Dev aynasındaki cücelik!

Mine G. Kırıkkanat – 26 Eylül 2021 Pazar
kirikkanat@mgkmedya.com

Dev aynasındaki cücelik!


Sayın Kırıkkanat,

Birçok insan, New York’taki Türkevi’nin yeni bir bina olduğunu düşünüyor. Oysa değil.

Amerika her zaman farklı bir gurbetti.

Uzaktı. Türk lokantası yoktu. Gazete, radyo, televizyon yoktu. Sokakta Türkçe konuşan birine rastlasanız, kardeşinizi görmüş gibi sevinir, ömür boyu bir dost kazanmış olurdunuz. Hele eğitim için gelen, genellikle de havacı ve denizci olan Türk subaylarıyla karşılaşırsanız, salya sümük ağlayarak sarılır, evinizde ağırlayabilmek için yalvarırdınız.

Yavaş yavaş çoğalan Türk nüfus için toplanacak bir salon bile yoktu. Konsolosluk, büyükelçilik, ataşelikler hep kiralıktı ve farklı yerlerdeydiler.

1975 yılında İhsan Sabri Çağlayangil ABD’ye geldi. Biz çocuktuk. Kendisini Türk bayrakları ve Atatürk fotoğraflarıyla karşıladık. Bakan’ın “Bir isteğiniz var mı” sorusuna büyüklerimiz yanıt verdi. Evet, çok önemli bir istekleri vardı: Türklerin toplanabileceği bir lokal satın almak için para toplamışlardı aralarında, hükümet de biraz yardım edebilirse başaracaklardı.

Çağlayangil, duygulanmıştı.

O parayı okulunuz ve dernekleriniz için harcayın. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını yalnız bırakmaz. Binayı biz alırız.”

‘TURKİSH CENTER’DAN ‘TURKİSH HOUSE’A

İşte şimdiki bina 1977 yılında, böyle alındı.

Küçük yaşta ayrıldığım New York’a tekrar döndüğümde 17 yaşındaydım. Metrodan indim, BM’nin tam karşısında, on bir katlı bir binanın cephesinde “Turkish Center” yazıyor, tepesinde Türk bayrağı dalgalanıyordu.

O an duyduğum gururu, sevinci anlatamam.
Gözlerimden iki damla yaş süzüldü.

BM Daimi Temsilciliğimiz, konsolosluğumuz, turizm, ticaret ataşeliklerimiz ve KKTC Temsilciliği aynı binadaydı. Türk Amerikan Dernekleri Federasyonumuz, bağlı dernekler, toplantı salonlarımız ve çocuklar için Atatürk Okulumuz, hepsi aynı çatı altındaydı.

Türk Amerikan Gençlik Derneği’ni, o binada kurdum. Efsane bir folklor ekibi oluşturduk. Türk radyosu programlarını yine orada hazırlıyordum. Gezilerimiz, partilerimiz, dil kurslarımız, sportif faaliyetlerimiz vardı. Sözde soykırım söylemlerine karşı protesto yürüyüşleri, Kongre ve Senato’ya yönelik çalışmalarımız, Türkiye tanıtımlarımız, 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim ve 10 Kasım, Atatürk’ü anma günlerimizi bu çatı altında gerçekleştirdik.

ATATÜRKÇÜLERİ DIŞLADILAR

AKP hükümetleri önce FETÖ’yü baş tacı yaptı, tüm uyarı ve çabalarımıza rağmen devletin, ABD’deki Türk dernekleriyle ilişkilerini kesti. Sonra oyuna geldiğini anladı ve güya FETÖ ile mücadeleye başladı. Ancak yanlarına laik Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine bağlı kişi ve kuruluşlar yerine kendilerine biat eden yandaş ve yalakalardan oluşan kifayetsiz insanları aldılar.

Yıllardır sözde soykırım tasarılarından tutun da Türkiye’yi ilgilendiren konularda başarılı olmuş isimleri dışarıda bıraktılar. Assembly ve Federation olarak çalışan iki çatı kuruluşu yok ettiler. Federasyon başkanlığına benden sonra seçilen bir yandaşla federasyonun önce temellerini sarstılar, sonra yok ettiler. Sözünü ettiğim yıkıcı başkan, İngilizce ve Türkçe biat medyasında boy gösteren Ali Çınar’dır. Diğer çatı kuruluşu Assembly’nin başına ise ABD’de TC’nin avukatlığını yapan Günay Evinç’i koydular. Bu kişi de AKP yandaşı ve yalakalarından oluşan, “Direksiyon Komitesi” başlığı altında bir STÖ kurup başına geçti.

İlgili mahkeme kayıtlarını size gönderiyorum: Günay Evinç, diplomatımız Kemal Arıkan’ı 1982’de Los Angeles’ta vurarak öldüren katil Sasunyan’ın serbest bırakıldığı davada, Türkiye’nin duruşmaya gitmek zahmetine bile katlanmayan resmi avukatıdır!

LOBİLERE ÇEŞME, KİFAYETSİZLERE HAVUZ

Böyle böyle, Kartal İHL’den Bilal’in arkadaşı olmak dışında hiçbir özelliği olmayan isimler inanılmaz bütçelerle akıl sır ermeyen işlere imza atar oldular. Milyonlarca dolar akıtılan sözde lobi şirketlerinden hangisine ne ödeneceğine karar veren şahıs da kifayetsizlik ötesi bir yandaş, Halil Mutlu.

Eski bina yıkıldı.
Arkasındaki yine TC mülkü otopark ve sonradan alınan ek bina arazisi de eklenerek yeniden inşa edildi.

Yabancı dil bilmedikleri için yanlarında çevirmenleriyle gelen çapsız ataşe ve diplomatlardan başka, Atatürk Okulu’nun bağlı olduğu Amerika Türk Kadınlar Birliği gibi derneklerin başlarına geçen liyakatsizlerin, Atatürkçü bizleri toplantılarına bile çağırmadığı yeni Türkevi’nin açılışını asrın liderimiz yaptı. Yandaş “Direksiyon Komitesi”, açılışa katılmak isteyenlerden yalaka olma ihtimali bulunmayanları içeriye almadı. Asrın liderimizi karşılayacak kalabalığı, Washington’daki Diyanet camisinden New York’a otobüslerle alkışçı mümin taşıyarak sağladılar.

İngiliz Başbakanı’nın yanında bir koruma, bir de danışmanıyla yürüyerek gittiği BM’ye asrın liderimiz Türkiye’den uçakla getirilen makam aracı ve 300 kişilik koruma ordusuyla gitti. Sayabildiğim kadarıyla 35 limuzin kiralanmıştı.

İTALYAN CİPRİANİ’DE AKP’NİN LEŞKER ALAYI

Aynı akşam ABD’nin en pahalı lokantası Cipriani’de muhteşem bir ziyafet verildi. Konuklar, Türkiye’den gelen ve burada yaşayan yandaşlardan oluştu. Davete tek bir Kongre üyesi, senatör, yetkili ya da Amerikalı gazeteci icabet etmedi.

Biden ile iki saniye karşılaşıp el sıkışıp, bir kare fotoğraf alabilmek için çırpınan devlet görevlilerini görünce utandım. Bayat bir tepkiydi. Çünkü Washington’da Türkiye’yi zaten cuma namazına gitmeyen personelini merkeze şikâyet eden Büyükelçi Hasan Murat Mercan teslim ediyor. Pardon, temsil ediyor!

YÜCELİKTEN CÜCELİĞE

BM, Milletler Cemiyeti olarak kurulduğunda Türkiye’nin de katılması için öneri sunulan Atatürk, “Başvurmayı düşünmüyoruz, fakat davet ederlerse katılırız...” demişti. Ve dünyanın en büyük uluslararası topluluğu, “zorunlu başvuru” uygulamasından ilk kez vazgeçerek oybirliği ile Türkiye’yi davet etmişti.

1932 yılında yola çıktığımız şu yücelikten, 2021’de vara vara dev aynasında hayran hayran sakilliğini seyreden bu cüceliğe vardık.

Saygılarımla.

Kaya Boztepe

Eski Türk Amerikan Dernekleri  Federasyonu Başkanı


https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mine-g-kirikkanat/dev-aynasindaki-cucelik-1871820

Posted in DIŞ POLİTİKA, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Bir haber, bir yorum * Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan New York’ta * iki uçak dolusu insanla, uçaklar dolusu arabalarla New York’a gitmek “Tam bir fiyasko”

“Tam bir fiyasko”

Odatv.com – 24 Eylül Cuma 2021


TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi ve CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, TBMM’de bir basın toplantısı düzenleyerek; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın New York ziyaretini değerlendirdi. Çakırözer, “Sonuca bakıyoruz umulanların hayata geçmediği bir ziyaret. Tam bir fiyasko” dedi.

TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, TBMM’de bir basın toplantısı düzenleyerek Erdoğan’ın New York ziyaretini değerlendirdi. Çakırözer, şunları söyledi:

TAM BİR FİYASKO: Türkiye Cumhuriyeti devletinin en tepesindeki Cumhurbaşkanının, Bakanların yurtdışına yaptıkları ziyaretler her zaman önemli olmuştur. Bu ziyaretlerin değerlendirmesi Türkiye’nin ulusal çıkarlarına, güvenliğine istikrarına huzuruna katkı yapıp yapmamasıyla ölçülür. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan çok büyük bir kafileyle ABD’ye gitti. Büyük diyorum gerçekten büyük. İki uçak dolusu yüzlerle ifade edilen sayıda heyet. Bir de makam arabalarını taşıyan A400 nakliye uçakları var. 5 gün sonra dün heyet döndü. Sonuca bakıyoruz umulanların hayata geçmediği bir ziyaret. Tam bir fiyasko.

ABD İLE SORUNLAR: ABD Başkanı Biden’ın ülkemize yönelik tarihi gerçeklerle bağdaşmayan hukuksuz soykırım iftirası konusunda Türkiye hala Devlet Başkanı düzeyinde tepkisini koymuş değil. Haziran ayında NATO’daki baş başa görüşmede ‘hamdolsun konu açılmadığı’ için tepki verilmemişti. New York’ta da görüşme olmayınca yine tepki verilmedi. Türkiye’nin ortağı olduğu F35 projesinde 1.4 milyar dolar yani 13 milyar lira verdiğimiz F35 savaş uçaklarımıza ABD yönetimi resmen el koydu. Bu haksızlık bu gezide giderilemedi. Türkiye F35 projesinden çıkarıldı. Eskişehir dahil birçok ilimizde savunma sanayi firmalarının milyar liralarla ölçülen sipariş iptalleri, zararları var. Bu konuda bir çözüm yok. Rusya’dan S400 hava savunma sistemi alındı. ABD karşı diye kullanılamıyor. Bedeli 2.5 milyar dolar. Niye kullanmıyoruz? Madem kullanmayacaktık 20 milyar Türk lirasını bir kalemde nasıl böyle savurduk hala kimse anlamış değil. Suriye’de kurulmakta olan PKK devletine ABD’nin desteği sürmekte. Bu konuda Türkiye’nin kaygısını giderecek hiçbir olumlu adım bu ziyarette de yok. 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki isimler ABD’de. İadesi konusunda en ufak bir adım yok.

SORUNLU KONULARDA İLERLEME YOK: Ziyarete baktığımızda sorunlu konulardan hiçbirinde ilerleme yok. İki uçak dolusu Bakan, bürokrat, koruma götürülmüş. Yetmemiş yine Cumhurbaşkanı ve heyet üyelerinin araçları Türkiye’den nakliye uçaklarıyla taşınmış. New York sokaklarında 34 plakalı makam araçlarıyla gezilmiş. Ama ABD ile hiçbir sorunumuz hallolmamış. Yani yenilip içilip geri dönülmüş. Daha vahimi bunların ele alınabileceği bir ikili buluşmanın yapılamamış olmasıdır. Liderler arası bir görüşme Erdoğan çok arzu etmesine rağmen gerçekleşmemiştir. Bunun yerine gezi öncesinde Dışişleri Bakan Yardımcılarının, gezi sırasında da iki ülke dışişleri bakanlarının nezaket buluşması ile yetinilmiştir.

ERKEN SEÇİM VURGUSU: Çok arzu edilen bu fotoğrafın verilememesi sayın Erdoğan’ın konuşmalarına bile yansımıştır. Bakın New York’a gittiği ilk gün Biden ile mutlaka görüşme beklentisi var. Öyle ki, Amerikan şirketlerinin yöneticilerine şunları diyor: ‘Türkiye ile ABD iki güçlü ortak 70 yıllık müttefik sağlam temele dayalı ilişki. Son dönemde ülkemiz arasındaki stratejik ortaklığın önemi kıymeti daha da arttı. Aramızda görüş ayrılığı olabilir. Ama iki ülkede zorlukları aşma konusunda kuvvetli bir siyasi anlayış ve iade var. Değerli dostum Biden ile Brüksel’de yaptığımız samimi ve kapsamlı görüşmede bu ortak irademizi teyit ettik.’ Böyle diyor. Peki sonra ne oluyor. Biden görüşecekleriyle görüşüp New York’tan ayrılıyor. Erdoğan ile görüşmüyor. Bırakın görüşmeyi bir fotoğraf dahi yok. Bu sefer üç gün sonra dönüşte Erdoğan’ın üslubu değişiyor. Diyor ki: ‘Daha önce hiçbir Amerikan lideriyle bu durumu yaşamadım. Biden ile iyi başladık diyemem. Şu andaki gidiş hayra alamet değil. Amerika dürüst davranmadı davranmıyor’ Evet bir gerçek var. O da şu: Bu beceriksiz ellerde, bu üç günde yapılan ‘u’ dönüşleriyle Türk dış politikasının gidişi de hayra alamet değildir. Çıkış ekonomide, sağlıkta, dış politikada, eğitimde olsun her konuda Türkiye’nin bu beceriksiz kadrolardan kurtulmasıdır. Bunun yolu da yapılacak bir erken seçimdir.

İTİBARINIZ ARTMAZ: Türk Evi’nin açılması memnuniyet vericidir. Hikayesi 70’li yıllara dayanır, dönemin Başbakanı Demirel, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, Washington Büyükelçisi Melih Esenbel ve dönemin New York Başkonsolosu Sıtkı Coşkun, Merkez Bankası Başkanı Cafer Tayyer Sadıklar ilk bina alımında emeği geçenler. Hem onlara hem de şimdi Türkevi olarak hizmete açılan binanın yapımında emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Ülkemize hayırlı olsun. Ama bir konuyu vurgulamak isterim. Ülkelere prestij, başarı kazandıran binalar değil, onların içindekilerin uyguladıkları politikalardır. Son New York ziyareti gibi plansız, programsız fiyasko geziler yaparsanız değil 34 katlı 134 katlı binanız olsa itibarınız artmaz.

PARİS İKLİM ANTLAŞMASINI ONAYLAMAK ÖNEMLİ: Biz yıllardır gönderin Meclis’e diyoruz. 197 ülke arasında 191 ‘i onaylamış. Altı ülke kalmış. Biri Türkiye. Bu ayıbı ortadan kaldırmak için iki uçak dolusu insanla, uçaklar dolusu arabayla New York’a gitmeye gerek yoktu. Ayrıca onaylamak önemlidir. Ama asıl mesele onu uygulamaktır. Bugüne kadar bu anlaşmada yüklenilen sorumluluğun nasıl yerine getirileceği konusunda ne Erdoğan’ın ne de bakanlarının ağzından tek bir cümle çıkmamıştır.”


https://odatv4.com/siyaset/tam-bir-fiyasko-211210


Ferruh Demirmen – 26.09.2021
fdemirmen@sbcglobal.net

 Sayın Erdoğan ABD’ye gitmeden önce “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” adlı bir kitap yazdığını beyan etti. Bence “Daha Adil Bir Türkiye Mümkün” başlıklı bir kitabın yazılması ve yayınlanması çok daha doğru olurdu.

RTE New York’da Birleşmiş Milletler Yüksek Düzeyli Enerji Diyaloğu Toplantısı’na video mesaj gönderdiğinde çevrimci olduğu izlenimini bıraktı. Öte yandan 5 yıl önce Türkiye’nin de imzaladığı Paris İklim Anlaşması onay için TBMM’e sunulmadı. Kaz Dağları dahil birçok doğa harikasının katliamına ve birtakım göllerin kurumasına da göz yumuldu.

New York’daki Türkevi DİB Ali Erbaş’ın duası ile “açıldı.” (Aslında “açılış” yanlış bir tȃbir. Ve bu kez Erbaş’ın elinde kılıç yoktu!). Anayasa’ya göre laik olunması gerekirken “açılışta” maalesef yine din faktörü araya girdi. (Eylül ayı başında Yargıtay Yeni Hizmet Binası açılışında olduğu gibi). RTE 2016 yılında Washington’a yakın Maryland eyaletinde bütün masrafları Türkiye tarafından karşılanan ve içinde 2 kubbeli cami içeren bir “İslam Merkezi” açmıştı.

ABD TV kanalı CBS’de yaptığı söyleşide Biden’ın kendisi için “otokrat” dediği hatırlatınca her nedense bu deyimin ne anlama geldiğini anlamadığını belirtti! O söyleşi ile ilgili yazılı haberinde CBS şöyle bir not düştü: “As per the Committee for the Protection of Journalists’ 2020 worldwide ranking index, Turkey is the second worst jailer of journalists — second only to China — and worse than Iran and Saudi Arabia. Erdogan’s government also arrested and charged some 36,000 people in Turkey whom it accused of criticizing him or being connected to figures it believes were responsible for the attempted coup to overthrow him in 2016.”

2019 yılı sonlarında ABD Kongresi’nde ardı ardına alınan “Ermeni soykırımı” kararlarında ABD siyasetçileri ve kamuoyu nezdinde RTE hakkında olumsuz izlenimlerinin rol oynadığı yadsınamaz. Ne yazık ki, Kongre’nin bu kararlarına Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği’nden bir tepki veya protesta gelmedi. Bu kararlar alınırken Kongre’de aynı zamanda RTE ve ailesinin servetlerini hedef alan kararlar da onay gördü.

RTE’nin 2017’de Washington’u ziyaretinde Türkiye’den getirdiği korumacıları ile bir takım Kürt ve Ermeni yanlısı göstericiler arasında oluşan nahoş sokak olaylarının ardından (her iki tarafta da yaralanmalar oldu) ABD komuoyunda yaratılan olumsuz izlenimi takiben 2 gün sonra Texas Temsilciler Meclisi, askıda olan “Ermeni soykırımı”nı tanıma tasarısını oybirliği ile onayladı.

Aşağıdaki haberde Türk heyetinin ne gibi büyük masraflarla ABD’ye gittiği dikkate değer. Öte yandan Türk halkı hergün geçim derdinden şikayetçi. Bu haberi okurken birkaç yıl önce Angela Merkel’in Brezilya’ya giderken uçağının zorunlu İspanya’ya iniş yapması sonucu seyahatının gerisini turist sınıfında bir yolcu uçağı ile yaptığı aklıma geldi.

Posted in DIŞ POLİTİKA, Ekonomi, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

TÜRK DİL BAYRAMIMIZIN 89. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN

Kurtuluş   Savaşı  Sürecindeki   unvanıyla “HALÂSKÂR  (KURTARICI)  GAZİ “ MUSTAFA KEMAL PAŞA önderliğinde 1932 yılında düzenlen 1. Türk Dil Kurultay’ın açılış günü olan 26 Eylül,  Türk Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.

ARAPÇA BİR YAZI

      Yukarıda yer alan “arapça yazıya” lütfen dikkatlice bakınız; bir Türk olarak bu yazıya bakmak bile içimi karartmakta ve sıkıntı vermektedir. Arapça harfleri ve yazıları her gördüğümde,  iyi ki bu korkunç dil zulmünden Büyük Atatürk bizleri kurtarmış diye çok mutlu oluyorum, şükrediyorum ve Onun aziz ruhuna sonsuz minnet duyarak,  rahmet diliyorum.

Söz konusu  arapça  alfabe ve dil,  biz Türk Milletine tamamen  yabancı olup,  dil uzmanlarının ifadesiyle öğrenilmesi son derece zor, karmaşık ve uzun yıllar alan (5 yıl) bir dildir. Bir insan uzman olmasa da,  arap alfabesinin zorluğunu zaten açıkça görebilir. 1938 sonrası arapça hususunda Türklere şöyle bir tuzak kurulmuştur;  arapça yazı ve metinlere “Eski Türkçe – Osmanlıca” denilmiştir!  (arapça sözcüğünü bilhassa gizlemek için! ) Bu kesinlikle doğru değildir; şöyle ki arapçanın eski, ya da yeni Türkçe ile hiçbir ilgisi veya  alâkası yoktur.

Bir ara bilgi edinmek üzere üniversitenin sözde “Osmanlı Dersi” adı altında verilen derslerine  katılmıştım;  sözde “Osmanlı” diyorum, çünkü Osmanlıca diye bir alfabe ve dil yoktur; yani Osmanlıca “ dedikleri  veya “Eski Türkçe” dedikleri resmen arapçadır.  Yani üniversitedeki Osmanlıca Dersi resmen arapça dil  kursu  idi!   Tıpkı Kuran Kursu kisvesi altında (Kuran Âyetlerinin Türkçe anlamı ve açıklamalarının yapılmadığı gibi…)  arapça alfabe öğretilip, papağan misali ezberletildiği gibi!  Zaten bu Kuran Kurslarının amacı da Kuran Âyetlerini açıklayıp, İslâm Dinini halka doğru öğretmek değildir.  Bunun en büyük kanıtı da 1400 yıl önce gelen İslâm Dini ve bu Dinin Tek Kaynak Kitabı Kuran’da yer alan Allah emir ve uyarıları,  21. Yüzyıl Türkiye’sinde bile,  Müslümanlarca genelde bilinmemektedir!

Türklere “Milli Kimlik, Türkçe Dil, Kültür ve Tarih” açısından en büyük darbeleri vuran Osmanlı padişahları ve hanedanı, İslâm Dinine de büyük darbeleri vurmuşlardır: Şöyle ki, Kuran’a göre Allah’ın kesin emri olmasına rağmen, “ İslâm’ın tüm dünya milletlerince doğru anlaşılmasının sağlanması, Âyetlerin açıklanması, Allah emirlerinin duyurulması, öğretilmesi ve yayılması…” Osmanlılarca maalesef ki engellenmiştir!

Osmanlılar bu zulmü yaparken de, “Biz Allah’ın Yeryüzünde  Gölgesiyiz – İslâm’ın Halifesiyiz;   araplar necip (soylu – makbul – üstün) millettir,  arapça kutsaldır – Kuran mutlaka  arapça okunmalıdır – dua Arapça  yapılamalıdır, yoksa haşa  kabul olmaz vs…” diye takiyye yaparak Türk Milletini yüzyıllarca  aldatmışlardır.

      Böylece Osmanlılar,  Türklere  tamamen yabancı  ve  son derece zor bir dil olan arapçayı –  din kisvesi  altında –  ibadet  ve eğitim dili olarak zorla dayatmışlardır! Tarihten günümüze Türklerden başka,  böylesine korkunç bir zulme  maruz kalan dünyada tek bir millet dahi yoktur. Türkiye’de pek çok sözde aydın da “Türkler,  İslâm Dinine geçtikten sonra ilerleyemediler, geri kaldılar vs…” diye ayakları yere basmayan – bilim dışı iddialarda bulunmaktadırlar! Hayır, onların bu iddiaları Tarih ve Kuran açılarından kesinlikle  doğru  değildir.  Emevi  arap dil ve gelenekleri Türklere, İslam dini diye telkin edilmiş, Türklere  kılıç yoluyla – şiddetle benimsetilmiş, Türklerde zamanla sorgulamadan, Kuran’ı okumadan bu telkinlere inanarak, kendi milli kimliklerini, binlerce yıllık  köklü dil,  kültür ve tarihlerini şaşılacak derecede unutmuşlardır!  Türkler, arapça ezberlerle sözde eğitim görerek, ibadet ederek, beyinlerini köreltmişler,  böylece padişahlara  sorgusuz – sualsiz kul ve kölelik ettiklerinden dolayı  geri, cahil ve yoksul kalmışlardır.  Tarihi gerçek budur.

Bir tarihçi olarak şu hususu kesin olarak ifade etmek isterim ki; Türklerin, ya da herhangi başka bir Müslüman milletin çağ dışı – geri kalması ve ilerleyememesinin bir tek nedeni vardır;   o da  özgürlüğünü  ve  bağımsızlığını kaybetmesi, böylece kendi milli benliğini  tanıyamaması, kendi  hak – hukuk ve çıkarlarını koruyamaması yüzündendir. Yani gerileme İslâm Dini yüzünden değildir. Şayet Türkler Kuran’ı anlayarak okusalardı, inandıkları Tanrının uyarılarından ders ve ibret alsalardı, İslam Dininin “akla, aklı çalıştırmaya –  düşünmeye,  sorgulamaya,  dürüstlüğe,  okumaya – gerçeği araştırıp bulmaya –  öğrenmeye – yani bilime, ilerlemeye, adalete, kul hakkına, üretime, paylaşıma, doğaya ve barışa…” ne kadar büyük değer verdiğini de öğrenmiş olacaklardı.

Ayrıca Türkler,  Allah’ın kesin emri olan “Benim adıma zalimlere – zorbalara – hak ve hukuk tanımayan bozgunculara karşı savaşın…” emrini de 1938 sonrasında da yerine getirmiş olacaklardı. Tıpkı Büyük Atatürk’ün Türklerin  ülkesi içinde ve dışında bulunan,  hak ve hukuk tanımaz, Allah, İslâm  ve  insanlık düşmanı, saldırgan – barbar, zalim ve  zorba işgalcilere karşı cesurca savaşmış olduğu gibi…

Büyük  Atatürk’ü  doğru anlamak, Onun yolundan gitmek ve bizlere ne büyük lütuflarda – olağanüstü hizmetlerde bulunduğunu öğrenmek için tarafsız Tarih Kaynaklarından (bilhassa yabancı kaynaklardan)  sürekli okumamız ve öğrenmemiz gerekmektedir. Büyük Atatürk her şeyden önce Türk  Milletine, Türklüğün Kutsal Ruhunu – Özünü hediye etmiştir; yani bizlere Ana Dilimiz Türkçemizi – Derin Köklerimizi – Dünya Medeniyetlerinin Temelinde yer Alan  Asil ve Kahraman Türk Atalarımızı – Saygın ve Görkemli Tarihimizi hediye etmiştir. O, bizi arapça zulmünden kurtarmıştır. Onun sadece bu TÜRKÇE DİL DEVRİMİ  bile bizlere eşsiz – büyük bir lütuftur.  TÜRK  DİL BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN, NİCE BİN YILLAR KUTLAMALARIMIZ DEVAM ETSİN İNŞALLAH…

       BÜYÜK ATATÜRK’ÜMÜZE SAYGIMIZ – SEVGİMİZ VE MİNETTARLIĞIMIZ  ELBETTE  SONSUZDUR… ONUN SAYESİNDE BİNLERCE YILLIK  ANA  DİLİMİZİ – TÜRKÇEMİZİ  ÖZGÜRCE – GURURLA  KONUŞUYOR VE YAZIYORUZ.  Unutmayalım ki Türkçemize hassasiyetle  – dikkatle  sahip çıkmak, en birinci vatandaşlık görevimizdir.


  1. Filiz Tuzcu, 26 Eylül 2021 – TÜRK DİL BAYRAMI 89. YIL DÖNÜMÜ
Posted in ATATURK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment

ALIŞMAYIN!

Engin Uçar –  25.09.2021 – z_eucar@yahoo.com.tr

ALIŞMAYIN!


ABD kuyruğunda Suriye’ye girip, Fırat’ın Doğusuna PKK’nın yerleşmesine neden olan AKP…. Gün yok ki bir şehit haberi gelmesin. Birkaç satır ve kuru başsağlığı dilekleri… Sonra unutuluyor. Sonra başka bir çocuğumuzun şehit haberini alıyoruz.

Ne uğruna?

Bu çocuklar gariban aile çocukları. Cami ve kışlada fakir, zengin yoktu. VİP Camii(dırar mescidi) yapıp camiyi böldüler. Paralı askerlik çıkarıp vatan savunmasını garibanın üzerine yıktılar. Ülkemizde işsizlik ürkütücü boyuta geldi. Mühendislere asgari ücret altında ücret teklif eden iş yerleri var. Acı tarafı bu ücreti kabul etmek zorunda kalan mühendisler var. Böyle bir ortamda ücretli askerlik garibanın seçeneği oldu. Ölen gariban olunca, gündem olmuyor. Arkasını arayan olmuyor. Bu durum bana Yemen Türküsü’nü hatırlatıyor:

Yemen yolu çukurdandır
Karavana bakırdandır
Zenginimiz bedel verir
Askerimiz fakirdendir

Yemen’de çocuklarımızı kırdıranların torunları, çocuklarımızı bizim olmayan bir cehenneme sürüyor. Kendi çocuklarına Lale Devri yaşatan, yandaşına 5-10 maaşlı iş yaratanlar, garibanın ekmek kavgasına ölüm seçeneğini koyuyor.

Vatanımız tehlikede değilse savaş cinayettir. Türk Askeri vatanımızı koruyacaksa, Ege’de Yunanistan’ın işgal ettiği adalarımızı korumalıdır. Gazeteci İsmail Saymaz’ın ortaya çıkardığı bir haber içimizi isyanla doldurdu. Habere göre;

“Türk askerleri Sefter Taş ve Fethi Şahin’in Suriye’de yakılarak şehit edilmesinde fetva verdiği iddia edilen “IŞİD kadısı” Alwi’nin adli kontrolle serbest bırakıldığı, Gaziantep’te dükkân işlettiği ortaya çıktı.”

Böyle bir haber sonrasında, DEVLET DEVLETSE İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Adalet Bakanı derhal istifa eder. Hesap verir. Askerinin katilini besleyen, işyeri açmasına göz yuman, adli kontrolle serbest bırakan bir devleti kimse ciddiye almaz.

ABD Türk askerinin başına çuval geçirdiğinde AKP Genel Başkanı “nota verecek misiniz” diye soranlara “müzik notası mı” diye cevap verdi. Bundan cesaret alanlar MİT personelimizi de derdest etti. Coni Türk askerinin başına çuval geçirirken resim çeken Neçirvan Barzani bu ülkede kırmızı halılarda karşılandı. Milli Görüşten gelen Ahmet Akgül “AKP UÇURUMA GİDİYOR” isimli bir kitap yaptı. Kitapta Türk Askerine bir ders verilmesi için ABD ve AKP’nin anlaştığı iddiası var. Kitap sorgulanmadı. Hiçbir Genelkurmay Başkanı kitabı delil gösterip savcılıklara suç duyurusunda bulunmadı. Daha da rezili, askerinin başına çuval geçiren Amerikalı generalin elinden ödül alan Genelkurmay Başkanlarımız bile var.

Şehide kelle, bebek katile sayın diyenler, kahramanlık madalyası olan gazimiz Abdülkerim Kırcı’yı ölüme sürükledi. Katillerin, sapıkların, vatan hainlerinin korunduğu, beslendiği, CESARETLENDİRİLDİĞİ BİR ÜLKEDE SABAH OL-MAZ!

Türk Milletinin bütün varlıklarını “batan geminin malları” gibi satan, çalan, ülkenin bütün değerlerini yağmalayan bir çete var. Ülkeyi borç batağına sürükleyen, Atatürk’ün kalelerimiz dediği fabrikaları yabancıya satan, Türk Vatandaşlığını ayağa düşürüp işportacı ağzıyla, reklamla satan bir çete ülkenin üzerine çöreklenmiştir.


Sözcü yazarı Saygı Öztürk savaşçı 5 generalin istifa ettiğini yazdı.
Askerlerimiz bizim olmayan haksız bir savaş için Suriye’de.
Suriye gerçeği yazılmıyor. Ne olduğunu bilmiyoruz.

AKP Genel Başkanı;

“Rusya hata yapmadı” diyor. O zaman 37(iddiaya göre daha fazla olduğu) askerimizi kim öldürdü? 37 askerimizin öldürülmesinde Rusya suçlu değil de suçlu kim? Rusya’nın iddia ettiği gibi Rusya’ya yanlış bilgi verildiği için mi askerlerimiz bombalandı?

Türkiye’nin menfaati Suriye’nin bölünmez bütünlüğündedir. Türkiye’nin Esat ile görüşüp geçici sığınmacılar sorununu çözmesi gerekir. Esat ile anlaşarak yeni göçlerin gelmesi engellenebilir. Türkiye’nin menfaati değil de, ABD’nin çıkarını öncelerseniz, Suriye’de Fırat’ın Doğusunu İsrail’e yurt yaparsınız. AKP sayesinde Fırat’ın doğusunda 100 bin kişilik bir PKK silahlı gücü oluşturuldu. ABD eğitip donattı. Sahi, AKP hükümeti ev ödevi olan eğit-donat projesi gereği PKK’nın hangi kolunu eğitmişti? Hatırlayan var mı?

Anlaşılan 5 general vebal altında kalmak istememiş. Bir suça ortak olmak istememiş. Hastanesi, okulu elinden alınan, özlük haklarına el konulan, psikolojik operasyon birimi bile kapatılan Türk Ordusu’nun içi boşaltılıyor. 2020 Askeri Şurada 624 Albayın emekli edilmesini de Saygı Öztürk yazmıştı.

Asker demek bağışıklık sistemi demektir. Bağışıklık sistemine virüs, yani düşman saldırır. 2004 yılından beri Türk Ordusu içeriden saldırıya uğruyor. Ve bir millet bu saldırıyı kendi üzerine almadan seyrediyor.

Hava sahası kapalı, yaralı askerini Rusya olmadan taşıyamayan bir bölgede konuşlanan Türk Askeri sürekli kayıp veriyor. Orada bir suç işleniyor. Yaralı tahliyesi yapamadığın bir yerde inatla bulunmak suç değil mi? Çocuklarımız ne uğruna toprağa düşüyor?

Her gün bir çocuğumuzun şehit haberini alıyoruz. “Şehidimiz var. Ruhu şad olsun. Allah ailesine sabır versin.” Öyle mi? Vicdanlarınız rahatlıyor mu? O giden çocuğumuz ailesine ömür boyu göz yaşı bırakıp gidiyor. O ailenin artık hiçbir bayramı bayram olmuyor. İçlerine sönmeyen bir kor ateş bırakıyor. Çocukları hep öksüz kalıyor. Okul karnesi aldığında, hasta olduğunda, bir bisiklet istediğinde, nişanlanırken, evlenirken babasızlığını en derinde hissediyor.

Bu haberlere alışmayın! ALIŞTIRMAYIN!


Hele ki;

Gazeteci İsmail Saymaz’ın ortaya çıkardığı habere göre;

“Türk askerleri Sefter Taş ve Fethi Şahin’in Suriye’de yakılarak şehit edilmesinde fetva verdiği iddia edilen “IŞİD kadısı” Alwi’nin adli kontrolle serbest bırakıldığı, Gaziantep’te dükkân işlettiği ortaya çıktı.”ise… Ve Gaziantep’ten başlayarak Türkiye’de kıyamet kopmadıysa… Hiçbir muhalefet partisi Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Gaziantep Adliyesi önüne bir siyah çelenk bile bırakamadıysa.   Şehit Aileleri Dernekleri susuyorsa… O ülkede yaşayan gerçek insan yok demektir.

İçimde bir yerlerde aldığım hançer yarası kanıyor. Yakılan iki çocuğumuzun ruhu karşıma dikilmiş ebedi mahkumiyet kararımı veriyor. Ben kendime soruyorum:

BİZ İNSAN MIYIZ? BEN İNSAN MIYIM?


Zahide UÇAR(25. 09. 2021)

Posted in Zahide Uçar | Leave a comment

İKTİDAR ARTIK YOLSUZLUKLARI KABUL EDİYOR * Yolsuzluk var ama ne yapalım?

Yolsuzluk var ama ne yapalım?

Orhan UĞUROĞLU:


Tek Adam Rejiminin Temmuz 2018’de yürürlüğe girmesi ile Türkiye’nin sıkıntıları, soruna, sorunlar ise krize dönüşmeye başladı. Yıllarca bürokrat olarak Maliye Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığında görev yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’na bu krizlerin nedenini sordum.

Kuşoğlu dedi ki;

“Normal olarak parlamenter rejim ile yönetilen devlet sisteminde düzenlenmeler yapılması da gerekiyordu. Gelişen teknoloji ile birlikte başta hukuk olmak üzere reformlar yapılması gerekiyordu. Kurumsallaşmanın daha üst düzeye çıkması gerekiyordu. Fakat bir değişiklik yapıldı Tek Adam Rejimi ile kurulan sistem 3 yılda çöktü, ekonomi de çöktü.

Türk tarihinde olmayan bir sistem geldi. Türk tarihinde ilk defa tek bir kişinin idaresi var. Binlerce yıllık tarihimizde böyle bir başka örnek yok. Şimdi ki sistemde seçilmiş yetkili, sorumlu tek bir kişi var o da cumhurbaşkanı.

Böyle bir sistem yok böyle bir sistem yürümüyor. Üç senenin sonunda yürümeyen ve göz göre göre çöken sistem var. Bu çöküşü görmeyen, önleyemeyen ve sadece seyreden 19 yıllık bir AKP iktidarı var.

Bu sistem ekonomiyi de dış siyaseti de itibarı da batırdı.
Toplumsal ilişkilerimizi kutuplaştırarak sıkıntıya soktu.
Devlet hafızasını ve aklını yok etti.”

– Soru: Sistemin çökmesi mi ekonomiyi çökertti?

Kuşoğlu: “128 milyar dolarlık Merkez Bankası rezervleri eridi. Hazine ile anlaşma yapılmış ve kamu bankaları ile birilerine satılmış. 128 milyar dolar kimlere gitti, kimler bu işten anormal paralar kazandı? Bu konuların araştırılıp denetlenmesi gerekiyor ancak yine denetlenmiyor. Denetlenemeyen bir sistem var.

Merhum Süleyman Demirel başbakan iken yeğeni Yahya Demirel’i hayali ihracattan yargılanmasını engellemedi, mahkûm edildi hapse gönderdi. Demirel cumhurbaşkanı iken diğer yeğeni Murat Demirel’in bankasına el kondu.

Merhum başbakan Turgut Özal ise rüşvet almak istediği için, bakın dikkat edin aldığı için değil teşebbüs ettiği için dönemin bakanı İsmail Özdağlar’ı yüce divana gönderdi. Özdağlar yargılandı, mahkûm oldu cezası yattı ve tahliye oldu.

Bugüne bakarsak yolsuzluklar her gün medyada yer alıyor. 4 bakan hakkındaki iddialar ortada iken mecliste AKP oyları ile yüce divana gönderilmediler. Dönemin başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu yüce divana göndermek istediğini ancak Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmediğini açıkladı

Yolsuzluklara karşı müdahale edemiyor. TMSF Sürat Kargo meselesinde çok açık zarar edilen yılın rakamları alınmış kar edilen yıllar dikkate alınmadan muhammen bedel hesaplanmış ve ona göre satılmış. Bu kadar açık bir yolsuzluk var buna bile müdahale edemeyen bir sistem var. Böyle bir şey olamaz.”

– Soru: Meclis neden etkisiz?

Kuşoğlu: “Sayıştay raporlarında Ulaştırma Bakanlığı ve karayolları ile ilgili yazılan raporlarda çok net ispatlanmış yolsuzluk iddiaları var. Meclis olarak buna müdahale edemedik. Çünkü AKP ve MHP milletvekilleri ellerini kaldırmaya korkuyorlar. Cumhur ittifakının milletvekilleri diyorlar ki;

– ‘Yolsuzluk var ama ne yapalım?’

Korkuyorlar cumhurbaşkanından. Böyle bir sistem olamaz. Millet adına denetleyemeyen, yolsuzlukları soruşturamayan, yolsuzluklara dur diyemeyen bir meclis olabilir mi?”


https://www.yenicaggazetesi.com.tr/yolsuzluk-var-ama-ne-yapalim-475510h.htm

Posted in ORGANİZE İŞLER, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

 Son anketi açıklıyorum

Son anketi açıklıyorum

Yılmaz Özdil


– Sayın vekilim, anketler başaşağı gidiyor, oylarımız güneşte kalmış dondurma gibi eriyor, yüzde 30’un altına düşmüşüz.

– E müstahak kardeşim, dağdan gelip bağdakini kovdular, partiye üşüşen ne idüğü belirsiz üç günlük tipleri baştacı ettiler, siz kim parti kim be, yıllarımızı verdik biz bu davaya, haram zıkkım olsun, Sedat Peker’den de Allah razı olsun, rezili rüsva ediyor bunları, nah şuraya yazıyorum, bir saniye bile durmam artık, ne halleri varsa görsünler.

– Sayın vekilim, televizyon yayınına telefonla bağlanmanızı rica ediyorlar, son anketlerle ilgili görüşlerinizi soracaklarmış.

– Hamdolsun milletimizin teveccühüyle bütün anketlerde açık ara birinciyiz, millet için varız, genel merkezimiz, gençlik kollarımız, kadın kollarımız, partimize yeni katılan muhterem arkadaşlarımız, el ele gönül gönüleyiz, ilk günkü şevkle çalışıyoruz, makamlar geçici partimiz bakidir, şahsi beklenti içinde değilim, partimin neferiyim.

– Sayın vekilim, oy oranımız ilk kez 2002’nin altına düşmüş, feci gidişatı durdurmak için partide yeniden yapılanmaya gidiliyor, dedikodulara göre galiba sizin isminizin üstünü çizmişler.

– Çizmezlerse hatırım kalır, bırak partide kalmayı, bunlara artık selam vermeyi bile zul addederim, göze girmek için kimin neresini öptüklerini gayet iyi biliyoruz biz, mahvettiler partiyi, kokaincileri doldurdular, memleketi soyup soğana çevirdiler, milleti dinden soğuttular, biz bu kutlu davaya ömrümüzü verdik be, oğlumun şirketine iki tane ihaleyi çok gördü bunlar, hakkımı helal etmiyorum, aha şuraya yazıyorum, bu kafayla barajı bile geçemezlerse şaşmam, kadir kıymet bilmeyen millete de müstahak kardeşim, beter olsunlar.

– Sayın vekilim, genel merkezden aradılar, il başkanları istişare toplantısında sizin konuşma yapmanızı istiyorlar.

– Kıymetli dava arkadaşlarım, ibadetimiz milletimizdir, nifak sokmaya çalışanlara kat’a meydan vermeyin, küskünlüğe yer yok, hepimize düşen, uykuları kazaya bırakıp, gece gündüz demeden partimiz için çalışmaktır, bakın benim hakkımda bile öbür partiye bağlılıklarımı sunduğum yolunda iftiralar var, bu tür tiynetsiz iddialara gülüp geçiyorum, gökkubbe yarılsa gene burdayım, parti içindeki bazı arkadaşların dost sohbetlerinde partimiz aleyhine atıp tuttuklarını üzülerek müşahade ediyorum, halbuki, asrın liderimizin dirayetli kanatları altında biz bir aileyiz, gayemiz milletimiz, sorulmadık hatır, girilmedik gönül bırakmayalım, hepinizi muhabbetle selamlıyorum.

– Sayın vekilim, Türkevi’nin açılışına sizi davet etmemişler.

– Bunların alayının…

Muhalefetin oy oranlarını göstermese bile, iktidarın ruh halini gösteren son anket, işte bu.  Çünkü… Siyaset kulislerini yakından takip eden gazeteciler gayet iyi biliyor ki, Akp’de artık yazılmamak kaydıyla başka konuşuluyor, kamuoyu önünde başka konuşuluyor.

Aysberge çarpan Titanik misali, güvertede müzik devam ediyor ama, koridorlarda telaş var, artık hiç kimse “bu pazar seçim olsa”nın sonucunu merak etmiyor, “Akp gidince ne olacağız” diye merak ediyor.

Aslına bakarsanız, bu milletin yaşam tecrübelerinden damıtılarak, Anadolu’nun imbiğinden süzülmüş, hiç değişmeyen anket sonucudur bu.

İktidara gelenler hep unutur ama…
Mahkeme kadıya mülk değildir!


https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/yilmaz-ozdil/son-anketi-acikliyorum-6664698/

Posted in Politika ve Gundem, SİYASİ PARTİLER, Yılmaz Özdil, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

BAŞTA HAK EDEN SİYASETÇİLERE VE TÜM KAYPAKLARA

Posted in AFORİZMALAR | Leave a comment

DIŞ POLİTİKA – EKONOMİ – Erdoğan para arıyor

Erdoğan para arıyor

Geliştirici: Mehmet Ali Güller

BM Genel Kurulu için ABD’ye giden Erdoğan, programı boyunca sık sık Türkiye ile ABD’nin “stratejik ortak” olduğunu dile getirdi. Erdoğan, iki ülkenin bölgesel ve küresel sorunlarda benzer tutum ve ortak çıkarlara sahip olduğunu belirtti.

ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile görüşen Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da Türk-Amerikan ilişkilerini “muhteşem işbirliği” diye niteledi.

Türk-Amerikan ilişkileri “düzeldi” de bizim mi haberimiz yok, yoksa bunlar olası erken seçim sürecinde iktidarda kalabilmek için AKP’nin siyasi ve özellikle ekonomik destek arayışı mı?

Türk-Amerikan çıkarları çatışıyor

İki ülkenin “stratejik ortak” olabilmesi için, ulusal çıkarlarının ortak olması gerekir. Peki Türkiye ile ABD’nin ulusal çıkarları ortak mı? Bakalım:

-ABD’nin Suriye’de çıkarı, bu ülkenin bölünmesinden geçiyor. Suriye’nin kuzeyinde petrol bölgesini kapsayan kendi kontrolünde Akdeniz’e açılacak bir devlet peşinde. Türkiye’nin çıkarı ise Suriye’nin siyasal birliği ve toprak bütünlüğünün korunmasıdır. (AKP’nin Fırat’ın doğusunda özerk PYD bölgesine karşılık Fırat’ın batısında özerk ÖSO bölgesi istemesi ayrı konu.)

-ABD’nin Kıbrıs’ta çıkarı Rumların egemenliğinde federasyon; Türkiye’nin çıkarı ise KKTC’nin bağımsız devlet olarak tanınması özetle. Konu, bir egemenlik sorunun dışında son yıllarda ayrıca bir enerjipolitik mücadele konusu ve Doğu Akdeniz’de ABD ile Türkiye karşı karşıya konumlanıyor.

-ABD’nin Karadeniz’de çıkarı, Montrö’yü delip buraya sınırsızca girebilmesi, yerleşebilmesi, NATO gölü haline getirebilmesi ve böylece Rusya’yı sıkıştırmasıdır. Türkiye’nin çıkarı ise Karadeniz’in Karadeniz’e komşu ülkelere ait bir deniz olarak kalabilmesidir.

-ABD, NATO ülkelerinin kendi ana stratejisine eklemlenmesini istemektedir. ABD’nin ana stratejisi Çin’i batı, güney ve doğusundan; Rusya’yı da batı ve güneybatısından çevrelemektir. Çin ve Rusya’nın çevrelenmesi Türkiye’nin çıkarına değildir; Türkiye’nin çıkarı tersine Çin ve Rusya’yla ilişkilerini geliştirmesidir.

-ABD, kendi silahlarını satmak istemektedir. Türkiye’nin çıkarı ise tek bir ülkeye bağımlı olmamasından, silah envanterini çeşitlendirmesinden geçmektedir. Ve ötesinde asıl çıkarı, teknoloji transferiyle ulusal silahlanmasını geliştirmesidir.

Stratejik ortaklıkta muhteşem işbirliği!

Görüldüğü gibi Türkiye ile ABD’nin ulusal çıkarları en temel küresel ve bölgesel konularda bırakın ortaklığı, aslında çatışmaktadır. Dolayısıyla iki ülke arasında bir “stratejik ortaklık”tan bahsedemeyiz.

Kaldı ki bunu Washington da görüyor. O nedenle de anımsarsanız Blinken Türkiye için “sözde müttefik” nitelemesi yapmıştı.

Peki hal böyleyken Erdoğan’ın Türk-Amerikan ilişkileri için “stratejik ortaklık” nitelemesi ve Çavuşoğlu’nun “muhteşem işbirliği” sözleri ne anlama geliyor? Tek açıklaması var: Erdoğan para arıyor! Şöyle:

Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı olabilmesinin tek yolu, erken seçimden geçiyor çünkü Anayasa’nın 101. maddesine göre “bir kişi iki kez cumhurbaşkanı seçilebilir” ve Haziran 2023’te yapılacak seçimlerde Erdoğan üçüncü kez aday olamaz.

Peki olası bir erken seçimde Erdoğan’ın kazanabilme olasılığı ne? AKP ciddi oy kaybediyor. Ekonomi ve göç sorunu gibi konular, Erdoğan’ın elini zayıflatıyor. Şansını yükseltebilmesi için Batı’nın siyasi ve ekonomik desteğine ihtiyacı var. Saray kredi musluklarının açılabilmesi için Londra tefecilerine ve New York bankerlerine müracaat ediyor sık sık.

New York’ta ABD’li şirketlere çağrı yapan Erdoğan, “Esnek ve yüksek üretim kapasitemiz, özellikle tedarik zincirleri ve arz güvenliği bakımından Amerikan firmaları için birçok fırsat barındırıyor” dedi. Bu para girişi için ucuz işgücü, muafiyet, kolaylık sağlama sözü demek özetle…

Ekonomi tavizlerine dikkat

Sonuç olarak, Türkiye’nin ABD için “stratejik ortak” olabilmesi, AKP hükümetinin Türkiye’nin çıkarlarını hiçe sayarak ABD’nin çıkarlarına uygun konumlanmasına bağlıdır. Erdoğan’ın özellikle Ukrayna’da, Kırım konusu üzerinden yaptığı budur.

Türkiye’nin önündeki tehlike, Erdoğan’ın sırf iktidarda kalabilmek adına bu tür ulusal çıkarlara aykırı pozisyonlar alıp almayacağıdır; yeni tavizler verip vermeyeceğidir…

Kamuoyu, özellikle ekonomi alanını ilgilendiren konularda AKP’nin çıkaracağı yasalara, mevzuatlara önemle dikkat kesilmeli. Zira “ekonomik bağımsızlık” yoksa, siyasi bağımsızlık yarımdır!

Mehmet Ali Güller – Cumhuriyet Gazetesi – 23 Eylül 2021

Posted in DIŞ POLİTİKA, Ekonomi, MEHMET ALİ GÜLLER | Leave a comment

ATATÜRK’ün ADANA KONUŞMASI * BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLER

Selen Atasoy – 24.09.2021
selenatasoy@gmx.de

ATATÜRK ‘ÜN BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLERE BAKIŞI


Vatandaşlar bilmelidir ki, vicdani ve fikri hürriyet vardır. Fakat nihayet, bunlar na-mahdud(=sınırsız) değildir. Ferdi hürriyet karşısında, fertlerin hey ‘et-i umumiyesinin (=halkın) kurduğu ve dayandığı bir de devlet vardır. O devletin de iradesi ve hakimiyeti vardır. Ferdlerin hürriyetini mahfuz tutmakla mükellef olan (=sorumlu olan) insanların, diğer taraftan devletin de irade ve hakimiyetinin mefluc bir hale gelmemesine (=felç olmamasına) çok dikkat etmeleri lazımdır. Ferdlerin hürriyeti, devletin hakimiyet ve iradesinin mahfuziyetine vabestedir(=bireysel özgürlükler, devletin egemenlik ve otoritesinin korunması şartına bağlıdır) . Devlet iradesi mefluc(=felç) olursa, ferdlerin hürriyetlerini muhafaza edecek hiç bir kuvvet ve vasıta kalmaz. Binaenaleyh, hürriyeti yalnız bir taraflı değil, her iki taraftan düşünmek lazımdır.

Vatandaş olan ferdler kendi hürriyetlerinin bir kısmını seve seve, lüzumlu görerek devlete zaten devretmişlerdir. Devlet kendine has olan irade ile ferdi hürriyetlerin bir kısmına, gene o hürriyetlerin temini için sahib olur. Yeter ki, devlet hakimiyeti, milletin refah ve saadet-i umumiyesine(=genel mutluluğuna) ve vatandaş hürriyetlerinin teminine maaruf(=bireysel özgürlüklerin sağlanmasına yönelik) olsun. Vatandaşlarda bu emniyet hasıl olduktan sonra(=Toplumda bu güven duygusu oluştuğunda) , ferdlerin kurdukları devlet kuvvet ve otoritesini masun bulundurmak için, vatandaşlara terettüb eden vazifeler vardır(= halkın kurduğu devletin, güç ve otoritesini egemen kılmak için vatandaşlara da düşen görevler vardır). Bu meyanda (=kapsamda) memurlara ve bilhassa hakimlere teveccüh eden (=düşen) vazife büyüktür. Hakimler, vatandaşların hürriyetini mümtaz tutmağı düşünürken(=bireysel özgürlükleri seçkin bir yerde tutarken) , devlet otoritesinin hakikaten masun kalmasına dikkat ve riayet etmelidirler(=devlet otoritesinin dokunulmazlığına dikkat etmeli ve bunu korumalıdırlar) . Aksi taktirde kendilerine tevdi edilmiş olan yüksek vazifeyi ifa da kusur etmiş olurlar(=Yoksa kendilerine verilen önemli görevi yerine getirmede hata yapmış olurlar) .

Mustafa Kemal ATATÜRK – (15 Şubat 1931)


Not :Bu sözleri, Atatürk Adana da 15 şubat 1931 de söylemiştir.

Serbest Cumhuriyet fırkası çok partili hayat denemesinde başarısız olmuş, kapatılmıştı. Ayrıca 1929 Dünya Ekonomik krizinin ülkemizde de etkileri vardı. İşte hem dünya ekonomik krizinin etkilerini, çiftçinin, tüccarın durumunu , adeta bir müfettiş gibi incelemek ve Serbest Cumhuriyet fırkasının kapatılmasının vatandaşlar üzerindeki etkilerini görmek üzere, Atatürk, başta CHP genel sekreteri Recep Peker olmak üzere, İçişleri bakanı Şükrü Kaya, Kılıç Ali, Reşit Galip, Salih Bozok, Cevat Abbas Gürer, Hasan Rıza Soyak, Ruşen Eşref, Falih Rıfkı Atay ve bir çok bakanlık temsilcisini de yanına alarak 18 Kasım 1930 da Ankara ‘dan hareket ederek yurt gezisine çıkmıştır. Aralarında Kayseri, Trabzon, Balıkesir, İzmir, Afyon, Antalya gibi bir çok ili ziyaret etmiş, 15 Şubat 1931 de Mersin’ e gelmiş, 16 Şubat ta Adana ya geçmiştir. Adana Türk ocağı binasında hem ekonomik hem de siyasi konuları kapsayan bir konuşma yapmıştır.


Kaynak :

– Taha Toros, Atatürk ‘ün Adana Seyahatleri, 1939,syf 59-60
– Erdem Çanak, Atatürk’ ün Adana Ziyaretleri, 2014,syf 68,69
– Arı İnan, Düşünceleriyle Atatürk, Türk Tarih Kurumu, syf 114-115

Posted in ATATURK, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment

AFORİZMALAR

Posted in AFORİZMALAR, DIŞ POLİTİKA | Leave a comment
Top