TARIM VE ORMAN BAKANI PAKDEMİRLİ’ye THK ÖĞRETİLERİ; Sanırsın THK da dış kapının dış mandalı * Milli tayyareden tırışkadan tayyareye

BU BİR ZAYTUNG HABERİ DEĞİLDİR

THK’ye güvenmediğini söyleyen Tarım ve orman Bakanı
Pakdemirli pilotluk lisansını THK’da yeniletmiş

Türk Hava Kurumu’na (THK) ait yangın söndürme uçaklarının, İzmir’deki orman yangınına müdahale etmemesi üzerine başlayan tartışma derinleşiyor. “Ben 30 yıllık pilot olarak, Türk Hava Kurumu’nun uçuşa elverişlilik sertifikalarına güvenmiyorum” diyen Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin pilotluk lisansını, geçtiğimiz yıl Türk Hava Kurumu Üniversitesi’nde yenilediği ortaya çıktı.(Sözcü- 24 Ağustos 2019)


Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU
selcantasci@gmail.com / 23 Ağustos 2019


Sanırsın THK da dış kapının dış mandalı…


Genç bile değil henüz beşikteki bir devletin mirasıdır bize Türk Hava Kurumu…

16 Şubat 1925’te, Türk Tayyare Cemiyeti adıyla kurulduğunda, daha iki yaşında bile değildi Türkiye Cumhuriyeti; 16 aylık, kendi ayakları üzerinde yeni yeni duran, ilk adımlarının heyecanını yaşayan bir bebekti.

O da, tıpkı Şeker Fabrikaları gibi, TEKEL gibi, Türk Tarih Kurumu gibi, Türk Dil Kurumu gibi, Sümerbank gibi “Atatürk’ün direktifleriyle” hayata geçirilmiş bir projeydi; bu açıdan bakınca, garip de değil aslında böyle horlanması şimdi!

Türk havacılık sanayisini kuracak ve askeri, sivil, sportif…her alanda geliştirecekti.  Kuruluşunun onuncu yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağışladığı uçak sayısı 300’ü geçmişti.

İlk Türk uçağını yapan ve o uçakla Türkiye üzerinde küçük bir tur da atan, aynı zamanda “uçak düşüren ilk tayyareci”miz (Kafkas Cephesi’nde Rus Uçağı’nı düşürmüştü) olan Vecihi Hürkuş, cemiyetin açtığı Tayyare Makinist Mektebi’nden yetişen ilk “küçük zabit”lerdendi.

Motor ve pervanesi dışındaki bütün parçaları Türk malı olan ilk uçağımız MMV-1’in prototipini üreten Selahattin Reşit Bey, cemiyetin mühendislerindendi.

Dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen, cemiyetin kurduğu Türkkuşu’nda yetişmişti. 12 Haziran 1938’e, 14 saat 20 dakikalık planör uçuşuyla dünya rekoru kıran pilot Ali Yıldız, Türkkuşu’nda öğretmendi.

19 Haziran 2004’te, bugüne kadar gökyüzünde açılan en büyük bayrakla atlayış gerçekleştirerek Guiness Rekorlar Kitabı’na giren Hakan Zengin, THK paraşüt öğretmeniydi.

Türk spor tarihindeki ilklerden birine imzasını atarak, yamaç paraşütünde dünya şampiyona olan Funda Cici, THK öğretmeniydi.

1974’te, Kıbrıs’taki Hava İndirme Harekatı’nın omurgasını oluşturanlar, kurumun yetiştirdiği paraşütçü askerlerdi; keza pilotları da önemli görevler üstlendi.

Türk Hava Kurumu hali hazırda Türkiye’nin havacılık ve uzay bilimleri alanındaki ilk ve tek ihtisas üniversitesinin ve Türkiye’nin havacılık eğitimindeki en büyük filosunun sahibi!

Velhasılı kelam…

İzmir cayır cayır yanarken neden hangarda bekletildiği tartışılan THK uçakları için “Güvenli değil” diyen Bekir Pakdemirli, “devletin bakanı” olabilir ama “Uçaklarımız uçmaya hazır” diyen THK da dış kapının dış mandalı değildir;

İlk onursal üyesi olan Atatürk’ün emanetidir ve Onursal Genel Başkanlığı da hâlâ Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları tarafından ifa edilir!

Ha bu arada Bakan Bey bilmiyordur belki; Türkiye’nin ilk motor fabrikası da, “uçaklarında motor yok” dediği THK’nın eseridir!

SORU-YORUM

Türk Hava Kurumu, “Uçaklarımız hazır, para da istemiyoruz” dediği halde, iktidar “Madem uçabiliyor, buyursunlar uçsunlar” demek yerine, “konuyu kapatmayı” tercih ediyor ısrarla? Üslup olarak bu kadar atarlı-giderli olan bir iktidar, neden bir türlü “hodri meydan” diyemiyor THK’na?

Muhalefet de bir yere kadar…

Keşke diyorum… Keşke, aynı zamanda pilot da olan Sayın Bakan “Kim istiyorsa o uçsun” demek yerine, herkesten önce kendisi havalandırsaydı “güvenli” bulduğu bir uçağı!.. Seferberliğin öncüsü olsaydı. Şehre, tabiri caizse “taziye”ye gitmek yerine, kendilerini o cayır cayır ormanların içine atmamak için zor tutan, yere göğe sığamayan, bir şey yapmak için çırpınan bölge halkıyla dayanışma içinde olduğunu gösterseydi; pilot koltuğuna oturup, sembolik de olsa bir kova(!) suyu da o dökseydi İzmir’i kül eden alevlerin üzerine…

Kahramanlaşmak gibi bir şansı varken bunu kullanamamış olması da muhalefetin suçu değil herhalde!

O zaman kim ne diyebilirdi kendisine…

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/sanirsin-thk-da-dis-kapinin-dis-mandali-53008yy.htm

Milli tayyareden tırışkadan tayyareye

23 Ağustos 2019 / Yılmaz Özdil


Mustafa Kemal “sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler halinde geri dönmelisiniz” dedi…

Cumhuriyet’in beyin takımını oluşturacak, memleketin sıfırdan inşasına temel atacak olan pırıltılı gençlerimizi yurtdışına eğitime gönderdi.

Selahattin Reşit Alan, umudumuz olan gençlerden biriydi, henüz 22 yaşındaydı, Fransa’ya gönderildi, “tayyare mühendisi” oldu.Mühendislik diplomasının yanısıra pilot brövesini de aldı, yurda döndü, Eskişehir Tayyare Fabrikası’nda işbaşı yaptı, gecesini gündüzüne kattı, ilk milli uçağımız MMV-1’i üretti.

Milli Müdafaa Vekaleti, yani Milli Savunma Bakanlığı adını taşıyan uçağımız, saatte 200 kilometre sürat yapıyor, havada 2.5 saat kalabiliyordu.Fotoğrafa iyi bakın lütfen… Genç uçak mühendisimiz Selahattin Reşit Alan, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin gururu olan milli uçağımızın gövdesine “kağnı” figürü işlemişti.

(Mustafa Kemal, Cumhuriyet ilanından hemen sonra, 1925’te Türk Tayyare Cemiyeti’ni, yani Türk Hava Kurumu’nu kurdu. Altı ay sonra Tomtaş’ı kurdu. Tayyare ve Motor Türk Anonim Şirketi’ydi.

Milli savunma bakanlığı, Türk Tayyare Cemiyeti ve Alman Junkers şirketi ortaktı. Yüzde 51’i milli savunma bakanlığımıza aitti. Selahattin Reşit Alan, işte bu dönemde, Tomtaş kurulur kurulmaz Fransa’ya gönderildi.Bir yıl sonra 1926’da, Kayseri Uçak Fabrikası’nın açılışı yapıldı. İki yıl içinde yeterli sayıda Türk personel yetişti, Almanlara gerek kalmadı, Junkers devre dışı bırakıldı, Junkers’in ortaklık payı Türk Hava Kurumu tarafından satın alındı, tamamı bizim oldu.

1932’de Eskişehir Tayyare Fabrikası kuruldu. Selahattin Reşit Alan, Eskişehir’deki fabrikada, yukarıda fotoğrafını gördüğünüz “kağnı”lı uçağı üretti.)

(Mustafa Kemal, kağnıyı Kurtuluş Savaşı’nın simgesi olarak görürdü. O tekerlekleri gıcırdayan kağnılar, aslında, Türk milletinin çektiği acıların, milli mücadele döneminde sıktığı dişin gıcırdısıydı.

Dünya askeri tarihinde sadece bizde varolan, yokluğun, çaresizliğin icadı olan “kağnı komutanlığı”na vefa borcu hissediyordu. Kadınlarımız tarafından yönetilen, öküzler tarafından çekilen o iki tekerlekli ilkel kağnılar, emperyalizmin çelik gücüne karşı, demiryoluna karşı, motorlu araçlara karşı kazanılan destansı zaferin sembolüydü.

Kağnı gibi karasaban’a da büyük saygı duyardı.“Kılıçla fetih yapanlar, sabanla fetih yapanlara yenilmeye mahkumdur” diyordu. Bu düşüncelerle kağnı ve sabanı “ulusal amblem” yaptı.

1927’de tedavüle sürülen bir liralık banknotlara… Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kağıt parasının üzerine “karasaban” koydurdu. Çalışma odasının duvarına, çalışma masasının tam karşısına, ressam Namık İsmail bey’in “Harman Dövme Sahnesi” isimli tablosunu astı. Kütüphanesinde fildişinden kağnı biblosu vardı.

1933’te Cumhuriyet’in onuncu yıl resmi geçit töreni yapıldı. Askeri birliklerin, öğrencilerin, memurların yanında, kağnılarıyla köylüler vardı. Tarihi korteje özellikle “kağnı” dahil edilmişti.)

Selahattin Reşit Alan, işte bu şuurla, genç Türkiye’nin gururu olan, Türk Hava Kurumu’na ait milli uçağımıza “kağnı” figürü çizmişti. O kağnı sayesinde eğitim alabildiğini, o kağnı sayesinde teknoloji üretebildiğini, o kağnı sayesinde gelişmiş ülkeler seviyesine çıkabileceğimizi biliyordu.

Hangi zaferi kazanırsan kazan, “kılıçla fetih yapanların, sabanla fetih yapanlara yenilmeye mahkum” olduğunu biliyordu. Kağnıyı uçağa, toprağı gökyüzüne yükseltirken, ithalat’ın değil, ancak ve ancak üretim’in kazanabileceğini sembolize ediyordu.

O kağnı…
İstikbal göklerdedir diyen, çok kısa sürede tarımsal üretimiyle “dünyada kendi kendine yetebilen ender ülkelerden biri” haline gelen, yurtsever, vizyoner, liyakat sahibi nesillerin tertemiz duygularıydı.

E şimdi bakıyoruz…
Saman ithal ederken, habire makam uçağı alan bir hükümet.Türk Hava Kurumu’nu aşağılarken, uçma garantisiyle helikopter kiralayan bir tarım bakanı.Elalem madenlerimizi götürsün diye kendi ormanlarını kendi eliyle keserken, kağnı’nın çağdaş versiyonu olan tank palet fabrikasını Arap’a veren bir zihniyet.

Değerli gençler…
Zafer Haftası’na giriyoruz.
30 Ağustos Zafer Bayramı kılıç’tan ibaret değildir.
Selahattin Reşit Alan’ın uçağındaki kağnıdır.
Akıl’dır, bilim’dir, ruh’tur.

Zafer Haftası… Kurtuluş Savaşı’nın gerçek manasını keşfetmeniz için, Türkiye’ye ve “milli şuur” kavramına kafa yormanız için fırsattır

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/milli-tayyareden-tiriskadan-tayyareye-5295670/
This entry was posted in TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *