ABD’nin Körfez’de Döşediği Tuzaklar… Kanlı Suudi rejimini ABD’de koruyamaz

Başkan Donald Trump, Washington Post yazarı Jamal Khashoggi’nin şüpheli cinayetini ve parçalanmasını
emrettiği iddiasıyla eli kanlı Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ile el sıkışıyor.

ABD’nin Körfez’de Döşediği Tuzaklar…
Kanlı Suudi rejimini ABD’de koruyamaz

orhan özkaya – 30 Nisan 2022
orhanozkaya9@hotmail.com
Bağlantılı yazıhttps://nacikaptan.com/?p=86499
Suudi’de Kadın Tutuklulara Elektrik ve Kamçı

    Donald Trump döneminde Suudi’de 320 milyar dolarlık silah antlaşması imzalaması, Körfez’deki gelişmelerin hangi boyutlarda seyredeceğinin sinyalini veriyordu. Arkasından Trump’un huzurunda İsrail’le normalleşme adımları geldi. Böylece Ortadoğu’yu egemenliği altında tutmaktan vazgeçmeyen ABD, Biden dönemiyle yeni bir kaosun içine girdi. Rusya, Çin, İran ve Hindistan’ı saldırı altına alarak, eski dünya liderliğine, seçim zaferiyle hayal kurmaya başladı. Biden, seçim konuşmalarıyla bu durumu açıklama gereği duyarak, Amerikan kamuoyunu heyecanlandırmaya ve Trump döneminin ırkçı çıkışlarını da kendisine kalkan yaparak körükledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suudi’de 320 milyar dolarlık silah antlaşması imzalaması, Körfez’deki gelişmelerin hangi boyutlara doğru seyredeceğinin sinyalini veriyordu. Hedefe yerleştirilen İran’a karşı taşlar hızla döşenmeye devam ederken Karadeniz sevdası öne çıkıverdi. Afganistan’ı Taliban’ın bekçiliğine bırakarak Rusya ve Çin’e yoğunlaşması, kendi içindeki ekonomik gidişin halk üzerindeki baskılarını örtebilmek ve patlamaları önleyebilmek adına gerekli hale geldi.
        ABD halkı savaş istemiyor
    ABD’deki son siyasi gelişmeler halkın mevcut iki partili sistemi ret ettiği yönünde; bu nedenle gençlik sosyalist arayışlar içine girmiş, siyahlar ırkçılık karşıtı mücadelelerini yükseltmiş ve güçlü örgütlenmelerle direnişi dünya gençliğinin çizgisine doğru yöneltmiş durumdalar. İngiltere gençliğinin büyük bir güçle verdiği destek karşısında emperyalist küresel gericilik işçi sınıfının nasırlı elleriyle silah endüstrisini de yıkacak güçte…
Ukrayna Dombas’ ta halkın 2014’den beri gösterdiği direniş, ne Zelensky faşistini ve ne de ABD, NATO, AB ve BM cinayet örgütlerine ilerleme fırsatı verdi. Batı, kendi içinde çıkar çatışması içine düşerek, Rusya karşısında birlik sağlayamadı; Macron, son seçimde faşizme karşı sol örgütlerin sekter davranışları nedeniyle birlik sağlayamamalarından dolayı başarı sağlamışsa da, Fransız halkının sola olan yürüyüşü belli…
Yine Almanya, ABD tezgâhlarını geri püskürttü… ABD, Ukrayna’yı kışkırtarak, NATO’yu, AB’yi ve BM’yi de içine alan bir havuzda Zelensky aletini kullanmaya başladı. 2014’den beri devreye soktuğu eski Neo-Nazi artıklarını Taliban, İŞİD, El Kaide ve Nusra gibi kullanarak yoksul Ukrayna halkının topraklarını caniler sürüsüne terk etti. Rusya’yı boğazlayarak, tarihten silmek için kurduğu Batı cepheli cinayet şebekesiyle “Tek Kutuplu Dünya” hegemonyasına geri dönmeye çalışıyor.
        Arafat’ın “Çocuk Generalleri” nin direnişi sürüyor
    ABD, Ortadoğu’da bir kama gibi duran İsrail’i ayakta tutabilmek, İsrail’i, Körfez’deki işbirlikçisi kral ve emirliklerle tahkim etmek amacıyla yürüttüğü yayılmacı politik stratejinin çöktüğünün farkında değil. Soy kırım uyguladığı Filistin halkını, gerici, yobaz ve katil Suudi Haneda’ nı ve ortağı Körfez Emirlikleri tarafından yalnızlığa terk edilerek, bölgenin enerji kaynaklarını sonuna kadar sömürebilmesinin taşları döşendi. Gerek duyduğu bölgesel savaşları genişleterek, kendi halkının da geleceğini düşünmeden emperyalist küresel finans diktatörlüğü çıkarlarını sürekli tırmandırmaya çalışıyor. Oysa yolun bittiğini görmüyor…
Suudi’yi öne sürerek, Yemen’deki Şii direnişçi Husiler’i yok etmeye çalışması tam da bunun için… Bahreyn’de henüz kanları yerde duran, halk kahramanı Abbas el Samea, Sami Muşhaima ve Ali el Singace adlı üç Şii gencin kurşuna dizilmesi aslında işlerin planlandığı gibi gitmediğinin somut göstergeleri. En önemlisi Suudi’de, Şii lider Nimr el Nimr’in idamıyla gelişen kırılmalar Suudi Arabistan’ı derinden sarsmaya devam ediyorken, böyle bir silahlanmaya destek olmak, ABD’ nin hem ekonomik ve hem de siyasi çaresizliğinin belirtisi sayılır. Çünkü bölgeye yayılmış bu emperyalist savaş, sürdürülemez konuma dönüşmüş bulunuyor. Suriye’de hâlâ bataklıkta boğuşmaya devam ediyor; IŞİD bahanesiyle terör örgütleri YPG, PKK, PYD gibi tetikçilerle ittifak yapmayı sürdürüyor. Bunları Arap NATO’suyla besleyerek, İran üzerine, Rusya, Çin ve Hindistan’ı hesap dışı tutarak sefere çıkmak, akıl dışı bir durum.
        Katil rejim yıkılmaya mahkûm
    Suudi’deki kırılmalar % 30’a yaklaşan Şii nüfusun aydınlık yüzünün toplumsal olaylara damga vurmasıyla gelişiyor. Nimr’in idamı bu başkaldırının yakıcı örneği… İdam edilirken dahi; kralların da, emekli olmasından söz etmeyi sürdürmesi, 21. yüzyılın krallar, emirlikler çağı olamayacağının haykırması hep bunun için… Suudi krallığının paralı askerleri yetersiz kaldığı için, ABD ülkeyi üslerle koruma altında tutuyor.
Kendi halkından ordu kurma gücü olmadığı ve halka güvenmediği için yabancı paralı askerlerle ayakta duruyor. Ancak Bahreyn’de başlayıp bölgeye yayılan uyanış, korkularını arttırmaya yetiyor. Buna rağmen uyanışı boğmak mümkün olmamakta; Kızıl Deniz’in incisi diye nitelendirilen Cidde gibi genç nüfusun yoğun olduğu kentler, ülkelerinde çalışan yabancıların yaşam alışkanlıklarından etkilemeyi sürdürüyorlar ve aydınlığa daha yakınlar. Bu gidiş, bundan sonra geri döndürülemeyecek kadar ilerlemiş ve kentin, “metal sanayi” alanındaki gelişmesi ve yabancı “compound”ların halkı etkilemesi ayrı bir kazanım. ABD silâh şirketleri, korku altına alarak dünya halklarını, sömürmeye devam edeceğini zannederek, sürekli kendi işbirlikçisi yönetimlere arka çıkmayı sürdürüyor. Yeryüzünün en karanlık ülkesine verdiği desteğin ne anlama geldiğini görmek, türlü bahanelerle yıktığı Afganistan, Irak ve Libya halkının çektiği acılar, katliamlar karşısında anlamını yitiriyor.
        Gökdelenler yoksulluğu örtemiyor
    Hiç bir alt yapısı ve kanalizasyonu olmayan Cidde’de, belediyecilik ve valilik kurumu işlevsiz konumda; yakın zamanda meydana gelen şiddetli yağış ve fırtına karşısında ortalık sele boğulmuş; yüzlerce araba, taşıt sular altında kalmış, binaların alt katları girilemez hale gelmiş. Yağmur sularını tahliye edecek sistem hâlâ yapılmıyor. Toplu taşıma diye bir kavram yok. Petrole bağımlı bir yaşam nedeniyle ortalık lüks arabadan geçilmiyor. Bu araba saltanatında çok sayıda trafik kazası olması da doğal… Bu nedenle cezalar kırbaç yerine paraya dönüşmüş. Bu da gösteriyor ki, koşullar bağnazlığa takılı kalmayı aşmayı dayatıyor.
AVM’lerde ezan saatlerinde mağazaların kapanarak müşterilerin dışarı çıkması bile gevşemiş; içerde alış veriş yapanlar fazla sert ve katı davranışa maruz kalmıyorlar. Mağaza dışındaki alanlarda, koridorlarda oturup bekleyebiliyorlar. Yani kapitalizmin dini imanı “ kâr” kuralı daha etkin… Kentin silüetini ur gibi saran gökdelenler görgüsüzlüğün, hantallığın, estetiksizliğin, mimarinin görkeminin yerle bir edildiği alanlar olarak duruyor. Finans sermayesinin halkın kalbine sapladığı kamalar, sırıklar… Oysa bu yapılar ne konut sorununa katkı yapıyor, ne de yoksulluğun ortadan kalkmasını sağlıyor. Ülkenin Nüfus Düzenleme Komisyonu Başkanı Abdullah Sadık Dahlan, Cidde Ekonomik Forumu’nda;
ülkedeki iskân probleminin yetmişli yıllardan bu yana süren ihmallerin sonucu olduğunu belirtmiş, resmi verilere göre halkın %30’u gecekonduda, % 37’sinin kirada oturduğunu ekleyerek, iskân probleminin bir an önce halledilmesi gerektiğini vurgulamış. Genç Suudi kuşaklarının yaşamın dayattığı iletişim, teknoloji ve uygarlık atılımları karşısında koşulları zorlayarak, düşüncelerini El Nimr gibi bilim adamlarının etkileyici eylemleriyle yoğurarak geleceğin aydınlık yarınlarına doğru ilerlemeleri kaçınılmaz.
Biz de ise, küresel gericiliğin izlerini daha da derine saplamanın tetikleyici unsurları ortalığa dökülmeye devam ediyor. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar, dünya bu emperyalist gericiliğe teslim olmayacaktır. 2018 Temmuz ayından bu yana Cidde’de tutuklu bulunan kadın direnişçi Samar Badawi, seçimlere katılabilmek için  açtığı dava nedeniyle ağır işkencelere tabi tutuldu…  Kasım 2020’de “Darbe teşebbüsü” suçlamasına maruz kaldı. Yazar olan erkek kardeşi de tutuklu…
Bu katil sistemi kırmak için yılmadan mücadele edenlerden birisi de kadın aktivist İman el Nefcan, Riyad Üniversitesi öğretim üyesi, 3 yıldır tutuklu… Nefcan, tek başına seyahat, araba kullanma gibi suçlamalara maruz kalmış, ayrıca  “darbe teşebbüsü”, “terörizme destek” gibi suçlamalarla 3 yıldır hapiste tutuluyor. İşte ne kadar baskı ve cinayet işlese dahi system, direnilşleri önleyebilme gücüne sahip olamıyor. Tarih bu örneklerle dolu; ancak ondan ders çıkaracak biligiye sahip olmak gerekir…Karanlık dehlizlerden sızan bir ışık hüzmesinin aydınlattığı ortam, mutlaka bütün dünyayı saracak kadar genişler…
        Ünlü tutuklu Azize el Yusuf Ayetullah Nemr el Nemr
    Yine Sakar Badawi, “Neden reşit olmayan bir erkek çocuk kadınların koruyucusu olsun?” diye sorguladığı ve düşündüğü için, ağır işkencelere tabi tutulmuş, cinsel saldırılara uğramış ve 3 yıldır tutuklu. BBC kaynakları, Suudi yetkililerin işkence ve kamçılama suçlamaları karşısında bir açıklama yapmalarını beklediklerini yayınladı.
Wall Steet Journal’a Suudi yetkililerin, “Bu uygulamalara Suudi’de izin verilmez” diye açıklama yapmaları inandırıcılıktan uzak bulunmakta. Hapishaneler işkence gören kadınlarla dolu; oysa aydın din insanları, kadın hakları savunucularının uzun zamandır tutuklu bulundukları biliniyor. Uluslararası Af Örgütü açıkladığı raporda, elektrik ve kırbaç uygulamaları nedeniyle kadınların bazılarının yürümekte, ayakta durmakta zorlandığı ve maskeli görevlilerce tecavüze uğrayan kadınlar olduğunu belirtiyorlar.
Bu şikâyetlerin kendilerine somut olarak yapıldığını vurgulamaları önemli sayılıyor. Veliaht Salman’ın Batı’ya şirin görünmek adına başlattığı modernleşme çabalarının doğru olmadığı, kadın hakları ve muhalefete uygulanan baskılar hesap dışı tutuluyor. Ayrıca Cemal Kaşıkçı cinayetinin dünya kamuoyu tarafından unutulması mümkün görünmüyor; CİA ve Trump bile bu cinayeti Salman’la ilişkilendirdi.
        Ortadoğu diktatörlükleri ABD üsleriyle ancak korunabiliyor 
    Kendi askeri olmayan katil rejim, yoksul Afrika halklarının çocuklarından ve paralı şirket ordularından meydana gelen Güvenlik Gücü baskısıyla ayakta duruyor. Bu güçleri ABD üslerle desteklemese rejimin yaşaması olanaksız… Bu katil rejimin uygulamalarına karşı, “İnsan Hakları Örgütleri” baskıyı artırıyor ve sonunda ülkenin kadın hakları savunucuları,  dünyaca tanınmış altivist Lüceyn el Hezlul ile Nevf Abdulaziz 3 yıldır kaldıkları cezaevinden tahliye edilmesi sağlanıyor. Onlar kadınların araba sürmesi yasağının kaldırılmasına bir hafta kala tutuklanmıştı. Buna ragmen onlar gibi tutuklu kalan ünlü alktivist Azize el Yusul tahliye edilmedi.
Elbette ki bu tahliyeler, hiçbir iyileşme göstergesi sayılamaz, çünkü hâlâ tutuklu onlarca kadın hakları savunucusu mantık dışı, çağ dışı suçlamalarla tutuklu kalmaya devam ediyor. Bu tutuklular ne avukatlarıyla ve nede aileleriyle görüştürülüyor. Bugüne kadar da iki kez mahkemeye çıkmışlar… Serbest bırakılan Nevf Abdulaziz’in cezaevinde olduğu dönemde serbest kalması için kampanya yapan Maya el Zahrani tutuklu kalmaya devam ediyor. İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), “cezalar Muhammed bin Selman” ın talimatıyla gerçekleştirildiğini savunuyorlar. Tüm kadın eylemcilerin serbest bırakılmasını talep ediyorlar. Diğer yandan İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), bu hukuksuzluklara karşı çıkarak, cinsiyet eşitsizliklerine son verilmesini istiyorlar… Cidde’deki Dhahban Cezaevi’nde elektrik verildiğini ve kırbaç cezalarının kadınlara acımasızca uygulandığını belirterek, bütün tutukluların serbest bırakılmasını istiyorlar.
        Şii bilim adamı Nimr el Nimr’in 2016’daki idamı
    Suudi yönetimi, 3 Ocak 2016’da, “Birgün krallarda ölecek…” dediği için Şii din adamı Ayetullah Nimr Bakır el-Nimr’ inde aralarında bulunduğu 47 kişiyi idam etti, bunlardan üçünün yaşının küçük olduğu iddia edilmişti. 2011’deki Bahreyn halkının direnişine denk gelmesi bahane edilerek, Suudi’nin Katif kentindeki gösterileri, “teşvik etmek, fitne çıkarmak, güvenlik güçlerine direnmek ve ateş açmaya çalışmak suçlarından dolayı tutuklanmış ve idama mahkûm edilmişti.
Ayrıca Cuma hutbelerinde Alevilere baskı yapıldığını eleştirmesi suç sayıldı. İşte bugün gelinen noktada Suudi diktatörlüğü bilim insanları, hak arayan kadınlar, Şii Ayetullahlar, aydınlar ve gençlik tarafından yağan yağmurların doluya dönüşeceği zamanlar bekleniyor. Angola’nın bağımsızlığı için savaşan MPLA’nın lideri ve savaş sonu Devlet Başkanı olan Antonio Agostinho Neto’nun 1960 yılında hapisteyken yazdığı şiirde değindiği gibi;
“Yağmuru kimse durduramaz!”, “Burada hapiste öfke göğsümde büyüyor, sabırla bekliyorum toplanmalarını tarihin yeliyle savrulan bulutların, yağmuru kimse durduramaz.” Beklenen yağmur 1975 yılında geldi. Ülke bağımsızlığına kavuşarak; toplanan bulutların yağmuru olanca gücüyle boşaltması ve halkın özgürlüğe kucak açması, iç savaşın yıkımını, acıları sona erdirmesi gönüllerde rahatlama yarattı. Son “Kaşıkçı” cinayeti ile  Suudi Hanedanlığı, yarattığı korku iklimi içerisinde, kendi sonunu hazırlamaktan kurtulamayacağı sona doğru hızla ilerliyor.  (Devrimler ve Karşı Devrimler Tarihi Ansiklopedisi, Gelişim Basım ve yayım. A.Ş., Gn. Yön. Ercan Arıklı, cilt:1)
This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, FAŞİZM, ORTADOĞU ÜLKELERİ, TERÖR. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *