreticisi aile kaldı. Son rakamlarla da bunun 25 yıl öncesine göre yüzde 83 azaldığı biliniyor.

“Samsun Köylerindeki Göç Hareketleri ve Sebepleri” isimli araştırmaya göre, 5 yıl içinde Samsun’un köylerinden, yüzde 90’ı ekonomik nedenlerden olmak üzere 47 bin 840 yurttaş göç etmek zorunda kaldı.

‘İnadına…’

Bafra Ovası’nın tamamına yakınında tütün üretilirken bugün sadece 50 dolayında köy üretim yapıyor. Bafra’nın Kolay köyünde tütün üreten tek çiftçi eski Muhtar Nevzat Okur, “Benimki de inattan…İçeçeğim kadar tütün üretiyorum” diyor.

‘Tüccarın eline kaldık’

Tütün üretimini bırakan köylüler, tütün desteklerinin kalkmasından sonra tüccarın eline kaldıklarından yakınıyor. Alım fiyatlarının düşük olduğunu, tüccar ne kadar isterse o kadar fiyat verdiğini, geçen yılki üretimin maliyetini bile çıkartamadıklarını anlatıyor köylüler…

Kırıç alanda yapılan üretim nedeniyle su taşımak zorunda olduklarını söyleyen köylüler, “Bir tanker su 40-50 liraya geliyor, tütün üretmek zor iş, yılın her ayı, günün her saati hizmet istiyor. Sabah erkenden gün doğmadan kalkıp çalışmak zorundasın. Eskiden bu iş bize kazandırıyordu, çocuğumuzu bununla okuttuk; kızımızı, oğlumuzu bununla evlendirdik. Ev, traktör sahibi olduk ama artık bu iş bitti, çünkü devlet bize üretmeyin diyor” diye anlatıyor.

‘Adıyaman tütünü içiyoruz’

Elindeki sarma tütünü gösteren bir yurttaş, “Bu Adıyaman tütünü biliyor musun, artık içecek kadar bile tütün bulamıyoruz. Samsun, Bafra sigarası vardı, altın gibi tütünümüz olurdu, şimdi Adıyaman tütünü satılıyor” diyor.

Tütün dükkânları

Samsun’da sigara fiyatlarının yüksekliği nedeniyle birbiri ardına açılan tütün dükkânlarından birinde konuştuğumuz esnaf, şehirde dükkân sayısının 200’ e yaklaştığını anlattı. Kayıtdışı çalıştıklarından yakınan esnaf, “Kaçakçı durumundayız, hükümet buna bir düzenleme yapsa iyi olacak. Tezgâhta Samsun tütünü dışında her yerden tütün var, bulamıyoruz yerli tütünü, bitti artık, kimse üretim yapmıyor” diyor. Adı tütünle anılan Samsun’un sokakları şimdi tütün kokmuyor, adresler Reji’ye göre tarif edilmiyor, altın sarısı tütün artık nostalji…

https://www.birgun.net/haber-detay/fabrikanin-yerinde-avm-tarlalarda-toplu-konut-219655.html
Posted in Ekonomi | Leave a comment

HALKIMIZA ÇAĞRI * KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURUCUSU İSMAİL HAKKI TONGUÇ’A SAYGI VE ANMA TOPLANTISI

From: kevakfi
Date: 16.06.2018 16:55:27

İSMAİL HAKKI TONGUÇ’A SAYGI

Değerli dostlar;

Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz akı, UNESCO tarafından gelişmekte olan tüm ülkelere örnek eğitim modeli olarak önerilmiş, yarım kalmış mucize Köy Enstitüleri’nin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’u, Köy Enstitülü kavruk Anadolu çocuklarının Baba Tonguç’unu sonsuzluğa göçüşünün 58. Yılında saygı ve minnetle anıyoruz.

İsmail Hakkı Tonguç’un devrimci dehası bugünümüz ve yarınımıza da ışık tutuyor. Onun II. Dünya Savaşı’nın 1930’lu, 40lı yokluk yıllarında uygulamaya koyduğu kimi girişimlerin ve öncüsü olduğu eylemlerin kuramsal yapısı ancak 1970’lerden sonra yapıtları yayımlanacak ve ancak 21. yüzyılda Türkçe’ye kazandırılacak Paula Freire gibi eğitbilimciler ve Mihail Bahtin, Octavio Paz gibi kültürbilimciler tarafından ortaya konabilecektir. Baba Tonguç onurla andığımız bir eğitim devrimcisidir.

1940lı yılların ortalarında “komünistlik” yaftası boynuna takılan ve bu suç yaftasıyla birlikte tarihe gömülmek istenirken, düşünce ve bir mücadele biçimi olarak yaşamını sürdüren, 21. Yüzyıl başına gelindiğinde ise emperyalist odaklar ve kimi işbirlikçileri tarafından “faşistliğe” terfi ettirilen Köy Enstitüleri çok ilginç bir anlam boyutu taşımaktadır.

Ülkemizin hiç sönmeyen sabah yıldızı gibi olan bu ışık, bizleri el ele, kol kola ortaçağ karanlığına karşı mücadeleye çağırmaktadır…

Sizleri 20 Haziran 2018 Çarşamba akşamı saat 19.30’da, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapacağımız TONGUÇ BABA ARAMIZDA adlı anma etkinliğine ve foruma davet ediyoruz…

Etkinliğimiz ODTÜ Mezunları Türk Halk Bilimleri Topluluğu’nun sunacağı HAM MEYVAYI KOPARDILAR DALINDAN adlı müzikli gösteri ve Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Mandolin Topluluğu’nun kısa dinletisi ile açılacak, kurum ve kuruluş temsilcilerinin söz alacağı bir FORUM ile devam edecektir.

Katılın onurlanalım; katılın çoğalalım;

Katılın; Tonguç Baba’yı ülkeye ve insana verdiği o kahırlı emek için

ışıklı ve özgür bir gelecek için analım…

 

Alper Akçam ; Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şube Başkanı

Işık Kansu     ; İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı  Yönetim Kurulu Başkanı

Erdal Atıcı   Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı

Özgür Topçu ; TMMOB Ankara İl Koordinasyon Sekreteri ;
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Ankara Şube Başkanı Yönetim Kurulu Başkanı Yönetim Kurulu Başkanı

=========================================
KÖY ENSTİTÜLERİ ve ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI
Mithatpaşa Cad. 62 / 21 YENİŞEHİR – ANKARA
TEL: 0 312 425 24 68 (13.00 – 17.00 Arası)
http://koyenstitulerivakfi.org.tr

Posted in DUYURULAR, KÖY ENSTİTÜLERİ | Leave a comment

YENİ NESİL SİLAHLAR * SPECTRODRONE

SpectroDrone, patlayıcı maddeleri, ilaçları ve kimyasal bileşikleri birkaç metre mesafeden tespit edebilen ve tanımlayabilen lazer bazlı bir patlayıcı detektör ile donatılmıştır. Resim: LDS

SPECTRODRONE

Dünyanın İlk Patlayıcı Algılama Dron’u
İsrail’in HLS & Cyber Etkinliğinde Açıklandı

SpectroDrone, patlayıcıları, Patlayıcı Cihazları (IED’ler) ve diğer kimyasal bileşikleri güvenli, mesafeli bir mesafeden algılayabilen dünyanın ilk sensör sistemidir.

By Tamir Eshel -Nov 15, 2016

Laboratuvarda ve sahada yapılan kapsamlı testlerin ardından, Lazer Algılama Sistemi (LDS) Ltd., dünyanın ilk drone tabanlı patlayıcı algılama sensörü olan SpectroDrone’yu piyasaya sürüyor.

LDS’nin lazer bazlı patlayıcı algılama sistemini kullanan SpectroDrone, patlayıcıları ve diğer tehlikeli maddeleri, gaz, sıvı, toz veya toplu halde, tehditten birkaç metre uzaklıkta tespit ediyor. SpectroDrone, 3 km’ye kadar çalışma yarıçapında bu gibi görevleri yerine getirebilir. SpectroDrone, tehlikeli malzemelerin tespit edilmesine ek olarak, madencilik ve diğer endüstriyel faaliyetlerde önemli rolleri yerine getirerek gerçek zamanlı olarak farklı materyalleri analiz edebilir.

Daha fazla bilgi için ; http://defense-update.com/20161115_spectrodrone.html

Posted in SAVUNMA, YENİ NESİL SİLAHLAR | Leave a comment

ÇOK GÜZEL BİR KUTLAMA * İyi bayramlar…

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU
selcantasci@gmail.com
15 Haziran 2018

İyi bayramlar…

Siyasi bir gönderme gibi algılanabilir diyorsanız şayet,
tamam canım sizi mi kıracağım; “iyi” olmasın!

Güzel bayramlar…

Şeker bayramlar…
Tatlı bayramlar…
Keyifli bayramlar…
Hoş bayramlar…
Ferah bayramlar…
Neşeli bayramlar…
Huzurlu bayramlar…
Mutlu bayramlar…
Umutlu bayramlar…
Hepsi olabilir.

Olacak bu defa.

***

Yıllar sonra ilk kez “Ne olacak bu memleketin hali” diye dertleşilmeyecek bayram ziyaretlerinde…Kara kara bulutlar çökmeyecek kavuşmaların, kucaklaşmaların, en kıymetli vuslatın tepesine…

Dede-nineler, anne-babalar, halının ortasına kümelenmiş bayram harçlıklarını yarıştıran çocuklarına bakıp ailenin, kaygılanmayacak; “nasıl bir ülkede” büyüyecekler diye…

Güç bile değil güce biat zehirlenmesiyle üstten üstten konuşan karşı komşu var ya; o bile tadını kaçıramayacak başlayan günün…Gözünüzü oyacakmış gibi bakanlar kulübü kesmemiş olacak yolları, “öteki”leşmeyecek kimse parklarda, kırlarda; ocu mu, bucu mu didiklemeden, gülümseyerek “selam”laşacak insanlar;

– İyi bayramlar!

Birbirine “vatandaşlık” bağıyla bağlı kocaman bir ülke olacak Türkiye; hayırsız evladı da olacak, ergeni de, okumuşu da, ipsiz sapsızı da, şefkat dolu anası da, ekmeğini taştan çıkaran babası da, zengin kızı da, fakir oğlu da, namaz kılanı da, sarhoş olup evin yolunu şaşıranı da, “laik teyze(!)”si de, “hacı nine”si de, kitap kurdu da, kitabının içine gizlediği telefonda oyun oynayanı da, dünyanın yükünü sırtlamış hamalı da, bilgisayar ekranına bakmaktan kamburu çıkmış bankacısı da; “tehlike anında” birbirini sarmaya hazır olacak her biri…

Ve “tatil” uykusuna dalmak yerine kocaman, hepsine yer olan bayram sofraları kurulacak yüreklerde…Bir kere bile “Aaaah nerde o eski bayramlar” demeden bitecek gün; düne dönmek değil de yarına erişmek istenecek…

***

Trakya’da bir evde, 90’ına merdiven dayamış fötr şapkalı bir dede “Aman bre deryalar”ı çalacak; kollar açılacak….

Aydın’da zeybeğe duracak efeler…

Rize’de dizler çekilecek, “Ha uşak” diye bağıracak Trabzon’dan biri, yeri dövecek ayaklar…

Silifke’deki kaşık sesleri, Erzurum’un bıçak seslerine karışacak…

Edirne’deki Hora başı, elindeki mendili Hakkari’deki halay başına uzatacak…

Bafra’da “cigoş”, Erikler Köyü’nde “zigoş” oynayacaklar kızlı-erkekli…

Kapı gıcırtısının davul-zurna gibi duyulduğu bir şenlik iklimi saracak memleketi…

***

Sofra bezi desenli ceketlilerin müsebbibi olduğu kasvet, kasavetten uzak…
Muharrem’in kasketi, Meral’in tülbendi, Temel Reis’in gevrek kahkahası olacak bu bayramın modası!

“75 kişilik sınıflar”, “bor-cam”, “kek” gibi kısacık fıkralar anlatacak “iki laf etmek” için oturanlar birbirlerine…

Gülümseyecek Türkiye.

***

İyi bayramlar (ya da siz nasıl istiyorsunuz öyle).

——

NOT: Ben bu yazıyı yazdığım sırada Hakkari, Çukurca’da kalleşlerin güdümlü füzesi saplanmamıştı daha kalbimizin ortasına… Şehidimiz var… Gazilerimiz var… Yasımız var… Ama biliyor musunuz, gideni geri getirmek mümkün olmasa da, bu bayram yıllar sonra ilk defa, askerdeki oğlunun yolunu gözleyen, oğlunu askere uğurlamaya hazırlanan annelerin de “terörle müzakere edilemeyecek”, “terörle müzakere ederken terör örgütünü kuklasına dönüşülmeyecek”, “barış maskesiyle iç savaşın taşları döşenmeyecek”, “hendeklere gömülemeyecek” kadar büyük bir umudu var…

Vatan için şehit düşmüş her bir Türk evladının ruhunun huzur bulması dileğiyle; amin!

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/iyi-bayramlar-47818yy.htm

Posted in HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN * “Kötüler”in eski bayramı!..

Eski Urfa

Mehmet FARAÇ
farac65@gmail.com
15 Haziran 2018

“Kötüler”in eski bayramı!..

1970’ler… Bugün “mazi” dediğimiz,
o antika zamanlar…

Eski zaman insanlarına benzettiğimiz, kehribar tadında adamlar ve ellerindeki dövmelerde sanki bayramların hüznünü de taşıyan yaşlı kadınlar…

Ve bir omzu hep yıkık, mazlum çocuklar!..

Oradaydı hepsi, Urfa’nın Kötüler Mahallesi’nde…

Arka yakasında Arap, ön cephesinde ise Kürt çocuklarının “Deleme”leri (topaç) hesapsızca ve kardeşçe çevirdiği sokaklar vardı o garip mahallede…

Türkçenin, Kürtçenin ve Arapçanın birbirine karıştığı aksanlı, sevecen ve içten diyaloglar yan yana tutardı yoksul ama yürekli insanları…

Neler yok ki akıllarda o eski zamanların garip ve hüzün dolu görüntülerinden;

Taştan “gülle”lerin (misket), demir paralar “utabilme” uğruna kumarbazca savrulduğu nemli topraklar!..

Dev “leyli”lerin (salıncak) uçuştuğu, gül kokan bayram avluları…

Salıncakların kocaman kasasına tutunmuş yeniyetme kızlar ve onları kalın kendirlerle gökyüzüne savuran güler yüzlü analar!..

Bayram öpücüğü kondururcasına bulutlarla adeta dans eden neşeli, sevecen ve umut dolu salıncak çocukları…

40 yıl öncesini anımsıyorum da, sanki siyah- beyaz bir Yeşilçam filminin soluk kareleri gibi zihinlerimizin beyaz perdesinde durmadan dönüveriyor özlem kokan o eski görüntüler…

İçinde neşe olan, coşku olan ve en çok da “çocukluk” olan eski bayramların özlemini de saçıyor, zihnimizin yorgun duvarlarında dönüp duran o müthiş görüntüler…

Babaların yırtık yakası!..

“Çocuk” demişken, bayramlar da çocukluktan sonra masumiyetini kaybediyor sanki…

Düşünüyor da insan, bayram yalnızca çocukken yüreklerde alkış çalabilen birer coşkulu anıymış meğer…

Hele de o mahallede, babaları “kaçakçı” olduğu için hep korkuyla yaşayan çocukların görüntüleri eski zaman sokaklarında yankılanıyor sanki… Sofrası yoksul, yüreği zengin zamanları anımsatıyordu o görüntüler;

Suriye’den kaçak getirilmiş giysilerden çıkan “gâvur parası”nı mahallenin tek bakkalı “Kör Mengulo”ya beş-on kuruş diye yutturan veletler!..

Çikolatadan bihaber masumların, bir avuç dolusunu 25 kuruşa alabildiği “limonlu şeker”ler…

Küçük ahşap el arabalarında, yakıcı sıcağa direnen rengârenk “eskimo”ları (frigo) edinmek için babalarının yırtık yakasına asılan mazlumlar!..

“Şeker”den “Kurban”a kadar düşleri süsleyen kahverengi bağcıklı, bayramlık kunduralar…

Ve makarnayı keşfedemeden, “ekmek aşı”na mahkûm olan gariban sakinler!..

***

Zalimliğin damgası!..

Yaşamın, kaçakçıların mayın korkusu üzerinde şekillendiği, çevresi antik mağaralarla donatılmış Urfa’daki o garip mahallede geçti çocukluğum…

Gizemli ve sanki eski zamanlara terk edilmiş o mahallede, bayramları işte böylesi bir atmosferde yaşadım ben!.. İşte o mahallede, “Guti” kavimlerinden kaldığı bilinmezdi “soylu” dağlarımızın!..

“Guti”yi bilinçsizce “Kötü”ye çevirenler, acımasızlığın ve zalimliğin damgasını da vurmuşlardı yüzümüze!..

Oysa ürpertici, karanlık sarnıçlarımız, kanalizasyonsuz sokaklarımız ve geri kalmışlığımızın damgası şark çıbanlarımız olsa da, “kocaman yürekli” güzel insanlar vardı o mahallede…

“Kötü” değildik yani hepimiz!.. Anlıyorduk ki, bizi başkasından ve belki de iyilerden ayırt eden tek gerekçe, bir köşeye atılmış yoksulluğumuzdu!..

Aşmak için kendimizi, güç bela okuyabilme yollarında tükenmişti gücümüz!.. Naylon poşetlerde geleceğimizi şekillendirecek yırtık kitaplarımız ve yamalı kara önlüklerimizle direndik yaşama…

Kurşun kalemlerin kör uçlarında yıpransa da talihimiz, pörsümüş silgilerin yok edemediği umutlarımıza inandık!..

Bildiğimiz tek şey vardı… Büyüyecek ve savrulacaktık her birimiz bir viraneye!.. Umut ve ekmek uğruna… Kimileri Urfa varoşlarına, kimileri büyük kentlere…

İşte 40 yıl öncesinden, halen şeker kokusunu hissettiğimiz o bayramlardan eser kalmasa da sormak isterim yeniden; bu dünyada yaşam, “iyi” ve “kötü”nün kavgası değil midir?..

Ve sonunda kazanacak olan iyiler ve doğrular değil midir zaten?..

Mutlu Bayramlar…

Eski bayramlar ve onlarla ilgili yazdığımız yazıları anımsamamızın birçok nedeni var şüphesiz…

Örneğin, dünya hızla kirleniyor ve iyilikler, güzellikler de ne yazık ki giderek azalıyor…

Yani, artık “kötüler”in dünyası oluyor yaşadığımız bu yorgun ve her geçen gün daha da fazla yıpratılan gezegen!..

Ve bizim topraklar, bizim ülkemiz… Bitmeyen terör, pahalılık, işsizlik, geçim sıkıntıları, siyasal kavgalar, sosyal sorunlar, gericilik ve bölücülüğün bitmeyen tehditleri yaşamı kötülere teslim ediyor ne yazık ki…

Unutmayın ki, komşularla düşmanlık siyasetinin de adeta sosyal, siyasal ve ekonomik alanda “kötü”lüğü dayattığı bir ülkede yaşarken, güzele, mutluluğa, sevince ve sevgiye özlemimiz de giderek artıyor…

İşte böylesi bir ortamda ne yazık ki çocuk masumiyetinden izler taşıyan bayramların da tadı kalmıyor…

Evet; eski bayramların anımsatılmasının bir gerekçesi de geçmişe özlem…

Baksanıza, kötülüklere, kirliliklere direnen bir dünyada anılarımızda hale gülücüklerle duran kimi manzaraların yok olup gitmemesi için hep birlikte çırpınıyoruz adeta…

Çünkü mutluluklar, güzellikler ve iyilikler artık hızla geride kalıyor ve yaşanan acılar büyüdükçe, ne vahimdir ki, zihnimizde tutmaya çalıştığımız o tatlı “çocukluk” anılarına yer de kalmıyor!..

Evet… Bize tertemiz bırakılan bir dünyada ve özellikle de yaşadığımız ülkede, kötülüğü ve kötüleri alt edebilmek, aydınlık ve uygar düşünceli insanların dayanışmasıyla mümkün olacak…

Dünya belki o zaman güzellikleri bir nebze de olsa hissedebileceğimiz bir ortama kavuşacak…

O halde kötülerin egemen olduğu şu dünyada; dik duranların, baş eğmeyenlerin ve onurlu yaşayanların Şeker Bayramı kutlu olsun!..

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/kotulerin-eski-bayrami-47810yy.htm

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

HIRSIZLAR * Aslında bunların bir de abileri var ! Onlar ya Cuma namazından sonra ya da bir ayet salladıktan sonra çalıyorlar

Servet AVCI
avciservet@hotmail.com
15 Haziran 2018

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment