SADAT DOSYASI – 6 * “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?” Michael Rubin’den çok konuşulacak Perinçek iddiası * Alman basını: SADAT’ın, Erdoğan’ın ‘gizli ordusu’ olarak hareket ettiğine inanılıyor

Naci KAPTAN – 23 Mayıs 2022

BAĞLANTILI YAZILAR;
https://nacikaptan.com/?p=96875 – SADAT DOSYASI- 1 * Pusudaki şeriat ordusu, SADAT!
https://nacikaptan.com/?p=99963 – SADAT DOSYASI-2 * Devletin kasasından milyonlar SADAT’a akmış * 10 YILDA TAM 545 MİLYON TL
https://nacikaptan.com/?p=99992 – SADAT DOSYASI -3 * Sokak eylemlerine SADAT hazırlığı
https://nacikaptan.com/?p=100022 -SADAT DOSYASI -4 * Sunday Telegraph, Adnan Tanrıverdi’yi şöyle tanımlıyordu: “Kimilerinin gözünde İslam dünyasının en güçlü kiralık katili, emrinde binlerce savaş tecrübesine sahip Suriye’den paralı askerler olan eski bir general.
http://nacikaptan.com/?p=100050 – SADAT DOSYASI -5 * KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER
http://nacikaptan.com/?p=100113 –  SADAT DOSYASI – 6 * “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?

“Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?”
Michael Rubin’den çok konuşulacak Perinçek iddiası


ABD’li neo-con yazar Micheal Rubin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i hedef aldı. Rubin “Eğer Perinçekgiller emekli edilirse, Perinçek darbe sırasında SADAT’ın işlediği cinayetleri ifşa eder mi?” ve “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?” sorularını sordu.
ABD’li neo-con Micheal Rubin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i hedef aldı.Rubin; paylaşımlarında, “Eğer Perinçekgiller emekli edilirse, Perinçek darbe sırasında SADAT’ın işlediği cinayetleri ifşa eder mi?” ve “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?” sorularını sordu.
Cumhuriyet – 30 Temmuz 2017 – https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/erdogan-perinceki-kandirdi-mi-michael-rubinden-cok-konusulacak-perincek-iddiasi-792373
Cumhuriyet Gazetesindeki haberde,  Micheal Rubin tarafından 15 Temmuz kalkışmasında işlenmiş olan korkunç  cinayetleri konu eden iddialar ürpertici. Sorular havada uçuşuyor. Perinçekgiller kimdir?  Doğu Perinçek 15 Temmuz’un karanlıklarına saklanmış olan cinayetler hakkında bilgi sahibi midir? Doğu Perinçek’in 15 Temmuz sonrası Erdoğan ile yakınlaşması ve Perinçek ve Partisinin Erdoğan’a destek vermeye başlamış olmasının ardında acaba bu iddialar mı vardır?

Devam edelim;

Alman basını: SADAT’ın, Erdoğan’ın ‘gizli ordusu’ olarak hareket ettiğine inanılıyor

Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. veya kısa adıyla SADAT A.Ş, yurtdışında haber olmaya devam ediyor. Alman Die Welt gazetesi üç gün önce ‘Erdoğan’ın ikinci ordusu’ başlığıyla SADAT hakkında bir haber yapmıştı. Almanya’da yayınlanan Business Insider da bu haberden yola çıkarak bir yorum yazısı yayınladı.
Yazıda, “Erdoğan ne yapıyor?” diye sorularak, “Türk gölge ordusu giderek daha fazla ülkede ortaya çıkıyor” denildi. Haberin girişinde, “Türk şirketi SADAT, kendisini resmî olarak, ’güvenlik politikası danışmanlık hizmeti’ veren bir kurum olarak görüyor. Ancak, SADAT bundan çok daha fazlası… Uzmanlar, SADAT’ın hem yurtiçinde hem de yurtdışında Erdoğan’ın ‘gizli ordusu’ olarak hareket ettiğine inanıyor. SADAT’ın şu anda hem Libya’da hem de Suriye’de aktif olduğu söyleniyor. Sadece bu da değil, geçmişte Avrupa’dan askerler topladığı söyleniyor,” yazıldı.
Die Welt gazetesinin haberine referanslar verilen Business Insider‘deki haberde şu ifadeler yer aldı:
“Türk şirketi Sadat A.Ş. veya kısaca SADAT, İngilizce web sitesinin ana sayfasında kendisini oldukça zararsız bir şekilde sunuyor: Güvenlik politikası, eğitim ve bakım konusunda tavsiyelerde bulunan özel, uluslararası bir hizmet sağlayıcı… Ayrıca SADAT’ın, 28 Şubat 2012 tarihinde, 23 emekli ve astsubay tarafından, İslamcı duruşuyla nam salmış eski tuğgeneral Adnan Tanrıverdi önderliğinde kurulduğu belirtiliyor. O tarihten beri, şirket Türk ticaret siciline kayıtlı.
‘Misyon’ başlığı altındaki yazılanlar, çok daha az zararsız görünüyor. SADAT’ın amacının Müslüman ülkeler arasında güvenlik işbirliğini güçlendirmek olduğu söyleniyor. Şirket, İslam dünyasının süper güçler arasında hak ettiği yeri almasına yardımcı olmak istiyor. Özellikle ‘süper güçler’, Türkiye’de genellikle ’emperyalistler’ ve ‘haçlılar’ olarak suçlanan ABD ve muhtemelen Avrupa anlamına geliyor olsa gerek.
Türk gözlemciler, artık SADAT’ın zararsız değil, daha ziyade tehdit olarak görüyor. 40 bin adamın bu oluşumda olduğu söyleniyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük güç iddiasını askeri yollarla ileri sürmek istediği, ancak Türk askerlerinin hayatını riske atmaktan korktuğu her yerde buna destek olmaları gerekiyor. Uygulama alanları Suriye’den Libya’ya kadar uzanıyor. Kısaca: Erdoğan’ın, SADAT’ta – şahsen onu dinleyen ve başka hiç kimseyi dinlemeyen – yeni bir, çok amaçlı silah bulduğu görülüyor.
Erdoğan bunu başkalarından öğrenmiş olmalı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve paralı asker birlikleri Wagner Grubu, Libya ve Suriye’de konuşlanmış durumda. Ve ABD’den (öğrenmiş olmalı)… Die Welt gazetesi, emekli yüksek rütbeli, adı belirtilmemiş bir generalle yaptığı görüşme de dahil olmak üzere bu konuda bazı araştırmalar yaptı. Buna göre SADAT şirketinin başlangıcı, ABD’nin Blackwater askeri şirketinin yardımıyla Irak diktatörü Saddam Hüseyin’i devirdiği 2003 yılına kadar dayanıyor.
Blackwater’in yükselişi, görünüşe göre Türkiye’de bir etki yaratmış. Bu oluşumun, aralarında Tanrıverdi de olduğu eski generallerin yanı sıra Erdoğan’ın da yurtiçi ve yurtdışındaki Türk operasyonları için kendi özel askeri grubunu kurmasını sağladığı söyleniyor.
SADAT’ın, 2012 gibi erken bir tarihte, Suriye lideri Beşar Esad’a karşı savaşacak Sünni-Arap savaşçıları eğitmek için Marmara bölgesinde bir dizi eğitim kampı kurduğu söyleniyor. Temmuz 2016’da ise şirketin askeri birliklerinin, Türk ordusunun bazı kesimleri tarafından Türkiye’de başlatılan darbe girişiminin bastırılmasına katıldığı.
Erdoğan da buna müteşekkirdi. Daha sonra İslamcı olduğu bilinen emekli askeri personelin Türk ordusuna yeniden entegre olmalarına izin verdi. Hatta Sadat-Grüner Tanrıverdi, Erdoğan’ın baş askeri danışmanı oldu.
ABD’li düşünce kuruluşu American Enterprise Institute’tan Türkiye uzmanı Michael Rubin, Mayıs 2017’de yayınlanan bir blog yazısında, alarma geçti. SADAT’ın, İslamcı Esad karşıtı terör örgütleri için Avrupa’dan çok sayıda savaşçı aldığını yazdı. Askeri şirket, muhtemelen Türk hükümetinin yardımıyla Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa ve İsveç vatandaşlarının geçerli Türk pasaportları almalarına yardımcı olmuştu.
Rubin şu sonuca varıyordu: “SADAT’ın – bir devlet kurumunun tabi olduğu kısıtlamalar olmadan- Erdoğan’ın gündemini takip ettiği ve uyguladığı açıktı” ve: “Görünüşe göre Erdoğan SADAT’ı, İran Yüksek Lideri’nin İran Devrim Muhafızlarını gördüğü gibi görüyordu: silahlı bir güç olarak yurt içinde siyasi sadakati sağlamak ve yurt dışında terörist faaliyetler yürüten silahlı bir güç olarak. “
Erdoğan’ın avantajı, Türk cumhurbaşkanının hassas girişimlerin sorumluluğunu reddedip bir şeyler ters gittiğinde başkalarını suçlayabilmesidir. Sonuçta SADAT, Türk ordusu değil özel bir şirkettir.
Bu arada SADAT’ı artık sadece Suriye’yi bilenler tarafından değil, Libya uzmanları tarafından da biliniyor. Kuzey Afrika’da iç savaşın yaşandığı ülkede Türkiye, Trablus’ta Birleşmiş Milletler tarafından tanınan hükümeti destekliyor. Onları Türk askerleri ve görünüşe göre SADAT’ın paralı askerleriyle savunuyor.
Ama SADAT gerçekte ne kadar güçlü? Die Welt’e konuşan eski general “SADAT’ın Türk ordusundan farklı olarak ne altyapısı ne de kışlası var,” diyor. Bunun için özel bir ordunun var olmasına izin veren yasaların eksik olduğunu ekliyor.
Tanrıverdi’nin bu yılın başında Erdoğan’ın baş askeri danışmanlığından istifası, bu değişikliği biraz daha az olası hale getirdi. Tanrıverdi haftalar önce, şirketinin, geleneksel İslami inanışlara göre dünyayı adaletsizlikten kurtarması gereken bir kurtarıcı olan Mehdi’nin önünü açması gerektiğini açıklamıştı. Türk muhalefetinin tepkisi büyük oldu. Öyle büyük ki Erdoğan bile kendisini Tanrıverdi’den uzaklaştırmaya mecbur hissetti.”
(KRONOS DÜNYA) 21 Ağustos 2020 – https://kronos35.news/tr/alman-basini-sadatin-erdoganin-gizli-ordusu-olarak-hareket-ettigine-inaniliyor/
Değerli okur,
Görüldüğü gibi işler araştırdıkça, okudukça karmaşıklaşıyor. Fakat görülen odur ki SADAT yabancı ülkeler tarafından da karanlık ve terörle, karmaşa ile bağlantılı bir kuruluş olarak değerlendiriliyor.
Naci KAPTAN – 23 Mayıs 2022 – DEVAM EDECEK
Posted in FAŞİZM, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, SİYASAL İSLAM, SUÇ DOSYALARI, TERÖR, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

TÜRKLERİN SOYAĞACI – GEN HARİTASI

Posted in Tarih | Leave a comment

İKTİDARIN YALANLARI UÇUŞUYOR * GERÇEKLER ŞÖYLE; BUGÜNÜN ABDÜLHAMİD’İ

BUGÜNÜN ABDÜLHAMİD’İ

Suay Karaman * Azim ve Karar, 23 Mayıs 2022.

27 Nisan 2022 tarihinde partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Gezi Davası’na değinerek; “1908’de istibdata karşı koyan ruh neyse, Gezi de odur, kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” demişti. Meral Akşener, 20 Mayıs Cuma günü Halk TV’de katıldığı bir programda da; “Bugünün Abdülhamid Han’ı, Recep Tayyip Erdoğan’dır” ifadesini kullandı.
AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan 21 Mayıs 2022 tarihinde AKP Gençlik Kolları tarafından Yeni Adana Stadyumu’nda düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada; “
Abdülhamid Sultan’a dil uzatan, laf atan hanımefendiye şunu sormak lazım; 33 yıl hasta dev diye takdim edilen Osmanlı’yı bir karış toprak kaybetmeden yöneten Sultan Abdülhamid’e hakaret haddini aşmazlıktır. Ve bu haddini aşanlara bu millet 2023 seçimlerinde haddini bildirecektir. Meral hanım, sen kim, Sultan Abdülhamid’e saygısızlık kim? Abdülhamid Han, devrinin emperyalistleriyle ve onların içerdeki maşalarıyla mücadele etmiş bir medeniyet ve millet sevdalısıdır. Varsın birileri Gezi olaylarını Abdülhamid Han’ın devrilişine benzeterek emperyalistlere selam dursun. Biz ecdadın izinden yürümeyi sürdüreceğiz.” dedi.
Gerekli bilgi birikimine, donanıma ve kültüre sahip olmayanların yaptıkları konuşmalar, insanları güldürmekten başka işe yaramamaktadır. Bunun yanında ülkenin ne kadar bilgisiz kişiler tarafından yönetildiği de açıkça görülmektedir.
1876 ile 1909 tarihleri arasında 33 yıllık saltanatında “bir karış toprak kaybetmedi” denilen 16 eşli, 34. Osmanlı Padişahı Abdülhamid (1842-1913), Tunus, Girit, Mısır, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Bulgaristan, Bosna Hersek, Niş, Teselya, Kıbrıs, Erzurum, Kars, Ardahan, Batum olmak üzere 1,5 milyon kilometrekare toprak kaybetmişti. En çok toprak kaybeden padişah olarak bilinen baskıcı Abdülhamid’i iyi tanımak gerekir.
“Emperyalistlerle mücadele eden” Abdülhamid, hazinede para kalmayınca 1891 yılında, daha önceki padişahlar gibi ünlü Yahudi banker Rothschild’e başvurur. Rothschild; %4 faizle, ödeme süresi 60 yıl olan, 6 milyon 316 bin 920 Sterlin borç verir. Hazine iyice boşalınca, tam takır olunca 1894 yılında Abdülhamid, yine Rothschild’e başvurur. Rothschild, %3,5 faizle, ödeme süresi 61 yıl olan 8 milyon 212 bin 340 Sterlin borç verir. Osmanlı Devleti, bu borcu yıllık 330 bin Sterlin taksitlerle ödemek üzere borç senetleri imzalar.
“Emperyalistlerle mücadele eden” Abdülhamid’in bu borçlarını ödemek, ilk kez emperyalizmi yenen Mustafa Kemal Atatürk’e kalmıştır. Yok olan, yıkılan Osmanlı’nın borçları, Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödenmiştir. Osmanlı Devleti’nin çöküş dönemi padişahlarından Abdülhamid’e “ulu hakan” diyenler; büyük kurtarıcımız Atatürk’e hakaretler yağdırmaktadır.
Eşsiz liderimiz Atatürk’ün adını her yerden silmek isteyenlerin, “iki ayyaş” diyenlerin, Atatürk Havalimanı’nı kapatarak, pistleri yok etmeye çalışanların, Atatürk’ten ve laik, demokratik cumhuriyetimizden intikam almak isteyenlerin, baskıcı yönetim kuran Abdülhamid’e sarılmaları doğaldır. Çünkü hepsi aynı yolun yolcularıdır.
Abdülhamid döneminin baskılarına benzer olaylar, günümüzde de yaşanmaktadır. O yüzden Meral Akşener’in “bugünün Abdülhamid Han’ı, Recep Tayyip Erdoğan’dır” sözünde yadırganacak, eleştirilecek bir durum söz konusu değildir. Eleştirilmesi gereken konu, büyük Atatürk’e karşı yapılan hakaretlerdir. Kurtarıcısını eleştirenler, özgürce yaşadıkları topraklara yabancılaşan vatan hainleridir, bölücülerdir, yobazlardır, çıkarcılardır, dış güçlerin maşalarıdır. Ancak er ya da geç hepsine hak ettikleri yanıtın verileceğinden kimse şüphe duymamalıdır.

BUGÜNÜN ADBÜLHAMİD’İ

Posted in Tarih, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN * SOKAK KAMERALARINA YANSIYAN İNANILMAZ 45 GÖRÜNTÜ

Posted in HAYATIN İÇİNDEN, VİDEOLAR | Leave a comment

TARİHİ SAPTIRANLAR * MEB’E GÖRE VAHDETTİN, ATATÜRK’Ü SAMSUN’A VATANI KURTARMASI İÇİN YOLLAMIŞ

MEB’E GÖRE VAHDETTİN, ATATÜRK’Ü SAMSUN’A
VATANI KURTARMASI İÇİN YOLLAMIŞ

Tarihçi – MUSTAFA SOLAK – 20.05.2022
solak81@outlook.com

Türk Tarih Kurumu da 2014 yılında yaptırdığı Vahdettin’in 17 Kasım 1922’de İstanbul’dan kaçmasıyla ilgili “Ayrılış”[1] isimli kısa belgesel, Vahdettin’in Atatürk’ü milli mücadeleyi başlatması için görevlendirdiği ve vatanı kurtarmak, Sevr’i onaylamamak için emperyalistlerle nasıl mücadele ettiği üzerine kurgulanmış.
Vahdettin’in bu belgeseldeki “paşa, paşa memleketi kurtarabilirsin” ifadeleri ders kitaplarında da var. Vahdettin’in emperyalizm işbirlikçiliği gizlendi. “Kurtuluşta payı var” algısı yaratıldı. Milyonlarca öğrenciye Lise ve Ortaokul “TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitaplarında okutuluyor. 12. Sınıf TC İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders kitabının 62. sayfasında “Mustafa Kemal Paşa anlatıyor” başlığı altında şu şekilde yer almıştır:
“Yıldız Sarayı’nın ufak bir odasında Vahdettin’le diz dize denecek kadar oturduk. Onun sağında hemen dirseğini uzatarak dayandığı bir masa üstünde bir kitap vardı. Odanın Boğaz’a doğru açık penceresinden gördüğümüz manzara şu idi: Yan yana demirlemiş birkaç sıra zırhlı. Cephe topları sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuştu. Söze Vahdettin başladı:
-Paşa, Paşa, şimdiye kadar devletimize çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne basarak
– Tarihe geçmiştir. O zaman masa üstündeki kitabın tarih kitabı olduğunu öğrendim. Soğukkanlılık ve dikkatle dinliyordum.
– Bunları unut, dedi. Şimdi yapacağın hizmet, şimdiye kadar yaptıklarından mühim olabilir. İstersen devleti kurtarabilirsin.
– Hakkımdaki teveccühünüze teşekkür ederim. Memleketi kurtarmak için elimden geleni yapacağıma şüphe etmeyiniz.”[2]
MEB, “Paşa, paşa…” ifadelerinin devamında Atatürk’ün ne dediğini vermeyerek Padişahın Atatürk’ü vatanı kurtarması için yolladığı algısı yaratıyor. Atatürk’ün ne dediğini diyaloğun devamını vererek gösterelim:
“Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimî mi konuşuyor? O Vahdettin ki ecnebi hükûmetlerin yüzüncü derece âletleriyle temas arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu, bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahminle başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim: ‘Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmiyeceğime emniyet buyurunuz.’ Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında, bütün his ve fikirlerini, temayüllerini tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekliyebilirdim? Memleketi kurtarmak lâzımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim: Vahdettin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz İstanbul’a hâkim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikâyet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri uslandırırsam, Vahdettin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım. ‘Merak buyurmayın efendimiz,’ dedim, ‘nokta-i nazar-ı şahanenizi anladım. İrade-i seniyeniz [padişah iradesi] olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmıyacağım.’ ‘Muvaffak ol!’ hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım.’ “[3]”
Ertesi gün Samsun’a hareket eden Atatürk, Samsun’a vardığında komutanlara ve halka yönelik telgraf ve bildirilerinde işgallere direnilmesini, askerin terhis edilmemesini, silahların teslim edilmemesini söyleyecek, İzmir’in işgalini protesto edecektir. Havza’daki mitinge katılacaktır. İngilizlerin isteği üzerine Samsun’a ayak bastığından 20 gün sonra, 8 Haziran 1919’da İstanbul’a geri çağrılır. Hükümet, 23 Haziran 1919’da İstanbul’a gelmediği ve “halkı hükümete karşı tahrike teşebbüs ettiği” gerekçesiyle, kendisini azleder. 7-8 Temmuz’da padişah ve hükümetle süren telgraf görüşmesinde askerlikten istifa ettiğini belirtir. Dahiliye [İçişleri] Nazırı Adil Bey, 29 ve 30 Temmuz 1919 tarihiyle hemen tüm il ve kaymakamlıklara gönderdiği şifre telgrafla, Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Beyin yakalanarak derhal İstanbul’a gönderilmelerini ister. Sonrasında Dürrizade fetvasıyla kafir ilan edilmesi, idam fermanı, Kuvayi İnzibatiye adlı Halife ordusu üzerine yürütülür.
Bunu yapanlar mı Atatürk’ü Samsun’a vatanı kurtarması için yolladı!
Atatürk, “Nutuk” adlı eserinde Vahdettin ve Damat Ferit için şöyle der:
“Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı.”[4]
Dahası “hain Vahdettin”[5] , “millet haini kabine”[6] der.
Mavi Vatan’dan, Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırısı üzerinden, Suriye’den sıkıştırılmak istene Türkiye’de emperyalizme karşı mücadelenin lideri Atatürk, milletimizi birleştirebilir. Atatürk’ü çıkararak değil, vatan savunmasında ve milli birliği sağlamadaki rolünü anlatarak badireleri savuşturabiliriz. Dolayısıyla Atatürk sadece tarihin ve kendisini doğru anlatılması için değil geleceğimiz için de önemlidir.

[1] Film şu bağlantıdan izlenebiliyordu ama kaldırılmış: https://www.youtube.com/watch?v=XhTQrrMvsg0&fbclid=IwAR3qv2CrbvdZOqI081YT_iwmK8xexqFJhIpFbmgrBw-q78hWnqUgCcoDJtk.
[2] Akif Çevik, Gül Koç, Koray Şerbetçi, Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 12, T.C. MEB Devlet Kitapları, 2. Baskı, Ankara, 2019, s.62.
[3] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, Bateş Yayınları, 1980, s.173-174.
[4] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.19 (Nutuk 1), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2006, s.23.
[5] Age, s.183.
[6] Age, s.217.
Posted in ATATURK, EĞİTİM, Tarih | Leave a comment

19 MAYIS 1919=19 MAYIS 2022 ŞARTLARI

19 MAYIS 1919=19 MAYIS 2022 ŞARTLARI

Zahide UÇAR(20. 05. 2022)

19 Mayıs 1919 yılı ülke şartlarıyla 19 Mayıs 2022 şartları nerede ise aynıdır. O dönem ülke saltanat(monarşi) ile yönetiliyordu. Şimdi de monarşi ile yönetiliyor. Halkın iradesi Padişaha bağlıydı. Şimdi de egemenlik milletten alınıp saraya bağlandı. Zararlı cemiyetler, dış güdümlü tarikatlar tekrar vücut buldu. Buğdayı gene dışarıdan alıyoruz. Halk gene ağır vergiler altında eziliyor. Duyun-ı Umumiye bile güncellendi. Türkler gene aşağılanıyor. Gene milletin çocukları her gün şehit oluyor, kimsenin umurunda bile değil. Onlar yoksullukları nedeniyle ölüme gidiyor.
* Ülke işgal edildiği zaman ne olmuşsa hepsini gene yaşıyoruz. Türk Milleti organize bir biçimde soyuluyor. Yer altı, yerüstü kaynaklarımız yağmalanıyor. Hatta müzelerimiz bile soyuluyor.
* Cumhuriyet Savcıları Cumhuriyet Savcısı olmaktan feragat etti. Sarayın kadısı oldu.
* Ülke gene dönme devşirmelerin eline geçti. Seyit Rıza, Şeyh Sait gibi hainler çoklanarak yeniden vücut buldu. İhanete kaldıkları yerden devam ediyorlar. Hainlerin heykelleri dikiliyor. Kemalistlerden nefret eden, Kuvayi Milliyecilerin can düşmanı, Türklüğümden tövbe estağfurullah diyen Şeyhülislam Mustafa Sabri güncellendi. Kaldığı yerden fetva vermeye devam ediyor. Adı okullara, hastanelere veriliyor. Hatta adına dernek bile kuruldu.
* Ruh hastası, İngiliz istihbarat elemanı Rıza Nur’un varisi ruh hastası püsküllümüz bile oldu. Keşke Yunan galip gelseydi dedi. En üst mertebeden kişiler tarafından el üstünde tutuldu.
* Ege adalarımız ve karasuları Yunanistan tarafından işgal edildi. Ülkemiz Batı’dan bölündü.
* Selefilik yeniden hayat buldu. Fetvalarla milletin canına okunuyor. Diyanet ruhban sınıfına dönüştü. Ortaçağ papazlarının kaldığı yerden devam ediyor. 21. Y.Y.da Engizisyon mahkemeleri kuruluyor. Ankara Müftüsü Mehmet Rıfat Börekçizade’nin mirasçısı gerçek din adamları hala mahkumiyet kararı alıyor. Sürülüyor. Allah’tan korkanlar Allah’tan korktuğu için ceza yiyor.
* Düşman Türk Subayını aşağılayarak Türk Ordusunu tarumar etti. Nemrut Mustafa divanları kuruldu. Türk subaylarını, vatanseverleri ölüme yolladı. Düşman askerin savaş sırlarını bile çaldı. Düşmanlarımıza verdi.
* Kubilay’ın başını kör testere ile kesenlerin ruh ikizleri, kumpas kurdukları Ordu için yaralı bırakılmaz(!) bile dedi. Yani, yaralı bırakmayın, kör testere ile kesin dedi. Gencecik subay adayları boğaz köprüsünde parçalara ayrıldı. Ayıranlar caniler için yargılanamaz diye kanun olarak fetva bile çıkarıldı.
* Bütün zararlı dernekler yeniden vücut buldu. Yabancı istihbaratların ajanları gene tekkelerinden Türk Halkını kimliksizleştirip ruhlarını çalıyor.
* Yanaşma Alemdar Gazetesi 50’den fazla isimle yeniden hayat buldu. Kemalistlere saldırmaya devam ediyor. Ali Kemaller serisi üretildi. Hepsi Ali Kemal’den daha cesaretli ve cahildir. Cahil cesaretiyle bütün ihanetlerini açıktan yapıyorlar.
* Halifelik ordusu Kuvayi İnzibatiye bile kuruldu. O zaman Saray Kuvayı İnzibatiye için 1 milyon 250 bin 836 Lira ayırmıştı(Sinan Meydan). Yenisine örtülü ödenekten ne kadar verildi bilmiyoruz. Günceli de Kuvayı Milliye ruhuna düşman. Türk Ordusundan geri kalanlara paralel kurulan Kuvayı İnzibatiye gene Türklüğümüze, kimliğimize, kültürümüze, dilimize düşmandır. Duyduk ki,
* Kuvayı Milliye vatan savaşı yaparken iç savaş çıkarmak için kurulan Kuvayı İnzibatiye görevine kaldığı yerden devam ediyormuş… Gene iç savaş(kaos) çıkarma planları yapıyormuş…
* Pontusçular rahat rahat çalışıyor. Büyük Ermenistan hayali kuran Ermenilerle bölücü Kürtler gene işbirliği yapıyor. Yani, Ermeni Boghos Nubar Paşa ile Baban Aşiretinden Şerif Paşa güncel isimlerle gene “Ermeni-Kürt” Muhtırasını imzalıyor.
* İtilaf Devletleri hala düşmanımız. Kurtuluş Savaşında aldıkları yenilginin intikamına hazırlanıyor. Yunan gene emperyalist devletlerin kıçına yapışmış, İzmir, İstanbul hayali kuruyor. Yeni işbirlikçiler çok daha cesaretli. Sizi böleceğim diyen ülkenin projesinde rol alıp eş başkanlık görevini kabul ediyor.
* TBMM yeniden Meclis-i Mebusan oldu. Bölücüler, gericiler, devşirmeler Türk Milletinin tepesinde tepiniyor. Bütün bunlar olurken biz ne mi yaptık? SEYRETTİK! Utanmadan bir kurtarıcı bekledik. Vatan şairi Namık Kemal’in dediği gibi;
Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Hak’tan da yardım bekleriz
Ne utanmaz köpekleriz
Geldik vatan kavgasına
Düştük rütbe yağmasına
Daldık dünya safasına
Ne utanmaz köpekleriz
İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehirdir ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez
Ne utanmaz köpekleriz
Biz bakmadan sağa sola
Düşman girdi İstanbul’a
Vatanı sattık bir pula
Ne utanmaz köpekleriz
Dalkavuklukta irtikap(yiyicilik)
İşte etti bizi harab
Sen söyle ey şevketmeap
Ne utanmaz köpekleriz
Vatanın girdik kanına
Leke getirdik şanına
Cümlemizin bok canına
Ne utanmaz köpekleriz
Ve dün Türkiye Monarşi Cumhuriyeti 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladı(!)..
19 Mayıs 1919 günü ülkeyi işgalden kurtarmak için Mustafa Kemal’in başlattığı
Kurtuluş Savaşı T.C. Devletinin kurulması ile sonlandı. Yokluk içinde, silahsız ve dağıtılmış güçsüz bir ordu ile kazanılan Kurtuluş Savaşı ve devlet… Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk Milletine sadece bağımsız bir ülke vermedi. Ezilen, kimliği yok edilen, aşağılanan, yoksul ve fakir bırakılan, vergiler altında inleyen Türk Milletine hakkını geri verdi. Geri vermekle kalmadı. Kaybettiği öz güveni geri kazandırarak ayağa da kaldırdı. Biz işte bu muhteşem insana ihanet ettik. Emanetini koruyamadık. Şehitlerimize ihanet ettik. Geleceğimize, çocuklarımıza, vatanımıza ihanet ettik.
Vatanı emanet ettiği gençlere bıraktığı “Gençliğe Hitabe” aslında bir vasiyetnamedir. Ülkemizin düştüğü durum Gençliğe Hitabede birebir anlatılmıştır. Çıkış yolu da anlatılmıştır. Bu çok kıymetli vasiyete sahip çıkmadıkça 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamaya hakkımız yoktur! İki yüzlülüğe ve arsızlığa devam ederek kendimizi inkar ettiğimizi ne zaman anlayacağız?
Kurtarıcısına ihanet eden hiçbir kavim ayakta kalamadı. Bizler de ihanet ettik. Son şansımız. Daha ağır bir bedel ödemeden aklımızı başımıza almalıyız!
Posted in FAŞİZM, İrtica, Politika ve Gundem, SİYASAL İSLAM, TARİKAT VE CEMAATLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK, Zahide Uçar | Leave a comment

KISSADAN HİSSELER * KUYRUK

KISSADAN HİSSELER * KUYRUK


Doğu Alman Devlet adamı Honecker yürürken gençlerin uzun bir kuyrukta beklediğini görür.
Sorar, “Bu neyin kuyruğu?”. “Ülkeyi terk etme kuyruğu diye yanıt alır.”
Honecker de merak ederek kuyruğa girer ve beklemeye başlar.
Az sonra kalabalık ve uzun kuyruk yavaş yavaş dağılmaya başlar…
Birine sorar, “peki şimdi niçin dağılıyor kuyruk?”
Cevabını alır, “efendim siz gidecekseniz, Artık bizim gitmemize gerek kalmadı.”
Bazen bir kişinin gitmesi yeterli olur…

Erich Honecker (1912 -1994), 1971’den 1989’a değin eski Doğu Almanya’yı yöneten devlet adamı. Toplum üzerinde baskı kurması ve Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya kaçmaya çalışan 48 kişinin vurularak öldürülmesinden sorumlu tutuldu.
Honecker, reformcu lider Mihail Gorbaçov yönetimindeki SSCB’nin desteğini yitirdikten sonra, Doğu Alman kentlerinde yükselen demokrasi yanlısı kitle gösterileriyle karşı karşıya kaldı. 18 Ekim 1989’da, Almanya Komünist Partisi Merkez Komitesi tarafından parti genel sekreterliği, devlet başkanlığı ve silahlı kuvvetler komutanlığı görevlerinden alındı.
Görevlerinden ayrıldıktan sonra yolsuzluk, iktidarı kötüye kullanma, Doğu Almanya’dan kaçmaya çalışan 49 kişinin öldürülmesi doğrultusunda emir vermesi gibi suçlamalarla karşılaştı. Nisan 1990’da Berlin yakınlarındaki bir Sovyet askeri üssüne sığındı. Mart 1991’de, Sovyet hükümeti, Alman yönetiminin iade istemini geri çevirerek hasta olan Honecker’i Moskova’ya getirerek ona siyasi sığınma hakkı tanıdı. Ama o yıl sonunda SSCB’nin dağılması ve komünist yönetimin sona ermesi üzerine Honecker 1991 yılı sonunda Moskova’daki Şili büyükelçiliğine sığındı. Yeni birleşik Almanya hükümetinin diplomatik girişimleri sonucunda 29 Temmuz 1992’de bu ülkeye iade edildi.
Berlin’de gözaltına alınan Honecker 12 Kasım 1992 tarihinde Moabit Hapishanesi yargılanmaya başladı. Kısa süre sonra Honecker’in bozulan sağlık durumu gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi. Serbest bırakılan Honecker eşi Margot Honecker ile beraber kızı ve damadının yaşadığı Şili’ye gitti. 29 Mayıs 1994’te, uzun zamandır mücadele ettiği karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.
Posted in KISSADAN HİSSELER | Leave a comment

KISSADAN HİSSELER * ORMANDAKİ ADALET…

KISSADAN HİSSELER * ÜLKENİN GERÇEKLERİ


Fil Ormanın kenarındaki ırmaktan su içerken, yanından hızla koşan bir ceylan geçer.
Fil ceylana seslenir “neden hızla koşuyorsun? Seni kovalayan yok ki!
Ceylan koşarken cevap verir “Köyü polisler bastı, tüm keçileri tutukluyorlar”
Fil şaşırır, “İyi ama sen keçi değilsin ki!”
Ceylan “Durumları biliyorsun, keçi olmadığımı anlatıncaya kadar hapiste 20 sene geçer”
Fil su içmeyi bırakır, O da ceylanın peşinden koşmaya başlar…

Posted in KISSADAN HİSSELER | Leave a comment

GÖÇLER , GÖÇMENLER * TÜRK’ler NEREYE GİTTİ?

Posted in GÖÇLER-GÖÇMENLER, VİDEOLAR | Leave a comment

19 MAYIS; KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN 103. YILI ve ATAMIZIN 141. DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN !!!

19 MAYIS; KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN 103. YILI ve
ATAMIZIN 141. DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN !!!


Askeri eylemler, siyasi eylemlerin ümitsiz olduğu noktada başlar. Ümidin güvenli bir surette geri dönüşü, orduların hareketinden daha hızlı hedeflere ulaşmayı temin edebilir. (1922, İzmir) Mustafa Kemal ATATÜRK

Değerli Arkadaşlar,
Güzel ülkemiz yine emperyalist güçlerin hedefi oldu ve bizi bölmek ve yok etmek için büyük çaba içindeler. Onları 103 yıl önce de engelleyen ve ulusal birlikteliğimizi sağlayan yüce önderimizi, 141. Doğum gününde, sevgi ve saygı ile anıyoruz. Sizlere 16 yıl önce göndermiş olduğum Atamızın doğum günü kutlama yazımı bir kez daha anımsatmak istedim.
Değerli arkadaşlar,
Daha önce İngiltere, Fransa ve Rusya maskesini kullanan Emperyalizm, Osmanlıyı yıkmak ve parçalamak için Rumları, Kürtleri ve Ermenileri kışkırtarak, birçok isyanın çıkmasını sağlamıştır. Osmanlının yıkılmasından sonra Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde, emperyalizme ve onların işbirlikçilerine karşı koyarak bağımsızlığı elde eden Türkiye Cumhuriyeti, birçok mazlum ülkeye örnek olmuştur. Bu başarıyı hazmedemeyen uluslararası emperyalizm, bu kez AB-D maskesi ile Türkiye Cumhuriyetini bölmek ve parçalamak için farklı yöntemlerle, aynı piyonları kullanmaktadır.
Güzel ülkemizde yaşadığımız kanlı terörün önlenmesi konusunda 2005 yılında sizlere yazmış olduğum bir yazımda, teröre bulaşmış vatandaşlarımıza seslenerek; “Emperyalist ülkelerin kendi çıkarlarını korumak uğruna yaptıkları çeşitli ayak oyunları ile ülkemizde kandırdıkları yurttaşlarımızı uyararak; Lütfen, gün gelecek emperyalistlerin sizi nasıl kandırdıklarını algılayacaksınız. Onların kirli istekleri için kaç tane yurttaşımızın boş yere canını kaybettiğini göreceksiniz. Sonunda onların çıkarı kalmayınca sizleri bırakıp gidecekler, bizler baş başa kalacağız. Yine sizlere, yüzyıllardır akraba ve arkadaş olan bizler sahip çıkacağız. Ama yaptıklarınızdan utanıp yüzümüze nasıl bakacaksınız? O nedenle sonradan üzüleceğiniz ve utanacağınız eylemler için bir kez daha düşünmenizi istiyorum” demiştim.
Değerli arkadaşlar,
Terörizme karşı en önemli aşı, ulusal birlik ve bütünlüğün pekiştirilmesidir. Bu birlik ise terörizme karşı toplumsal anlaşma ve sorunlara ulusal güvenliğimiz ve ulusal birlikteliğimizin sağlanması ön koşulu ile bakmamızı gerektirir. Ayrıca T Ü R K ve K Ü R T kelimelerinin aynı harflerden oluştuğunu görmemiz gerekir. Yani yüzyıllardır aynı ülkede yaşayan, aynı havayı soluyan ve aynı suyu paylaşan, akraba ve kardeş olan yurttaşların oluşturduğu bir ulus olduğumuzu bilmemiz gerekiyor.
Yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK, ulusal birlikteliğimizi NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE özdeyişi ile dile getirmiştir. Yani NE MUTLU TÜRK OLANA DEMEMİŞTİR.
Bu ana fikrin tüm yöneticilerimlz tarafından da kabul edilmesi ve güzel ülkemizin korunması, Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza dek yaşamasına neden olacaktır. Yüzyılın lideri seçilen ve emperyalizme karşı tüm dünyaya, ulusal devlet nasıl kurulur örneğini veren yüce atamızla ne kadar övünsek yeridir.
Sevgi ve saygılarımla (19.5.2022)
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

DEGERLI ARKADASLAR,
YUCE ONDERIMIZ MUSTAFA KEMAL ATATURKUN 125. DOGUM GUNUNU GURURLA KUTLARIM. ONUNLA NE KADAR OVUNSEK AZDIR. BURADAN TUM YONETICILERIMIZE SESLENIYORUM. LUTFEN ONUN ILKE VE DEVRIMLERINI BIR KEZ OKUYUN. CUNKU ULKEMIZIN KARSI KARSIYA KALDIGI BU GUNKU EMPERYALIST KOSULLAR, ONUN DA 1920 LERDE KARSI KARSIYA KALDIGI KOSULLARA COK BENZEMEKTEDIR. ONU SEVSENİZ VEYA SEVMESENIZ DE, ULKEMIZIN GELECEGI ICIN ONUN DAHİCE FIKIRLERINDEN YARARLANIR MISINIZ?
ULUSAL BAGIMSIZLIGIMIZI VE CUMHURIYETIMIZI KORUMAK ADINA, TUM VATANSEVERLERIN BIRLIK VE BERABERLIK ICINDE BULUNMA ZAMANIDIR.YUCE ONDERIMIZIN LIDERLIK OZELLIKLERINI ICEREN BIR YAZIMI SIZLERE YENIDEN ANIMSATMAK ISTEDIM.
SEVGI VE SAYGILARIMLA (15.05.2006)
PROF.DR. MEHMET ALI KORPINAR

LİDERLİK KAVRAMI NEDİR VE GERÇEK LİDER KİMDİR?
Değerli arkadaşlar;
Adnan Nur BAYKAL YÖNETİCİLER İÇİN BİR BAKIŞ: Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Liderlik Sırları (Nordstern İmtaş Sigorta katkılarıyla) isimli kitabında; önce 50 maddelik bir YÖNETİCİLİK VE LİDERLİK ÖZELLİKLERİ listesi çıkarmış.
Sonra da NUTUK’u, Atatürkün diğer söylev ve demeçlerini, Atatürk’e ilişkin 100’ün üzerinde kitabı taramış. Ardından ”50 özellik” sınıflandırmasına uyarak Atatürk’ten alıntılar yapmış ve derlediği anektodları da bunlara eklemiş. Böylece yöneticilik ilkelerini çok iyi bilen bir liderimiz ile bugünün yöneticileri arasında, ilginç bir köprü kurmuş.
Buna göre, yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri ile bu özellikler arasında kurulan ilişkilerden bazılarını bilgilerinize sunmak isterim.
Karşısındakini dinleme alışkanlığı: “Birbirimizi uyarmakta ve haklı tenkit etmekte yalnız fayda vardır, bundan asla zarar gelmez. Fakat aksinden çok zarar görüleceği tecrübelerle sabittir.”
Hedefe yönelik kararlılık: “Maksadımız, gün kazanmak değil, bütün hayatımızı hakiki hedeflere sevk ederek, en nihayet millete bir gün eliyle tutacağı maddi eserler vermektir.”
İnsana değer verme: “Sermayenin azlığına bakarak cesaretiniz kırılmasın. Böyle müesseseler için en kuvvetli sermaye, zeka, dikkat, iffettir. Teknik ve metodik çalışmasını bilmektir. Bu düşünce ile işe sarılınız, muhakkak başarılı olursunuz.”
Yaptığı işe inanma: “İhtirassız hiçbir şey meydana getirilemez. Gerçek olan budur. Ama ihtirasın, millet yolunda, halk için bir gayeye yönelmesi şarttır.”
Mükemmeliyetçi olma: “Ben ancak daha iyisini yapabileceğim şeyi tahrip ederim. Yapamayacağım şeyi tahrip etmem.”
Problem çözücü olma: “Zorlukları çözen kimse olmak isteyenlerin ilk yapacakları, olayın içyüzünü bilip, ona uymak olmalıdır.”
Programlı olma: “Uygulamayı bir takım evrelere ayırmak ve adım adım ilerleyerek amaca ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Başarı için pratik ve güvenilir yol her evreyi vakti geldikçe uygulamaktı.”
Strateji bilincine sahip olma: “Sınırlı vasıtalarla büyük işler görmenin denenmiş biricik usulü, kuvvetlerimizi dağıtmamak, mevcut vasıtaların hepsini gayelerimizin en önemli olanları üzerinde toplamaktır.”
Vizyon sahibi olma: “Değişikliklerin sabit ve belirli vaziyetleri yoktur. Ama bu değişiklikler, faal insanlar için imkan ve kolaylık hazırlar.”
Yönetme yeteneği: “Her vaziyette, her meselede talimat verenle o talimatı uzakta ve bilhassa talimat verenin temasta bulunmadığı şartlar altında uygulayan arasında görüş ayrılıkları olabilir. Asıl hedefin korunması şartıyla durum, hal ve icaba göre idare olunur.”
Zamanlama: “İlerde yapacağım şeyi bana şimdiden söyletmeyiniz.”
Degerli arkadaşlar, gerçek bir liderimiz olduğu için ne kadar övünsek azdır. Ulusal bağımsızlığımızı sağlayan, ulus devlet olmamızı gerçekleştiren önderimiz ve onun ilke ve devrimleri, emperyalist ülkelerin kirli amaçları için en büyük engeldir.
Örneğin; Yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ilke ve devrimleri, AB tarafından en büyük engel olarak görülmektedir. Hollandalı 30 yıllık politikacı, Hristiyan Demokrat parlementer Oostlander tarafından Mart-2003 de hazırlanan ön raporda, KEMALİZM ilkeleri, AB’ye üye olmamız için en büyük engel olarak tanımlanmışdır.
Yine geçenlerde Avrupa Parlamentosu’nun bir İngiliz milletvekili Andrew Duff de basın toplantısı düzenlemiş ve şöyle demişti: ‘Devlet dairelerinden Atatürk’ün resimlerinin kaldırılması zamanı geldi. Türkiye bunu yapmalıdır.’
Neden ondan bu kadar korkuyorlar, neden onun ilke ve devrimlerinden bu kadar çekiniyorlar? Lütfen düşünün ve gereken yorumu yapın. Hiç kimse onu aklımızdan ve kalbimizden silemez, onun ilke ve devrimlerini yok edemez, kaldıramaz. Onu sonsuza dek yaşatacağız.

Sevgi ve saygılarımla (10.11.2005).
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment