ORGANİZE İŞLER * HER KARIŞTA AYRI VURGUN * BİR ARAZİ, BİR BANKA, BİR MİLLETVEKİLİ

Posted in ORGANİZE İŞLER, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

FEYM BÜLTENİ – 24/2023 * Ermeni Faaliyetleri – 28 Ocak 2023

FANATİK ERMENİ YALANLARINA KARŞI

FEYM BÜLTENİ – 24/2023 * Ermeni Faaliyetleri – 28 Ocak 2023


1.. ŞEHİT DİPLOMATLARIMIZ – Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) çalışanları, 27Ocak 1973 tarihinde radikal Ermeni milliyetçisi teröristler tarafından şehit edilen Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet BAYDAR ve Konsolos Bahadır DEMİR’in ve 28 Ocak 1982 tarihinde şehit edilen Kemal ARIKAN’ın aziz hatırası önünde saygıyla eğilir. (Not: FEYM Grubu olarak biz de aziz şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyor, Ermeni asıllı terörist katilleri şiddetle protesto ve lanetliyoruz ..,o.tan)https://avimbulten.org/tr/Bulten/SEHIT-DIPLOMATLARIMIZ-38


2. Muhalefet milletvekili, Ermeni yetkilileri ülkeyi ‘büyük riske’ atmakla suçluyor
Muhalefet milletvekili Tigran Abrahamyan, Ermeni liderliğini yeni bir AB izleme misyonu göreve çağırdıktan sonra ülkeyi büyük riske atmakla suçladı. AB, Ermenistan’ın talebi ile Pazartesi günü iki yıllık sivil misyonu onayladı. Bunun “Ermenistan’ın sınır bölgelerinde istikrara katkıda bulunacağını” ve Ermenistan-Azerbaycan barış anlaşmasını kolaylaştıracağını söylediler. Muhalefetteki Pativ Unem grubunu temsil eden Abrahamyan, Cuma günü bir Facebook gönderisinde, Rusya’nın AB misyonuna yönelik sert eleştirisine dikkat çekti. Rusya Dışişleri Bakanlığı Perşembe günü yaptığı açıklamada, AB’nin “ABD ve NATO’nun bir uzantısı haline geldiğini ve yalnızca bölgeye jeopolitik rekabet getirmek ve mevcut çatışmaları alevlendirmek için çatışmacı bir politika izlediğini söyledi. “AB misyonunun ilan edilen sivil doğasına aldanmamalıyız, AB’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası çerçevesinde formüle edilmiştir. Dağlık Karabağ’daki Rus barışı koruma misyonu ve Ermenistan’da görev yapan Rus sınır muhafızlarının AB gözlemcilerinin davranışlarına tepki gösterecekleri” uyarısında bulundu. Milletvekili, “Ermeni makamları, Rusya ile Batı arasındaki derin çatışmayı tamamen Ermenistan’a aktarmayı başardı ve ülkeyi ‘deneme alanı’ olma yolunda büyük risk altına soktu” dedi. https://www.panorama.am/en/news/2023/01/27/Tigran-Abrahamyan/2786578

3. Gürcistan-Ermeni sınırından basitleştirilmiş geçiş anlaşması yürürlüğe girdi… Gürcistan hükümeti Ermenistan ile sınır geçişlerini kolaylaştırma anlaşmasının prosedürlerini tamamladı, ilgili hükümet kararnamesi Georgian Legislative Herald’ın internet sitesinde yayınlandı. Sputnik Georgia’nın bildirdiğine göre, her iki ülke vatandaşlarının devletler arası sınırı pasaportsuz – elektronik kimlik kartlarıyla geçebilecekleri anlaşma, Gürcistan ve Ermenistan hükümet başkanları Irakli Garibashvili ve Nikol Pashinyan tarafından 12 Ocak 2023’te imzalandı. Kararnameye göre hükümet, “Gürcistan ve Ermenistan cumhuriyetleri arasında vatandaşların ikili vizesiz dolaşımına ilişkin” imzalanan anlaşmayı onayladı. https://armedia.am/eng/news/110843/agreement-on-simplified-crossing-of-georgian-armenian-border-enters-into-force.html

4. ABD’li yetkili: Dağlık Karabağ’da konuşlu Rus barış güçlerinin yapıcı bir rolü yok... Rusya ve İran’ın Güney Kafkasya’daki etkinliği endişe verici. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Karen Donfried, Voice of America’nın Ermeni servisine şunları söyledi; “ Dağlık Karabağ’da konuşlanmış Rus barış gücü yapıcı bir rol oynamıyor ve İran aktif olarak Güney Kafkasya’daki siyasi, güvenlik ve ekonomik rolünü genişletmeye çalışıyor.” Donfried, Rusya ve İran’ın Güney Kafkasya’daki aktifliğinin Ermenistan-Azerbaycan barış sürecine daha da aciliyet vermesi gerektiğini vurgulayarak, bu endişelerin geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş nedeniyle arttığını kaydetti. https://news.am/eng/news/741784.html

5. Ermenistan, Karabağ’a uluslararası misyon gönderilmesi gerektiğini vurguluyor… Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, İzlanda Dışişleri Bakanı Þórdís Kolbrún Gylfadóttir ile yaptığı telefon görüşmesinde, mevkidaşını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığı görevini üstlendiği için tebrik etti. Telefon görüşmesinde Azerbaycan’ın Laçin Koridoru’nu abluka altına alması nedeniyle Dağlık Karabağ’da yaşanan insani duruma değinildi. Mirzoyan, İzlanda Dışişleri Bakanı Gylfadóttir’in Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanı olarak Laçin Koridoru ablukası konusunda ifade ettiği net tavrı takdir ettiğini bildirdi, Ermeni tarafının, kötüleşen durumu dikkate alarak, sahada insani durumu değerlendirmek için uluslararası bilgi toplama misyonunun Karabağ ve Laçin Koridoru’na konuşlandırılmasının önemini vurguladı. https://en.armradio.am/2023/01/27/armenia-fms-stress-the-need-for-deployment-of-international-mission-to-artsakh/

6. Soykırım tehdidiyle karşı karşıya kalan Ermeni Hıristiyanları korumak için “Karabağ’ı Kurtaralım” koalisyonu kuruldu… Azerbaycan’ın Karabağ halkına yönelik devam eden operasyonlarına yanıt olarak, birçok sivil toplum kuruluşu ve aktivist, “Karabağ’ı Kurtaralım” koalisyonunun başladığını duyurmak için 27 Ocak’ta ABD Kongre Binası önünde toplanacak. Koalisyon, Ermenilerinin kaderinden endişe duyan Kongre üyelerini, Ermeni cemaatinin temsilcilerini, STK’ları ve dini liderleri içeriyor.
https://tr.armradio.am/2023/01/27/soykirim-tehdidiyle-karsi-karsiya-kalan-ermeni-hiristiyanlari-korumak-icin-karabagi-kurtaralim-koalisyonu-kuruldu/

7. Hükümet, orduda geniş çaplı reformlar gerçekleştirdi…. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Ermenistan Silahlı Kuvvetlerinin kuruluşunun 31. yıldönümü münasebetiyle bir tebrik mesajı gönderdi. Başbakanlık’tan verilen bilgiye göre, mesajda özellikle şunlar belirtiliyor: “Bugün Ordumuzun kuruluşunun 31. yıl dönümünü kutluyor, öncelikle Vatan için canlarını veren şehitlerimizi rahmetle anıyoruz….Bugün Ermeni ordusunda görev yapan binlerce asker Ermenistan Cumhuriyeti’ne adanmış, bağımsızlığına, egemenliğine ve devletine hizmet ediyor ve onların hizmet kalitesini değiştirmek için her şeyi yapacağız. Bu nedenle hükümet, her askeri, her subayı daha yetenekli ve profesyonel kılmak için orduda geniş çaplı reformlar gerçekleştirdi….” https://www.armenpress.am/eng/news/1102767.html

8. Lemkin Enstitüsü, “BBC’den Stephen Sackur’un ‘Soykırım Önermesi’nden dehşete düştü… Lemkin Soykırım Önleme Enstitüsü, BBC HARDtalk Sunucusu Stephen Sackur’un bir röportaj sırasında Karabağ’daki Ermenilerin karşı karşıya olduğu iki gerçekçi seçenekten biri olarak soykırımı teklif etmesi karşısında şok ve dehşet içinde.
https://massispost.com/2023/01/lemkin-institute-says-horrified-by-bbcs-stephen-sackurs-genocidal-proposal/

9. Goris’te Sıkışan Karabağ’a İnsani Yardım, Rus Barış Muhafızları ile Müzakereler Devam Ediyor…Medyanın araştırmalarına yanıt olarak, Karabağ Ermeni Yönetimi Bilgi Merkezi 27 Ocak’ta Facebook sayfasından Hayastan All tarafından 100 ton gıda bağışlandığı bilgisini verdi. Azerbaycan’ın Karabağ’ı dış dünya ile birleştiren tek yolu kapatmasının neden olduğu insani krizin hafifletilmesi için Karabağ Ermeni halkına yönelik Ermeni Fonu ve bir dizi Ermeni ve yabancı yardım kuruluşu tarafından bağışlanan 250 tondan fazla insani yardım ve çocuklar için hazırlanan yıl dönümü hediyeleri halen Goris’te kalıyor ve yolların kapalı olması nedeniyle teslim edilemiyor.
https://mirrorspectator.com/2023/01/27/humanitarian-aid-for-artsakh-stuck-in-goris-negotiations-with-russian-peacekeepers-continue/

10. Polonya Senatosu Laçin koridoru ile ilgili yasa tasarısı onayladı….Polonya Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Laçin koridorunun açılmasıyla ilgili yasa tasarısını onaylayıp Koridoru derhal ve önkoşulsuz açma çağrısında bulundu. Polonyadaki Ermenistan Büyükelçiliği, yasa tasarısının onaylamasını Twitter sayfasından şöyle duyurdu; “ Polonya Senatosu Dış İlişkiler Komitesi ve AB İşlerinden Sorumlu Komitesi tarafından Azerbaycan’ın derhal Laçin koridorunun önkoşulsuz açılmasını ve Dağlık Karabağ’daki Ermeni nüfusunun güvenliğini ve haklarını garanti etme çağrısında bulunan yasa tasarısının oybirliğiyle kabul edilmesini memnuniyetle karşıladık.”
https://www.ermenihaber.am/tr/news/2023/01/27/Polonya-La%C3%A7in-koridoru/243136
Posted in ERMENİ SORUNU, FEYM GRUBU ÇALIŞMALARI | Leave a comment

ŞAHSIM DEVLETİNİ KORUMAK İÇİN GÜNDE 1milyon 400bin TL ÖDÜYORUZ

Şahsını korumanın bedeli yarım milyar

BİRGÜN – İsmail Arı – 28.01.2023

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ailesinin koruma ordusu için yeni bir harcama rekoru kırılarak bir yılda 526 milyon TL harcandı. Bu harcama uyuşturucuyla mücadele için kurulan Narkotik’in yaklaşık üç katı.


AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın koruma ordusu için yeni bir harcama rekoru kırıldı. Yurttaşlar her geçen gün daha da ağırlaşan ekonomik koşullarla mücadele edip geçinmeye çalışırken Saray’ın her harcamasında olduğu gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koruma ordusu için de kesenin ağzı sonuna kadar açıldı.
İçişleri Bakanlığı’na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), 2022 yılı harcamalarını açıkladı. EGM’nin mali tablolarına göre, Erdoğan’ın korumalarının bağlı olduğu Cumhurbaşkanlığı Koruma Daire Başkanlığı, 2022 yılında tam 526 milyon 868 bin TL harcadı.
Cumhurbaşkanlığı Koruma Daire Başkanlığı, 2021’de 306 milyon TL ve 2020’de ise 263 milyon TL harcamıştı. Yani Daire Başkanlığı’nın harcaması 2020 ile 2022 yıllarını kapsayan iki yıllık dönemde ikiye katlandı.
Erdoğan’ın koruma ordusu için geçen yıl yapılan harcama aylık yaklaşık 44 milyon TL’ye, günlük ise 1,4 milyon TL’ye denk geliyor.
NARKOTİĞİ DE GEÇTİ
Cumhurbaşkanlığı korumaları için yapılan harcama, Emniyet’in İstihbarat Daire Başkanlığı, Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı gibi birçok birimini de geride bıraktı.
Erdoğan’ın korumaları için geçen yıl 526 milyon TL harcanmasına karşın uyuşturucuyla mücadele amacıyla kurulan Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı 172 milyon TL ve Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ise 245 milyon TL harcadı.
Ayrıca Meclis’i koruyan TBMM Koruma Daire Başkanlığı’nın da bu yıl tam 185 milyon 87 bin TL harcadığı açıklandı.
sahsini-korumanin-bedeli-yarim-milyar-1119195-1.
AİLESİ VE SARAYLAR
Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi Başkanlığı’nın görev tanımı ise şu şekilde ifade ediliyor: “Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi Başkanlığı, Cumhurbaşkanı ve aile bireylerinin can güvenliği ve saygınlığı başta olmak üzere, konut, çalışma yeri, her türlü ulaşım vasıtası ile intikali esnasında, yakın koruma hizmetlerinden sorumludur. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı’na ait tüm yerleşkelerin ve Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu her türlü bina ve tesisin güvenliğini sağlamakla görevlidir.”
Erdoğan’ı ve Saray’ı koruyan koruma sayısı da yıllardır sır gibi saklanıyor. Milletvekillerinin “Sarayları ve Erdoğan’ı kaç koruma koruyor?” sorularına bugüne kadar hiç yanıt verilmedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, “Cumhurbaşkanlığı’nda görevli kaç koruma var?” sorusuna “Herhangi bir güvenlik zafiyeti oluşturulmayacak şekilde, yeteri kadar personel ve teçhizatla yerine getirilmektedir” yanıtını vermişti.
Öte yandan Erdoğan’ın yüzlerce araçlık konvoyu hep gündemde oldu. Erdoğan’ın konvoyunu helikopterler de korurken, gezdiği şehirlerde hayat ve trafik kilitlendi, yurttaşlar saatlerce trafikte bekletildi.

https://www.birgun.net/haber/sahsini-korumanin-bedeli-yarim-milyar-419232
Posted in Ekonomi, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

POLİTİKA GÜNDEM * 6 lider Erdoğan’ı eze eze yener

6 lider Erdoğan’ı eze eze yener

YENİÇAĞ – Orhan UĞUROĞLU

Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne tam üye yapacak, başta ekonomi, eğitim ve sağlık olmak üzere Türk insanının sorunlarını çok hızlı çözmek için yasaları çok kısa sürede sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yaparak çıkartacak 6’lı Masa’nın 6 liderini alkışlıyorum.
11 aydır iktidar ve yandaşlarının medya güçleri ile bütün güçleri ile yalan-dolan iftiralarla saldırdıkları 6’lı birlikteliği sürdürdükleri için de 6 lideri alkışlıyorum.
Erdoğan’ın10 Mart’ta seçimlerin yenilenmesi kararı alarak 14 Mayıs’ta 3. kez cumhurbaşkanı adayı olamayacağını vurgulayarak Anayasanın çiğnenmesine karşı koydukları tepki nedeniyle de 6 lideri alkışlıyorum.
Dün Flash Haber televizyonundaki Adalet ve Demokrasi programımda 6 liderin ortak duyurusunun tamamını hızla okudum ki şu bölümü defalarca tekrarladım:
-“Türkiye, hukuksuzluk, kanunsuzluk ve başıbozuklukla hareket eden bir hükümet tarafından yönetilmektedir. Bu çerçevede, Anayasa ve kanunda hiçbir tereddüde yer vermeyecek kadar açık bir şekilde düzenlenmiş olan hükümler uyarınca;
TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerde bir kez daha aday olması mümkün değildir. Cumhurbaşkanının, Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü kez adaylığını ilan etmesi demokrasi tarihimize eklediği bir diğer kara sayfadır. Anayasa’yı yok sayan bu başıboşluğu kabul etmediğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.”
Bu satırları okurken mesleğimi layıkıyla yapmaktan dolayı nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Şöyle ki;
21 Nisan 2018’de, “Erdoğan seçilirse son dönemi olacak” diye yazdım ve 2018’de seçildikten sonra bugüne kadar 18 Haziran 2023’te zamanında yapılacak seçimde Erdoğan’ın 3. kez aday olamayacağını defalarca yazdım. Bu yazılarımda eski Adalet Bakanlarının, Anayasa Hukuku uzmanı Profesörlerin, Hukukçu eski bakanların, hukukçu milletvekillerinin, parti liderlerinin görüşlerini alarak köşe yazımda yer verdim.
Ve haklı çıktım…
18 Haziran’da aday olamayacağını gören Erdoğan,
Meclis’ten 360’ı bulamayacağını anlayan Erdoğan;
-14 Mayıs’ta seçimlerin yenilenmesine karar verecek ve aday olmak için YSK’nın 11 üyesinin kararına sığınacak…
Mühürsüz ve geçersiz oyları kabul eden, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kanuna aykırı hukuksuz bir şekilde iptal eden YSK üyeleri yok artık. 2020’de seçilen YSK üyeleri ile son seçilen 5 üye ile Yüksek Seçim Kurulu yüzde yüz yenilendi.
-Bu 11 YSK üyesinin halefleri gibi anayasa ve yasaları çiğneyen kararlara imza atacaklarını hiç sanmam. Çünkü giden YSK üyelerinin hukuki değil, siyasi kararları sonucu Türkiye’nin “Tek Adam Rejimi”yle ne hale düşürüldüğünü bu 11 üye de milletle birlikte yaşayarak gördü.
Siyasi partileri, bu konularda imzaları olan YSK üyeleri hakkında Yargıtay ve Danıştay başkanlıklarına haklarında suç duyurusu yapmaya davet ediyorum.
Türk Ceza Kanunu’na göre;
-Yasaları uygulamamak ve görevi ihmal etmek suçtur…
Değerli okurlarım,
AKP ve MHP’nin liderleri Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli, bakanları, milletvekilleri hatta anket firmaları ve elbette yandaş medya, sanki Meclis, seçimlerin yenilenmesine karar vermiş de Erdoğan 3. kez aday olmuş gibi algı operasyonları yürüttüler.
Hatta bir anket firması sahibi ile televizyondaki canlı yayında tartıştık. 2018’den bu yana anket firmaları Erdoğan’ı aday gösterdiler. Şubat 2022’de başlayan 6’lı Masa toplantıları sonrası Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ı, ısrarla Erdoğan’ın karşısında anketlere koydular.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sık sık şunları söyledi:
-“Seçimler 18 Haziran 2023’te zamanında yapılacaktır. Adayımız da muhterem Recep Tayyip Erdoğan’dır…”
Bunun algı operasyonu olduğunu defalarca yazdım.
Bu kez Bahçeli seçim kampanyasını şu sloganla başlattı:
-“Aday belli, karar net…”
Haydi şimdi Erdoğan’ın anayasaya göre olamayan adaylığı da, net kararlılığı da Bahçeli’nin olsun…
Diyelim ki Erdoğan öyle ya da böyle aday olabildi.
Çok açık ve net şekilde diyorum ki;
-6 lider Erdoğan’ı eze eze yener…

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/6-lider-erdogani-eze-eze-yener-623438h.htm
Posted in Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS | Leave a comment

Holokost kurtulanları anlatıyor: “Bu yaralar hep içimizde olacak”

HOLOKOST’U ANMA GÜNÜ

Uluslararası Holokost’u Anma Günü, II. Dünya Savaşı döneminde gerçekleşen SOYKIRIM trajedisini anan, uluslararası bir anma günüdür ve Ocak ayının 27’sine denk gelir. Nazi rejimi ve işbirlikçileri tarafından gerçekleştirilen, 6 milyon Yahudi ve diğer 11 milyon insanın hayatına mal olan soykırımı anar. 1 Kasım 2005 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 42. Genel kurul toplantısında, 60/7 numaralı çözüm önergesi oy çokluğuyla geçirildi ve bu anma günü resmen tanındı.

Holokost Ve Çocuklar


Almanya’da yaşayan Yahudi çocukların masum dünyası 1933’te Nazilerin başa geçmesiyle değişmeye başlar. Yahudiler, Holokost’la sonuçlanan Nazi ölüm politikasının özel hedefleriydi. En büyük acıları çocuklar çektiler.
1930’larda bir dizi Nazi kanunu yürürlüğe girer. Bu kanunların çocukların hayatı üzerinde çok ciddi etkileri olur. Örneğin Yahudi öğrenciler “Alman Okulları ve Üniversitelerinin Aşırı Kalabalık Olmasına Engelleyici Kanun”la okullardan atılır. Ardından Yahudi çocukların halka açık olan birçok yere girmeleri engellenir; parka veya yüzmeye gitmek gibi günlük etkinlikler yasaklanır.
1935’ten sonra yakın arkadaşları birdenbire okullarındaki Yahudilerden uzaklaşmaya, bazen de düşmanca davranmaya başlarlar. Alman çocukların Nazi gazetesi Der Stürmer’e yolladığı mektuplar Yahudi sınıf arkadaşlarına karşı besledikleri öğretilmiş nefretin göstergesi olur.
1938-1940 yılları arasında Kindertransport (Çocuk Nakli), binlerce Yahudi çocuğunu Nazi Almanya’sından ve işgal altındaki bölgelerden (ebeveynleri olmadan) İngiltere’de güvenli bir ortama kaçıran kurtarma çabasının gayri resmi adıydı. Yahudi olmayan bazı aileler Yahudi çocukları ve bazen de, Anne Frank’ta olduğu gibi, ailenin diğer fertlerini de sakladılar.
Nazilerin yok etmek için hedef aldığı ilk çocuk grubu ‘yararsız yiyiciler’ olarak adlandırdıkları engelli çocuklar grubuydu. En yeni tıbbi yardım ve hatta tedavi aldatmacasıyla ailelerinden koparılmışlardı. Aslında, çok gizli bir ‘ötanazi’ programının parçası oldular.
1939’dan sonra işgal altındaki Avrupa’da Yahudi çocukların kaderini betimleyecek dört farklı model vardır. Ne acıdır ki bu dört model, Holokost ve çocukların ne denli acımasız büyüklerden nasıl zarar gördüklerini tüm çıplaklığı ile anlatır:
1. Toplama kamplarına ve öldürme merkezlerine vardıkları anda öldürülenler;
2. Doğumdan hemen sonra öldürülenler (örneğin Ravensbrück Toplama Kampında 1943 –1945 yılları arasında çoğunlukla Yahudi annelerden doğan 870 bebek);
3. Gettolarda ve toplama kamplarında doğup hayatta kalmayı başaranlar (örneğin Krakov Gettosunda doğup 3 yaşında özel olarak hazırlanmış bir sırt çantası içinde saklı olarak 1944’te Plazsow Toplama Kampından Buchenwald’a taşınan, Alman komünist mahkûmlar tarafından saklanıp korunan Stefan Georg Zweig);
4. Genellikle 10 yaşın üzerinde olan, mahkûm veya işçi olarak veya Nazi deneylerinde kobay olarak kullanılanlar.
Avrupa’da 1,5 milyondan fazla çocuk Nazi rejimi altında katledildi. ‘Biyolojik olarak saf’ bir ‘Aryan’ toplum yaratmakla takıntılı Naziler Avrupa’da yeni bir Yahudi neslinin yetişmesini önlemek için Yahudi çocukları özellikle hedef aldılar. Tehlike altındaki bazı çocuklar ahırlarda, tavan aralarında ve bodrumlarda saklanarak veya sahte kimlik taşıyarak Nazilerden yıllarca saklandılar. Çocukları güvenli yerlere taşımak için çalışan direniş hareketlerinden birkaç örnek var. Örneğin, Belçikalı papaz Joseph Andre, Yahudileri Koruma Derneği ile birlikte çalışarak, yüzlerce Yahudi çocuğun manastırlarda ve özel evlerde saklanmasını sağlayıp hayatlarını kurtardı.
https://www.salom.com.tr/haber/111243/holokost-ve-cocuklar

Holokost kurtulanları anlatıyor:
“Bu yaralar hep içimizde olacak”

İstanbul – BİA Haber Merkezi – 27 Ocak 2023

Holokost kurtulanları Eva Umlauf ve Zdzisława Włodarczyk, 27 Ocak Uluslararası Holokost’u Anma Günü’nde Auschwitz-Birkenau Müzesi’nde düzenlenen törende Nazi Almanyası’nın Auschwitz toplama kampında yaşadıklarını anlattı.
Uluslararası Holokost’u Anma Günü’nde, Nazi Almanyası döneminde Polonya’daki Auschwitz toplama kampından kurtulan iki kişi, henüz çocuk yaşta götürüldükleri kampta yaşadıklarını anlattı. Eva Umlauf ve Zdzisława Włodarczyk, 27 Ocak Holokost’u Anma Günü vesilesiyle Auschwitz-Birkenau Müzesi’nde düzenlenen törende konuştu.
Umlauf, Auschwitz toplama kampının eski tutuklularından biri olduğunu belirterek “insanların farklılıklarının saygıyla karşılanması gerektiğini ve karşılıklı anlayışın hakim olması gerektiğini” söyledi. Anadolu Ajansı’nın (AA) aktardığında göre, annesiyle birlikte 1943 kışında Auschwitz’te kaldığını belirten Umlauf, “Nazi terörünün neden olduğu yaraların iyileşmesinin mümkün olmadığını” söyledi.
Umlauf, “Auschwitz’de acı çekenler bilirler ki, ne kadar zaman geçerse geçsin bu yaralar her zaman içimizde olacak” dedi: “Kamptan kurtarıldığımızda annem bana bakıp ‘sen ölüm anında yaşamın bir simgesisin’ demişti. Beni görenler yaşadığıma inanamadı. Çocuktum anlamamıştım ama gerçekten bir mucize olduğunu sonradan anladım.”
“Sadece ben ve annem kurtulabildik”
Kampa vardıklarında vücutlarına sayılar içeren dövmeler yapıldığını ve kaydın bu şekilde gerçekleştiğini belirten Umlauf, şöyle konuştu:
“Ailemden sadece ben ve annem kurtulabildik. Annemin tüm kardeşleri öldürüldü. 1911’de doğan Francis, 1914 ve 1921’de doğan diğer kardeşleri… Annem 1923 doğumlu en genç kardeşti.
“Babamdan zaten kampa girer girmez ayrılmıştık ve kendisi ölüm yürüyüşlerine götürülenlerden biri oldu.”
“Nereye gittiğimizi anlamamıştık”
Umlauf’un ardından söz alan Włodarczyk ise Auschwitz’e geldiğinde 11 yaşında olduğunu ve 7 yaşındaki kardeşiyle kampa alındığını anlattı.
Bir gece yarısı vagonlara bindirildiklerini anlatan Włodarczyk, “Nereye gittiğimizi anlamamıştık. Varşova’dan yola çıkmıştık. Gidişimiz çok uzun sürdü. Babam nereye geldiğimizi anladığında kafasını duvara vurmaya başladı ve ‘Tanrım! nereye geldik biz’ demeye başladı” dedi.
“Ertesi gün babamı son defa gördüm”
Włodarczyk, kendilerine “haydutlar” diye bağırdıklarını ve ilk duyduklarının bununla beraber birkaç Almanca kelime olduğunu söyledi:
“Sonra çocuklar ve kadınlar farklı bir yere alındı. Uzun bir yürüyüşten sonra bir koğuşa aldılar. Yer klor ve kumla kaplıydı ve kışla boştu.
“Sabah olduğunda herkes bir tanıdığını ya da aile üyelerinden birisini aramaya başladı. Ertesi sabah babamı son defa gördüm.
“Sonraki gün saçlarım kesildi. Birbirimizi tanıyamadık. Bizi bir odaya aldılar ve ‘İçeri gaz verin’ diye bağırdılar.
“Belki o anda gaz gelmedi ama soğuk suyla yıkadılar. Zaten havlu benzeri şeyler yoktu. Bunları anlatmak gerçekten çok zor.”
TIKLAYIN – Holokost’u Anma Günü: Hatırlamak neden önemli?
2005’ten bu yana ‘Holokost’u Anma Günü’
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1 Kasım 2005 tarihli, 27 Ocak’ı “Uluslararası Holokost’u Anma Günü” olarak kabul etmişti. Holokost’u Anma Günü dolayısıyla, Nazi rejimi ve işbirlikçilerinin sistematik bir biçimde öldürdüğü 6 milyon Yahudi ile Romanlar, LGBTİ+lar engelliler başta olmak üzere öldürülen 11 milyon kişi anılıyor.
Auschwitz, yaklaşık 6 milyon insanın toplama kamplarında öldürüldüğü Yahudi soykırımı için simge niteliği taşıyor. Sadece Auschwitz kampında yaklaşık 1,1 milyon kişinin öldürüldüğü tahmin ediliyor. (SD)
Posted in ASİMİLASYON, FAŞİZM, SUÇ DOSYALARI | Leave a comment

FEYM BÜLTENİ – 23/2023 * Ermeni Faaliyetleri – 27 Ocak 2023

BİLGİ – DUYURU

FEYM Grubu Onursal Başkanı Merhum Şükrü Server Aya’nın ölüm yıldönümünü anmak üzere dünkü Bültenimizde aşağıdaki mesajı yayımlamıştık. Söz konusu Bültenimize cevaben oğlu Sayın Kazım Aya “Hepimize teşekkür ettiğini” bildirmiş, üç üyemiz ise kısa mesajlarla anımıza katıldıklarını ifade etmişlerdir. Mesajı bir kez daha bilginiz için aşağıda sunuyoruz;
“”FEYM Grubu olarak 26 Ocak 2019 günü kaybettiğimiz Onursal Başkanımız Sayın Şükrü Server Aya’yı bir kez daha özlem, sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz. FEYM Grubunu 2014 yılında, özellikle Ermeni tarafının yapacağı 100 üncü yıl anmalarına karşı bir reaksiyon olarak birlikte kurmuştuk. Sahip olduğu bilgi ve eserleriyle Ermeni Meselemiz konusunda hem halkımızı aydınlatmaya, hem Ermeni tarafı ve hem de dünya kamuoyunun soykırım iddialarına karşı ülkemizi ve ulusumuzu savunmaya ömrünün son günlerine kadar sabır ve cesaretle mücadeleye devam etmiştir. Türk Ulusu, ” Tek Kişilik Ordu” adını vermiş olup kendisine minnet borçludur.”
Orhan Tan – FEYM GRUBU

FANATİK ERMENİ YALANLARINA KARŞI

FEYM BÜLTENİ – 23/2023 * Ermeni Faaliyetleri – 27 Ocak 2023


1.. Mirzoyan ve Borel, Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerini normalleşme sürecine değindi…Ermenistan Dışişleri Bakanlığı 26 Ocak tarihinde Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın, AB’nin Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile Brüksel’de bir görüşme gerçekleştirdiğini bildirdi. Taraflar bölgesel güvenlik ve istikrar konuları ele aldılar. Bakan Mirzoyan, AB sivil gözlem misyonunun Ermenistan’da konuşlandırılması kararını büyük takdirle karşıladığını ifade etti. Ararat Mirzoyan, Josep Borel’in dikkatini Laçin Koridoru’nun Azerbaycan tarafından yasa dışı olarak kapatılması nedeniyle Dağlık Karabağ’da meydana gelen insani krize çekti.
ttps://www.ermenihaber.am/tr/news/2023/01/26/Mirzoyan-Borel-Ermenistan-Azerbaycan/243089

2. Global Finance: Converse Bank, Ticaret Finansmanında Ermenistan’ın lider bankasıdır… Converse Bank, Global Finance tarafından ‘En İyi Ticaret Finansmanı Sağlayıcısı’ ödülünü alarak Ermenistan’da bu alandaki lider konumunu sürdürüyor. Global Finance, 1987 yılında kurulmuş uluslararası bir finans dergisidir. Aylık olarak yayınlanan, 50.050 adet tirajı olan ve dünya genelinde yaklaşık 200 ülkede dağıtılan bir dergidir. Global Finance’e göre Converse Bank, 2019 ve 2021’de de Ermenistan’da ticaret finansmanında liderdi. Banka, Merkez Bankası tarafından denetlenmektedir.
https://www.panorama.am/en/news/2023/01/27/Converse-Bank/2786639

3. PACE, Azerbaycan’a Laçin koridorunu açması, tüm Ermeni tutukluları serbest bırakması çağrısında bulunuyor… Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (PACE) Azerbaycan’ı tüm Ermeni savaş esirlerini ve sivil tutsakları derhal serbest bırakmaya çağırdı. Meclis, 2022’de izlenen üye Devletlerin ilerlemesine ilişkin kararda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne gönderdiği ve Azerbaycan’ın Laçin Koridoru ile ilgili 21 Aralık 2022 tarihli kararı ve Mahkeme tarafından kararlaştırılan tedbirlerin uygulanması çağrısında bulunmaktadır.
https://armedia.am/eng/news/110821/pace-calls-on-azerbaijan-to-open-the-lachin-corridor-release-all-armenian-prisoners.html

4. AB, Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinin normalleşmesine katkıda bulunmak için en üst düzeyde çaba gösteriyor… Ermenistan-AB arasındaki ilk üst düzey Siyasi ve Güvenlik Diyaloğu, Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vahe Gevorgyan’ın ve Avrupa Dış Eylem Servisi Genel Sekreter Yardımcısı/Siyasi Direktörü Enrique Mora’ nın eşbaşkanlığında Perşembe günü Erivan’da gerçekleşti. Dışişlerinden yapılan açıklamaya göre, bir günlük toplantı, her iki tarafın da dış ve güvenlik politikası alanında siyasi diyalog ve işbirliğini ilerletme ilgisini yansıttı. Ermenistan-AB Siyasi ve Güvenlik Diyaloğu toplantıları düzenli olarak, ilke olarak yılda bir kez yapılacaktır. https://news.am/eng/news/741588.html

5. İngiliz Milletvekili, Laçin koridorunu kapatan protestocuların yalnızca büyüyen krizi daha da kötüleştirmeye yardımcı olduğunu söylüyor… İngiliz Milletvekili Jill Mortimer, Parlamentoda yaptığı konuşmada, Laçin koridorunu kapatan protestocuların amaçları ne olursa olsun, yalnızca büyüyen krizin daha da kötüleşmesine yaradığını söyledi.
https://en.armradio.am/2023/01/27/protesters-blocking-the-lachin-corridor-are-only-helping-to-worsen-the-growing-crisis-british-mp-jill-mortimer- diyor/

6. Erivan’da Ermenistan-AB Siyasi ve Güvenlik Diyaloğunun ilk üst düzey toplantısı düzenlenecek… Avrupa Birliği’nin Ermenistan Delegasyonundan yapılan yazılı açıklamaya göre Erivan’da Ermenistan – AB Siyasi ve Güvenlik Diyaloğunun ilk üst düzey toplantısı yapılacak. Açıklamada, “Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler Servisi Genel Sekreter Yardımcısı ve Siyasi Direktörü Enrique Mora bugün Erivan’a geldi ve Ermenistan- AB Siyasi ve Güvenlik Diyalogunun ilk toplantısına başkanlık edecek.”
https://tr.armradio.am/2023/01/27/yerevanda-ermenistan-ab-siyasi-ve-guvenlik-diyalogunun-ilk-ust-duzey-toplantisi-duzenlenecek/

7. Doğal müttefik Mısır’ ın cumhurbaşkanı Sisi’nin tarihi Ermenistan ziyareti, savunma sektörü de dahil olmak üzere bağlarıtıları yoğunlaştırma şansı… Mısır Devlet Başkanı Abdel Fattah el-Sisi’nin yakında Ermenistan’a yapacağı ziyaret tarihi bir olay, ilk kez bir Mısır Devlet Başkanı’nın ülkeye gelmesi olacak. Arap araştırmaları uzmanı Araks Pashayan, Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanmasından bu yana ilk defa bir Mısır devlet başkanının Ermenistan’ı ziyaret edeceğini söyledi. Pashayan, “Mısır ile ilişkileri yoğunlaştırmak için bu fırsat kullanılmalı. Genel olarak, ortak çıkarlarımızın olduğu alanlarda ortaklığı güçlendirmemiz gerekiyor. Ermenistan’ın Büyük Ortadoğu bölgesinin bir parçası olduğunu söyleyebilirim. Mısır ile asırlık tarihi-kültürel temaslarımız var. Mısır’da çeşitli dönemlerde askeri-siyasi seçkinler arasında, ticaret ve sanat alanlarında ve diğer sektörlerde Ermeni unsuru var olmuştur.” .
https://www.armenpress.am/eng/news/1102620.html

8. Azerbaycan Karabağ’ı nüfussuz hale getirmeye ve bölgede yeni savaş çıkarmaya çalışıyor…Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Bakü’nün Karabağ’ı sadece insansızlaştırmaya değil, aynı zamanda bölgede yeni bir savaşı kışkırtmaya çalıştığı konusunda uyardı. “Aldığımız bilgilere göre Bakü’nün planı, Karabağ üzerindeki ekonomik ve psikolojik baskıyı belli bir noktaya kadar getirmek, ardından Karabağ Ermenilerinin toplu halde evlerini terk edeceği beklentisiyle koridoru birkaç günlüğüne açmak, sonra kapatmak. Koridoru tekrar açıp son Ermeni Dağlık Karabağ’dan ayrılana kadar açık tutmak. Ancak, Karabağ Ermenilerini evlerinden sürmek Azerbaycan’ın tek hedefi değil. Azerbaycan bu provokatif eylemlerle barış gündemini, barış müzakere sürecini de sekteye uğratmayı ve bölgede yeni bir savaşı tetiklemeyi hedefliyor.”
https://massispost.com/2023/01/azerbaijan-attempting-to-depopulate-karabakh-and-incite-new-war-in-the-region-warns-pashinyan/

9. Columbia Üniversitesi “Ermeni, Kürtler ve Erken Türkiye Cumhuriyeti” konulu panele ev sahipliği yapacak…13 Şubat Pazartesi günü saat 6’da Columbia Üniversitesi’nde “Ermeniler, Türkler ve Erken Türkiye Cumhuriyeti” konulu panel düzenlenecek. Columbia Üniversitesi Ermeni Merkezi ve Ermeni Çalışmaları ve Araştırmaları Ulusal Derneği (NAASR) tarafından düzenlenen etkinlikte akademisyenler yer alıyor. Panel Knox Hall’ de yapılacak. Sorularınız için Mouradian ile iletişime geçin.
https://armenianweekly.com/2023/01/26/columbia-to-host-panel-on-armenian-kurds-and-the-early-turkish-republic/

10. Ermeni Bilim ve Teknoloji Vakfı – Boston, Los Angeles Etkinlikleri ile Advance Armenia Kampanyasını başlattı… Ermeni Bilim ve Teknoloji Vakfı (FAST),
2023 küresel Advance Armenia kampanyasını başlatıyor. “Advance Armenia, 2 Mart’ta Boston’da ve 11 Mayıs’ta Los Angeles’ta gerçekleşecek. Toplanan fonlar, vakfın iki temel programda ilerlemeyi hızlandıracak. Advance Armenia Serisine, Moderna’nın kurucu ortağı ve başkanı Flagship Pioneering’in kurucusu ve CEO’su Dr. Noubar Afeyan, Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü Sahibi Dr. Ardem Patapoutian ve Araştırmacı, Howard Hughes Tıp Enstitüsü gala açılış konuşmacıları olarak katılacaklar.
https://mirrorspectator.com/2023/01/26/foundation-for-armenian-science-and-technology-launches-advance-armenia-campaign-with-boston-la-events/

11. İzole edilmiş Azerbaycan bölgesinde gerilim yüksek…Azerbaycan ve Ermenistan, yaklaşık 6.800 askerin ölümüne ve yaklaşık 90.000 sivilin yerinden edilmesine yol açan bir savaşı sona erdirdikten iki yıl sonra, Laçin Koridoru olarak bilinen altı kilometrelik bir yol üzerindeki anlaşmazlık nedeniyle ülkeler arasındaki gerilim yeniden yüksek. Dağlık Karabağ Ermenilerini acı içinde ve yalnız bırakarak mevcut anlaşmazlığı çözmek, yeni huzursuzluklara neden olabilir. 2019’daki büyük gösterilerin hemen ardından başbakan olan Paşinyan, bu tür protestoların potansiyel gücünün farkında.
https://timesofindia.indiatimes.com/world/europe/explainer-tensions-high-over-isolated-azerbaijan-region/articleshow/97225216.cms?utm_source=contentof+interest&utm_medium=text&utm_campaign=cppst

12. Türkiye – Ermenistan normalleşme süreci yolunda ASALA uğultusu… Hazel Çağan Elbir’in hazırladığı yorumun özeti şöyle; “ İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra Ermenistan, Ermeni diasporası ve hala varlığını sürdürebilen terör örgütü ASALA’nın (İng. Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia) açıklamaları dikkat çekmektedir. Ancak, açıklama yapanlara bir yenisi daha eklenmiştir. Karabağ’dan açıklamalar yapan sözde yönetiminin bir temsilcisi, bir terör örgütü gibi açıklamalar yapmaktadır. Açıklamalardaki cüretkâr sözleri, ASALA’nın yaptığı açıklamalarla paralellik göstermektedir. Bu yıl, her yıl olduğu gibi ASALA, kuruluşu yıldönümünde yine ırkçı ve saldırgan açıklamalarına devam etmiştir. ASALA açıklamasında, Ermenistan’a “akıl verirken”, yandaşı addettiği ARF’nin (İng. Armenian Revolutionary Federation) girişimlerini “takdir ettiğini” söylemiş, Ermenistan’ın mücadelesinde her zaman yanında olduğunu ve Ermenistan’a her zaman destek olacağını beyan etmiştir.. Terör örgütü ASALA’nın ve benzer gayri resmî yapıların söylemlerinin kontrol altına alınması, Türkiye – Ermenistan normalleşme sürecinde atılması gereken önemli bir adımdır. Böyle bir duruma müsamaha gösterilmemesi, artık tamamen kapatılması gerekirken, benzer açıklamalarla terörün yeniden canlandırılmaya çalışılması ve Ermenistan tarafından anılması ne anlama gelmektedir? Türkiye ve Azerbaycan ticaretin, enerji anlaşmalarının yanı sıra diplomatik ilişkilerin yoğunlaşması ve hız kazanması gibi yapıcı söylemlere sıkı sıkıya bağlıyken, normalleşme sürecine zarar vermeye çalışan girişimler istenmeyen sonuçlar doğurabilecektir. https://avim.org.tr/tr/Yorum/TURKIYE-ERMENISTAN-NORMALLESME-SURECI-YOLUNDA-ASALA-UGULTUSU
Posted in ERMENİ SORUNU, FEYM GRUBU ÇALIŞMALARI | Leave a comment

SAĞLIK * Bitter çikolatada kurşun ve çocuk sağlığı

Bitter çikolatada kurşun ve çocuk sağlığı

Bülent Şık – 27 Ocak 2023
İstanbul – BİA Haber Merkezi

Çevresel kirlilikten, toksik kimyasallara maruz kalmaktan
kaynaklanan sağlık sorunları tüm çocukları az ya da çok etkiliyor.
Ülkemiz piyasasında satılan yüzde 60 kakao içeriğine sahip bir bitter çikolata ürününün çok yüksek düzeyde kurşun, arsenik ve kadmiyum içerdiği belirlendi.
Üründeki kurşun miktarı 438,81 mikrogram/kilogram, arsenik 113,32 mikrogram/kilogram ve kadmiyum miktarı ise 3.32 mikrogram/kilogram olarak belirlendi.
Çocukların günlük olarak maruz kaldıkları kurşun miktarının 2,2 mikrogramı geçmemesi gerektiği belirtiliyor. Bu kriter, çocukların kurşun maruziyeti açısından risk altında olabileceklerini gösteriyor.

bianet’te birkaç hafta önce yer alan yazımda ülkemizde satılan bir bitter çikolatanın kurşun, kakao ve arsenik kalıntısı içerdiğini belirtmiştim. Yazıyla ilgili olarak bana gelen çok sayıda soru ve yorum var. Bu yazıda sorulara bir yanıt vermeye, çocuklarda kurşun (ve kadmiyum) maruziyeti meselesini ve bu meseleyi çözmek için yapılması gerekli bazı çalışmaları anlatacağım.

En çok sorulan soru, analiz yapılan bitter çikolata örneğinin markasıydı. Buna yanıt vermekten kaçındım ve bu yazıda da bir yanıt vermeyeceğim. Piyasada satılan çok sayıda marka var ve bir marka adı açıklamak analiz edilen marka dışındakilerin risk içermediği anlamına geleceği için doğru olmaz. Ancak daha önemlisi, meselenin çikolatayla değil, kakao ile ilgili olması. Dolayısıyla bünyesinde kakao bulunan tüm ürünler, mevcut bilgi yokluğu ortamında az ya da çok bir risk barındırıyor.

Kakao sadece çikolatanın değil, şekerleme ürünleri, tatlılar, bazı içecekler, kahvaltılık gevrekler gibi büyük bir çeşitlilik arz eden ürünlerin imalatında kullanılan gıda maddelerinden biri. Dolayısıyla bu tip ürünlerde kapsamlı bir çalışma yapılmadığı sürece riskin ne olduğunu söylemek mümkün değil.

Sadece kakao içeren ürünlerde değil, çeşitli gıda ürünlerinde, özellikle de çocukların tükettiği gıda ürünlerinde (ve sularda) kurşun içeriğini belirlemeye ve çocukların diyet yoluyla maruziyet düzeyinin ne olduğuna dair bir çalışma mutlaka yapılmalıdır. Bu konuda nasıl bir çalışma yürütülmesi ve elde edilen sonuçların ne olduğuna dair ayrıntılı örnekler şu linklerde yer alıyor:

TIKLAYIN
TIKLAYIN

Linklerdeki raporlar incelendiğinde meselenin ne kadar ayrıntılı bir çalışma gerektirdiği daha net anlaşılacaktır. Bu tip çalışmaların Tarım ve Orman Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı gibi kurumlar tarafından da yapılması gerekiyor. Bu çalışmalar ülkemizde de yapılmadığı sürece nasıl bir durumun içinde olduğumuzu söylemek olanaklı değil. Ülkemizde bu çalışmaları yürütecek kurumların donanım altyapısının, imkânlarının ve personel sayısının fazlasıyla yeterli olduğunu da belirtmeliyim.

Tek bir örnek analizi yeterli mi?
Yapılan eleştirilerden biri sadece tek bir örnek analizi üzerinden bir açıklama yapmış olmam. Yapılan çalışma bir akademik çalışma olsaydı çok sayıda örneği analiz etmek gerekirdi elbette ama yazdığım yazıda da belirttiğim gibi böyle bir amacım yok, üstelik akademik bir çalışmayı yürütmek için gerekli mali gücüm de yok. Bu durumda yapılan açıklamanın güvenilirliğinin düşük olacağı ve genel durumu yansıtma açısından yetersiz olacağı da bir gerçektir. Ancak bu konuda bazı açılardan farklı düşünüyorum. Neden farklı düşündüğüme açıklık getirmeye çalışacağım.
Çocukların beslenme yoluyla maruz kaldıkları toksik kimyasallar, bu kimyasalların yol açtığı sağlık sorunları ve bu sorunların nasıl önlenebileceği konularını uzun zamandır çalışıyorum. Kurşun da üzerinde çalıştığım toksik kimyasal maddelerden biri.

Kurşun, çocuk sağlığı üzerinde tehdit oluşturan toksik kimyasal maddelerin başında geliyor. Beslenme, solunum, deriyle temas gibi yollardan bünyeye giren kurşun, çocuklarda nörolojik gelişim sorunlarının yanı sıra çeşitli sağlık sorunlarına yol açıyor. Çeşitli ülkelerde çocuk sağlığını korumaya yönelik kamusal programların içinde kurşun maruziyetini olabildiğince azaltmak en önemli hedeflerden biridir.

Ancak ülkemizde bu konuda yürütülen bir çalışma yoktur. Kurşun maruziyetinin çocuklarda yol açtığı sorunlardan kamuoyunun yeterince haberdar olduğunu bile düşünmüyorum. Oysa bu çocuk sağlığı açısından çok ciddi ve tartışılması gereken bir meseledir.

Kurşun, çocukların bünyesine çok çeşitli yollardan girebiliyor. Akla sadece gıdalar, su ve hava kirliliği de gelmesin, kurşunlu bileşikler boyalar (neredeyse her nesne boyanır), duvar kaplamaları, oyuncaklar, kozmetikler, PVC vb. plastik esaslı ürünler başta olmak üzere çeşitli ürünlerde kurşun kullanılıyor. Hangi ürünlerde kullanıldığını ya da kullanılmadığını bilmek, bir analitik çalışma yapılmadığı sürece olanaksız. Dolayısıyla çocukların maruz kalabileceği yolları bilmek ve koruyucu önlemler almak sadece kamu kurumları için değil, yurttaşlar için de kritik önem taşıyor. Bu konuda bilgilendirici-uyarıcı çalışmaların yapılması mutlak bir gerekliliktir.

Çocukları toksik kimyasallara maruz kalmaktan koruyabilmek meselesinde yurttaşlar, anne ya da babalar olarak içinde olduğumuz durum, tam bir bilgisizlik halidir. Böyle bir durumda analitik bir çalışmaya dayanan her türlü bilginin açıklanması doğru bir tavırdır.

Doğruluk ve kesinlik, analitik güvenilirlik, akademik itibar vb. gibi bilimsel tartışmaların önemsiz olmamakla birlikte ikincil planda kaldığını düşünüyorum. Sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri, meseleye duyarlı kurumlar, uzmanlar-akademikler mevcut bilgi yokluğuna-yoksunluğuna bir çözüm üretmek sorumluluğundadır.

Peki, nasıl?
Bilgi edinmek istediğimiz konu herhangi bir üründeki toksik kimyasal kalıntılarının belirlenmesi olduğunda yapılacak şey bu işleri yürüten ve güvenilirliği garanti altına alınmış akredite bir laboratuvarda ürün analizi yaptırmaktır. Nasıl yapacağız sorusuna verilecek yanıtlardan biri budur. Ben de bunu yaptım. Piyasadan aldığım bir çikolata ürününü yurtdışındaki bir akredite laboratuvara analiz ettirdim ve elde ettiğim sonuçları bianet’te yer alan yazıyla kamuoyu ile paylaştım.
Analiz işi bu noktada bitmedi
Yazı çıktıktan sonra, bu meselelerle ilgilenen bir arkadaşımın desteği ile piyasadan topladığım bazı çikolata ürünlerini de yurtdışına gönderip analiz ettirdim. Akredite laboratuvarlarda üç farklı analiz yöntemi kullanılarak yapılan analizler çikolata ürünlerindeki kakao miktarı arttıkça kurşun ve kadmiyum miktarının da arttığını gösteriyor. Ancak iki farklı analiz laboratuvarının aynı çikolata ürününde yaptığı analiz sonuçlarının birbiri ile tutarlı olmadığını da belirtmeliyim. Hangisinin doğru olduğunu bilme olanağım da yok. Bazı ürünlerde kalıntı çıkmadı, bazılarında yüksek, bazılarında ise düşük miktarda kalıntı çıktı. Tespit edilen kalıntı miktarları kurşunda 22 ila 238 mikrogram/kg arasında, kadmiyum miktarları ise 25 ila 44 mikrogram/kg arasında değişiyor. Analizleri yapan her iki laboratuvarın da akredite laboratuvarlar olduğunu belirtmeliyim.

Az sayıda üründe analiz yapılabildiği için elde mevcut bilgilere dayalı olarak genel bir değerlendirme yapmam çok zor ve doğru da değil. Ancak ortada bir mesele olduğu kesindir. Birer yurttaş ya da anne, baba olarak bizi ilgilendiren tarafı da budur. Bilmediğimiz şey bu meselenin boyutları ve çocuk sağlığını ne ölçüde etkilediğidir.

Bu mesele sadece bizim ülkemize özgü değil
Kakao esaslı ürünler üzerinde çeşitli ülkelerde yapılan çalışmalarda da kurşun ve kadmiyum kalıntıları tespit edilmiş ve çocukları kurşun ve kadmiyum maruziyetinden korumak için bu meselenin dikkatle takip edilmesi gerektiği belirtilmiştir. (Bakınız: Link1Link2Link3Link4, Link5Link6Link7Link8Link9)

Bu durumda yanıt aramamız gereken soru, ülkemizdeki sorumlu kurumların bu meselenin çözümü için ne yaptıkları ya da ne yapmaları gerektiğidir.

Ne yapmalı?
Sadece çikolata değil, kakao içeren tüm gıda ürünlerinde kapsamlı bir çalışma yapılarak ağır metal kalıntılarının belirlenmesi bir zorunluluktur. Esasen tüm gıda ürünlerini kapsayan, hatta diğer toksik kimyasalların kontrolünü de içeren bir çalışma en sağlıklı sonucu verecektir. Bir kez daha belirtmeliyim ki bu işi yapmak hiç zor değil.

Bu çalışma sonucunda diyet yoluyla çocukların kurşun başta olmak üzere çeşitli toksik kimyasallara ne ölçüde maruz kaldıkları belirlenebilir. Belirlenmelidir de. Bu çalışmaların şimdiye kadar yapılmamış olması bir zül olduğu kadar, çocukların toplumsal hayatımızda bir hak öznesi olarak ne kadar kıymetsiz olduğunun da bir başka göstergesidir…

Bilinmesi gereken diğer sorunlar
Türkiye’de kakao yetiştirilmesine uygun coğrafi koşullar yok. Kakao ihtiyacı ithal edilerek karşılanıyor. 2021 yılında 122 bin 793 ton kakao, 26 bin 568 ton kakao hamuru ve 19 bin 462 ton kakao yağı ithalatı yapıldı.

Türkiye’nin ithal ettiği kakao ürünlerinin Fildişi Sahili, Nijerya ve Gana‘dan geldiği belirtiliyor. Her üç ülke de sömürüye, çevresel adaletsizliğe ve siyasal istikrarsızlığa dayalı sorunların yol açtığı çevre kirliliğinin, özellikle de ağır metal kirliliğinin çok yoğun olduğu ülkelerin başında geliyor.

TIKLAYIN
TIKLAYIN
TIKLAYIN

Çevre kirliliği kurşun ve kadmiyumun kakao çekirdeklerine bulaşmasına yol açıyor. Ancak ağır metaller dışında başka sorunlar da var. Örneğin dünya genelinde az sayıda ülkede kullanılan klorlu pestisitlerin bu ülkelerde kullanımının devam etiğine dair ciddi şüpheler var. On yıllardır kullanımı yasak olan DDT, Aldrin, Lindan vb. gibi kalıcı toksik kirliliğe yol açan, kanserojen pestisitlerin kakao üretiminde kullanılabildiği belirtiliyor.

Kakao yetiştiriciliğinde polisiklik aromatik hidrokarbon kalıntıları da bir başka sorundur.

Dolayısıyla meselenin ağır metal kalıntıları dışında başka yönleri olduğu da bilinmeli.

Elbette yediğimiz, içtiğimiz her ürün sorunlu olarak görülemez ve görülmemeli de. Ancak bu noktada bize güven verecek kamusal çalışmaların olması da şarttır. Bu tip çalışmalarsa ortada yok. Burada dikkat çekmeye çalıştığım konu, kakao ve kakao esaslı ürünlerde gıda güvenliğini sağlayacak bir kontrol-izleme sisteminin olup olmadığına ve bu sistemin nasıl işlediğine dair hiçbir bilgimizin olmadığıdır.

Kontrol-izleme sisteminden ne kast ettiğime ise şu soruları yazarak açıklık getireyim: Ülkemize bir yıl içinde kaç parti kakao ürünü ithal ediliyor? İthal edilen kakao ürünleri gümrüklerde herhangi bir kontrole tabi tutuluyor mu? Yapılan kontrollerde ağır metaller, pestisit kalıntıları, PAHs gibi ürünlerde bulunması muhtemel toksik maddelere bakılıyor mu?

Bu tip soruların bir yanıtı yoktur. Kendini yanıt vermek yükümlülüğünde gören bir kamu idaresi de ortada yok.

Özetle toparlamak gerekirse, tek bir çikolata örneği analiz edilerek elde edilen bilgiler de açıklanabilir. Ortada bir risk varsa açıklanmalı da.

Kısmî veriler üzerinden yapılacak açıklamaların toplumsal hayatta paniğe, belirsizliğe ve güvensizliğe yol açtığını düşünmüyorum, aksine mevcut toplumsal şartlarda belirsizliği ve güvensizliği içinde olduğumuz siyasal sistemin ürettiğini fark etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Ya kamu kurumlarını asli sorumluluk alanlarına çekmenin ya da kamusal hayatın devamlılığını sağlayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz bilgileri üretmenin bir yolunu bulmamız gerekiyor…

Taleplerimiz
Yazıyı sonuna kadar okuyan okurlara meselenin hangi çikolata markasının sorunlu olduğu ile değil, çocukları koruyamamakla ilgili olduğunu anlatabildiğimi umuyorum. Elbette, her birimiz çeşitli ürünleri satın almak zorundayız ve ne yediğimizi bilmek de önemli.

Ancak bu bağlamda talep edilmesi gereken şeyler daha kapsamlı ve kalıcı bir çözüme kapı aralamalı. Çocukların tükettiği ürünlerin etiketinde kurşun içermediğinin ya da ne düzeyde içerdiğinin yazılmasını talep edebiliriz örneğin.

Kamu kurumlarının çocukları toksik kimyasal maruziyetinden korumak için kapsamlı kontrol-izleme çalışmaları yapmalarını ve sonuçlarını tıpkı AB ülkelerinde olduğu gibi kamuoyu ile paylaşmalarını talep edebiliriz.

İthal edilen gıda ürünlerinde analitik kontrollerin büyük bir titizlikle yapılmasını talep edebiliriz.

Ülkemizde kurşun kirliliğine yol açan süreçleri azaltmaya yönelik kamusal çalışmalar yapılmasını talep edebiliriz.

Bu talepleri hayata geçiremediğimiz sürece ne yapacağız, ne yiyeceğiz sorusuna verilecek yanıtlar havada kalacaktır.

Böyle bir ahvalde bir şeyleri az buçuk da olsa bilmeyi mi, yoksa hiç bilmemeyi mi tercih edersiniz?

Çocukları nasıl koruyacağız?
Bana en çok sorulan sorulardan biri de “çocuğumu nasıl koruyabilirim?” sorusu. Bu soru, bir yetişkinin, anne-babanın çocuğu ya da çocukları için duyduğu kaygıyla dile getirdiği gayet naif ve iyi niyetli bir soru, kuşkusuz. Ancak toksik kimyasallara maruz kalmayı önlemek söz konusu olduğunda kendimizden, bireysel hayatlarımızdan değil, daha genelden, toplumsaldan yola çıkmak gerekiyor.

Çevresel kirlilikten, toksik kimyasallara maruz kalmaktan kaynaklanan sağlık sorunları tüm çocukları az ya da çok etkiliyor. Alacağımız bireysel önlemlerle, oluşturacağımız korunaklı hayatlarla “kendi çocuğumuzu” koruyabileceğimizi düşünmek yanılgıdır. Çocukları ortak müştereklerimiz olarak görebilmeliyiz. Dolayısıyla toplumsal hayatın devamlılığını sağlayabilmek ya da bir arada yaşayabilmek için çocukları odak noktasına koyduğumuz ve iyi bir hayatı tüm çocuklar için ulaşılabilir kılmayı hedeflediğimiz politikalar oluşturmamız gerekiyor.

NOT: Çocuklarda kurşun maruziyetinin boyutları ve çocukları kurşun maruziyetinden korumak için ne gibi kamusal çalışmalar yapılması gerektiğine dair ayrıntılı bir rapor önümüzdeki Mart ayı içinde Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (BAYETAV) tarafından kamuoyuyla paylaşılacaktır.

https://bianet.org/bianet/toplum/273364-hangi-bitter-cikolata-markasi-kursun-
Posted in GIDA, Saglik | Leave a comment

BİLİM , BİLİŞİM * YAPAY ZEKA HAYATIMIZI NASIL ETKİLİYOR?

YAPAY ZEKA HAYATIMIZI NASIL ETKİLİYOR?

Nick Clark

Robotlar işlerimizi çalıyor! Uzmanlar yaygın işsizlik uyarısında bulunurken YZ istilası ufukta yükseliyor. Bunu ben yazmadım. ChatGPT adlı bir yazılıma bu makaleyi benim yerime yazmasını söyledim ve o yazdı.
ChatGPT YZ yazılımlarına etkileyici bir örnek. Kasım ayının sonunda yayınlandı ve çevrimiçi olarak denemek bedava. Yalnızca birkaç saniye içinde dilediğiniz her şeyi yazabiliyor; bu ister bir mektup, ister bir senaryo, ister bir öykü, ister bir şarkı, bilgisayar kodu veya isterse bir gazete makalesi olsun.  Ayrıca bilmek istediğiniz şeyleri, çoğu zaman bir Google aramasından daha hızlı biçimde derli toplu birkaç paragraf içinde size söyleyebiliyor.
Aynı şirketini ürünü olan Dall-E de benzer ölçüde etkileyici bir yazılım. Bu ise metin yerine görsel üretiyor.
ChatGPT’nin piyasaya sürülmesini takip eden günlerde, bir yığın gazete yazısında YZ’nın o veya bu meslekleri ortadan kaldırıp kaldıramayacağına dair türlü türlü varsayımlar yapılıyordu. Şu sıralar ise aynı gazeteler daha ziyade kurnaz öğrencilerin bunu ödevlerinde kopya çekmek için kullanabileceğinden endişe edilmekte. Bunu bilemiyorum ama bu programa ders planlarını ve ödev kağıtlarını yazdırabileceğini söyleyen bir öğretmen tanıyorum.
Teknolojideki her gelişme gibi YZ da esasen yaptığımız işlerin angaryasını, stresini ve zorluklarını azaltmak, bizleri bunları yaparken harcadığımız onlarca saatten kurtarmak için kullanılabilir.  Ancak kapitalizm altında gerçekleşen her teknolojik gelişme gibi bunlar için kullanılmayacak.
ChatGPT hakkında yapılan yorumların neredeyse hiçbirinin hayatı iyileştirme potansiyeli üzerine olmayışı dikkate değer. Tartışma daha ziyade YZ’nın insanların işlerini ellerinden almak için kullanılıp kullanılmayacağı etrafında dönüyor. Yahut İşçi Partisi milletvekili Darren Jones’un deyişiyle bu işleri “çoğaltması” ihtimali üzerinde duruluyor.
Çoğaltmak ile kastedilen bunların bizleri daha “verimli” hale getirmek, daha az ücret karşılığında bizden daha da fazla kâr elde etmek için kullanılması ihtimali. Aslına bakarsanız şimdiden ikisini de yapıyor. Chatbot’lar daha şimdiden bir zamanlar çağrı merkezi işçilerinin yaptığı işleri yapmaya başladılar.
Ve henüz geçtiğimiz hafta Kanada’da bir mahkeme, bir YZ casusluk yazılımının bir işçinin “işle alakalı uğraşlara” yeterince zaman harcamadığını tespit etmesinin üzerine, işçinin “zaman hırsızlığı” yaptığı sonucuna vararak bu zamanın karşılığını patronlarına tazmin etmesini kararlaştırdı.
Tüm bunlar büyük şirketler. Örneğin OpenAI, çeşitli şirketlerden yazılımlarını kullanmaları karşılığında 1 milyar dolar gelir elde etmeyi hedeflediğini açıkladı.
Ancak günün sonunda tüm bunlar her şeye rağmen insan emeğinin ve çabasının ürünü.
Her şeyden önce ChatGPT de Dall-E de internetten toplanan artık veri üzerinden “öğreniyor”. Bununla birlikte kendi kullanıcılarının bu yazılımlarla girdikleri etkileşimin sonucu olarak sağladıkları görsel ve metin cinsinden veriyi topluyor ve kullanıyorlar. Bunların tümü insanlar tarafından üretilen ve internete konulan veriler sonuçta.
Dahası, yazılımların tüm bunları yapabilmesi için insanların onları programlaması, nereye bakacağını, bulduğu veriyi nasıl saklayıp isimlendireceğini söylemesi gerekiyor. ChatGPT ve Dall-E’nin bu veriyi yorumlayabilmek ve bir kullanıcının komutuna yanıt vermek için kullandığı algoritmaları da yine insanlar yazıyor.
YZ yazılımları pek çok şeyi insanlardan daha hızlı veya daha iyi yapabilir. Ancak bunu biz olmadan yapamazlar. Bu bize insan emeğinin değeri ve vazgeçilmezliği ile alakalı bir şeyler söylüyor.
En temel seviyede hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğumuz temel gereksinimleri karşılamak için çalışmamız gerekiyor.  Kapitalizmde ise buna ilave olarak kapitalistlerin kâr için alıp sattığı şeyleri üretmek için de çalışmamız gerekiyor. İnsan emeği olmaksızın hiçbir şey üretilemezdi.  Bu ister rafları ve depoları dolduran fiziksel mallar olsun, ister depolanan ve internette alınıp satılan veriler olsun, isterse ikisini de üretmek için gereken makinalar olsun.
Tüm bunların üretimi için gereken altyapı ve hizmetler de yine insan emeği olmadan var olamazdı. Tüm bunları gören Karl Marx, emtianın üretimi için üretime harcanan emeğin bunların değerini belirleyen esas unsur olduğu sonucuna vardı. Toplumsal olarak belirlenen seviyede, sıradan bir işçinin ortalama gereçlerle harcadığı emek arttıkça metanın fiyatı da artıyordu.
Eğer bir patron veya bir şirket ürettiği ürünü değerine satacaksa, ancak işçilere ürettikleri değerin çok küçük bir kısmını geri ödeyerek kâr edebilir.  Geriye kalan ise kârın kaynağıdır. Ve çok geçmeden fark edeceklerdir ki, eğer ürünleri daha hızlı ve emeğe daha az para harcayarak üretmeyi becerebilirlerse, daha da çok kâr edebilir ve rakiplerini geride bırakabilirler.
Dolayısıyla patronlar her daim üretimi hızlandıracak, işçilerden daha fazlasını almalarını veya onların bir kısmından tümüyle kurtulmalarını sağlayacak teknolojilerin peşinde koşarlar. Ve bu kısa vadede onlara öncekinden daha fazla para kazandırabilir. Fakat bu teknolojiye yatırım yaptıklarında aslında yaptıkları bu teknolojiyi üretirken harcanan emeğin ücretini ödemekten başka bir şey değildir. Teknoloji yatırımı, yaşayan, insan emeği değildir, “ölü emektir” ve yeni değer üretemez.
Tam tersine, metaı üretmek için gereken insan emeği azaldığı için değeri de azalacaktır. Sonuç olarak teknolojiye ve ölü emeğe harcanan miktar kârlardan yemektedir.
Bu da demek oluyor ki kapitalizm ne kadar insan emeğini teknolojiyle ikame etmeye çalışırsa o ölçüde krize sürüklenir. Kapitalizmin pek çok kökten dönüştürücü teknolojik gelişmeye rağmen insan emeğine olan bağımlılığını aşamamasının sebebi de budur. İşçilerin yaptığı bir işi teknolojiyle ortadan kaldırsa bile, aynı teknoloji başka bir yerde başka işçilere gereksinim duymaya devam eder.
ChatGPT’ye bununla ilgili ne düşündüğünü sordum, “asil ve önemli bir hedef” diye cevapladı.
YZ’nin kökü de insan emeği olduğundan, kaçınılmaz olarak insan emeğinin kapitalizmde üretmeye koşulduğu en kötü şeyleri yansıtır ve vurgular. Bunun en bariz örneği ise bazı YZ üretimi görsellerde görülebilir.
Lensa kullanıcılarına YZ üretimi, kendilerinin idealize temsilleri olan “sihirli profil fotoğrafları” satan bir uygulama. Kullanıcı bir takım selfie’ler yüklüyor ve uygulama kendi görsel veri tabanını kullanarak yüzlerce fantezi portresi meydana getiriyor.
Ancak Lensa erkekleri astronot veya süper kahraman olarak resmederken, kadın kullanıcılar uygulamanın kendilerinin salt cinselliği çağrıştıran özelliklerini vurguladığını düşünüyor. Uygulama kadınları büyük göğüslü ve çoğunlukla çıplak veya cinselliği çağrıştıran pozlarda tasvir ediyor. Siyah kadınlar ise çoğu zaman fiziksel özelliklerinin Avrupalılaştırıldığını, ten renklerinin açıldığını gözlemlemiş. Asya kökenli bir teknoloji muhabiri olan Melissa Heikkila da sonuçlarının aşırı derecede cinsel çağrışımları ön plana çıkardığını ve kendisine neredeyse hiç benzemediğini ifade ediyor.
Lensa gibi uygulamaların yaratıcıları, YZ’nın sadece internetten topladığı veriyi yansıttığını söylüyorlar. Ve bu bir yere kadar doğru. Lensa ve diğer popüler uygulamalar Laion-5B isimli bir açık kaynaklı görsel veri tabanını kullanıyor. Heikkila veri tabanında Asyalı kelimesini arattığında karşılaştıklarını şu şekilde ifade ediyor: “Çıkan tek şey pornoydu. Bolca porno. YZ’nın ‘Asyalı’ kelimesiyle ilişkilendirdiği tek şey çıplak Doğu Asyalı kadınlarmış.”
İnternet, kadınların vücutlarını ve cinselliklerini alınıp satılacak ürünlere dönüştüren devasa bir porno endüstrisine ev sahipliği ediyor. Bu endüstrinin ürünleri cinsiyetçi ve ırkçı kalıpların en beter ve bayağı hallerini yansıtıyor ve bunları olabilecek en uç noktalarına taşıyor. Ve bu sadece pornografi ile sınırlı değil. Reklam sektörü, medya, kısacası toplumun her bir parçası ırkçı fikirlerin ve kadınların toplumdaki rolüne dair önyargıların izini taşıyor. YZ yazılımları ise tüm bu birikimi midesine doldurup üzerimize geri kusuyor. Ancak bu, programcılarının sorumluluğu olmadığı anlamına gelmemeli.
Sonuç olarak yazılımlarının topladığı veriyi onlar kontrol ediyorlar. Giren veriyi filtreleyebilirler ve çıktıyı kontrol etmeleri pekâlâ mümkün.
Belki de YZ yazılımlarının sürekli pornografi yeniden üretmesinin sebebi üreticilerinin amaçlarına çok uygun düşmesinden kaynaklanıyordur. Tıpkı tükettikleri malzeme gibi, aynı zamanda kâr için bedenleri metalaştırıyorlar.
Onların YZ’sının girilen kelimenin en kötü ve en bayağı anlamlarını yeniden üretiyor oluşu hiç de şaşırtıcı değil

Nick Clark – Socialist Worker’dan çeviren: Deniz Güngören

https://marksist.org/icerik/Teori/19087/Bir-robot-gazeteye-yazi-yazabilir-mi
Posted in Bilim ve Teknoloji, BİLİŞİM - İNTERNET - | Leave a comment

BOMBASIRTI VAKASI


Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ruşen Eşref Ünaydın ile 24 -28 Mart 1918 tarihleri arasında, Akaretler’deki evinde, yaptığı mülakattan alınmıştır. Bu mülakat, aynı yılYeni Mecmua’nın Çanakkale Zaferi için hazırlanan özel sayısında “AnafartalarKumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat” başlığı ile yayımlanmıştır. Ruşen Eşref Ünaydın,   Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat , İstanbul HamitMatbaası, İstanbul, 1930

Posted in ATATURK, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment

HAYATA DAİR * 60 YAŞINA YAKLAŞANLAR VE ÜZERİNDEKİLER İÇİN…

60 YAŞINA YAKLAŞANLAR VE ÜZERİNDEKİLER İÇİN…


60 ile ölüm arası biriktirdiğiniz parayı kullanma zamanıdır. Kullanın ve keyfini çıkarın. Onu elde etmek için yaptığınız fedakarlıklar hakkında hiçbir fikri olmayanlar için saklamayın. Zor kazanılan sermayeniz için büyük fikirleri olan bir damadın veya gelinin varlığından daha tehlikeli bir şey olmadığını unutmayın.
Uyarı: Bu aynı zamanda harika veya kusursuz görünse bile yatırımlar için de kötü bir zamandır. Sadece sorun ve endişe getirirler. Bu yaşlar huzur ve sessizliğin tadını çıkarmanız için ideal zamanlardır.
Çocuklarınızın ve torunlarınızın maddi durumu hakkında endişelenmeyi bırakın ve paranızı kendinize harcarken kendinizi kötü hissetmeyin. Yıllarca onlarla ilgilendiniz ve onlara yapabileceğiniz her şeyi öğrettiniz. Onlara eğitim, yiyecek, barınak ve destek verdiniz. Artık kendi paralarını kazanma sorumluluğu onlarındır. Bırakın kendi yollarını bulsunlar.
Artık çok fazla fiziksel çaba harcamadan sağlıklı bir yaşam sürdürün. Orta derecede egzersiz yapın (her gün yürümek gibi), iyi yiyin ve uyuyun. Bu yaşlarda hasta olmak kolaydır ve sağlıklı kalmak zorlaşır. Bu nedenle kendinizi iyi durumda tutmanız ve tıbbi ve fiziksel ihtiyaçlarınızın farkında olmanız gerekir. Doktorunuzla iletişiminizi sürdürün, kendinizi iyi hissettiğinizde bile testler yaptırın.
Önemli olan anlar için her zaman en iyi, en güzel eşyaları satın alın. Temel amaç, eşinizle birlikte paranızın tadını çıkarmaktır. Bir gün biriniz diğerini özleyecek, o zaman para sizi hiç rahat ettirmeyecek, o halde birlikte tadını çıkarın.
Küçük şeyler için stres yapmayın. Hayatında zaten çok şeyin üstesinden geldiniz. İyi ve kötü anılarınız oldu ama artık önemli olan şu andır. Geçmişin sizi aşağı çekmesine ve geleceğin sizi korkutmasına izin vermeyin. Şimdi iyi hissedin. Nasılsa küçük sorunlar yakında unutulacak.
Yaş kaç olursa olsun, aşkı daima canlı tutun. Partnerinizi sevin, hayatı sevin, ailenizi sevin, komşunuzu sevin ve şunu unutmayın: “Bir adam zekâsı ve şefkati olduğu sürece yaşlı değildir.”
İçten ve dıştan gurur duyun. Kuaförünüze veya berberinize gitmeyi bırakmayın, tırnaklarınızı yaptırın, dermatolog ve diş hekimine gidin, parfüm ve kremlerinizi iyi stoklayın. Dışarıdan bakımlı olduğunuzda bu duygu içeri sızarak sizi gururlu ve güçlü hissettirir.
Yaşınıza uygun moda trendlerini gözden kaçırmayın, ancak kendi stil anlayışınızı koruyun. Size neyin iyi geldiğine dair kendi anlayışınızı geliştirdiniz- onu koruyun ve bununla gurur duyun. Bu sizin kim olduğunuzun bir parçasıdır.
HER ZAMAN güncel kalın. Gazeteleri okuyun, haberleri izleyin. İnternete girin ve insanların ne dediğini okuyun. Etkin bir e-posta hesabınız olduğundan emin olun ve bu sosyal ağlardan bazılarını kullanmayı deneyin. Hangi eski arkadaşlarla tanışacağınıza şaşıracaksınız.
Genç nesile ve fikirlerine saygı gösterin. Sizinle aynı fikirlere sahip olmayabilirler, ancak gelecek onların ve dünyayı kendi istedikleri yönde götürecekler. Eleştiri değil öğüt verin ve onlara dünün bilgeliğinin bugün de geçerli olduğunu hatırlatmaya çalışın.
Asla “Benim zamanımda” ifadesini kullanmayın. Şu an senin zamanındır. Yaşadığınız sürece, bu zamanın bir parçası olun.
Bazı insanlar altın yıllarını kucaklarken, diğerleri buruk ve huysuz olur. Siz hayatı, günlerinizi ikinci gruptakiler gibi harcamayın. Zamanınızı pozitif, neşeli insanlarla geçirin, bu size iyi gelecek ve günleriniz çok daha iyi görünecek. Acı çeken insanlarla zaman geçirmek, kendinizi daha yaşlı hissetmenize ve etrafta olamamanıza neden olur.
Çocuklarınızla veya torunlarınızla yaşamanın cazibesine teslim olmayın (eğer maddi bir seçeneğiniz varsa). Elbette, aile ile çevrili olmak kulağa harika geliyor ama hepimizin mahremiyete ihtiyacı var. Onların onlarınkine, senin de seninkine ihtiyacın var. O zaman bile, bunu yalnızca gerçekten yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız veya kendi başınıza yaşamak istemiyorsanız yapın.
Hobilerinden vazgeçmeyin. Eğer yoksa, yenilerini edinin. Seyahat edebilir, yürüyüş yapabilir, yemek pişirebilir, okuyabilir, dans edebilirsiniz. Bir kedi ya da köpek evlat edinebilir, bir mutfak bahçesi yetiştirebilir, kart, dama, satranç, domino, golf oynayabilirsiniz.
Gitmeyi deneyin. Evden çıkın, bir süredir görmediğiniz insanlarla tanışın, yeni bir şey (veya eski bir şey) deneyimleyin. Önemli olan zaman zaman evden çıkmaktır. Müzelere gidin, bir parkta yürüyün. Dışarı çıkın.
Kibar bir tonda konuşun ve gerçekten gerekmedikçe çok fazla şikâyet etmemeye veya eleştirmemeye çalışın. Durumları olduğu gibi kabul etmeye çalışın.
Acılar ve rahatsızlıklar yaşlanmayla birlikte gider. Bunlara takılıp kalmamaya çalışın, onları hayatın bir parçası olarak kabul edin.
Biri tarafından kırıldıysanız- onu affedin. Birini kırdıysanız- özür dileyin. Küskünlüğü yanınızda sürüklemeyin. Bu durum sadece sizi üzmek için hizmet eder. Kimin haklı olduğu önemli değildir. Birisi bir keresinde şöyle demişti: “Kin tutmak, zehir alıp diğer kişinin ölmesini beklemek gibidir.” O zehri almayın. Affedin, unutun ve hayatınıza devam edin.
Gülün. Endişelerinize gülümseyin. Unutmayın, talihli olanlardan birisiniz. Uzun bir hayat sürmeyi başardınız. Birçoğu asla bu yaşa gelemez, asla tam bir yaşam deneyimleyemez. Yaşantınızın bu noktasında huzurlu bir hayatın tadını çıkarın…
Endişelenmeyin, mutlu olun 🥰
Sizler de paylaşın. Mutlaka birilerine yarar…
Posted in HAYATIN İÇİNDEN | 1 Comment