CUMHURİYET DÜŞMANLARININ HAYATLARI YALAN…

CUMHURİYET DÜŞMANLARININ HAYATLARI YALAN

Süleyman Çelik / scelik44@gmail.com

Atatürk devrimlerini kötülemek için, Sinan Çetin tarafından yapıldığı söylenen bu klip sosyal medyada dolaşıyor. Güya Atatürk, çok sesli müziği (gericilerin deyimiyle Gavur Müziği) benimsetmek için Türk Halk Müziğini (THM) yasaklamış!..
Halk müziği insanları hüzünlendirirken, çok sesli müzik mutlu edermiş!.. Halkı mutlu etmek için, jandarma düğün, dernek, hatta evleri basarak saz çalıp türkü söyleyenlere, zorla Mozart, Bethoven gibi çok sesli müzik sanatçılarının eserlerini çaldırmaya çalışırmış!..

Oysa Türk’ü ve Türk Dilini dışlayan/ yadsıyan Osmanlı, Türk Halk Müziğini de dışlamıştı. Ancak halkımız dilimiz gibi müziğimize de sahip çıkmış ve aşıkları/ ozanları ile yaşatıp geliştirerek yok olmasını önlemiştir.
Atatürk THM’yi, özellikle Rumeli Türkülerini, Cumhurbaşkanı iken bile yere bağdaş kurup, gözleri dolarak Selanik Türküsü söyleyecek kadar seven, bir halk çocuğu idi…
Cumhuriyet’ten sonra, ulusal kültürümüzü oluşturmak/ geliştirmek için özümüze dönüldü, bu kapsamda sanatçılar köylere giderek yöresel ezgileri derleyip notaya geçirdiler…Bunun en iyi kanıtı ve göstergesi karşıdevrimcilerin kapattığı Halk Evleri’dir; Halk Evleri’nde THM kolu vardı ve üyeleri derleme çalışmaları da yapıyorlardı…
“Müslim” filmini izleyenler görmüştür; o zamanki halk müziği sanatçılarının çoğu Halk Evlerinden yetişmiştir.  Cumhuriyet, Türk halkının hiçbir değerini yadsımadı, tersine tüm değerlerini/ kültürünü geliştirmeyi, ulusal kültürünü/ kimliğini oluşturmayı ve çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmayı amaç edindi… Bu kapsamda öz müziğine sahip çıkarken, elbette çok sesli müziğin gelişmesine de çalıştı…

İnsanlık, avucuna aldığı iki yaprağı üfleyerek ya da söğüt dalından düdük yaparak başlattığı enstrümantal müzik yaşamına, sürekli yeni sazlar ekleyerek geliştirdi ve çok sesli müziğe erişti… Uygarlık gibi çok sesli müzik de insanın bilimsel ve kültürel evriminin ürünüdür ve dolayısıyla insanlığın son uygarlığında, yani Avrupa uygarlığında* ortaya çıkmıştır.
Her uygarlık, geçmiş uygarlıkların birikimi üzerinden yükselmiştir, dolayısıyla tüm uygarlıklar insanlığın ortak kültürel mirasıdır… Avrupa uygarlığı da gökten zembille inmemiş; Sümer- Mısır’dan başlayıp, …Asur, Hitit, Urartu…, İyon, Roma ve İslam uygarlıklarının birikimleri üzerinden yükselerek oluşmuştur…
Bu bakımdan çok sesli müzik Avrupa’da başlamış, ancak ona ait veya özgü bir müzik olmayıp, ortak kültürel evriminin ürünü olarak tüm insanlığın ortak müziğidir.… Nitekim, Avrupa dışında Rusya’dan Japonya’ya, Hindistan’dan Güney Amerika’ya kadar birçok ülkede çok sesli müzik yapılmakta ve bu ülkelerde dünya çapında kompozitörler, şefler, virtüözler yetişmektedir.

Osmanlı gerileme devrine girip savaşları sürekli kaybetmeye başlayınca, bir şekilde hizmetine girmiş yabancı uzmanların önerileri doğrultusunda Ordusunda reformlar yapmaya başladı ve bu kapsamda askeri okullar açıldı. Bu okullarda, medreselerde çoktan kaldırılmış ve unutulmuş bilimsel öğretim yapılmasıyla Osmanlı Modernizmi başladı.
Kökten reform yapmaya karar veren II. Mahmut, yozlaşmış Yeniçeri Ocağı’nı kaldırıp yeni bir Ordu kurarken Mehter takımlarını da kaldırdı. Mehter takımlarının yerine, İstanbul’a davet edip “Paşa” sanı verdiği, ünlü İtalyan kompozitör Giuseppe Donizetti’ye Bando takımları kurma görevini verdi.
Mızıka-yı Hümayun adı verilen bando takımlarının yanında Saray’da müzik yapılması için de bir orkestra kuruldu.  Ardında eleman yetiştirmek amacıyla Muzıka-yi Hümâyun Okulu kuruldu. Donizetti okulda, bando, orkestra, opera, operet, koro, enstrümantal veya sözlü çok sesli müziğin bir bütün olduğunu gösteren bir program uyguladı.
II. Mahmut için Mahmudiye Marşını besteleyen Donizetti, Abdülmecid zamanında da görevini sürdürdü ve onun için de Mecidiye Marşını besteledi.  II. Mahmut, en çok okul açan padişah olmasının yanında kılık kıyafet devrimi de yapmış, etek yerine pantolon ve sarık yerine de fes giyilmesini buyurmuştur.
Bu nedenle medrese mollaları ve gericiler sevmez, “İslam’ın Halifesi” sanı da taşımasına karşın “Gavur Padişah” adını vermişlerdir!.. Buna karşılık, “Panislamist” politika uygulaması nedeniyle, II. Abdülhamid’i çok severler. Oysa Panislamizm, İngiliz sömürgesi altında yaşayan Müslümanları isyan ettirmeyi düşünen Almanların yönlendirmesiyle uygulanmaktadır.
Abdülhamid de dedesi II. Mahmut ve babası Abdülmecid gibi çok sesli müziği seviyordu… Gericiler için çok ironik olacak belki ama, Türk Müziğini Cumhuriyeti kuranlar yasaklamadı ama Abdülhamid yasakladı… Abdülhamid Yıldız Sarayı’nda, zaten yasak olan THM’nin yanında, Türk Sanat Müziğini (TSM) de yasakladı ve sadece klasik müzik çalınmasına izin verdi.
Gerekçe olarak da klipteki jandarmalar gibi, bu müziğin insanı hüzünlendirdiğini/ mutsuz ettiğini öne sürmüştür.

AKP’liler belli ki, “ceddimiz” diyerek gurur duydukları Osmanlı’nın tersine, çok sesli müzikten hoşlanmıyorlar. Osmanlı Sarayındaki Muzıka-yi Hümâyun Orkestrası, Cumhuriyet’ten sonra Ankara’ya getirtildi ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) adını aldı.
AKP’li cumhurbaşkanları, kendilerine bağlı olan CSO konserlerine hiç gitmedikleri gibi, binasını bile yıktırdılar. AKP, kökleri gene bir Osmanlı kurumu olan Dârülbedâyi’ye giden Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi’ni özelleştirmek istiyor

Öyle görülüyor ki amaç, özelleştirilen diğer Cumhuriyet kurumları gibi, bunların arasına CSO’yu da katarak tümünü kapatmak ve Osmanlı Modernizmi öncesine dönmek, yani 18.YY öncesi Osmanlısı gibi olmaktır. Askeri okulların açılmasıyla, “bir üçgenin iç açıları toplamını bilmeyecek kadar” cahil oldukları anlaşılan medrese mollaları, Osmanlı’da modernleşmeye hep karşı çıktılar ve 31 Mart 1909 Ayaklanmasıyla bunu başkaldırıya dönüştürdüler…
“15 Temmuz 2016 darbe girişimi”, bir anlamda 31 Mart’ın yenilgisinin intikamıdır… 15 Temmuz’da başkaldıranlar başarılı olamadı ama 31 Mart Ayaklanmasının amacının gerçekleşmesini sağladılar: Osmanlı’da modernizmin öncülüğünü yapan askeri okullar ve askeri hastaneler kapatıldı… CSO ve Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi kapatıldığında işlem tamamlanmış olacaktır..

Notlar :
*Son uygarlık demek, bundan sonra yeni bir uygarlık oluşturulamayacak demek değildir. Avrupa Uygarlığı, ne yazık ki üzerinde yükseldiği Aydınlanma Felsefesinden uzaklaşmış ve dünyada yaşanan tüm acıların kaynağı olmuştur. İnsanlık yeni bir uygarlık yaratarak bunu aşacaktır. Atatürk’ün, “çağdaş uygarlığın üzerine çıkmak” derken söylemek istediği buydu…
** II.Abdülhamid tiyatroyu da çok severdi; Yıldız Sarayı’nda sahnesi de olan bir küçük tiyatro salonu yaptırmıştı ve orada haremi ile birlikte temsiller izlemekte idi…
This entry was posted in ATATURK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, MUSIC, Tarih. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *