ERMENİ DİASPORASI ve ŞAKLABANLIKLARI VII/I

ERMENİ DİASPORASI ve ŞAKLABANLIKLARI VII/I

Kenan Mutlu Gürses / 30 Kasım 2020 / ggg@gggurses.com

      ERMENİ Diasporası ŞAKLABANLIKLARINI, tarih boyunca maruz kaydıkları tehcirleri, özellikle BİZANS tarafından uygulanan soykırımları yok saymaya ısrarla devam etmektedir. Yaşadıkları ülkenin sınırları içerisinde tehcire tutulmalarını, söz konusu tehcirin arka planını yok sayarak dile getirmektedirler. Dile getirmekle yetinmeyerek, tehcirin soykırım sayılması için uluslararası alanda yoğun çaba sarf etmektedirler. Acaba, SPİNOZA;
“Eğer ben doğruyu biliyorsam ve sen cahilsen, senin düşüncelerini ve yolunu değiştirmek benim için ahlaki bir görevdir; böyle yapmaktan geri durmak zulüm ve bencillik olur”  ifadesini herhalde laf olsun diye söylememiştir. Tabii ki anlayana…
      Yazımın VI. Bölümünde “Ermenilerin hangi ülkeye, hangi tarihlerde gitmeye başladıklarını, bu gidişi hiç de 1915 olaylarıyla ilgisinin olmadığını da bundan sonraki yazılarımda paylaşmaya çalışacağım” demiştim.
       ERMENİLER iddia ettikleri gibi, 1915 tehcirinden sonra yoğun olarak göç etmiş değillerdir. Yine yazımın VI. bölümünde verdiğim dünyada ERMENİ nüfus dağılımından anlaşılacağı üzere, bu sadece bir tarihle de izah edilemez.  Bazılarının anlaması amacıyla KIBRIS ERMENİ nüfusuna, ERMENİLERİN KIBRIS’A nasıl ve ne zaman gittiklerine ve bu doğrultuda KIBRIS Tarihine bir bakalım;
      “KIBRIS jeopolitik açıdan önemli bir ada olması, ASYA, AVRUPA ve AFRİKA Kıtalarının kesiştiği bir noktada yer almasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden KIBRIS tarih boyunca farklı coğrafyadaki halkların yoğun ilgisini çekmiştir. Bu halklar arasında KIBRIS’TA; Ya’kûbiler, Latinler, Rumlar, Nesturîler, Tatarlar, Franklar, Araplar, Moralılar, Mağribîler, Cenevizliler, Venedikliler, Yahudiler, Hititler, Asurîler, Suriyeliler, Maronitler, Lombardlar, İspanyollar, Katalanlılar, Bulgarlar, Macarlar, Fransızlar, Yafalılar, Süryani’ler, Makedonlar, ERMENİLER, Türkler, Arnavutlar, İngilizler gibi milletler zikredilebilir.” ([1])
      “Ada, konumu itibariyle Doğu-Akdeniz’i kontrol edecek noktada bulunması ve verimli topraklara sahip olması sebebiyle tarih boyunca Akdeniz’in çevresinde devlet kuran toplulukların hâkimiyeti altına girmiştir. Herodot’a göre KIBRISIN ilk sakinleri Fenikelilerdir. Osmanlı öncesi Ortodoks, Katolik, Nesturî, Yakubi, Dürzi, Marunî, ERMENİ ve Yahudilerin uğrak noktası olmuştur. Ayrıca adaya Rusya ve Kafkasya’dan köle nüfus getirildiği gibi Müslüman Arap ve Türkler de burayı kendilerine mesken tutabilmişlerdir. Mumlukluların 1375 de Çukurova sahasına egemen olması üzerine bölgedeki ERMENİLERİN bir kısmı Kıbrıs’a yerleştiril”.miştir.” ([2])
      “Ortaçağ’da Akdeniz, korsanlar ve tüccarlar tarafından yürütülen köle ticaretinin önemli bir parçası haline gelmişti. Karadeniz sahillerinden alınan Tatar, Kafkas, Türk, Rum, Bulgar, Gürcü, ERMENİ ve Rus kökenli köleler İstanbul ve Ege adaları üzerinden Güney Anadolu, Akka, Sicilya, Cenova, Venedik, Marsilya, KIBRIS ve İskenderiye gibi önemli Akdeniz liman şehirlerine taşınmıştır. . Akdeniz’in ticari hayatının nabzını tutan KIBRIS, köle ticaretinde Ortaçağ’dan kalma önemini devam ettirmiş, 19. yüzyılda da Kuzey Afrika köle ticaretinde önemli bir uğrak noktası olmuştur.” ([3])
      ”…..  KIBRIS’IN ilk sakinleri AKA’LARLA SURİYE ve ANADOLU’DAN gelen unsurların karışımıdır. KIBRIS’TA insan yerleşimi ile ilgili ilk kesin bilgiler, yaklaşık M.Ö. 7000 yılında Güney TÜRKİYE, SURİYE ve FİLİSTİN’DEN gelenlere aittir. Roma İmparatorluğu’nun (M.S. 395) tarih de ikiye ayrılmasından sonra KIBRIS Adası, Doğu ROMA İmparatorluğu’nun yâni BİZANS’IN hissesine düşmüştür. Hıristiyanlığın doğuşunda bu dini ilk kabul eden ROMA vilâyetlerinden biri olmuş ve Ortodoks Kilisesi kurulmuştur. Ancak Katolik-Ortodoks mücadelesi OSMANLI fethine kadar devam etmiştir.” Arap Müslüman devletleri hâkimiyetinden sonra “1191’de III. Haçlı Seferleri’nde İNGİLTERE Kralı I. Richard (Arslan Yürekli Richard) tarafından alınan KIBRIS’IN krallığına Richard tarafından, KUDÜS Kralı Guy de Lusignan getirildi. Ortodoks Başpiskoposu Germanos’un başpiskoposluğu iptal edilerek, Ortodoks Kilisesinin legal varlığına son verildi. LUZİNYAN’LAR üç yüz yıl ülkeyi yönettiler. 1489’da VENEDİK Cumhuriyeti adayı dolambaçlı yollardan ilhak etmiş ve idare VENEDİKLİLER tarafından ele geçirildikten sonra KIBRIS, VENEDİK soylularından seçilen bir askerî valiyle yönetildi. Bu hal OSMANLILARIN işgaline kadar devam etmiştir. ([4])
      “Hristiyanlığı kabul etmeden önce ERMENİ toplumunun dini, Sasani ler ile ERMENİLER arasında müşterek bir din olan Zerdüşt (Ateşe tapma) dinidir. ERMENİLERİN arasına Hristiyanlığın girmesi (M.S. 301) yavaş yavaş onları Zerdüştlükten uzaklaştırdı. Bu durumu gören Sasani hükümdarları, Hristiyanlığın ERMENİLER arasında yerleşmesinden rahatsız oldu. Sasani hükümdarlarından Keyhüsrev ve Ardaşir, ERMENİLERİN eski dinlerine dönmesi için binlercesini İRAN içlerine sürerek ilk büyük TEHCİRİ gerçekleştirdi.” ([5])
      “V. yüzyılın ortalarından itibaren VI. yüzyıl boyunca Bizans İmparatorluğu ve Sasani ler arasındaki çatışmalar devam etmiştir. 564-642 yılları arasında bölge yeniden Bizans İmparatorluğu ve Sasani ler arasında bölünmüştür. Pers-Armenia denilen Vaspuragan (Van), Suinik ve Dvin’i içine alan bölge Sasanilere, Batı EERMENİSTAN, Theodosiopolis (Erzurum), Melitene (Malatya) ve Diyarbakır civarını içine alan bölge Bizanslılara kalmıştır. Bu iki güç arasındaki savaşlarda ERMENİLER, Bizanslıların yanında yer almış, 571 yılında Bizanslıları yenen Sasanilerin bölgeyi ele geçirmesiyle başlarını Vardan Mamikonyan’ın çektiği ERMENİ asillerin çoğu, ERMENİ Katolikosu ve piskoposlarla birlikte arazilerini bırakarak İSTANBUL’A gitmişlerdir.” ([6] )
      “Bizans İmparatorluğu’nun ERMENİLERİ tehcir (göç) politikası II. Basileios döneminden önce de görülmektedir.”  ([7])
      “KIBRIS Adası, Bizans İmparatorluğu yönetimi altında iken (395-1191), ilk defa 6. Yüzyılda, 3000 kadar ERMENİ askeri, Ermenistan’daki Kral Moris yönetimi sırasında, KIBRIS’A gelmiş ve adadaki ilk ERMENİ nüfusunu oluşturmuştu.” ([8])
        Asbed (Aspahbadh) Pehlevi 581-582 yıllarında ERMENİSTAN marzbanlığı yapmış ve Şirag bölgesindeki bir çarpışmada Bizans’a karşı üstün gelmişti. Üçüncü olarak gelen marzban Frahat (Hırahad) 581 – 587 yılları arasında ERMENİSTAN marzbanlığı yapmış ve Nisibis bölgesinde Bizanslılara karşı galip gelmişti. Bizans İmparatorluğu bu çarpışmalarda mağlup olsa da sonuçları gereği çok büyük önem arz eden bir şey değildi ve Bizans’ı etkilememişti. Burada etkilenen kesim şüphesiz ki ERMENİLERDİ. İmparator II. Iustinos döneminde yapılan ateşkeste (574) Bizans tarafından yalnız bırakılan ERMENİLER imparatorun iktidarının son yılında – özellikle Arzanene bölgesindeki ERMENİLER – KIBRIS’A sürülmüşlerdi. ([9])
      “Justinianus ayrıca ERMENİLERİ anavatanlarından uzaklaştırarak imparatorluğun başka yerlerine yerleştirdi. Fakat tehcir edilen bu ERMENİLERİN sayısı çok fazla değildi. Geniş çaplı tehcir hareketlerine, Justinianus’un ardılları tarafından başvuruldu. 578 yılında, Tiberius imparator olduğu zaman, 10 bin ERMENİ ülkelerinden çıkarılarak KIBRIS adasına yerleştirildi. Bundan daha geniş çaplı bir tehcir hareketi Tiberius’un ardılı Mavrikios tarafından planlandı ve kısmen uygulandı. Son derece kuşkulu da olsa, ERMENİ asıllı olması muhtemel olan Mavrikios, ERMENİLERİN tamamını ülkelerinden sürme amacını taşımaktaydı. Bu dönemle ilgili temel kaynaklarımızdan biri olan Sebeos’a göre, Mavrikios, Pers Kralı’na gönderdiği mektupta şunları söylemişti:
      “ERMENİLER sahtekâr ve asi bir millettir. Aramızda meskûn olup, fesat kaynağıdırlar. Ben benimkileri toplayarak Trakya’ya göndereceğim; sen de seninkileri Doğu’ya gönder. Eğer orada ölürlerse, sayısız düşman ölmüş olacak; tam tersi olursa, yani öldürürlerse, o zaman da sayısız düşman öldürecekler. Biz de barış içinde yaşayacağız. Fakat ülkelerinde kalırlarsa bize hiçbir zaman rahat vermeyecekler.” ([10])
      Bunun yanında, “ARAP Müslüman devletleri tarafından (632-964) yılları arasında KIBRIS dört defa kuşatılmıştır. Halife Hz. Osman döneminde ŞAM Valisi Muaviye bin Ebu Sufyan (647-649) düzenlediği akınların ardından, KIBRIS’I ele geçirmiş Müslümanların egemenliğini kabul ettirmiştir. Daha sonra ARAP Emevi Devleti kurulduktan sonra KIBRIS’IN vergi ödemesi karşılığında özerkliği ve bu durum ABBASİLER döneminde de devam etmiştir. KIBRIS’TA 300 yıl süren Müslüman egemenliği döneminde üretim ve ticaret artmış ve AKDENİZ bölgesindeki ticaretteki önemi korunmuştur. BİZANS İmparatorluğu ancak 965’de General Nicephorous Phocas (sonra İmparator II. Nikeforos Fokas) büyük bir kuvvetle ARAPLAR’A saldırıp onları GİRİT ve KİLİKYA’DAN uzaklaştırdığı zaman KIBRIS yeniden BİZANS’IN egemenliği altına girmiştir.” ([11])
      “Bölgeye, 640 yılından itibaren Arap akınları başlamış, Sasani İmparatorluğunun 652 yılında yıkılmasında sonra 661-750 tarihleri arasında Emeviler, 750 yılından itibaren Abbasiler hâkim olmuştur. VII. yüzyıl boyunca Bizans ordusu için çok önemli olan ERMENİLER, Ermenistan’ın Araplarca istila edilmesinden sonra huzursuz olmaya başlamış, nahararların 700 kadarı mahiyetleri ile birlikte Bizans imparatorluğu topraklarına kaçmış ve bir kısmı imparator tarafından Karadeniz girişine yerleştirilmiştir.” ([12])
      “Ermenistan’da Bizans İmparatorluğu ve Araplar arasındaki savaşlar VIII. yüzyıl ortalarında yeniden başlamıştır. Bu savaşlar nedeniyle 772 yılında, Çoruh Nehri, Sarısu, Dicle Nehri, Zap Suyu ve Aras Nehri boylarına yayılmış ve ticaretle zenginleşmiş olan ERMENİ Bagratlı sülalesinin bir kolu, merkezleri Daruynk (Doğu Beyazıt) olan Kars’ın güneydoğu bölgesine yerleşmişlerdir.” ([13])
      “Bir diğer tehcir hareketi VIII. Yüzyılda V. Konstantin başa geçtiğinde (741-775) Maraş, Malatya ve Erzurum bölgelerinde bulunan binlerce ERMENİ, Trakya’ya göç ettirilmiştir. 792’de ERMENİLERDEN oluşan askeri bir birlik olan Armeniacların isyan etmesi ve ardından isyanın bastırılmasından sonra 10.000 kişilik bir ERMENİ askeri birliği SİCİLYA’YA yerleştirilmiştir. Böylece Bizans İmparatorluğu her dönemde ERMENİLERİ bulundukları yerlerden çıkararak başka bölgelere tehcir etmiştir. Bu uygulama Bizans İmparatorlarının sıkça başvurduğu bir politika olmuştur.”  ([14])
      “IX. yüzyıl ortalarına kadar Abbasilere bağlı olarak Anadolu’nun doğusunda beylikler halinde yaşamlarını sürdüren ERMENİLER Arapların baskısından kurtulmak için bölgeye ilerleyen Bizans ordusuna güvenerek 851 yılında bölgede İSYAN çıkartmış, Abbasi emiri Boğa tarafından bu isyan bastırılmış, aralarında SIMBAT ve BAGARAT’IN da bulunduğu bütün ERMENİ asilleri (nakhararlar) tutsak edilerek SAMARRA’YA götürülmüştür.” ([15])
      “Abû’l Farac, 962/963 yıllarında Bizanslılarla Araplar arasında yoğun savaşlar yaşandığını, bu savaşlar sırasında Bizanslılar ’ın yanında yer alan ERMENİLER’İN topraklarının da istila edildiğini, Araplardan korkan ERMENİLER’İN Bizans sınırlarına, Kapadokya’daki Sebastia’ya (Sivas) yerleştirildiklerini ve bölgede çoğaldıklarını, daha sonra da Bizanslılar ‘ın Araplardan aldıkları Kilikya kalelerine gönderildiklerini kaydeder.” ([16])
      “İlk ERMENİ Piskoposluğu 973 yılında Lefkoşa’da, ikinci ERMENİ Piskoposluğu Mağusa’da kurulur. KİLİKYA prensliğinin Anadolu’da kurulduğu 1080 yılından başlayarak KIBRIS ile KİLİKYA ERMENİLERİ arasında büyük bir yakınlaşma olur.” ([17])
      “Kral I. GAGİK’İN ölümünden sona ERMENİ Krallığı’nın başına oğlu III. Sımbat (1020-1040) geçmiştir. 1021 yılında Selçuklular Vaspuragan’a girince, Bizans İmparatorluğu doğu sınırını emniyete almak istemiş, Vaspuragan Beyliği’nin topraklarına el koymuştur. Vaspuragan Kralı Senekerim, Kapadokya Magistrosu unvanıyla Kayseri ve Sivas civarındaki topraklara yerleştirilmiştir. Bizans İmparatoru Basileos Kars ve Ani Ermeni krallıklarını istediği için doğuya doğru ilerlemiş, I. GAGİK’İN oğlu Sımbat yetkilerini Basileios’a devretmiştir. İmparator Basileos, Ani Kralı’na İstanbul’da saray ve Kayseri civarında topraklar hibe etmiş, Kars beyine de Amasya ve Tokat civarında topraklar vermiştir. 1040 yılında Bizanslılar Bagratlı krallığının arazisini kesin olarak imparatorluk topraklarına katmışlardır. 1045 yılında Bizans İmparatorluğu tarafından Ani Bagratlıları Beyliği’ne son verilmiştir. Kral GAGİK ABAS, Kapadokya’da Tzanmantos’a yerleşmiştir.” ([18])
      “1064/1065 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan Ani’yi ele geçirmiştir. Ani’nin Selçukluların eline geçmesiyle Bizans İmparatorluğu’na hizmet eden ERMENİ aristokratları batıya göç etmeye başlamış, 1071’de Türklerin Bizanslıları Malazgirt’te yenmesiyle bu göç hızlanmıştır. ERMENİLER bu dönemde Sivas’tan Antakya’ya kadar olan bölgede yerleşmişler zamanla Kilikya’ya yayılmışlardır.” ([19])
     “ İmparator John II Komninos’un KİLİKYA’NIN güneyindeki Küçük ERMENİSTAN’A saldırdığı 1136 yılında bir ERMENİ kenti olan Tell Hamdun nüfusunun tamamı KIBRIS’A taşınır. Lüzinyan döneminin başladığı 1192 yılından itibaren Batı Avrupa, KİLİKYA ve Doğu AKDENİZ’DE oturan ERMENİLER yığınlar halinde KIBRIS’A göç etmeye başlarlar. İlerleyen asırlarda Arapların KİLİKYA’YA saldırılarından kaçan binlerce KİLİKYALI ERMENİ de KIBRIS’A sığınır.” ([20])
      Ayrıca, tarihin şu kesiti de gözden uzak tutulmamalıdır. “KARAMANOĞULLARI Beyliğinin MOĞOL istilası ile başlayan ANADOLU’YA geliş serüvenleri ve burada yurt tutmalarıyla birlikte yaklaşık olarak 2,5 asır bu coğrafyada varlık göstermişlerdir.” “KARAMAN Beyleri kendisine bağlı göçebeleri yerleştirmek ve otlaklar elde etmek için başlangıç itibari ile KİLİKYA ERMENİ Krallığı topraklarına saldırmıştır. Sonraları güçlenen Beylik, Hristiyan devletlerle münasebet halkasını Akdeniz sahillerine inmesi ile genişleterek, KIBRIS Latin Krallığı, VENEDİK Cumhuriyeti ve RODOS Şövalyeleri ile hem mücadele hem de dostane ittifaklar ekseninde ilişkiler kurmuştur.” “Tâceddin İbrahim Bey KARAMANLILARIN başına geçtiği tarihlerde KİLİKYA’DA her hangi bir ERMENİ Baronluğundan bahsetmek mümkün değildi. Zira önceki KARAMAN Beyleri ve MEMLÛKLERİN yoğun saldırıları neticesinde KİLİKYA’DAKİ ERMENİ Baronluğu yıkılmıştı (1375). Ancak AKDENİZ sahilinde stratejik bir noktada olan GORİGOS (Kız Kalesi)’da KIBRIS Haçlı Krallığının nezaretinde etkinliklerini sürdürmekteydiler. II. İbrahim Bey döneminde ERMENİLER ve KIBRIS Haçlı Krallığı ile dostane ilişkiler geliştirmiştir. Zira KIBRIS Krallığı bu kaleyi kendi egemenliğine almış olup, burada yaşayan ERMENİLERİN hamiliğini üstlenmişti.  II. İbrahim Bey dönemi ERMENİLER ile münasebetleri bu kaleyle sınırlı kalmıştır.” ([21])
            “Venedikliler tarafından 14 Mart 1489’da alınan adada başta Rumlar, ERMENİLER ve özellikle de Marunîler baskılar sonucunda Yunan’laşmış bir vaziyette adanın kuzeyindeki 4 farklı Marunî köyünde adeta esir hayatı yaşarlarken Kıbrıs’ın Osmanlı devleti tarafından 1571 senesinde alınmasının ardından kelimenin tam anlamıyla özgürlük ve hürriyetin tadına varmaya başlamışlar ve ticaretten sosyal hayata kadar bu durum 1878 yılında ada İngiltere tarafından alınıncaya kadar da süregelmiştir.”
      “Bugün Rum tarafına açılan sınır durumunda olan Baf Kapısı’nı bölgede yaşayan ERMENİLERİN açmalarının ardından Osmanlı askerleri de Surlariçi bölgesine girmeye başlamışlardır. KIBRIS’A gelen Türk askerlerine karşı ERMENİLERİN gösterdiği bu yakınlık esasında önemli bir olgudur. Adanın Osmanlı tarafından alınmasının ardından yapılan nüfus sayımı ve tahririn ardından Kıbrıs’ta 14–50 yaş grubunda yaklaşık 85.000 ERMENİ, Rum, Marunî ve Kıpti erkek nüfusu olduğu belirlenmiştir. KIBRIS’A kendi rızasıyla gelen ERMENİLER haricinde Osmanlı’nın adayı Türkleştirme stratejisi kapsamında imparatorluğun farklı bölgelerinden de ERMENİLER adaya getirilmiştir.” “Konuyla ilgili olarak Ermeni hukukçu NUBAR MAKSUTYAN da çeşitli vesilelerle adada Türklerin azınlıklara gösterdiği hoşgörüyle ilgili örnekler verip “Türklerin Hıristiyanlara gösterdiği engin hoşgörüyü” vurgular.
Bunun dışında “Türklerin yabancı dinlere olan saygısını dile getirerek Türk yöneticilerin gereksinim duymadıkları Latin kiliselerini Venedik dönemindeki gibi ahır, ambar, depo vs. gibi amaçlarla kullanılmaması ve sadece dini amaçlara hizmet etmesi koşuluyla adadaki Hıristiyan toplumlara verdiğini” ifade eder. Bu bağlamda Lefkoşa’nın fethedilmesinden hemen sonra Lefkoşalı ERMENİLER, Kıbrıs Beylerbeyi Muzaffer Paşa’ya başvurarak NOTRE DAME de TYRE Kilisesinin kendilerine verilmesini talep eder. Venedikliler tarafından yıllarca tuz ambarı olarak kullanılan NOTRE DAME de TYRE Kilisesi de ERMENİLERE devredilir. Beşparmak Dağlarında bulunan SOUP MEGAR ERMENİ manastırına da fethin hemen ardından vergi bağlamında ayrıcalıklar tanınır. Konuyla ilgili olarak İngiltere Sömürgeler Bakanı Chamberlaine’in “…ERMENİLER adadaki KIBRISLI Hıristiyanlar tarafından da sevilmemektedir. Bu nedenle burada ERMENİ göçmenlerden bir koloni oluşturulması toplum tarafından olumlu karşılanmayacaktır.” sözleri yerinde bir tespittir. Bu dönemde Osmanlı idaresi özellikle adadaki farklı dilleri iyi bilen ERMENİLERDEN de istifade etmiş, bunun sonucunda ticaret, emlak alışverişi ve sosyal hayat bağlamında güzel örnekler sergilenmiştir.
KIBRIS adasın da 1571 sonrasındaki Osmanlı egemenliği özellikle ERMENİLER için hoşgörü, uzlaşı, adil yönetim dönemi olmuş, ortaya çıkan yeni yönetim modeliyle Osmanlı ile ERMENİ toplumu iyi komşuluk ilişkileri içinde yaşamaya devam etmişlerdir. Karşılıklı uyum ve hoşgörü ortamına tepki gösterenler ise adada yaşayan Rumlar olmuştur. Depremden büyük ölçüde zarar gören manastır 1811–1814 sürecinde adeta tekrar yapılır ve 1895’de de Lefkoşa’da bulunan ERMENİ Yetimler Fonu tarafından devralındıktan sonra ERMENİ çocukları için kamp haline getirilir. Bu dönem de adadaki ERMENİLER daha sonraki süreçte de olduğu üzere ticaret ve özellikle el sanatlarıyla ilgilenirler ve başta bakır ve kalay işleri ve demircilik olmak üzere farklı mesleklere yönelirler. Daha sonraki dönemde buna İRAN ERMENİLERİ tarafından ipek böcekciliği de dâhil olur. Bu dönemde özellikle başkent Lefkoşa’nın ticari kalbi olarak bilinen Büyük Han (Alanyalılar Hanı) ve Tımarcılar Hanı’nda ağırlıkla ERMENİLER çalışmaktadır.” ([22])

[1]  Prof. Dr. Ali Aksu-Emevîler ve Abbasiler Döneminde Kıbrıs
[2]  Prof. Dr. Nedim İpek-Osmanlı Döneminde Kıbrıs’ta Nüfus Göçü
[3]  Dr. Melike Karabacak- 19.Yüzyılda Kıbrıs’ta Kölelik
[4]  Dr. Öğr. Üyesi Alev DURAN- Prof. Dr. Abdulhalûk Mehmet Çay 35. Yıl Armağan Kitabı
[5]  Yrd. Doç. Dr. Davut Kılıç-Selçuklulara Kadar Anadolu’da Gregoryen Ermeni Kilisesi (451-1100)
[6]  Yrd. Doç. Dr. Güner SAĞIR- Bizans İmparatorluğu Döneminde Anadolu’da Ermeni Yerleşimleri
[7]  Dilek KIZTANIR- Ermeni Aşot Krallığı ve Bizans İle İlişkileri
[8] Sir George Hill, A History of Cyprus, Cambridge 1972, Cilt:1, s.281 (Can-Kibrisim)
[9]  Engin ÖZTÜRK-.Bizans İmparatorluğu Devrinde Anadolu’da Ermeniler (330 – 641)
[10]  Peter CHARANIS- Bizans İmparatorluğu’nda Bir Devlet Politikası Olarak Tehcir
[11]  http://users.metu.edu.tr/birten/bizans.html
[12]  Yrd. Doç. Dr. Güner SAĞIR- Bizans İmparatorluğu Döneminde Anadolu’da Ermeni Yerleşimleri
[13]  Yrd. Doç. Dr. Güner SAĞIR- Bizans İmparatorluğu Döneminde Anadolu’da Ermeni Yerleşimleri
[14]  Dilek KIZTANIR- Ermeni Aşot Krallığı ve Bizans İle İlişkileri
[15]  Yrd. Doç. Dr. Güner SAĞIR- Bizans İmparatorluğu Döneminde Anadolu’da Ermeni Yerleşimleri
[16]  Yrd. Doç. Dr. Güner SAĞIR- Bizans İmparatorluğu Döneminde Anadolu’da Ermeni Yerleşimleri
[17] Tuncer Bağışkan- Kıbrıs Tarihinde Ermeniler
[18]  Yrd. Doç. Dr. Güner SAĞIR- Bizans İmparatorluğu Döneminde Anadolu’da Ermeni Yerleşimleri
[19]  Yrd. Doç. Dr. Güner SAĞIR- Bizans İmparatorluğu Döneminde Anadolu’da Ermeni Yerleşimleri
[20]  Tuncer Bağışkan- Kıbrıs Tarihinde Ermeniler
[21]  Hasan TAŞKIRAN- TÂCEDDİN II. İBRAHİM BEY DÖNEMİNDE (1423-1464) KARAMANOĞULLARININ HRİSTİYAN DEVLETLERLE İLİŞKİLERİNİN GENEL SEYRİ
[22] Ulvi KESER- Muharrem ÖZDEMİR- Kıbrıs’ta Azınlıklar: Ermeniler, Marûniler ve Gurbetler

This entry was posted in ERMENİ SORUNU. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *