HAYATIN İÇİNDEN ÖYKÜLER * KEMANCI

KEMANCI


Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca 6 Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider…
Kemancı çalmaya başladıktan ancak 3 dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.
Kemancı ilk 1 dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider. Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
En fazla dikkatle duran ise 3 yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar…
Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.
Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı…
Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell’in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler şunlardı:
Sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz?
Durup ondan keyif alıyor muyuz?
Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?
Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise;
dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?
Posted in Uncategorized | Leave a comment

GİZLENEN ARAÇ VE UÇAK SAYISI * TÜM YÜK EMEKÇİ SINIFIN OMUZLARINDA! * Tasarrufa saray ve diyanetten başlayalım!!!

Tasarrufa saray ve diyanetten başlayalım!!!

Bir ülke düşünün ki hazine ve maliye bakanı, Ankara’da televizyonların canlı yayımladığı basın toplantısında, “Kamuda toplantılar artık lüks otelde değil, kamu tesislerinde yapılacak” dediği sırada, kendisine ait çok sayıda merkezi ile salonu bulunan Diyanet, 200 konuğu ile birlikte İstanbul’da beş yıldızlı bir otelde Dünya İslam Bilginleri İstişare Zirvesi’nde buluşsun!
Diyanet’teki lüks tutkusu, medyaya sık sık kullandıkları araçlarla ilgili olarak da yansıyor. Zırhlı Mercedes ve Togg’den sonra, kısa bir süre önce yaklaşık 16 milyon lira değerindeki yeni Audi A8 marka lüks makam aracı da gündeme gelmişti.
GİZLENEN ARAÇ VE UÇAK SAYISI
Ayda 10 bin TL ile hayatta kalmak için mücadele eden emekliler için “Kaynak yok” diyen Saray’ın yalnızca bir dakikalık harcaması iki asgari ücreti geride bırakıyor! Kaç uçak ve araç kullandığı konusunda ise net bir bilgi yok.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 2021’de Cumhurbaşkanlığı’nın sekiz adet uçağı olduğunu açıklamıştı. Geçen yıl CHP Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever, TBMM’ye bu konuda soru önergesi verse de “Hizmetin gerektirdiği sayıda araçla yerine getirildiği” şeklinde yanıt aldı.
BirGün gazetesi ise 7 Ekim 2022’de Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER), “Cumhurbaşkanlığı’na ait kaç uçak ve helikopter var” sorusunu yönelttiğini, 17 ay sonra, “Cumhurbaşkanlığı envanterinde ihtiyaç duyulan miktarda araç bulunmakta” yanıtının geldiğini açıklamıştı.
Her vatandaşın kendi vergileriyle oluşan kamu bütçesinin nasıl ve nereye harcandığına ilişkin bilgi alma hakkı varken Türkiye’de bu konu da gizemini koruyor!
TÜM YÜK EMEKÇİ SINIFIN OMUZLARINDA!
Erdoğan’a sorarsanız, “Tasarruf tedbirlerine istisnasız olarak tüm kamu idareleri ve personeli uymak zorunda”. O zaman oturduğu 1150 odalı Saray ve devasa bütçesiyle altı bakanlığı geride bırakan Diyanet de uymak zorunda. Ama gerçekte öyle olacak mı, yoksa yine bu kurumlardaki gösteriş ve savurganlık, “İtibardan tasarruf edilmez” denerek savunulacak mı ya da bilgiler halktan gizlenmeye devam edilecek mi?

CUMHURİYET Zülal Kalkandelen’in 17.05.2024 tarihli “Tasarrufa Diyanet ve Saray’dan başlayalım!” yazısından özet
Posted in Uncategorized | Leave a comment

ARAPLAŞAN TÜRKÇE VE TÜRK’LER

ARAPLAŞAN TÜRKÇE VE TÜRK’LER


Arapça kutsal bir dil değildir, her dil kadar değerlidir. Bu anlayışla Tevrat’ın dili olan İbranice de mi kutsal sayılacak? Neden sadece tek bir dine ayrıcalık tanınsın? Neden yazılandan bağımsız olarak dillere kutsallık tanınsın?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Zeybek;
“Arapça ülkemizde toplumun büyük bir bölümünde Kuran dili olarak biliniyor. Kuranıkerim’in Arapça yazılmasından dolayı o alfabeye karşı diğer dillere göre daha farklı bir anlam veriliyor. O nedenle de belediye başkanlarımızın özellikle Arapça tabela, pankart veya yazı konusunda olabildiğince dikkatli davranması gerekiyor” dedi!!!
CHP Genel Başkanı Özgür Özel;
“Arapça, Kuranıkerim’in yazıldığı ve okunduğu dildir. Belediye başkanının Arapça yazıyı yırtması vatandaşın bilinçaltında bir yara oluşturabilir. Üçüncüsü, o tabelada ne yazdığına bakmak lazım. Bir insanın ana dilinde aldığı hizmeti kolaylaştırıyorsa bu bir haktır. Ama bunun bir düzenlenmesi lazım.”
Arapça Kuran dili derseniz, o zaman dilde devrim yapmış bir partinin genel başkanı olarak Kuran’ın Türkçe okunmasını ve Türkçe ibadeti de reddetmeniz, Demokrat Parti ve günümüzün siyasal İslamcıları gibi ezanın Türkçe okunmasını da ihanet saymanız gerekir.
Şeriat güzellemeleri yapan Yusuf Kaplan gibilerin “Bu ülkedeki en büyük cinayet dil devrimidir” diyerek Türkçeye saldırdığı bir ortamda, CHP genel başkanının dil devrimine sahip çıkması beklenir, AKP diliyle konuşması değil.
Özgür Özel’in ve CHP’li diğer yetkililerin hatası, bu konuda açıklama yaparken sürekli Kuran’a atıf yapmalarıdır. Laik bir hukuk devletinde kamu alanında bir uygulama tartışılırken, hiç ilgisi yokken dinden, Kuran’dan söz etmek, kuşkusuz din sömürüsüdür, dinci bir popülizmdir.

CUMHURİYET Zülal Kalkandelen’in 15 Mayıs 2024 tarihli, “Arapça kutsal bir dil değildir” başlıklı yazısından özet
Posted in Uncategorized | Leave a comment

FEYM Grubu ve AYAcademy Bilgilendirme Bülteni (17 Mayıs 2024)

FEYM Grubu ve AYAcademy
Bilgilendirme Bülteni
(17 Mayıs 2024)


1. Ermeni Meselesi / Ermeni Haberlerindeki İddialar / Azerbaycan ile İlgili Gelişmeler:
a.  Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Azerbaycan ile anlaşmaya karşı çıkan düzinelerce protestocunun polis tarafından kordon altına alınan hükümet binasının dışında protestosu sürerken, Azerbaycan ile tartışmalı sınır belirleme anlaşmasına övgüde bulundu. https://www.panorama.am/en/news/2024/05/16/Pashinyan-border-deal/3003262
b.  Lüksemburg Temsilciler Meclisi, Ermenistan’a destek verilmesinin yanı sıra bölgede barış ve istikrarın sağlanmasını isteyen bir önergeyi oybirliğiyle kabul etti. Önergede 100.000’den fazla Ermeninin Dağlık Karabağ’dan göç ettirilmesi de kınanıyor. https://en.armradio.am/2024/05/16/luxembourg-lawmakers-urge-government-to-act-for-implementation-of-icj-orders-by-azerbaijan/
c.  Uruguay Temsilciler Meclisi 24 Nisan’ı “SÖZDE” Ermeni soykırımını anma günü ilan eden yasa tasarısını onayladı. Her iki Meclis tarafından da onaylanan proje, Evangelical Harmony Kilisesi’nden Dr. Gustavo Vaneskahian’ın girişimine dayanıyor ve proje, halka açıldıktan sonra Uruguay Ermeni Ulusal Komitesi de dahil olmak üzere Ermeni toplumunun farklı kurumlarının desteğini aldı.  https://en.armradio.am/2024/05/15/uruguay-house-of-representatives-approves-bill-declaring-april-24-as-armenian-genocide-remembrance-day/
ç.  Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze, Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye üçlü formatının, birbirinin egemenliğine ve ulusal çıkarlarına saygı duyan ülkelerin nasıl etkili ve başarılı bir şekilde işbirliği yapabileceğinin çok iyi bir örneği olduğunu söyledi. https://news.am/eng/news/823755.html
2.  AVİM: Web sitesinde “ERMENİSTAN DOĞRU YOLDA İLERLEMEKTEDİR” başlıklı analiz yayınlanmaktadır. Analiz “Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Azerbaycan ile sınırı nihayet belirleme ve böylece Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanımaya (dolayısıyla Ermeni işgali altındaki Azerbaycan köylerini Azerbaycan’a iade etmeye) yönelik çabalarıyla bağlantılı olarak, Ermenistan ve Diasporadaki din adamları ve aşırı milliyetçi tarafların başını çektiği milliyetçi bir tepkiyle karşı karşıyadır. Söz konusu taraflar, “Ermeni davasını” siyasi gündemlerinin merkezine yerleştirmektedirler. Buna bağlı olarak, mevcut sınırların resmen tanınmasına ve Türkiye ve Azerbaycan ile dostane ilişkiler kurulmasına karşı çıkmaktadırlar. Sınırların tanınması fikri, “Tarihi Ermenistan” ideolojisinin yenilgisi anlamına gelmesi sebebiyle Ermeni milliyetçilerinin bam teline basmaktadır. Ancak bu milliyetçi laf cambazlarının aksine, Paşinyan’ın geçmişteki hatalardan ders almış olduğu görünmekte ve şimdi Ermenistan ve Ermeniler için barışçıl bir geleceği garanti altına almak amacıyla bu hataları aktif olarak düzeltmeye çalışmaktadır.” tespitleri ile başlıyor. https://avim.org.tr/tr/Yorum/ERMENISTAN-DOGRU-YOLDA-ILERLEMEKTEDIR
3.  Yunan Sorunları / Yunan Haberlerindeki İddialar “” işareti içinde gösterilmiştir:
a.  Yunan haberleri: “Türkiye Yüzyılı olarak adlandırılan dönemde komşu ülkenin dış politikası açısından neler beklenebileceği Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın bir belgesinde anlatılıyor. Türkiye 261 misyonla dünyanın 5’inci büyük diplomatik ağını kurdu.” https://www.pentapostagma.gr/ethnika-themata/ellinotoyrkika/7241690_oaionas-tis-toyrkias-kai-i-exoteriki-politiki-tis-agkyras
b.  Yunan haberleri: “Amerikan DNP HOMES’un Türk asıllı sahibinin KKTC’de emlak ofisleri kurduğunu ve projeler geliştirildiğini duyurmasıyla SÖZDE işgal altındaki topraklarda yasa dışı inşaat çılgınlığı devam ediyor. kurucusu Ozan Dokmecioğlu’nun liderliğinde ABD’nin Massachusetts eyaletinde faaliyet gösteren DND Homes, Trikomo, Girne, Agios Nikolaos, Lefkoniko ve Eptakomi gibi bölgelerde gayrimenkul satın almayı ve 30.000’in üzerinde konut projesi inşa etmeyi hedefliyor.” https://www.pentapostagma.gr/ethnika-themata/kypriako/7241730_kataskeyastiko-orgio-sta-katehomena-amerikaniki-etairia-shediazei
4.  AYAcademy Bülteni
“2022’de İdam Cezası: Amerika Birleşik Devletleri’nde Yıl Sonu Raporu” başlığı ile yayınlanan akademik makaleye ilişkin bilgiler AYAcademy’nin aşağıdaki sosyal medya kanal linklerinde yayınlanmaktadır.
https://www.instagram.com/ayacademy.org.tr/ – https://www.facebook.com/ayacademy.org.tr/ https://www.linkedin.com/company/ayacademy/https://www.threads.net/@ayacademy.org.tr  https://www.tiktok.com/@ayacademy.org.trhttps://twitter.com/ayacademy_tr https://t.me/AYAcademyTelegramhttps://www.youtube.com/@AYAcademy_TR
Saygılarımla,
Serkan KORKMAZ
Posted in ERMENİ SORUNU, FEYM GRUBU ÇALIŞMALARI | Leave a comment

AFORİZMALAR

Posted in Uncategorized | Leave a comment

İNGİLTERE’NİN EMPERYAL OYUN KURUCU ÜNİVERSİTESİ * AKP’nin YENİ DEVLET OKULU “EXETER”

İNGİLTERE’NİN EMPERYAL OYUN
KURUCU ÜNİVERSİTESİ * AKP’nin
YENİ DEVLET OKULU “EXETER”

Bağlantılı yazı; https://nacikaptan.com/2020/11/exeter-universitesinin-mezunlari-ve-kurdoloji/
Naci Kaptan * 17.05.2024

Exeter Üniversitesi, Henry Kissinger’in 1950 de Harvard da faaliyete geçirdiği yaz seminerleri programları ile 3. dünya ülkeleri ve gelişmekte olan ülkelere İslamcı ve batının emperyal çıkarlarını önceleyen liderler yetiştiren bir üniversite misyonu yüklemiştir.
Exeter’s University College 1922 yılında kuruldu. 1955 yılında adı University of Exeter olarak değiştirildi. Üniversite İngiltere için çok önemli bir “misyonu” yerine getiriyor. Dünyanın pek çok ülkesinden gelen seçilmiş öğrenciler bu üniversitede öğrenim görüyor. Ülkelerine dönenlerin neredeyse tamamı ülkeleri için son derece önemli pozisyonlara geliyor.
AKP iktidara geldiğinde ilk icraatlarından birisi ne kadar kaymakam ve bürokrat varsa dil öğrenmeleri için İçişleri Bakanlığı kanalı ile Exeter Üniversitesi’ne göndermek oldu. Şimdilerde pek çok vali ve üst düzey bürokrat Exeter etiketli. Exeter böylece SBF’nin rolünü üstlenmiş oldu. Damat Berat Albayrak da Exeter’de Yüksek Lisans yaptı.
MI6’nın parmağı var
İddialara göre Exeter MI6’nın üs haline getirdiği bir üniversite. Birleşik Krallık üniversiteleri arasında “Kürt Araştırmaları Enstitüsü” olan tek eğitim kurumu. Ayrıca, üniversitede bir de “Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü” de bulunuyor. İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi’nde eğitim görüyor. Arap ve İslam Dünyası ile Kürtler hakkında uzmanlaşması gereken İngiliz ajanlar da bu üniversitenin hocaları tarafından eğitiliyor. Green Peace de (Yeşil Barış) bu üniversite tarafından kuruldu. Greenpeace International’ın Bilim Birimi Greenpeace Araştırma Laboratuvarları Exeter Üniversitesi’nde.
Exeter Üniversitesi’nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslam ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkün. Mesela, İslam Kalkınma Bankası’nın bütün önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi’nde yüksek lisans veya doktora yapmış. Türkiye’de olduğu gibi diğer ülkelerde de buraya gönderilecek öğrencileri “İslami kuruluşlar” seçiyor.
Exeter Üniversitesi’nin Türkiye’de ortaklaşa çalıştığı bir eğitim kurumu var. Mardin Artuk Üniversitesi. Yıllar önce iki üniversite birlikte bir festival düzenlemişti. Burada da benzer bir ağ var. Mesut Barzani’nin burs verdiği Artuk Üniversitesi öğrencileri Londra’nın yolunu tutuyor. Bu arada, MI5 Genel Direktörü Jonathan Evans’ın, 2019 yılında Güneydoğu bölgesinde bulunan üniversiteleri gezip, konferans düzenlediğini de hatırlatalım. (Bakınız; https://nacikaptan.com/2012/08/arsivden-bugune-exeter-universitesi-ve-kurdoloji/)
Üniversiteye Türkiye’den gelen öğrencileri 1969 yılında kurulan Türkiye Milli Kültür Vakfı ve 1970 yılında kurulan İslami İlimler Araştırma Vakfı yönlendiriyor ve finanse ediyor. Türkiye Milli Kültür Vakfı’nın kurucuları arasında Turgut Özal’ın işvereni Zeki Aytaç, Turgut Özal, Türkiye’de vatandaşların kanlarını toplayıp ABD’ye gönderen Oktar Babuna’nın babası Cevat Babuna, KALE Grubu’nun kurucusu ve sahibi İbrahim Bodur, Eski TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli, Eski Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) Başkanı Hulusi Çetinoğlu, Karadeniz Holding’in kurucusu Rauf Osman Karadeniz, Ülker’in kurucusu Sabri Ülker, AKP’nin kurucularından ve Recep Tayyip Erdoğan’ın “Hocası” olarak bilinen eski AKP Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, Borusan Holding’in kurucusu ve “Onursal Başkanı” Asım Kocabıyık, “Faizsiz Bankacılık” sisteminin mucidi Sebahattin Zaim ve Eski Aydınlar Ocağı Başkanı Salih Tuğ var.
Türk ekonomisini krizden çıkarsın diye bakan atanan Mehmet Şimşek tipik bir AKP’li. Devlet bursuyla yurtdışında okudu, dönünce AKP’ye yazıldı, yükseldi. Onu tipik AKP’li yapan özelliklerinden biri de yüksek lisansını University of Exeter’de yapması. Bu üniversite AKP’li yıllarda AKP’liliğin ve siyasal islamcılığın alamet-i farikası oldu.
Exeter Üniversitesi’nden mezun olanların başında Abdullah Gül var. Gül’ün, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Sebahattin Zaim gibi hocalarının teşviki ve sağladıkları Milli Kültür Vakfı bursu ile 1976-1978 yıllarında Fehmi Koru ve Şükrü Karatepe ile birlikte İngiltere’ye gönderildiği biliniyor.
Gül dönüşte Sebahattin Zaim’in daveti ile Sakarya Üniversitesi’nde görev aldı. Doktora tezi, “Türkiye ile İslam Ülkeleri Arasındaki Ekonomik İlişkilerin Gelişimi” başlığını taşıyordu. Tez hocası ona eğitimi için ön ayak olan Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’tı. Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunan Gül’ün ABD Dışişleri Bakanlığı bursu ile yetiştirilmiş dünya liderleri arasında gösterildiği, ayrıca İngiliz Yüksek Şövalye Nişanı aldığı biliniyor.
Gül, Cumhurbaşkanlığı döneminde ilk kez Kraliçe II. Elizabeth’in ziyaretinde frak giymiş ve kadeh kaldırmıştı. O görüntüler çok konuşulmuştu.
Gül ile beraber aynı dönemde Exeter’de eğitim alan isimler arasında Fehmi Koru ve Şükrü Karatepe de bulunuyor. Eski Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da o dönemde liseden arkadaşları olan Gül, Karatepe ve Koru’yu İngiltere’de ziyaret etmişti.
Şükrü Karatepe Exeter dönüşünde Refah Partisi’nden Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı olmuş, 2016’da ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanlığına atanmıştı.
Eski Maliye Bakanı Naci Ağbal da aynı üniversitede eğitim gören isimlerden biri olarak biliniyor. Ağbal, yüksek lisans eğitimini 1998 yılında Exeter Üniversitesinde İş İdaresi Genel İşletme Yönetimi programında tamamladı.
Akademik hayatına Mısır’daki El-Ezher Üniversitesi’nde başlayan Ekmeleddin İhsanoğlu, 1974’te Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doktorasını tamamladı. Ardından Exeter Üniversitesi’nde doktora-sonrası çalışmalar yaptı. İhsanoğlu’na 2007 yılında Exeter Üniversitesi’nden fahri doktora unvanı da verildi.

https://haber.sol.org.tr/haber/akpnin-yeni-devlet-okulu-university-exeter-377445
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/buyu-okulundan-mezun-olan-siyasiler-kim-iste-listedeki-unlu-isimler-716915h.htm
Posted in Uncategorized | Leave a comment

MİLLİ MERKEZ BASIN AÇIKLAMASI; BU MECLİS YENİ ANAYASA YAPAMAZ

Değerli Dostlarımız,
Meclis Başkanı Numan Kurtuluş’un her fırsatta dile getirdiği “yeni sivil anayasa” yapılması talebi, 23 Nisan günü Meclis’te verilen resepsiyon vesilesiyle yapılan kısa görüşme sırasında Cumhurbaşkanı tarafından CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e de iletilmiştir. Önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı arasında yapılacak olan ikili görüşme öncesinde, Milli Merkez Yönetim ve Yürütme Kurulları tarafından hazırlanan 9 Ocak 2024 tarihli “Bu Meclis Yeni Anayasa Yapamaz” başlıklı Milli Merkez’in görüşlerini içeren Basın Açıklaması, Milli Merkez Ankara Temsilcimiz, Devlet E. Bakanı Sayın Ufuk Söylemez tarafından CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e iletilmiştir.
Bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla,
Haluk Dural / Milli Merkez Genel Sekreteri

MİLLİ MERKEZ BASIN AÇIKLAMASI

BU MECLİS YENİ ANAYASA YAPAMAZ

9 Ocak 2024
Geçtiğimiz 14 Mayıs 2023 günü yapılan Milletvekili Genel Seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili seçilen tutuklu Can Atalay’ın tutukluluk halinin kaldırılması için Anayasa Mahkemesinin verdiği “hak ihlâli” kararına uymayan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyayı Yargıtay’a göndermesi ve Yargıtay’ın hak ihlâli kararı veren AYM hakimleri hakkında suç duyurusunda bulunması üzerine ortaya çıkan yargıdaki kargaşayı fırsat bilen AKP iktidarı yıllardır sürdürdüğü “yeni sivil anayasa” yapılması gerektiği talebini kamuoyunda tekrar tartışmaya açmıştır.
Geçmişte benzer durumlarda AYM kararları uygulanarak, tutuklu iken serbest bırakılarak Meclis’te yemin edip milletvekilliği yapmış örnekler ortadayken, Anayasanın 153. Maddesinin “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir.” ve “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” hükümlerine, ayrıca Anayasanın 158. maddesinin “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.” kesin hükmüne rağmen yargıda yaratılan kargaşa halen devam ettirilmesi, kamuoyunun “yeni sivil anayasa” fikrine alıştırılması amaçlıdır.
Yürürlükteki Anayasaya göre yapılan meşru seçimlerle seçilen milletvekillerinin oluşturduğu TBMM “yeni anayasa” yapamaz !
Çünkü:
Milletvekilleri göreve başlarken Anayasanın 81. maddesine göre ettikleri yemini “Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.” diyerek bitirirler. Yeni anayasa yapmak, ettikleri yemini çiğnemek, kendi meşru milletvekilliklerini ortadan kaldırmak olup, Türk Ceza Yasasının 309. maddesinde tanımlanan “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.” hükmüne göre suç teşkil eder.
Anayasanın 87. maddesinde tanımlanan Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında “anayasa yapmak” yoktur.
Ayrıca, Anayasanın 6ıncı maddesinde ifade edildiği gibi;
Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
Bu nedenle, yürürlükteki anayasaya göre seçilmiş bir organ olan Meclis, kaynağını Anayasadan almadığı için bir Devlet yetkisi kullanarak “yeni sivil anayasa” yapamaz.
Yirmibir yıldır iktidarda olan AKP ve ona destek olan Cumhur İttifakı partileri neden “yeni sivil anayasa” yapmak ısrarını sürdürmektedirler?
Anayasada yapılmak istenenler hakkında basına yansıtılan görüşlerin bir kısmı;
– Başlangıç bölümünden Türk Milleti ibaresinin çıkartılması,
– 2nci maddeden “Atatürk milliyetçiliğine bağlı” ibaresi ve Anayasanın tümünden Atatürk isminin çıkartılması,
– 24üncü madde son fıkrasındaki dinî duyguları sömürmenin suç olmaktan çıkartılması için son fıkrası Anayasadan çıkartılacaktır.
– 41inci maddedeki ailenin korunması ile ilgili değişiklik yapılması,
– 42inci maddedeki “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.” hükmünün kaldırılması,
– 66ncı maddedeki Türk vatandaşlığı tanımını değiştirilmesi,
– Anayasa Mahkemesinin yetkilerinin kısıtlanması,
– 174üncü maddedeki “İnkılâp kanunlarının korunması” maddesinin kaldırılması,
şeklinde olmakla beraber ki hepsinde doğruluk payı vardır, bütün bu taleplerin dışında konuşulmayan, hattâ muhalefet partileri tarafından bile hiç gündeme getirilmeyen iki temel sebep vardır:
1- Ortada dolaşan, Cumhurbaşkanı seçiminde 50+1’den vazgeçilerek, cumhurbaşkanı yine referandumla ama 40+1 ile veya Mecliste çoğunlukla seçilmelidir görüşü, “yapılacak ilk genel ve cumhurbaşkanlığı seçimine kadar AKP’nin oylarının düşeceği gerçeği karşısında R. Tayyip Erdoğan’ın tekrar cumhurbaşkanı olmasının yolunu açmayı amaçlanmaktadır” şeklinde yorumlanmaktadır.
Saklanan gerçek ise şimdiki sistemle seçilecek bir başka kişinin, mevcut yetkilerini kullanarak, tek adam rejiminde bilerek zayıflatılıp, tahrip edilmiş olan; adalet mekanizması, Türk Ordusunun yapısı, dışişleri, maliye ve milli eğitim gibi temel devlet kurumlarının yeniden milli çıkarlar doğrultusunda yapılandırılarak, dış ve iç tehditlere karşı devletin direncinin artması ihtimalinin önlenmesidir.
2- Mesut Yılmaz’ın Dışişleri Bakanı olduğu 2nci Özal Hükümeti döneminde Türkiye, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı 1988 yılında imzalamış, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Özal’ın Cumhurbaşkanı olduğu 1991 yılında 3723 sayılı ve 12.04.1991 tarihli yasa ile TBMM tarafından onaylanmıştır. Milleti tamamen ayrıştırmaya yönelik bu yerelleşmeyi güçlendirip, millî devletin merkezî yapısını çözmeyi amaçlayan benzer hükümler içeren bu Sözleşme, anayasal dayanağı olmadığı için bugüne kadar yürürlüğe girmemiştir. Devletimizi kuran CHP ise maalesef, üniter yapımızı parçalayacak olan bu Sözleşmenin tamamını onaylayacağını ilan etmiştir.
BM İkiz Yasaları da denen Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi Anayasanın 90’ıncı maddesi uyarınca 4.06.2003 tarihinde 4867 ve 4868 sayılı kanunlarla kabul edilip, yürürlüğe girmiştir. Bu iki Sözleşmenin birinci maddeleri aynıdır ve “halklara kendi kaderini tayin hakkı” tanımaktadır.
Bu üç Sözleşme yürürlüğe girdiklerinden beri uygulamaya sokulamamaktadır. Çünkü Anayasamızın 3üncü maddesinin birinci fıkrası “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” hükmüne göre;
– Türkiye’de halklar yoktur Millet vardır, bu nedenle halklara kendi kaderlerini tayin hakkı söz konusu değildir.
– Türkiye Devletinin ülkesi bölünemez bir bütündür, özerk bölgelere ayrılamaz.
– Türkiye Devleti tekil (üniter) bir devlettir, federasyonlara bölünemez.
Anayasamızın değiştirilemez olan ilk üç maddesi, 4üncü maddesi tarafından korunmaktadır:
MADDE 4- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Ancak dikkat edilirse, 4üncü madde kendisini korumamaktadır. Bu nedenle, yapılacak bir anayasa değişikliği ile 4üncü madde iptal edilirse, korumasız kalacak ilk üç maddede istenen değişiklikler yapılabilecektir:
– Anayasanın 2inci maddesinden lâiklik çıkartılacak, din devletine dönüşün yolu açılacaktır.
– Anayasanın 3üncü maddesinin birinci fıkrası muhtemelen “Türkiye Devleti Türk ve Kürt halkları tarafından kurulmuş, resmî dilleri Türkçe ve Kürtçe olan federal bir devlettir.” şeklinde tanımlanarak, uygulamaya sokulacak Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı Sözleşmesi uyarınca Doğu ve Güneydoğu illerini kapsayacak şekilde ilan edilecek özerk bölgeyi müteakiben, Kürt halkını temsil ettiğini iddia edecek bir siyasi parti tarafından Birleşmiş Milletler’e Türkiye’den ayrılma talebiyle “kendi kaderini tayin hakkı” için BM gözetiminde bir referandum yapılması hakkında başvuru yapılabilecektir.
– Böylece, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde kurmayı düşlediği Hür Kürdistan için Türkiye’den talep ettikleri toprakların kopartılmasının hukuki yolu açılacaktır.
Milli Merkez olarak, Devletimizin Anayasal düzeninde köklü değişiklikler yaparak, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü yok edecek “yeni sivil anayasa” girişimine karşı cumhuriyet rejimimizin her koşulda korunmasının takipçisi olarak; muhalefet partileri, emek kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve en geniş halk kitleleri ile buluşma kararında olduğunu birkez daha kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız.

MİLLÎ MERKEZ YÖNETİM / YÜRÜTME KURULU
Posted in Uncategorized | Leave a comment

CUMHURBAŞKANI’NA MEKTUP!

CUMHURBAŞKANI’NA MEKTUP!


Sayın Cumhurbaşkanım!
Karınlarını biz doyuruyoruz, oy vermiyorlar” diyorsunuz da;
Siz kaç yıldır elektrik faturası ödemiyorsunuz?
Doğalgaz mesela, hiç böyle bir fatura gördünüz mü?
Peki, hiç arabanızı benzin istasyonuna çekip,
kendi benzininizi aldınız mı? Hem de kendi paranızla ama…
Mesela siz, çocuğun bu sene yurt masrafı ne olacak diye düşündünüz mü?
Sınava giriş ücretini ödeyemediğiniz için, sınava sokamadığınız evladınız oldu mu?
Doğru söyleyin lütfen, Emine hanım,
pazarda peynirin kilosunun kaç tl olduğunu
bilmeyeli kaç sene oldu?
İlk evinizi nasıl aldınız?
Kaç senedir kira ödemiyorsunuz?
Sıfırdan gelip, kaç mülkünüz oldu?
O milyonluk araçlara sahip olmadan önce,
onları ilk ve ancak rüyada görebiliyor
olmanızın üstünden kaç sene geçti?
Adına kesilmiş tek bir fatura görmeden 30 yılı
aşkın bir zaman yaşamak nasıl bir duygu?
Tatile ya da doğduğun yerlere giderken bütçe planlaması
yapmak zorunda olmadan kaç yıl geçirdiniz?
“Elbette ki en lüks uçak bana ait olmalı” diyecek
ruh haline ve imkânlara sahip olalı kaç sene oldu?
Bunların hiç biri artık sizin sorununuz değil,
neden mi? Çünkü o faturaların hepsini biz ödüyoruz.
Boğazınızdan geçen her bir lokmanın ücretini biz ödüyoruz. Size saraylar yaptırıyoruz. Dünyanın en pahalı makam uçaklarını alıyoruz size. Dünyanın en pahalı arabalarını alıyoruz size ve çocuklarınıza. Çocuklarınızın hepsini yurtdışında, en pahalı okullarda okuttuk mesela, hem de bizimkiler sınava girecek parayı bulamazken. Siz her gün bu milletin çocuklarının geleceğini tehlikeye sokarken, biz sizin çocuklarınızın hepsinin geleceğini garantiye aldık.
Başka devletlere itibarınız olsun diye, eşiniz hanımefendi alışverişini rahat yapsın diye, Belçika gavur ellerinde cadde kapattık. Sizin yedikleriniz içtiklerinizin adını bile bilmediğimiz, telaffuz edemediğimiz halde hepsinin bi tamam paralarını biz ödedik.
Siz son otuz senede hiç fatura görmeyip, herhangi bir ödeme yapmadığınız için hepsini biz ödedik. Ee, bunları birileri ödeyecekti elbet, biz ödedik. Hatta siz alınmayın diye birçok şeyi de “örtülü ödenek” den ödedik.

Biz kim miyiz?

Mesela aramızda yerin 500 m altında asgari ücretle çalışan madenciler de var. Berber, kasap, mobilyacı, mimar, doktor da var. Artık ürün ekemeyen çiftçiler, hayvan yetiştiremeyen köylüler de var, iş adamları da var aramızda.
Meselâ iş çıkışı biraz gezeyim derken tecavüze uğrayan, sonra da size yakın kişiler tarafından “o saatte sokakta ne işi vardı” denilen kadın var ya, o da çok faturanızı ödedi sizin.
Şehit aileleri bile, içtiğiniz o ejderha meyvesi suyunun parasını ödedi. Millet yani yahu, millet. Yani bizler. 30 senedir biz bakıyoruz size. Yemedik yedirdik, giymedik giydirdik. O iş öyle sizin dediğiniz gibi değil, siz bizim karnımızı doyurmadınız, biz sizin karnınızı doyurduk.
Hatta görülüyor ki başka bir insan olmanızı da sağlamışız. Sizin bu söyleminiz dünya siyasi tarihi için yabancı değil, ‘sizi ben yarattım’ deme noktasına gelmenize sanırım az kaldı.
EMRAH AKGÜN
“Ben Kara Fatma”‘yı yazan.
Tiyatro oyuncusu, Yönetmen ve Ressam…
Posted in KISSADAN HİSSELER, Politika ve Gundem | Leave a comment

GERÇEK OLMAYAN DİPLOMA MESELESİ!!!

Hasanoğlan KÖY ENSTİTÜSÜ, 1957 yılı mezunu, emekli lise öğretmeni sayın Timur EREN, senelerdir partili cumhurbaşkanı Erdoğan’ın DİPLOMASININ OLMADIĞI yazarak tüm milletvekillerine, Yüksek yargıya, kamu yöneticilerine, Askeri kurumlara göndermektedir.
Fakat yüksek yargı ve YSK dahil tüm kurumlar ve siyasi partiler bu konuyu GÖRMEZDEN, DUYMAZDAN gelmektedir.  ilginç olan; iddialarına karşı sayın Eren hakkında bir kamu davası da açılmamaktadır. Bu durumda VAR OLAN İDİALARA GÖRE; Türkiye, 2014 yılında cumhurbaşkanı seçilen ve yasalara göre cumhurbaşkanı olarak seçilme hakkı/ temsil hakkı olmayan Erdoğan tarafından sahte diploma ile ve  YASAL olmayan şekilde yönetilmektedir.
Timur Eren <mustafakemal.selanik1881@gmail.com> tarafından
15 Mayıs 2024 tarihinde paylaşılmış olan iletisi aşağıdadır.
Naci Kaptan

AKP’ lilerin kendisine REİS dedikleri Recep Tayyip ERDOĞAN isimli şahsın, gerçek EYÜP LİSESİ D İ P L O M A S I ile, gerçek YÜKSEK ÖĞRENİM D İ P L O M A L A R I kesinlikle yoktur.

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve üyeleri – Muhalefet yaptıklarını iddia eden SİYASAL PARTİ YÖNETİCİLERİ – YARGITAY Cumhuriyet Başsavcısı ve yardımcıları ile birlikte, ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANI ve ÜYELERİ’ nin; asli görevlerini ciddiyetle yapmamalarından dolayı; 2014 yılı’ ndan bu yana, AKP genel başkanı olan Recep Tayyip ERDOĞAN; CUMHURBAŞKANLIĞI YÜCE MAKAMI’ nda GAYRİMEŞRU YÖNTEMLERLE İŞGALCİ OLARAK OTURTULMAKTADIR.

Saygılarımla.

Timur EREN

Ankara – Hasanoğlan KÖY ENSTİTÜSÜ,
1957 yılı mezunu, emekli lise öğretmeni

Posted in Uncategorized | Leave a comment

POLİTİKA GÜNDEM * AKP fabrika ayarlarına dönmüyor; Erdoğan, Bahçeli ayarlarına dönüyor

Bahçeli, MHP’yi dışlayabileceği endişesiyle Erdoğan’ı en hassas yerinde işleyip “yeni darbe kumpası” söylemiyle etkileyerek kendi ayarlarına çekmeye çalışıyor.

AKP fabrika ayarlarına dönmüyor;
Erdoğan, Bahçeli ayarlarına dönüyor

Yazar: Murat Yetkin / 16 Mayıs 2024

Faşizm konuşmaya engel olmaz, söylemeye mecbur tutar” sözü Fransız filozof Roland Barthes’a ait. Artık mecburiyetten midir bilemiyorum ama MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 14 Mayıs’ta İçişleri Bakanlığınca yürütülen Ayhan Bora Kaplan çetesi soruşturmasında, Sinan Ateş cinayeti soruşturmasıyla da irtibatını kurarak “darbe kumpası” kokusu aldığını söylemesi üzerine iktidar yanlısı yorumcuların hemen hepsi koro halinde yeni bir darbe kumpasından söz etmeye başladı. AK Partinin 2002’deki kuruluş ayarlarına döneceği söylemi, MHP kayasına çarpmıştı.
Bu söyleme 15 Mayıs’ta AK Parti Meclis Grubuna hitabında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da katıldı. 31 Mart seçimleri sonrasında AK Parti’nin “daha özgürlükçü ve demokrat fabrika ayarlarına” döneceği ümidi gerçekmiş gibi topluma sunanlar yanıldı. AK Parti fabrika ayarlarına dönmüyor ama Erdoğan, Bahçeli ayarlarına dönüyor.
Erdoğan yıllar sonra yeniden “bürokratik vesayete” izin verilmeyeceğinden söz etmeye başladı. Bu defa devlet içindeki İslamcı örgütlenmelerden Nurcuların “Okuyucular” kanadı sorumluydu. Sanki gözaltına alınan dört polisi Fethullahçıların 2016 darbe girişimi ardından tasfiyesiyle Emniyet’in en üst kademelerine yükselten cinlerle perilerdi.
Kavala ümitlerine Bahçeli freni
Haftalardır Kavala davasının yeniden görülmesi, Osman Kavala’nın avukatlarının yeniden yargılanma talebi üzerinden Gezi Favasının da yeniden görülmesi ihtimalinden söz ediliyordu. Konuyu ilk gündeme taşıyan, Hürriyet’te AK Parti içinden havadis veren gazeteci Abdülkadir Selvi olmuştu.
Konu CHP lideri Özgür Özel tarafından 2 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinde de dile getirilmişti. AK Parti bünyesinden Tuğrul Türkeş ve Mehmet Metiner gibi isimler Kavala “açılımını” desteklemiş, ancak Erdoğan’ın danışmanlarından Mehmet Uçum ve MHP’den Hüseyin Özkan karşı çıkmıştı.
Nitekim Kavala’nın davasına bakan mahkeme heyeti değişince, medyada her kırıntıyı hayra yorma müptelası yorumcular “İşte yumuşama, Kavala serbest kalacak” demişti. Erdoğan’ın, Bahçeli ayarlarına dönüş yaptığı gün mahkeme heyeti Anayasa mahkemesi ya da AİHM kararlarını takmadan oy birliğiyle yeniden yargılanma talebini maalesef reddetti. Bahçeli’nin bir gün önce Gezicileri “Soros çocukları” ilan etmişti.
Kobani, Sinan Ateş, Kaplan Çetesi
Bahçeli’yle aynı gün Özel, 16 Mayıs’taki Kobani davasını CHP’nin güçlü bir heyetle izleyeceğini ve olumlu sonuç ümit ettiklerini, Selahattin Demirtaş’ın da adını anarak söylüyordu.
Son birkaç günkü gelişmelerle dönen, sertleşen rüzgâra bakarak Kobani davasının 16 Mayıs’ta sanıkların yararına sonuçlanacağını söylemek hayli zor. O dava da Bahçeli ayarlarına takılmış görünüyor.
Son birkaç günkü gelişmeler derken dönüm noktası olarak Sinan Ateş cinayeti soruşturmasının iddianame aşamasına gelmesi, aynı şekilde Kaplan Çetesi soruşturmasının itirafçı yapılan bir çete üyesinin ifadesini değiştirmesi ile bağlantılı olduğu söylenebilir.
Bahçeli bu gelişmeleri takiben 10 Mayıs’ta Beştepe’ye çıkarak Erdoğan’la bir saat konuştu. Gelişmeler bu görüşme ardından seyir değiştirdi. (Bir süredir yılan hikayesine dönen Yargıtay Başkanı seçiminin o arada Ömer Kerkez’in seçilmesiyle sonuçlanmasının ayrıntısına bu yazıda girmeyeceğim; Erdoğan rakibi Muhsin Şentürk’ü de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı atadı.) Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in söylediklerine “Fetöcülüğe” dek varan sözler söylendi. Kaplan soruşturmasını yürüten polis yetkilileri Ankara merkezli Kaplan Çetesiyle ilgili olarak gözaltına alındı.
Konu böylece İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya tartışmasına geldi.
Yerlikaya’nın alınması mı isteniyor?
Yerlikaya, Erdoğan tarafından Haziran 2023’te İçişleri Bakanlığına getirilmesinden itibaren çete ve mafyalarla savaşta öne çıktı. Özellikle üç dosyada ilerleme sağlandı. Biri Türkiye’ye çöreklenmiş uluslararası mafyalar ve işbirlikçilerinin üstüne gidilmesi; bunun konumuzla doğrudan bir ilgisi yok, zaten bir kısmı Süleyman Soylu döneminde başlamış operasyonlardı. Konumuzu ilgilendirenlerse Sinan Ateş cinayeti ve Kaplan Çetesi soruşturmaları.
Özel’e göre bu iki dosya Türkiye’nin tansiyonunu yükseltiyor. Bahçeli’nin bu iki dosyayının Cumhur İttifakına nifak sokup çökertmek amaçlı bir “kumpas” olduğunu öne sürdüğü günün akşamında Cumhurbaşkanının Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ı Beştepe’ye çağırdığı haberi çıktı. Bu haberdeki manipülasyon unsuru “Yerlikaya çağırılmadı” ifadesiydi.
Oysa parçalar birleştirilerek dahi, konunun yeni TBMM’ye sunulan 9’uncu Yargı Paketinde yer alan “etki ajanlığı” ve önceki yıllarda haksız yere çok can yakmış “muhbir vatandaş” konusu olduğu da görülebilirdi. Bahçeli ayarlarına bu paket üzerine gazetecilere gözdağını da eklemişti.
Yerlikaya bunun üzerine -Erdoğan’ın Meclis’teki konuşmasından önce- “Cumhurbaşkanına uzanan eller kırılır” tonunda bir mesaj yayınladı.
Bahçeli ayarlarına dönüş
Cumhur İttifakında Bahçeli ayarlarına, ünlü “Kızılmaske” çizgi romanında olduğu gibi “on kaplan gücündedir” demek yanlış olmaz.
Bahçeli’nin Sinan Ateş ve Kaplan Çetesi soruşturmalarının arkasında kuşkulanılan siyasi bağlantıların fazla deşilmemesi yanlısı olduğu açık. Kavala’nın yeniden yargılanması istendiğinde “Yargıya müdahale etmeyin” diyen MHP liderinin ilgi alanına giren konularda mahkemelere talimat yağdırması da ilk defa olmuyor.
Peki, sizce Bahçeli’nin Erdoğan’ın CHP lideri Özel’in diyaloga açık tutumundan, sık sık normalleşme atfında bulunması, Anayasa değişikliği konusunu o çerçeve açmaya başlamasından hoşnut mudur? Pek sanmıyorum. Çünkü CHP’nin Anayasa konuşmaya başlamasının koşulları -örneğin Kavala/Gezi davasında olduğu gibi zayıflıyor. Ama onun ötesinde CHP’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin değişmesini parlamento ve yargının güçlendirileceği bir sistem üzerinden konuşmaya başlayacağı açık.
Bu Bahçeli’nin kabusudur. Çünkü MHP’nin iktidarın sorumluluğunu paylaşmadan, iktidarın bütün nimetlerinden yararlanma imkânları b öyle bir değişiklikle sona erer.
O nedenle Bahçeli, kumpas tezleriyle Erdoğan’ın yeniden kendi ayarlarına çekmek istiyor. Dün itibarıyla ortaya çıkan manzara bu mesafe almaya başladığını gösteriyor.
Posted in Politika ve Gundem | Leave a comment