PERDE ARKASI * ÖZELLEŞTİRMELER * Tank Palet’in Türk Savunma Sanayine yıllık katkısı 250 milyon dolardan fazladır. 50 milyon dolarlık yatırım devede kulak bile değildir! * Tank-Palet Gerçekleri * Bölüm I / II / III / IV / V

Tank-Palet Gerçekleri * Bölüm I / II / III / IV / V

Yavuz Selim DEMİRAĞ /ysd592@gmail.com / 08 Aralık 2020

 2002 Kasım ayında iktidara gelen AKP’nin Kamu İhale Kanunu‘nu 191 kez değiştirdiğini hatırlatarak Tank Palet Fabrikası’nın “Satış-özelleştirmesi-kiralanması-işletme devri” gibi henüz tam anlamı ile netleşmeyen “stratejik” konuya ışık tutmaya gayret edelim.
1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya girişi ile Cumhuriyet’in kuruluşuyla başlayan “Milli Savunma Sanayii” kapatılarak bağımlı hale dönüşümüz uzun hikaye… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başta yerli uçak olmak üzere, yerli bomba ve diğer silahlarını üreten Türkiye, Avrupa ülkelerine bile ihracat yaparken; Gazi’nin ölümü ile hızla geriye dönüşün hazin öyküsünü bir başka yazıya bırakıp; yakın tarihimize atıf yapmak zorundayız.
ABD’li elçiler: “Ordunuzun don lastiğini bile biz veriyoruz” diye böbürlenmeleri karşısında 1950’li, 1960’lı yılların siyasi iktidarlarının tavırlarını sorgulamayı ünlü “Johnson Mektubu“nu da öteleyip 1974 Kıbrıs Barış Harekatına gelelim…
20 Temmuz 1974’de başlayan harekattan hemen sonra başta ABD olmak üzere Avrupa ülkeleri de Türkiye’ye ambargo uyguladı. TSK envanterlerindeki silah ve teçhizatların Kıbrıs’ta kullanılamayacağını belirttiler. Bu arada İstiklal Harbinden sonra ilk defa sınırlarımızın dışında operasyona giden TSK’nın hayati eksikleri de ortaya çıktı. Denizde çıkarma gemilerimiz eksikti örneğin. Arabalı vapurlar kullanıldı. İkinci Dünya Savaşından kalan tanklar Beşparmak Dağlarına tırmanamadı… Ambargo ile yüzleşen Türkiye kampanyalar düzenleyerek “Yerli-milli savunma sanayi” için seferberlik ilan etti. 1975 yılında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ve Başbakan Süleyman Demirel‘in talimatı ile, hayırsever bir işadamının hibe ettiği araziye “Tank-Palet Fabrikası” yine vatandaşlarımızdan toplanan para ile kuruldu.
Başta ASELSAN olmak üzere Savunma Sanayinin kuruluş geçmişleri 74 Kıbrıs harekatı sonrasına dayanır. Arifiye Tank-Palet’in ilk görevi ABD’nin hurdaları M60 tanklarının başta paletleri olmak üzere, zırh ve diğer aksamlarının tamir ve tadilatı idi… Zamanla benzini adeta içen motorlar değiştirilip daha güçlü ve az yakıt ile çalışan dizel motorlar ile reorganizasyonu gerçekleşti. Yakın zamanda Almanya’dan alınan Leopart tanklarının gelişiminde önemli görev yüklendi. Kuruluşundan itibaren TSK bünyesindeki subay, astsubay, uzman çavuş, er ve sivil işçi memur tarafından yönetildi.
Sadece tanklar değil, ZPT denilen zırhlı personel taşıyıcılarının tamir ve yedek parçalarını üretti. NATO standartlarında HEK (Hurda-Enkaz-Köhne) kabul edilen kullanma süresi dolup; hurdaya ayrılması gereken binlerce tank ve zırhlı araç burada yenilenerek yıllar süren ambargolara direnilmiş, savunma bütçesine milyarlarca dolarlık tasarruf ve katkı sağlamıştır. Bu fabrikada yetişen işçi, usta, teknik eleman ve mühendislerin “yetişmiş eleman” sıfatları ile otomotiv sektörü ve savunma sanayi kuruluşlarında istihdam edilişlerinin ekonomik boyutu, maddi getirisi de ayrı boyuttur. Tank-Palet Fabrikasının bir diğer görevi de “Test Merkezi” olmasıdır. Yerli-Yabancı zırhlı, paletli motorlu araçların testleri burada yapılarak kabulleri sağlanıyordu.
Kamuoyunda “Kundağı motorlu top” denilen arazi koşullarında hareket edebilen top ve fırtına obüsleri‘nin yapım ve montajları da halen burada gerçekleşmektedir. Savunma sanayi bir bütündür. ASELSAN elektronik aksamını, ROKETSAN patlayıcısını diğeri yazılımını gerçekleştirirken bütün bu parçaların montajı, testleri burada yapılır. Onayı ortak kurul tarafından tescil edilir. Adapazarı Tank Palet Fabrikasına, başta sınır ötesi harekatlarda, sınırlarımız içindeki operasyonlarda vurulan, devrilen, arızalanan tank ve zırhlı araçlar hurda halinde getirilip raporları yazılır. Ardından farklı parçalardan yeni diye yutturulur. Zırhları yenilenir vs.
AKP Genel Başkanının Bunlar 20 Milyar doların ne anlama geldiğini bilmiyor. Buranın değeri 250 milyon dolar olduğu için 50 milyon dolarlık yatırım garantisi ile işletme devrini yaptık dediği Tank Palet’in Türk Savunma Sanayine yıllık katkısı 250 milyon dolardan fazladır. 50 milyon dolarlık yatırım devede kulak bile değildir! Kaldı ki Katar’lılardan ortaklık adına alınan para daha şimdiden 250 milyon doları aşmış olmakla beraber belgeleri teslim edilmediği için ortakların bazıları bizzat Erdoğan’a şikayet edilmiştir. Ve gelelim BMC’ye…

Tank-Palet Gerçekleri (2)

Yeniçağ Gazetesi’nde BMC ve Tank Palet Fabrikası ile ondan fazla yazıyı kaleme aldım. Bazılarına yayın yasağı bile getirdiler. BMC avukatlarının açıklamalarını yayınlamakla beraber ihale ve teslimatlarla ilgili sorularımızın hiç birine cevap gelmedi. BMC ve Tank Palet gerçeklerine ilişkin yazılarım Yeniçağ dışında farklı haber sitelerince iktibas edilince yayın yasağı değişik şekillerde delindi. Ve halen yayındadır…
BMC aslında köklü bir şirket… İzmir merkezli. Çukurova Grubunda önemli yatırımları vardı. AKP’nin iktidarında Mehmet Emin Karamehmet’in bankalarına el konulmasından sonra TMSF’nin el koyduğu BMC’nin satışında ciddi şaibeler olduğu ticari sicil kayıtlarındaki belgelerle kanıtlandı. AKP iktidarının 191 kez değiştirdiği kamu ihalesi kanunlarında BMC’ye adrese teslim ihaleler verildiğine dair çok sayıda iddia ve söylemler mevcuttur.
BMC’nin kuruluşundan itibaren asıl alanı hafif ticari araçlar, kamyon ve otobüs sektörüdür. Yani tekerlekli araçlardır. Zırhlı ve paletli araçlarla ilgili deneyimi, yatırımı, alt yapısı olmadığı için Savunma Sanayi ihalelerinde “Yeterlilik” kriterlerine sahip değildir. İsrail kaynaklı bazı zırhlı araçların kötü kopyalarının imalatı ve siyasi baskılarla satışı güvenlik konusunda ciddi zaafların oluşmasına da sebep olmuştur. TSK ve Emniyet’e verilen “Kirpi” gibi araçların manevra ve zırh eksiklikleri yüzünden çok sayıda şehit verilmiştir. Bunların teknik raporları Genelkurmay kayıtlarına geçmiştir. Kirpi’lerin son İdlib harekatındaki durumu ortadadır. Yeterlilik kriterlerinin dışındaki lastiklerinin tamamı hava harekatında patlamıştır. Arazide hareket kabiliyeti olmadığı için çatışmasız ortamdaki arazi intikallerinde devrilmektedir.
İnşaat sektörünün daralması ile nakit paranın bulunduğu savunma sanayine göz diken BMC siyasi baskılarla bu alana balıklama dalmıştır. BMC’nin alanı olmadığı halde Tankçeker işine girmiş 73 adet tankçeker ihalesini alıp taahhüt ettiği tarihte teslim edememiştir. Suriye harekatı esnasındaki bu zaafı Yeniçağ’da 18 Ekim 2019’da yazdıktan sonra telaşa kapılan BMC 3 Kasım 2019’da 50 adetini teslim tutanakları imzalanmadan vermek zorunda kalmıştır.
Biz bu sütundan “BMC’yi kim Koruyor?” dedikçe BMC’nin arkasında ısrarla duran Savunma Sanayi yetkilileri “Altay Tankı” teslimatlarını çeşitli gerekçelerle ertelemiştir. Yılan hikayesine dönüşen Altay Tankı konusunu özetleyelim önce;
AKP seçim öncesinde bilbordlarda, seçim afişlerinde; “Yerli uçak havada”, “Yerli tank hazır!” sloganları kayıtlarda duruyor. Bu gün “Acil ihtiyaç” olup-olmadığı tartışılabilir. Ancak TSK’nın soğuk savaş döneminden bu yana tank ihtiyacı aciliyetini hep korudu. Neredeyse 40 yıldır devam eden terörle mücadele de ve sınır ötesi harekatlarda atış ve psikolojik üstünlük sağlayan tankları son 50 yılda Almanya’dan temin etmekteyiz.
Mehmetçiğin kullandığı çelik başlıkları bile “Bu Alman malı Güneydoğu’da kullanamazsınız” diyen Almanya, TSK’nın envanterinde bulunan Leopart tankların yedek parçalarını, mühimmatını bile anlaşmalara rağmen vermemektedir. Yerli tankın elzem olduğu günlerde konu projelendirilip bu işi yapabilme imkanı bulunan şirketler davet edilmiştir.
Tank önemli bir konudur. Bu işin alt yapısı ve uluslararası ortaklık ve işbirliği, alt yapısına sahip iki firma vardır. Otokar (KOÇ) ve FNSS (Nurol ortaklığı). Şartlar ağırdır. Koç Grubu prototip imalatı için Otokar’ın altyapısının uygun olduğunu kanıtlayarak işe soyunur. MSB’nin Arge’sinden 500 milyon dolarlık katkıyı da alarak Almanya’dan temin ettiği motor ve defransiyel ile 72 tonluk ağırlığında, yakıt deposu yara alsa bile sızdırmayan arazi koşullarına uygun aracın uzmanlar huzurunda testini de gerçekleştirir.
5 adet prototipin teslimine kadar Koç Grubu yaklaşık 1.5 milyar dolarlık bir harcama gerçekleştirmiştir. Kameralar önünde Altay tanıtılır. Seri üretimi için ihale ilan edilir. Yeterlilik belgesine Otokar ve FNSS sahiptir. Teklifler verilir. İddialara göre, zarflar bir gece telefon ile istenir ve açılır. Teklifler hesaplanır yaklaşık 300 milyon dolarlık eksik ile BMC teklifini son anda verir. Şartnameye uygun olup olmadığı halen tartışılıyor. İşlerine gelince “Ticari sır” diye açıklanmaz!..
AKP’nin yandaşları suç üstü yakalanmanın telaşı ile bugün yine rakamlarla oynamaya gayret ediyor.  Otokar’ın 7 milyar dolar teklif verdiğini, en az miktarla 3.5 milyar ile BMC’nin teklifinin kabul edildiğinden dem vuruyor. Her şeyden önce ihale açık yapılmamıştır. Açık ihalede şirketler canlı yayında ya da huzurda tutulan tutanak ile kurumlar yapılır. Bu gerçekleşmemiştir. Koç Grubunun o dönemki Yönetim Kurulu Başkanı çağrılarak “Altay Tankı Projesi BMC’ye verilecek” tebligatı yapılmıştır. Ertesi gün Mustafa Koç kalp krizinden evinde vefat etmiştir.

Tank-Palet Gerçekleri (3)

Tank deyip geçmemek lazım. Dünyanın patronu olduğunu zanneden ABD bile ünlü Abraham tanklarının motor ve şanzumanını bu konuda uzman olan Almanya’dan alır… Almanya’nın bu konudaki tek rakibi ise Kore’dir. Kore motoru ise 40 tonluk zırhlı araçların kapasitesinde olmakla beraber ana unsurlardan biri olan şanzumanı Almanya’dan temin etmek de, alternatifini gerçekleştirmek için ARGE çalışmaları yapmaktadır.
Gençlik yıllarımda Koç grubuna siyasal anlamda sempatik bakmazdım. Ancak sanayi ve endüstri alanındaki şirketlerin geçmişleri özeldir. Koç, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile yaşıttır. Dünyaca ünlü şirketler ile yaklaşık 100 yıldır irtibattadır. Ford ve Fiat gibi otomotiv devleri ile iş ortaklıkları vardır. Dünyada kendi alanlarında tek olan şirketlerin Türkiye temsilcilerindendir. Otokar’ın otomotiv sanayi yanında, savunma ve diğer endüstrilerde kendisini kanıtlamış grupdur. Nitekim Almanya’daki şirketler ile motor, defransiyel ve diğer konularda yazılı anlaşmalarını yapıp; proje dosyasına ekleyerek yapım ve teslimat tarihlerini taahhüt eder.
20’den fazla ülkeye zırhlı-tekerlekli ve paletli araçlar üretip; ihraç eden FNSS’de teklif dosyasında imkan ve kabiliyetlerini ortaya koyarlar. Hatta Savunma Sanayinin tecrübeli bazı isimleri Otokar ile Nurol’un ortaklaşa yüklenimi arzuladıklarını vurgularlar. KOÇ ve FNSS ise uluslararası rekabet koşullarına uygun kriterde olması için yalnız girdikleri ihalenin sonuçlanması durumundaki koşullara göre işbirliğinin gözden geçirilebileceği, bazı parçaların üretiminde yüklenici olunabileceğini konsorsiyum sağlanabilme yolunun açık olduğunu vurgularlar.
Nitekim BMC’nin Altay tankını projesini taahhüt edilen tarihte gerçekleştiremeyeceği, motor ve diğer ekipman anlaşmasını yapamayacağın anlaşılması üzerine her iki tarafa aynı teklif yapılır. Bize gelen bilgilere göre, KOÇ ve FNSS, “Bu işin devletin kuracağı bağımsız bir şirketin kurulmasından sonra alt yükleniciler olarak değerlendirilebileceği” yönünde görüş bildirdikleridir. Tabi bu görüş bağımsız Merkez Bankası’na müdahale edilene kadardır.
Dönelim yine BMC’ye… 70’li yılların Aydınlıkçısı Ethem Sancak’ın Hedef İlaç Dağıtım’ı satıp medya patronluğundan BMC’ye yükselirken ki “Aşkı” kartopu gibi değil çığ gibi büyümüştür. Ethem Sancak, hakkındaki iddialara göre kimilerince  “Çantacı” kimilerince “Emanetçi”dir. AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın akrabası Talip Öztürk’ün de, Ethem Sancak’ın yanına monte edildiği iddia edenler de az değildir.
Akrabalıktan siyasi desteği arkasında bulan Öztürk, Ethem Sancak’ı bile devre dışına bırakıp Katar’lılarla direkt görüşüp bir takım nakit para işlerine karışınca Sancak’ın isyan ile “Ben bu işten çekiliyorum… Ya benim hisselerimi alsınlar ya da devretsinler” sözleri üzerine Erdoğan’ın her iki tarafa ayar verdiği de iddialar arasındadır. Talip Öztürk’ün oğlu Yasin Öztürk ile ilgili Savunma Sanayi yöneticilerinin de şikayetleri saray duvarlarını aşmıştır.
alip ile Yasin Öztürk, bakkal dükkanı işletir gibi arayışları çok ilginçtir. Altay Tankının ihalesini aldılar ya… Alt yapı için 600 milyon dolarlık ek yatırım yapma zorunluluğu üzerine bastırıp, kendilerine tahsis edilen arazilere yatırım yapmayı da kabul etmeyip hazır tesis isterler. Bu konuda yetkili, yetkisiz bir çok kesim seferber olur. Çare olarak hazırda bulunan “Arifiye Tank-Palet”in kiralanması, tahsisi, satışı ya da son Erdoğan deyimi ile “İşletme devri” çaresi bulunur. Bir gece ansızın Meclis’ten bir karar çıkarılır. Uluslararası normlara uymayan ucube bir karar ile devir gerçekleşir. Bir tarafta MSB diğer tarafta BMC ve Katar…
Oysa Katar, BMC’nin yaptığı Kirpi’leri kullanmayıp, Nurol’un ve Otokar’ın 6X6 ve 8X8 zırhlı araçlarını satın almışdır. Fabrikanın yönetimi için nizamiyeden içire giren BMC, makam binalarını ilkel bulur. Derhal modernleşmesi için tadilat başlatır. Kolonlar, kirişler kırılır. Bu esnada belediyeden imardan izin ve ruhsat alınmamıştır. Ne de olsa “Astığımızı asarız, kestiğimizi keseriz” anlayışı vardır. İ
İhbarlar, şikayetler üzerine tutanak ile depreme dayanıklı olmadığı raporu verilir. Nasıl olsa para vardır. İdare binası yıkılır. Projesi tasdik bile edilmeyen binanın hafriyatı yapılır. Envai çeşit harcama kalemi için Katar’dan yaklaşık 200 milyon dolar yatırım gerekçesi ile alınır. Eee keriz değil ya Katar’lı… Gelip, Erdoğan’a anlatılır… Reis çok öfkelenir… Birilerinin Arifiye sınırlarına girmeme kararı tebliğ edilip, Katar’lılara “rahat olun, rahatsız olduklarınızı uzaklaştırdım” mesajı verilir. Durum sakinleşti mi sanıyorsunuz? Altay Tankının teslimat tarihi geldi geçiyor bile… Cezai müeyyidesi de öteleniyor.

Tank-Palet Gerçekleri (4)
Savunma Sanayi işi uzmanlık olduğu kadar uluslararası bir konudur. Köy bakkalı, mahalle kahvehanesi bile işletmeyenler, hayalini kuramadığı paralara ulaşmanın yolunun sadece iktidarın siyasi desteğinde olanlar yanılıyor! Mahalle bakkalına ekmek, domates, yumurta satan toptancıdan aynı para ile ben de satın alırım zanneden zihniyet yanılır. Tedarikçi firma, 40-50 yıllık ilişkisinin aynı şartlarını yeni bakkala vermez. İmkan ve kabiliyetlerine bakar. Koç’tan talimat ile işi aldığını zanneden BMC, Almanya’daki dev şirket ile masaya oturamadı bile… Mahalle ağzı ile söverek temsilcilere tehdit bile yağdırıldı. Kulakdan dolma bilgiler ile Kore’liler çağırıldı. Evet; davet bile edilmedi. Ayaklarına çağırıldılar. Kore’li heyet geldi. Şatafat karşısında şaşırdılar.
Motorun fiyatı üzerine kafadan pazarlığa giriştiler. Şanzumanı henüz geliştiremediklerini söyledi çekik gözlü sevimli dostlar. “Onu da siz bulun” denip kesilip atılıverildi. Arabanın anahtarını sokup çalıştırarak patinaj çekip gidenler 72 tonluk zırhlı aracın 45 tonu götüren motorla işlevini yapamayacağını hesaplayamayanlara göre “Üç odun daha atıp ateşle” sandıklarından sorunun çözüleceğini sanıyorlardı. Kore’liler kendilerine has saygın üslup ile gerçeği yüzlerine söyleyince şalteri attı abilerin. “Yürüyün laan…” çektiler. Zırhlı araç konusunda kulaklarına bir de Güney Afrika çalınmıştı. Uçak biletleri, konaklamalarını ayarlayıp 3-5 eleman yolladılar Güney Afrika’ya…
Sanki patates-soğan alıp-satıyorlardı ya… Bir bavulda nakit koyup “Hörmet” olarak vermeyi bile tasarladılar. Ama kazın ayağı öyle çıkmadı. “Motor, şanzuman, defransiyel, elektronik donanım” gibi kriterlerin hiç biri uymadı. Çaresiz süklüm-püklüm döndüler. Tarih ilerliyor, taahhüt tarihi geçiyordu. Erteleme, öteleme derken avans niteliğindeki 600 milyon dolarlık avansı alabilmek için 5-6 tankın yapılıp, yürütülmesi lazımdı. “Bir formül bulun 3-5 tane numunelik tedarik edinin de avansı alalım” dediler… Uluslararası ilişkilerde “Dayanak-kaynak” ilkesine takıldılar. Mahallenin bitirimleri gelip kulaklarına fısıldadı. “Bu fabrikada M60, Leopart’lar tamir edildi. Motorları geliştirildi. Mühendisleri, ustabaşlarını sıkıştırıp, pirim verin, hurdalardan 5-6 tane birleştirip, teslim edelim” diyenlerin teklifi de değerlendirildi. Ama tescil ve patent engeline takıldılar. “Ne yani! Reis’e madara mı olacağız!” diye öfkelendi bazı abiler…
Mercedes görünümlü Murat, bir başka deyimle Doğan görünümlü Şahin modeli mahallede tutsa da, Altay görünümlü ‘Maltay‘ın yolunu bir türlü bulamadı garibanlar. Oysa abileri İstanbul Belediyesine sokak aralarına giremeyen “roket rampası araçları itfaiye aracı diye yutturmuşlardı…
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının İtfaiye Daire Başkanı, Kuleli’den sınıf arkadaşımdır. Remzi Albayrak, son yerel seçimde Bayrampaşa CHP Belediye Başkan adayı idi. Az farkla kaybetti. Sayın Ekrem İmamoğlu tarafından İtfaiye Daire Başkanlığına getirilirken, afet ve olağanüstü durumlardan da sorumlu yapıldı. Göreve başlayıp personel ve ekipmanların envanterini çıkarırken tanesi 1 milyon dolara alınan 40’dan fazla füze rampası 50’den fazla yangın söndürme normlarına uymayan cihazları bir yıl sonra tespit edebildi. Fazla detaya girmedi ama Doğan görünümlü Şahin’leri, Mercedes görünümlü diğer markaları da bulmuş ama henüz haber değerini bulamamış.
Tank-Palet ve BMC ile ilgili yazılarım muhalefet partilerinin dikkatini çekmiş olmalı ki muhalefet partileri TBMM deki grup toplantılarında ve basın toplantılarında bu konunun üzerine gittiler. İYİ Parti ve CHP Sakarya Milletvekilleri önce “Özelleştirmeye Hayır” diyerek işçilerin haklarına sahip çıktılar. Daha sonra Tank Palet’in stratejik önemine dikkat çekerek her fırsat da dile getirdiler. CHP’nin Sayın Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 3-5 defa telefon ederek bu konudaki görüşlerimi sordu. Davet edip kahve içerken çalışma arkadaşları huzurunda kısıtlı zamanlarda bilgi vermeye çalıştım. Elimdeki belgeleri paylaştım. Sağolsun, peşini bırakmadı. Danışman ekibini görevlendirip bir de sanal alemdeki CHP Millet dergisine kapak konusu yaptı. Detaylarını okuyabilirsiniz. Bu konuda CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç ve Başdanışman; değerli dostum Tuncay Özkan ve Recep Cengiz’in katkılarını belirtmeliyim.
Peki ne olacak bu Altay’ın hali?

Tank-Palet Gerçekleri (5)
Sevgili Yılmaz Özdil, İstiklal Harbindeki süvari birliklerinin komutanı Fahrettin Altay’ı Sözcü’de yazdı. Dünün süvarilerinin günümüzün tankçıları olduğuna vurgu yaptı. Peki öyle ise adını Fahrettin Altay’dan alan bu tankın sonu ne olacak? Kimilerine göre sürpriz olabilir ancak AKP’nin Genel Başkanı defalarca ifade edip, inandırdığı kitlenin kabul edeceğinden emin bir tarz ile: “Allah’ım ve milletim beni affetsin. Bizi kandırdılar…  Oysa dünyanın dört bir yanında dünya barışına katkı sağlayan, İslam ülkelerine huzur veren ordumuzun günümüz koşullarında caydırıcı güç gibi görünen ağır tanklara ihtiyacı yokmuş!” diyebilecektir.
“Uzaya duble yol yaptık desek inanacak kitlemiz vardır” diyen damat gibi, Reis’in bu tesbitlerini kayıtsız-şartsız kabul edenler de zaten 15 Temmuz gecesi durumdan vazife çıkarıp “Tankın egzosuna atlet tıkadık! Tankın paletinin arasına süpürge sapı soktuk, tanklara karşı göğsümüzü siper edip, dualarla durdurduk” diyen kitle inanmış olsa da fizik kanununa uymaz. Mantık dersini okulların müfredatından kaldırmış olsalar da, sanal alemde bütün bu saçmalıkların gerçek olmadığına inananların sayısı çok şükür artıyor. Reis Bey, BMC’ye sağladığı avantajın üzerini örtüp üzerine KOÇ Grubunu ve FNSS suçlayarak;
Oysa bizim bu pahalı silahlara ihtiyacımız yok. Bakın Azerbaycan’da bunu gördük. İHA’lar ve SİHA’lar ile Ermenilerin tankları nasıl da imha edildi. Bizim artık bu hantal tanklara ihtiyacımız yok. Yerine 6×6 ve 8×8 daha hızlı ve vuruş gücüne sahip silahları geliştiriyoruz Altay’a vereceğimiz paranın yarısı ile daha iyilerini alıyoruz” diyecektir.
Bunu açıklayan Erdoğan, 2000’li yıllarda 25-30 milyar dolar değeri olan Türk Telekom’u Beyrut’lu Hariri şirketine sözde 6 milyar dolara satıp, Telekom’un gayrimenkullerini satan, banka taahhütlerini dahi yerine getirmeden 45-50 milyar doları hortumlayarak ortadan kaybolan Türk Telekom’un hesabını tüm girişimlere rağmen sormadığı gibi bu dosyayı da sümen altı yapacaktır.
Sağ iktidarların adetidir. Yaparlar ve unutmuş gibi yapıp; inkar ederler. Devrim otomobilinin benzeri olmadığı için yürümediğini ve Cemal Gürsel ne de prototibinde çalışan merhum Erbakan bile anlatamamıştı. Tayyip Erdoğan’ın mutfağının sağlam olduğunu, Erdoğan’ın onlara, onların da Erdoğan’a çam devirmelere rağmen inanıp güvendiğini defalarca yazdım. Reis Bey söyler hepsi inanır. Mutfakta O’na kayıtsız-şartsız inanan yazar o okur… Nasıl olsa telafisi mümkündür. Reis’in Altay’dan vazgeçildiğini açıkladığı an itibarı ile cüppeli-cüppesiz, sarıklı-fesli, kavuklu, takkeli şeyhleri devreye girip:
Bütün bu projeler besmelesiz başladı… Rüyalarımıza giren nur yüzlüler düşmanı dualar ve üfürüklerle, onların roketlerinin civatasını söküp, tanklarının paletlerine baston koyup, egsozlarına sarık sokup etkisiz hale getirdiler” deseler inanan kitle var mıdır?
Yorumunu değerli okuyuculara bırakmakla beraber, cehalet ile birlikte, ram olmanın, teslim olmanın, biat etmenin kültüründe bütün bu gelişmelerin sürpriz olmayacağına da vurgu yapmak istiyorum. Alternatif var mı? Bence var! BMC iman tazelemeli. Altay da nedir! O projenin adı derhal değiştirilip “Recep Kalkanı“, “Tayyip Ateşi” ya da “Erdoğan Ateşi” adı gibi bir vurgu ile nefsi, egosu okşanırsa bir miktar gerçekleşme imkanı olabilir!..
Ahhh… Ahhh… Erol Olçok hayatta olsa buna bir formül bulabilir miydi? Doğrusu tahmin bile edemiyorum. Kolay gelsin danışmanlarına… 
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/tank-palet-gercekleri-1-57650yy.htm
This entry was posted in ORGANİZE İŞLER, ÖZELLEŞTİRMELER, PERDE ARKASI, TSK, YOLSUZLUKLAR. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *