POLİTİKA GÜNDEM * ORTALIKTA PİS KOKULAR VAR * Devlette görev bitmez

Devlette görev bitmez

CUMHURİYET – Miyase İlknur – 08 Haziran 2024

Öğrendiğimize göre görüşme talebi Akşener’den gitmiş. Cumhurbaşkanına, 
“Bir maniniz yoksa size beş çayına gelmek istiyorum” demiş galiba.


Biri biter biri başlar. Tam “Görevimi tamamladım” dersin, yenisi başlar. Devlet dediysek bildiğimiz devlet değil elbette. Bu devlet, “Devlet benim” anlayışıyla devlete çökmüş başka bir örgütlü yapı. Bu örgütün, sanıldığı gibi komiteler, kurullar ve politbüro gibi organları yok. Tek kişilik bir devletten bahsediyoruz. Adı da zaten bunu kanıtlıyor: “Şahsım Devleti”


İşte “Şahsım Devleti”, kendisine hizmet edecek isim havuzunu belirler; en uygun zamanda onlara bazen tek bazen toplu olarak sefer görev emrini tebliğ eder. Klasik devlette sefer görev emri verilenler, devletin âli menfaatlerini düşünerek canları pahasına bu görevi karşılıksız yerine getirirler. “Şahsım Devleti”nde görev alanlara bedeli ne ise ödenir. Bu ödeme maddi bir ödeme olmayabilir. Bazen maddi, bazen makam vererek ödenir. Kimi zaman da o kişiyi mahkûm ya da kamuoyunda rüsva edecek dosyaların kapatılması karşılığında hizmet alınır.
Yerel seçim sonuçları gösterdi ki şahsım devleti çatırdıyor. Çöküşü engellemek için yeniden bir sefer görev emri çıkarıldı. Eskimiş ve yıpranmış görevliler bu çöküşü durduracak çapta değil. O nedenle daha önce görev almış kullanışlı elemanlar yeniden göreve çağrıldı.
Önce Abdullah Gül, ardından Meral Akşener göreve çağrıldı. Ya da tersi olabilir. Daha önce kullanılıp bir kenara atılmış bu elemanların kendileri yeniden göreve talip oldu.
2018 seçimlerinde Tayyip Erdoğan’ın karşısında cumhurbaşkanı adayı olmak için kolları sıvayan Abdullah Gül’ün geçen hafta Erdoğan’la Saray’da başbaşa üç saat görüştüğü söyleniyor. Hayırlara vesile olsun. Tahminim görüşme talebi Gül’den gitmiştir.
Olası bir erken seçimde Saadet Partisi ve FETÖ artıklarının oyuna ihtiyacı olduğu aşikâr olan Erdoğan, minnacık da olsa bir fayda görecekse Gül’le ilişkileri düzeltmek ister.
YAKINDA ÇIKAR KOKUSU
Asıl bomba önceki gün eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Saray’a çıkmasıydı. Abdullah Gül’ün adaylığına barikat kuran Akşener’in birkaç gün arayla da olsa aynı mekânda cumhurbaşkanı ile görüşmesi enteresan.
Öğrendiğimize göre görüşme talebi Akşener’den gitmiş. Özer Çiller’in cenazesinde cumhurbaşkanına, “Bir maniniz yoksa size beş çayına gelmek istiyorum” demiş galiba. Cumhurbaşkanlığı İletişim Ofisi de bunu büyük keyifle kamuoyuna duyurdu.
Eski genel başkan da olsa şu anda İYİ Parti’nin sıradan bir üyesi olan Meral Akşener, giderken genel başkanından izin istemediği, ancak ziyaretten sonra genel başkan Dervişoğlu’nu arayıp bilgilendirmiş. Bu bilgilendirme de dişe dokunur bir şey yok. Sadece Türkiye meselelerini konuştuğunu söylemiş.
Akşener eğer bu ziyareti nezaketen yaptıysa bunu açıklamada sakınca görmezdi. Ama görüşmenin içeriği hakkında bırakın kamuoyunu partisinin genel başkanına bile usulen kabataslak bir bilgi vermiş o kadar.
Geçen yıl yapılan cumhurbaşkanı seçiminde “Devlete karşı görevimi yaptım” diyen Akşener, acaba devlete görevinin bitmediğini mi düşünüyor? Görev derken de öyle söylendiği gibi İçişleri Bakanlığı, cumhurbaşkanlığı yardımcılığı ya da oğluna büyükelçilik gibi görevleri kastetmiyorum. Yani kendisinin kazanacağı bir görevlendirme olmayabilir. Zaten Akşener’in yapısına ters bir durum bu. Akşener siyasi hayatında kazanmaya değil kaybetmeye ve kaybettirmeye programlamış kendisini.
Yine birilerine kaybettirmek üzere ortaya atılmış olabilir. Madem “Bana kaybettirdiler, görürsünüz gününüzü” deyip intihar bombacısı gibi ortaya çıkmış olabilir.
Bir şeyler dönüyor ama ne?
Erdoğan, anayasayı değiştirmek için hamle yapıyor desek kendisi himmete muhtaç olan Akşener, partisine hâkim olamaz.
O halde içinde anayasa değişikliğini de içeren başka bir plan var. Yakında çıkar kokusu.
Posted in Politika ve Gundem, Uncategorized, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Rockefeller’ın Trilateral İmparatorluğu: ‘Dünya Gölge Hükümeti’ * David Rockefeller’in yeni düşünce kuruluşu, Orwell’in anlattığı gibi demokrasi kılıfı altında dünya otoriterliği gündemini ilerletmeye adanmıştı.

David Rockefeller’in yeni düşünce kuruluşu, Orwell’in anlattığı gibi
demokrasi kılıfı altında dünya otoriterliği gündemini ilerletmeye adanmıştı.


Değerli Dostlarımız,
Değerli gazeteci-yazar Hüseyin Vodinalı’nın sitesinde yayınlanan; başını Amerikalı büyük sermaye sahiplerinin çektiği, başta ABD, Avrupa ülkeleri ve Japonya olmak üzere, çokuluslu şirketlerin dünya halklarını sömürmesi üzerine inşaa ettikleri gizli örgütlenmeler hakkında F. William Engdahl tarafından yazılan makaleyi bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla,
Haluk Dural
Milli Merkez Genel Sekreteri

Rockefeller’ın Trilateral İmparatorluğu: ‘Dünya Gölge Hükümeti’

F. William Engdahl yazdı.
07/06/2024·huseyin8888

Kelimenin tam anlamıyla özenle seçilmiş çalışanlarını dünyanın dört bir yanındaki, özellikle ABD ve AB’deki önemli hükümetlere yerleştiren, gizli bir küresel düşünce kuruluşundan bahsetmek istiyorum.
Bugün Joe Biden’ın Dışişleri Bakanı Blinken, Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan ve diğer birçok önemli yetkili bu özel düşünce kuruluşunun üyeleridir.
Adı, yarım yüzyıl önce Rockefeller ailesi ve müttefikleri tarafından oluşturulan Üçlü Komisyon’dur (Trilateral Commission). Bazıları tarafından “dünyanın gölge hükümeti” olarak adlandırıldı.
Aşağıda, çalışanlarını Jimmy Carter’dan Joe Biden’a kadar her ABD Başkanının en üst pozisyonlarına yerleştirmeyi başaran, hala “belirsiz” olan bu küresel düşünce kuruluşunun olağanüstü etkisine ilişkin The Think-Tanks (Manifest Destiny) adlı kitabımdan bir bölüm ekliyorum.
2020’deki sahte sahte salgından ve şimdi de Ukrayna’daki savaştan bu yana özel kurumsal sosyal medya şirketlerinin internete ve sosyal medyaya uyguladığı amansız sansür endişe vericidir ve yalnızca Ortaçağ Engizisyonu ve 1930’ların Almanya’sındaki kitap yakma olaylarıyla karşılaştırılabilir.

Rockefeller’ın Üçlü İmparatorluğu: ‘Dünya Gölge Hükümeti’

Bilderberg Grubu’nun Mayıs 1973’te, OPEC petrol fiyatlarında %400 manipüle edilmiş bir artış kullanarak küresel bir ekonomik paradigma değişikliği yaratma girişimi, bir noktaya kadar muhteşem bir şekilde işe yaradı. Bu nokta, 1970’lerin başlarında dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olan Japonya’ydı.
Petrol şoku küresel bir dolar kıtlığı yaratmayı başardı; bu da Wall Street’in ve Arap OPEC petrol fonlarına para yatıran müttefik City of London uluslararası bankalarının beklenmedik milyarlarca dolar kar elde etmesine neden oldu.
Exxon, Mobil, Arco, Chevron, Gulf, Texaco, British Petroleum, Royal Dutch Shell ve diğer Anglo-Amerikan petrol devleri için de benzer bir beklenmedik kazanç yarattı.
Bu aynı zamanda Batı Avrupa’nın endüstriyel olarak gelişen ekonomilerinden, özellikle de Federal Almanya Cumhuriyeti ve Fransa’nın Latin Amerika, Güney Asya veya Afrika’nın gelişmekte olan ekonomilerine yönelik ekonomik yatırım beklentilerine de ciddi şekilde zarar verdi.
David Rockefeller ya da Fransız Baron Edmond de Rothschild gibi Wall Street uluslararası bankacıları için bu oldukça iyi bir sonuçtu, çünkü artık Batı Avrupa, özellikle de güçlü Alman sanayi ekonomisi gibi yükselen rakipler tarafından kendilerine meydan okunamayacaktı.
Ancak, 1973 itibariyle bir ihracat devi olarak yükselen sanayi devi Japonya, yeni ortaya çıkan Üçüncü Dünya devletleriyle tek başına hareket ederek Bilderberg’in Atlantikçi stratejisinin tamamını raydan çıkarabilirdi.
Bunu önlemek için Japon elitleri, kabul edilen ilk beyaz olmayan ulus olarak Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin “büyük başları” ile masaya oturmaya davet edilecekti.
David Rockefeller’ın Bilderberg Grubu’nun güç simsarları ve Rockefeller’in etkili uluslararası çevrelerindeki diğer adamları, 1973’te Üçlü (Trilateral) Komisyon adında yeni bir düşünce kuruluşu kurdular.
Komisyon daha sonra sıklıkla “Dünya Gölge Hükümeti” olarak anılmaya başlandı,[i] Son kırk yılda dünya siyaseti üzerindeki gizli etkisi de böyle oldu.

1973 Büyüme Paradigması Değişimi

Bilderberg’in etrafında gruplanan güçlü adamlar, 1973 yılının Mayıs ayında, güç dengesini yeniden ABD dolarına, Chase Manhattan ve Citibank’ın yanı sıra bankalara bağlı büyük petrol şirketlerine doğru çevirmek için büyük bir ekonomik şokun, bir büyüme paradigması değişiminin gerekli olduğu kararına vardılar.
Bunu yapmak için, doların artık altınla desteklenmediği bir dünyada, Bilderberg elitleri, güç dengesini tekrar Amerikan Dolar sisteminin mali çıkarlarına çevirmek amacıyla dünyadaki endüstriyel büyümeye karşı devasa bir saldırı başlatmaya karar verdiler.
Bunu yapabilmek için en değerli silahlarını, dünyadaki petrol akışının kontrolünü kullanmaya karar verdiler. Wall Street’in ve Londra City’nin önde gelen bankacıları için iç ekonomilerinin durumu pek endişe verici değildi.
Onlar, kredileri ulusal ekonomik güvenliği teşvik etmek için değil, en büyük kazanımları emmek için kullanılan asalaklardı. Aslında, daha sonra “ekonomik küreselleşme” olarak adlandırılacak olan küresel yağmalamayı kolaylaştırmak için ulus devletin yok edilmesi onların esas gündemiydi.
Mayıs 1973’te İsveç’in Saltsjöbaden kentinde yapılan Bilderberg toplantısında Chase Manhattan Bank’tan David Rockefeller, Baron Edmond de Rothschild, Standard Oil çevresindeki Rockefeller petrol grubunun bir parçası olan Atlantic Richfield Oil Co.’dan Robert O. Anderson, Rockefeller Exxon Oil Corporation’ın başkan yardımcısı E. G. Collado, British Petroleum’un yöneticisi ve İngiliz Diplomatik Servisi’nin başkanı Sir Denis Greenhill, Royal Dutch Shell’in başkanı Gerrit A. Wagner, Eurobond’ların yaratıcısı S.G. Warburg’dan Sir Eric Roll, Lehman Brothers Wall Street yatırım bankasından George Ball, yakında Başkan Carter’ın ulusal güvenlik danışmanı olacak ve David Rockefeller’in yeni Üçlü Komisyonu’nun ilk Direktörü olacak Zbigniew Brzezinski, Rockefeller ailesinin yakın bir ortağı olan İtalyan Fiat’tan Gianni Agnelli ve Almanya’dan dönemin Maliye Bakanı Helmut Schmidt davet edildi. Rockefeller’in Üçlü Komisyon grubunun kurucu üyesi ve etkili Alman Sanayi ve Ticaret Odası’nın (DIHT) başkanı Otto Wolff von Amerongen, daha sonra Helmut Kohl’ün Treuhand başkanı olacak Hamburglu Birgit Breuel, Egon Bahr (SPD), bakan, Theo Sommer, Die Zeit’ın yayıncısı ve OPEC’in petrol ambargosunu tetikleyen Ekim 1973 Yom Kippur Savaşı’nı manipüle eden ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger da davetliler arasında yer aldı. [ii]
Bilderberg’in politikası, daha doğrusu Rockefeller’in politikası, dünya petrol fiyatlarında dramatik bir artışa neden olmak için küresel bir petrol ambargosunu tetiklemekti.
1945’ten bu yana, Amerikan petrol şirketleri savaş sonrası pazara hakim olduğundan, dünya petrolü uluslararası geleneklere göre dolar cinsinden fiyatlandırılıyordu. Bu nedenle, dünya petrol fiyatındaki ani ve keskin bir artış, gerekli petrolün ödenmesi için ABD dolarına olan dünya talebinde de aynı derecede çarpıcı bir artış anlamına geliyordu.
Bilderberg’in cesur petrol fiyatı şok stratejisinde bir sorun vardı. Petrolü olmayan ülkeler, gelişmekte olan ülkelerle kendi para birimleri üzerinden ekonomik ve ticari bağlar kurma yönünde baskı altında olacak, bu da ABD dolarının dünya merkez bankası rezerv para birimi olarak rakipsiz rolünü ortadan kaldıracaktı.
Eğer bu gerçekleşirse, Washington hükümeti kronik bütçe açıklarını, yabancı ülkelere Devlet tahvili şeklinde ABD Hazine borçlarını satarak finanse edemezdi. O noktada endüstriyel gelişimi Wall Street hakimiyetine ve sarsılan dolar sistemine tehdit oluşturan iki ülke vardı.
Bunlardan biri olan Almanya, büyük ölçüde Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun içindeydi ve önemli ölçüde Bilderberg kontrolü altındaydı. Diğeri Japonya ise dolar sisteminin güvertesinde “serseri mayın” olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.
David Rockefeller, Japon sanayi ve bankacılık elitlerini “kulübe” katmak için benzersiz bir küresel gündeme sahip tamamen yeni bir düşünce kuruluşu yarattı. Bu, Avrupa’daki Rockefeller ve Bilderberg’cilerin etrafındaki çevreler açısından muhteşem bir başarı, dünyanın büyük bir kısmı için ise bir felaketti.

Rockefeller’ın Üçlü Teknokrasisi

1973 yılında David Rockefeller yeni organizasyonu kurmaya karar verdiğinde, New York Chase Manhattan Bank’ın Başkanı ve New York Federal Reserve Bank’ın yöneticisiydi.
Amerikan Yüzyılını kontrol etme vizyonunun devam etmesi ve Japonya ya da Almanya gibi yeni ortaya çıkan ülkeler tarafından tehdit edilmemesi için, küresel güç mimarisi üzerine acilen üçüncü bir ayak inşa etme ihtiyacının farkına vardı.
Bu, bir ayağı Avrupa’da, bir ayağı Kuzey Amerika’da ve üçüncüsü Japonya’da olan, Üçlü (Trilateral) Komisyon adı verilen ve yalnızca davetle üye kabul edilen gizli bir düşünce kuruluşu olacaktı.
Rockefeller’ın ilk Üçlü İcra Direktörü olarak seçtiği adam, o zamanlar Columbia Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Profesörü olan Zbigniew Brzezinski adında Cizvit eğitimi almış Polonyalı bir göçmendi. Brzezinski teknokratik ve politika odaklıydı.
1970 yılında Brzezinski, kendisini David Rockefeller’a sevdiren bir kitap yayınlamıştı ve bildirildiğine göre Rockefeller, bu kitabı sayesinde Brzezinski’yi yeni Üçlü Komisyonunun başına atamıştı.
Brzezinski’nin kitabı demokrasinin geleceğine dair tüyler ürpertici bir vizyon sunuyordu.  “İki Çağ Arasında: Technetronik Çağında Amerika’nın Rolü” başlıklı kitapta, o zamanlar Columbia Üniversitesi profesörü olan Brzezinski şunları savundu:
“Teknetronik çağı, daha kontrollü bir toplumun kademeli olarak ortaya çıkmasını içeriyor. Böyle bir toplum, geleneksel değerlerin sınırlamasından uzak bir elit kesimin hakimiyetinde olacaktır. Yakında her vatandaşın neredeyse sürekli gözetim altına alınması ve vatandaş hakkındaki en kişisel bilgileri içeren dosyaların güncel tutulması mümkün olacak. Bu dosyalar yetkililer tarafından anında geri alınabilir. … Beynin çevresel ve biyokimyasal manipülasyonu yoluyla tüm insanların davranışlarını ve entelektüel işleyişini manipüle etme araçlarına ve dolayısıyla kaçınılmaz olarak cazibeye sahip olacağımız zamanı öngörüyorum.” [iii]
Edward Snowden’ın 2013 yılında ABD Hükümeti’nin Ulusal Güvenlik İdaresi ile ilgili şok edici casusluk ve küresel gözetim ifşaatları, Snowden’ın ifşaatlarından kırk yılı aşkın bir süre önce Rockefeller çevreleri tarafından zaten tartışılıyordu.
Brzezinski, İki Çağ Arasında adlı kitabının başka bir yerinde şunu ilan etti:
“İnsanın örgütlü yaşamının temel birimi olarak ulus-devlet, temel yaratıcı güç olmaktan çıktı: Uluslararası bankalar ve çokuluslu şirketler, ulus-devletin siyasi kavramlarının ilerlemesini çok farklı terimlerle yönetiyor ve planlıyorlar.” [iv]
David Rockefeller ile onun Bilderberg ve Üçlü Komisyon çevrelerinin ortaya çıkarmayı amaçladığı küreselleşme gündemi tam olarak buydu: Ulusal kültürlerin, ulusal hukukun üstünlüğünün, ulusal savunmanın yok edilmesi ve bunun yerine en büyük küresel bankalar ve şirketler tarafından kontrol edilen uluslarüstü kurumların dayatılması.  Mussolini’nin İtalya’sında 1920’ler ve 1930’larda bu, Korporatizm ya da İtalyan Faşizmi olarak biliniyordu.
Rockefeller Üçlü versiyonu, sıradan vatandaşların Brüksel’de, Cenevre’de veya başka yerlerde oturan meçhul (Rockefeller tarafından atanmış) bürokratlar lehine hayatları üzerindeki her türlü kontrolü kaybettiği bir tür küresel korporatizm veya küresel faşizm olacaktır.

Seçenlerin seçilmesi

Rockefeller, Brzezinski’den sekiz seçilmiş kişiden oluşan bir komiteye başkanlık etmesini ve bu komitenin daha sonra Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya’dan yaklaşık üç yüz etkili önde gelen kişiyi aday göstermesini istedi. Çok elit, çok özel bir kulüp olacaktı. Yeni Japon üyelerin seçiminden sorumlu olan bu sekiz kişi;
Yakın zamanda ABD’nin Tokyo Büyükelçisi olarak görev yapmış Harvard Üniversitesi’nden Japonya uzmanı Edwin Reischauer, McCloy için Batı Almanya’da hukuk danışmanı olarak çalışan ve daha sonra CIA Ulusal İstihbarat Direktörü olarak görev yapan John J. McCloy’un sırdaşı Robert Bowie, Rockefeller Üçlü Komisyon’un entelektüel çerçevesini oluşturanlardan biri olarak kabul edilen ve o zamanlar Columbia profesörü olan Brzezinski’yi, bakanlığın düşünce kuruluşu olan Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Konseyi’ne katılması için işe alan Henry Owen, Salt-I silahsızlanma müzakerecisi ve Rockefeller’ın kayınpederi Gerard Smith, BM Büyükelçisi olan eski Pensilvanya Valisi William Scranton, David Rockefeller’in Harvard Üniversitesi’ndeki eski oda arkadaşı ve Dış İlişkiler Konseyi’nin önde gelen üyesi George S. Franklin, siyasi açıdan etkili Wilmer, Cutler ve Pickering isimli Washington hukuk firmasının kurucusu Marshall Hornblower ile Hollanda Kraliçesi Wilhelmina’nın özel sekreteri olan ve Savaştan sonra Hollanda Schuman Planı heyetinin Başkan Yardımcısı olan Hollandalı Max Kohnstamm idi.
Kohnstamm, Avrupa’daki Üçlü Komisyon’un ilk başkanı ve aynı zamanda Bilderberg grubunun yöneticisi oldu. [v]
Bu sekiz kişilik grup, David Rockefeller ile birlikte modern tarihin en güçlü ve en gizli entrikalarından birini oluşturdu. Trilateral Komisyon, Japonya ve Asya’yı kendi seçici “kulüplerine” entegre ederek, kız kardeşi Bilderberg Grubu’nun etkisini büyük ölçüde artırdı.
Seçtikleri Üçlü Komisyon kurucu üyeleri arasında; ABD’den Alan Greenspan, Paul Volcker, Çelik İşçileri Sendikası başkanı I.W. Abel; Coca Cola CEO’su J. Paul Austin; Dışişleri Bakanlığı ve Bilderberg üyesi George W. Ball, Robert R. Bowie, Harold Brown, Zbigniew Brzezinski, Jimmy Carter, Warren Christopher, Bank of America başkanı A.W. Clausen, Time-Life’tan Hedley W. Donovan ve elbette David Rockefeller vardı.
Avrupalı kurucular arasında Belçikalı bankacı Baron Leon Lambert, Fransa Başbakanı Raymond Barre, bankacı Baron Edmond de Rothschild, Britanya’nın Baring bankacılık hanedanından Cromer Kontu, Londralı bankacı, Ipsden’li Lord Roll, SG Warburg bankasının başkanı ve Bank of England’ın yöneticisi, FIAT’tan Gianni Agnelli,Hollandalı Max Kohnstamm ve Rothschild bağlantılı Royal Dutch Shell petrol grubunun başkanı John Loudon vardı. [vi]
En hafif deyimle, etkileyici güç simsarlarından oluşan bir düşünce kuruluşuydu. Aynı zamanda oldukça gizliydi. Arşivleri ilgili toplantının sona ermesinden sonraki on altı yıl boyunca mühürlenecek ve yalnızca seçilen araştırmacılara gösterilecekti.

Üçlü ‘Demokrasi Krizi’

Yeni Üçlü Komisyon düşünce kuruluşunun ilk projelerinden biri, “Demokrasi Krizi” olarak adlandırdıkları durumla başa çıkmak için stratejiler geliştirmekti. Örgüt, 1975 yılındaki ikinci Yıllık Toplantısında “Demokrasinin Krizi” başlıklı bir rapor yayınladı.
Rapor, “krizin” Amerika Birleşik Devletleri, Batı Avrupa ve Japonya’nın fazla demokratik olması veya vatandaşlarına karşı çok duyarlı olmasından kaynaklandığını ileri sürüyordu; aslında gerçek de buydu.
Daha ziyade, dünyanın önde gelen üç gelişmiş sanayi ekonomisinin fazla demokratik hale geldiğini savundular. Şöyle yazdılar: “Siyasi demokrasi, bugünkü haliyle Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya’nın sanayileşmiş ülkeleri için geçerli bir yönetim biçimi midir?”
Yazarlar uyardı:
“Şu anda, demokrasinin yolsuzluğundan, materyalizminden ve verimsizliğinden ve demokratik hükümetin ‘tekelci kapitalizme’ boyun eğmesinden tiksindiklerini ileri süren aydınlar ve ilgili gruplardan önemli bir meydan okuma geliyor. ‘Düşmanca bir kültürün gelişimi’ sözü öğrencileri, akademisyenleri ve medyayı etkiledi… Aslında bir sistem ne kadar demokratikse, içsel tehditlerle tehlikeye girme olasılığı da o kadar yüksektir. Bu anlamda içsel zorluklar dışsal zorluklardan daha ciddidir.” [vii]
Üçlü Komisyon’un Demokrasi Krizi raporu, Rockefeller’in yeni seçkin Üçlü düşünce kuruluşunun üç üyesi tarafından yazılmıştır: Fransız sosyolog ichel Crozier, daha sonra İslam ile Hıristiyan Batı arasında öngörülen küresel çatışmaya odaklanan tartışmalı Medeniyetler Çatışması kitabını yazan Harvard Profesörü Samuel P. Huntington ve Üçlü Komisyon adına Japonya’dan Joji Watanuki.
Trilateral Raporu, savaş sonrası endüstriyel demokrasilerde, aşağı yukarı sonraki on yıllarda ortaya çıkan yeni bir totaliterliğe doğru büyük bir paradigma değişikliğine yönelik bir çağrıydı. Raporda, ABD, Avrupa ve Japonya’nın, özellikle de ABD’nin yönetim sorunlarının “aşırı demokrasiden kaynaklandığı” ifade edildi.
“Merkezi hükümet kurumlarının prestijini ve otoritesini yeniden tesis etmeye” yönelik adımlar atılması çağrısında bulundular. [viii]
1970’lerden günümüze kadar hükümetin dönüşümü için bir tür politika planı haline gelen Üçlü raporun bir bölümünde Huntington, eleştirmen Noam Chomsky’nin, kralların ve lordların kölelere, serflere ve toprak sahiplerine hükmettiği feodal bir siyasi düzene dönüş olarak nitelendirdiği şeyi savunuyordu.
“Güç ve özgürlük, otorite ve demokrasi, hükümet ve toplum arasında uygun bir denge kurulması talep edilir. Aşırı dalgalanmalar ya çok fazla hükümete ya da çok az otoriteye neden olabilir.” [ix]
Önemli bir şekilde, Huntington ve Rockefeller’in Üçlü Komisyonu çevrelerinin 1970’lerde korktuğu en büyük tehditlerden biri, gücü giderek artan ulusal Amerikan medyasıydı.
Huntington şunu gözlemledi: “Truman, nispeten az sayıda Wall Street avukatı ve bankacısının işbirliğiyle ülkeyi yönetmeyi başarmıştı” bu, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyasi gücün gerçeklerinin ender görülen bir kabulüdür.
Ancak Huntington, 1960’ların ortalarına gelindiğinde, hükümetin küçük bir güç çevresi tarafından sıkı kontrolünün artık mümkün olmadığını, çünkü “toplumdaki güç kaynaklarının muazzam bir şekilde çeşitlendiğini, en dikkate değer yeni güç kaynağının” medya olduğunu açıkladı.[X]
Pentagon Belgelerinin New York Times’a sızmasının hararetli bir tartışmayı ateşlediği Vietnam Savaşı zamanıydı. Bu tartışma medyaya giderek daha fazla yansıyordu ve bu, çoğu kişinin sağlıklı olarak değerlendireceği bir şeydi. Ancak Üçlü Komisyon çevrelerinin değil.
Tomás de Torquemada’nın ve 15. Yüzyıl İspanyol Engizisyonu’nun baş gerici geleneğini onurlandıran bir açıklamada Huntington, “demokrasinin yönetilebilirliğine yönelik ikinci bir tehdidin, nüfustaki önceden pasif veya örgütsüz gruplar tarafından oluşturulduğu” uyarısında bulundu.
“..Siyahlar, Kızılderililer, Chicano’lar, beyaz etnik gruplar, öğrenciler ve kadınlar – hepsi eylemden ve ödüllerden kendilerine uygun düşen payı elde etmek için yeni yollarla örgütlendi ve harekete geçti.”[xi]
Son olarak Huntington, “demokrasinin yolsuzluğundan, materyalizminden ve verimsizliğinden ve demokratik hükümetin ‘tekelci kapitalizme boyun eğmesinden tiksindiklerini ileri süren aydınlar ve ilgili grupların” oluşturduğu bir başka tehdit konusunda uyardı. [xii]
Entelektüelin iki kutupsal farklı çeşidini tanımladı. Bunlardan birincisi, iktidara sorgusuz sualsiz itaat etmeleri ve sosyal yönetimdeki hizmetleri nedeniyle takdir edilmesi gereken “teknokratik ve politika odaklı entelektüeller” olarak adlandırdığı kişilerdi.
Diğer tipe ise “değer odaklı entelektüeller” adını verdi. Onlar küçümsenmeli ve korkulmalıdır çünkü “yerleşik kurumların maskesini düşürerek ve meşruiyetini ortadan kaldırarak” yerleşik düzene meydan okuyorlardı. [xiii]
Bunlar, Üçlü Komisyon’un yeni bir tür “sapkınlık” olduğunu, her bakımdan İspanyol Engizisyonu kadar tehlikeli olduğunu savunuyordu. David Rockefeller’in yeni düşünce kuruluşu, Orwell’in anlattığı gibi demokrasi kılıfı altında dünya otoriterliği gündemini ilerletmeye adanmıştı.

Üçlü Başkan

Yeni Üçlü grubun amacı, Batı Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya’dan (dünyanın sanayi devleri) çok uluslu şirket yöneticilerini, politikacıları ve birkaç uysal ama etkili sendika liderini, politika yapıcı bir ittifak halinde bir araya getirmekti.
Kurumsal ve finansal güçlerini modası geçmiş olarak gördükleri ulusal sınırların ötesine taşıyacak dünya politikalarını dikte ediyorlardı. Planlarının ilk adımı ABD başkanlığının kontrolünü ele geçirmekti. Üçlü Komisyon etkisini göstermek için hiç vakit kaybetmedi.
Kuruluşundan bir yıl sonra, 1975 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde düzenlenen Üçlü Komisyon yıllık toplantısında Rockefeller ve Brzezinski, Jimmy Carter adında az tanınan Georgialı fıstık çiftçisini valiliğe davet etti.
Carter, bir yıl önce Brzezinski tarafından Üçlü’nün kurucu üyesi olması için davet edilmişti ve şimdi diğerleri, muazzam nüfuzlarının onu Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk Trilateral/Üçlü Başkanı yapmak için kullanıp kullanmayacağına karar vereceklerdi.
Carter’ın Üçlü Komisyon üyeliği, sahip olduğu tek dış politika deneyimiydi ve bu onu Brzezinski’ye ve Üçlü Komisyonun içindeki diğer kişilere bağımlı kılıyordu. Gerçek Amerikan demokrasisi yerine sahtesi konuyordu.
Güç komisyoncuları özel olarak toplantı yaparak karara vardılar ve herşeyden habersiz Amerikalı seçmenlerin nasıl manipüle edildikleri hakkında hiçbir fikri yoktu. Rockefeller Üçlü Grubu’nun, Georgia’daki tanınmamış fıstık çiftçisini dünyanın en güçlü ulusunun Başkanı yapmasındaki rolü, halktan gizli çalışmasında yatıyordu.
ABD ana akım medyası bundan neredeyse hiç bahsetmedi.
Ancak Carter Ocak 1976’da göreve başladığında kabinesinin neredeyse tamamı Rockefeller’in Üçlü Komisyonu saflarından oluşuyordu ve öyle şaşırtıcı derecedeydi ki, Washington’daki bazı kişiler buna “Rockefeller Başkanlığı” adını verdiler.

Carter Yönetimindeki üçlüler şunları içeriyordu:

Jimmy Carter (Başkan), Walter F. Mondale (Başkan Yardımcısı), Cyrus Vance (Dışişleri Bakanı, CFR’nin ilk Başkanı olan J.P. Morgan bankasının John W. Davis’in yeğeni, W. Michael Blumenthal (Hazine Bakanı), Harold Brown (Savunma Bakanı), Zbigniew Brzezinski (Ulusal Güvenlik Danışmanı), Andrew Young (Birleşmiş Milletler Büyükelçisi), Paul A. Volcker (Federal Rezerv Kurulu Başkanı), Sol Linowitz (Panama Kanalı Anlaşmaları Başmüzakereci/Orta Doğu Elçisi), John C. Sawhill (Enerji Bakan Yardımcısı), Hedley Donovan (Başkanın Özel Asistanı), Lloyd N. Cutler (Başkanın Danışmanı), Gerald C. Smith (Nükleer Enerji Müzakereleri Büyük Elçisi, Richard N. Gardner (İtalya Büyükelçisi), Elliot L. Richardson (BM Deniz Hukuku Konferansı Delegesi), Henry Owen (Ekonomik Danışman), Warren Christopher (Dışişleri Bakan Yardımcısı), Paul C. Warnke (Silah Kontrolü ve Silahsızlanma Dairesi Direktörü), Richard N. Cooper (Ekonomik İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı), Lucy Wilson Benson (Güvenlik İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı), Anthony Solomon (Para İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı, Robert R. Bowie (CIA Direktör Yardımcısı), W. Anthony Lake (Politika Planlamadan Sorumlu Dışişleri Müsteşarı), Richard Holbrooke (Doğu Asya ve Pasifik İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı), C. Fred Bergsten (Uluslararası İşlerden Sorumlu Hazine Müsteşar Yardımcısı), Leslie Gelb (Siyasi-Askeri İşler Bürosu Direktörü ve daha sonra CFR Başkanı), Theordore C. Sorenson (Merkezi İstihbarat Teşkilatı Direktörü), Richard Moose (Afrika İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı), Brock Adams (Ulaştırma Bakanı), Leonard Woodcock (ABD’nin Pekin Büyükelçisi), Joseph Califano (Sağlık, Eğitim ve Refah Bakanı). [xiv]
Rockefeller’ın Trilateral’lerinin görevlendirilmediği önemli bir ABD Hükümeti makamı neredeyse yoktu. Medyada gizli Rockefeller darbesinden bahsedilen nadir yerlerden biri, aslında bir seks dergisi olan Penthouse olacaktı!
Craig S. Karpel’in Kasım 1977’de Penthouse dergisinde yazdığı, “Cartergate: Demokrasinin Ölümü” başlıklı bir makalede şunlar anlatıldı:
“Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlığı ve federal hükümetin kilit kabine departmanları, Amerika Birleşik Devletleri’nin iç çıkarlarını çok uluslu bankaların uluslararası çıkarlarına tabi kılmaya adanmış özel bir kuruluş tarafından devralındı ve Üçlü Komisyonun Carter Yönetimine hakim olduğunu söylemek haksızlık olur; Carter Yönetiminin Üçlü Komisyonun bizzat kendisi olduğunu söylemek daha doğrudur.” [xv]
Washington Post veya New York Times gibi ana akım medya, Carter’ın görev süresi boyunca Trilateral’lerin şok edici hakimiyetinden hiç bahsetmedi. Merhum İngiliz tarihçi Antony Sutton, David Rockefeller’ın öne sürdüğü asil kamu hizmeti hedeflerinden çok uzakta olduğunu yazdı.
Sutton, Üçlü Komisyon’u “ABD Anayasasını ve demokratik siyasi süreci reddeden; Amaçları, ‘kamu hizmeti’ kisvesi altında dünyanın zenginliğini kendi kullanımları için elde etmek ve sonuçta kendilerinin kontrol edeceği tek dünya totaliter hükümetini hedefleyen bir oluşum” olarak tanımladı. [xvi]
Vizyonları, kontrolün kendilerinde olduğu ve toplumun daha büyük kısmının ödeme yapan sosyal borçlu olduğu bir tür bankacı sosyalizmiydi. Carter’dan bu yana ABD Hükümeti’nin tüm önemli dış ve ekonomi politikası görevleri bir Trilateral üyesi tarafından yürütülüyor.
Ronald Reagan olmasa da, Başkan Yardımcısı ve daha sonra Başkan olan George H.W. Bush, Bill Clinton ve Clinton’un iki Dışişleri Bakanı Madeline Albright ve Warren Christopher gibi Trilateral üyesiydi.
George W. Bush’un 2000-2008 yılları arasındaki Başkanlığı sırasında, Üçlüler arasında Richard B. Cheney (Başkan Yardımcısı), Robert B. Zoellick, Brent Scowcroft, Henry A. Kissinger, Stephen J. Friedman, Bush’un 2003’teki Irak işgalinin neo-muhafazakar mimarı Richard N. Perle, Colin L. Powell (Dışişleri Bakanı) ve Donald H. Rumsfeld (Savunma Bakanı) vardı.[xvii]
Illinois’de az tanınan bir Demokrat olan ve ilk Afro-Amerikan Başkanı olan ABD Senatörü Barack Obama da bir istisna değildi. “Değişim” vaat eden kampanyasına rağmen tahtın arkasındaki güçlerde hiçbir değişiklik olmadı.
Carter gibi Obama da Üçlü Komisyon’un kilit üyeleri, en önemlisi Zbigniew Brzezinski tarafından Başkanlığa hazırlandı.
Obama Üçlü Komisyonu üyeleri arasında Hazine Bakanı Tim Geithner, Birleşmiş Milletler Büyükelçisi ve daha sonra Güvenlik Danışmanı Susan Rice, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Orgeneral James L. Jones, Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Thomas Donilon, Ekonomik İyileşme Komitesi Başkanı Paul Volker, Ulusal İstihbarat Direktörü Amiral Dennis C. Blair, Asya ve Pasifik Dışişleri Bakan Yardımcısı Kurt M. Campbell, Dışişleri Bakan Yardımcısı James Steinberg, Dışişleri Bakanlığı Özel Temsilcisi Richard Haass, Dışişleri Bakanlığı Özel Temsilcisi Dennis Ross, Dışişleri Bakanlığı Özel Temsilcisi Richard Holbrooke vardı.[xviii]
Gizli özel iş gücü ve hükümetin grupla birleşimi devasa çıkar çatışmalarına kapı açtı.  Bunun bir örneği, Obama yönetiminin ilk dönemlerinde Chrysler Corporation’ın iflas etmesiydi.
İtalyan otomobil üreticisi Fiat’ın Chrysler’i devralmasına hemen karar verildi. Anlaşma, Üçlü Komisyon üyesi Hazine Bakanı Timothy Geithner tarafından düzenlendi. Fiat’ın başkanı Luca di Montezemolo da Trilateral üyelerden biriydi bu, ABD Kongresi ve ABD medyasının görmezden gelmeyi seçtiği bir şeydi. [xix]

Trilateral Almanya mı?

Almanya’daki Üçlü Komisyon vakası, David Rockefeller’in Alman dış ve iç politikalarını nasıl etkilediğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Rockefeller’ın Üçlü Komisyonu kuruluşundan bu yana son derece etkili Almanları içeriyordu.
Tipik olarak, hem Almanya’daki muhafazakar CDU/CSU’daki hem de Sosyal Demokrat SPD’deki kilit aktörleri seçiyorlardı bu, parti ayrımlarının temel Alman dış ve iç politikaları açısından ne kadar anlamsız hale geldiğinin bir göstergesiydi.
Emeklilik yardımlarının geri alınması, sağlık sigortası kapsamı, savaştan sonra Ludwig Erhard başkanlığında kurulan sosyal refah modeli ve sendikaların zayıflaması, bunların hepsi Üçlü Komisyon’un ulus devletin savunmasını aşındırmaya ve temel devlet işlevlerini özelleştirmeye yönelik gündeminin bir parçasıydı.
Temel amaç, Üçlü Komisyon veya Bilderberg Grubu’nun üyelik listelerinde temsil edilen aynı şirketler olan seçkin çokuluslu şirketlerin ülkeyi yağmalamasına izin vermekti.  Komisyon, bir başkan ve iki başkan yardımcısından oluşan, Berlin merkezli resmi bir Sekretaryası olan ve kendi deyimiyle Üçlü/Trilateral Komisyon Alman Grubu’na sahipti.
2014 yılında Üçlü Alman Grubuna, Alman Federal Meclisi CDU/CSO fraksiyonunun Başkan Vekili olarak etkili bir görevde bulunan Dr. Michael Fuchs (MdB) başkanlık etti.  Kendisi Alman Toptancı ve Dış Ticaret Federasyonu’nun (BGA) eski Başkanıydı.
Fuchs, yalnızca Alman Grubu Başkanı ve Avrupa Grubu Başkan Vekili olarak değil, aynı zamanda küresel Üçlü Komisyon İcra Komitesi üyesi olarak da hareket eden önemli bir Trilateral figürdü.
2013 yılında Alman Stern dergisi, Fuchs’un, MI6 İngiliz istihbaratının birkaç eski üyesi tarafından kurulan özel bir istihbarat firması olan Hakluyt & Company’den düzenli ödeme kabul ettiğini ortaya çıkardı.
Hakluyt’un kurucuları, “ülke için yaptıklarını sanayi için de yapmayı” hedeflediklerini belirtti. Hangi ülke veya hangi sanayi olduğunu ise söylemiyorlar. Fuchs’un 2008’den beri Hakluyt maaş bordrosunda olduğu ortaya çıktı. [xx]
Fuchs, Üçlü Alman Grubu Sekreterliğine, CDU/CSU’nun Sosyal Demokrat koalisyon ortağı SPD’den Başkan Yardımcısı Edelgard Bulmahn (MdB) katıldı.
Eskiden Federal Eğitim Bakanı olan Buhlman, Üçlü görevlerinin yanı sıra, daha sonra inceleyeceğimiz ABD merkezli Atlantik-Brücke düşünce kuruluşunun Başkan Yardımcısı ve Brüksel Avrupa Politika Çalışmaları Merkezi’nin Yönetim Kurulu üyesiydi.
Üçlü Alman Grubu liderliğini tamamlayan Dr.h.c. Heinrich Weiss, Alman Grubu Başkan Yardımcısı ve Üçlü Komisyon İcra Komitesi Üyesi.
Weiss, Alman büyük endüstrisinin etkili BDI derneğinin ve New York CFR’nin Alman kardeşi Präsidium der Deutschen Gesellschaft für Auswärtige Politik’in eski Başkanıydı.[xxi]
Yalnızca davetle kabul edilen 2014 Alman Üçlü Komisyon üyeleri arasında, Almanya’nın siyasi ve bankacılık seçkinlerinin önde gelen isimleri de, özellikle de Bilderberg Grubu faaliyetlerinde öncü bir rol oynayan Deutsche Bank’tan isimler yer alıyordu.
Alman Üçlüleri arasında Daimler AG Denetleme Kurulu Başkanı Manfred Bischoff, Denetim Kurulu Başkanı Franz Fehrenbach, Deutsche Bank AG Eş CEO’su Robert Bosch, Alman Bankacılık Birliği (BDB) Başkanı Jürgen Fitschen, Frankfurter Allgemeine Zeitung Dış Politika Editörü Klaus-Dieter Frankenberger, Allianz SE’den Wolfgang Ischinger vardı. Ischinger aynı zamanda Münih Güvenlik Konferansı Başkanı, Almanya’nın eski ABD ve Birleşik Krallık Büyükelçisi idi.
Alman Üçlüleri arasında ayrıca Siemens AG’nin CEO’su Joe Kaeser, DZ Bank’ın CEO’su Wolfgang Kirsch, Atlantic-Brücke Başkanı Friedrich Merz, Berlin Commerzbank Yönetim Kurulu Başkanı Klaus-Peter Müller, Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) Başkanı ve Alman Sanayileri Federasyonu Başkan Yardımcısı ve Oetker Holding Genel Müdürü Dr. Arend Oetker, Alman Federal Meclisi Üyesi ve Helmut Kohl Bilimsel Araştırma Bakanı Heinz Riesenhuber, Almanya’nın eski Çin Büyükelçisi ve BMW Vakfı Herbert Quandt Yönetim Kurulu Başkanı Michael Schaefer vardı.
Listede ayrıca Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA) Başkanı ve Riesenhuber’den sonra eski CDU Araştırma ve Teknoloji Bakanı Matthias Wissmann da yer alıyor.

Üçlü/Trilateral Avrupa mı?

Alman Üçlü Grubu, Avrupa çapındaki Üçlü üyelere bakıldığında daha büyük bir politik önemi üstlenmektedir. Bilmeniz gereken ve önemli olan, bunun demokratik, gönüllü bir dernek olan Üçlü Komisyon olmadığıdır.
Dünya çapında Üçlü Komisyondaki hiçbir pozisyon demokratik olarak seçilmemiştir.  Hepsi komite tarafından seçiliyor ve komitenin fahri başkanı hala David Rockefeller’dır (2017’de öldü, Engdahl’ın kitabı 2018’de yayımlandı. Muhtemelen yazılırken hala hayattaydı. HV). Aynı durum Avrupalı üyelerin yanı sıra Alman üyeler için de geçerlidir.
AB’deki her ulusun yanı sıra Norveç ve şimdi de Sırbistan’ın Alman Grubuna benzer ulusal gruplara sahip olduğu Avrupa Üçlü Komisyonu’nun genel merkezi Paris’te bulunuyor.
Avrupa Üçlü Başkanı, Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı Jean-Claude Trichet’tir.
Başkan Yardımcısı, Çek eski bakanı ve Orta ve Doğu Avrupa’da Goldman Sachs’ın uluslararası danışmanı Vladimir Dlouhy’dir.
İkinci Avrupa Başkan Yardımcısı yukarıda adı geçen Alman Michael Fuchs’tur.
2014’ün sonundaki Avrupa Üçlü üye listesi merkez bankacılığı, sanayi ve siyasetteki tüm önemli politika yapıcıları içeriyordu.
2014 resmi Avrupa Üçlü Komisyon üyeliğinde yukarıdaki isimlere ek olarak, yine yalnızca davetle dahil olanlar da vardı: Polonya Ulusal Bankası Başkanı ve eski üst düzey IMF yetkilisi Marek Belka, Shell Hollanda Başkanı Dick Benschop, İsveç eski Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Danske Bank CEO’su Thomas Borgen, UBS Yatırım Bankası Birleşik Krallık eski Başkan Yardımcısı Spennithorne’lu Lord Brittan, Fransa Cumhurbaşkanlığı’nın AB Terörizmin Finansmanı Takip Programı (TFTP/SWIFT) Temsilcisi Jean-Louis Bruguière, eski İrlanda Başbakanı John Bruton, Avrupa Komisyonu’nun Amerika Birleşik Devletleri Delegasyonu Başkanı Luc Coene, Devlet Bakanı, Vali, Belçika Ulusal Bankası, BP Genel Müdürü Iain Conn, Aspen Institute Italia Marta Dassù, Londra Financial Times Caroline Daniel, eski İtalya Savunma Bakanı ve NATO Askeri Komitesi eski Başkanı Amiral Giampaolo Di Paola gibiler.
2014 Avrupa Üçlü üyeleri arasında Rabobank Nederland Yönetim Kurulu Başkanı Wiebe Draijer, Genel Müdür Karsten Dybvad, Danimarka Sanayi Konfederasyonu Başkan John Elkann, Fiat Grubu, İtalya; Annemiek M. Fentener van Vlissingen, Denetim Kurulu Başkanı, SHV Holdings N.V., Utrecht; Franz Fischler eski AB Tarım Komiseri (1995-2004) burada AB tarımının küreselleşmesinde kilit bir rol oynadı; Louise Fresco, Unilever yönetim kurulu üyesi; NATO Genel Sekreter Yardımcısı Kolinda Grabar Kitarović; Simon Henry, CFO, Royal Dutch Shell, Londra; Klaas Knot, Hollanda Merkez Bankası Başkanı; BNP Paribas Yönetim Kurulu Başkanı Danışmanı Jean Lemierre; Bank of Finland Yönetim Kurulu Başkanı Erkki Liikanen; David Miliband, CEO, Uluslararası Kurtarma Komitesi ve eski Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı; Mario Monti, eski AB Komiseri ve İtalya Başbakanı; Avusturya Ulusal Bankası Başkanı Ewald Nowotny; Yunan Merkez Bankası eski başkanı ve Avrupa Merkez Bankası başkan yardımcısı Lucas Papademos, 2001’deki Yunan krizi sırasında IMF’nin acımasız kemer sıkma politikalarını dayatmak için Yunan hükümetinin başına getirilmeden önce.
Ayrıca, Londra’daki Goldman Sachs International Yönetim Kurulu Başkanı ve DTÖ eski Genel Direktörü Peter Sutherland, Investor AB Başkanı İsveçli Peter Wallenberg Jr., N.M. Rothschild Kıdemli Danışmanı Panagis Vourloumis, Royal Dutch Shell Başkan Yardımcısı Hans Wijers. [xxiii]

‘Dünya Gölge Hükümeti’

Avrupa Üçlü Komisyon elitinin özenle seçilmiş bu üyelerinin etkisi göz önüne alındığında, David Rockefeller’ın ABD Üçlü Birliği’nin önde gelen üyeleri ve Asya Üçlü Üyeliği ile birleştiğinde, bu büyük ölçüde görünmez düşünce kuruluşunun “Dünya Gölge Hükümeti” olarak adlandırılması pek de şaşırtıcı değil. [xxiii]
Eski Alman Savunma Bakanlığı yetkilisi ve eski NATO Genel Sekreteri Manfred Werner’in danışmanı Dr. Johannes B. Koeppl, 11 Eylül’ün ve George W. Bush’un Teröre Karşı Savaş ilanının hemen ardından 2001’de verdiği bir röportajda şunları söyledi:
“Bush’un arkasındaki çıkar grupları CFR, Üçlü Komisyon ve Bilderberger Grubu gibi yönetimler önümüzdeki beş yıl içinde açık dünya diktatörlüğünü uygulamaya hazırlanıyor ve şimdi artık teröristlere karşı savaşmıyorlar, yurttaşlara (sıradan insanlara) karşı savaşıyorlar.” [xxiv]
NATO’daki üst düzey görevi sırasında Koeppl sık sık Washington’a gitti ve John J. McCloy, ekonomist Milton Friedman ve Beyaz Saray yetkilileri gibi Rockefeller’in etkili isimleriyle tanıştı.
Kabaldan kopup halka açılmadan önce sık sık Üçlü Komisyon’un çeşitli toplantılarına ve bir Bilderberg toplantısına konuşmaya davet edildi.[xxv]
1983’te Koeppl, Newsweek’te ve başka yerlerde yayınlanan köşe yazıları aracılığıyla, Üçlü Komisyon’un Brzezinski ve CFR’nin küresel bir diktatörlük dayatma çabasının parçası olduğu konusunda uyardı:
“Uğraştığım bir suç toplumuydu. Sözde saygın yayınlarda artık yayın yapmam mümkün değildi. Otuz yıllık siyaset kariyerim sona erdi. Batı dünyasının insanları iyi tüketici olmak üzere eğitildi; paraya, spor arabalara, güzelliğe, tüketim mallarına odaklanmalıydılar. İnsanlarda karakter aramak üzere eğitilmediler… 1983-1984’te bu insanlar tarafından dünya hükümetlerinin ele geçirilmesi konusunda uyarıda bulundum. Gerçek demokrasileri yıkmak için seçilen liderler, karakterlerine göre değil, seçkinler tarafından yönetilen ve kendilerini güçlerini korumaya adamış bir ekonomik sisteme olan bağlılıklarına göre seçiliyordu. Şu anda sahip olduğumuz tek şey sahte demokrasiler.” [xxvi]
Rockefeller Atlantikçilerinin kontrolündeki düşünce kuruluşlarının matrisi, üyelik profilinin genelini gördükçe daha da netleşmeye başlıyor. Her birinin (New York CFR, Bilderberg, Üçlü Komisyon) ördükleri etki ağı bağlamında yöntemleri ve yol gösterici hedefleri var.
Küresel totaliter bir dönüşüm için çalışan düşünce kuruluşlarının bir diğer ağı olan Atlantik-Brücke’yi daha sonra incelediğimizde bu daha da netleşecek.

NOTLAR:

[i] Tanjug, Trilateral European group meeting starts Friday in Belgrade, October 31, 2014,
http://www.tanjug.rs/news/151543/trilateral-european-group-meeting-starts-friday-in-belgrade.htm
[ii] January 8, 1973 memo from US Bilderberg official, Robert D. Murphy, contains the US proposed list of May 1973 participants, including Henry Kissinger although Kissinger’s name does not appear on the official participants list at Saltsjöbaden, either because his attendance need be discreet, or he was unable to attend. He clearly was informed of the proceedings in either case. The Murphy memo was obtained by the author from the papers of Murphy at the Hoover Institute at Stanford University, Palo Alto.
[iii] Zbigniew Brzezinski, Between Two Ages: America’s Role in the Technetronic Era, Viking Books, 1970, p.12
[iv] Ibid., p. 246.
[v] David Allen Rivera, Final Warning: A History of the New World Order—The Trilateral Commission, 1994, http://modernhistoryproject.org/mhp?Article=FinalWarning&C=9.1
[vi] F. William Engdahl, Mit der Ölwaffe zur Weltmacht, Kopp Verlag, 2014 edition, Appendix I.
[vii] Michel Crozier, Samuel P. Huntington, and Joji Watanuki, The Crisis of Democracy: On the Governability of Democracies, The Trilateral Commission, 1975, New York, pp. 1-4.
[viii] Ibid., p. 123.
[ix] Noam Chomsky, The Carter Administration: Myth and Reality, Excerpted from Radical Priorities, 1981, http://www.chomsky.info/books/priorities01.htm
[x] Ibid.
[xi] Ibid.
[xii] Ibid.
[xiii] Ibid.
[xiv] David Allen Rivera, op. cit.
[xv] Ibid.
[xvi] Ibid.
[xvii] Ibid.
[xviii] Patrick Wood, Obama: Trilateral Commission Endgame, August Review.com, January 30, 2009, http://www.projectcensored.org/22-obamas-trilateral-commission-team/
[xix] Ibid.
[xx] Lobbypedia, Michael Fuchs, https://lobbypedia.de/wiki/Michael_Fuchs
[xxi] Trilateral Commission website, The Trilateral Commission: The German Group, http://www.trilateral.org/go.cfm?do=Page.View&pid=39
[xxii] Trilateral Commission website, European Membership, http://www.trilateral.org/go.cfm?do=Page.View&pid=6
[xxiii] Tanjug, op. cit.
[xxiv] Michael C. Ruppert, Interview with Dr. Johannes Koeppl, From the Wilderness, November 7, 2001, http://www.fromthewilderness.com/free/ww3/zbig.html
[xxv] Ibid.
[xxvi] Ibid.

Rockefeller’ın Trilateral İmparatorluğu: ‘Dünya Gölge Hükümeti’

 

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM | Leave a comment

KLEPTOKRASİNİN SAHTE TASARRUF BELGESİ * BALLI BÖREKLİ İHALELER

BALLI BÖREKLİ İHALELER

Naci Kaptan

Gazeteci Deniz Zeyrek AKP’nin müteaahhitlerine verilmekte olan BALLI/ BÖREKLİ hatta üzeri de KAYMAKLI ADRESİNE İHALELERİN perde arkasını yazmış, kalemine sağlık. AKP büyük bir çıkar grubu haline gelmiştir. Düşününüz ki devlet ihale sistemini 200 kez değiştiren iktidar bu yöntemle kendi zenginlerini yaratmış ve ihaleleri verenler de kamudaki makamına göre aşağıdan yukarıya aldıkları büyük komisyonları paylaşmışlar, 5 birime yapılacak olan bir işi 25 birime vererek devleti acımasızca soymuşlar  ve de akıl almazcasına zenginleşmişlerdir.
Devleti soyan sisteme KLEPTOKRASİ diyorlar. İddia ederim ki dünyada bu işi en iyi bilen en baba, en  acımasız KLEPTOKRATLAR bizim ülkemizdedir. İşin bir başka acaip yönü de bu kleptokratlar, genelde din eğitimi almış olup, topluma; ahlak, namus, fazilet, erdem dersleri verirken en büyük yolsuzluk ve hırsızlıkları yapıyor.   Şeytanın dahi aklına gelmeyecek yöntemlerle kasalarını doldururken devleti gelecek olan 30-40 sene ileriye borçlandırıyorlar. İktidarı kaybetseler bile para hortumları bu “Çok yüce, çok namuslu!!!” insanların kasalarına para akıtacak.
Aşağıda hiç bir devlete, ahlaka yakışmayan ve ihaleyi alana ekonomik yük bindiren sözleşmelerin ucu yine bizlere, devlete sürekli vergi ödeyen ve fakat bu vergilerin nerelere harcandığını sormak hakkı olmayan garibanın sırtına yüklenecektir. Müteaahitlerin ihale şartnamesini düzenleyen kleptokratlara verdiği/ vereceği her bir kör kuruş ihalenin gözükmeyen sayfalarında yine biz garibanlara yük olacaktır. Bu şartnameleri düzenleyenler bunu bilmezler mi? Hakkımızı yiyenlere haram olsun.

Sanmayın ki bu devran böyle devam eder,
Bir babayiğit çıkar, hesabınızı yerle yeksan eder.
Bilin ki Devletin hakkı kalmaz mahşere…

Sahte tasarrufun belgesi!

Deniz Zeyrek –  07 Haziran 2024

Daha önce bir kulis aktarmıştım.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, kendilerine tasarruf tedbirlerini anlatan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e şöyle seslenmişti:
“Makam aracı almayın diyorsunuz ama kurumlar ihaleleri alan şirketlere istedikleri kadar makam aracı aldırıyorlar.” Bu önemli ipucunun peşine düşünce, 2020 tarihli belgesine yani sözleşmesine de ulaştım.

Malumunuz, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Almanya’daki bir toplantıya Rönesans isimli şirketin uçağıyla gittiği ortaya çıkınca, Rönesans’ın ihale sözleşme kapsamında bunu ücretsiz yaptığını iddia etmişti.
Uraloğlu’nun kastettiği ihalenin “Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep yüksek standartlı demir yolu hattı inşaatı ile elektromekanik sistemlerin temini” ihalesi olduğu kısa sürede ortaya çıkmıştı.
O ihalenin sözleşmesini detaylıca incelediğimde gördüm ki Bakanlık birçok ihtiyacını “yüklenici” olan Rönesans’a karşılatmış ve bunu da ihale kapsamında göstermiş.

Gelin, sözleşmedeki maddelere ve ne anlama geldiklerine bakalım:
– Her türlü masrafı yükleniciye ait olmak üzere şehir içinde kullanılabilecek 20 adet binek/arazi aracı (5 adedi temsile uygun 3.0 lt üzeri olacaktır) idareye tahsis edecektir. (Temsile uygun ve 3.0 litre üstü araçların makam aracı olarak Bakanlığa istendiğini anlamakta zorlanmamışsınızdır. Diğer 15 araç da bakanlık çalışanlarına tahsis ediliyor.)

– Ayrıca bunlara bölge müdürlüğü için de şu ulaşım araçları temin edilecektir:
* En az 16 artı 1 yolcu ve minimum 150 hp güç kapasiteli, yüksekliği 2,8 metreyi geçmeyen klimalı minibüs, üç adet şoförlü.
* En az 19 artı 1 yolcu ve minimum 150 hp güç kapasiteli, yüksekliği 2,8 metreyi geçmeyecek klimalı minibüs, 1 adet şoförlü.
(Gördüğünüz gibi, tasarruf tedbirleri gereğince servis araçları kaldırılıyor ama dört adet servis aracı Ulaştırma Bakanlığı bölge müdürlüğüne Rönesans tarafından veriliyor.)

– Araçların üzerlerinde plaka, imalatçı adı ve modelle alakalı detaylar dışında ayırt edici herhangi bir işaret bulunmamalı ve bu araçlar ilk tahsisleri sırasında yeni olmalıdır. Araçların hepsi klimalı olmalıdır. Tüm araçlarda herhangi bir sürücü için tam araç kasko sigortası temin edilmiş olmalıdır. Bütün araçlarda yolcu koltuğu sigortası temin edilecektir.
(Hani eskiden bütün bakanlık araçları ve plakaları siyah olurdu, ön kapılarında okunur şekilde “resmi hizmete mahsustur” yazardı ya…
Artık o araçları göremememizin nedeni işte bu tür maddeler. Bakanlıklarda kullanılan araçlar ihale alan şirketlere ait olduğu için üzerlerinde hiçbir ibare bulunmuyor.)

Durun daha bitmedi. İhale süresi uzarsa, inşaatlar zamanında tamamlanamazsa, bakanlıkların makam aracı olarak kullandığı araçlar eskirse bakın ne oluyor:
– Araçlar 150 bin kilometreyi doldurursa birebir aynı özelliklere haiz sıfır kilometre araçla değiştirilecektir.
– Araçlar arızalanırsa, onarım tamamlanana kadar aynı ulaşım imkanları sağlanacaktır.
– Yüklenici Araçların yağı yakıtı ve başka tüketim malzemeleri ile ilgili maliyeti, köprü, otoyol, Avrasya Tüneli ve feribot geçiş ücretlerini karşılayacaktır.
– Yüklenici tüm kontrol kabul personelinin tüm ulaşım konaklama iaşe ve ibate bedellerini karşılayacak, personeli layıkıyla ağırlayacaktır.

Sözleşmeye göre ihaleyi alan şirket bakanlık personelinin haberleşme ve iletişim ihtiyaçlarını 24 saat kesintisiz olarak karşılamak zorunda. Aynı sözleşmede bakanlık personeli için (70 kişilik) gerekli iletişim sistemleri (telsiz alıcı-vericileri, cep telefonları ve bunların herhangi bir kombinasyonu) tedariki de var. İşte bakanlığa alınacak diğer araç gereçler:
“(Tüm lisanslı yazılımları yüklü olmak kaydıyla) ADSL bağlantılı 90 bilgisayar, 4,5 G modem bağlantılı 50 adet notebook/ultrabook bilgisayar, 60 Adet dokunmatik tablet bilgisayar (en az 256 GB ve 8 inç), 20 dış hatlı otomatik çağrı karşılamalı en az 40 aboneli PBX dijital telefon santrali ve her abone için dijital telefon, 8 adet bilgisayar donanımlı projektör (full HD) ve çoklu kullanıcı aparatı, perde takımı, 12 adet yazıcı fonksiyonlu üst düzey fotokopi makinesi/yazıcı, 15 adet renkli lazer A3 yazıcı, tarayıcı, fotokopi özellikli yazıcı, tarih atan 4 adet 14 megapiksel ve üstü dijital fotoğraf makinası, geniş kapasiteli 4 cilt makinası, 6 adet evrak imha makinası, 4 adet kesintisiz merkezi güç kaynağı (UPS)…”

Yerim olmadığı için hepsini aktaramıyorum. Rönesans’ın ihale kapsamında bakanlığa alacağı bu tür malzemeler tam dört sayfa tutuyor. Sizce bu kadar pahalı araç gereçler ve bunların yüksek maliyetini Rönesans babasının hayrına mı karşılıyor?
Elbette hayır. Alması garanti olan ihalenin teklifine bunları da “maliyet” olarak yansıtıyor. Bakanlık da ihale bütçesinden kendi ihtiyaçlarını karşılamış oluyor.
Adı da tasarruf oluyor.
Ha!.. Bu arada şirkete de birtakım jestler de yapılıyor.
Örneğin bakanlık daha önce hiçbir sözleşmede uygulamadığı halde, bu sözleşmede, ihrazat konusu malzemeler sipariş edildiğinde yüzde 10, yola çıkmak üzere kamyonlara yüklendiğinde yüzde 10, şantiyeye indirildiğinde yüzde 20 ödeme yapıyor (Rönesans 900 milyon lirayı bu madde sayesinde kısa sürede alıyor).
Posted in Uncategorized, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Avrupa’da 2023’te nüfusa göre en fazla mahkum ve tutuklu bulunan ülke Türkiye oldu

© AP/Copyright 2020 The Associated Press. All rights reserve

Avrupa’da 2023’te nüfusa göre en fazla mahkum
ve tutuklu bulunan ülke Türkiye oldu

Euronews – 06/06/2024

Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerde 31 Ocak 2023 itibarıyla toplam mahkum ve tutuklu sayısının en yüksek olduğu ülkeler içinde Türkiye (348.265) yine ilk sırayı aldı.


Avrupa Konseyi’nin 2023 yılı cezaevi raporuna göre, nüfusa göre en fazla mahkum ve tutuklu bulunan ülke sıralamasında Türkiye yine ilk sırada yer aldı.
Lozan Üniversitesi’nin desteğiyle hazırlanan rapora göre, 100 bin kişi içinde 408 mahkum ile Türkiye Avrupa Konseyi ülkeleri içinde ilk sırada.
Türkiye’yi sırasıyla Gürcistan (256), Azerbaycan (244), Moldova (242), Macaristan (211), Polonya (194), Slovakya (183) ve Arnavutluk (179) izliyor.
31 Ocak 2023 itibarıyla toplam mahkum ve tutuklu sayısının en yüksek olduğu ülkeler içinde Türkiye (348.265) yine ilk sırayı aldı.
Türkiye’yi bu sıralamada, İngiltere (3 cezaevi idaresinde toplam 90.964), Fransa (72.294), Polonya (71.228), Almanya (56.294) ve İtalya (56.127) izledi.
Personel başına mahkum oranının en yüksek olduğu ülke
31 Ocak 2023 itibarıyla personel başına mahkum oranının en yüksek olduğu cezaevi idareleri sıralamasında ise Türkiye (4,5) yine ilk sırada.
Bu klasmanda Türkiye’yi Kuzey Makedonya (2,7), Gürcistan (2,7), Sırbistan (2,6), Kıbrıs (2,6), Polonya (2,5), Moldova (2,5) oldu. 2,4), Yunanistan (2,4), İspanya (2,2) ve Macaristan (2,2) izledi.
Nüfusu 500 binin üzerinde olan ülkelerde 2005’ten 2023’e cezaevlerindeki tutuklu ve mahkum sayısında en yüksek yüzde değişimi gösteren ülke yine Türkiye. Bu süre içinde Türkiye’de mahkum ve tutuklu sayısı yüzde 439 artış gösterdi.
Posted in FAŞİZM | Leave a comment

DÖRT ANA BİLİM DERSİNİN TOPLAMI “DİN” DERSLERİNDEN AZ * MEB SAHTECİLİK YAPIYOR, EĞİTİMDE BÜYÜK SKANDAL


Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanarak kabul edilmiş olan yeni (gerici) müfredatın detayları yukarıdadır. AKP/ Erdoğan Türkiye’yi her boyutu ile derin bir çöküşe sürüklemiş ve tüm kamu kurumlarını işlevsiz hale getirerek ANAYASAYI da yok ederek, ülkeleri/ devletleri/ toplum düzenini var eden HUKUK ve ADALETİN varlığını da ortadan kaldırmıştır.
Türkiye ekonomik olarak iflas etmiş ve borçlarını ödeyemez hale gelmiştir. Çok yüksek faizlerle alınan borçlarla ancak FAİZLERİN, FAİZİ ödenmektedir. 500 milyar doları aşan ÖDENEMEZ duruma gelen borçları alanlar ekonomi/politik kurallar gereği; “emir de alır!!!” Yakında MOROTORYUM gelirse şaşırmayın…
İktidar tarafından tarikatlar/ cemaatler ortaya salınarak toplum üzerinde dini baskı arttırılmakta, dinci vakıf/ dernekler mantar gibi türemektedir. Eğitim Bakanlığı çağdaş ve bilimsel düşünme yeteneği olmayan imam-hatip mezunlarının yönetimine verilmiştir. LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET sistemi şeriat çığlıkları atan ve TEOKRASİ/ İSLAM DEVLETİ / ŞERİAT isteyenlerin ağır saldırısı altındadır.
Şimdi de sıra çocuklarımızın eğitimine gelmiştir. Emperyalizm sözde eğitimciler üzerinden ülkemizin MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİNİ körelterek, akılcılıktan, bilimden, çağdaşlıktan kopartmakta ve BİREY yerine düşünmeyen, sorgulamayan, biat eden KUL’lar , DİN ve ŞERİATI önceleyen kuşaklar yetiştirecek gerici bir eğitim sistemi dayatmaktadır.
DERSLERE AYRILAN SAYFA SAYILARINI TOPLAYALIM; 
FEN BİLİMLERİ 234 + BİYOLOJİ 88 + FİZİK 114  + KİMYA 113 SAYFA
DÖRT ANA BİLİM DERSİNİN TOPLAMI = 549 SAYFA
DİN DERSLERİNİN TOPLAMI İSE            = 572 SAYFA
Bu durumda iş; Dua ile çabuk büyüyen fasulye projesine – Muz bahçelerinde muz ağaçlarına her gün dinletilen dua seanslarına – uçan halı projesine – haberleşmede kullanılacak güvercinlerin erkek mi, dişi mi olması tartışmalarına – gavur icadı arabalar yerine konacak olan develerin tek/ çift hörgüç modelinin seçimine gelecektir.

Naci Kaptan * 07.06.2024

Posted in DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, DIŞ POLİTİKA, EĞİTİM, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

FEYM Grubu ve AYAcademy Bilgilendirme Bülteni (07 Haziran 2024)

FEYM Grubu ve AYAcademy
Bilgilendirme Bülteni
(07 haziran 2024)


1. Ermeni Meselesi / Ermeni Haberlerindeki İddialar / Azerbaycan ile İlgili Gelişmeler:
a.  Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in son açıklamalarına yanıt verdi. Bakanlığın yaptığı açıklamada “”Ermenistan’ın, Azerbaycan da dahil olmak üzere hiçbir komşusuna karşı toprak iddiası bulunmamaktadır. Ermenistan Cumhuriyeti Anayasası ve bu anayasada yapılan değişiklikler Ermenistan’ın iç işidir ve Bakü’nün bu duruma müdahale etme girişimlerini Ermenistan’ın içişlerine büyük bir müdahale olarak değerlendiriyoruz. Ermenistan ile Azerbaycan arasında bir barış anlaşması imzalanması süreci yeterince olgunlaşmış durumda ve Ermeni tarafı, bunu önümüzdeki ay içinde tamamlayıp imzalamak için yapıcı ve yoğun bir şekilde çalışmaya istekli olduğunu ifade ediyor.” denildi.  https://www.panorama.am/en/news/2024/06/07/Armenia-Aliyev/3013280
b.  Şangay İşbirliği Örgütü ve Ermenistan ilişkilerini geliştiriyor. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Şanghay İşbirliği Örgütü Genel Sekreteri Zhang Ming başkanlığındaki heyeti kabul etti. Başbakan, Zhang Ming’in Ermenistan ziyaretini memnuniyetle karşıladı ve konuşmasında örgütle işbirliğinin geliştirilmesine vurgu yaptı. Nikol Paşinyan, Ermenistan’ın geniş bölgesel işbirliğini derinleştirmek istediğini belirterek, bu konuda Ermenistan hükümetinin “Barış Kavşağı” projesine değindi. Zhang Ming de konuşmasında Şangay İşbirliği Örgütü Sekreteryası’nın Ermenistan ile karşılıklı yarara dayalı ilişkileri genişletme konusundaki ilgisini vurguladı. Muhataplar, Şangay İşbirliği Örgütü’nün faaliyetleri ve Ermenistan ile Şangay İşbirliği Örgütü arasındaki işbirliğinin daha fazla geliştirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulundu.  https://en.armradio.am/2024/06/07/shanghai-cooperation-organization-interested-in-expanding-relations-with-armenia/
c.  Türkiye, Uruguay parlamentosunun aldığı 1915 SÖZDE Ermeni soykırımını tanıma kararını kınadı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada: “Uruguay Parlamentosu tarafından kabul edilen ve Uruguay Devlet Başkanı Vekili tarafından imzalanan ve 1915 olaylarını soykırım olarak tanıyan yasayı reddediyor ve kınıyoruz.” denildi. Bakanlık, söz konusu mevzuatın başta 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek yasanın ‘hükümsüz ve geçersiz’ olduğunu belirtti. Türkiye Dışişleri Bakanlığı ayrıca: “Parlamentoların ve politikacıların tartışmalı tarihi konularda hüküm verme yetkisi olmadığını vurgulayarak, bu ‘kabul edilemez’ hareketin, Uruguay parlamentosu ve hükümetinin ‘tarihi çarpıtarak’ iç siyasi hedeflere ulaşma girişimi olduğunu belirtti.  https://massispost.com/2024/06/turkey-condemns-uruguay-parliaments-recognition-of-1915-armenian-genocide/
ç.  Ermenistan Ekonomi Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada; Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan Hindistan’ın Ermenistan Büyükelçisi Nilakshi Saha Sinha’yı kabul ettiği bildirildi. Görüşmede muhataplar, Ermenistan-Hindistan ticari ve ekonomik ilişkilerinin gelişmesini, tarım ve sanayi alanındaki işbirliğinin genişletilmesini ele aldı. Bu bağlamda Ermeni Bakan, Hindistan’ın ileri teknolojisini kullanarak Ermenistan’da bir bakır dökümhanesi inşa etme seçeneğinin değerlendirilmesini önerdi.  https://news.am/eng/news/827827.html
d.  AVİM: web sitesinde “VAHAN CARDASHİAN VE TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNİ BALTALAMAK İÇİN BAŞLATILAN MÜCADELE” başlıklı makale yayınlanmaktadır. “Cardashian ve destekçilerinin çabaları, küçük çıkar grupları tarafından gerçekleştirilen lobi faaliyetlerinin yaratılabileceği sorunları açıkça göstermektedir. Aynı zamanda bu durum Türk-Amerikan ilişkilerinin daha 1920’li yıllar gibi erken bir tarihten itibaren bazı lobi grupları tarafından nasıl hedef alındığına ve sabote edildiğine de ışık tutmaktadır.” tespitlerinin yer aldığı analizin tamamına aşağıdaki linkten erişim sağlanabilmektedir. https://avim.org.tr/tr/Yorum/VAHAN-CARDASHIAN-VE-TURK-AMERIKAN-ILISKILERINI-BALTALAMAK-ICIN-BASLATILAN-MUCADELE
2.  Yunan Sorunları / Yunan Haberlerindeki İddialar “” işareti içinde gösterilmiştir / Kıbrıs ile İlgili Gelişmeler:
a.  Yunan haberleri: “ABD, Geliştirilmiş F-16 Savaş Uçağının Türkiye’ye Satışını Onayladı. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi bu yılın başında uzun süredir beklenen F-16 savaş uçaklarının Türkiye’ye satışını onaylamıştı. Block 70 serisi uçaklar, en son teknolojiyle donatılmış, en gelişmiş dördüncü nesil savaş uçağı olarak kabul ediliyor. 20 milyar dolarlık satış, 40 yeni F-16 Block 70 uçağını ve Türkiye’nin geri kalan mevcut F-16’larını geliştirmek için 79 modernizasyon kitini içeriyor.” https://greekcitytimes.com/2024/06/07/u-s-approves-sale-of-advanced-f-16-fighter-jets-to-turkey/
3.  AYAcademy Bülteni
“Zaman Algısı ve Zaman Algısının Mc Taggart ile Dönüşümü” başlığı ile yayınlanan akademik makaleye ilişkin bilgiler AYAcademy’nin aşağıdaki sosyal medya kanal linklerinde yayınlanmaktadır.
https://www.instagram.com/ayacademy.org.tr/ – https://www.facebook.com/ayacademy.org.tr/ https://www.linkedin.com/company/ayacademy/https://www.threads.net/@ayacademy.org.tr  https://www.tiktok.com/@ayacademy.org.trhttps://twitter.com/ayacademy_tr https://t.me/AYAcademyTelegramhttps://www.youtube.com/@AYAcademy_TR
Saygılarımla,
Serkan KORKMAZ
Posted in Uncategorized | Leave a comment

ULUSLARARASI MADEN EMPERYALİZMİ * Vahşi madenciliğin yükselişi * Para için ülkesinin doğasını yok eden iktidar * Bugün değilse ne zaman durdurulacak bu hoyratlık, bu ülke topraklarını bile isteyerek yok ediş?

Vahşi madenciliğin yükselişi

CUMHURİYET – 07 Haziran 2024
Prof. Dr. Ülkü Sarıtaş

Tam da Dünya Çevre Günü’nde, yani doğayı, iklimi korumak için gerekli önlemlerin alınması için farkındalık oluşturulması ve devletlerin bu yönde görevlerini yerine getirmesi gerektiği günde,
Yüzde 47’si İngiliz asıllı şirketlere ait olan Zenit Madenciliğin Kaz Dağlarındaki altın ve gümüş maden alanını büyütme istekleri Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın onayı ile çevre etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı verildi”
haberi Cumhuriyet gazetesinde yer aldı. Haberden öğreniyoruz, yıkımın, talanın boyutunu. Az değil, tam 380 hektarlık, yani 535 futbol sahası büyüklüğündeki alan, madencilik uğruna tarumar edilecek, bölgeye özgü çok sayıda endemik bitki yok olacak, siyanür tehlikesi de cabası. Daha İliç maden felaketinde can veren işçilerin cenazelerine bile ulaşamamışken bu ne açgözlülük, bu ne vurdumduymazlık!
DOĞA TALAN EDİLİYOR
Kanada, İngiltere kökenli şirketler neden kendi ülkelerinde değil de Türkiye’de bu işi yapıyorlar? Onların vatan toprağı kıymetli de bizimki değil mi? Kime soralım bu soruyu? Kanada hükümetine mi, İngiliz hükümetine mi? Yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticilerine mi?
Kaz Dağı’nda bir başka yıkım haberi daha var. Bir madencilik şirketi kazandıkları yetmiyormuş gibi, açgözlülükle kapasite artırma izni istiyor Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan. Yöre halkı, çevre gönülleri, sivil toplum; ÇED olumlu kararının iptali ve yürütmenin durdurulması için, doğanın ülke topraklarının hallaç pamuğu gibi atılıp çoraklaşmasına itiraz ediyor. Ancak devletin dava konusunda ilgili kurumlarının bilirkişileri, davacı tarafın aleyhine rapor düzenliyor, davacılar bu bilirkişi raporuna itiraz ediyorlar, tabii ki kabul edilmiyor, maden şirketine izin çıkması yakındır.
Dünya Çevre Günü’nde haberler madenle sınırlı değil. Yine aynı gün Cumhuriyet’te okuduğumuz haberde İstanbul Silivri’de rüzgâr enerji santralları kuran bir elektrik üretim şirketinin tarım arazileri ve ormanlık alanları yok edecek kapasite artırım istekleri olduğunu. Yöre halkı haklı olarak karşı çıkıyor, ülkesinin verimli topraklarının yok edilmesine, ülkenin geleceği adına.
ÇORAK TOPRAKLAR
Güzel ülkemizin verimli toprakları, ormanları, doğal yaşamı, açgözlülük ve para kazanma hırsı ile her geçen gün yok ediliyor. Mercimekten limona çok sayıda tarım ürünü ve hayvan ithal ediliyor. Tarımsal üretimin sadece yüzde 20’sini sağlayan endüstriyel tarım, mısır ve soya gibi hayvan yemi üretiminde kullanılan ürünler ile toprakları çoraklaştırıyor. Endüstri kaynaklı sera gazı salınımı önlenemeyen bir hızla artıyor, küresel iklim krizi aşırı yağışa bağlı sel ya da kuraklığa yol açıp can ve mal kaybına yol açıyor. Henüz haziran ayı başında ülke 40 dereceyi bulan sıcakla kavruluyor.
Bugün değilse ne zaman durdurulacak bu hoyratlık, bu ülke topraklarını bile isteyerek yok ediş? Ne uğruna?
Posted in EMPERYALİZM, Madencilik ve Yeralti Kaynaklari | Leave a comment

DİNİ ALANLARDA ÇOCUKLAR TECAVÜZ VE İSTİSMARA UĞRUYOR? * Sevgili Anneler, Babalar,

Sevgili Anneler, Babalar,
Büyük emeklerle büyütmeye, okutmaya çalıştığınız değerli çocuklarınızı KURAN KURSLARINA/ DİNİ EĞİTİM için kurulmuş olan VAKIFLARA/ DERNEKLERE, TARİKAT/ CEMAAT YURTLARINA “çocuğum dinini öğrensin” düşüncesi ile sakın VERMEYİN, VERMEYİN…Bu çocuklara yazık oluyor. Büyük olasılıkla tecavüze uğrayacaklar, tecavüzden kurtulanlar ise DÜŞÜNME, SORGULAMA yeteneği köreltilmiş, KUL olmayı kabullenmiş, bir lokma bir hırka felsefesini  içselleştirmiş, baskıcı otoriteyi kabullenen, demokrasi ve çağdaşlıktan uzak karakterde olacaktır. Böylesi toplumların kalkınması mümkün değildir.
Yukarıda saydığım yerlere vereceğiniz çocuklar erkek/ kız hiç fark etmez  cinsel istismara ve hatta tecavüze uğrayarak tüm ömür boyu yaşayacağı büyük bir travma içinde kıvranacak, insanlara güvenini kaybedecek, psikolojik olarak yaralanacaktır.
Tarafsız olan medyayı izlediğinizde sözde din eğitiminin verildiği alanlarda çocuklarımız SÖZDE din adamları tarafından sürekli tecavüze uğradığını öğreniyoruz. Bu olayların büyük kısmı toplumdan saklanıyor, haberlere yayın yasağı getiriliyor. İktidar çocuklarımızı korumuyor ve bu yerleri gerektiği gibi denetlemeyerek bu TECAVÜZ olaylarına yol veriyor. Buralarda sözde eğitmen olarak görev yapanların bu konuda gereken eğitim ve bilgileri yok.
Diyanet’e bağlı kurslar dışında bir de tarikat ve cemaatlerin göz yumulan medreseleri, kaçak Kuran kursları tüm yurdu sarmış durumda. Kuran kursları son yıllarda şiddet, istismar, ölüm haberleriyle gündeme geliyor.

“Kuran kurslarında tecavüze uğrayan çocuklara susan sizsiniz. Bir defadan bir şey olmaz diyenlere susan sizsiniz. Erkek çocuklarını dağa götürüp zina değil diye tecavüz eden Taliban ile kucaklaşan sizsiniz. LGBT konuşsa bazılarınızın sokağa çıkamayacağı söyleniyor.” (Ümit Özdağ)

Tarikatların sivil toplum kuruluşları olduğunu iddia eden ve semirmeleri için alan açan iktidar, aileleri, çocukları bu yurtlara mahkum eden düzenle hiçbir kavgası olmayan muhalefet de suçlu. tarikat ve cemaatler kapatılmadığı sürece çocuklar güvende değil.
Bu arada şöyle bir gelişme oldu; Mezuniyet balolarını ‘ahlaki’ bulmayan MEB okullarda yapılmakta olan yıl sonu etkinliklerini Diyanet’e devretti. Gariptir ki diyanet sorumlusu olduğu DİN ALANINDA çocuklara yapılan sistematik tecavüzleri/ istismarlara görmezden gelirken MEB okullarda yerleşik uygulama olan MEZUNİYET BALOLARINI “Gayri ahlaki” bularak bu kutlamaları kaldırıyor ve uygulamayı çocuklara tecavüz edilen din alanına yetkisini devrediyordu!!!

AKP’nin eğitimde gericileştirme adımlarındaki en büyük ortağı olan Diyanet İşleri Başkanlığı, “Kuran kursu okul öncesi zorunlu eğitim sayılsın” talebinde bulunurken, aynı gün bir Kuran kursunda yine çocukları hedef alan bir istismar haberi ortaya çıktı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın “Kuran kurslarımızın bulunduğu yerler şeytandan korunmuş bölgeler” sözleri hâlâ hafızalardayken, söz konusu kurslar sürekli şiddet, taciz ve istismar haberiyle gündem olmaya devam ediyor. Bu kursların denetimi yapılamıyor, çocuklar pedagoji eğitimi almamış, denetlemeden uzak imamlarla başbaşa kalıyor.

Çocuklarınızın geleceklerini düşünüyorsanız; Din adamı cübbesi/ sarığı giymiş fakat aslında DİN ADAMI OLMAYAN, EĞİTMENLİK niteliği olmayan, tecavüzcü bu gerici yobazlardan çocuklarınızı koruyunuz.
Gittikçe yozlaşan, ALLAH’IN YOLUNDAN gitmek yerine kendilerince ibadet ve inanç şekli yaratarak Allah’a şirk koşan, Holdingleşen, şirketler, hastahaneler kuran Devlete sızarak darbe dahi yapan, Türk toplumunun çağdaşlaşmasını, akıl ve bilim toplumu olmasını önleyen bu tarikatlar ve cemaatler yasaklanmalıdır.
Naci Kaptan – 06 Haziran 2024

HATIRLATMALAR

Dini alanlarda ve din eğitimi verilen yerlerde binlerce ÇOCUK TECAVÜZÜ olayı vardır.
2011: Tarikatta kaset kavgası
Karagümrük çetesi olarak bilinen suç örgütüne ilişkin güvenlik güçlerinin 5 aylık takibinin ardından, Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ünlü’nün gizli çekimle kaydedilmiş seks görüntülerinin bulunduğu ve bu görüntüleri yaymakla tehdit ederek kendisinden para isteyen eski koruması Hamit Duysak için, bağlantılı olduğu mafya üyelerinden yardım istediği ortaya çıktı.

2011: Cennet vaadiyle badeleme
Bursa’da dergâhına gelenlerle “cennet vaat ederek” cinsel ilişkiye giren ve kendisini tarikat şeyhi Uğur Korunmaz davası Türkiye’nin karşılaştığı belki de en mide bulandıran davalardan biriydi. Tarikat içinde bu eyleme “badeleme” deniyordu. Korkmaz, Nakşibendiliğin Halidiye Koluna bağlı Kırklar Cematinin şeyhiydi. Onlarca müridi Uğur Korkmaz’a hem kendilerini hem de eşlerini sunmuşlardı. 2011 yılında bir ihbar sonucu yakalanan Badeci Şeyh ve 2013’te cinsel istismar suçundan 188 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

2012: Uganda’da tecavüz
Uganda, Fethullah Gülen okulunda öğretmenlik yapan Emin Baro aracılığıyla taciz ve tecavüz olay ile tanıştı. Uganda’da küçük yaşta kızları taciz edip, görüntülerini satan Emin Baro tutuklandı. Mahkemede suçunu kabul eden Baro’ya 2 yıl hapis cezası verildi, ardından bu ceza 4 bin lira para cezasına çevrildi. Baro, böylece serbest kaldı. Ancak mahkemenin kararı ülkede büyük tepkiye neden oldu. Hukukçular ve sivil toplum kuruluşları ayaklandı. Bu gelişmeler üzerinde Uganda Başbakanı Amama Mbabazi devreye girdi. Emin Baro yeniden yakalandı ve tutuklandı. İdam cezası verilebileceği belirtilen Emin Baro’nun Uganda’da Fethullah Gülen’in Işık Koleji’nde öğretmenlik yapıyordu.

2012: Güdül’de Süleymancılar var
Ankara’ya 80 kilometre mesafede bulunan 3 bin nüfuslu Güdül İlçesi, Süleymancıların kontrolündeki özel bir yurtta kalan 13 öğrenciye taciz ve cinsel istismarda bulunulduğu ortaya çıktı. Güdül Belediyesi’nde çalışan evli 2 çocuk babası M.K.S.’nin Güdül’de 60 öğrencinin kaldığı yurttan, evci iznine çıkan 13 liseliye taciz ve cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklanarak cezaevine kondu.

2013: İşi Kuran Kursuna gelen kadınları taciz
Aksaray Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi, Sakallı Hoca lakaplı şeyhin, izinsiz olarak açtığı Kuran kurslarına gelen kadınları, dini duygularını istismar ederek etkilediği ve onları ilişkiye zorladığı, yine dini duygularla çevresinden para topladığı yönünde ihbar aldı. Bunun üzerine harekete geçen polis, Mustafa Ç.’nin Aksaray’da iki ayrı noktada izinsiz olarak dini eğitim verdiğini saptadı. “Sakallı Hoca” Kuran kursuna gelen 13 kadına cinsel istismarda bulunmuştu.

2014: Tecavüzcü tarikatçıya iyi hal indirimi
F.M. adlı bir erkek çocuğunun şikâyeti üzerine Nur Cemaati’nin Suffa Eğitim Vakfı’na ait erkek öğrenci yurdunda 2011-2014 yılları arasında idareci olarak görev yapan Mehmet Sıddık Çiçek’e soruşturma açıldı. F.M., ifadesine, 2014 yılında biri mescitte olmak üzere, Çiçek tarafından iki kez istismara uğradığını ileri sürdü. F.M.’nin anlatımları doğrultusunda R.Ö. adlı mağdura da ulaşıldı. Artık 20 yaşında olan R.Ö., Çiçek’in istismarlarını anlattı. Adli tıp muayenesinde R.Ö.’nün ruh sağlığının bozulduğu anlaşılırken, duygusal bir tavır sergilediği, gözlerinin dolduğu ve sorulara cevap vermediği ifade edildi. Hakkındaki iddiaları reddeden Çiçek’e Oltu Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Dava 19 Ocak 2017’de bitti. Mahkeme Çiçek’e, R.Ö.’ye yönelik eylemi nedeniyle 13 yıl 10 ay 25 gün, F.M.’ye yönelik eylemleri nedeniyle de 12 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Fakat Yargıtay eylemlerine devam etme imkânı varken sonlandırdığı gerekçesiyle Çiçek’e daha düşük bir ceza verilmesini istedi.

2016: Böyle olur Ensar’da din eğitimi
Karaman Ensar Vakfı ve Anadolu İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği (KAİMDER) ile bağlantılı olduğu söylenen yurtlarda kalan en az 10 öğrenci, onlardan sorumlu olan bir öğretmen tarafından tacize uğradı. Olay bir çocuğun yaşadıklarını bir psikoloğa anlatması ve psikoloğun konuyu yetkililere bildirmesiyle ortaya çıktı. Karaman’da sekiz 10 yaşlarında 45 erkek öğrenciye dini vakıf yurdunda cinsel istismarda bulunduğu öne sürülen sınıf öğretmeni Muharrem Büyüktür’ün tutuklanmasının yerel bir site tarafından haberleştirildiği, ancak adliyeden gelen bir telefon üzerine haberin kaldırıldığı ortaya çıktı. Yani olay 10 gün boyunca saklandı. Olay basına yansıyınca öğretmen Muharrem Büyüktürk tutuklandı. Büyüktürk Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği’ne yakın kişilerin kiraladığı evlerde çocuklara din dersi veriyordu.

2016: Süleymancılardan kurtuluş yok
Maraş’ta Süleymancıların kontrolündeki Hamidiye Erkek Öğrenci Yurdu’nda kalan 4 çocuğun yurtta çalışan bir öğretmen tarafından cinsel istismara uğradığı iddia edildi. Çocuklardan birinin ailesinin şikâyeti üzerine gözaltına alınan M.A., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

21.12.2016 DİYANET KURAN KURSU
Cumhuriyet’in haberine göre, İşkur aracılığıyla girdiği Giresun’un Alucra Belediyesi’nde çalışırken müftülüğe bağlı olarak faaliyet gösteren Alucra Erkek Yatılı Hafızlık Kuran Kursu’na müftülük oluruyla yardımcı öğretici olarak alınan Halil İbrahim U., kurstaki çocuklara tecavüz ettiği suçlamasıyla tutuklandı. Sanık hakkındaki iddianamede, çocuklara yaptığı iddia edilen eylemler kan dondurdu.

2017: Süleymancı yurdunda çocuklara porno
Adıyaman’ın Besni İlçesi’nde Süleymancılara ait olduğu bilinen Hayrünnisa Gölbaşı Çocuk Yurdu’nda kalan iki çocuğa taciz edildiğini ortaya çıktı. İki çocuğa porno film izlettiğini ve birbirlerinin cinsel organlarıyla oynattığı anlaşılan yurt müdürü F.T tutuklandı. Müdür F.T.’ye ikinci duruşmada ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan otuz yıl hapis cezası verildi.

2018: Tarikat değil cinsel istismar örgütü
“Adnan Hoca” adıyla bilinen Adnan Oktar ve beraberindeki 176 kişi, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “çocukların cinsel istismarı”, “cinsel saldırı” ve “siyasi ve askeri casusluk” dâhil birçok suç iddiasıyla 11 Temmuz 2018’de gözaltına alındı ve 18 Temmuz 2018’de çıkarıldığı mahkemede tutuklandı. Oktar’ın tarikat perdesi arkasında kurduğu cinsel istismar sisteminin boyutu hala araştırılıyor.

2018: Tecavüzü reddederse çarpılacağından korktu
Konya’da dini bir grupta kendisini Faruki Tarikatı şeyhi olarak tanıtan S.I. aralarında çocukların da bulunduğu 7 erkeğe cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklandı. Soruşturmayı tamamlayan savcılık S.I. hakkında 49 yıldan 70 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Bir arkadaşının tavsiyesi ile S.I.’nın dini sohbetlerine katılmaya başladığını anlatan mağdurlardan 27 yaşındaki M.T. de, “Kısa sürede sohbetlerinden etkilenerek devam kararı aldım. Bana cinsel tacizde bulundu. Önce direndim ama gruptakilerden ona itaat etmeyenlerin başına birçok kötü olay geldiğini duydum, sonra şeyhe direnmedim” ifadelerini kullandı.

2019: Yurtların dokunulmazlığı var
Denizli’nin Çivril ilçesinde, 12 yaşındaki ortaokul öğrencisi M.S.’nin sınıfının penceresinden attığı nottan, kaldığı Süleymancılar tarikatına ait yurttaki eğitmenin nitelikli cinsel istismarına uğradığı ortaya çıktı. Eğitmen Emre T. gözaltına alınırken, olayı gizlediği ileri sürülen yurt müdürü Murat Ç. hakkında da soruşturma başlatıldı. Olayın ardından kapatılan yurt, 2022 yılında tekrar açıldı.

2019: Tarikat yurdunda temizlik görevlisinden çocuklara istismar
İzmir’in Dikili İlçesinde İsmetpaşa Mahallesi’ndeki Süleymancılara ait özel yurtta kalan, yaşları 9 ile 12 arasında değişen 7 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunan temizlik görevlisi Ömer Faruk E., 21 Aralık 2017 tarihinde gözaltına alındı. Poliste ve sevk edildiği adliyede suçunu itiraf eden şüpheli tutuklandı ve hakkında, 7 çocuğa cinsel istismar suçundan dava açıldı.

2019: Nurcular da devrede
Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden izinsiz faaliyet gösteren Nurculara ait İlim yayma Vakfının kontrolündeki yatılı eğitim yurdunda kalan B.E.K.’ye (9) cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen kurs hocası E.K. (24) çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

2019: Sıbyan mektebinde de cinsel istismar
Bağcılar’daki İsmailağa Tarikatına bağlı Fatih Medreselerinin kontrolündeki Sübyan Mektebi’nde ‘hoca’ olarak görevli 16 yaşındaki R.U., kaçak Kuran kursunun sorumlusu L.Ö. tarafından istismara uğradığını belirterek şikâyetçi oldu. Serbest kalan L.Ö., çalıştırdıkları kaçak kursta 4-6 yaş arasında 39 çocuğun ‘dini eğitim’ aldığını söyledi.

2019: Fıkıh-Der’in fıkhı
Ümraniye’deki Nakşibendi Tarikatının kontrolündeki Fıkıh-Der’e ait yatılı kursta eğitim gören 6 çocuk kursta eğitim veren 3 kişiden tecavüz iddiasıyla şikâyetçi oldu. Başlatılan soruşturmada 3 sanık tutuklandı. 6 öğrenci şikâyetçi olurken 20’yi aşkın mağdur çocuğun bulunduğu belirtildi. Görülen davada mahkeme heyeti, ‘iyi hâl’ indirimi uygulayarak, Ömer Işıktekin’e 76 yıl 11 ay, Tarık Bektaş’a 25 yıl, Hacı Serkan Bektaş’ ise 37 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

2020: Uşşaki tarikatı liderinden çocuğa cinsel istismar
Fatih Nurullah takma adıyla Uşşaki tarikatı lideri olarak bilinen Eyüp Fatih Şağban, Sakarya’nın Akyazı ilçesinde müritlerini ağırladığı yazlıkta 12 yaşındaki çocuğu defalarca taciz etti. Tacize uğrayan çocuğun babasının şikâyeti üzerine gözaltına alınan Şağban, sevk edildiği mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. İhbarı değerlendiren jandarma, 27 Ağustos’ta dergâha baskın yaptı. Baskına cinsel istismara uğradığı iddia edilen küçük çocuğun ailesi de gelince dergâh üyeleri ile kızın yakınları arasında arbede yaşandı. Yaşanan arbedede tarikat liderinin yanı sıra bazı tarikat üyeleri de gözaltına alındı. Tarikattan yapılan açıklamada ise “Şahısla bir ilgimiz yok” denildi.
Şağban tecavüz olayından önce, “Devletin kontrol mekanizmalarında olalım. Ne idüğü belirsizler karar mekanizmalarına geçince Müslümanlar sıkıntı çekiyor… 15 Temmuz sonrası ‘1. Türkiye Cumhuriyeti son buldu. 2. Osmanlı kuruluyor, Tayyip Bey birinci padişahımız olarak gözüküyor’ sözleriyle gündeme gelmişti.

2020: Lut hoca büyük hoca!
Bağcılar’da sübyan mektebi olarak adlandırılan anaokulu niteliğindeki Medrese-i Gül isimli İsmailağacılara ait kaçak Kuran kursunda hoca olarak görev yapan 16 yaşındaki R.U. isimli kız çocuğunun, kurs sorumlusu Lut Ö. tarafından cinsel istismara uğramasına ilişkin yürütülen soruşturma Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılı tarafından tamamlandı. Soruşturma kapsamında Çocuk İzleme Merkezi’nde (ÇİM) ifadesi alınan mağdur R.U. sanık Lut Ö.’nün kendisine yönelik davranışlarından rahatsız olduğunu ve bunu kurstaki diğer hocalara anlattığını belirterek, “Bana Lut hoca büyük bir hocadır” dediler. Bende önemsemedim” dedi. Dosyaya giren Siber inceleme raporunda ise Lut Ö.’nün telefonunda cinsel içerikli video ve fotoğraflar tespit edildi.

2020: Müftü yardımcısı ve şoföründen çocuğa cinsel saldırı
Çorum’un Kargı ilçesinde görev yapan Müftü Yardımcısı F.K. ile müftünün şoförü H.B.A. ilçede bir çocuğa cinsel saldırıda bulundu. K.T. isimli çocuğun şikayeti üzerine soruşturma başlatılırken, F.K. ve H.B.A. açığa alındı.

2021: Süleymancılar Ordu’da
Ordu’nun Fatsa ilçesindeki bir cemaat yurdunda 12 yaşındaki öğrenciye yönelik cinsel istismarla suçlanan görevli hakkında mahkeme kararını verdi. Fatsa Ağır Ceza Mahkemesi, Yusuf K.’ye iki ayrı suçtan 48 yıl hapis cezası verdi. Süleymancılara ait yurtta geçen 2020 yılında yaşandığı ortaya çıkan olay sonrası Yusuf K. tutuklanmıştı.

2021: Ensar Vakfı’nda tecavüz var
Bitlis Ensar Vakfı’nda Din Kültürü öğretmeni olarak atanan O.S ve M.Ö.’nün Vakfa ait evlerde kalan kadınlara şantaj ile tecavüz ettiği ortaya çıktı. İddialara göre Bitlis’te Ensar Vakfı’nın önemli isimlerinden olan, her ikisi de imamlıktan istifa ederek Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Din Kültürü öğretmeni olarak atanan O.S. ve M.Ö., Ensar Vakfı’na ait çeşitli evlerde kalan 9 kadınla baskı ve şantaj ile zorla birlikte oldu. Ensar Vakfı Bitlis Şube Başkanı Uluç, bazı basın ve yayın organlarında yer alan cinsel istismar iddialarına ilişkin, ‘Ensar Vakfı üzerinde oynanan oyunun bir parçasıdır.’ dedi. Bitlis Ensar Vakfı’nda din kültürü öğretmenlerinin, vakıf gönüllüsü 9 kadına şantajla tecavüz edildiği haberlerine erişim yasağı getirildi. Olayda AKP İl Yöneticileri ve İl Milli Eğitim Müdürü’nün de adı geçiyor.

8 Şubat 2022
Erzurum’da Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursu’nda lise mezunu bile olmayan ve gerekli şartları sağlayamayan belletmen H.K., yurt yöneticisi N.K.’nin inisiyatifiyle Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) bağlı kursta belletmen olarak çalıştırıldı. Belgeleri olmayan belletmen, kursta 2 çocuğa tecavüz, 5 çocuğu taciz etti. Belgeleri olmayan H.K.’nın kaçak olarak yatılı yurtta kalmasına göz yuman yönetici N.K’ye, “görev mahallindeki usul ve esasları yerine getirmediği” için sekizde bir oranında aylıktan kesme cezası verildi. Çocukları cinsel saldırıya uğrayan aileler isyan etti.

2022: Uşşakinin başka vakaları ortaya çıktı
Sakarya’nın Akyazı ilçesi Kuzuluk kesimindeki tarikat dergahında, 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle Uşşaki tarikatı şeyhi Eyyüp Fatih Şağban tutuklanmıştı. Fatih Nurullah adıyla bilinen Eyüp Fatih Şağban’a bir çocuğa istismar davası daha açıldı. Şağban’ın iki yıl önce dergâha gelen ve o tarihte 11 yaşında olan H.’ye cinsel istismarda bulunmakla suçlanıyordu.

2022: Kaset bir değil ki saklayasın!
İsmailağa Cemaati’nin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yeğeni Saadeddin Ustaosmanoğlu, kamuoyunda “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’ye ilişkin ağır iddialarda bulundu. Cübbeli Ahmet Hoca, kendisini ciddiye almadığını söyledi. Saadeddin Ustaosmanoğlu, Ahmet Mahmut Ünlü’nün kasetleri bulunduğunu bunları açıklayacaklarını söyledi. İddialara göre Cübbeli’nin 400 kaseti vardı.

15 Şubat 2022
Gazeteci İsmail Saymaz, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Erzurum Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursu”nda cinsel tacize uğrayan küçük yedi erkek çocuğunun ifadelerinde her gün şiddet gördüklerini anlattığını açıkladı. “Müdür N.K. dersi yarım yapıp vaktinden önce giderek, bizi belletmen H.A.”ya teslim ediyordu. H.A. ders öğretmiyor, çay içip dolaşıyordu. N.K., beni ve arkadaşlarımı terlik ve sopayla acımasızca dövüyordu. Kolumda ve sırtımda morarmalar oldu. Tırnakları uzundu. Kulaklarımızı çektiğinde kulaklarımız çiziliyordu. Sırtıma yumruk atıyordu. Bu neredeyse her gün oluyordu. Hem Kuranla dövüyor hem Kuran”ı yere atıyordu. Kuran”ın sayfalarını yırtıyordu. Bize ”Mal ve dangalak” diyordu.”
MÜFTÜYÜ KİM KORUYOR?
“Bu rezalet Erzurum Emniyet Müdürlüğü”nde ve Jandarma Komutanlığı”nda yaşansaydı amirleri kızağa çekilmişti. Fakat Müftü Şahin Yıldırım”a dokunulamıyor” diyen Saymaz, şunları kaydetti:
“Kursta beş ay boyunca kaçak belletmen çalışıyor. Yedi çocuk istismar ediliyor. Müdür çocukları sopayla, terlikle, Kuran”la, Atatürk portresiyle dövüyor. Peki müftü efendi ne iş görüyor?
Duyduğum kadarıyla skandalın patladığı günlerde Erdoğan”ı 1001 Hatim törenine davet için Ankara”daydı. Bir müftünün görevi Cumhurbaşkanı”na görünmek değil, kendisine teslim edilen çocuklara sahip çıkmaktı. Gördük ki tecavüze mahal verenlere sahip çıktı. O koltukta bir gün bile oturmamalı. Öte yandan Sezen Aksu hakkında bildiri yayınlayan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş susuyor. Nasıl bir imandır ki şarkı sözünden inciniyor da Kuran Kursu”ndaki tecavüzde lal kesiliyor?”

31 Mayıs 2022
Erzurum’da 7 çocuğun tecavüz ve cinsel istismara uğramasına ilişkin davada karar çıktı. Diyanet’e bağlı Hacı Bahattin Evgi Kuran kursu belletmeni H.A’ya altı çocuğa karşı tecavüz ve hürriyetten yoksun kılma suçundan 119 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Mağdur aileler kararın ardından Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a tepki gösterdi.
Olay, 2021 yılının Mayıs ve Ekim ayları arasında Erzurum’un Palandöken ilçesinde bulunan bir erkek yatılı Kur’an kursunda meydana geldi. İddiaya göre kursta görevli olan H.A., yatılı olarak kursa gelen ve yaşları 10-14 arası olan erkek çocuklarına dokunarak taciz etmeye başladı. İlerleyen zamanlarda çocukları odalara kilitleyen H.A., çocuklara cinsel istismarda bulundu. Cinsel istismarda bulunmayı uzun süre devam ettiren H.A., yaşadığı anları da kamera kaydına aldı. E.K., oğlunun istismara uğradığını öğrenince durumu savcılığa şikayet etti. Olayla ilgili soruşturma başlatılmasının ardından gözaltına alınan görevli H.A. tutuklanarak cezaevine gönderildi.

cumhuriyet.com.tr – 06.06.2024
İstanbul Ümraniye’de bulunan Süleymancılara ait Özel Osmangazi Arifiye Ortaokul Erkek Öğrenci Yurdu’nda 11 yaşında bir çocuk imam tarafından cinsel istismara uğradı. Sanık, dün görülen karar duruşmasında nitelikli cinsel istismar sebebiyle 28 yıl hapis cezası aldı. soL haber’in aktardığına göre; Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin yaptığı açıklamada “Aile olayı ihbar ettiğinde tarikat, aileyi önce baskı altına almaya çalışmış, dosyanın kapatılması için uğraşmıştı. Başaramadılar.

https://haber.sol.org.tr/haber/iste-son-yillarda-ortaya-cikan-tarikat-baglantili-istismar-olaylari-munferit-degil-sistematik
https://haber.sol.org.tr/haber/iste-turkiyenin-kuran-kursu-gercegi-istismar-dayak-olum-313770
Posted in DİN-İNANÇ, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, TARİKAT VE CEMAATLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

ORTADOĞU’DA EMPERYAL OYUNLAR BOP/ BİP – Netanyahu’nun oğlunun Kürdistan hayali

Netanyahu’nun oğlunun Kürdistan hayali

Haluk Dural – 31.05.2024
Milli Merkez Genel Sekreteri

Soykırımcı İsrail’in Başbakanı faşist Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu Türkiye topraklarını da içine alan sözde ‘Kürdistan’ haritası paylaştı. X hesabından yayınladığı haritasıyla beraber “Bütün gözler Kürdistan’ın üzerinde! Türkiye’nin Kürtlere yaptığı soykırım dursun! Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin Kürdistan üzerindeki baskı ve işgali dursun! Hür hür Kürdistan!” gibi açıklamalar ekleyerek, boyuna bakmadan Amerika’nın BOP projesinin gönüllü sözcülüğüne soyunmuş bu zavallı çocuk…
Kendi saçma efsanelerine göre “Nil ve Fırat arasındaki vaad edilmiş topraklar” için değil, Amerika için kendini paralıyor…
Ancak bu yayınladığı harita kendisine ait olmayıp, aslında II. Dünya Savaşı devam ederken, Amerika’nın savaş sonrası planları için hazırladığı 1941 tarihli Amerikan Ordu haritasıdır. Aynı Amerikan haritası değiştirilerek PKK sitelerinde de kullanılmaktadır.

ABD 1941 Haritası.jpg
Kaynak: www.GlobalSecurity.org, Amerikan haritası artık yayından kaldırılmıştır…
İşçi Partisi Ulusal Strateji Merkezi üyesi E. Kur. Alb. Cemalettin Korkut, 1955 yılında Almanya’da Amerikan 5. Kolordu Karargâhı İstihbarat Şube Müdürü Amerikalının odasında, üzerinde Ermenistan ve Kürdistan bölgeleri ayrılmış bir Türkiye bulunan 1941 tarihli ABD ordusu Ortadoğu haritası gördüğünü açıklamıştır. Ayrıca Ağustos 1961’de Askerî Ataşe olarak görev yaptığı İsrail’de, İsrail Savunma Kuvvetleri (Genel Kurmay Başkanlığı) komutanı Tümg. Zvi Zur ve İstihbarat Başkanı Tuğg. Hayim Herzog’un odasında benzer haritaları gördüğünü belirtmiştir.[[1]]
Eski Genelkurmay başkanlarımızdan E. Org. Doğan Güreş 2003 yılında Star TV’de katıldığı Fatih Altay ile Teke Tek programında, 1961 yılında ABD’ne giden bir askerî heyetin Pentagon’daki boş bir toplantı odasının duvarında, üzerinde Ermenistan ve Kürdistan sınırlarının çizildiği ABD ordusuna ait Türkiye ve Ortadoğu haritası gördüklerini rapor ettiklerini belirtmiştir.
Türkiye’den toprak bölünerek Kürdistan yaratılmış ABD ordu haritaları, 2003 yılında ABD’nin Irak’a saldırmasının arifesinde, CIA peşmergelerine eğitim verilen Macaristan’daki bir ABD askerî üssünde, eğitim salonunun duvarında görüntülenmiş ve Star Gazetesi’nde yeralmıştır.

Küçük Netanyahu’nun yayınladığı haritada, Hatay’ın tamamı Kürdistan’a hediye edilmek istenmektedir. Buradaki gizli amaç, Hatay’a komşu İdlip’te Amerikan desteğiyle varlığını sürdüren İŞİD teröristlerinin Türkiye’ye geçmelerine izin verilirse Hatay’ın da Türkiye’den kopartılmasıdır.

[[1]] : Aydınlık, sayı 995, sayfa 11
Posted in ASİMİLASYON, BOP, FAŞİZM, ORTADOĞU ÜLKELERİ | Leave a comment

AKP zihniyeti reform yapamaz!


AKP zihniyeti reform yapamaz!

Rahmi Turan – 04 Haziran 2024

Son yerel seçimlerde seçmenden fena tokat yiyen AKP, her şeye
rağmen “iktidarda en uzun süre kalan parti” unvanını koruyor.
Peki, AKP yönetimindeki 22 yılda Türkiye nereden nereye geldi?
Tek cümle ile “Ülke vahim bir duruma geldi” diye özetleyebiliriz!
Hukuk devletinden uzak bir sistemle yönetilen Türkiye’de bütün kurumlar güç kaybetti, zayıfladı, çökme noktasına geldi.
Yasalar çiğnendi, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları bile uygulanmaz oldu.
Kamu kurumları siyasallaştı, valiler, kaymakamlar, üst düzey bürokratlar devletin değil AKP’nin memurları haline geldi.
Eğitim kalitemiz müthiş düştü, dünyada 101’inci sıraya geriledik. “Bilimden uzak, kör inançlara yer veriyor” diye eleştirilen ve çağdaşlıktan uzak olduğu belirtilen yeni müfredatla daha da gerilere gideceğimiz kesin!
Posted in Politika ve Gundem | Leave a comment