Üç denizde izlenecek strateji

Üç denizde izlenecek strateji

Cumhuriyet Gazetesi / Mehmet Ali Güller / 4 Ocak 2021

Önceki yazımızda jeopolitikçiliğin çıkmazını incelemiştik. Jeopolitik anlayışın bugün açısından en önemli çıkmazı, doğru bir kavram olan Mavi Vatan’da yarattığı sapmadır.
Çünkü Mavi Vatan, tıpkı “Kara Vatanımız” gibi, devletin tam egemenlik sağlayabildiği alandır. Mavi Vatan’ı, karasularını aşarak, içine Münhasır Ekonomik Bölgeleri (MEB) dahil ettiğinizde, kavram sapmaya uğrar. Mavi Vatan, mavi işletme bölgesine döner. Çünkü MEB’ler, devletlerin tam egemenlik sağladığı alanlar değil, ekonomik faaliyetler için işletme hakkı elde ettiği bölgelerdir. “Tam egemenlik” alanı olmadığı için de üçüncü ülkelerin MEB ilan edilen alanlarda kimi hakları vardır.
MEB’ler Mavi Vatan değildir
Mavi Vatan, denizcileşme doktrini olarak doğrudur. Bu denizcileşme deniz kuvvetleri ve Türk deniz ticaret filosunun geliştirilmesinden, gemi inşa sanayisini büyütmeye ve deniz ulaşımının toplam ulaşım içindeki payını artırmaya kadar pek çok alanı kapsar.
Mavi Vatan, karacı bir millete, karasularını da “vatan” olarak benimsetmesi bakımından değerli bir kavramdır. Mavi Vatan, Türkiye’nin Akdeniz, Ege ve Karadeniz’deki haklarını ve çıkarlarını savunması anlayışını geliştirmesi nedeniyle önemli bir kavramdır.
Fakat, Mavi Vatan’ı MEB’leri dahil ederek 464 bin kilometrekarelik alana çıkarmak hem gerçekçi değildir, hem hukuki değildir, hem de uygulanabilir değildir.
Uygulanamadığı da Yunanistan ile Mısır’ın anlaşma yaptığı bölgeye araştırma gemisi gönderilememesinden bellidir. Oysa o bölge ilan edilen Mavi Vatan’ın içindedir. Hem “464 bin kilometrekarelik Mavi Vatan sınırlarımız, Misak-ı Millî sınırlarımızdır” deyip, hem de o alana araştırma gemisi bile gönderememek, ciddi bir sorundur! Türkiye’yi Mavi Vatan’ına araştırma gemisi yollayamayan ülke konumuna geriletmiştir.
Ege, Türk-Yunan konusu kalmalı
Önceki gün inceledik: Jeopolitikçi anlayışla, yani Ankara’nın güvenliğini Suriye’deki Afrin’den, Afrin’in güvenliğini İdlib’den, Suriye’deki varlığı Doğu Akdeniz’den, Doğu Akdeniz’deki varlığı Libya’dan koruma anlayışı “sınırsızdır” ve bir çıkmazdır.
Peki ne yapmalı? Türkiye Mavi Vatan’ı olan üç denizde, Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de neler yapmalı?
1. Türkiye, kesinlikle Ege konusunu Türk-Yunan konusu olarak tutmalıdır. Ege sorununu da Kıbrıs sorunu gibi yanlış çizgi izleyerek bir Türkiye-AB sorunu haline getirmek, büyük hata olur.
Bu arada AKP hükümetinin Atatürk’le hesaplaşma anlayışının bir yansıması olan “12 Adaların İnönü döneminde Yunanistan’a verildiği” gibi doğru olmayan iddiaları, Yunan tezlerini beslemektedir.
ABD’nin Karadeniz planına dikkat
2. NATO’nun kabul edilen Baltık Planı, ABD’nin Ukrayna’yı AB ve NATO’ya dahil etme amacı, ABD ve NATO’nun Bulgaristan ve Romanya üzerinden Karadeniz’e yerleşme hedefi, gerilimi tırmandırıyor. Kanal İstanbul gibi sorunlu bir projede ısrar da Karadeniz’deki dengeleri Türkiye adına olumsuz etkileyecektir.
Karadeniz’i de ilgilendiren son gelişme, Türkiye’nin, Rusya’ya karşı caydırıcılık amacıyla kurulan NATO Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Kuvveti’nin komutasını bu yıl devralması oldu.
Özetle Karadeniz, ABD’nin yeni dönemde Türk-Rus işbirliğini baltalamak üzere zorlayacağı alanların başında olacaktır. ABD’nin bu işteki aracı NATO, zemini de AKP Hükümetinin Rusya karşıtı Kırım politikasıdır…
Şam’la barış, Kahire’yle normalleşme ihtiyacı
3. Doğu Akdeniz’deki egemenlik ve enerjipolitik mücadelede Türkiye’nin en büyük zaafı, İhvancı politikalar nedeniyle Ankara’nın müttefiksiz kalmış olmasıdır. Buna rağmen ABD ve AB’nin enerji paylaşımını Ankara’yı dışlayarak sağlayabilmesi mümkün değildir. O nedenle er geç Doğu Akdeniz Konferansı ile bir masa kurulacaktır. Mesele o masaya müttefiksiz oturmamaktır. Ankara Şam’la barışmalı, Kahire’yle normalleşmelidir. Bu, Libya sorununu da Türkiye ve Mısır yararına çözmenin yoludur.
Öte yandan Doğu Akdeniz Konferansına ABD’nin şirketleri nedeniyle, Fransa’nın da AB nedeniyle katılması durumunda, Ankara Rusya’nın da Doğu Akdeniz Konferansı’nda bulunmasını şart koşmalıdır. Kaldı ki Rusya zaten Suriye nedeniyle artık Doğu Akdeniz’dedir.
Sonuç olarak, üç denizdeki hataları sürdürmek, telafi edebilmeyi gün geçtikçe zorlaştıracaktır.

https://wp.me/p1tiVW-1qv
This entry was posted in DENİZ VE DENİZCİLİK, DIŞ POLİTİKA, Ekonomi. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *