Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. (1922) Mustafa Kemal ATATÜRK * YERLİ MALI HAFTASI (12-18 Aralık) !!!

YAZIYAyorum

Değerli aydın Prof.Dr.Mehmet Ali Körpınar Ulusal konuların dışında ülkemizin toplumsal olaylarına da her zaman duyarlıdır ve bu konularda uyandırıcı yazılar yazarak bizlerle paylaşır.

Bu kez de YERLİ MALI HAFTASI konusunu gündeme getirmiş . Geçmişte özellikle İlkokullarda düzenlenen YERLİ MALI HAFTALARINDA  ülkemizde yetiştirilen ürünler öğrenciler tarafından sınıflara getirilerek toplumun YERLİ MALLARININ kullanılması hakkında eğitim verilir ve teşvik edilirdi. KÜRESELLEŞME sonucu gelişmekte olan tüm ülkelerin yönetimine Uluslararası şirketlerin desteklediği siyasetçiler işbaşına getirildikçe küreselci yöneticiler Ülkelerin sınırlarını yabancıların ürünlerine açtılar. Sanayi ürünleri ve mamul maddeleri saymıyorum bile ama bakın yurt dışından hangi tarım ürünlerini ithal ediyoruz ;

Evlerimize giren, soframıza koyduğumuz birçok yiyecek ithal ediliyor. Et ve nohutun ardından son olarak kuru fasulye ve kırmızı biberde gümrük vergisi sıfırlandı. İçinde bulunduğumuz dönemde gördüğümüz kadarıyla hangi gıda ürününün fiyatı yükselirse ithalat kapısını açılıyor ve gümrük vergisini sıfırlama yöntemine başvuruluyor. Uzmanlara göre bu yöntem Türkiye’nin tarım politikaları açısından adeta bir rutin hale geldi. Peki Türkiye hangi gıdayı nereden alıyor? Gelin birlikte bakalım…

1. Nohut – Meksika, Hindistan, ABD, Arjantin
2. Elma – Şili
3. Sarımsak – Çin
4. Havuç – Avusturalya
5. Çay – Sri Lanka
6. Kavun ve Karpuz – İran
7. Kuru Fasulye – ABD, Kırgızistan, Kanada, Peru, Etiyopya, Mısır, Bangladeş ve Çin
8. Kırmızı biber – KKTC
9. Kereviz – İspanya
10. Et – Çek Cumhuriyeti, Fransa, Brezilya
11. Ceviz – ABD, Kaliforniya
12. Bezelye – Rusya Federasyonu, ABD, Kanada, Macaristan ve Almanya
13. Kuru soğan – İran

Tarımda uygulanan yanlış politikalar çiftçiyi üretime küstürürken, Türkiye’yi dışa bağımlı hale getirdi. Son 3 yılda Türkiye, sadece buğday, mısır, yağlı tohum, pamuk ve soyaya 58 milyar 500 milyon dolar para ödedi.

Türkiye’nin son yıllarda tarım üretimi ve ihracatında yaşadığı üzücü gerileme malum. Bu yılın başında açıklanan verilere göre, Konya ilimiz büyüklüğündeki Hollanda’nın 2015 tarımsal ihracatı 93 milyar dolar olarak gerçekleşirken, 7 katı büyük tarımsal alanı olan Türkiye’ninki ise 18,7 milyar dolar oldu.

İşte bu tablo tarım ve hayvancılıkta ülkemizin nasıl çökertildiğinin özetidir.
Ve YERLİ MALININ KULLANILMASININ da ne kadar önemli olduğunun işaretidir.

Naci Kaptan

Prof.Dr.Mehmet Ali KÖRPINAR
11.12.2017

YERLİ MALI HAFTASI (12-18 Aralık) !!!

Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. (1922)
Mustafa Kemal ATATÜRK

Değerli arkadaşlar,

Her yıl, Yerli malı haftası geldiğinde, sizlere uyarı yazımı gönderirim. Bu yıl da yerli malı haftamız geldi ve 2011 de yazdığım yazımı sizlere yeniden anımsatmak istedim.

Ne yazık ki yine hiç kimseden YERLİ MALI HAFTAMIZ için bir uyarı ve öneri yok. Yani küresel sermaye ve vahşi kapitalizm istediğini elde etti. Ulusal ürünlerimizi tanıtmak ve onları kullanmamızı önerme konusunda, ulusal güç birliği yapmamız engelleniyor.

Neyse ki 6 yıl önceki yazımda dile getirdiğim YERLİ MALI OTOMOBİL ÜRETELİM önerimi yöneticilerimiz duydu ve gereken işlemlere başladılar. Umarım en kısa sürede gerçekleşir.

Değerli arkadaşlar,

Yaşadığımız dolar krizi ve ekonomik kaosun önlenmesi için alınması gereken Ekonomik önlemler açıklandı. Bu açıklamaların içinde yerli üretimin teşvik edilmesi ve yerli üretimin halkımızca da kullanılmasının desteklenmesini isterdim. Yani YERLİ MALI HAFTAMIZIN tam da kutlanması ve halkımıza yeniden anımsatılması gereken bir dönemdeyiz.

AB-D emperyalizminin en önemli silahı olan vahşi kapitalizmle mücadele edebilmek için özellikle yerli üretim ürünlerimizi arttırmamız ve ihraç etmemiz gerekiyor. Ne yazık ki ihracatımız da giderek ithalata bağımlı hale geldi. Yani YAP-SAT yerine AL-SAT ilkesi geçerli hale geldi. Bu konudaki kaygılarımı dile getiren Sayın Güngör URASın 6.3.2015 tarihli Milliyet gazetesindeki ithalat bağımlısı olduğumuzu içeren vurgulamasını, sizlerle paylaşmak istedim:

İthalat bağımlısı olduk

“Türkiye’de dolar ve TL birlikte iş yapıyor. Dolarla alınan TL ile satılıyor. Doların fiyatı arttıkça TL karşılığı da artıyor. Eğer TL gelirle yaşayanların geliri artmamışsa, satın alma güçleri azalıyor. Pazar sepetleri küçülüyor. Tarımda ve sanayide ithalata göbekten bağlandık. Üretmenin zahmetine katlanacak yerde, ithalat kolaylığına alıştık. İmalat sanayimizde toplam hammadde girdilerinin yüzde 63’ü, üretim maliyetinin yüzde 53’ü ithalata bağımlı”.

Umarım; önümüzdeki dönemde, dünyanın yaşayacağı ekonomik kriz nedeniyle özellikle yerli üreticilerimizi korur ve onlara gereken desteği veririz. Aksi halde halkımız ve yöneticilerimiz, gittikçe artan dış alımlar (ithalat) yüzünden oluşabilecek işyeri kapanmaları ile yaşanacak işsizlikler için pişman olmazlar.

Özellikle alış-verişler sırasında 869 barkod’lu, yerli üretim malzemelerini tercih etmenizi öneriyorum. İşsizlik sorunumuzun çözümüne en büyük katkının, yerli üretimin teşvik edilmesi olacağını, yeniden anımsatmak istedim.

Sevgi ve saygılarımla (11.12.2017)

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

YERLİ MALI, YURDUN MALI…!!!

Türk ulusu güçlükleri; ulusal birlik ve beraberlikle yenmesini bilmiştir.
Mustafa Kemal ATATÜRK
Değerli arkadaşlar,

Ulus olarak, yıllardır 12-18 Aralık tarihleri arasını yerli malı haftası olarak kutlardık. 1929 sonrası ulusal politika haline gelen YERLİ MALI YURDUN MALI, HERKES ONU KULLANMALI ilkesi, ne yazık ki artık yok. Ülkemiz insanına yıllardır yabancı mal hayranlığı aşılandı ve aşı tuttu. Bunun sonucu büyük bir ithalat aymazlığına kapıldık. Dolayısıyla büyük miktarda dış ticaret açığı verir hale geldik. Hatta ihracatımızın yaklaşık %70’nin de ithalata dayalı olması, çok düşündürücü ve acı bir gerçek olarak ortadadır. Yani ekonomimize YAP-SAT yerine AL-SAT mantığı yerleşti.

Son yıllarda ülkemizde birçok ilde alış-veriş merkezleri açıldı. Bu merkezlerde devamlı olarak yabancı mallar ve markalar halkımıza sunulmakta, tüketim çılgınlığı yaşanmaktadır. Özellikle yerli üretimin desteklenmesi gereken bu dönemde;

Ne iktidar ne de muhalefet partileri yerli malı özendirme ve kullanma kampanyaları düzenlemiyor,TUSİAD, TOB ve diğer ticari kuruluşlardan yerli malı üretimi için bir öneri ve bir ses yok,Tüm tüketici dernekleri ve sendikalarımız da suskun, Yani yerli üretim ve tüketimin desteklenmediği zaman fabrikalarımızın kapanacağı ve halkımızın işsiz kalacağı algılanamıyor galiba!!!

Yine ülkemizin demirbaşları sayılan kurumlarımızın özerkleştirilmesi yerine, yapılan yanlış özelleştirmeler sonucu birçok fabrikamız yabancıların eline geçti ve buralarda çalışanların pek çoğunun işine son verildi. Hatta permasharp jilet fabrikası örneğinde olduğu gibi özel fabrikalarımızın da yabancılara satılması ve kapanması sonucu, hem dünya çapındaki ihracatımız yok oldu ve hem de yüzlerce yurttaşımız işsiz kaldı.

Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana küresel sermaye, çeşitli yollardan ülkemize girmek ve sanayimizi dışa bağımlı hale getirmek için devamlı olarak uğraş vermektedir. Değerli siyasetçilerimizden Bülent Ecevit’in yıllar önce AB için söylediği gibi ONLAR ORTAK, BİZ İSE PAZAR OLDUK. Bunun sonucunda;

Yerli malı bir otomobil üretemedik, her yer cins cins yabancı araçla doldu,
1998 den beri ihalesini gerçekleştiremediğimiz Göktürk gibi uyduların da yerli üretilmesini isterdim. Sınırlarımızın kontrolünün başkalarına muhtaç olmadan yerli malı uydularla yapılmasının, ulusal güvenliğimiz açısından ne kadar önemli olduğu son yıllarda yaşadığımız terör olayları ile açıkça belirlenmiştir.

1974 de Kıbrıs harekatı oldu ve iyi ki ABD bize ambargo koydu. Bu sayede askerimizin postalını, giysisini ve parkesini de yerli malı üretmek zorunda kaldık. Ordumuz için satın aldığımız uçak, tank, gemi ve denizaltılarda ne kadar yerli malı olursa o kadar bize gurur vermektedir.

Özellikle yerli beyin gücümüzle Aselsan gibi stratejik özelliğe sahip fabrikalarımızda yapılan araştırma ve geliştirme projelerini birlikte sahip çıkalım, tüm çalışanlarını koruyalım.

İthalatımızın en büyük parçası enerji hammaddesine ayrılmaktadır. Büyük miktarda Petrol ve doğalgaz üreten ülkelerin hemen yanı başında olmamıza karşın, bir türlü kendi topraklarımızda ve karasularımızda petrol ve doğalgaz üretemedik. Güneş, Rüzgar ve Jeotermal gibi doğa kaynaklı enerji üretimine de gereken önemi veremedik.

Değerli arkadaşlar,

Her yerli malı ürün medyamızda dile getirildiğinde ve bu üretimin dünya ülkelerine ihracının söz konusu olduğunda, müthiş gurur duyduğumu ve onurlandığımı söylemek isterim.

Umarım sizler de bu duygumu paylaşır ve mümkün olduğunca 869 barkodu ile başlayan yerli malı ürün kullanmaya özen gösterirsiniz.

Sevgi ve Saygılarımla (09.12.2011).

Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

NOT:

1- Yerli malı kömürümüz varken, Rusya’dan 1500 kamyon, yaklaşık 30.000 ton kaçak kömürün yurdumuza nasıl sokulduğunu algılamış değilim. Üstelik bu kömürün kalitesiz, atık ve düşük kalorili olmasının büyük bir çevre kirliliğine neden olacağını anımsatmak isterim (09.12.2008-Cumhuriyet). Ayrıca Türkiye Kömür İşletmelerinin(TKİ) yoksullara dağıtmak için ihalesiz almış olduğu kömürler sonucu, kurumun %30 zarara uğratıldığı Sayıştay Raporunda belirlendi (20.11.2011-Sözcü)

2- Tarım ürünleri tarladan, kentlerimize gelinceye kadar yaklaşık %400-500 artıyor. Aracılar çok büyük kar ediyorlar ve ne kadar vergi veriyorlar? Tarlada kullanılan gübreden alınan KDV %18 ama pırlanta, elmas, yakut ve inci gibi değerli taşlardan hiç KDV alınmıyor, Neden?

Posted in Ekonomi | Leave a comment

TARİHE NOT DÜŞMEK ; Agamemnon’dan İngiliz General Allenby’e

Mehmet Boz
11.12.2017

Kudüs ve İstanbul

Truva’ya saldıran ve Doğu medeniyetini temsil eden bu kentin kahramanı Hektor’u öldüren ordunun komutanın ismi Agamemnon’du.Çanakkale’ye saldıran en büyük İngiliz zırhlısının adı da Agamemnon’du. Osmanlı’nın yıkılışını başlatan Limni Adasında Mondros mütarekesi de yine Agamemnon’da imzalanmıştı.

****
Fatih’in Trabzon seferinden döndükten sonra Çanakkale’ye geldiği ve atını Truva’ya doğru sürdüğü, Çanakkale’ye Troya’nın bulunduğu bölgeye gelerek o büyük savaşın kahramanlarına övgüler düzdüğü ve Yunanlılardan “Hektor’un öcünü aldım.” dediği tarihçi Kritopulos tarafından anlatılır. (1)

1922 de ise Başkumandanlık Meydan Savaşını kazanan Atatürk yanındaki subaya “TRUVALI HEKTOR’un öcünü aldık.“ demiştir.(2)

Fatih Sultan Mehmet’de ,Mustafa Kemal Atatürk’te, Truva savaşının bir Doğu-Batı savaşı olduğunu biliyorlardı

(1 )Truvalılar Türk müydü? http://www.astroset.com/bireysel_gelisim/anadolu/truva.htm
(2 )Sabahattin Eyüboğlu ‘Mavi ve Kara’

Şaban Recai Öztürk
sabanreco@gmail.com
9 Aralık 2017

11 Aralık 1917. İngiliz General Allenby Kudüs’e, saygı ifadesi olarak yaya girdi, ama Haçlıları Filistin’den kovan Selahattin Eyyubi’nin mezarının başına ayağını koyarak “İşte yeniden geldik Selahattin” dedi.

7 Şubat 1919. Allenby, gösterişli bir törenle İstanbul’a gelerek, Anadolu’da İngiliz egemenliğini pekiştirmek için hazırladığı on iki maddelik listesini, ayağına çağırdığı Osmanlı Dışişleri Bakanı’na yazdırdı.

8 Şubat 1919. Fransız işgal orduları başkomutanı General D’Esperey Sirkeci’den Beyoğlu’na kadar beyaz at üzerinde ve Rumların coşkulu tezahüratı ile yürüdü. 1453’te o zamanki Konstantinopolis’i fetheden Osmanlı Sultanı Fatih’e karşılık vermişti.

İnsanoğlu aradan yüzyıllar geçse de hıncını nesilden nesle aktarıyordu.

Posted in Tarih | Leave a comment

EMPERYALİZM – BOP – ORTADOĞU * TRUMP’IN KUDÜS KIŞKIRTMASI ve ABD’NİN ÇARPIŞAN 2 STRATEJİSİ

Mehmet Ali Güller
ABC Gazetesi
10 Aralık 2017

TRUMP’IN KUDÜS KIŞKIRTMASI ve
ABD’NİN ÇARPIŞAN 2 STRATEJİSİ

Öncelikle belirtelim: ABD Başkanı Donald Trump’ın büyükelçiliği Kudüs’e taşıma kararı sürpriz değil, zira seçim vaadiydi. Üstelik Trump’ın İran’ı çevreleme stratejisinin de bir parçasıydı…

Ancak bu seçim Türkiye’deki Trumpseverlerin “Trump ABD’yi emperyalist olmaktan çıkaracak, tekellerle hesaplaşacak, Ortadoğu’ya barış getirecek” hayalleri ve alkışları arasında pek duyulmadı.

Kuşkusuz Trump’ın Kudüs kararı öncelikle ABD’nin Ortadoğu stratejisiyle ilgilidir fakat zamanlaması bakımından Trump’ın iç politik basıncı dengeleme hedefiyle de uyumludur.

ABD’nin Ortadoğu stratejisini ve Trump’ın Kudüs kararını analiz edebilmek için öncelikle ABD devlet aygıtı içindeki çarpışan iki stratejiyi anımsamalıyız.

ABD İÇİ ÇARPIŞMA

Genel saptama şuydu: ABD artık tek süper güç değildi ve 21. yüzyıl Amerikan yüzyılı olamayacaktı. Zira Çin ekonomik olarak ABD’ye yetişecek ve geçecek, Rusya da Avrupa ve Ortadoğu’da etkinlik kazanacaktı. Üstelik 2008 krizi ABD ekonomisini oldukça sarsmış, askeri maliyetleri kaldıramaz hale gelmişti.

Bu gerçeklerden hareketle “ne yapmalı” sorusuna verilen ilk yanıt ve ilk strateji şuydu: ABD “ulus inşa etme” hedefinden vazgeçmeli ve adım adım geri çekilerek içeride ekonomisini sağlamlaştırmalıydı.

İkinci strateji ise şuydu: ABD hâlâ en büyük ekonomik güçtü ve ABD’nin askeri gücü de kendisinden sonraki 10 devletin gücünden fazlaydı. Durum henüz böyleyken ABD geri çekilmemeli, rakiplerini zayıflatacak yeni yangınlar çıkarmalıydı. Nasılsa yangından en az zararı görecek olan yine ABD olacaktı!

Anımsayacaksınız, Barack Obama ABD Başkanı seçilince bu stratejilerden ilkini uygulamış ve Irak’tan asker çekmişti. Ancak ikinci stratejiyi benimseyenlerin ağırlığıyla ABD Suriye krizi üzerinden yeninden Ortadoğu’da hamle yapmıştı.

İki strateji, hâkim sınıfın iki kanadının stratejisiydi ve o yıllar boyunca ABD devlet aygıtı içinde sert çarpışmalar oldu. CIA başkanı gönül ilişkisi üzerinden tasfiye edildi, savunma ve dışişleri bakanlıklarında bakan ve müsteşar düzeyinde tasfiyeler yaşandı.

Obama ara bir formül olarak iki stratejiyi de uygulamaya, birbirine eklemlemeye çalıştı. Tamam, ikinci strateji gereği Suriye üzerinden Ortadoğu’da hamle yapacaktı ama birinci stratejiye uygun olarak asker göndermeyecek, karaya postal değdirmeyecekti. ABD’nin Suriye’deki işlerini Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar üstlenecekti.

Bu iki strateji, yani emperyalist hâkim sınıfın iki kanadı hâlâ çarpışıyor. ABD’deki iç çarpışma ve Trump’ın ekibindeki kimi görevden alma ve istifalar da bu çarpışmanın yansımalarıdır.

KUDÜS KARARI VE 2 SENARYO

Trump’ın Kudüs kararını işte bu iki strateji düzleminde incelemeliyiz. Bu durumda karşımıza şu iki senaryo çıkmaktadır:

1) Trump Ortadoğu’da İsrail-Filistin anlaşması ile yüzyılın barışını yapmak istemektedir ve Kudüs kararı bu hedefin gereğidir.

Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile görüşen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bu izlenimi edindiğini açıklamaktadır: “Tillerson, ABD’nin İsrail-Filistin krizini tek hamlede çözecek yüzyılın anlaşmasına imza atmak istediğini söyledi. Rusya olarak bu anlaşmanın nasıl olacağını öğrenmek istiyoruz.” (Sputnik, 8 Aralık 2017)

Rusya’nın Trump’ın Kudüs kararı sonrası net bir tutum almadığını ve sadece “taraflara itidal çağrısı” yaptığını not edelim.

Diğer yandan İsrail’in Kudüs İşlerinden Sorumlu Bakanı Zeev Elkin’in Trump’ın “birleşik Kudüs” vurgusu yapmamasına dikkat çekmesi ve açıklamasıyla aslında Kudüs’ün doğusunun Filistinlilere verilmesine kapı araladığını savunması dikkat çekiciydi. (Sputnik, 8 Aralık 2017)

Yine anımsamakta yarar var:

Trump İran’ı çevreleme stratejisinin gereği olarak İsrail-Suudi Arabistan-Mısır üçgeni inşa etmeye çalışırken dikkat çeken gelişmeler olmuştu:

a) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile Kızıldeniz’de bir yatta buluşmuştu.

b) Ardından Trump’ın damadı Jared Kushner, yanında Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt ve Beyaz Saray Ulusal Güncelik Danışman Yardımcısı Dina Powell’la birlikte bölgeye gelmiş, önce 4 gün Riyad’da temaslar yapmış, ardından da Tel Aviv’e geçmişti.

c) Bu ziyaretin ardından Veliaht Prens Muhammed bin Selman ülkesinde bir saray darbesi yapmış ve bakan ve iş adamı olan onlarca prensi gözaltına almıştı.

d) Kushner’in temaslarının ardından ayrıca Filistin lideri Mahmud Abbas da Riyad’a çağrıldı ve kendisine “ya Trump’ın sunacağı barış planını kabul et, ya da görevi bırak” ültimatomu verildi.

2) İkinci senaryoya göre ise Trump “yaratıcı kaos” planlamaktadır.

Suriye’de savaşı başlatan ama barışı kotaramayan, bölgede inisiyatifi Rusya’ya kaptıran ABD yeni yangınlar çıkarak yangından Rusya’ya göre daha az zarar görmeyi beklemektedir.

ABD Kudüs hamlesi ile Ortadoğu’da Suriye’den sonra ikinci bir cephe açarak oyun alanını genişletmeyi, İran’ı çevrelemeyi ve yeni ülkeleri de dahil ederek bölgedeki cepheleşmeyi keskinleştirmeyi hedeflemektedir.

AKP LAFLA DEĞİL EYLEMLE YANIT VERMELİ!

Bize göre bu iki stratejinin de ABD açısından başarı şansı yok. Kuşkusuz bölgeye zararlar verecektir ama kesinlikle ABD’nin kazanmasıyla sonuçlanmayacaktır!

Dolayısıyla mesele gelip “peki biz, yani bölge ülkeleri ne yapacağız” sorusunda düğümlenmektedir.

Kuşkusuz bölge ülkeleri, özellikle de ABD’yle “Ilımlı İslamcılık” ilişkisine girmiş ülkelerin taşeronluğu ABD’nin Kudüs ve benzeri hamleler yapabilmesinin zemini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bölge halkları açısından temel görev bu tür yönetimlerden kurtulmaktır.

Fakat halklar düzleminde bu temel görev sürerken, daha acil olanı ülkeler düzleminde yapılması gerekenlerdir.

AKP Hükümeti ise daha önceki sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da sadece laf üretmektedir. İktidar “Kudüs meselesinde” samimiyse lafla değil eylemle yanıt vermelidir: ABD ve İsrail’le diplomatik ilişkileri askıya almaktan büyükelçileri geri çekmeye, ikili anlaşmaları dondurmaktan İncirlik Mutabakatı gibi çok önemli bir belgeyi yırtmaya kadar yapılabilecekler var.

Öyle tabanın gazı alınsın diye alt geçitteki Trump tabelasını değiştirmekle ciddi devlet olunmaz!

Mehmet Ali Güller

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, MEHMET ALİ GÜLLER, ORTADOĞU ÜLKELERİ | Leave a comment

EMPERYALİZM – İSTİHBARAT – CIA * CIA artık Türkiye’de cirit atamayacak

Bülent Esinoğlu
bulentesinoglu@gmail.com
11.12.2017 14:07:47

CIA artık Türkiye’de cirit atamayacak

Türkiye CIA’dan çektiğini hiçbir şeyden çekmedi.
Psikolojik savaşlar, istihbarat savaşları, medya yönlendirerek insan zihni imali, hep CIA’nın marifeti olarak hayatımıza girdi.Türkiye’nin CIA ve NATO istihbarat görevlilerine artık göz açtırmayacağına dair birçok soruşturma ve tutuklama kararları çıkarıldı.

Vatan Partisi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına bir şikâyette bulundu. Brett McGork, General Stephen Towhsend, General Josep L. Votel ile birlikte iş gören bazı zevat için suç duyurusunda bulundu.Savcı diğer suç duyurularıyla birlikte Vatan Partisinin suç duyurusu için soruşturma başlattı.

Bu ve buna benzer soruşturmaları şu şekilde yorumlayanlar olabilir. ABD veya Suriye’de yaşayan ve CIA adına görev yapanlar hakkında tutuklama kararı versen ne olur!

Kazın ayağı öyle değil.

Cumhurbaşkanlığına vekalet eden İhsan Sabri Çağlayangil Meclis Kürsüsünden şöyle ifade etmişti; “ben ne yapabilirim, CIA benim altımı oyuyor.” İstihbarat örgütümüzün maaşını CIA’nın ödediği günleri hatırlamak gerek.

ABD ile yapılmış ikili anlaşmaları bilmek gerek. Hepsinin de ötesinde, Amerika’nın Soğuk Savaş döneminde, Türkiye’nin CIA üzerinden ABD’ye teslim olmasını hatırlamak gerek.Graham Füller, Henry Barkey, Metin Topuz gibileri için verilen tutuklama kararları şunu ifade eder.

Ey Amerika… Artık benim ülkemde, kendi adına istihbarat faaliyeti yapamazsın. Artık altımı oyamazsın…Bundan sonra yapılacak iş; açık istihbarat yoluyla CIA’nın elde ettiği bilgilerin medya eliyle kötüye kullanılmasını engellemektir.

CIA’nın tüm istihbaratı ve eylemleri Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yönelik olduğu bilinçlere kazınmalıdır.Zarrap Davasının asıl amacının Türkiye İran ilişkilerini dinamitlemeye yönelik olduğunu artık herkes biliyor.Bu operasyonun amacının Türkiye İran ilişkileri dinamitlemek olduğu da aşikâr.

CIA’ya Türkiye içinde artık hayat hakkı tanımamak; Türkiye’den istihbaratçı devşirmesinin önüne geçmektir.Asıl etkisi de gönüllü zevzeklerin söz söylüyorum diye, dolaylı ABD istihbaratına verdikleri malzemenin önüne geçmektir.

Hani bir söz vardı ya… Türkiye’de 20 bin CIA ajanı cirit atıyor diye…CIA’nın artık Türkiye’de cirit atamayacağı günlere geldik.Eğer örtülü-açık bir Türk Amerikan savaşının içindeysek, önce istihbarat işlerini disipline etmeliyiz.

Son olarak şunu da hatırlatmakta yarar var. Amerikan devletinden iki ay önce CIA sertleşecek diye bir haber vardı. Bu tutuklamaların CIA sertleşmeden önce gelmesi hayra alamettir.

11.12.2017,

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BÜLENT ESİNOĞLU YAZILARI, İSTİHBARAT KURUMLARI | Leave a comment

HALKIMIN DURUM VAZİYETİ ; Saray’ın danışman kadrosu, söyleyin adamınıza: Millet artık saz çalıp oynuyor…

Cumhuriyet
Işıl Özgentürk
isilozgenturk@gmail.com
10 Aralık 2017 Pazar

Saray’ın danışman kadrosu, söyleyin adamınıza:
Millet artık saz çalıp oynuyor…

Tam bilmiyoruz ama Saray’da binin üstünde bir danışmanlar ordusu varmış, yakışır ancak bu danışmanların akşamları Saray’dan çıkıp lüks evlerine, sabahleyin de gene lüks evlerinden çıkıp Saray’a gittiklerinden ve altlarında son model şoförlü Mercedes’ler olduğundan halkla hiçbir münasebetleri yok. Zinhar, bakkala gidip sigara bile almıyorlar, ekmek elden su gölden. Böyle olunca da bu danışmanlar sürekli yanlış ve gerçekçi olmayan bilgiler üretiyorlar. Ve bunu Saray başına sunuyorlar. Şimdi bu ülkede minibüsle seyahat eden, bakkaldan kendi sigarasını alan ve pazarları en ucuz ne var diye dolaşan bir Türkiyeli yurttaş olarak, bir iyilik yapacağım.

Şöyle, arkadaşlar sevinçle söylemeliyim ki, en azından İstanbul’da, o meşhur, insanların elini kolunu bağlayan korku var ya işte o aşılmış durumda. Artık kimse korkmuyor, millet çat diye lafını söylüyor. Benim gibi rantın tavan yaptığı bölgelerde oturanlar şu günlerde sık sık elektrik kesintisiyle karşı karşıyalar. Çünkü plansız yapılan, rantsal dönüşüm sonunda patladı. Artık trafolar mevcut durumu kaldırmıyor ve bunların yenilenmesi gerekiyor. Yenileniyor da, peki kimin parasıyla, bu sorunun yanıtını trafoyu bağlayan bir işçi şöyle verdi:

“Müteahhitler parayı cukka yapıyorlar, biz de senin benim paramla trafoları yeniliyoruz.” İşçinin yanıtı civardaki herkes tarafından alkışlandı. Hani eskiden biri beni ihbar eder, içeri girerim korkusu var ya, artık hava, pek çok şey bildiğini sanan danışmanlar, başınızı önünüze koyup bir düşünmeye başlayın, iktidar değişirse elinizde hiçbir şey kalmayacak!

Minibüsteyim, bir kadın, boyası gelmiş sarı saçlarını attıra attıra cep telefonuyla konuşuyor. Sanki evinin salonunda, konuşuyor da konuşuyor, arabasının iki tekerleği birden patlamış, ne yapsa? Öyle çok konuşuyor ki, benim yanımda oturan kırklarında bir adam, “Yeter be” diye kadına doğru bağırıyor, “millet acından ölüyor, biz senin kıytırık iki tekerleğini dinliyoruz, kes artık!” Kadın şaşırıyor, benim yanımdaki genç kız, “Üç arkadaşım bugün işten atıldı, şimdi ben bu kadına ne yapsam” diye soruyor. Herkesin bakışında bir ayıplama, kadın çaresiz minibüsten iniyor.

Kahvedeyim, orta yaşlı bir adam arkadaşına telefon ediyor, “Ben Kudüs’ü kurtarıyorum, sen ne yapıyorsun?” Sonra bir kahkaha, “Ülkeyi batırdılar, oyuncaktan Kudüs’ü kurtaracaklar, yuttuk canım yuttuk!” Bir başka kahve müdavimi atılıyor, “Arkadaş çok konuşma internete, telefona zam geldi.” Bir başkası söze giriyor, “Ödeyin lan Sarraf’ın rüşvet paralarını, 125 milyar dolar, hepimizi satsalar o kadar para etmez!” Kahkahalar, vallahi billahi millette bir neşe, bir neşe! Danışman kadrosu, vezirin vergi koyma hikâyesini bilirsiniz. Millet oynamaya başlayınca işler sarpa sarar…

Bu arada bir gencecik asker, nöbette annesiyle konuştuğu için başçavuş tarafından dövülüyor, ağır bir şeyle kafasına vuruluyor ve o gencecik asker beyin kanamasından ölüyor. Gencecik karısı şöyle sesleniyor bize: “Tamam nöbette telefonla konuşuyormuş, öyleyse hapis cezası ver, askerliği uzat ama dövmek ne, o bunu hak etmiyordu, ben de hak etmiyorum.” Gerçekten ne oluyor, askerler senin kölen mi? Kimi intihar eder, kimi dövülerek ölür, kimi yemekten zehirlenir, haberiniz olsun artık, “Oğlum öldü, vatan sağ olsun” diyenler azalıyor. “Benim oğlum neden öldü” diyenler çoğalıyor. Bu arada dayak sadece askeriyede yok, küçücük çocuklar Kuran dersinde dilleri Arapçaya dönmediği için, acayip dayak yiyorlar.

Bu arada imamların maaşlarına gizlice zam yapılmış. Bir şey daha var, nohudun kilosu yirmi lira olmuş. Tabii siz bunları bilemezsiniz, artık herkes bir abluka altında olduğunda bırakın elektriği, interneti, aç kalacağımızı konuşuyor. Biraz pazarlara çıkın. Size bu iyiliği yapıyorum, belki içinizden biri her şeyi göze alıp bunu başımızdakilere söyler. Şöyle deyin: “Millet artık saz çalıp oynuyor.”

Not : İktidar en iyi savunma saldırıdır, diyerek Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’yi görevden uzaklaştırmak istiyor. Bence kıskanıyorlar, çünkü Battal İlgezdi İstanbul’un en çok park yapan belediye başkanıdır. Parkları kıskanıyorlar, oralarda yirmi katlı rezidansların hayalini kurmuşlardı, olmadı, öyleyse hücum!

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/883212/

Posted in Politika ve Gundem, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Kanal B 9 Aralık 2017 tarihli “Tarihin Bilinmeyen Yüzü” programında Levent YILDIZ’ın konuğu Araştırmacı-Yazar Cengiz ÖZAKINCI; Sovyet Rusya’nın 1945-1946’da Türkiye’den üs ve toprak isteminin ABD Avrupa ve Türkiye’de yol açtığı olaylar ve ATATÜRK’ün TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’sini 1939-1953 arası EMPERYALİZME TAM BAĞIMLI TÜRKİYE’ye dönüştüren antlaşmaları özgün belge ve bilgilerle anlatıyor.

Posted in SİYASİ TARİH | Leave a comment

Basra çoktan harap! * Türkiye üzerinden altın dolu uçaklar uçuyor. Bankalardan saçılan dolarlar, bavullara, ayakkabı kutularına sığmıyor. CIA ajanlarından ibaret FETÖ alçakları, bu pislikten beslenip palazlanıyor. Ve utanmayanlara ilk vuruşu yapıyorlar.

Cumhuriyet
Mine G. Kırıkkanat
kirikkanat@mgkmedya.com
10.12.2017

Basra çoktan harap!

Siyasal bilimler jargonunda yönetmek, öngörmektir. Bir yöneticinin ya da yönetimin başarısı öngörü yeteneği ölçüsünde gerçekleştiği gibi, zaten yöneteni yönetilene üstün kılan liderlik özelliği de bu yetenekten ibarettir.

Atatürk’ün önderliği, ölümünden 80 yıl sonra doğrulanması süren öngörüleri yüzünden hâlâ rakipsiz. Bugün yaşadığımız, daha doğrusu yaşamaya çalıştığımız Türkiye’nin en vahim açmazı; yönetenlerin yönetilenler kadar bile öngörü sahibi olmaması, yönetilenlere göre hiçbir üstün vasıf gösteremedikleri gibi halkın sağduyusundan bile geri kalmaları. AKP muktedirleri bırakın öngörmeyi, baktıklarını görüp dinlediklerini duyarak bir muhakeme yapmak ve sonuç çıkarmaktan acizler!

Rıza Sarraf, Türkiye’ye 20’li yaşlarında Azerbaycan yurttaşı kimliğiyle giriş yapıyor. Atlar alıyor, yatlar alıyor, bakanların elinden ödüller alıyor. Derken Azerbaycan Ankara Büyükelçiliği, “Bu kişi bizim yurttaşımız değildir, İran uyruğudur!” diye bir açıklama yapmak zorunda kalıyor. Sarraf’a ödül ve birlikte poz verenler, Azerbaycan’ın öngördüğü tehlikeyi görmüyorlar… MİT, Başbakanlık’a rapor yazıyor. “Bu adam acayip paralar harcıyor, olmadık yerlere girip çıkıyor. Kendisiyle ilişki kuran bürokratlar dikkatli olmalı” diyor. Duymuyorlar.

Rıza Sarraf, magazin dünyasına şaşaalı bir giriş yapıyor. Ebru Gündeş’in yanında siyasal zirve elemanlarıyla kahkahalı pozlar veriyor. Gümüş tepsiye dolarlar diziliyor, üstüne çikolata konulup kapıya bırakılıyor. Utanmıyor, “Sayın bakanım saat konusunu hatırlat dedi!” arsızlığını “Saati gönderdik efendim!” cevabının yüzsüzlüğüyle sıvıyorlar.

Türkiye üzerinden altın dolu uçaklar uçuyor. Bankalardan saçılan dolarlar, bavullara, ayakkabı kutularına sığmıyor. CIA ajanlarından ibaret FETÖ alçakları, bu pislikten beslenip palazlanıyor. Ve utanmayanlara ilk vuruşu yapıyorlar.

Görmeyen ve duymayanlar, “Yok öyle şey!” diyorlar. Ucuz kâğıtlara “İşbu saati paramla aldım, imza, tarih” yazılıp sallanıyor milletin burnuna, alay edercesine… Utanmayanlar, görmeyen ve duymayanlar tarafından alay edercesine aklanıp paklanıyorlar Meclis’te. Yargıya ayar yapılıyor. Kara paralar bile geri veriliyor, faiziyle!

Rıza Sarraf, Kanal A’da Türk bayrağını arkasına alıp, gek gek “Bu memleketin cari açığının bilmem kaçını ben kapattım!” diye geğirirken ne Maliye duyuyor, ne Hazine.Oysa kankası Babek Zencani toz olmuş. Rıza’da bir hareketlilik var. ABD vizesi süresiz. Özel uçağın deposu ful. İşler sarpa sarmış belli. Anlamıyorlar. “Nereye arkadaş” diye soramıyorlar. Gece yarıları İstinye’de ne arıyor, kiminle ne görüşüyor, bilmiyorlar…

Görmeyen ve duymayanlar, şimdi ABD’deki mahkemeyi konuşuyor. Geçiniz efendim. O mahkeme 1946’dan sonraki Truman doktrini, Marshall yardımıyla başlamıştı!

FETÖ tohumlarının ekildiği komünizme karşı İlim Yayma Cemiyetleri, Kanlı Pazarlar, 12 Mart’lar, 12 Eylül işkenceleriyle yapıldı; hapisler ve idamlarla bitti.

Artık anlasanız da olur, anlamasanız da…Bırakın öngörmeyi; görmeyi ve duymayı beceremeyenler için elbette yolun sonu göründü. Bizler için Basra, zaten çoktan harap olmuştu.

***

Ölümün deplasmanı olmaz ki

Bir selam kadar yakın
bir selam kadar uzak
bu şehir öbür şehre
hangi yıldız koyduysa
bu saatleri
bu küflü gecelere
yenmek için hasretleri
sofralar kurulur
Ankara tavukçuda
trenlere binilir
Bahçelievler’den geçilir
çocukluğa uçulur
saklambaç oyunlarında
zaman unutulur
şimdi pencerenden gördüğün
arabaların arasında
futbol oynayan küçükler
abansa biri
inse her yer
yıkılsa duvarlar kapılar
özgürlük dalsa içeri
derken zamanlar geçer
döner gelir ateş topu
ölümün deplasmanı yok ki
insanı kendi sahasında da
yener…

A. KADRİ ERGİN

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Fetullah Gülen, İrtica, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

ASRIN YOLSUZLUĞU DENİZFENERİ VE MEB * MEB şimdi de yolsuzlukla anılan Deniz Feneri’yle protokol imzaladı * Bize de Deniz Feneri Derneğini tekrar masaya yatırmak ödevi düştü !

GerçekGündem
21.10.2017

MEB şimdi de yolsuzlukla anılan
Deniz Feneri’yle protokol imzaladı

Bağlantılı yazı ;

AKP’NİN YOLSUZLUK TARİHÇESİNDEN * Yüzyılın BİRİNCİ büyük dolandırıcılığı *** Deniz Feneri’nden ‘ampul’e yüzyılın “KARA”aydınlanma hareketi BÖLÜM I – II

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) iktidara yakın vakıf ve derneklerle protokol yapmaya devam ediyor.Mustafa Kömüş / Birgün –  Daha önce TÜGVA, TÜRGEV, Ensar Vakfı gibi vakıflarla protokol imzalayan MEB şimdi de daha önce yolsuzluk davasıyla gündeme gelen Deniz Feneri Derneği’yle protokol imzaladı.

Protokol haberini duyuran Deniz Feneri’nden yapılan açıklamada MEB Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz’ın katılımıyla yapılan protokolün tanıtılacağı bildirildi. Yapılan açıklamada şöyle denildi:

“MEB Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz’ın teşrifleriyle Ortaokul ve Lise seviyesindeki öğrencilere yönelik gerçekleştirilen İyilik Okulu projesi için Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, Önder ve Deniz Feneri Derneği arasında imzalanan işbirliği protokolü kapsamında, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma gibi iyilik kavramlarımız genç yüreklere anlatılacak.”

Protokol kapsamında Önder İmam Hatipliler Derneği’nden de katılımın olacağı aktarılan açıklama şöyle devam etti: “Bu büyük iyilik hareketi kapsamında ÖNDER’den 81 Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nden 81 toplam 162 öğretmen, proje ile ilgili olarak bilgilendirilecek.” Kaynak: MEB şimdi de yolsuzlukla anılan Deniz Feneri’yle protokol imzaladı . *1*

MEB’in PROTOKOL imzaladığı   arkasında mahkemece suçu belirlenmiş olan ASRIN YOLSUZLUĞUNUN MİMARI DENİZFENERİ DERNEĞİNİN özet geçmişini, bu derneği okullara sokan MEB’i kınayarak özet olarak anlatalım ;


Odatv.com
22.11.2010

İŞTE DENİZ FENERİ’NİN MERAK EDİLENLERİ

Aydınlık dergisinden Mehmet Bozkurt,
Deniz Feneri 2. iddianamesini inceleyen
Odatv yazarı İrfan Ergi ile konuştu.

İşte Aydınlık dergisi’nin soruları ve İrfan Ergi’nin yanıtları:

Aydınlık– Deniz Feneri E.v davasında ikinci iddianame hazırlandı. Bu iddianamede isnad edilen suçlar nelerdir? Birinci davadan farkı nedir?

İrfan Ergi- Deniz Feneri e.V davası hukuki açıdan tek bir dava. Bu davadaki ana suç unsuru örgütlü dolandırıcılıktır. Yardım amaçlı toplanan paraların amaç dışı kullanılması suçu var. Yani iyi niyeti suistimal. Burada ilk yakalanan kişiler yargılandı ve hüküm giydi. Bu kişilerin suçlarını kabul etmesi dava sürecini kısalttı. Ama bu dava, içinde sadece üç kişinin olduğu bir suçu teşkil etmiyordu. Bunların çok sayıda suç ortakları, işbirlikçileri var. Bu işbirlikçilerin bazıları hakkında soruşturma açıldı. Kimi soruşturmalar kapandı, kimi devam ediyor. Bu suçun en büyük ayağı Türkiye’de. Bu uluslararası bir suç. Paralar, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde toplanıyor. Çeşitli bankalara tahsis ediliyor. Çok sayıda kişi tarafından nakit olarak alınıyor. Kuryelerle kısmen Türkiye’ye getiriliyor, başka ülkelere götürülüyor. Gazeteciler bazen buna ‘üzüm salkımı’ yapılanması diyorlar. Alman polisinin yaptığı şemayı gördüm. Onlar da isim isim hangi şirketler, hangi bağlantılar, Alman ceza kanuna göre hangi suçlar işlenmiş bunların hepsini bir şema halinde çıkarmışlar.

Deniz Feneri, uluslararası bir suç olduğu için Alman Adaleti kâğıt üzerinde görünen ana yöneticilerinden üç kişiye hüküm verdi. Bunlar Mehmet Gürhan, Mehmet Taşkan ve Firdevsi Ermiş. Bu isimler Deniz Feneri e.V 1. Davasında yargılandılar ve hüküm giydiler. Şimdi soruşturma derinleştirildi.

“PARALAR KANAL 7’NİN İKİNCİ KATINDA TESLİM EDİLDİ”

Aydınlık- İkinci iddianamede elebaşları kimler?

Ergi- Frankfurt Bölge Mahkemesi 26. Ceza Dairesi Hâkimi Dr. Jochen Müller, karar mütalaasında asıl elebaşları diye dört isim saydı. Biri Zekeriya Karaman, Yenidünya Anonim Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanı, Kanal 7’nin patronu. Diğeri Zahid Aykut Akman ve İsmail Karahan, Kanal 7’nin reklâm müdürü. Bir de Harun Kapıyoldaş, Kanal 7’nin muhasebe müdürü. Bu dört kişiye yardım ve yataklık yapan on altı kişi hakkında da soruşturma açıldı. Aralarında bir dönem Almanya’da Kanal 7’nin reklâm müdürlüğünü yapmış Mehmet Balıkçı da var.

Birçok kurum hakkında da soruşturma açıldı. Çünkü bunlara kara para aklama, usulsüz para kullanımı, iyi niyeti suistimal ve dolandırıcılık gibi suçlamalarla soruşturma açılmış. Deniz Feneri e.V. Yardım Derneği çoğunlukla ayni yardım yapmış. Birçok şirketten naylon fatura alınmış. İddianameye göre bu yöntemle suçu örtmeye çalışmışlar. Bu şirketler hakkında savcılığın böyle bir şüphesi var.

Düşünün Deniz Feneri’nin paralarıyla şirketler kuruluyor, gemi alınıyor. Televizyon şirketi aynı zaman da gemi işletiyor. Gemicilikle televizyonculuğun ne alakası var? Bunlar Atlas diye bir gemi almışlar zamanında Vakıfbank’tan aldıkları kredilerle. Daha sonra bu gemi Türkiye’de Haliç limited şirketine satılmış. O şirket kimin? Zekeriya Karaman’ın oğlunun ana hissedarı ve yöneticisi olduğu şirket. Dikkat ederseniz bunların şirketlerinin hepsi aynı binada. Basından yapılan haberlerden de biliniyor ki iddianamede adı geçen şirketlerin bazıları ‘tabela şirketi’.

Deniz Feneri’nden kuryelerle nakit olarak Almanya’dan Türkiye’ye getirilen paraların Kanal 7’nin ikinci katında teslim edildiği söyleniyor. ‘Bizim bu işle alakamız yok’ diyen, açıklamalar yapan, tekzipler yayımlayanlar ‘bu paralar bize gelmemiştir’ diyemiyor.

“ANKARA-FRANKFURT İŞBİRLİĞİ AĞIR YÜRÜYOR”

Aydınlık- Bu uluslararası bir soruşturma olduğu için savcılar hem Almanya’daki hem de Türkiye’deki şirketleri inceliyor mu?

Ergi- Deniz Feneri e.V. davasını uluslararası adli kurumlar yürütmüyor. Ulusal adli makamlar yürütüyor. Ancak olayın Türkiye boyutu çok yoğunluk kazandığı için suçun asıl elebaşlarının burada bulunduğu şüphesi kuvvetli olduğu, kara paraların büyük kısmının buraya aktarıldığı düşünüldüğü için Almanya ile Türkiye arasında adli yardımlaşma yürütülüyor.

Ankara’daki savcı Nadi Türkaslan’ın ekibi ile Frankfurt Savcısı Kerstin Lotz ve ekibi arasında suç ve suçlunun ortaya çıkarılması için işbirliği var. Ama ne yazık ki bu işler biraz ağır yürüyor. Almanlar daha önce gelmek istemişti. Sorgularda hazır bulunmak istemişlerdi. Bu konuda yetkili Ankara Savcılığı nedense bunu reddetti. Ret kararını Türkaslan’a danışarak mı verdiler, hangi gerekçeyle ret ettiler bilemiyoruz.

“TÜRK SAVCILARIN DAVET BEKLEMESİNE GEREK YOK”

Aydınlık- Adalet Bakanı Sadullah Ergin geçen hafta yaptığı açıklamada Alman savcılardan randevu istediklerini söyledi. Alman Savcılardan randevu günü mü bekleniyor?

Ergi- Türk Savcıların Almanya’ya gitme isteğine, Almanlar olumlu cevap verdiler. Almanların bu cevabı Adalet Bakanlığı üzerinden Ankara savcılarına bildirildi. Adalet Bakanı yaptığı son açıklamada randevu vermelerini bekliyoruz dedi. Bunu araştıracağız. Bakalım Alman yetkililer ne diyecek. Alman Savcıları ‘yarın gelmeyin’ diye bir şey söylemez, söyleyemez. Her an görüşebilirler. Adalet Bakanı’nın bu açıklamasını pek anlamış değilim.

Aydınlık- 2. iddianamedeki on altı şüpheli Almanya’da mı Türkiye’de mi?

Ergi- Bunların büyük çoğunluğu Türkiye’de. Aralarında şu an hapiste olan Mehmet Gürhan’ın kayınbiraderi de var. Baskından sonra hakkında tutuklama kararı çıkmıştı. Türkiye’ye kaçtı. Bu kişinin bir dönem gemide bile kaldığı söylendi.

“ALMANYA’YA NEDEN GİTMİYORLAR?”

Aydınlık- Bu kişiler Almanya’ya giriş yapmak isteseler tutuklanırlar mı?

Ergi- Bunların haklarında derhal tutuklama kararı çıkabilir. Böyle bir karar var mı, bilemiyoruz. Almanya’da, suçlu kendini güvende hissetsin ve kaçmasın diye tutuklama kararları oldukça gizli tutuluyor. Eğer tutuklama kararı varsa Almanya’ya giriş yaptıkları an bu karar dosyadan çıkarılır ve uygulanır.

Aydınlık- Zahid Akman hakkında tutuklama kararı olduğuna ilişkin haberler çıktı. Bu doğru mu?

Ergi- Akman, Almanya’ya gitse muhtemelen gözaltına alınır. Tutuklama kararı var ya da yok. Kendisi olmadığını iddia ediyor. E madem böyle bir karar yok, niye gitmiyor? Yıllardır sık sık giderdi Almanya’ya… Ben Zahid Akman’ın yerinde olsam, giderim Frankfurt’a havaalanında bir basın toplantısı düzenlerim. Sorarım ‘hani hakkımda tutuklama kararı vardı’ diye.

“100 MİLYON AVRO’YU BULUR”

Aydınlık- Almanya’da Deniz Feneri e.V. Derneği’ne parasını kaptıran, mağdur olan yurttaşlarla görüştünüz mü? Onların bir tepkisi var mı?

Ergi- 2002–2007 arasında 42 milyon Avro’nun toplandığı saptandı. Kayıt dışı toplanan parayı da hesaplarsak belki bu miktar 100 milyon Avro’yu bulabilir. Bu paranın yaklaşık 3 milyon Avro’su baskınlarda nakit olarak ele geçirildi. Mahkeme masrafları düşüldükten sonra isteyen mağdurlar paralarını geri alabilecek Kalan paralar ise Deniz Feneri e.V Derneği’nin tüzüğünün gereği Alman Kızılhaç’a gidecek.

Aydınlık- Deniz Feneri E.v bu paraları Almanya’da yaşayan Müslüman vatandaşlardan toplamadı mı?

Ergi- Yani bizim Müslüman vatandaşımızın fitre, zekât diye verdiği paralar, Hıristiyan kuruluşu Alman Kızılhaç’ın işine yarayacak.

Aydınlık- Deniz Feneri e.V davasında yolsuzluk yaptığı tespit edilen şirketlere ne oldu?

Ergi- Yargılamada bu şirketlerin sermayelerinin Deniz Feneri e.V Derneği’nden alınan paralar olduğu sonucuna varıldı. Bu şirketler kapatıldı. Mallarına, mülklerine el kondu.

“AK HOLDİNG”

Aydınlık- Bu davaya adı karışan kişiler AKP’yle yakın oldukları için dokunulmazlık zırhına bürünmüş gibi görünüyorlar. Bu ilişki Almanya’dan nasıl görünüyor?

Ergi- Sen Zekeriya Karaman’sın, Türkiye’de hatırı sayılır bir medya kuruluşunun patronusun. Birdenbire ortaya çıkan bir sermayeyle şirket kuruyorsun. Adı da Weiss Holding. Yani Türkçesi Ak Holding. Sonra mahkeme bu şirkete el koyuyor. Hâkim diyor ki ‘sen milletin yardımını ve zekâtını aldın, bu paraları amaç dışı kullandın’. Bu kişiler sonra çıkıp ‘biz masumuz’ diyor. Siz ilk önce bunların hesabını yargı ve kamuoyu önünde verin. Kendi yarattıkları kartondan binayı yıkmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Hâlâ muteber cemaat ehli, önde gelen iş adamı, televizyon müdürü imajını korumaya çalışıyorlar. Çok önemli bu onlar için. Almanya bunu yıktı. Fakat çeşitli sebeplerden dolayı o soruşturma burada yürütülemediği için o kartondan bina duruyor hâlâ.

“TÜRKIYE’DEKI DENIZ FENERI ILE BAĞLANTI BELGELI”

Aydınlık- Sizce AKP, hükümet olarak Deniz Feneri yolsuzluğu konusunda üzerine düşeni yapıyor mu?

Ergi- Benim hâla çözemediğim bir husus bu. Bu yolsuzlukta, çoğu Avrupa’da yaşamasına rağmen binlerce Türk vatandaşı, Müslüman dolandırıldı. Aksi iddia edilse de Alman yargısının belgelerine göre Türkiye’deki Deniz Feneri ile Almanya’daki derneğin bağlantısı var. Buradaki derneğe müfettiş yollanmadı, soruşturma açılmadı. ‘Bekleyelim görelim’ politikası izliyorlar. Ben hükümetin vatandaşın yanında olmasını isterdim. Çünkü rafine hazırlanmış bir merhamet dolandırıcılığı bu. Böyle tüyler ürperten bir şey karşısında hükümetin insiyatifli hareket etmesini beklerdim. İkinci olarak Cumhuriyet Savcıları da kendiliğinden harekete geçebilirdi. Ta ki İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Cengiz Ankara’da dilekçe verene kadar böyle bir soruşturma başlatılmadı. Yurt dışında da olsa sonuçta Türk vatandaşları mağdur oldu. Ayrıca bu yolsuzluğun Türkiye ayağı yok mu diye bir soruşturma başlatılabilir, bağlantı yoksa zaten kapatılırdı. Adalet niçin var? Ben burada hizmet kusuru görüyorum.

“HÜKÜMET DEDİĞİN, ‘CUMHUR’UN HAKKINI KORUMALI”

Aydınlık- Alman mahkemesi ve savcılar, Deniz Feneri yolsuzluğuna karışan şüphelilerle AKP’nin bir bağlantısını saptadı mı?

Ergi- Konuyu bütün olarak ele alıp, analiz etmeye, yorumlamaya çalışırsak şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: AKP’nin idari ve siyasi olarak konuya el atmaması, Dışişleri Bakanlığı’ndan rapor istememeleri dikkat çekici. Türk vatandaşları mağdur olduğu için, halen AKP’nin yönettiği Türk Hükümeti davaya müdahil olarak katılabilirdi. Hükümetin buna yetkisi var. Almanlar buna itiraz edemezdi. Her Hükümet nerede olursa olsun vatandaşının hakkını koruyabilir, korumalı. Garip bir atalet, gerçekten soru işaretleriyle dolu bir duyarsızlık görüyoruz. Öncesinde ‘yeşil sermaye’ dediğimiz bir şey yaşanmış, binlerce Türk insanı mağdur edilmiş. AKP yeşil sermaye şirketlerine yakın durmakla suçlanan bir parti. Bence, ‘Bu böyle değildir’ demek için bile hükümet daha çok insiyatif almalıydı. Dillerinden düşürmedikleri ‘cumhur’ (halk) kazıklanmış, mağdur edilmiştir. Göreviniz olduğu halde soruşturma açmıyorsunuz. Bu durum AKP’lilerle, Deniz Feneri şüphelilerinin yakın durdukları şüphesini beslemez mi?

Siyasi bağlantı var mı sorusuna gelirsek. Gerek iddianamede, gerek yapılan ihbarlarda bu yönde çok sayıda yorum var. İhbarları yapanların bir kısmı bu bağlantıyı açıkça dile getirmişler. Şu an tutuklu bulunan Firdevsi Ermiş yirmi iki kez ifade verdi. Onun iddiası, somut şeyler içermese de Deniz Feneri paralarının AKP’yi destekleyen İslami siyasete verildiği yönünde.

Aydınlık- Bu davada da ihbar mektupları var mı? Varsa ihbarları yapanlar kimler?

Ergi- Biri Abdürrahim Vural, eski bir milli görüş avukatı. Yolsuzluğa karışan şirketlerin eski çalışanları ya da mağdur edilenler. Mesela Avukat Vural, Yimpaş Holding dosyalarından, basında çıkan haberlerden alıntı yaparak bir ihbarda bulunmuş.

Aydınlık- Paralar nerelerde kullanılmış? Belgeleri var mı?

Ergi- Deniz Feneri e.V. Derneği üzerinden toplanan paralar, şirketlerin finansmanı ve faaliyetlerinde kullanıldığı gibi, Türkiye’ye de transfer edilmiş. Cemaat- tarikat işlerinde aşağı yukarı her şey kayıt dışıdır. Sadece mecbur kaldıkları ölçüde kayıt tutulur. Düşünün, camide, dernekte, toplantıda para topluyorsunuz. Çuvallara, torbalara dolduruluyor para. Camide makbuz verildiğini gördünüz mü? Hiçbir karşılık olmadan nakit para toplanıyor. İstediğinizi yapıyorsunuz bu parayla. Örneğin seçim kampanyası mı yürütecekseniz? Sekiz-on milyon Avro’ya çok iyi bir kampanya yapabilirsiniz.

“ON BİR TANIK, İFADE VERMEYE HAZIR BEKLİYOR”

Aydınlık- Kimler tanıklık edecek?

Ergi- On bir tanık hazır bekliyor ifade vermek için. Bunlar arasında eski çalışanlar da var. Commerzbank’ın müşteri temsilcisi var. Soruşturmayı yürüten Alman polisler de var. Başta Emniyet Komiseri Aleksander Böhm. Tanık listesinde Türk kökenli Alman polisler de var. Teknik uzmanlar, vergi uzmanları ve hâkimler var.

“TÜRKİYE’DEN BELGELER GELİRSE…”

Aydınlık- İkinci iddianamenin kabul edileceği tarih belli mi?

Ergi- Türkiye’nin bir adım atmaması bu süreci uzatıyor. Alman Savcılar Türk Savcılarla yapacakları görüşmelerden ikinci iddianamenin dosyasına girebilecek belgeleri bekliyor gibi geliyor bana. Davanın açılmama ihtimali de var. Tabii Türkiye’nin dava açması şartıyla. Bir kişiyi aynı suçtan iki mahkemede yargılayamazsınız.

‘CEMAAT MAFYASI, HAKKINI ARAMAYI ENGELLİYOR’

Aydınlık- Gurbetçi vatandaşlarımızın dini duyguları istismar edilerek dolandırılmaları ilk değil. Jetpa, Yimpaş ve Kombassan gibi yolsuzluklar oldu.

Ergi- Almanya’daki mağdurlar geç de olsa uyandılar. Avrupa Türkleri Dayanışma Derneği diye bir dernek kurdular. Eski Yimpaşzede Muhammed Demir derneğin başında. Hatta bir basın toplantısında başbakanın korumaları Demirci’yi tartaklamıştı. Birkaç avukatın desteğiyle onlar haklarını aradılar. Halen süren davalar var. Türkiye’deki savcılar da bu konuda dava açabilirlerdi, açmadılar. TBMM’de bir rapor hazırlandı.

Avrupa’da şöyle bir durum var: Cemaatler, Türk vatandaşları ayrıştırdılar. Avrupa’da cemaatler camileri paylaştılar. Bir tür ‘cemaat mafyası’ oldular. Mağdurlar şunu diyor: ‘Hükümet bunların patronlarını, yöneticilerini milletvekili adayı yaptı. Belediye başkanı yaptı’. Onlardan para yardımı aldıklarına dair iddialar gündeme getirildi. Yimpaş’ın başkanı Dursun Uyar Interpol kararıyla aranırken, hakkında tutuklama kararı varken adam bakanlarla kol kola cenazelere katılıyordu. Aydınlık’ta yazdı. Hakkında arama kararı olan bir kişi, ülkenin İçişleri Bakanı ile cenazeye katıldı. Bunlar da gösteriyor ki zamanında, vatandaşı korumak için gereken önlemler alınmadı.

‘TÜRKİYE’NİN İMAJINI ZEDELİYOR’

Aydınlık- Bu yolsuzluk davasında Tayyip Erdoğan’la ilgili iddialar var mı?

Ergi- Savcılığın fezlekesine esas oluşturan polisin, nihai raporu vardır. Polisin beş yüz küsur sayfalık soruşturma raporunda üç-beş sayfa Necmettin Erbakan’a ve Tayyip Erdoğan’a ayrılmıştır. Raporda resimleri de var. Raporda Erdoğan’ın hayat hikâyesi ve nasıl kariyer yaptığı anlatılıyor. Mahkemede de bunlar gündeme getirilmişti. Bu bilgi toplama işlemi Erdoğan’ı hedef almıyor tabii, Milli Görüşün liderleri tanıtılıyor.

Bu paralar niye toplanıyor? Bu örgüt niye kuruldu? Amaç ne? Paranın çoğu Türkiye’ye transfer edilmiş; siyasetin finansmanında kullanıldığına dair çok ciddi iddialar var. Ama gerçek şu ki AKP’ye verilmiş bir bağış makbuzu yok. Yine de hoş bir durum değil yani. Benim ülkemin başbakanın adı Alman polisinin raporlarında geçiyor. Niye Türkiye’deki davalarda Almanya başbakanının adı geçmiyor. Bu bile başlı başına bir skandal tabii.

Aydınlık- Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın da gururunu inciten bir durum.

Ergi- Mesela mahkemede Zekeriya Karaman’ın oğlu Habib Karaman’ın düğün videoları gösterildi. Herkes şaşırdı, ‘ooov’ diye sesler yükseldi. Çünkü nikâh şahidi Başbakan. Ayrıca hısımlıkları var. Bu kadar yakınlar yani.
‘BU KADAR ŞÜPHE VARKEN, İLİŞKİLERİNİ NİYE ASKIYA ALMIYOR?’

Aydınlık- Almanlar, Türkiye’nin objektif yargılama yapamayacağı şüphesi taşıyor mu?

Ergi- Bazı Alman adli makamları kişisel görüşmemizde bu konuda ‘siz ne düşünüyorsunuz’ diye benim görüşümü sordular… Bu ne anlama gelir? Türkiye’de dava açılırsa Almanların dava açmama ihtimali yükselir. Belki de suçları yoktur, ihmalleri vardır. Buna yargı karar verecek. Bence Alman adaleti üzerine düşeni yaptı. Şimdi top Türkiye’de. Siyaset kurumu bu tür olayları engelleyecek adımlar atmalı. Ama Türkiye’deki Deniz Feneri Meclis’ten üstün hizmet ödülü almış. Kamu yararına çalışan dernek statüsünde. Açılışlarına başbakan, bakanlar katılıyor. Kimseyi suçlu ilan etmiyoruz ama bu kadar şüphe varken ben siyasi olsam ilişkilerimi gözden geçirirdim. En azından yolsuzluk iddiaları bu kadar gündemdeyken, kamu yararına çalışan dernek statüsünü askıya alırdım.

“MEDYA ÜZERİNDE DE BASKI VAR”

Aydınlık– Bu davaları en yakından takip eden bir gazeteci olarak son kez söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Ergi- Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan yargının, yürütmenin, medyanın görevini yapması lazım. Bu ilişkileri düzenlemekle yükümlü olan siyaset bunu yapmıyor. Vatandaş olarak da gazeteci olarak da bunu talep etme hakkımız var. Basın olarak bunun üzerine gitmemiz lazım. Çeşitli sebeplerle konunun üzerine garip bir ölü toprağı serpilmiş durumda. Aydınlık, Ulusal Kanal ve birkaç istisna dışında bu konuya kimse dokunmuyor. Büyük ihtimalle AKP’liler, bu davaların kendilerine yönelik bir komplo olduğuna dair belirli kimselerce inandırılmış durumda. Oysa sorun AKP’yi yıpratmak falan değil.

Aydınlık- Siz bu haberleri yaparken bir baskı gördünüz mü?

Ergi- Zamanında Milliyet gazetesinden çıkarılmam için kapalı kapılar ardında girişimler olduğunu biliyorum. İşin ayrıntılarına girmeyeyim ama o dönem Milliyet’in bu baskılara direndiğini de biliyorum. Şimdi Doğan grubunun bu konunun üzerine pek gidemediğini görüyoruz. Sanki gazetecinin görevini yapması suçmuş gibi, siyaset baskı uyguladı. Bizim haberlerimiz üzerine o dönemki Genel Yayın Yönetmenimiz Sedat Ergin köşesinde savunma yapmak zorunda kaldı. *2*

Odatv.com

*1* https://www.gercekgundem.com/meb-simdi-de-yolsuzlukla-anilan-deniz-feneriyle-protokol-imzaladi-297991h.htm
*2* http://odatv.com/iste-deniz-fenerinin-merak-edilenleri-2211101200.html
Posted in EĞİTİM, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

EMPERYALİZME AĞIT * Ben Basra’dan Ömer Belki haberin yoktur diye yazıyorum Franks;……………..

Bir dosttan gelen aşağıdaki şiiri paylaşalı 13 yıl olmuş; Irak’ın işgal günleri..
İnternette gözüme ilişince bir daha paylaşmak için kopyaladım.

Yazının başlığı “Ben Basra’dan Ömer”; ama isterseniz “Ben Şam’dan Ömer”; isterseniz “Ben Trablus’tan Ömer” “Ben Küdüs’ten Ömer”diye değiştirebilirsiniz özünden bir şey kaybetmeyecektir; sonuç hep “Empeyalizm”dir; “Ortadoğu”dur; “Petrol” “BOP“tur ve de “Ömer”dir “Ömer”lerdir!

Aydoğan KEKEVİ 9.12.17

Ben Basra’dan Ömer

Belki haberin yoktur diye yazıyorum Franks;

Önce demokrasi yağdı göklerden
Sonra özgürlük geçti üstümüzden
Palet palet…

Ve insan hakları namlularından
Yüzü maskeli adamların
Saniyede bilmem kaç bin adet.

Demokrasi bizim eve de isabet etti
Bir gün sonra anladım ayaklarımın koptuğunu
Babamın vücudunda
Tam on sekiz adet
Insan hakları saymışlar.

Annem zaten yoktu
Ben doğarken
İlaç yokluğundan ölmüş.
Ambargo falan dediler ya
Anlamadım, çocuk aklı işte
Sen daha iyi bilirsin…

Sizde de barış böyle midir Franks?
İnsan hakları çocukları yetim
ve ayaksiz bırakır mı orada da?
Ya demokrasi?
Güpegündüz pazara düşer mi?

Ve zenginlik…
Insanları korkudan uykusuz bırakır mı?
Ve kuşlar gökyüzünü terkeder mi orada da?
Babamla söyledigim son dua dilimde,
Ayaklarim hastanede,
Ve giymeye kıyamadıgım ayakkabılar
Elimde kaldı…

Çocuğun var mı Franks?
Al… çocuguna götür onları
Bir ise yarasın.
Kimbilir baktıkça,
Belki beni hatırlarsın

“Bu nasıl demokrasi Franks.?
Düştügü yeri yaktı
Merhamet, hür dünyaya
Bu kadar mı Irak’tı?”

Belki haberin yoktur diye yazıyorum Franks;

Önce demokrasi yağdı göklerden
Sonra özgürlük geçti üstümüzden
Palet palet…

Ve insan hakları namlularından
Yüzü maskeli adamların
Saniyede bilmem kaç bin adet.

Demokrasi bizim eve de isabet etti
Bir gün sonra anladım ayaklarımın koptuğunu
Babamın vücudunda
Tam on sekiz adet
Insan hakları saymışlar.

Annem zaten yoktu
Ben doğarken
İlaç yokluğundan ölmüş.
Ambargo falan dediler ya
Anlamadım, çocuk aklı işte
Sen daha iyi bilirsin…

Sizde de barış böyle midir Franks?
İnsan hakları çocukları yetim
ve ayaksiz bırakır mı orada da?
Ya demokrasi?
Güpegündüz pazara düşer mi?

Ve zenginlik…
Insanları korkudan uykusuz bırakır mı?
Ve kuşlar gökyüzünü terkeder mi orada da?
Babamla söyledigim son dua dilimde,
Ayaklarim hastanede,
Ve giymeye kıyamadıgım ayakkabılar
Elimde kaldı…

Çocuğun var mı Franks?
Al… çocuguna götür onları
Bir ise yarasın.
Kimbilir baktıkça,
Belki beni hatırlarsın

“Bu nasıl demokrasi Franks.?
Düştügü yeri yaktı
Merhamet, hür dünyaya
Bu kadar mı Irak’tı?”

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, FAŞİZM, ORTADOĞU ÜLKELERİ, TERÖR | Leave a comment

Değerli araştırmacı eğitimci yazar MAYANA (Mahiye Morgül) FİLİSTİN’i anlatıyor ; Filistin’in eski başkenti Palmira şehri bir bilim şehri idi ve Palmira kraliçesi bizim Urfalı Leyla Zeynep Sultan idi

Filistin Kraliçesi Azize (Gazze) Zeynep Sultan 

“Mahiye Morgul”
mahiye@gmail.com
08 Ara 2017

Filistin’e bin selam

18.1.2017 tarihinde Filistin Kraliçesi Azize (Gazze) Zeynep Sultan’ı anlatan bir TV programı yapmıştım. Programı birlikte yaptığımız sunucu Esra Yıldız o tarihte Bengü Türk TV’deydi. Bu programdan kısa süre sonra bu kanaldan ayrılmak durumunda kaldı.

Şu anda tam da Filistin tarihine yeniden bakmamız gerektiği bu hafta, o programın ekranlarda yeniden gösterilmesinde fayda görüyorum, ancak sunucu Esra Yıldız kanaldan ayrıldığı için onun programları arşivden kaldırıldı, yeniden gösterilmesi imkansızdır.

Bu nedenle, kendime ait “mayana1950” youtube video arşivime koymuş olduğum o programı dostlarımıza gönderme ihtiyacı doğmuştur. Lütfen siz de dağıtıma destek olunuz.

Filistin tarihi aynı zamanda Türk tarihidir, İran tarihidir, Sasani tarihidir, İslamiyetin doğuşunun tarihidir. Kudüs için tüm dinlerin doğduğu yerdir demeleri ortak koruma bilinci oluşturması bakımından elbette önemlidir. Ancak bizim için çok daha fazla önemlidir.

Filistin’in eski başkenti Palmira şehri bir bilim şehri idi ve Palmira kraliçesi bizim Urfalı Leyla Zeynep Sultan idi. Esir götürüldüğü Roma’da öldürüldü, onun acısıyla en dertli türkülerin yapıldığını unuttuk, bilmiyoruz. Bugün hala Filistin deyince içimizin titremesi o zamanlardan kalmadır.

O acıları bir daha yaşamamak için hep gözümüz Filistin’in üzerinde oldu. Hala böyle olması sevindiricidir, ama sebebini de anlatmak gerek.

Erzurumlu Emrah’ın “Felek çakmağını üstüme çaktı, Vücudum şehrini odalara yaktı” türküsü, “Badı Saba selam selam söylen o yare” türküsü, ona yakılmış görünüyor; “Badı Saba” Leyla Zeynep Sultan’ın imza atarken kullandığı isimdir, ona ulaşamamayı anlatan çok acıklı sözleri vardır.

Biraz da MS.60 yılında Kudüs’e saldıran Romalı (Venedikli) Yahudi tüccarların yerli Yahudi tüccarlara yaptığı zulmü anlatmak lazım. O tarihte Doğu Akdeniz’de yerli Yahudi tüccarlarla birlikte hareket eden Oğuz beyleri vardı, Kastabala Oğuz Beyi Tarkun di Mete gibi, Komagene Anası Oğuz (Antikos) beyleri gibi. İlk Yahudi kralı diye adı geçen Harod Kıbrıs bakır madenlerini işletiyordu, Roma’ya vergi vermemekte direniyordu. Bu yüzden Venedik korsanlarıyla geçinemiyordu. Onun da içinde olduğu halk 4 yıl Mazada dağına çekilip direndiler, orda çoluk çocuk hepsini öldürdü Romalı Yahudi korsan tüccarlar. Bu direniş tarihe geçti.

Bush adlı ABD başkanı 2001 yılında “Bir daha Mazada olmayacak” dediği zaman ben tam da 1.yüzyılda Anadolu’da ve Batı Asya’da neler yaşandı, onu araştırıyordum, hatta Milet kralı VI.Mithridates ile o zaman karşılaşmıştım. MÖ.88’de Anadolu’daki bütün Romalı tefeci köle taciri Yahudi bankerleri kölelerine öldürtmüştü ve bunu Doğu Akdeniz’in yerli tüccarları Yahudilerle ittifak halinde yapmıştı. Roma saldırılarına karşı birlikte direnme kültürünü eken bir “Birliğimiz dirliğimizdir” şiarı o dönemde doğmuştu.

Roma’ya karşı direnenlerin içerisinde kaya başlarıyla tanıdığımız Komagene krallarının tamamı Mitridate’in kızı zeynep’in kolundan geliyordu, adları Anası Oğuz (Anati-Kos) diye geçer. Filistin Palmira kraliçesi Zeynep de bu aileden II.Anatikos’un torunuydu.

Şimdi, 3.bin yılın haçlı seferi başlatıldı, Kudüs’ten sonra sırada Nemrut heykellerinin yıkılması var, ipuçlarını 2017 6.sınıf Kuranı kerim ders kitabında görüyoruz; Nemrut dağındaki heykelleri put olarak gösteriyorlar. Demek ki Talim Terbiye Kurulu içerisinde heykel kırıcıların kolları var.

Heykel kırıcı deyince aklımıza hemen Palmira heykellerini kıran IŞID geldi değil mi? Buradan da anlaşılıyor ki, Filistin’i bugün yeniden ateşe yakanlar, bin yıl önceki saldırganlarla aynı koldandır.

Araştırmaya meraklı olanlar için bir önerim var. Türkçe 1.sınıf kitabının yazarlarını çizerlerini internette araştırın; Yahya Alakay’ın bu kitapta yer alan karikatür çizimlerine bakın, EDAM şirketinin elemanı olduğu yazıyor. Çıkardığı derginin Filistin özel sayısını görün, çok enteresan gelecek.

https://tr.scribd.com/doc/11524410/Birdirbir-Filistin-Ozel-Say%C4%B1s%C4%B1

Türkçe 1 kitabına alınmış bir şiiri, “Beni de vur İsrail beni de bombala” diye başlıyor, uzun uzun İsrail vahşetleri anlatılıyor. Bu yaşta çocuğun okuyacağı kitaba bunlar nasıl girebiliyor? Dahası bu kadar aleni Yahudi nefreti ders kitaplarına nasıl giriyor?

Galiba bu yıl dünya kıyamete hazırlanıyor. Kıyamet de Filistin’de kopartılacak, öyle görünüyor. Dünyanın ortası Kudüs. Orada Romalı Venedik korsanlarının saldırısı sırasında birlikte direnen Oğuzlar , Araplar ve yerli Yahudiler vardı.

Hatırlatma: Hz.Muhammed peygamberimizin ailesi Oğuzların Kuruş kolundandır. Mescidi Aksa antik bilimevi olup Oğuzlara aitti. Oğuz ile Aksa sesdeştir, yerel telaffuz farkı nedeniyle yazımda fark oluşmuştur. Oğuza, Huzza, Aksa, Kos, gibi farklı ünlemeleri vardır.

Biz yine birliğimizi bozmayalım, hatta İsrail’de yaşayanların da Filistin halkıyla bir olmaları için çalışalım. Tarihten alacağımız ders budur. Dikkat edelim, İsrail aleyhtarlığını Yahudi düşmanlığına çevirmeyelim, Türk vatandaşı Yahudilerin bunda hiç bir günahı yoktur, hatta onlar da burada risk altındadırlar. Dinler savaşı çıkartmanın programcıları ABD lobileridir. Hatta diyebilirim ki Çin ticareti büyüttü, ortaklar buldu, doğudan yeni İpek Yolu yükseliyor, onları durdurmak için bizim topraklarımızda ateş çıkartmaktan başka çaresi kalmayan ABD elitleri şimdi son kozlarını kullanıyor, onlara araç olmayalım.

Değerli okurlarım, önce ek dosyayı açıp okuyunuz, sonra aşağıdaki Bengü Türk TV Leyla Zeynep Sultan videosunu sabırla sonuna kadar izleyiniz.

Savaşsız bir dünya için, ışıkla sağlıkla…

M.Morgül 8.11.2017

 

Posted in EĞİTİM, ORTADOĞU ÜLKELERİ | Leave a comment