BİLİM, BİLİŞİM * iPhone 14’teki uydu bağlantısı bir kişinin hayatını kurtardı

Photo for representational purpose only. iStock

iPhone 14’teki uydu bağlantısı
bir kişinin hayatını kurtardı

CUMHURİYET – 02 Aralık 2022 Cuma

iPhone 14 serisi ile Apple’ın bünyesine dahil ettiği
‘uydu bağlantısı’ bir kişinin hayatını kurtardı.

Apple’ın eylül ayında tanıtımını yaptığı iPhone 14 serisi için ‘uydu bağlantısı’ özelliği gelmişti. Cihazdan hiçbir bağlantı gerekmeksizin uydu üzerinden arama yapmaya olanak sağlayan bu özellik bazı markaların bazı modellerinde bulunuyor. Apple ise iPhone 14 serisi ile bu özelliği kullanıcılarına sunmuştu. Yeni çıkan haberlere göre acil SOS olarak da adlandırılan bu özellik, Alaska’da ıssız bir yerde mahsur kalan kişinin hayatını kurtardı.
APPLE’IN BELİRLİ BÖLGELERDE SUNDUĞU ÖZELLİĞİ HAYAT KURTARDI
Uydu bağlantısı ya da acil SOS olarak adlandırılan bu özellik şu anda ABD ve Kanada merkezli olarak sunuluyor. Telefonun çekmediği bir bölgede mahsur kalan adam söz konusu özelliği kullanarak yardım çağırdı.
Kar makinesiyle seyahat eden adam, hava şartlarının kötüleşmesiyle bulunduğu karlı bölgede mahsur kaldı. O sırada acil SOS’i etkinleştiren kişi, kısa süre içinde yerel arama ve kurtarma ekipleri tarafından Apple’a iletilen GPS bilgileri sayesinde bulunarak kurtarıldı.
Yetkililer, mahsur kalan kişinin bulunduğu bölgenin özelliğin sınırları içinde olduğunu aktardı.
SOS aracılığıyla uydu bağlantısı, tüm “iPhone 14” kullanıcıları tarafından kullanılabilir ve herhangi acil bir durum oluştuğunda ve Wi-Fi veya hücresel bağlantı olmadığında etkin hale getirilebilir. Bu özelliğin kullanımı iki yıl boyunca ücretsizdir ve Apple, ilerleyen dönemde bu özelliğin ücretinin ne olacağını duyurmadı.
Uydu bağlantısı özelliği şu anda ABD ve Kanada’da aktif, ilerleyen dönemde ise Fransa, Almanya, İrlanda ve Birleşik Krallık’ta kullanıma açılacak.
Türkiye’de ise bu özelliğin ne zaman geleceğine dair herhangi bir bilgi bulunmuyor. 
Posted in Bilim ve Teknoloji, BİLİŞİM - İNTERNET - | Leave a comment

TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ? * YİNE KURAN KURSU, YİNE ÇOCUĞA İSTİSMAR

Kuran kursunda skandal: Niğde’de 5 yaşındaki
çocuğa nitelikli istismar davasında karar çıktı

CUMHURİYET – Sinem Nazlı Demir – 02 Aralık 2022

Niğde’de Kuran kursunda beş yaşındaki çocuğa nitelikli istismar davasında karar çıktı. Fail A.F.Y’ye indirim yapılmadan 18 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Çocuğun ailesinin avukatı Orpen Nergiz, dava ile ilgili Cumhuriyet’e konuştu.

Niğde’nin kırsal kesiminde bulunan bir köye bağlı Kuran kursunda geçtiğimiz yaz aylarında, din görevlisi A.F.Y. beş yaşındaki bir çocuğu sistematik bir şekilde nitelikli cinsel istismara maruz bıraktı. Bir süre sonra çocuk yaşına uygun olmayan hareketler sergileyince çocuğun ailesi şüphelenmeye başladı. Kendi yaşıtlarının kurmaması gereken söz ve cümleleri kuran çocuğa sorular soran aile, çok geçmeden gerçeğin farkına vardı.
“AİLE, YAŞANANLARI TESADÜFEN ÖĞRENİYOR”
Çocuk, gittiği Kuran kursundaki görevli ile ilgili bilgi vermeye başlayınca çocuğun ailesi görevliye karşı dava açtı ve ilk duruşmada karar çıkmadı. İkinci duruşması görülen davada bugün karar çıktı ve fail A.F.Y. indirimsiz bir şekilde 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çocuğun ailesinin avukatı Orpen Nergiz, dava ile ilgili ayrıntıları Cumhuriyet’e anlattı.
Çocuğun beş yaşında olduğunu ve maruz bırakıldığı istismarı fark etmeden ailesiyle paylaştığını aktaran Nergiz, “Çocuk tüm bunları anlayamayacak bir yaşta. Aile, çocuğunun yaşadıklarını tesadüfen öğreniyor. Çocuk laf arasında Kuran kursundaki görevlinin adını söyleyerek yaşadıklarından kendi konuşma diliyle bahsediyor” ifadelerini kullandı.
“ŞEKER VE DONDURMA VERİRDİ ‘NE KADAR AKILLI ÇOCUKSUN…’ DERDİ”
Davanın son duruşmasının bugün görüldüğünü ve kararın çıktığını belirten Nergiz, failin kendisini “Neden diğer çocuklar beni şikâyet etmiyor da bu çocuk ediyor?” diye savunduğunu söyledi.
Nergiz, hem ÇİM hem de adli tıp raporlarında çocuğun nitelikli cinsel istismara uğradığının kanıtlandığını anlattı.
“DİYANET İŞLERİ’NDEN BİR GÖREVLİ BENİ ARADI VE…”
Nergiz, konuşmalarına şu şekilde son verdi:
“Burası kırsal bir kesim. Dolayısıyla haberlere çıkmadı. Bu duruşma davanın ikinci duruşması. Tüm raporlarda çocuğun nitelikli istismara uğradığı yazıyor. Fail 25 yaşında ve bu kursta bir din görevlisi. Kucağına oturtup sevme bahanesiyle çocuğu düzenli olarak istismara maruz bırakmış.
Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bir kişi beni arayarak, ‘Yapanın bir din görevlisi olduğunu söyleme’ dedi. Ben de ‘E nasıl oldu o zaman bu olay’ diye sordum.”

Çocuk İzlem Merkezi:
Çocuk İzlem Merkezleri (ÇİM), cinsel istismara uğramış çocukların ikincil örselenmesini asgariye indirmek, adli ve tıbbi işlemlerin bu alanda eğitimli kişilerden oluşan bir merkezde ve tek seferde gerçekleştirilmesini temin etmek üzere kurulmuştur. İstismar mağduru çocuğun adli görüşmecinin ön görüşme yaptığı esnada tecavüz şüphesi söz konusu olduğu durumlarda ise savcının onayı ile aileden onam alınarak çocuğun muayenesi ÇİM’de bulunan hekimler adli tıp uzmanı ve çocuk hekimi tarafından yapılır.
Posted in ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, SUÇ DOSYALARI, TARİKAT VE CEMAATLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | 1 Comment

KADIN HAKLARI, İRTİCA VE YOBAZLIK * Şeriat ve kadın

Şeriat ve kadın

CUMHURİYET – Zülal Kalkandelen – 02 Aralık 2022 Cuma

İran’daki olaylar sürerken Türkiye’deki şeriat sevdalılarının tepkilerini izliyorum bir süredir. Asıl hazmedemedikleri olay, Türkiye’nin, İslam coğrafyasındaki diğer ülkelerden farklı olarak, laikliği anayasaya değişmez bir madde olarak koymuş olması.
Gericiler rahatsız olsa da Cumhuriyetin kuruluşu ve Medeni Kanun’un kabulüyle haklarına kavuşan kadınlar, Türkiye’de laik bir ülkenin vatandaşı, yasaların şeriat hükümlerine uygunluğunun arandığı herhangi bir İslam ülkesinin değil!
Bugün şeriatla yönetilen ülkelerde yaşayan kadınların durumuna baktığımızda, vahim bir manzara ile karşılaşıyoruz. Tarih ilerledikçe kadınlar haklarının peşine daha çok düşüyor ama buna karşılık gördükleri baskı da akıl almaz bir şekilde artıyor… Dinin siyasal alana taşınması, her geçen gün kadın haklarının önünde engel oluşturuyor.
Bu bölgelerde şeriatla yönetilen ülkelerde, kadınların sosyoekonomik, yasal ve siyasi haklar bakımından ikinci sınıf vatandaş konumuna itildikleri bir gerçektir.
Bunun nedenlerine baktığımızda, bu ülkelerle ilgili bazı önemli hususlar çıkıyor karşımımıza;
1- Bu ülkelerin anayasalarında, “Kadınla erkek yasalar önünde eşit haklara sahiptir” hükmü yer alsa bile, sonuç olarak o yasaların mutlaka şeriata uygunluğu arandığından, uygulamada bu eşitliği gerçekleştirme olanağı yok.
2- Toplumda egemen güç olan dini liderlerin fetvaları, bütün yasalardan daha güçlü bir etki yapıyor.
3- Bu toplumlarda genel kabul gören anlayış, erkeklerin kadınlara göre daha üstün olduğu… Bunun sonucu olarak da erkeğin birden fazla kadınla evlenebilmesi mümkün kılınıyor; mahkemelerde iki kadının tanıklığı bir erkeğinkine denk sayılıyor; erkek istediği zaman kadını boşayabilirken kadının böyle bir hakkı bulunmuyor.
4- Erkek egemen toplum yapısı nedeniyle, kadınların görevi, evde kalıp kocasına hizmet etmek ve çocuklarına bakmak olarak algılanıyor.
5- Bu ülkelerde, halkın çoğunluğunun mezhebi, devletin resmi mezhebi olarak kabul ediliyor. Bu yüzden, devletin dinini İslam olarak açıklasalar da aralarında uygulama bakımından farklılıklar görülüyor.ıza:
İslam devletlerinde kadını ikinci plana iten uygulamalara tanık oldukça, Cumhuriyet devrimlerinin kadınlar için önemini her gün yaşayarak bir kez daha duyumsuyor insan… Kadınların bugüne kadar attığı her adımın arkasında, şeriatı kaldırıp laikliği getiren o devrimler var.
Elbette, kadınların bugün içinde bulunduğu koşullar, her emekçinin koşulları gibi ideal olmaktan uzak.
Erkek egemen kültürün dayatmaları, toplumun adeta ruhuna işlemiş durumda. Bu anlayışın yok edilmesi, kadınla erkeğin eşit koşullarda sosyal ve siyasal hayata katılımının sağlanması yolunda yapılması gereken çok iş var.
Fakat şu kesin ki bu yol, AKP’li cumhurbaşkanının yaptığı gibi kadınlara sürekli “üç çocuk doğurmalarını” öğütlemekten değil, Atatürk’ün açtığı Aydınlanma yolunda eğitim vermekten geçiyor.
Özellikle kız çocuğu olanlara hatırlatmak istediğim tek bir şey var: Kızlarınızı okutun ve laikliğe sahip çıkın!
Posted in DİN-İNANÇ, İrtica, KADIN HAKLARI, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

ALTILI MASA TARAFINDAN HAZIRLANAN “YENİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ” ÖNERİSİ HAKKINDA DEĞERLENDİRME

Türkiye, AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte küresel emperyalizm tarafından tasarlanmış olan “kılcal damarlarına kadar sızarak” derinden ve örtülü bir işgal altına alınmıştır. Tıpkı bir kurbağanın ağır ağır haşlanarak, var olan sürece uyum sağlanarak öldürülmesi gibi. Türkiye emperyaller ve işbirlikçileri tarafından kaynar kazana atılmıştır.
Böylece toplumun karşı koymak refleksleri en aza indirgenmiş ve toplumun az okuyan, siyasal islamı dünya görüşü yapan kesimi de DİN ve ALLAH ile aldatılarak emperyalizmin uzantısı olan iktidara destek vermeleri sağlanmıştır.
Bilinç, akıl sapması ile, yoğun ve aldatıcı propagandalarla,  %95’i devşirilmiş ve sürekli yalan haber yapan medyanın gücü ile toplumun büyük kısmı uyuşturulmuş ve aldatılmıştır. Anayasa ilga edilmiş, parlamento işlevsiz kılınmış, güçler ayrılığı yok edilerek tek bir adamın aklı, bilgisi, kültürü, liyakatı, vatan sevgisi, bilgeliği  MECLİS/PARLAMENTONUN varlığından daha doğru olduğu savı ile toplum aldatılmış ve TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ siyasal islamcı, din eğitimi almış, üniversite mezunu olduğunu kanıtlamaktan kaçınan, kendi buyruklarına karşı gelenleri biçen,  siyasal islamı kendisine rehber yapan bir kişiye teslim edilmiştir.
“DEVLETİ BANA TESLİM EDİN ÜLKE NASIL YÖNETİLİR GÖRÜN” DİYEN KİŞİNİN BU OTOKRATİK BUYURGAN YÖNETİMİNDE;
DEVLET ÇÖKMÜŞTÜR, YARGI ÇÖKMÜŞTÜR, MİLLİ ORDU ÇOK ZAYIFLATILMIŞ VE HİYERARŞİK YÖNDEN BÖLÜNMÜŞTÜR, EKONOMİ ÇÖKMÜŞTÜR, MUHALİF AYDINLAR, GAZETECİLER, KEMALİST KOMUTANLAR TUTUKLANMIŞ VE  LAİK DEMOKRATİK SOSYAL CUMHURİYET/DEVLET KİŞİSEL ÖZGÜRLÜKLERLE BİRLİKTE YOK EDİLMEKTEDİR.
Yüzünü aydınlanmaya, çağdaşlığa, akıl ve bilime çevirmiş olan Atatürk’ün laik demokratik, sosyal  Cumhuriyeti/Devleti tüm kamu kurumları ile birlikte işlevsiz hale getirilmiştir. Devletle iktidar iç içe geçmiş, aralarında var olan sınırlar ortadan kaybolmuş ve Devleti yöneten bürokratlar politize olarak devleti terk etmişlerdir. İktidar artık DEVLET olmuştur.
Küresel emperyalizm, Türkiye’nin Lozan’da elde ettiklerini işbirlikçi taşaron/lar eli ile bir bir geri almaktadır. Ekonomik işgal tamamlanmıştır. Toplum etnisete ve inanç üzerinden bölünerek kavgalaştırılmış ve toplumsal sosyal birlik dayanışma yok edilmiştir. Ülkemizde üretim yapan, bacası tüten, istihdam ve üretim sağlayan  tüm fabrikalarımız artık bizim değildir. Son 20 sene içinde yaklaşık 300-400 milyar dolar para yolsuzluklarla halkın cebinden çalınmış ve bu dönemde görev alan iktidar ve yandaşları akıl almaz derecede zenginleşerek ülkenin gereksinime harcanacak olan paralar yurt dışına, kişisel hesaplara transfer edilmiştir.
Tüm bunlarla birlikte LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET, hilafet isteyen Siyasal islamı kendilerine kıble yapmış olan Neo Osmanlıcılar tarafından SİYASAL İSLAMcı bir devlete çevrilmeye çalışılıyor. İrtica LAİK CUMHURİYETİN ipini çekmeye çalışıyor.
Bu gidişi durdurabilecek olan tek DEMOKRATİK güç çok farklı siyasi görüşleri olan fakat yaklaşan yok oluş ve tehlikeyi gören 6 partinin oluşturduğu ALTILI MASA bir araya gelerek TEK ADAM/UCUBE REJİMİ seçimde alt edebilmek için çabalıyor ve çalışıyorlar. Bu amaçla hazırladıkları ANAYASA DEĞİŞİKLİK TASLAĞI hakkında aşağıda görüşlerini paylaşan değerli siyaset bilimci Prof. Dr. Hakki Keskin’in yazısını kendisine teşekkür ederek sunuyorum.
KİN, NEFRET, ÖFKE, AYKIRI GÖRÜŞ V.B.  DUYGULARDAN ARINARAK EL BİRLİĞİ İLE BU TEHLİKEDEN ÇIKABİLECEK ENERJİNİN ÜRETİLMESİ GEREKEN ZAMANDIR.
Naci Kaptan – 02 Aralık 2022

Prof. Dr. Hakki Keskin
Siyaset Bilimci, Almanya Parlamentosu
ve Avrupa Parlamenterler Meclisi eski Üyesi
1 Aralık 2022

Altılı masanın Yeni Anayasa Önerisini yürekten Selamlıyorum

Altılı masa tarafından kamuoyuna sunulan ve üzerinde iyi çalışıldığı anlaşılan kapsamlı Yeni Anayasa Önerisinin, en önemli noktalarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Lütfen okuyunuz ve çevrenize yayınız! 
Türkiye 1961 Anayasasıyla, Dünya’nın en demokratik ve çağdaş anayasalarından birine sahip olmuştu. Bu anayasayı Türkiye`nin en saygın üniversite hukukçuları, gelişmiş demokratik ülke anayasalarını iyi inceleyerek hazırlamışlardı. Ancak bu anayasayı hazırlayan Temsilciler Meclisi’nde İl Genel Meclislerinin; Siyasal Partilerin, Baroların, Basının, Odaların, Tarım kuruluşlarının, Öğretmenlerin, Üniversitelerin, Yargı organlarının temsilcileri de bulunuyordu.
ABD tarafından “bizimkiler başardı” dedikleri 1980 faşist askeri darbesi ve cuntasıyla bu harika 1960 anayasası, hukuk devletinin temelini oluşturan yargı bağımsızlığı ve bir dizi özgürlüklerinden büyük ölçüde uzaklaştırıldı.
Bunun üstüne bir de Dünya`da gerçekten benzeri olmayan tamamen tek kişinin karar verme yetkisinde olan bir ucube sistem getirildi. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkileri, Yargı ve tüm kamu kuruluşlarının kontrolü, basın ve fikir özgürlüğü, çok büyük ölçüde, tüm kararları verme yetkisi olan bit tek kişiye, partili Cumhurbaşkanına verildi. O kadarki, Meclis kararıyla imzalanan, kadın haklarını ve güvencesini koruma altına alan İstanbul Sözleşmesi’nden bile, bu yetkiyi kendinde gören Cumhurbaşkanı tek başına çıkma kararı alabildi.
Atalarımızın “Bir musibet bin nasihata bedeldir” sözü, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinden tamamen uzaklaşmış olan bu tek kişi yönetimi ve uygulamalarıyla nihayet anlaşılır konuma geldi. Türkiye`nin yeniden gerçek anlamda güçlendirilmiş parlamento, gelişmiş demokrasi, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, basın ve fikir özgürlüğünü temel ilkesi yapan yeni bir anayasaya gereksinim olduğu anlaşıldı ve benimsendi. 
Altılı masa uzlaşma kültürüne en güzel örnek oluyor 
Uzlaşma kültürüne güzel bir örnek olan Altılı masa oluşumunu başından beri çok gerekli ve olumlu bularak destekliyorum. Bir yılı aşkın bir çalışma sonunda kanımca iyi bir anayasa önerisi paketi, Genel başkanların ve medya kuruluşlarının bulunduğu bir toplantıda kamuoyuyla paylaşıldı.
Yeni Anayasa taslağı önerisini sırayla: CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Serhan Yücel, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Serap Yazıcı, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Uğur Poyraz ve Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya, açıkladılar.
Anayasalar mutlaka toplumun en geniş kesiminin görüş, öneri ve desteği alınarak hazırlanmalıdır. CHP adına bu anayasa önerisini hazırlayan Muharrem Erkek, önerimizi „Demokrasinin asli gereği olan çoğulculuk ve uzlaşma ilkeleri doğrultusunda, toplumun tüm kesimleri ile müzakere ettikten sonra seçimlerin hemen ardından TBMM’ye sunacağız” açıklaması bu anlamda büyük önem taşıyor.
Almanya Anayasasının ilk maddesinde yer alan ve kanımca Dünya`da en temel örnek anayasal ilkelerden biri olan,” insan onurunun dokunulmazlığı ve devlete insan onurunu koruma görevinin verilmesi”, hazırlanan yeni anayasal düzenin simgesini oluşturmaktadır.
Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’le, Büyük Millet Meclisi’nin ve Yargının günümüzde yaşanan ağır vesayetten kurtarılacağına, Yargının kurucu unsuru olan savunmanın ve baroların ilk kez anayasal güvenceye kavuşturulacağına vurgu yapılanmaktadır. Ayni şekilde basının, sivil toplum örgütlerinin, düzenleyici ve denetleyici kurumların da vesayetten kurtarılacağı belirtilmektedir.
Demokratik hukuk devletinin temel ilkesi olan kuvvetler ayrılığının yeniden yaşama geçirileceğine, “yasamanın etkin ve katılımcı, yürütmenin istikrarlı, şeffaf ve hesap verilebilir, yargının ise bağımsız ve tafrasız olmasına, güçlü, özgürlükçü, demokratik ve adil bir sistemin” sağlanacağına özenle vurgu yapılmaktadır.
Hukuk devletinin temel unsurlarından olan adil yargılanma hakkını ve bu hakkın aslî unsurlarından olan savunma hakkının güçlendireceğine, Türkiye Barolar Birliği’ne özerk bir statü sağlanarak, avukatlık mesleğine sahip olması gereken itibar kazandırılacağına vurgu yapılıyor.
Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar, Anayasaya uygunluk normlarına dâhil edilecektir.
Son derece önemli diğer konuda seçilmiş yerel yöneticilerin yargı kararı olmadan, günümüzde uygulanan “Kayyum atamalarıyla” görevlerinden uzaklaştırılmalarına son vereceği belirtiliyor.
Vatandaşlarımızdan toplanan vergilerin nasıl harcandığının etkili bir şekilde denetlenebilmesi için Meclis’in bütçe hakkının, Meclis’in devredilemez bir yetkisi ve denetim aracı olarak düzleneceği ve Meclis bünyesinde başkanının ana muhalefet partisinden olan Kesin Hesap Komisyonunun kurulacağı açıklanıyor. Meclis’in denetim yetkisini güçlendirilerek Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim için hükümete hesap sorulabilmesini sağlayacağına vurgu yapılıyor.
Sosyal ve ekonomik haklar kısmına yeni haklar eklenerek, herkesin sağlık hakkına sahip olduğunu ve hiç kimsenin temel sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılamayacağı belirtiliyor.
Çevreyi ve doğal hayatı korumanın devletin bir görevi olduğu belirtiliyor. Devletin hayvanları korumak ve hayvanlara yönelik eziyet ve kötü muamele yapılmaması için gereken tedbirleri alma görevi olduğuna vurgu yapılıyor.
Başbakan ve Bakanlar bireysel ve kolektif olarak Meclise karşı sorumlu olacak, Bakanlar veya hükümet hakkında gensoru verilebilecek, Başbakan ve Bakanlara haklarındaki iddialarla ilgili Meclis Soruşturması açılabilecek, Meclisin sevk kararı vermesi halinde ilgililer Yüce Divanda yargılanabilecektir deniyor.
Milletvekili Dokunulmazlıklarının kaldırılması ancak üye tam sayının salt çoğunluğuyla, düşmesi ise Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki kararıyla yapılabilecektir.
Cumhurbaşkanının bir dönem ve 7 yıl için halk tarafından seçilebilmesi, varsa partisi ile ilişiğinin kesilmesini öneriliyor. Cumhurbaşkanının kanunları veto etme yetkisine son veriliyor.
Hâkim ve savcılara coğrafi teminat sağlanarak bireysel bağımsızlıklarının güçlendirilmesi amaçlanıyor.
Çok önemli bulduğum bir diğer değişiklik önerisi de Yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluklarını artırılması, yerel yönetimlerde demokratik katılım, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin hâkim kılınması, merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki idari denetiminin sınırlarının açıkça belirlenerek yerindelik denetimi anlamına gelen vesayet uygulamalarına son verilmesinin istenmesidir.
Bir diğer çok önemli konuda, Yükseköğretimde özgür ve çoğulcu bir sistem oluşturarak üniversitelerin bilimsel özerkliklerinin yanında, idari ve mali özerkliklerinin de anayasal güvence altına alınması, YÖK`ün kaldırarak yerine yetkileri koordinasyon görevi ile sınırlandırılmış, üyelerinin demokratik meşruiyet esasına dayanılarak seçildiği üniversiteler arası bir kurul oluşturulacağı belirtiliyor. Bu konuda basta Boğaziçi Üniversitesinde olmak üzere, Erdoğan tarafından birçok üniversite yönetimine akademik yeteneği bulunmayan eski AKP milletvekillerinin atandığı yaygın bir uygulama haline geldi.
Tüm siyasi partilere eşit davranması gereken Radyo ve Televizyon yayınları ve Üst Kurulu (RTÜK), AKP`nin yayın organı ve muhalif basına karşı baskı aracı haline getirildi. Bu nedenle bu kurulun çoğulculuk, özerklik ve tarafsızlık ilkelerine bağlı olarak çalışmasını sağlayacak bir düzenlemeye gidileceğine vurgu yapılıyor.
Yeni Anayasa önerisinde seçim barajının yüzde 3`e indirilerek, seçmenin daha geniş kesiminin Mecliste temsil edilme istemi, son derece önemlidir.
Yurt dışında yaşayan altı milyonu aşan Türklerin, sorunlarıyla yakından ilgilenileceği, dil ve kültürlerini koruma ve anavatanla bağlarını geliştirme çalışmalarına vurgu yapılarak, yurt dışında yasayan Türklerin Mecliste 15 milletvekiliyle doğrudan temsil edilmesinin sağlanacağı açıklanıyor.
Olağanüstü Hal ilanının, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından verilmesi öngörülüyor.
Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı on beşten yirmi ikiye çıkarılarak; dört daire ve bir Genel Kurul halinde çalışması sağlanacağı açıklanıyor.
Yüksek Seçim Kurulu`nun, seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına ilişkin verdiği kararların hukuka uygunluğunun sağlanamasa için, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruların yapılmasının sağlanacağı belirtilmektedir.
Anayasamızın 2. maddesinde yer alan ve değiştirilmesi yasaklanan insan haklarına saygılı, demokratik, lâik, sosyal hukuk devleti kavramları, Anayasa düzenimizin asıl belirleyicisi olacaktır. (…)  “Cumhuriyetimiz ikinci yüzyılına adım atarken bu topraklara eşitliği, özgürlüğü, adaleti hep birlikte getireceğiz. (…) Anayasanın önemsizleştirilmeye, hukuk devleti ilkesinin unutturulmaya, devletin bir parti devleti haline dönüştürülmeye, kurum kültürü ve kurallar sisteminin yok sayılmaya çalışıldığı bu dönemi aziz milletimiz ile birlikte mücadele ederek aşacağımıza ve Cumhuriyetin 1. Yüzyılındaki kazanımlarımızı muhafaza ederek daha ileriye götürerek sorunlarımızı demokrasi kültürü içinde çözerek Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmaya kararlıyız.” Deniyor Anayasa önerisinde.
“Bizler inanıyoruz ki, önümüzdeki ilk seçimde, otoriter bir sistemden yana olanlar değil, demokrasiden yana olanlar kazanacak; altılı masanın ortak Cumhurbaşkanı adayı, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacaktır.” İnancının da altı çiziliyor.
Posted in ANAYASA, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER | Leave a comment

TÜFEK İCAT OLDU MERTLİK BOZULDU * BÜTÜN ŞİFRE SIZINTILARININ ANASI

TÜFEK İCAT OLDU MERTLİK BOZULDU
BÜTÜN ŞİFRE SIZINTILARININ ANASI

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 01 Aralık 2022

Siber saldırı tarihindeki en büyük şifre hırsızlıklarından bir tanesi olan RockYou2021 bütün şifre sızıntılarının anası olarak nitelendirilebilir.
2021 yılında gerçekleştirilen siber saldırıda; 82 milyar kadar şifre içeren 100 GB’lık bir TXT dosyası bir hacker (bilgisayar korsanı) sitesine yüklenmiştir.
Forum kullanıcısı şifre sızıntılarını içeren dosyaya RockYou2021 adını, 32 milyon adet sızıntı şifrenin düz metin olarak depolandığı 2009 RockYou veri ihlaline atıfta bulunarak vermiştir.
RockYou2021 şifre sızıntısı, benzersiz şifre kullanımı ile iki (2FA – Two-Factor Authentication) veya çok faktörlü (MFA – Mult-Factor Authenticitaion)) kimlik doğrulamanın önemini bir kez daha bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermiştir.
Dünyada toplam internet kullanıcı sayısının yaklaşık 4,7 milyar olduğu göz önüne alındığında, sızan şifre bilgilerinin sayısı gerçekten şaşırtıcı ve sarsıcıdır.
RockYou2021 şifre sızıntısını inceleyen uzmanlara göre sızan şifrelerin hiçbiri yeni değildir ve birkaç yıldır derlenmekte gibi görünmektedir. Metin dosyasını yükleyen şahsa göre listede bulunan bütün şifreler 6-20 karakter uzunluğundadır ve ASCII (American Standard Code for Information Change – Bilgi Değişimi İçin Amerikan Standart Kodlama Sistemi) olmayan karakterler ve boşluklar kaldırılmıştır.
Çok faktörlü kimlik doğrulaması (MFA), bir bilgisayar kullanıcısına, kullanıcının kimlik doğrulama mekanizmasına başarılı bir şekilde iki ya da daha fazla kanıt sağladığında erişim sağlandığı bir kimlik doğrulama yöntemidir
Posted in BİLİŞİM - İNTERNET -, SUN SAVUNMA NET | Leave a comment

ÇAĞDAŞLIKTAN ŞERİATA

Posted in EĞİTİM, İrtica, SİYASAL İSLAM, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

AYNANIN ARKASINDAN * REDBOOK 2 – BYLOCK BAHANE MASUMLARA ZULÜM IÇIN TUTUKLAMALAR ŞAHANE.

BYLOCK BAHANE MASUMLARA
ZULÜM İÇİN TUTUKLAMALAR ŞAHANE

Faruk Arslan

Ya Erdoğan ya da Akar gerçekleri söylemiyor…

ByLock’un LOG kayıtları bütün iddiaları çürüttü. Herkes saçmalığın farkında. 15 temmuz 2016’da darbede bylock kullanıldı diye işinden edilen 200 bin kişi ağlıyor. Uygulama zaten yok imiş! 15 Temmuz’dan 4.5 ay önce uygulama kaldırılmış. ABD raporu ortaya çıkardı. Olmayan bylock ile yüzbinlerce insanın hayatı boş yere karartıldı.
Mahkemelerin durumu içler acısı. Açıkca ‘tuzağa düşmeseydin’ diyen hakimden sonra ‘baskı altında ifade verdim’ diyen sanığa ‘imzalamasaydın’ diyen hakimde gördü ülke. Adalet çıkar mı buradan? Çıkmaz. Hepsi çöp. Hakim, “Koskoca tümgeneralsin, imzalamasaydın” diyor.
Olan nedir? Akar, Fidan’ı ateşe atmış aynı zamanda. Erdoğan’ın ‘Fidan’a ulaşamadım, eniştemden öğrendim’ tezi de resmen hikaye oldu. ÇELİŞKİ! Akar “Darbeyi önleyici tedbirler aldık cümlesinde. Darbeyi öne çektiler…” diyor. Madem darbe ihbarı yoktu, önleyici tedbirler neden alındı? Akar: MİT’e yapılan ihbarda darbe söz konusu değildi de diyor ve yalan söylüyor. İhbarcı binbaşı 2 defa yalanını yüzüne vurdu. Bunların ses kayıtları da var ama daha ortaya çıkmadı.
Hulusi Akar’ın, “Darbe değil, Fidan’ın kaçırılacağı ihbarıydı” cevabından sonra domuzluk tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Ne yani Fidan kaçırılacağını bildiği yerde Akar ile Genelkurmay’da 5 buçuk saat ne konuşmuş olabilir! Resmen 80 milyona keriz muamelesi bu. Siz de Darbe Komisyonu Başkanı Reşat Petek’in 6-7 aydır raporu neden açıklamadığı belli oldu.
Rezil olmamak içinmiş! Artık Bu kepazeliği daha fazla bekletemediler ! F. Gülen’in 50 yıl önce CHP’ye yapmadığı yardımı bile bulabilen irade, 3 yıldır CB koltuğunda oturan Erdoğan’ın diplomasını neden bulamıyor?

Laik elitlerin 40 yıllık rüyasını AKP gerçekleştiriyor. Darbe Girişimi Komisyonu’ndan cemaatler için “akredite” önerisi geldi, CHP ve HDP itiraz etti. Tel tel döküldüler. Önce darbecilere görev vermişler, sonra da darbeye katıldı diye tutuklamışlar.

Bazı komutanlar, alt kadrolarına tuzak kurmuş. Bu konu mutlaka aydınlatılmalı. Gazeteciler bunun üzerine gitmeli. Suçlu kimse yargılansın ama masumlara zulmedilmesin. Kumpas kurduğunuz askerler, mahkeme salonlarında sizi bekliyor. Daha ne kadar kaçacaksınız? Kabına sığmayan 15 Temmuz gerçekleri, ‘Gülen’i epey aşan bir darbe konsorsiyumu’. Bu domuzlar koalisyonu yargılanmalıdır…

Hulusi Akar, darbeyi tabi biz yaptık, Erdoğan’ı da kullanıp sivil gösterip sizi aptal yerine koyuyoruz demiş resmen. Kibir ve güç evlendi! Kontrollü darbe tam da işte bu demek!

Korkunç bir ülkede yaşıyoruz. Öne çekilerek başlatılmış bir darbeden haberdar olmayan binlerce insan tutuklu ve işten atılmış. Dehşet!

15 Temmuz’un zihin açıcı deşifreleri
Kabına sığmayan 15 Temmuz gerçekleri, ‘Gülen’i epey aşan darbe konsorsiyumu’  Posted on Mart 31, 2017by yavuzbaydar Türkiye’nin makus talihine çok sert bir sille vurmuş olan 15 Temmuz darbe girişiminin üzerindeki soru işaretlerini kaldırmak, bu kanlı ve ölümcül girişimin arka planını aydınlatmak, biz gazetecilerin boyun borcu.

Evet, biliyorum, Türkiye’ye hakim olan ‘Erdoğan marka AKP hikayesi’ hepimizi çok yordu,neredeyse sürmenaj noktasına getirdi, ama oldum olası gerçeklere erişimden mahrum edilen halkımıza karşı böyle bir sorumluluğumuz var. Biz derken, tabii ki, gözü siyasi misyonerlikle, aktivizmle, yalan yayma hırsı, önyargı ve intikamcılıkla kararmamış dürüst gazetecileri kastediyorum. Neden böyle bir sorumluluk? derseniz, yargının on yıllardır iyice politize olmuş halini, iktidarlar tarafından kirli amaçlar uğruna tepe tepe kullanılmasını, bir türlü ‘adalet dağıtır’ hale gelmemesini hatırlatmak isterim.
Bunu, hiçbiri sonuçlanmayan faili meçhul cinayetlerde, KCK gibi kitlesel davalarda, Ergenekon ve Balyoz gibi kilit süreçlerde iyice tecrübe ettik. Yargı kendi içindeki çürümeyi halledemedi, bağımsızlaşmaya izin verilmedi ve bu yüzden de biz, en azından bir avuç gazeteci, elden geldiğince kendi imkanlarımızla gerçeğe ulaşmaya çalışmak zorundayız.

15 Temmuz’u doğru anlarsak, başka pek çok sorunun cevabını da yerli yerine koyacağız. Hep bunu yazıyorum, 17 Temmuz’dan bu yana, kendime açtığım kamusal yazma alanlarında.

Ne yazık ki, Türkiye’yi saran kitlesel hipnoz ve kollektif ‘yargısız infaz etme’ cinneti nedeniyle,15 Temmuz hala muamma, ortada paylaşılmış somut deliller yok, TBMM Komisyonu hiçbir kilit tanığı dinleyemeden dağıtıldı, ve ancak şimdi, o da bazı dış haber kaynakları altını deştikçe, biz bu konuyu inceleme imkanı buluyoruz.

Bu vesilelerden biri, İngiltere Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu’nun kapsamlı raporuydu. Bu metni daha ilk günden Artı Gerçek’te önce Koray Düz gören ardından ben okuyarak ana hatlarıyla ele aldık. Türkiye medyası artık kültüre dönüşen oto sansür ve korku nedeniyle o yana hiç bakmadı, raporun iyi kötü kısmi tercümesiyle haber olarak yayınlanması bile dört- beş gün aldı.

Oysa gözden kaçmayacak bir metindi bu, ve sıkı Saray yandaşı kimi yorumcular, yayınlanması ardından yerlerinde hopladılar. Ve şaşırtıcı biçimde, raporun kimi bulgularına zımni onay bile verdiler.

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, ERGENEKON - BALYOZ, FAŞİZM, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ, İSTİHBARAT KURUMLARI | Leave a comment

SUÇ DOSYALARI * SİSTEM ÇÜRÜDÜ * SAVCI, YARGIÇ, AVUKAT, BÜROKRAT, POLİTİKACI EL ELE; UYUŞTURUCU BARONLARI NASIL KURTARILIYOR

CUMHURİYET – Barış Terkoğlu – 01.12.2022

Bakın baronlar nasıl kurtarılıyor


Gölgelerle dövüşürken ne cesuruzdur. Ardımıza dönüp de gölgenin sahibiyle karşılaşınca, eski halimizden pek eser kalmaz. 
Başka bir parti olsa ne çok gürültü kopardı. Cumhurbaşkanı kürsüden kükrer, içişleri bakanı elinde dosya sallayarak bağırırdı. Konu AKP’ydi, haliyle pek de böyle olmadı. Okuduğumuz o haberden söz ediyorum:
“AKP Kocaeli Milletvekili Emine Zeybek’in eşi eski savcı Faruk Sarıoğlu, uyuşturucu dosyasında rüşvet verilmesine aracılık etmekten 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.”
Dün, AKP Milletvekili Emine Zeybek, Sözcü’den Veli Toprak’a konuştu; “Art niyet arıyorum, burada bir adaletsizlik olduğu açık” dedi.
ÖNEMLİ KİŞİLERİN RÜŞVET TEKLİFİ
Ceza yeni verilse de olayı, bundan iki yıl önce, Barış Pehlivan’la hazırladığımız Cendere kitabında, vekil eşinden F.S. diye bahsederek yazmıştık. Mesele bir savcıdan, bir milletvekilinden daha derine uzanıyor.
Şöyle anlatayım…
Erzurum polisinin 24 Ocak 2019’da yaptığı operasyon büyük bir işti. Polis, arama yaptığı bir TIR’ın gizli bölmelerinde, toplam 1 ton 535 kilogram eroin ele geçirmişti. Anadolu Ajansı, “Cumhuriyet tarihinin tek seferde ele geçirilen en büyük eroin miktarı” diye duyurmuştu. Ardından tutuklamalar başladı. Sanıklar hakkında iddianame yazıldı.
İddianameyi yazan kişi, daha önce FETÖ’nün kumpaslarına uğramış, İzmir’de Askeri Casusluk torbasına atılmış eski askeri savcı Melih Yıldırım’dı. Her şey savcı Yıldırım’ın Adalet Bakanlığı’na yaptığı şikâyetle başlamıştı. Savcı Yıldırım, aynı adliyedeki bir başka savcıyı, bugünlerde ceza alan Faruk Sarıoğlu’nu şikâyet ediyordu. Israrlı taleplerinin ardından, Sarıoğlu, savcı Yıldırım’ın lojmandaki evinin kapısı çalmış, ziyarete gelmişti. Devamını kitapta şöyle anlattık:
“Kendisini İstanbul’dan tanıdığı bir yargı mensubunun aradığını söyleyen Faruk Sarıoğlu, gizli yürüyen uyuşturucu dosyasının içindeki bilgileri kendisine vermesini istedi. Bunun karşılığında Yıldırım’a nakit olarak kaç milyon dolar isterse verileceğini söyledi. Sarıoğlu, paranın Yıldırım’ın istediği kişiye, istediği yerde teslim edilebileceğini ifade etti. Endişe etmemesini, teklifi yapanların çok güçlü olduğunu, ‘önemli kişilerin bilgisi dahilinde’ bu teklifin yapıldığını söyledi. Savcı Sarıoğlu, yakında Erzurum’da göreve başlayacak bir hâkimden de bahsediyordu.”
İşte Faruk Sarıoğlu’nun ceza aldığı rüşvet hikâyesinin özeti buydu.
TUHAF HÂKİM ATAMASI
Ancak bu kadar değil…
Sarıoğlu’nun “Yakında Erzurum’da göreve başlayacak” dediği hâkimin kim olduğunu merak ettiniz mi?
Uyuşturucu Baronu Zindaşti’yi, Külliye’den gelen bir telefonla bırakan Cevdet Özcan’dan başkası değil. Hatırlayın, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Burhan Kuzu, Özcan ile görüşerek Zindaşti’yi serbest bıraktırmış, bu nedenle kendisi de sanık olmuştu. Ancak yargılanamadan koranadan öldü.
İnanılmaz değil mi! Erzurum’da Cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu operasyonu yapılıyor. Dosyayı takip eden savcıya AKP’nin kritik isminin eşi olan savcı rüşvet teklif ediyor. Tesadüf bu ya, dosyaya bakacak Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne, İstanbul’da uyuşturucu baronlarını, Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen telefonla bırakan hâkim, sözde sürgünle atanıyor.
Hakkını yemeyelim, HSK yazdıklarımızın ardından hatasını kabul etti. Özcan, davadan el çektirildi. Sarıoğlu hakkında da soruşturma yapıldı. Sarıoğlu için, geçen 23 Kasım’da, Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından rüşvet cezası verildi.
Karara bakıyorum. Oy çokluğuyla alınmış. Beş hâkimden dördü rüşvet var derken biri karşı oy kullanmış. Karşı oy kullanan hâkimin hükümete yakın olması, adının bu nedenle çeşitli haberlere karışması dikkatimi çekiyor. Neden, bilmiyorum, kararda 5. Ceza Dairesi başkanının da adı yazmıyor. Belli ki duruşmada yokmuş.
KAN DONDURAN SATIRLAR
Neyse, asıl kritik noktaya gelirsek…
Dosyada rüşvet vermeye teşebbüsten ceza alan avukat var; adı Oktay Bağatır, uyuşturucu sanıklarının avukatı. Bir de bahsettiğim Faruk Sarıoğlu, rüşvete aracılık teşebbüsünden ceza almış. Avukat Nejdet Altan ise beraat etmiş.
Yargıtay Savcılığı, söz konusu isimler hakkında verdiği mütalaada şu ifadeleri kullanmış:
“(Avukatların) sanık Faruk Sarıoğlu’nun makam odasına geldikleri, (…) Oktay Bağatır’ın sohbet esnasında İstanbul’da uyuşturucu madde ticaretiyle ilgili baktıkları soruşturma ve davalarda başarılı olduklarınamilletvekilleri, bakanlar ve devlet bürokratlarından birçok tanıkları olduğuna ve bunlar aracılığıyla devlet bürokrasisinde birçok işi halledebileceklerine, kamuoyu tarafından da bilinen birçok soruşturma ve davayı müvekkilleri lehine sonuçlandırdıklarına dair anlatımlarda bulunduğu…”
Yargıtay savcısı, uyuşturucu davasına bakan avukatların, dosyaları devletin tepesinden kapattığına dair itiraflarını, kan donduran bir şekilde kayıtlara geçirmiş. Anlattığımız tablo böylece daha da anlaşılır oluyor.
HER ŞEY BARONLAR İÇİN!
Bu kadar değil…
Rüşvetle suçlanan avukatın, ceza alan savcı Faruk Sarıoğlu’nun odasına girip çıktığı kamera kayıtlarıyla görülmüş. Öte yandan telefon kayıtları da bir başka delil. Avukat, Faruk Sarıoğlu ile 176 saniyelik bir telefon görüşmesi yapmış. Bir de tanık ifadesine başvurulmuş.
Çok kritik bir detay daha var…
Yargıtay Savcısı, Faruk Sarıoğlu’nun rüşvet karşılığında avukatlar adına ne istediğini şöyle kayda geçirmiş:
“Senden tahliye etmeni ya da dava açmamanı istemiyorlar ama üç şüphelinin ifade tutanağını istiyorlar.”
Dikkat ederseniz talep “dava açma ya da tahliye et” değil, kamyon şoförünün de aralarında olduğu tutuklu sanıkların anlattıkları. Çünkü yakalananlar zincirin son halkası. Merak edilen ise “Acaba asıl barona ulaşmayı sağlayacak bir ifade verdiler mi” sorusu. Haliyle korumaya alınmaya çalışılan tepedeki baron!
Bu arada, söz konusu avukatlar ile Faruk Sarıoğlu’nu buluşturan İstanbul’daki bir savcı. Nedense kimse, o savcının üstüne gitmemiş! Başka hangi davalar var diye de sormamış!
SADECE VEKİL DEĞİL
Hani hep torbacıların “bacakları kırılıyor” da baronlar nasıl kurtuluyor diye soruyoruz ya…
Yargıtay tutanakları özetliyor.
İş uyuşturucu taşıyan kamyoncuya geldiğinde, herkes tepesine biniyor. Öte yandan söz konusu baronlar ise Cumhurbaşkanlığı’ndan telefonlar, beklenmedik karar veren hâkimler, teklif yapan avukatlar, rüşvet aracılığı yapan savcılar, siyasetin zirvesindeki isimler yan yana gelebiliyor. Görünmez işbirliği, kimi zaman İstanbul’da kimi zaman Erzurum’da kendisini açığa vuruyor. Bütün ipler ise aynı uçlarda birleşiyor.
Bu arada Emine Zeybek sadece Kocaeli milletvekili değil. AKP’nin en üst karar organlarından MKYK’nin üyesi, TBMM’de Anayasa Komisyonu’nun sözcüsü, AKP’nin genel merkez sosyal politikalar başkan yardımcısı…  Yani uyuşturucu ile mücadele politikaları da yasaları da onun dokunabileceği uzaklıkta!
Kılıcı doğru kullanmak için beceri yetmez. Kime karşı kullanacağını bilmek için akıl da gerekir. Kısa gölgeleri yaratan koca suretlere doğrultmuyorsanız, cesaretten söz etmeyin bile.
Posted in ORGANİZE İŞLER, SUÇ DOSYALARI, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

AYNANIN ARKASINDAN * REDBOOK-1 * Erdoğan, “Allah’ın lütfu” diyerek ilk gün her şeyi itiraf etmişti * Silinen Türkiye; Süfyan Erdoğan – Pelikan Zombi

RED BOOK – ZOMBİLİK MASKESİZ ARTIK

Faruk Arslan

Sayıları o kadar çok ki tutuklu gazetecilerin, alnından öpünüz.
Sosyal medya twitter’dan size bir seçmece hazırladım. Anonim.


Baş nifak fabrikatörü Doğu Perinçek “birgün önce Yenişafak’a bildirdik.” demişti. Mehmet Dişli:”Akar sakin ol, gerekli tedbirler alındı dedi” Akar:”Öne çekildi, akamete uğratıldı” dedi. Hangisi doğru? Hepsi doğru olabilir mi? Olamaz.
İstanbul boğazının üstündeki F16, havadaki tek uçak olan Erdoğan’ın uçağını göremiyormuş. Ben bu pilotun kim olduğunu merak ediyorum. Kesin terfi almıştır. Fazla gizleyemediler, darbenin bir senaryo olduğunu itiraf ediyorlar. Şimdi; 249 Kişiyi sokaklarda kim öldürdü?
Hulusi Komutan darbeyi öne çekip akamete uğrattıklarını söylüyor. Yani Kontrollü bir şekilde durumun başlatılıp sonlandırıldığı anlamı çıkıyor. Karargah herşeyi planlamış, Goril’e maskeleme düşmüş.
AKPM, resmi gözlem raporunu açıkladı: YSK kararı yasaya aykırı; O HAL demokratik referandum sürecini kısıtladı. Anayasa değişikliği geçersiz. Muhalefet yok ki itiraz etsin! 17Aralık 2013’ten bu yana AKP seri darbeler yaptı, dikta kurdu; CHP, MHP yancı oldu sadece.
Sözde Darbeyi 36 saat önce haber veren Perincek ve Aksakallı’nın ifadesi, ortada bir oyun ve kumpas olduğu ortaya çıkarıyor. Fidan Akar ikilisi ülkeyi kaosa ve zulme kasıtlı sürüklediler. Naylon tiyatronun sisi dağıldıkça, birilerini ateş aldı. Ardı ardına panik içinde açıklamala ryapmak zorunda kalmaları bu yüzden!
Erdoğan, “Allah’ın lütfu” diyerek ilk gün her şeyi itiraf etmişti ama “Cemaat’i yok edelim” hevesi her kesimi sardığı için susuldu; diktayı kurdu askerle. Darbenin ikinci günü Erdoğan: “Dere geçilirken at değiştirilmez” Dere nerede? At kim? Bir yıldan beri derenin ortasında mısınız?
Soru şu; Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları o gece rehin alınmıştı. Erdoğan da mı rehin alınmıştı? Bunların aydınlatılması lazım. Erdoğan’ın 19 Koruması, 5 Yaveri “F.ci” diye mağdur. Ailesiyle birden bire kayboluyor ve bunların hiç biri yanında yok. İhale Sözcü gazetesi ve Odatv’ye kaldı. Perinçekçiler ve Berk grubu zafer kazandı. Kimse dokunamıyor.
Ülkenin Cumhurbaşkanı’nın nerde olduğunu, G.Kurmay, Mit ve tabi ki yaverleri, korumaları bilmek zorunda. Bunların hepsi biliyor ve ulaşamıyor! Cezaevinde kansere yakalanmış bir öğretim üyesinin tahliye edilmesi gerekmez mi? Uyku apnesi değil, kanser… Abdurrahman Dilipak bile diyor ki: İçeride olması gerekenler dışarıda, dışarıda olması gerekenler içeride.
İçeri almalarda da iktidar kaybediyor, salıvermelerde de. Hulusi Akar’ın itiraflarından anlaşılan: Darbeyi MİT’e haber veren kişi FİDAN AKAR ikisilinin oyununu bozmuş. Onlar da darbeyi önce çekmişler. Peki, Akar kendini makamında koruyacak tedbirleri almamış mı?
Makamında derdest edilmesi de mi kontrollü? Hem darbeden haberin var hem de kendini yakalatıyorsun ha?
Güney Doğu yıkılmış.. Her eve Ateş düşmüş.. Tutuklanmayan Üniversite diplomalı kalmamış.. Adam itiraz etmek için Yüksek fatura bekliyor! CHP’li Sezgin Tanrıkulu’na “terör örgütü üyeliği”nden fezleke hazırlandı, tek konuşanı da susturma girişimi. Şunu aslâ unutmayın…”TSK Kendi ordusuna Ve mensuplarına karşı işlenmiş hiç bir ihaneti, karşılıksız bırakmamıştır! Ve bırakmayacak”! Madem darbe yapılacağı biliniyordu darbe başlayana kadar niye beklendi.
250 insanımızı pisi pisine öldürdüler… Can Ataklı: Askerler hükümetin bilgisi dahilinde sokağa çıkartıldı diye 7 ay önce konuşmadı mı? Bu arada “%54 engelli öğretmen eşim banyo yapmaya çalışırken düşmüş kaburgasını kırmış”… Mazlum ve masum yüzbinler kan ağlıyorlar. Darbeyicemaat yapsa idi; Şu an Erdoğanı sağında H.Akar solunda H.Fidan akp tvlerinde darbeyi şemaüzerinden anlatırken görürdünüz. Hepsi suçlular. Nihat Hatipoğlu’nun “ramazanda zengin fakiri anlar” deyip 600 bin tl aldığı Türkiye’de işsiz bir öğretmen intihar etti; cebinden 6 lira çıktı.
15 Temmuz ‘da ölenlerin otopsisi neden yapılmadı? Otopsi mi dediniz? Maazallah! Yoksa ölenlerin SADAT kurşunlarıyla öldürüldüğü açığa çıkardı! 15 Temmuza dair en kritik hamle Akar’ın ‘kaybolması’dır. Akar’ın ‘darbecilerle hareket ettiği’ izlenimi vermek için çalışılmış belli ki. Makyajını da TRT’ciler yapmış.
Erdoğan’ın “Allah’ın Lütfu” dediği, “kontrollü darbe”nin itirafı Akar’dan geldi ama niye şimdi? Fidan’ı mı günah keçisi yapmak istiyorlar? Erdoğan halen- mağdur ve masum mu? Beşir Atalay’ın dışlanıp Erdoğan’a bayrak açması İran ekibinin saf dışı edilmesi anlamına mı geliyor? Cemaat düşmanlığı hepsinin gözlerini ve vicdanlarını kör etmiş.
Utanmasalar, Sözcü ekibinin tutuklamalarını da Cemaat yapıyor diyeceklerdi ama Cemaatten kimse kalmadı.
Darbeyi hapisteki 560 adet melek Bebekler mi yoksa Anneleri mi yaptı? Gücünüz kadınlara ve bebeklerine mi yetti? Sadece 6 yıl önce Türkiye, herkesin görmeye can attığı diyardı. Cehenneme döndü.
Şimdi Don’t go to Iran Travel filmi ile İran pazarlanıyor. Liberalizm ülkemizde öldü, yaşasın yeni İran mı? Trump’ın Şahin generaller yönetimi şimdi de PJAK’a silah vermeye karar verdi. İran’daki 10 milyon Kürdü ayaklandıracak. Liberalizm faturasını ödeme sırası İran’da mı?
IŞİD’in Bağdat’ta bombalı saldırısı 11 can aldı. Oysa yüzde 40 Nakşi Baascı yönetimde, petrolü de çalıyorlar Erdoğanla. Daha ne istiyorlar? IŞİD’i Saddam’ın eski general ve istihbaratçıları, subayları, tekfirci teröristlerle yönetiyor.
Suud ve Katar, Erdoğan besliyor. Terör niye? IŞİD, güç edinme aracı olarak çok uluslu bir konsorsiyum tarafından idare ediliyor. Ankara ve Suruç’ta ölenler niye öldüyse, Bağdat’ta da aynı! Bu terörizme destekte ülkemizi merkez yapanlar hainler değil mi?
Hain Gladyo….

https://www.academia.edu/35803121/S%C3%BCfyan_Erdo%C4%9Fan_ve_Pelikan_Zombiler_RED_BOOK
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, ERGENEKON - BALYOZ, FAŞİZM, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ, İSTİHBARAT KURUMLARI | 1 Comment

GİDER AYAK TALAN DEVAM EDİYOR * 222 maden sahası ihaleye açılıyor

222 maden sahası ihaleye açılıyor

Filiz Pehlivan / 30 Kasım 2022, Çarşamba

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) 222 adet maden sahası, işletme veya arama amaçlı ihaleye açıldı. İhalelerin ilanı 29 Kasım 2022 tarihli Resmi Gazete’de yer aldı.
İhaleye konu olan maden arazilerinin toplam alanı: 125 bin 829 hektar ve 58 il içerisinde dağılmış. İhaleler 9-20 Ocak 2023 döneminde tamamlanacak.
İhale sayılarının en fazla olduğu ilk dört il; Antalya 12, Denizli 10, Kütahya 10, Van 10 şeklinde.
Taş ocaklarının yoğun baskısı altında olan Antalya ilinde şu anda ihaleye açılan tüm alanlar II. Grup maden. (Maden Grupları tanımı için bakınız)
Denizli’de ise ağırlıklı olarak II. Grup Madenler ihaleye açılmış olup sahaların 7 tanesi II. Grup, 3 tanesi IV. Grup maden.
Van’daki tüm sahalar IV. Grup maden olup maden sahalarının toplam alanı 10235.31 hektar.
Kütahya ilinde ihaleye açılan sahaların 6 tanesi IV. Grup, 4 tanesi II. Grup maden.
İhalelerinin büyük bölümünü 123 saha ile kömür ve metalik madenciliğin yapıldığı IV. Grup madencilik ruhsatları oluşturuyor.
TEMA (Türkiye Erezyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma) Vakfı’nın raporları her iki tür madencilik faaliyetinin de geniş alanlarda, doğal alan, orman, toprak ve su yıkımına neden olan ve kontrolü zor olup kirlilik yaratan uygulamaları içerdiğini söylüyor.
Kömür odaklı enerji politikaları
Bu ihaleler iklim kriziyle mücadeyi zafiyete uğratacak, Enerji Bakanı Fatih Dönmez’in de “Kömür santrallarını hemen kapatacağız demek doğru değil. Gerçekçi hedefler belirlemeli, temkinli olmalıyız” diyerek ortaya koyduğu, Türkiye’nin kömür odaklı enerji politikalarının yanı sıra yeni dönem madencilik politikalarının yönünü de işaret ediyor.
İhale teklif mektubunun, ihaleye girecek olanları da zor durumda bırakan ve Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel’in işaret ettiği, 11. Maddesine göre, ihaleyi alan firma, ruhsat düzenlenmesinden sonra, sahanın özel alanlardan birisi ile çakıştığının tespit edilmesi ve gereken izinleri alamaması durumunda ihale bedelini geri alamıyor ve herhangi bir hak talebinde bulunamıyor.
İhale evrağında maden arazilerinin, izin alınarak çalışılacak avlak, devlet avlağı veya genel avlak alanı içerisinde kaldığı görülüyor. (1)
İhale şartları içinde yer alan ve MAPEG’in sahanın rezervi ve tenörü konusunda herhangi bir sorumluluğu bulunmadığına ve ihaleyi kazanan teklif sahibinin madenin rezervi, niteliği ve türü ile ilgili olarak MAPEG aleyhine herhangi bir itiraz ileri süremeyeceğine dair madde de ihaleye gireceklerin riskini gösteriyor.
Bakanlıklar arasındaki koordinasyonsuzluk ve planlama eksikliği nedeniyle, ihaleye açılan sahaların bir kısmı muhtemelen geçmişte de ihaleye açılmış olan maden sahaları.
Türkiye’nin doğa dostu maden haritası çıkarılmalı
Maden Mühendisleri Odası Başkanı Yüksel, ön incelemelerin ilgili kamu kurumları tarafından yapılarak, maden varlığının araştırılması, kısıtlı alanlar içinde olup olmadığının kontrolü, ardından ihaleye çıkılması gerektiğinin altını çiziyor.
Yani Türkiye’nin doğa dostu bir maden haritasının çıkarılması gerekiyor. Çıkarılan haritada, doğaya, insana ve tarımsal üretime dost bir kamu yararı anlayışıyla, doğa koruma alanlarının, ormanların, tarım alanları ve içme suyu havzalarının maden faaliyetlerinden tamamen korunmasının sağlanması, arazi kullanım planlarının tüm hassasiyetlere değer verilerek hazırlanması bekleniyor.
222 maden sahasının büyük bölümünün, korunan alan, birinci sınıf tarım alanı, büyük ova, mera ve içme suyu havzası gibi tarımsal üretimin ve içme suyu ihtiyacının teminatı olan arazilerde olma ihtimali yüksek.
Diğer yandan ihaleye katılanların halkın haklı tepkisi ile karşı karşıya kalması, bunun sonucunda toplumda yeni kutuplaşma alanları oluşma ihtimali de söz konusu.
Seçim dönemi öncesi yapılacak bu boyuttaki bir ihale elbette dikkatle takip edilmeye muhtaç.
Ama bunların ötesinde en çarpıcı gerçek TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç’ın şu cümlesinde kendini buluyor:
“Bu kararları alanların ekoloji konusunda ciddi bilgilenmeye ihtiyaçları var. Çok büyük sorumluluk yükleniyorlar. Büyük tehdit ülkemiz ve geleceğimiz için.”
Notlar:
1- Avlak: Av ve yaban hayvanlarının doğal olarak yaşadıkları veya sonradan salındıkları sahalar.
Devlet Avlağı: Devlet ormanları, toprak muhafaza, ağaçlandırma sahaları ve benzeri yerlerle Devlet tarım işletmeleri, baraj gölleri ve emniyet sahalarında, ilgili kuruluşun muvafakatı alınarak Bakanlıkça avlak olarak ayrılan yerler.
Genel Avlak: Özel ve Devlet avlakları dışında kalan bütün av sahaları ile göl, lagün, bataklık ve sazlık gibi sahalar.

https://yetkinreport.com/2022/11/30/222-maden-sahasi-ihaleye-aciliyor
Posted in KUMPAS-TEZGAH-ÜÇ KAĞIT, Madencilik ve Yeralti Kaynaklari, ÖZELLEŞTİRMELER, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment