TARİHİ SAPTIRANLAR * MEB’E GÖRE VAHDETTİN, ATATÜRK’Ü SAMSUN’A VATANI KURTARMASI İÇİN YOLLAMIŞ

MEB’E GÖRE VAHDETTİN, ATATÜRK’Ü SAMSUN’A
VATANI KURTARMASI İÇİN YOLLAMIŞ

Tarihçi – MUSTAFA SOLAK – 20.05.2022
solak81@outlook.com

Türk Tarih Kurumu da 2014 yılında yaptırdığı Vahdettin’in 17 Kasım 1922’de İstanbul’dan kaçmasıyla ilgili “Ayrılış”[1] isimli kısa belgesel, Vahdettin’in Atatürk’ü milli mücadeleyi başlatması için görevlendirdiği ve vatanı kurtarmak, Sevr’i onaylamamak için emperyalistlerle nasıl mücadele ettiği üzerine kurgulanmış.
Vahdettin’in bu belgeseldeki “paşa, paşa memleketi kurtarabilirsin” ifadeleri ders kitaplarında da var. Vahdettin’in emperyalizm işbirlikçiliği gizlendi. “Kurtuluşta payı var” algısı yaratıldı. Milyonlarca öğrenciye Lise ve Ortaokul “TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitaplarında okutuluyor. 12. Sınıf TC İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders kitabının 62. sayfasında “Mustafa Kemal Paşa anlatıyor” başlığı altında şu şekilde yer almıştır:
“Yıldız Sarayı’nın ufak bir odasında Vahdettin’le diz dize denecek kadar oturduk. Onun sağında hemen dirseğini uzatarak dayandığı bir masa üstünde bir kitap vardı. Odanın Boğaz’a doğru açık penceresinden gördüğümüz manzara şu idi: Yan yana demirlemiş birkaç sıra zırhlı. Cephe topları sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuştu. Söze Vahdettin başladı:
-Paşa, Paşa, şimdiye kadar devletimize çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne basarak
– Tarihe geçmiştir. O zaman masa üstündeki kitabın tarih kitabı olduğunu öğrendim. Soğukkanlılık ve dikkatle dinliyordum.
– Bunları unut, dedi. Şimdi yapacağın hizmet, şimdiye kadar yaptıklarından mühim olabilir. İstersen devleti kurtarabilirsin.
– Hakkımdaki teveccühünüze teşekkür ederim. Memleketi kurtarmak için elimden geleni yapacağıma şüphe etmeyiniz.”[2]
MEB, “Paşa, paşa…” ifadelerinin devamında Atatürk’ün ne dediğini vermeyerek Padişahın Atatürk’ü vatanı kurtarması için yolladığı algısı yaratıyor. Atatürk’ün ne dediğini diyaloğun devamını vererek gösterelim:
“Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimî mi konuşuyor? O Vahdettin ki ecnebi hükûmetlerin yüzüncü derece âletleriyle temas arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu, bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahminle başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim: ‘Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmiyeceğime emniyet buyurunuz.’ Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında, bütün his ve fikirlerini, temayüllerini tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekliyebilirdim? Memleketi kurtarmak lâzımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim: Vahdettin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz İstanbul’a hâkim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikâyet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri uslandırırsam, Vahdettin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım. ‘Merak buyurmayın efendimiz,’ dedim, ‘nokta-i nazar-ı şahanenizi anladım. İrade-i seniyeniz [padişah iradesi] olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmıyacağım.’ ‘Muvaffak ol!’ hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım.’ “[3]”
Ertesi gün Samsun’a hareket eden Atatürk, Samsun’a vardığında komutanlara ve halka yönelik telgraf ve bildirilerinde işgallere direnilmesini, askerin terhis edilmemesini, silahların teslim edilmemesini söyleyecek, İzmir’in işgalini protesto edecektir. Havza’daki mitinge katılacaktır. İngilizlerin isteği üzerine Samsun’a ayak bastığından 20 gün sonra, 8 Haziran 1919’da İstanbul’a geri çağrılır. Hükümet, 23 Haziran 1919’da İstanbul’a gelmediği ve “halkı hükümete karşı tahrike teşebbüs ettiği” gerekçesiyle, kendisini azleder. 7-8 Temmuz’da padişah ve hükümetle süren telgraf görüşmesinde askerlikten istifa ettiğini belirtir. Dahiliye [İçişleri] Nazırı Adil Bey, 29 ve 30 Temmuz 1919 tarihiyle hemen tüm il ve kaymakamlıklara gönderdiği şifre telgrafla, Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Beyin yakalanarak derhal İstanbul’a gönderilmelerini ister. Sonrasında Dürrizade fetvasıyla kafir ilan edilmesi, idam fermanı, Kuvayi İnzibatiye adlı Halife ordusu üzerine yürütülür.
Bunu yapanlar mı Atatürk’ü Samsun’a vatanı kurtarması için yolladı!
Atatürk, “Nutuk” adlı eserinde Vahdettin ve Damat Ferit için şöyle der:
“Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı.”[4]
Dahası “hain Vahdettin”[5] , “millet haini kabine”[6] der.
Mavi Vatan’dan, Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırısı üzerinden, Suriye’den sıkıştırılmak istene Türkiye’de emperyalizme karşı mücadelenin lideri Atatürk, milletimizi birleştirebilir. Atatürk’ü çıkararak değil, vatan savunmasında ve milli birliği sağlamadaki rolünü anlatarak badireleri savuşturabiliriz. Dolayısıyla Atatürk sadece tarihin ve kendisini doğru anlatılması için değil geleceğimiz için de önemlidir.

[1] Film şu bağlantıdan izlenebiliyordu ama kaldırılmış: https://www.youtube.com/watch?v=XhTQrrMvsg0&fbclid=IwAR3qv2CrbvdZOqI081YT_iwmK8xexqFJhIpFbmgrBw-q78hWnqUgCcoDJtk.
[2] Akif Çevik, Gül Koç, Koray Şerbetçi, Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 12, T.C. MEB Devlet Kitapları, 2. Baskı, Ankara, 2019, s.62.
[3] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, Bateş Yayınları, 1980, s.173-174.
[4] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.19 (Nutuk 1), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2006, s.23.
[5] Age, s.183.
[6] Age, s.217.
Posted in ATATURK, EĞİTİM, Tarih | Leave a comment

19 MAYIS 1919=19 MAYIS 2022 ŞARTLARI

19 MAYIS 1919=19 MAYIS 2022 ŞARTLARI

Zahide UÇAR(20. 05. 2022)

19 Mayıs 1919 yılı ülke şartlarıyla 19 Mayıs 2022 şartları nerede ise aynıdır. O dönem ülke saltanat(monarşi) ile yönetiliyordu. Şimdi de monarşi ile yönetiliyor. Halkın iradesi Padişaha bağlıydı. Şimdi de egemenlik milletten alınıp saraya bağlandı. Zararlı cemiyetler, dış güdümlü tarikatlar tekrar vücut buldu. Buğdayı gene dışarıdan alıyoruz. Halk gene ağır vergiler altında eziliyor. Duyun-ı Umumiye bile güncellendi. Türkler gene aşağılanıyor. Gene milletin çocukları her gün şehit oluyor, kimsenin umurunda bile değil. Onlar yoksullukları nedeniyle ölüme gidiyor.
* Ülke işgal edildiği zaman ne olmuşsa hepsini gene yaşıyoruz. Türk Milleti organize bir biçimde soyuluyor. Yer altı, yerüstü kaynaklarımız yağmalanıyor. Hatta müzelerimiz bile soyuluyor.
* Cumhuriyet Savcıları Cumhuriyet Savcısı olmaktan feragat etti. Sarayın kadısı oldu.
* Ülke gene dönme devşirmelerin eline geçti. Seyit Rıza, Şeyh Sait gibi hainler çoklanarak yeniden vücut buldu. İhanete kaldıkları yerden devam ediyorlar. Hainlerin heykelleri dikiliyor. Kemalistlerden nefret eden, Kuvayi Milliyecilerin can düşmanı, Türklüğümden tövbe estağfurullah diyen Şeyhülislam Mustafa Sabri güncellendi. Kaldığı yerden fetva vermeye devam ediyor. Adı okullara, hastanelere veriliyor. Hatta adına dernek bile kuruldu.
* Ruh hastası, İngiliz istihbarat elemanı Rıza Nur’un varisi ruh hastası püsküllümüz bile oldu. Keşke Yunan galip gelseydi dedi. En üst mertebeden kişiler tarafından el üstünde tutuldu.
* Ege adalarımız ve karasuları Yunanistan tarafından işgal edildi. Ülkemiz Batı’dan bölündü.
* Selefilik yeniden hayat buldu. Fetvalarla milletin canına okunuyor. Diyanet ruhban sınıfına dönüştü. Ortaçağ papazlarının kaldığı yerden devam ediyor. 21. Y.Y.da Engizisyon mahkemeleri kuruluyor. Ankara Müftüsü Mehmet Rıfat Börekçizade’nin mirasçısı gerçek din adamları hala mahkumiyet kararı alıyor. Sürülüyor. Allah’tan korkanlar Allah’tan korktuğu için ceza yiyor.
* Düşman Türk Subayını aşağılayarak Türk Ordusunu tarumar etti. Nemrut Mustafa divanları kuruldu. Türk subaylarını, vatanseverleri ölüme yolladı. Düşman askerin savaş sırlarını bile çaldı. Düşmanlarımıza verdi.
* Kubilay’ın başını kör testere ile kesenlerin ruh ikizleri, kumpas kurdukları Ordu için yaralı bırakılmaz(!) bile dedi. Yani, yaralı bırakmayın, kör testere ile kesin dedi. Gencecik subay adayları boğaz köprüsünde parçalara ayrıldı. Ayıranlar caniler için yargılanamaz diye kanun olarak fetva bile çıkarıldı.
* Bütün zararlı dernekler yeniden vücut buldu. Yabancı istihbaratların ajanları gene tekkelerinden Türk Halkını kimliksizleştirip ruhlarını çalıyor.
* Yanaşma Alemdar Gazetesi 50’den fazla isimle yeniden hayat buldu. Kemalistlere saldırmaya devam ediyor. Ali Kemaller serisi üretildi. Hepsi Ali Kemal’den daha cesaretli ve cahildir. Cahil cesaretiyle bütün ihanetlerini açıktan yapıyorlar.
* Halifelik ordusu Kuvayi İnzibatiye bile kuruldu. O zaman Saray Kuvayı İnzibatiye için 1 milyon 250 bin 836 Lira ayırmıştı(Sinan Meydan). Yenisine örtülü ödenekten ne kadar verildi bilmiyoruz. Günceli de Kuvayı Milliye ruhuna düşman. Türk Ordusundan geri kalanlara paralel kurulan Kuvayı İnzibatiye gene Türklüğümüze, kimliğimize, kültürümüze, dilimize düşmandır. Duyduk ki,
* Kuvayı Milliye vatan savaşı yaparken iç savaş çıkarmak için kurulan Kuvayı İnzibatiye görevine kaldığı yerden devam ediyormuş… Gene iç savaş(kaos) çıkarma planları yapıyormuş…
* Pontusçular rahat rahat çalışıyor. Büyük Ermenistan hayali kuran Ermenilerle bölücü Kürtler gene işbirliği yapıyor. Yani, Ermeni Boghos Nubar Paşa ile Baban Aşiretinden Şerif Paşa güncel isimlerle gene “Ermeni-Kürt” Muhtırasını imzalıyor.
* İtilaf Devletleri hala düşmanımız. Kurtuluş Savaşında aldıkları yenilginin intikamına hazırlanıyor. Yunan gene emperyalist devletlerin kıçına yapışmış, İzmir, İstanbul hayali kuruyor. Yeni işbirlikçiler çok daha cesaretli. Sizi böleceğim diyen ülkenin projesinde rol alıp eş başkanlık görevini kabul ediyor.
* TBMM yeniden Meclis-i Mebusan oldu. Bölücüler, gericiler, devşirmeler Türk Milletinin tepesinde tepiniyor. Bütün bunlar olurken biz ne mi yaptık? SEYRETTİK! Utanmadan bir kurtarıcı bekledik. Vatan şairi Namık Kemal’in dediği gibi;
Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Hak’tan da yardım bekleriz
Ne utanmaz köpekleriz
Geldik vatan kavgasına
Düştük rütbe yağmasına
Daldık dünya safasına
Ne utanmaz köpekleriz
İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehirdir ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez
Ne utanmaz köpekleriz
Biz bakmadan sağa sola
Düşman girdi İstanbul’a
Vatanı sattık bir pula
Ne utanmaz köpekleriz
Dalkavuklukta irtikap(yiyicilik)
İşte etti bizi harab
Sen söyle ey şevketmeap
Ne utanmaz köpekleriz
Vatanın girdik kanına
Leke getirdik şanına
Cümlemizin bok canına
Ne utanmaz köpekleriz
Ve dün Türkiye Monarşi Cumhuriyeti 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladı(!)..
19 Mayıs 1919 günü ülkeyi işgalden kurtarmak için Mustafa Kemal’in başlattığı
Kurtuluş Savaşı T.C. Devletinin kurulması ile sonlandı. Yokluk içinde, silahsız ve dağıtılmış güçsüz bir ordu ile kazanılan Kurtuluş Savaşı ve devlet… Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk Milletine sadece bağımsız bir ülke vermedi. Ezilen, kimliği yok edilen, aşağılanan, yoksul ve fakir bırakılan, vergiler altında inleyen Türk Milletine hakkını geri verdi. Geri vermekle kalmadı. Kaybettiği öz güveni geri kazandırarak ayağa da kaldırdı. Biz işte bu muhteşem insana ihanet ettik. Emanetini koruyamadık. Şehitlerimize ihanet ettik. Geleceğimize, çocuklarımıza, vatanımıza ihanet ettik.
Vatanı emanet ettiği gençlere bıraktığı “Gençliğe Hitabe” aslında bir vasiyetnamedir. Ülkemizin düştüğü durum Gençliğe Hitabede birebir anlatılmıştır. Çıkış yolu da anlatılmıştır. Bu çok kıymetli vasiyete sahip çıkmadıkça 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamaya hakkımız yoktur! İki yüzlülüğe ve arsızlığa devam ederek kendimizi inkar ettiğimizi ne zaman anlayacağız?
Kurtarıcısına ihanet eden hiçbir kavim ayakta kalamadı. Bizler de ihanet ettik. Son şansımız. Daha ağır bir bedel ödemeden aklımızı başımıza almalıyız!
Posted in FAŞİZM, İrtica, Politika ve Gundem, SİYASAL İSLAM, TARİKAT VE CEMAATLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK, Zahide Uçar | Leave a comment

KISSADAN HİSSELER * KUYRUK

KISSADAN HİSSELER * KUYRUK


Doğu Alman Devlet adamı Honecker yürürken gençlerin uzun bir kuyrukta beklediğini görür.
Sorar, “Bu neyin kuyruğu?”. “Ülkeyi terk etme kuyruğu diye yanıt alır.”
Honecker de merak ederek kuyruğa girer ve beklemeye başlar.
Az sonra kalabalık ve uzun kuyruk yavaş yavaş dağılmaya başlar…
Birine sorar, “peki şimdi niçin dağılıyor kuyruk?”
Cevabını alır, “efendim siz gidecekseniz, Artık bizim gitmemize gerek kalmadı.”
Bazen bir kişinin gitmesi yeterli olur…

Erich Honecker (1912 -1994), 1971’den 1989’a değin eski Doğu Almanya’yı yöneten devlet adamı. Toplum üzerinde baskı kurması ve Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya kaçmaya çalışan 48 kişinin vurularak öldürülmesinden sorumlu tutuldu.
Honecker, reformcu lider Mihail Gorbaçov yönetimindeki SSCB’nin desteğini yitirdikten sonra, Doğu Alman kentlerinde yükselen demokrasi yanlısı kitle gösterileriyle karşı karşıya kaldı. 18 Ekim 1989’da, Almanya Komünist Partisi Merkez Komitesi tarafından parti genel sekreterliği, devlet başkanlığı ve silahlı kuvvetler komutanlığı görevlerinden alındı.
Görevlerinden ayrıldıktan sonra yolsuzluk, iktidarı kötüye kullanma, Doğu Almanya’dan kaçmaya çalışan 49 kişinin öldürülmesi doğrultusunda emir vermesi gibi suçlamalarla karşılaştı. Nisan 1990’da Berlin yakınlarındaki bir Sovyet askeri üssüne sığındı. Mart 1991’de, Sovyet hükümeti, Alman yönetiminin iade istemini geri çevirerek hasta olan Honecker’i Moskova’ya getirerek ona siyasi sığınma hakkı tanıdı. Ama o yıl sonunda SSCB’nin dağılması ve komünist yönetimin sona ermesi üzerine Honecker 1991 yılı sonunda Moskova’daki Şili büyükelçiliğine sığındı. Yeni birleşik Almanya hükümetinin diplomatik girişimleri sonucunda 29 Temmuz 1992’de bu ülkeye iade edildi.
Berlin’de gözaltına alınan Honecker 12 Kasım 1992 tarihinde Moabit Hapishanesi yargılanmaya başladı. Kısa süre sonra Honecker’in bozulan sağlık durumu gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi. Serbest bırakılan Honecker eşi Margot Honecker ile beraber kızı ve damadının yaşadığı Şili’ye gitti. 29 Mayıs 1994’te, uzun zamandır mücadele ettiği karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.
Posted in KISSADAN HİSSELER | Leave a comment

KISSADAN HİSSELER * ORMANDAKİ ADALET…

KISSADAN HİSSELER * ÜLKENİN GERÇEKLERİ


Fil Ormanın kenarındaki ırmaktan su içerken, yanından hızla koşan bir ceylan geçer.
Fil ceylana seslenir “neden hızla koşuyorsun? Seni kovalayan yok ki!
Ceylan koşarken cevap verir “Köyü polisler bastı, tüm keçileri tutukluyorlar”
Fil şaşırır, “İyi ama sen keçi değilsin ki!”
Ceylan “Durumları biliyorsun, keçi olmadığımı anlatıncaya kadar hapiste 20 sene geçer”
Fil su içmeyi bırakır, O da ceylanın peşinden koşmaya başlar…

Posted in KISSADAN HİSSELER | Leave a comment

GÖÇLER , GÖÇMENLER * TÜRK’ler NEREYE GİTTİ?

Posted in GÖÇLER-GÖÇMENLER, VİDEOLAR | Leave a comment

19 MAYIS; KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN 103. YILI ve ATAMIZIN 141. DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN !!!

19 MAYIS; KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN 103. YILI ve
ATAMIZIN 141. DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN !!!


Askeri eylemler, siyasi eylemlerin ümitsiz olduğu noktada başlar. Ümidin güvenli bir surette geri dönüşü, orduların hareketinden daha hızlı hedeflere ulaşmayı temin edebilir. (1922, İzmir) Mustafa Kemal ATATÜRK

Değerli Arkadaşlar,
Güzel ülkemiz yine emperyalist güçlerin hedefi oldu ve bizi bölmek ve yok etmek için büyük çaba içindeler. Onları 103 yıl önce de engelleyen ve ulusal birlikteliğimizi sağlayan yüce önderimizi, 141. Doğum gününde, sevgi ve saygı ile anıyoruz. Sizlere 16 yıl önce göndermiş olduğum Atamızın doğum günü kutlama yazımı bir kez daha anımsatmak istedim.
Değerli arkadaşlar,
Daha önce İngiltere, Fransa ve Rusya maskesini kullanan Emperyalizm, Osmanlıyı yıkmak ve parçalamak için Rumları, Kürtleri ve Ermenileri kışkırtarak, birçok isyanın çıkmasını sağlamıştır. Osmanlının yıkılmasından sonra Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde, emperyalizme ve onların işbirlikçilerine karşı koyarak bağımsızlığı elde eden Türkiye Cumhuriyeti, birçok mazlum ülkeye örnek olmuştur. Bu başarıyı hazmedemeyen uluslararası emperyalizm, bu kez AB-D maskesi ile Türkiye Cumhuriyetini bölmek ve parçalamak için farklı yöntemlerle, aynı piyonları kullanmaktadır.
Güzel ülkemizde yaşadığımız kanlı terörün önlenmesi konusunda 2005 yılında sizlere yazmış olduğum bir yazımda, teröre bulaşmış vatandaşlarımıza seslenerek; “Emperyalist ülkelerin kendi çıkarlarını korumak uğruna yaptıkları çeşitli ayak oyunları ile ülkemizde kandırdıkları yurttaşlarımızı uyararak; Lütfen, gün gelecek emperyalistlerin sizi nasıl kandırdıklarını algılayacaksınız. Onların kirli istekleri için kaç tane yurttaşımızın boş yere canını kaybettiğini göreceksiniz. Sonunda onların çıkarı kalmayınca sizleri bırakıp gidecekler, bizler baş başa kalacağız. Yine sizlere, yüzyıllardır akraba ve arkadaş olan bizler sahip çıkacağız. Ama yaptıklarınızdan utanıp yüzümüze nasıl bakacaksınız? O nedenle sonradan üzüleceğiniz ve utanacağınız eylemler için bir kez daha düşünmenizi istiyorum” demiştim.
Değerli arkadaşlar,
Terörizme karşı en önemli aşı, ulusal birlik ve bütünlüğün pekiştirilmesidir. Bu birlik ise terörizme karşı toplumsal anlaşma ve sorunlara ulusal güvenliğimiz ve ulusal birlikteliğimizin sağlanması ön koşulu ile bakmamızı gerektirir. Ayrıca T Ü R K ve K Ü R T kelimelerinin aynı harflerden oluştuğunu görmemiz gerekir. Yani yüzyıllardır aynı ülkede yaşayan, aynı havayı soluyan ve aynı suyu paylaşan, akraba ve kardeş olan yurttaşların oluşturduğu bir ulus olduğumuzu bilmemiz gerekiyor.
Yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK, ulusal birlikteliğimizi NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE özdeyişi ile dile getirmiştir. Yani NE MUTLU TÜRK OLANA DEMEMİŞTİR.
Bu ana fikrin tüm yöneticilerimlz tarafından da kabul edilmesi ve güzel ülkemizin korunması, Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza dek yaşamasına neden olacaktır. Yüzyılın lideri seçilen ve emperyalizme karşı tüm dünyaya, ulusal devlet nasıl kurulur örneğini veren yüce atamızla ne kadar övünsek yeridir.
Sevgi ve saygılarımla (19.5.2022)
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

DEGERLI ARKADASLAR,
YUCE ONDERIMIZ MUSTAFA KEMAL ATATURKUN 125. DOGUM GUNUNU GURURLA KUTLARIM. ONUNLA NE KADAR OVUNSEK AZDIR. BURADAN TUM YONETICILERIMIZE SESLENIYORUM. LUTFEN ONUN ILKE VE DEVRIMLERINI BIR KEZ OKUYUN. CUNKU ULKEMIZIN KARSI KARSIYA KALDIGI BU GUNKU EMPERYALIST KOSULLAR, ONUN DA 1920 LERDE KARSI KARSIYA KALDIGI KOSULLARA COK BENZEMEKTEDIR. ONU SEVSENİZ VEYA SEVMESENIZ DE, ULKEMIZIN GELECEGI ICIN ONUN DAHİCE FIKIRLERINDEN YARARLANIR MISINIZ?
ULUSAL BAGIMSIZLIGIMIZI VE CUMHURIYETIMIZI KORUMAK ADINA, TUM VATANSEVERLERIN BIRLIK VE BERABERLIK ICINDE BULUNMA ZAMANIDIR.YUCE ONDERIMIZIN LIDERLIK OZELLIKLERINI ICEREN BIR YAZIMI SIZLERE YENIDEN ANIMSATMAK ISTEDIM.
SEVGI VE SAYGILARIMLA (15.05.2006)
PROF.DR. MEHMET ALI KORPINAR

LİDERLİK KAVRAMI NEDİR VE GERÇEK LİDER KİMDİR?
Değerli arkadaşlar;
Adnan Nur BAYKAL YÖNETİCİLER İÇİN BİR BAKIŞ: Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Liderlik Sırları (Nordstern İmtaş Sigorta katkılarıyla) isimli kitabında; önce 50 maddelik bir YÖNETİCİLİK VE LİDERLİK ÖZELLİKLERİ listesi çıkarmış.
Sonra da NUTUK’u, Atatürkün diğer söylev ve demeçlerini, Atatürk’e ilişkin 100’ün üzerinde kitabı taramış. Ardından ”50 özellik” sınıflandırmasına uyarak Atatürk’ten alıntılar yapmış ve derlediği anektodları da bunlara eklemiş. Böylece yöneticilik ilkelerini çok iyi bilen bir liderimiz ile bugünün yöneticileri arasında, ilginç bir köprü kurmuş.
Buna göre, yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri ile bu özellikler arasında kurulan ilişkilerden bazılarını bilgilerinize sunmak isterim.
Karşısındakini dinleme alışkanlığı: “Birbirimizi uyarmakta ve haklı tenkit etmekte yalnız fayda vardır, bundan asla zarar gelmez. Fakat aksinden çok zarar görüleceği tecrübelerle sabittir.”
Hedefe yönelik kararlılık: “Maksadımız, gün kazanmak değil, bütün hayatımızı hakiki hedeflere sevk ederek, en nihayet millete bir gün eliyle tutacağı maddi eserler vermektir.”
İnsana değer verme: “Sermayenin azlığına bakarak cesaretiniz kırılmasın. Böyle müesseseler için en kuvvetli sermaye, zeka, dikkat, iffettir. Teknik ve metodik çalışmasını bilmektir. Bu düşünce ile işe sarılınız, muhakkak başarılı olursunuz.”
Yaptığı işe inanma: “İhtirassız hiçbir şey meydana getirilemez. Gerçek olan budur. Ama ihtirasın, millet yolunda, halk için bir gayeye yönelmesi şarttır.”
Mükemmeliyetçi olma: “Ben ancak daha iyisini yapabileceğim şeyi tahrip ederim. Yapamayacağım şeyi tahrip etmem.”
Problem çözücü olma: “Zorlukları çözen kimse olmak isteyenlerin ilk yapacakları, olayın içyüzünü bilip, ona uymak olmalıdır.”
Programlı olma: “Uygulamayı bir takım evrelere ayırmak ve adım adım ilerleyerek amaca ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Başarı için pratik ve güvenilir yol her evreyi vakti geldikçe uygulamaktı.”
Strateji bilincine sahip olma: “Sınırlı vasıtalarla büyük işler görmenin denenmiş biricik usulü, kuvvetlerimizi dağıtmamak, mevcut vasıtaların hepsini gayelerimizin en önemli olanları üzerinde toplamaktır.”
Vizyon sahibi olma: “Değişikliklerin sabit ve belirli vaziyetleri yoktur. Ama bu değişiklikler, faal insanlar için imkan ve kolaylık hazırlar.”
Yönetme yeteneği: “Her vaziyette, her meselede talimat verenle o talimatı uzakta ve bilhassa talimat verenin temasta bulunmadığı şartlar altında uygulayan arasında görüş ayrılıkları olabilir. Asıl hedefin korunması şartıyla durum, hal ve icaba göre idare olunur.”
Zamanlama: “İlerde yapacağım şeyi bana şimdiden söyletmeyiniz.”
Degerli arkadaşlar, gerçek bir liderimiz olduğu için ne kadar övünsek azdır. Ulusal bağımsızlığımızı sağlayan, ulus devlet olmamızı gerçekleştiren önderimiz ve onun ilke ve devrimleri, emperyalist ülkelerin kirli amaçları için en büyük engeldir.
Örneğin; Yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ilke ve devrimleri, AB tarafından en büyük engel olarak görülmektedir. Hollandalı 30 yıllık politikacı, Hristiyan Demokrat parlementer Oostlander tarafından Mart-2003 de hazırlanan ön raporda, KEMALİZM ilkeleri, AB’ye üye olmamız için en büyük engel olarak tanımlanmışdır.
Yine geçenlerde Avrupa Parlamentosu’nun bir İngiliz milletvekili Andrew Duff de basın toplantısı düzenlemiş ve şöyle demişti: ‘Devlet dairelerinden Atatürk’ün resimlerinin kaldırılması zamanı geldi. Türkiye bunu yapmalıdır.’
Neden ondan bu kadar korkuyorlar, neden onun ilke ve devrimlerinden bu kadar çekiniyorlar? Lütfen düşünün ve gereken yorumu yapın. Hiç kimse onu aklımızdan ve kalbimizden silemez, onun ilke ve devrimlerini yok edemez, kaldıramaz. Onu sonsuza dek yaşatacağız.

Sevgi ve saygılarımla (10.11.2005).
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment

19 MAYIS 1919 * O’na ÇANAKKALE’DE RASTLAMIŞTIK, SAVAŞÇI BİR PRENSİN TÜM NİTELİKLERİNE SAHİPTİR…

KURTULUŞA GİDEN YOL

Naci Kaptan – 19 Mayıs 2022

Mustafa Kemal, Kaderin Adamı, ona Çanakkale’de Nisan-Ağustos 1915’te rastlamıştık- bundan sonra, İstanbul’daki Türk hükümetine isyan etmiş bir asidir- savaşçı bir prensin tüm niteliklerine sahip olduğu gibi, artık iktidara da sahiptir…”  Churchill

Mustafa Kemal, 1927 yılında kaleme aldığı Nutuk’a şu sözlerle başlar:
“1919 senesi Mayıs’ının 19. günü Samsun’a çıktım. Genel vaziyet ve manzara:
Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup (İttifak Devletleri), Harbi Umumi’de (Birinci Dünya Savaşı) mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename (ateşkes antlaşması) imzalanmış, Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumi’ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı.
Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…
İtilaf devletleri, mütareke hükümlerine riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana vilayeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Antep), İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askeri kıtaları; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurları ve özel adamları faaliyette. Nihayet, söze başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 1919’da İtilaf devletlerinin rızasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor. Bundan başka memleketin her tarafında, Hırıstiyan unsurlar gizli, açık, özel emel ve maksatlarının elde edilmesinin teminine, devletin bir an evvel çökmesine mesai sarf ediyorlar.”
Cumhuriyetin siyasal kurgusu, 19 Mayıs 1919’da Atatürk ve arkadaşlarının Anadolu toprağına ayak basmaları ile yapılanmaya başlamıştır.Bu olgunun 103. Yılını kutluyoruz. Yüz üç yıllık süreç; son Türk Devleti’nin kalıcı, barışçı, milli değerlere dayalı demokratik, saygın bir Devlet olduğunu ortaya koyuyor.
19 Mayıs 1919, yeni bir Türk Devleti’nin doğmakta olduğunun simgesidir. 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları üzerinde yeni bir Türk Devleti’ni kurma amacıyla Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmış ve geri dönüşü olmayan bir süreci başlatmıştır.
Ulusal Kurtuluş Savaşımız, 19 Mayıs 1919’da başlatılmış; Atatürkümüzün liderliği altında yürütülen bu mucizevi savaşı, yine mucizevi nitelikteki devrimler izlemiştir. Atatürk’ün amacı, yalnızca bir savaşı kazanmak değildi; bu büyük insanın asıl savaşı, çağdaş, uygar nitelikteki devrimlerle yepyeni bir Türkiye yaratmak yolunda olmuştu.
Türk düşmanı İngiltere Başbakanı David Lloyd George 29 Ekim 1919 tarihinde Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Dünyanın en zengin topraklarından biri olan geniş bir ülkeyi Türk’ün mahvedici nüfuzundan azad eyledik. Medeniyet yüzlerce yıl bu yolda başarısızlığa uğradıktan sonra İngiltere bunu gerçekleştirdi.” (Taha Akyol, Bilinmeyen Lozan, İstanbul, 2014, s. 23).
Mahatma Gandi (Mohandas Karamçand Gandi) Sevr Anlaşması’nı adaletsizlik anıtı olarak adlandırmıştır: “Türkiye’ye barış diye imzalatılan bu anlaşma uzun süre yürürlükte kalırsa onur kırıcılığın ve insan yapısı adaletsizliğin bir anıtı olacaktır. Savaşta talihi yaver gitmedi diye kahraman ve cesur bir ırkın yok edilmeye çalışılması insanlığın bir zaferi olmayacak, fakat insanlık dışı davranışın bir örneği olarak tarihe geçecektir.” (Ravindra Kishore Sinha, Kurtuluş Savaşı, Devrimler, Mustafa Kemal ve Mahatma Gandi, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1972, s.102-181)
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki önemli olaylardan biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. Türk Milleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal ortaya çıkmış ve Samsun’a ayak basarak “kurtuluş” yolunu açmıştır.
Atatürk, 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra Bandırma vapuruyla Galata rıhtımından ayrılmış, 18 Mayıs 1919 Pazartesi günü Kalyon Burnu’ndan sandallarla Merkez iskelesine çıkmıştır. Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu. Ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket ederek Kurtuluş Savaşını kazanacak ve 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyetini ilan edecekti.
Bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası olmuştur. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etmiştir. Atatürk’e göre gençlik kavramı fikirlerdeki yeniliği açıklamaktadır: “Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum” derken, Türk gençliğine olan güvenini ortaya koymuştur. Atatürk, “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir” demiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1881 yılında dünyaya
geldiğini tarih yazıyor fakat Ay ve Gün bilinmiyor.
İngiliz Kralı İngiltere Kralı Sekizinci Edward büyük saygı duyduğu Atatürk’ün doğum gününü kutlamayı düşünür fakat saray çalışanları aramalarına rağmen bu bilgiye erişemez. Şu yüceliğe bakınız ki hem cephede hem de masada Lozan antlaşması ile İngiltere’yi de mağlup etmiş olan Atatürk’e karşı tüm Dünyada olduğu gibi İngilizler de büyük saygı ve hayranlık duyuyordu.
İngiltere hariciye vekâleti tarafından Büyükelçiliğimize 10.XI.1936 tarihinde başvurularak Atatürk’ün doğum günü sorulur. Bu bilgi hariciye vekaletine ve Atatürk’ün Umumi Kâtibi Hasan Rıza Soyak’a iletilir. Soyak bu evrakı Gazi Paşa’ya sunar ve İngiltere Kralı Sekizinci Edward’ın, Atatürk’ün doğum gününü merak ettiğini ve bu nedenle bir mektup gönderildiğini söyler.
Gazi Paşa doğum gününü kendisinin de tam olarak bilmediğini belirterek, annesinden işittiğine göre, bir bahar mevsiminde doğmuş olduğunu söyler ve “Çocuk, benim doğum günüm 19 Mayıs’tır” Krala böyle yazalım. Bu görüşme üzerine belirlenen doğum tarihi İngiliz Kralı Sekizinci Edward’a 12.XI.1936 tarihinde gönderilen mektup ile Atatürk’ün doğum tarihinin 19 Mayıs 1881 olduğu makamına resmi yazıyla bildirildi.
Aslında 19 Mayıs sadece Gazi Paşa Atatürk’ün doğum günü değildir. 19 Mayıs 1919 Türk Milletinin, Türk Devletinin yeniden doğuş tarihidir. Osmanlı’nın yıktığı, işgal ordularına teslim ettiği koca imparatorluğun yok olan küllerinden Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından yeni bir TÜRK DEVLETİNİN yaratılmasına giden yolun başlangıcıdır.
Yüce Atatürk ve silah arkadaşlarını sadece Ulusal Bayramlarda değil, her gün, saygı ve şükranla anmak gereklidir. Bunun yolu da göstermiş olduğu AKIL, BİLİM ve ÇAĞDAŞLIK yolunda, Aydınlanma devrimlerinin ışığında sapmadan yürüyerek olacaktır.
Atatürk Türkiye Cumhuriyetini kurmasaydı, Türk Bayrağı yerine başka bir bayrak olacaktı, günde beş kez okunan ve ibadete çağıran ezan sesi yerine kiliselerin çan sesi olacaktı. Günümüzda Atatürk’e ihanet halinde olan siyasal islamcılar ve yobazlar ibadet özgürlüklerini ve ezan seslerini 10 Kasım’larda saat 9’u beş geçe çalan siren seslerine borçludurlar. Bunun farkında olmayanlar da bu toplumda Cumhuriyetin verdiği özgürlükler altında yaşamaktadır.
https://nacikaptan.com/?p=78767 * Doç.Dr.Hüner TUNCER / 19 Mayıs 2020 Salı
https://nacikaptan.com/?p=69265 * Prof.Dr. Sadık Rıdvan Karluk / 19.05.2019
https://nacikaptan.com/?p=69259
Posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment

SADAT DOSYASI-5 * KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER

SADAT DOSYASI-5

Naci Kaptan – 18 Mayıs 2022

BAĞLANTILI YAZILAR;
https://nacikaptan.com/?p=96875 – SADAT DOSYASI- 1 * Pusudaki şeriat ordusu, SADAT!
https://nacikaptan.com/?p=99963 – SADAT DOSYASI-2 * Devletin kasasından milyonlar SADAT’a akmış * 10 YILDA TAM 545 MİLYON TL
https://nacikaptan.com/?p=99992 – SADAT DOSYASI -3 * Sokak eylemlerine SADAT hazırlığı
https://nacikaptan.com/?p=100022 -SADAT DOSYASI -4 * Sunday Telegraph, Adnan Tanrıverdi’yi şöyle tanımlıyordu: “Kimilerinin gözünde İslam dünyasının en güçlü kiralık katili, emrinde binlerce savaş tecrübesine sahip Suriye’den paralı askerler olan eski bir general.
http://nacikaptan.com/?p=100050 – SADAT DOSYASI -5 * KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER

KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER

ABD’li devlet görevlisi, yazar Michael Rubin  daha önceden 15 Temmuz kalkışmasının olabileceğini yazmıştı. Rubin her nedense Cumhurbakanı Erdoğan’a aşırı muhalif olan ve Erdoğan’ın politikalarını ağır eleştiren bir Pentagon görevlisidir. Rubin’in iddiaları bir dezenformasyon da olabilir, gerçek de olabilir. Bunun kararını yazıları okuyanlar ve gündemi yorumlayanlar verecektir.  15 Temmuz 2015 kalkışmasında katledilen askerlerin de SADAT tarafından öldürüldüğünü attığı twitler ile iddia etmiştir. Daha sonraları SADAT’ın başvurusu ile alınan mahkeme kararı sonucunda  Michael Rubin’in twitlerine erişim yasağı getirildi.
MİCHAEL RUBİN KİMDİR?
Michael Rubin (D. 1971), Amerikalı tarihçidir. Amerikan Girişim Enstitüsü (“American Enterprise Institute”) adlı kuruluşta çalışmaktadır. Ayrıca Amerikan Donanması Askeri Akademisinde (Naval Postgraduate School) öğretmenlik ve Amerika’da yayınlanan Middle East Quarterly (Ortadoğu bülteni) dergisinin editörlüğünü yapmaktadır. Eski Pentagon görevlisi olan Michael Rubin, ABD derin devletinin adamlarından biri…

Kasım 26, 2021 –  American Enterprise Institute’te araştırmacı olan Michael Rubin, Erdoğan’ın son 18 yıldır yönettiği Türkiye’yi büyük ölçüde değiştirip biçimlediğini, Erdoğan yarın sahneden çekilse bile ülkenin normale dönmesinin kolay olmayacağını savunan bir makale kaleme aldı.National Interest sitesinde yayınlanan yazının özeti;
Türkiye’nin de talihsiz bir siyasi suikast tarihi var. SADAT gibi paramiliterler, Reichstag Yangını darbesi sırasında Türkleri öldürmek için keskin nişancılar kullanmış olabilir. Grup şimdi suikast eğitiminin reklamını yapıyor. Erdoğan karizmatik bir rakiple karşılaşırsa, eski müttefiki Fethullah Gülen ile rekabetinde mükemmelleştirdiği bir taktikle, cinayet için bir başka rakibini suçlarken diğerini devirerek bir taşla iki kuş vurabilir.
Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi yaklaşık 20 yıldır yönetiyor. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun 100’üncü yılına yaklaşırken, modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten bu yana en önemli yöneticisi oldu. Erdoğan’ın yönetiminin ilk on yılında, birçok Batılı yetkili, Erdoğan’ın idaresi altındaki Türkiye’deki değişimi görmezden gelmeyi tercih etti.
Örneğin, hem Başkan George W. Bush hem de Barack Obama, Türkiye’yi bir demokrasi olmaktan çıkardıktan çok sonra bile övdüler. Başkan Donald Trump, Erdoğan’la tutarlı bir şekilde karşı karşıya gelmezken hem Dışişleri Bakanı Mike Pompeo hem de kongre liderleri, Türkiye Cumhurbaşkanı’ndan hesap sormak için harekete geçti. Başkan Joe Biden’a hakkını vermek gerekir çünkü o Erdoğan’a selefleri gibi aynı dalkavuklukla yaklaşmadı.
Bugün çoğu Amerikan siyasi lideri Türkiye’nin müttefik olmadığını kabul ediyor. Şu anda Amerikan Kongresi’nde Türkiye Dostluk Grubu üyesi sayısı sadece bir kaç düzine oysa sadece on yıl önce bu grubun üye sayısı 200’den fazlaydı. İster işlemsel ister ideolojik olsun, Ankara’nın Moskova ile cilveleşmesi, Türkiye’nin gelecekteki herhangi bir kriz sırasında bir NATO müttefiki olarak ne kadar güvenilmez olabileceğinin altını çiziyor.
Erdoğan’ın hem İslam Devleti’ne hem de El Kaide bağlantılı örgütlere verdiği destek ve kendisini eleştirenleri terörist olarak tanımlaması, Türkiye’nin terörle mücadelede müttefik olmadığını gösteriyor. Bu gerçek Türkiye’nin kara parayla mücadelede gri listeye alınmasıyla kendisini gösteriyor. Realistler, Türkiye’nin İran’ı İsrail’in nükleer programı konusundaki casusluk çalışmaları nedeniyle bilgilendirmesinin ardından İran’ın emellerine karşı bir siper olarak değerli bir müttefik olarak gösteremez.
Erdoğan’ın mağdur ettiği Türkler, Batılı Türkler ve birçok göçmen, Erdoğan ile Türkiye’nin eş anlamlı olmadığına işaret ediyor. Erdoğan’ın Türkiye içinde giderek artan popülerlik kaybına işaret ediyorlar. Türk lirasının devalüasyonu (on yılda yüzde 80) Erdoğan’ın mali kötü yönetiminin bir kanıtı. Erdoğan büyük altyapı projeleriyle övünse de, bunların çoğu, dostları milyar dolarlık sözleşmelerle ödüllendirmeye yönelik şeffaf olmayan girişimler gibi görünüyor.
Erdoğan’a sadık Türkler bile onun yönetiminin ülke üzerindeki yıpratıcı etkilerine dikkat çekiyor. “İstanbul eski bildiğimiz şehir değil, çok bozuldu” söylemi, bir zamanlar Erdoğan’ın dini muhafazakarlığını iş dostu politikalar karşılığında görmezden gelmekten mutlu olanlar arasında giderek yaygınlaşan bir şikayet. Pek çok Türk, Erdoğan’ın kısıtlayıcı tavırları ve otokratik eğilimleri karşısında boğulmuş hissediyor. Daha eğitimli ve kozmopolit olan Türkler onun aptallığına ve komploculuğuna içerliyor.
Bu tablo önümüze iki soru koyuyor. Birincisi, bu tür bir popülerlik kaybının onun siyasi çöküşüne yol açıp açmayacağı ve ikincisi, Türkiye’nin 2002’den önce izlediği daha ılımlı, laik yola dönüp dönemeyeceği.
https://nationalinterest.org/feature/can-turkey-recover-erdogan’s-reign-196299%C2%A0

“Sadat”, Ankara’nın Esad’a karşı mücadele için Suriyeli Sünni isyancıları eğitmesiyle yoğun bir şekilde ilgileniyor. – The Jerusalem İnstitute for Strategy and Security – “Sadat” is heavily involved in Ankara’s training of Syrian Sunni rebels for the fight against Assad. 24.04.2018

İran’ın İslam Devrim Muhafızları Birliği (IRGC) bugün bölgedeki siyasi ve devrimci savaşın en önde gelen uygulayıcısıdır. Bu konudaki becerileri, İran’ın bugün Lübnan’ı kontrol etmesi ve Irak, Suriye ve Yemen’de baskın bir ele sahip olmasının başlıca nedenidir.
Türkiye, gölgeli de olsa bu çok önemli alana giren en son ülkedir.
2012 yılında eski Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi tarafından kurulan SADAT Savunma Müşavirliği, Ankara’nın bu alandaki enstrümanıdır. Faaliyetleri, hem Türk devletinin değişen doğasının hem de Ortadoğu’da güç ve nüfuzun şu anda inşa edildiği ve sürdürüldüğü sürecin kanıtıdır.
SADAT’ın oynayacağı rolü anlamak için önce benzer yapıların onları kullanan devletlere sağladığı avantajlara bir göz atalım. Devrim Muhafızları, İran konvansiyonel silahlı kuvvetlerinin veya “Artesh”in aksine, devlete değil, yönetim rejimine ve hedeflerine kesinlikle sadık insanlar tarafından yönetiliyor. Bunlar, özellikle rejimin yurt içinde savunmasında olduğu kadar yurtdışındaki hedeflerine ulaşmasında da seferber olmaya müsait “siyasi askerler”dir.
Devrim Muhafızları’nın yaratma ve kontrol etmede üstün olduğu vekil parti-milis yapıları, geleneksel güçlerle karşılaştırıldığında, kayıt dışılık ve inkar edilebilirlik avantajına sahiptir. Tahran’ın küresel çapta paramiliter ve terörist faaliyetlere -Burgaz ve Buenos Aires’te Yahudi sivillere yönelik saldırılar, Viyana ve Berlin’de Kürt politikacılara suikast vb.- destek vermesine ve bu faaliyetlerde bulunmasına izin verirken, diplomasi ve ticaret salonlarında yerini almaya devam ediyor. uluslararası toplumun sözde geleneksel bir üyesi.
Devrim Muhafızları, bu tür bir savaş için örnek teşkil etmeye devam ediyor. Diğer ülkeler, benzer bir işlevi yerine getirebilecek yapıları geliştirmekte daha yavaş olmuştur. Ama boşluklar kapanıyor.
Ruslar, tahmin edilebileceği gibi, son yarım on yılda oyuna girdiler. Düzensiz “gönüllüler”, Doğu Ukrayna’nın Donetsk ve Lugansk eyaletlerindeki mayalanmayı ateşlemek için Kremlin’in tercih ettiği araçtı ve bu da 2014’te Rusya’nın bu bölgeleri fethine yol açtı. Yevgeny Prigozhin’in Wagner şirketine bağlı askeri müteahhitler yardımcı ve inkar edilebilir olarak çok önemli bir rol oynadılar.  Bu şirketle uğraşan kişilerin çoğu, Ukrayna’daki savaşın gazileridir.
SADAT: Şirketin web sitesine göre, şirketin misyonu “Müşavirlik ve eğitim hizmetleri vererek İslam dünyasının süper güçler arasında hak ettiği yeri almasına yardımcı olmak için İslam ülkeleri arasında savunma amaçlı bir sanayi işbirliği ve savunma amaçlı endüstriyel işbirliği kurmak”.
Web sitesinin Türkçe versiyonu kulağa biraz daha az sıradan bir özel askeri müteahhitlik firması gibi geliyor. Batılı devletler “emperyalist”, “haçlı” ülkeler olarak tanımlanıyor.
Tanrıverdi, daha sonra asimetrik savaşta uzmanlaşmış bir topçu subayıdır. Kuzey Kıbrıs’taki İç Cephe Komutanlığı’nın eski başkanı, İslamcı inançları nedeniyle 1997’de ordudan ihraç edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve iktidardaki AKP çevreleriyle bağları köklü.
Uzun süredir Türkiye’yi izleyen Michael Rubin’in American Enterprise Institute için yaptığı yakın tarihli bir analiz, Temmuz 2016’daki darbe girişiminin bastırılmasında görev alan silahlı SADAT personelinin görgü tanıklarının raporlarına dikkat çekti. Başarısız darbe, Türk cumhurbaşkanının yeniden düzenlemeye yönelik kapsamlı bir girişiminin başlangıcını müjdeledi. Türk Silahlı Kuvvetleri kendine daha uygun bir çizgide olmasını sağladı.
Bu sürecin bir parçası olarak, İslamcı eğilimler nedeniyle görevden alınan yüzlerce subay göreve iade ediliyor ve Tanrıverdi, 2016 yılının sonlarında cumhurbaşkanının baş askeri danışmanı olarak atanmıştı.
SADAT, Türkiye’nin Esad’a karşı mücadele için Suriyeli Sünni Arap isyancıları eğitmesine yoğun bir şekilde dahil oldu. Şirket, Suriye savaşının başlangıcında bu amaçla Marmara bölgesinde bir takım tesisler kurmuştur. Muhalif Aydınlık gazetesinde 2012 yılında yayınlanan bir habere göre, bu eğitim tesislerinden en az biri, Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde, daha önce Türk Donanması tarafından eğitim merkezi olarak işletilen bir Türk askeri üssünde bulunuyordu.
Suriye’nin kuzeyindeki Suriye isyanı bugün ancak Türkiye’nin desteğiyle ayakta kalabiliyor. SADAT bu ilişkinin gelişmesinde ve kolaylaşmasında kilit rol oynamıştır.
Tanrıverdi, SADAT’ın Özgür Suriye Ordusu ile temaslarını inkar etmiyor ancak Temmuz 2016’da Cumhurriyet’te yayınlanan bir yazısında, hem Türk devletinin hem de ABD’nin Suriye muhalefetini desteklediğini ve SADAT’ın temaslarının Suriye’nin bilgisi dahilinde yürütüldüğünü kaydetti.

Erdogan’s Shadow Army: The Influence of “Sadat,” Turkey’s Private Defense Group


SOL HABER MERKEZİNİN 12.10.2016 tarihli “15 Temmuz darbesini tahmin eden Rubin’den “Üçüncü bir darbe olabilir” başlıklı yazı;

Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin, Türkiye’ye dair tahminlerini yazdı. Daha önce Türkiye’ye yönelik darbe girişimi tahminiyle gündeme gelen Rubin, son yazısında darbe girişimini “tek bir olay” olarak görmenin yanlış olacağını söyledi. Türkiye’nin aslında “2 darbe” yaşadığını söyleyen yazar, üçüncü bir darbe daha olacağını ve yaşanacak darbenin “en tehlikelisi olacağını öne sürdü.
Rubin, ilk darbenin 15 Temmuz’daki “acemice ve beceriksiz darbe girişimi” olduğunu, bu girişimin Erdoğan’a “gerçek ve hayali düşmanlarını temizleme olanağı” verdiğini söyledi. Eski Pentagon yetkilisi, darbe girişimine Fethullah Gülen’in takipçilerinin yanısıra, “Kemalist subayların bir kısmının” da katıldığını iddia ederek, istihbarat ve hatta AKP içinden de bu girişime katılmış olanlar olabileceğini belirtti.
‘ÜÇÜNCÜ DARBE İDDİALARI KONUŞULMAYA BAŞLANDI’
Rubin, ilkinin ardından yaşanan ikinci darbeninse, “Erdoğan’ın sivil darbesi” olduğunu, bu darbenin “Türkiye’nin yapısı ve demokrasisi için 15 Temmuz olaylarından daha yıkıcı” olduğunu savundu.
RUBİN’DEN SEDAT PEKER ÖRNEĞİ
Sedat Peker’i örnek gösteren yazar, Sedat Peker’in Türkiye’nin en güçlü mafyası olduğunu, Ergenekon davaları sırasında tutuklandığını, ancak aldığı hapis cezasına karşın ilk serbest bırakılan kişilerden biri olduğunu belirtti. Peker’in tartışmalı geçmişinin, Erdoğan’ın kendisini onunla ilişkilendirmesini ve onunla işbirliği yapmasını engellemediğini belirten Rubin, Gülen’in daha geniş bir ağa sahip olmasına rağmen Peker’in bağlantılarının da aynı güçte olduğunu öne sürdü.
‘GERİYE MAFYA VE ERDOĞAN KALINCA NE OLACAK?’
Erdoğan’ın geçmişte “Gülen’in ağını kendi kirli işlerini yapmak için kullandığını” hatırlatan Rubin, Peker ve Mehmet Ağar gibilerin, Erdoğan’ı kendi kirli işlerini yapmakta kullandıklarına inandıklarını söyledi.
Erdoğan’ın, “Gülencileri, Kürtleri, liberalleri, feministleri ve siyasi muhalefeti hedef alırken, yalnızca kendi düşmanlarını değil Peker ve müttefiklerinin de düşmanlarını yok ettiğini” savunan Rubin, geriye yalnızca mafya ve Erdoğan kaldığında ne olacağını sordu.
Bu iki grup arasındaki çatışmanın şiddet içerip içermeyeceğini soran eski Pentagon yetkilisi, Erdoğan’ın kutuplaşmış Türkiye’yi “düdüklü tencereye koyduğunu” söyledi.
https://haber.sol.org.tr/toplum/15-temmuz-darbesini-tahmin-eden-rubinden-yeni-yazi-ucuncu-bir-darbe-olabilir-172167

“Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?”
Michael Rubin’den çok konuşulacak Perinçek iddiası

ABD’li neo-con yazar Micheal Rubin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i hedef aldı. Rubin “Eğer Perinçekgiller emekli edilirse, Perinçek darbe sırasında SADAT’ın işlediği cinayetleri ifşa eder mi?” ve “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?” sorularını sordu.
ABD’li neo-con Micheal Rubin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i hedef aldı.Rubin; paylaşımlarında, “Eğer Perinçekgiller emekli edilirse, Perinçek darbe sırasında SADAT’ın işlediği cinayetleri ifşa eder mi?” ve “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?” sorularını sordu.
Cumhuriyet – 30 Temmuz 2017 – https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/erdogan-perinceki-kandirdi-mi-michael-rubinden-cok-konusulacak-perincek-iddiasi-792373

Alman basını: SADAT’ın, Erdoğan’ın ‘gizli ordusu’ olarak hareket ettiğine inanılıyor

Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. veya kısa adıyla SADAT A.Ş, yurtdışında haber olmaya devam ediyor. Alman Die Welt gazetesi üç gün önce ‘Erdoğan’ın ikinci ordusu’ başlığıyla SADAT hakkında bir haber yapmıştı. Almanya’da yayınlanan Business Insider da bu haberden yola çıkarak bir yorum yazısı yayınladı.
Yazıda, “Erdoğan ne yapıyor?” diye sorularak, “Türk gölge ordusu giderek daha fazla ülkede ortaya çıkıyor” denildi. Haberin girişinde, “Türk şirketi SADAT, kendisini resmî olarak, ’güvenlik politikası danışmanlık hizmeti’ veren bir kurum olarak görüyor. Ancak, SADAT bundan çok daha fazlası… Uzmanlar, SADAT’ın hem yurtiçinde hem de yurtdışında Erdoğan’ın ‘gizli ordusu’ olarak hareket ettiğine inanıyor. SADAT’ın şu anda hem Libya’da hem de Suriye’de aktif olduğu söyleniyor. Sadece bu da değil, geçmişte Avrupa’dan askerler topladığı söyleniyor,” yazıldı.
Die Welt gazetesinin haberine referanslar verilen Business Insider‘deki haberde şu ifadeler yer aldı:
“Türk şirketi Sadat A.Ş. veya kısaca SADAT, İngilizce web sitesinin ana sayfasında kendisini oldukça zararsız bir şekilde sunuyor: Güvenlik politikası, eğitim ve bakım konusunda tavsiyelerde bulunan özel, uluslararası bir hizmet sağlayıcı… Ayrıca SADAT’ın, 28 Şubat 2012 tarihinde, 23 emekli ve astsubay tarafından, İslamcı duruşuyla nam salmış eski tuğgeneral Adnan Tanrıverdi önderliğinde kurulduğu belirtiliyor. O tarihten beri, şirket Türk ticaret siciline kayıtlı.
‘Misyon’ başlığı altındaki yazılanlar, çok daha az zararsız görünüyor. SADAT’ın amacının Müslüman ülkeler arasında güvenlik işbirliğini güçlendirmek olduğu söyleniyor. Şirket, İslam dünyasının süper güçler arasında hak ettiği yeri almasına yardımcı olmak istiyor. Özellikle ‘süper güçler’, Türkiye’de genellikle ’emperyalistler’ ve ‘haçlılar’ olarak suçlanan ABD ve muhtemelen Avrupa anlamına geliyor olsa gerek.
Türk gözlemciler, artık SADAT’ın zararsız değil, daha ziyade tehdit olarak görüyor. 40 bin adamın bu oluşumda olduğu söyleniyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük güç iddiasını askeri yollarla ileri sürmek istediği, ancak Türk askerlerinin hayatını riske atmaktan korktuğu her yerde buna destek olmaları gerekiyor. Uygulama alanları Suriye’den Libya’ya kadar uzanıyor. Kısaca: Erdoğan’ın, SADAT’ta – şahsen onu dinleyen ve başka hiç kimseyi dinlemeyen – yeni bir, çok amaçlı silah bulduğu görülüyor.
Erdoğan bunu başkalarından öğrenmiş olmalı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve paralı asker birlikleri Wagner Grubu, Libya ve Suriye’de konuşlanmış durumda. Ve ABD’den (öğrenmiş olmalı)… Die Welt gazetesi, emekli yüksek rütbeli, adı belirtilmemiş bir generalle yaptığı görüşme de dahil olmak üzere bu konuda bazı araştırmalar yaptı. Buna göre SADAT şirketinin başlangıcı, ABD’nin Blackwater askeri şirketinin yardımıyla Irak diktatörü Saddam Hüseyin’i devirdiği 2003 yılına kadar dayanıyor.
Blackwater’in yükselişi, görünüşe göre Türkiye’de bir etki yaratmış. Bu oluşumun, aralarında Tanrıverdi de olduğu eski generallerin yanı sıra Erdoğan’ın da yurtiçi ve yurtdışındaki Türk operasyonları için kendi özel askeri grubunu kurmasını sağladığı söyleniyor.
SADAT’ın, 2012 gibi erken bir tarihte, Suriye lideri Beşar Esad’a karşı savaşacak Sünni-Arap savaşçıları eğitmek için Marmara bölgesinde bir dizi eğitim kampı kurduğu söyleniyor. Temmuz 2016’da ise şirketin askeri birliklerinin, Türk ordusunun bazı kesimleri tarafından Türkiye’de başlatılan darbe girişiminin bastırılmasına katıldığı.
Erdoğan da buna müteşekkirdi. Daha sonra İslamcı olduğu bilinen emekli askeri personelin Türk ordusuna yeniden entegre olmalarına izin verdi. Hatta Sadat-Grüner Tanrıverdi, Erdoğan’ın baş askeri danışmanı oldu.
ABD’li düşünce kuruluşu American Enterprise Institute’tan Türkiye uzmanı Michael Rubin, Mayıs 2017’de yayınlanan bir blog yazısında, alarma geçti. SADAT’ın, İslamcı Esad karşıtı terör örgütleri için Avrupa’dan çok sayıda savaşçı aldığını yazdı. Askeri şirket, muhtemelen Türk hükümetinin yardımıyla Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa ve İsveç vatandaşlarının geçerli Türk pasaportları almalarına yardımcı olmuştu.
Rubin şu sonuca varıyordu: “SADAT’ın – bir devlet kurumunun tabi olduğu kısıtlamalar olmadan- Erdoğan’ın gündemini takip ettiği ve uyguladığı açıktı” ve: “Görünüşe göre Erdoğan SADAT’ı, İran Yüksek Lideri’nin İran Devrim Muhafızlarını gördüğü gibi görüyordu: silahlı bir güç olarak yurt içinde siyasi sadakati sağlamak ve yurt dışında terörist faaliyetler yürüten silahlı bir güç olarak. “
Erdoğan’ın avantajı, Türk cumhurbaşkanının hassas girişimlerin sorumluluğunu reddedip bir şeyler ters gittiğinde başkalarını suçlayabilmesidir. Sonuçta SADAT, Türk ordusu değil özel bir şirkettir.
Bu arada SADAT’ı artık sadece Suriye’yi bilenler tarafından değil, Libya uzmanları tarafından da biliniyor. Kuzey Afrika’da iç savaşın yaşandığı ülkede Türkiye, Trablus’ta Birleşmiş Milletler tarafından tanınan hükümeti destekliyor. Onları Türk askerleri ve görünüşe göre SADAT’ın paralı askerleriyle savunuyor.
Ama SADAT gerçekte ne kadar güçlü? Die Welt’e konuşan eski general “SADAT’ın Türk ordusundan farklı olarak ne altyapısı ne de kışlası var,” diyor. Bunun için özel bir ordunun var olmasına izin veren yasaların eksik olduğunu ekliyor.
Tanrıverdi’nin bu yılın başında Erdoğan’ın baş askeri danışmanlığından istifası, bu değişikliği biraz daha az olası hale getirdi. Tanrıverdi haftalar önce, şirketinin, geleneksel İslami inanışlara göre dünyayı adaletsizlikten kurtarması gereken bir kurtarıcı olan Mehdi’nin önünü açması gerektiğini açıklamıştı. Türk muhalefetinin tepkisi büyük oldu. Öyle büyük ki Erdoğan bile kendisini Tanrıverdi’den uzaklaştırmaya mecbur hissetti.”
(KRONOS DÜNYA) 21 Ağustos 2020 – https://kronos35.news/tr/alman-basini-sadatin-erdoganin-gizli-ordusu-olarak-hareket-ettigine-inaniliyor/
Değerli okur,
Görüldüğü gibi işler araştırdıkça, okudukça karmaşıklaşıyor. Fakat görülen odur ki SADAT yabancı ülkeler tarafından da karanlık ve terörle, karmaşa ile bağlantılı bir kuruluş olarak değerlendiriliyor.
Naci KAPTAN – 18 Mayıs 2022 – DEVAM EDECEK
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, FAŞİZM, İrtica, RADİKAL İSLAM, SİYASAL İSLAM, TERÖR | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN * GÖÇER İŞÇİLER HER DEVİRDE VE HER YERDE YOKSUL * 1930’lu senelerde Amerikalıların Yaşadığı Zorlu Hayatı Gösteren 40 Fotoğraf ( 40 Photos Showing the Rough Life that Americans Lived During the Time of the Dust Bowl. 1930s.)

1930’lu senelerde Amerikalıların Yaşadığı Zorlu Hayatı Gösteren 40 Fotoğraf

Günümüz Türkiyesinde ise tarımda çalışan göçer işçilerin yaşamlarının 1930’lardaki Amerikan tarım işçilerinden pek de farklı olmadığını söyleyebiliriz.

Posted in Calisma Dunyasi - Is ve Emekciler, FOTOĞRAFLAR, GEÇMİŞİN İÇİNDEN YAŞAM, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

MİLLET BAHÇESİ BAHANE, RANT ŞAHANE * AKLI BAŞINDA OLAN HİÇ BİR YÖNETİCİ DÜNYADA İLK BEŞ’e GİRMİŞ OLAN BİR HAVALİMANINI YIKARAK İŞLEVSİZ HALE GETİRMEZ!!!

Atatürk Havalimanı’nı yıkan şirket ‘tanıdık’ çıktı: Erdoğan’ın aile dostu
Atatürk Havalimanı’nın yıkılmasına tepkiler sürerken, havalimanın yıkım ihalesini alan şirketin kurucusu Nusret Yıldırım’ın AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aile dostu olduğu ortaya çıktı. Erdoğan, 2019 yılında yaşamını yitiren Nusret Yıldırım’ın cenazesine katılırken, Cumhurbaşkanlığı sitesi, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, namazın ardından aile dostu Nusret Yıldırım’ın cenaze törenine katıldı” diyerek duyurmuştu.

Uzmanlardan Atatürk Havalimanı’nın yıkımına itiraz:
“Büyük yanlışlık, çok büyük bir ekonomik kayıp”

İsmail ARI
Atatürk Havalimanı’nın yıkımına itiraz eden Prof. Dr. Gerçek, “Atatürk Havalimanı’nın yıkımı çok büyük bir ekonomik kayıp. Uçuş uzmanları ve hava trafiği uzmanları da Avrupa Yakasında iki havalimanının birlikte kullanılabileceğini söylüyorlar” dedi. Prof. Dr. Evren ise “Aklın inadın önüne geçmesi, yanlıştan dönülmesi gerekiyor. Dünyada böyle hizmet sunan bir havalimanını ortadan kaldıran başka bir ülke yok” diye konuştu.
İstanbul’daki Atatürk Havalimanı, beşli çeteye yaptırılan ve işlettirilen İstanbul Havalimanı adı verilen Üçüncü Havalimanı’nın açılmasıyla 2019 yılında kapatıldı. Ardından 2020’yılın başında yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle havalimanın pistleri üzerine tüm tepkilere rağmen bir pandemi hastanesi inşa edildi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun 9 Nisan’da yaptığı ve büyükm tepki çeken “Atatürk Havalimanı hikâyesi kapandı, gitti” açıklamasıyla milyarlarca dolar değerinde olduğu ifade edilen havalimanının yıkıma giden süreci hızlandı.
Geçtiğimiz ay havalimanına millet bahçesi yapımı için bir ihale düzenlendi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı TOKİ tarafından 29 Nisan’da davet usulüyle yapılan ihaleyi 2 milyar 127 milyon 978 bin liraya Yapı ve Yapı Şirketi aldı. Dün ise havalimanına millet bahçesini inşa edecek Yapı ve Yapı Şirketi’ne ait iş makineleri pistleri kırmak için çalışmalara başladı.
‘AVRUPA YAKASINDA İKİ HAVALİMANI BİRLİKTE KULLANILABİLİR’
Ulaşım uzmanları da havalimanının kullanılması gerektiğini belirterek yıkım çalışmalarına tepki gösterdi. BirGün’e konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) emekli Prof. Dr. Haluk Gerçek, “Atatürk Havalimanı, 2017 yılında dünyanın en fazla yolcu taşıyan 17’nci havalimanıydı ve yılda 65 milyon yolcu taşıyordu. Raylı sistemle bağlantısı olan fonksiyonel bir havalimanıydı. Çok büyük yanlışlık yapılıyor. Atatürk Havalimanı’nın yıkımı çok büyük bir ekonomik kayıp. Dünyada 4-5 havalimanının birlikte işletildiği birçok kent var. Uçuş uzmanları ve hava trafiği uzmanları da Avrupa Yakasında iki havalimanının birlikte kullanılabileceğini söylüyorlar” dedi.
‘YIKIMI KABUL EDİLEMEZ’
“Millet bahçesi için her zaman yer bulunur ama İstanbul gibi bir kentte havalimanı için yer bulmak hiç kolay değil” sözleriyle Atatürk Havalimanı’ndaki yıkım çalışmalarına tepki gösteren İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) emekli Prof. Dr. Güngör Evren ise şunları söyledi:
“Atatürk Havalimanı’nın yıkılması akla ziyan bir iş. Yılda 65 milyon yolcuya hizmet verebiliyor. Bir düzen getirmek için bazen mevcut olan yıkılabilir ama bunun gerekliliğini de ortaya koyan bilimsel değerlendirmelerin olması gerekir. Fakat burada hiçbir bilimsel değerlendirme yok. Sadece, ‘en büyüğünü yaptık bu kalkacak’ deniyor ama böyle bir şey olamaz. Dünyanın birçok kentinde iki, üç, dört, beş havalimanı var. Atatürk Havalimanı’nın yıkımını kabul etmek mümkün değil.
‘AKIL İNADIN ÖNÜNE GEÇMELİ’
Dünyada böyle hizmet sunan bir havalimanını ortadan kaldıran başka bir ülke yok. Belirli hava durumlarında muhtaç olunan havalimanı ortadan kaldırılıyor. Hiçbir şey için geç değil. Aklın inadın önüne geçmesi ve yanlıştan vazgeçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gelecek yıllarda bu olay çok kötü değerlendirilecektir ve pişmanlığın da faydası olmayacaktır.” (1)

SOL Ekoloji’den Atatürk Havalimanı açıklaması: Kentsel krizi derinleştirir

Atatürk Havalimanı’nı yıkma girişiminin kentsel krizi derinleştireceğini söyleyen SOL Parti İstanbul İl Örgütü Kent-Ekoloji Çalışma Grubu, “Bu Millet Bahçesi de diğerleri gibi özel çıkarlara hizmet etme, yandaşı zengin etme projesinden başka bir şey değildir” dedi.
SOL Parti İstanbul İl Örgütü Kent-Ekoloji Çalışma Grubu, iktidarın Atatürk Havalimanı’nı yıkma girişimi hakkında açıklama yaptı. “Bu Millet Bahçesi de diğerleri gibi özel çıkarlara hizmet etme, yandaşı zengin etme projesinden başka bir şey değildir” denen açıklamada, Atatürk Havalimanı’nın yıkılmasının AKP iktidarı boyunca yaratılan kent krizini derinleştireceği belirtildi.
SOL Parti İstanbul İl Örgütü Kent-Ekoloji Çalışma Grubu’nun yaptığı, “Atatürk Havalimanı’n Millet Bahçesi Kentsel Krizi Derinleştirir!” başlıklı açıklama şöyle:
AKP iktidarı yangından mal kaçırır gibi hızla girdikleri Atatürk Havalimanı’na şimdi de Millet Bahçesi yapmak istiyor. İktidarın on yıllardır sürdürdüğü neoliberal kent politikalarıyla talan ettiği İstanbul yaşam alanı olmaktan çıkmıştır; kriz alanına dönüşmüştür! Bugün yapılması gereken yeni rant alanları yaratarak, bilimle ve doğayla inatlaşarak kentsel krizi derinleştirmek değil, kentin sorunlarına çözüm üretmektir!
BİLİME KULAK TIKAMAKTAN VAZGEÇİN!
İklim krizi kentleri bekleyen en büyük tehlikelerden biridir. Atatürk Havalimanı yerine yapılan İstanbul Havalimanı’nda geçtiğimiz aylarda yaşanan yoğun kar yağışı kaynaklı yıkım krizin olası sonuçlarını göstermiştir.
İnşaatı sırasında milyonlarca ağacın katledildiği, Kuzey Ormanlarının parçalandığı ve kente geri dönüşü olmayan bir yıkım yaşatan bu fiyasko Havalimanı’nda meydana gelen çökme esasen bilim insanlarının uyarılarına kulak tıkayan anlayışın bir sonucuydu. ÇED raporundaki verilerin proje alanındaki değerleri yansıtmadığını defalarca belirtmiş ancak kulak asılmamıştır.
Bu süreçte uçakların iniş yapabildiği tek havalimanı olan Atatürk Havalimanı’nın kullanıma açılması gerektiği gün gibi ortadayken bu alanı Millet Bahçesi’ne dönüştürmek, aşırı hava olaylarının artış gösterdiği böylesi bir zamanda iklim krizini toplumsal ve iktisadi boyutlarıyla derinleştirecek sonuçlar doğuracaktır.
SUÇLARINIZI AKLAYAMAZSINIZ!
İktidar Atatürk Havalimanı’na Millet Bahçesi projesiyle yeşil boyamanın en çiğ örneğini sergiliyor. İstanbul’u Kuzeye doğru gelişmeye açarak, tam bir megakent haline getirmek ve inşaat sektörüne rant sağlamak olan İstanbul Havalimanı, İstanbul’a yapılan büyük bir ihanettir. 6.500 hektarlık alan tahrip edilmiştir. Havalimanı inşaat sahası için 8 milyon, Kuzey Marmara Otoyolu için 3.7 milyon, havalimanı inşaatı için açılan taş ocakları için ise 1.2 milyon ağaç olmak üzere toplamda 13 milyon ağaç katledilmiştir.
RANTÇI POLİTİKALARI TERK EDİN!
Bütün bu risklere ve tehlikelere rağmen yapılmak istenen Millet Bahçesi iktidarın bilime ve toplumsal ihtiyaçlara verdiği değeri göstermektedir. Bu Millet Bahçesi de diğerleri gibi özel çıkarlara hizmet etme, yandaşı zengin etme projesinden başka bir şey değildir.
Neoliberal, rantçı kentleşme politikalarının iflası ortadadır. Kar odaklı politikaların ortadan kaldırıldığı, insan, doğa, yaşam merkezli bilimsel temellere dayanan politikaların hâkim kılınması bu ülkenin acil ihtiyacıdır.
Tüm İstanbulluları rantçı politikalara karsı durup kentimize hep birlikte sahip çıkmaya davet ediyoruz!(2)

İBB’den 9 maddelik ‘Atatürk Havalimanı’ açıklaması

Yıkım başlayan Atatürk Havalimanı ile ilgili bir açıklama yapan İBB,
konu hakkındaki çalıştaylardan çıkan 9 maddeyi paylaştı.
AKP’nin yıkımına başladığı Atatürk Havalimanı ile ilgili tepkiler sürerken,
bir açıklama da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) geldi.
“7 Nisan 2019 tarihinde verilen idari kararla sivil uçuşlara kapatılan Atatürk Havalimanı’nın, pist dahil bir bölümünün imar planı değişikliği yapılmadan, hukuksuz, ihalesiz ve keyfi bir uygulamayla yıkımına başlandığı haberleri medyada görülmüştür,” ifadeleri kullanılan açıklamada “Bilindiği gibi Atatürk Havalimanı ilk kez 1912 yılında inşa edilmiş, Osmanlı’dan miras, dünyanın ilk havalimanlarından biridir. Sivil uçuşlara kapatıldığı tarihte yaklaşık olarak 70 milyon yolcu kapasitesine ulaşmış bir milli servet olmanın yanı sıra, milyarlarca dolarlık alt yapı ve turizm yatırımlarının da merkezi olmuştur,” hatırlatması yapıldı.
İBB’nin açıklaması şöyle devam etti:
“Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak Atatürk Havalimanı’nın şehrimizin gelecekteki ihtiyaçları ve 16 milyon İstanbullunun olası afetlere karşı güvenliği adına alternatif bir sigorta olarak mevcut yapısıyla korunması ve gelecekteki senaryolara göre katılımcı bir süreçle ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Bu tarihi ve milli değeri tahrip etmek yerine, üç havalimanının birlikte çalışacağı bir senaryonun kentin makroformu açısından daha sağlıklı olacağı aşikardır.
Bu konuda düzenlemiş olduğumuz çok sayıda çalıştay ve ortak akıl toplantılarımızdan çıkan stratejik sonuçları halkımızla paylaşmak isteriz:
ATATÜRK HAVALİMANI KORUNMALIDIR
1. Kentin gelişimini kuzeye yönlendiren ve Kanal İstanbul gibi İstanbul’un geleceğini tehdit eden projelere gerekçe ve destek oluşturan İstanbul Havalimanı mevcut haliyle dondurulmalı ve büyümesi engellenmelidir. Şehrimizin gelecekteki olası kapasite ihtiyaçlarının Atatürk Havalimanı ile karşılanması mümkündür.
2. Atatürk Havalimanı’na da yeşil alanlara da ihtiyacımız var. Atatürk Havalimanı İstanbul’un destekleyici havalimanı olarak korunmalı, hem merkezi idarenin ve hem de yerel idarelerin kaynakları ve işbirliğiyle kentin kuzeyi ve çeşitli vadileri insanlarımızın hizmetine kazandırılmalıdır.
3. Atatürk Havalimanı, İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı ile İstanbul sivil havacılık altyapısının önemli ve güçlü bir parçasıdır. İstanbul’un gelecekte ihtiyaç duyacağı havayolu ulaşım kapasitesinin karşılanmasında yaklaşık %28’lik bir pay alabilecektir.
4. İstanbul Havalimanı mevcut 90 milyon/yıl yolcu kapasitesiyle 200 milyon yolcu/yıla göre planlanan alanının yalnızca %50’sini gerçekleştirmiş durumdadır. Diğer etapların gerçekleştirileceği alanda mevcutta doğal alanlar, orman alanları bulunmaktadır. Dolayısıyla ilk yapılması gereken İstanbul Havalimanı’nın genişleme etaplarının durdurulması ve iptal edilmesidir. Zaten projelendirilmiş olan Sabiha Gökçen Havalimanı genişleme etabı tamamlanmalı ve İstanbul’da toplamda 150 Milyon yolcu/yıl kapasiteye ulaşılmalıdır.
5. Atatürk Havalimanı, İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı doğru bir teknik planlamayla kurulacak uçuş koridorları ile beraber çalıştırılabilecektir. Birden fazla havalimanına sahip çok sayıdaki dünya kentleri bu konuda örnek alınmalıdır.
6. İstanbul Havalimanı’na yapılacak yatırımların kalan miktarı yaklaşık 5 milyar Euro, Atatürk Havalimanı’nın mevcut yaklaşık değerinin ise yaklaşık 4 milyar Euro olduğunu düşünürsek, Atatürk Havalimanı’nın sivil havacılık kullanıma açılmasıyla yaklaşık 9 milyar Euro’luk bir ekonomik değer israf edilmeyecek, bu bütçe ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız lehine kullanılabilecektir. Ayrıca Atatürk Havalimanı çevresinde yıllara sari olarak inşa edilmiş olan otel ve ticari işletmelerin yılda yaklaşık 580 milyon Euro’luk kaybının önlenmesi mümkün olacaktır.
7. Bu süreçte Atatürk Havalimanı’nın sahip olduğu erişilebilirlik kapasitesini daha da geliştirecek Atatürk Havalimanı – Halkalı bağlantısı gerçekleştirmek ve bu sayede 3 havalimanını birbirine bağlanmak mümkün olabilecektir.
ATATÜRK HAVALİMANI AFETLERE HAZIRLIKTA HAYATİDİR!
8. Atatürk Havalimanı kapatılmadığı takdirde, 3. Havalimanı’nın bir yedek meydanı olarak kullanabilecektir. Kışın bazı günlerinde 3. Havalimanının bulunduğu Karadeniz sahil şeridi görüş mesafesinin sıfıra indiği yoğun bir sis tabakasıyla kaplandığında; Florya, Yeşilköy bölgesi açık olabilmektedir. Meteoroloji kayıtları incelendiğinde kış aylarının hangi günlerinde İstanbul’un kuzeyinin sisli, güneyinin açık olduğu tespit edilebilir. Böyle durumlarda 3’ncü havalimanına iniş zorluğu çeken uçaklar, uzaktaki yedek meydanlara gitme ihtiyacı duymadan, şehrin merkezindeki Atatürk Havalimanı’na yönlendirilebilecektir.
9. Kapasite ihtiyacı doğana kadar geçecek süre içerisinde mevcut havalimanı yapıları esnek kullanımlarla kamunun kullanımına kolayca açılabilir niteliktedir. İhtiyaç oluştuğunda ise tekrardan terminal olarak dönüştürülmesi mümkün olacaktır. (3)
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
https://www.birgun.net/haber/uzmanlardan-ataturk-havalimani-nin-yikimina-itiraz-buyuk-yanlislik-cok-buyuk-bir-ekonomik-kayip-388214
https://www.birgun.net/haber/sol-ekoloji-den-ataturk-havalimani-aciklamasi-kentsel-krizi-derinlestirir-388190
https://www.birgun.net/haber/ibb-den-9-maddelik-ataturk-havalimani-aciklamasi-388244
Posted in Ekonomi, FAŞİZM, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | 1 Comment