VERECEK HESABIMIZ VAR

cumhuriyet.com.tr
03.08.2016

Erdoğan’dan ‘Terör örgütüne destek’ itirafı: Verecek hesabımız var

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in de katıldığı, Bilkent Otel’deki, “15 Temmuz Darbe Girişimi ve Din İstismarına Karşı Birlik, Dayanışma ve Gelecek Perspektifi” gündemi ile toplanacak Olağanüstü Din Şurası’nın açılışında konuştu.

Erdoğan burada yaptığı konuşmada, darbe girişiminin ardından terör örgütü ilan ettikleri Fethullah Gülen cemaatine, daha önce destek olduklarını söyleyerek “Bundan dolayı Rabbime ve milletimize verecek hesabımız var. Rabbim bizi affetsin” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

Devlet ve millet olarak bekaamızı yakından ilgilendiren bu olayın odağında yer alan FETÖ, kendisini bir dini yapı, bir cemaat, bir eğtim-öğretim hizmetinde bulunan bir yapı olarak göstermesiydi. Bu hain yapının 40 yıldır toplumumuz içinde toplumumuz içinde virüs gibi yaşayabilmesi işte bu dini değerleri öne çıkaran kimliğiyle olmuştur.

Milletimiz meşrebi ne olursa olsun, Allah diyen, peygamber diyen, hayır için çalışan herkesi, her grubu bu yapıya hüsniyye ile yaklaşmıştır. Tek parti döneminden itibaren irtica paranoyasıyla dini cemaatlerin üzerine gidildiği dönemde, bu yapı da milletimizin kolları, kanatları altında varlığını sürdürmüştür.

“RABBİM BİZİ AFFETSİN”

Özel, Demirel, Ecevit ve bizler, farklı görüşten siyasetçiler olmamıza rağmen bu yapıya destek olduk. Ben de katılmadığım pek çok yönleri olmamıza rağmen herkesim gibi yardımcı oldum. Bu kesimin de istifade etmesini sağladık. Yapının başındaki kişi üzerindeki tereddütlerimize rağmen, eğitim, yardım, dayanışma faaliyetleri için müsamaha gösterdik. Allah dedikleri için müsamaha gösterdik. Bir ortak yanımız var dedik. Aslında bu yapının bambaşka niyetleri, aracı, örtüsü olduğunu uzun süre görmedik, göremedik. Bundan dolayı Rabbime ve milletimize verecek hesabımız var. Rabbim bizi affetsin.

Bu çirkin yapının aslında nasıl siyetleri olduuğunu uzun süre görmedik, göremedik.

Asılına bakılırsa 2010 yılından itibaren bu tespiti paylaştığım üst kademe yöneticisi arkadaşlarım oldu. Tavrımız değişti. 2012 yılından sonra rezervlerimizi çok açık koymuştuk. Bu dönemde hızlanan TSK’ya yönelik operasyonlar ve davalarla ilgili ciddi şüphelerim oluştu. Uzun yıllar birlikte çalıştığım komutanlara yönelik suçlamalar beni ikna etmiyordu. Meseleyi kendi arkadaşlarımıza dahi anlatmakta güçlük çekiyorduk.

17-25 Aralık darbe girişimi bu örgütün yüzünü ortaya koyan hamle oldu. Her şey ortadayken, en başına şahsımı, altıma Binali Bey, aynı şekilde Enerji Bakanımız, aynı şekilde oğlum, birkaç tane işadamı bu örgütün çatısında görülen isimler oldu. Bunu dahi anlatırken, birçok arkadaşlarımız yine inanmıyordu. ‘Bunlar böyle şey içinde girmez. Etmeyin.’ Hala inanmayanların da olduğunu biliyorum. Hala maalesef bakıyor ama görmüyor olanları da görüyorum. Bu noktadan sonra artık şüphe dönemi bitti, mücadele dönemi başladı.

Şayet 17-25 Aralık sonrası aldığımız önlemler olmasaydı, özellikle yargıdaki önlemlerimiz olmasaydı, bu darbe girişimi TSK içindeki bir grup silahlı teröristin değil, polisin, yargının katılımıyla çok daha büyük bir tehdit olarak karşımıza çıkacaktı.

Hırsızlık kötüdür ama en büyük hırsızlık insanların dini değerlerini çalmaktır.

This entry was posted in FAŞİZM, Fetullah Gülen, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *