AFORİZMALAR

Posted in AFORİZMALAR | Leave a comment

EGE’DEKİ DENİZ GÜCÜ: BALKAN SAVAŞLARI’NDAN STRATEJİK DERSLER ANALİZ NO : 2024 / 8 – YAZAR : TEOMAN ERTUĞRUL TULUN

EGE’DEKİ DENİZ GÜCÜ: BALKAN SAVAŞLARI’NDAN STRATEJİK DERSLER
ANALİZ NO : 2024 / 8 – YAZAR : TEOMAN ERTUĞRUL TULUN

Giriş
Kuşkusuz denizler, devletler için ekonomik ve ticari çıkarlar, ulusal güvenlik ve savunma ihtiyaçları açısından hayati öneme sahiptir. Çağlar boyunca deniz yoluyla nakliye, uluslararası ticaretin temel unsurlarından biri olmuştur. Bu bağlamda, deniz yollarının güvenliği tüm devletler için büyük önem taşımış ve devletlerin dış politikalarında belirleyici bir rol oynamıştır. Özellikle kıyı ülkeleri için, deniz gücü genellikle güçlü bir güvenlik ve savunma politikası gerektirir. Ülkelerin güçlü kara kuvvetlerine sahip olmaları, güvenliklerini sağlamak için yeterli değildir. Çevrelerindeki denizleri kontrol altında tutamayan ülkeler bazen ağır toprak kayıpları yaşamış ve ağır bedeller ödemişlerdir. Örneğin, toprak kayıpları nedeniyle etnik gruplar yıllarca yaşadıkları toprakları terk edip vatan olarak gördükleri ülkelere göç etmek zorunda kalmış, bu da ciddi insani acılara ve toprak kaybı yaşayan ülkelerin önemli ekonomik ve politik sorunlarla karşı karşıya kalmalarına neden olmuştur.
Bu bağlamda, Osmanlı Devleti’nin Doğu Ege adaları ile Girit’i kaybetmesi sırasında Yunanistan ile yaşadığı sıkıntılar ve 1912-1913 Balkan Savaşları sırasında yaşanan acı tecrübeler, yukarıda belirttiğimiz hususlara çarpıcı bir örnek teşkil etmektedir.

1912-1913 Balkan Savaşlarına Giden Yol

1912-1913 Balkan Savaşlarında Osmanlı İmparatorluğu Avrupa topraklarının neredeyse tamamını kaybetmiştir. Bu savaşlar Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve sonunda çöküşü üzerinde belirleyici bir etki yaratmıştır. Güçlü bir deniz kuvveti, Yunanistan’ın Balkan savaşları sırasındaki toprak kazanımlarında önemli rol oynamıştır, Bu konuyu incelemeden önce Balkan Savaşları öncesi gelişmeleri ve Osmanlı Devleti’ne karşı Balkan İttifakı kurulması sürecini kısaca hatırlamakta yarar bulunmaktadır.
Balkan tarihi konusunda uzman akademisyen Barbara Jelovich’in değerlendirmelerine göre, yirminci yüzyılın başlarında Balkanlara ilişkin iki kritik diplomatik ittifak kurulmuştur. Bunlardan ilki Almanya, Avusturya=Macaristan ve İtalya arasındaki Üçlü İttifaktır. İkinci ittifak ise Rusya ve Fransa’yı kapsıyordu. İngiltere başlangıçta bu ittifaklara katılmamayı tercih etmiş, ancak daha sonra 1904 ve 1907’de Fransa ve Rusya ile sömürge anlaşmazlıklarını çözmek için müzakerelerde bulunmuştur. Bu müzakereler, Britanya-Fransa-Rusya’nın gevşek yapılandırılmış bir diplomatik birliktelik  oluşturmalarıyla sonuçlanmıştır.  Bu oluşum, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’na ve Girit’teki Yunan isyanına yaptığı müdahalelerle Balkanlar’da önemli bir etki yarıtmıştır.
Bu arada sözkonusu dönemde  Osmanlı Balkan topraklarının durumu da tartışma konusu olmuş, diplomatlar Osmanlı toprakları üzerinde pazarlık yapmaya başlamışlardır. Aynı dönemde, Ekim 1909’da,  İtalya ve Rusya bir araya gelerek ortak bölgesel çıkarları üzerinde anlayışa varmışlardır. Bu anlayış çerçevesinde İtalya, 1911 yılında Trablusgarp’ı ele geçirmek için Osmanlı Devleti ile savaşa girişmiştir. Öte yandan Rusya, Balkan devletlerini ittifak kurmak üzere müzakerelere başlamaya teşvik eden bir politika izlemeye başlamıştır. Rusya’nın aktif diplomatik desteğiyle Balkan hükümetleri bir dizi anlaşma imzalamışlar ve Osmanlı’ya karşı savaş ittifakları kurmuşlardır. İlk anlaşma Mart 1912’de Bulgaristan ile Sırbistan arasında yapılmıştır. Bu müzakerelere katılan Bulgar temsilciler, sonunda Bulgaristan’a katılacağı beklentisiyle özerk bir Makedon devletinin kurulmasını desteklemiştir. Sırbistan ise tam tersine Makedonya’nın bölünmesini öngören bir düzenlemeden yana olmuştur. Bu nedenle Makedonya’nın paylaşımı konusunda anlaşma sağlanamamış ve Rusya’nın arabuluculuk yapması konusunda mutabakata varılmıştır. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu ile gelecekte yapılacak savaşta Bulgaristan’ın 200.000, Sırbistan’ın ise 150.000 asker sağlamasına karar verilmişti.  Mayıs 1912’de ise Yunanistan ve Bulgaristan da benzer bir anlaşma yapmışlardır. Bu anlaşmaya bölgesel paylaşım ile ilgili hükümler dahil edilmemiştir.  Ekim ayında Karadağ Sırbistan ve Bulgaristan ile anlaşmalar imzalamıştır.  Böylece Balkan devletleri Osmanlı’ya karşı savaş için örgütlenmişlerdir. Büyük güçler bu gelişmelerden endişe duyarak son anda etkisiz ve baştan savma müdahaleler yapmaya çalışmış iselerde,  bu çabalar başarısız olmuştur. Sonuçta önce Karadağ Osmanlı İmparatorluğu’na saldırmış ve bunu takiben hemen Balkan müttefikleri de saldırılara katılmışlardır. Böylece Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ ilk kez Balkan ittifakı şeklinde Osmanlı’ya savaş ilan etmişlerdir.[1]

Balkan Savaşlarında Yunan Donanmasının Rolü

Yunan donanmasının Balkan Savaşlarında Yunanistan’ın toprak kazanımları sağlamasındaki  etkin rolü üzerinde genellikle durulan bir husus değildir. Halbuki Yunanistan’ın Balkan Savaşlarına katılımına ilişkin olarak o  dönemde yazılmış akademik niteliğe sahip yayınlar incelendiğinde, Yunanistan’ın, Balkan savaşlarına katılırken donanmasının gücünü önemli bir savaş aracı olarak takdim ettiği görülmektedir. Yunanistan’ın Balkan Savaşı’na katılımına ilişkin hazırlıklara da kapsamlı biçimde değinen 1914 yılında yayımlanan bir kitapta yer alan aşağıdaki hususlar, Yunanistan’ın Balkan savaşlarına katılırken deniz kuvvetlerinin gücüne ne kadar güvendiğini ortaya koymaktadır:
“Savaşın başlamasından birkaç hafta önce Sofya’da M. Gueschoff (Bulgaristan Başbakanı) ile Sırbistanlı, Karadağlı ve Yunanlı temsilcilerin hazır bulunduğu bir toplantı yapıldı. Tartışma, müttefiklerin her birinin Türkiye’ye karşı sahaya yerleştirebileceği güçlerin sayısı üzerinde yoğunlaştı. M. Gueschoff, Bulgaristan’ın 400.000, Sırbistan temsilcisinin  200.000, Karadağ temsilcisinin ise 50.000 temin edebileceğini belirtti. Bunun üzerine hepsi Yunanistan temsilcisi M. Panas’a döndüler. Panas, ‘Yunanistan 600.000 kişilik bir kuvvet tahsis edebilir’ dedi. Hepsi ona yüzlerinde inanmazlık olmasa bile şaşkınlıkla baktılar ve bunun nasıl mümkün olduğunu sordular. Şöyle cevap verdi: ‘Savaşa 200.000 kişilik bir ordu yerleştirebiliriz ve ardından filomuz, Türkiye’nin Selanik ile Gelibolu arasındaki Trakya ve Makedonya’nın güney kıyılarına çıkardığı yaklaşık 400.000 askeri durduracaktır! ‘Se non e vero e ben trovato (Doğru değilse iyi bulunmuştur.) Yazarın görüşüne göre hikaye doğru bir noktaya değiniyor. Eğer Yunanistan denizin hakimi olmasaydı, ateşkesin imzalanmasından önceki birkaç hafta içinde Türkiye’nin Asya’daki 400.000 kadar askerini karaya çıkarabileceği iddia edilemez. Ancak Türkiye’nin elindeki nakliye imkanları göz önüne alındığında, günde yaklaşık 2.000 asker çıkarabilmesi gerekirdi; böylece on hafta içinde en az 150.000 kişilik kuvvet Trakya’da hazır hale gelebilirdi. Trakya’daki Türk kuvvetlerinin güçlendirilmesi, Türkleri neredeyse kesinlikle ateşkes imzalamak istemeyecekleri bir konuma getirecek ve yaklaşık altı ay içinde 400.000 kişilik bir kuvvete  ulaşacaktı.”[2]
Batılı akademisyenlerin Balkan Savaşları ile ilgili yazdıkları çeşitli kitaplarda, Balkan İttifakı üyeleri arasında yalnızca Yunanistan’ın güçlü bir donanmaya sahip olduğu belirtilmektedir. Bu akademisyenlere göre, “Yunan Donanmasının savaşta iki ana görevi vardı. Birincisi, Osmanlı’nın Ege ve Adriyatik Denizindeki gemi seferlerini engellemek için Çanakkale Boğazı‘nın girişini korumaktı. Bu, Osmanlıların Avrupa’daki  kuvvetlerini takviye etmesi   ve bu kevvetlere ikmal yapmasını engelleyeceği için önemliydi. Diğer görevi ise Osmanlı’ya ait olan Ege adalarını işgal etmekti.”[3] Bu eserlerde ayrıca Yunan Donanmasının çok etkili bir abluka sürdürmekle kalmayıp, İtalya’nın elinde bulunan Rodos ve Oniki Ada dışında Türk yönetimi altındaki tüm Ege adalarını da ele geçirdiği belirtiliyor. Bu akademisyenlere göre, “Yunan donanması, tamamen aciz duruma düşürdüğü Türk donanmasını terörize etmekle kalmayıp, aynı zamanda Türklerin dış dünyayla olan ticaretini ve irtibatını felce uğratmak, imparatorluk içindeki demiryolu ulaşımını sıkıntıya sokmak, Osmanlı İmparatorluğu’nun Makedonya’ya veya Trakya’nın Ege kıyılarına takviye kuvvet göndermesini engellemek ve halen etkin yönetim yetkisine sahip olduğu Ege Adalarını Türkiye’den ayırmak için yeterliydi.”[4]
O dönemde Yunan Donanmasının omurgasını ağır kruvazör Averof oluşturuyordu. “Georgios Averof” zırhlısı 1905 yılında Giussepe Orlando tarafından tasarlanmıştı.  Gemi 1908-1911 yılları arasında İtalya’daki Livirno Orlando tersanelerinde inşa edildi. O dönemde aynı tersane İtalyan Donanması için “San Antonio”. ve “Piza” adlı iki zırhlı savaş gemisini daha tasarlamıştı. İtalya sözkonusu  iki gemiyi satın aldı ancak mali nedenlerden dolayı üçüncü gemiyi satın almaktan vazgeçti. 1909 yılında Orlando tersanesi bu üçüncü gemiyi satmak üzere Osmanlı Devleti’ne teklifte bulundu. Donanmayı güçlendirmek isteyen Osmanlı yönetimi, savaş gemisini satın almak istedi ancak ekonomik zorluklar nedeniyle gemiyi satın almakta tereddüt etti. Bunun üzerine Orlando tersanesi zırhlıyı Yunanistan’a teklif etti. Ancak Yunanistan mali nedenlerden dolayı gemiyi satın alamayacağına karar verdi. Yunanistan’a böyle bir teklif yapıldığı bilgisini alan George Averof Vakfı[5], Averof ismini vermek şartıyla gemiyi satın alması için Yunan Devletine hibe yaptı. Bu hibe sayesinde Yunanistan Averof ağır kruvazörünü satın aldı ve deniz kuvvetlerini oldukça güçlü hale getirmeyi başardı.
Emekli Amiral Afif Büyüktuğrul’un, Averof zırhlısının Osmanlı Devleti tarafından satın alınmasına ilişkin o dönemde Osmanlı Meclis’inde yapılan tartışmalara ilişkin bir makalesinde  verdiği  aşağıdaki bilgiler, günümüz için de öğretici hususlar içermektedir:
“Osmanlı – Yunan deniz silahlanma yarışında ayrıntılar vardı : Yunan hükümetinin donanma konusunda fikir birliği yapmasına karşılık Osmanh tarafı Donanma mı demiryolu mu polemiği içindeydi. Tek bir Harbiye nazırına karşılık Bahriye nazırı iki yılda dokuz kez değiştirilmiş ; bu nazırların çoğunluğu da, sanki bir ek görevmiş gibi, Harbiye nazırı emrindeki kolordu komutanlarma verilmişti. Tabii bu hal de donanma yapımını geciktiren bir unsurdu. Yunanistan’la politik durum o kadar gerginleşmişti ki hızlı şekilde hazır savaş gemisi satınalmak zorunlu olmuştu ama; Avrupa’da ve Amerika’da satılık gemi de yoktu. Nihayet denizciler Italya’da inşası tamamlanmak üzere bulunan bir zırhlı kruvazör bulmuşlar ve bunun satın alınmasını Meclis-i Mebusana kadar getirmişlerdi. Fakat Dışişleri bakanı kürsüye çıkacak ve ‚Yunanlılar blöf yapıyorlar; ne savaş açabilirler ne de bu gemiyi satın alabilirler‘ diyecekti. Maliye nazırı da kendisini destekleyince bu gemiyi satınalmaktan vaz geçilmişti. Bu Dışişleri Bakanı, Balkan savaşında aynı kürsüye çıkıp ‚denizciler gayri ciddi savaştılar‘ diyen” aynı bakandı. Hem deniz kuvvetlerinin güçlenmesine mani olmuş hem de denizcileri haksız bir ittihama maruz bırakmıştır.“[6]
Yukarıda da belirtildiği gibi Yunanistan’ın Balkan savaşları sırasında Ege Denizi’ndeki stratejisi Çanakkale Boğazı’nı kapatmak, Osmanlı İmparatorluğu’nun deniz ikmal yollarını kesmek ve Ege adalarını işgal etmekti. Savaşın Ege Denizi kısmında Yunanistan, bir saldırı planı çerçevesinde bu stratejiyi başarıyla uyguladı. Bu bağlamda Yunan Donanması 18 Ekim 1912’de Pire limanından ayrılmış, 21 Ekim’de Limni, 31 Ekim’de Taşoz, 1 Kasım’da Semadirek, 4 Kasım’da Psara, 17 Kasım’da Nikarya, 21 Kasım’da Midilli ve 24 Kasım’da Sakız Adası’nı işgal etmiştir. Duayen tarihçi/Büyükelçi Bilal Şimşir’e göre Yunan Donanması Osmanlı Ege adalarını birer birer ele geçirirken, Osmanlı Donanması Karadeniz’de oyalanıyor, Varna’yı bombalıyor ve  Ege Denizi’ne geçmeye çalışmıyordu. Osmanlı Donanması ancak Bulgaristan ile yapılan mütarekeden sonra Ege’ye dönebilmiştir. 16 Aralık 1912’de Türk ve Yunan donanmaları ilk kez Gökçeada (İmroz) önünde karşı karşıya geldi. Osmanlı Donanması, Averof zırhlısının üstün manevra kabiliyeti ve ateş gücüne karşı verdiği bu mücadeleden başarısız olarak Çanakkale’ye döndü. İki donanma, 18 Ocak 1913’te Mondros önünde yeniden karşı karşıya geldi. Bu savaşta Osmanlı Donanması daha da ağır bir yenilgiye uğradı.[7]
Bu kısa bilgilerin de gösterdiği gibi, Osmanlı Devleti donanmasının zayıflığı ve yetersiz yönetim nedeniyle yaklaşık üç hafta içinde Doğu Ege Adaları’nı fiilen kaybetmiştir.

Sonuç

Balkan savaşlarının kaybedilmesinde şüphesiz Osmanlı deniz gücünün zayıflığının belirleyici olmasa da önemli bir rolü olmuştur. Osmanlı deniz gücünün zayıflaması nedeniyle bu dönemden sonra Ege Denizi’ndeki Yunan hakimiyeti giderek güçlenmiştir Bu konuları değerlendiren duayen tarihçi/Büyükelçi Şimşir, Yunanistan’ın deniz üstünlüğünü yıllarca  kendisine bağış yapan ABD ve İngiltere sayesinde koruduğunu belirtiyor. Şimşir, Türkiye’nin 30 Mayıs 1974’te Donanmasının desteğiyle Ege’de petrol aramaya başlamasıyla bu üstünlüğün dengelendiğini ifade ediyor. Ayrıca Yunan Donanmasının Ege Denizi’ndeki üstünlüğünün Kıbrıs Barış Harekatı ile büyük ölçüde sona erdiğini  vurguluyor ve Economist dergisinde aynı döenmde yayımlanan şu değerlendirmeye dikkat çekiyor:
“Amiral Koundouriotis’in Türk filosunu Averof zırhlısıyla Çanakkale Boğazı’na sürdüğü 1912 yılından bu yana ilk kez Türkiye, Yunanistan’ın Ege’deki üstünlüğüne meydan okuyor.”[8]
Yunanlılar ve onları kışkırtan emperyalist devletler, Türk Ordusunun 1919’dan itibaren Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yolunda kazandığı zaferleri ve Yunanistan’ın Anadolu’yu işgal etmeye kalkıştığında uğradığı büyük yenilgiyi “Küçük Asya Felaketi” olarak tanımlıyorlar. Büyük felaket dedikleri olay, esasında,  “Büyük Fikir” olarak çevirebileceğimiz “Megali İdea”nın onlara getirdiği felaketin ta kendisidir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde emperyalist devletlerin teşviki ve desteğiyle kendi güçlerinin çok ötesinde hayallerin peşinde koşmalarının ve maceralara atılmalarının sonucudur “Küçük Asya Felaketi.”
Bu bağlamda şu noktayı her zaman göz önünde bulundurmak gerekir: Yunanistan, ulusal devletler çağında imparatorluk olmayı arzulamış ve bu önemli genişleme hedefini devlet politikası haline getirmiş bir ülkedir. “Megali İdea”yı içselleştirmiş bir devlet yapısına sahiptir. Bu amaçla her zaman dönemin güçlü devletlerinin veya devlet gruplarının desteğini alarak Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışmıştır. Büyük iddialarından asla vazgeçmemiş, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de hedeflerine ulaşmayı oldubittilerle zamana yaymıştır. Geçici yumuşama dönemlerinde de “Fabian taktiklerini”[9] başarıyla uygulamıştır. Uyguladığı “sıfır toplamlı oyun” politikaları esasen “saldırgan yeni-gerçekçi” bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Türkiye’nin bu yaklaşıma 1974’ten itibaren özellikle deniz gücünü güçlendirerek “karşı-saldırgan yeni-gerçekçi” politikalarıyla karşılık verdiğini söyleyebiliriz.[10]
Türk Deniz Kuvvetlerinin güçlendirilmesine yönelik yürütülen çalışmalar, bu amaçla ayrılan mali kaynaklar, Türkiye’nin denizcilik stratejisinin derinleştirilmesine yönelik düşünceler ve geliştirilmeye çabalanan doktrinler ile ilgili olarak kamuoyunun belirli bir kesiminde zaman zaman eleştiri de içeren tartışmaların cereyan ettiği gözlenmektedir. Bu bağlamda, Türk deniz gücünün önemine ilişkin olarak duayen tarihçi/Büyükelçi Bilal Şimşir’in 1976 yılında yaptığı şu değerlendirmeyi hatırlamakta fayda görüyoruz:
“Ege sorunu deniz gücünden ayrı düşünülemez. Deniz gücü Ege’nin kaderini belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Bu hep böyle olmuştur. Balkan savaşlarında yaşananlar bunun en çarpıcı örneğidir. Yunan ihtilalcileri Osmanlı’nın karşısına bir deniz filosuyla çıktı. Yunanistan’ın yeni haritası denizde çizildi. Osmanlı donanması Navarin’de yok edildi.”[11]
Türkiye, Ege sorunlarına çözüm bulma yönündeki iyi niyetli çabalarında gerçekçi olmaya devam etmeli, bu iyi niyetli çabalarının kötüye kullanılmasına izin vermemeli, öz olarak saldırgan yeni-gerçekçi politikalara, karşı-saldırgan  yeni-gerçekçi politikalarla karşılık vermeye devam etmeli, ve “Fabian taktiklerine” karşı da çok dikkatli olmalıdır.
*Resim: NTV

[1]   Barbara Jelavich, History of the Balkans: Twentieth Century, vol. 2 (Cambridge: Cambridge University Press, 1983), 95-97.
[2]   Demetrius John Cassavetti, Hellas and the Balkan Wars: With an Introduction by the Hon. W. Pember Reeves. With 10 Maps and 74 Illustrations (London, Leipsic: T. Fisher Unwin, 1914), 26 ; E. R. Hooton, Prelude to the First World War: The Balkan Wars, 1912-1913 (London and New York: Routledge, 2014), 17.
[3] E. R. Hooton, Prelude to the First World War: The Balkan Wars, 1912-1913 (London and New York: Routledge, 2014), 17.
[4] Jacob Gould Schurman, The Balkan Wars: 1912-1913, 3rd ed. ([Place of publication not identified]: The Floating Press, 2009), 65.
[5] Georgios Averof (Georgios Avyeros-Apostolakis), 1818 yılında Metsovo’da (Epir) doğdu. Metsovo (Epirus-Osmanlı Döneminde Machiova – Ulah dilinde Aminciu), Osmanlı döneminde Yunanistan’ın batısında Yanya Sancağı’na bağlı, çoğunlukla Ulahların yaşadığı bir ilçeydi. New York Times gazetesinin 4 Ağustos 1899 tarihli haberine göre. George Averof, Yanya (Yanya) yakınlarındaki Metsova’da doğdu ve 17 yaşında amcasının Moskova’daki şirketinde çalışmaya başladı. Amcasının ölümünden sonra amcasının zengin mirası kendisine kaldı. Kırım Savaşı sırasında Rus ordusunun ihtiyaçlarını karşılaması sonucu kısa sürede zengin oldu ve daha sonra İskenderiye’de banker olarak çalıştı. Hiç evlenmeyen George Averof, ölümünden sonra mal varlığını Yunan donanmasına bağışladı. Pek çok bağışta bulunan Averof’un en önemli yardımlarından biri de 1896 yılında düzenlenen  ilk olimpiyatlar için Atina’da yapılan Olimpiyat Oyunları için inşa edilen stadyumdu. Hayırseverlik faaliyetlerine 7.500.000 dolardan fazla katkı sağladığı söylenen Averof 3 Ağustos 1899 tarihinde 70 yaşında İskenderiye’de hayatını kaybetti. New York Times, 4 Ağustos 1899,  https://www.nytimes.com/1899/08/04/archives/george-averoff-dead-he-had-expended-more-than-7500000-in-charities.html.
[6] Afif Büyüktuğrul, “Osmanlı (Türk) – Yunan Deniz Silahlanma Yarışı,” Belleten 39, no. 156 (October 1975): 725-774, here 736-737.
[7] Bilal Şimşir, Ege Sorunu (Aegean Question): Belgeler (Documents), vol. 1 (1912-1913), LIII-LIV.
[8] Bilal Şimşir, Ege Sorunu, p. LV.
[9] Antik Romalı general Fabius’un uyguladığı”Fabian taktikleri”, rakibi geciktirmek ve ondan kaçmak yerine yıpratmak, hedefe ulaşmak için zaman kazanmaya çalışmaktır.
[10]  John J. Mearsheimer, The Tragedy of Great Power Politics (New York & London: W. W. Norton & Company, 2001), 22. Mearsheimer, saldırgan gerçekçilikte devletlerin “alabilecekleri her şeyi” hedeflediklerini ve “hegemonyayı nihai hedef olarak alarak göreceli gücü en üst düzeye çıkarmayı” amaçladıklarını öne sürmektedir.
[11] Bilal Şimşir. Ege Sorunu, p. XXXIX.

https://avim.org.tr/tr/Analiz/EGE-DEKI-DENIZ-GUCU-BALKAN-SAVASLARI-NDAN-STRATEJIK-DERSLER


Posted in Tarih, YUNANİSTAN - EGE SORUNU | Leave a comment

AFORİZMALAR

Posted in AFORİZMALAR | Leave a comment

ARABİ MÜSTEBİT’YA ÜLKESİNDE NA-HACI FIŞ FIŞ SULTANA

ARABİ MÜSTEBİT’YA ÜLKESİNDE
NA-HACI FIŞ FIŞ SULTANA

*NE ZAMAN GİDİYORSUN?*


Yirmi yılda şöhretin, tüm dünyaya yayıldı.
Açlık çeken milletin, kaburgası sayıldı.
Sana sade hırsızlar, Şeş-beş çete bayıldı.
Bir selayı bekliyor, ahali biliyorsun,
Müjdeyi ver millete, ne zaman gidiyorsun?
Ne kadın doğuruyor, ne koyun yavruluyor,
Emekliler açlıktan, rüzgarda savruluyor,
Şeker un çoktan hazır, helvalar kavruluyor,
Milletin ekmeği yok, sen bal kaymak yiyorsun,
Müjdeyi ver millete, ne zaman gidiyorsun?
Beddualar ediyor, ciğeri yanan kullar,
Yandaşlar köşe oldu, kapanmıyor bavullar,
Çalınmayı bekliyor, ne zamandır davullar,
Millet artık işine, gücüne kafa yorsun,
Müjdeyi ver millete, ne zaman gidiyorsun?
Bence veda zamanı, iyice bıkılmadan,
.as dedin ayet dedin, utanıp sıkılmadan,
Yaptırdığın saraylar, başına yıkılmadan,
Ahirette hesabı, azgın zebani sorsun,
Müjdeyi ver millete, ne zaman gidiyorsun…
Düşman ettin fütursuz, anayı ve bacıyı,
Yıllar var ki bu millet, çekti büyük acıyı,
Nasıl göndereceğiz, bunca istilacıyı,
Bu zavallı milleti, ahmak yerine korsun,
Müjdeyi ver millete, ne zaman gidiyorsun…
Kızdın hakaret ettin, hep yükselttin sesini,
Giyindi mürteciler, peçesini fesini,
Millet davul çalacak, versen son nefesini,
O gün bayram olacak, çok iyi biliyorsun,
Müjdeyi ver millete, ne zaman gidiyorsun…

M.S.M.
Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR | Leave a comment

FEYM Grubu ve AYAcademy Bilgilendirme Bülteni (10 Temmuz 2024)

FEYM Grubu ve AYAcademy
Bilgilendirme Bülteni
(10 Temmuz 2024)


1. Ermeni Meselesi / Ermeni Haberlerindeki İddialar / Azerbaycan ile İlgili Gelişmeler:
a.  ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Matthew Miller, ABD’nin Ermenistan ile Azerbaycan arasında diplomatik bir çözüm bulunması için çalışmaya devam ettiğini söyledi. https://www.panorama.am/en/news/2024/07/10/US-Armenia-Azerbaijan/3027298
b.  Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) yöneticisi Samantha Power başkanlığındaki heyeti kabul etti. Samantha Power, ABD yönetiminin Ermenistan ile yakın işbirliğine değer verdiğini ve Ermenistan Hükümetinin demokrasiyi ve kalkınmayı güçlendirmenin yanı sıra Ermenistan’ın (savunma) dayanıklılığını artırma yönündeki planlarını tutarlı bir şekilde desteklemeye hazır olduğunu kaydetti. Paşinyan, Bayan Power’ın ziyaretini memnuniyetle karşılayarak, Ermenistan-ABD stratejik diyalogu çerçevesinde çeşitli alanlarda işbirliğinin önemini vurguladı. Paşinyan, USAID’in Ermenistan’da uyguladığı demokratik kurumların geliştirilmesine yönelik programları büyük takdirle karşıladığını belirtti. Başbakan Paşinyan, Ermenistan Hükümeti’nin reformlara yönelik tutarlı adımları kararlılıkla sürdüreceğini kaydetti.  https://en.armradio.am/2024/07/10/prime-minister-pashinyan-received-the-delegation-led-by-samantha-power/
https://news.am/eng/news/833410.html
c.  Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanları bu haftaki NATO Zirvesi için Waşington’a giderken, ABD Kongresi Ermeni Grubu eşbaşkanları olan parlamenterler Adam Schiff, Frank Pallone, Gus Bilirakis ve David Valadao, Biden yönetimine Ermenistan’ın egemenliğini desteklemesi ve Azerbaycan’a askeri yardımları durdurma çağrısında bulundu. https://massispost.com/2024/07/armenian-caucus-co-chairs-urge-accountability-for-azerbaijan-at-nato-summit/
ç.  Azerbaycan Dışişleri Bakanı Bayramov, Şuşa’daki Türk Devletleri Teşkilatı (OTS) liderler zirvesinin tarihi bir anlam taşıdığını söyledi. Bakan, Azerbaycan için öncelikli konulardan birinin OTS bünyesinde işbirliğinin geliştirilmesi olduğunu kaydetti. Bayramov, “Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in girişimiyle OTS’nin her yıl gayrı resmi zirve toplantılarının yapılması önerisi ortaya atıldı. Bu zirvenin üçüncüsü Şuşa’da gerçekleşti. Toprakların kurtarılmasının ardından Şuşa’da önemli gelişimler yaşandı. Ancak uluslararası düzeyde OTS liderlerinin zirve şeklinde buluşmasının tarihi bir anlamı var. Bundan gurur duyuyoruz.” dedi.  https://www.azernews.az/nation/228365.html
2.  Yunan Sorunları / Yunan Haberlerindeki İddialar “” işareti içinde gösterilmiştir / Kıbrıs ile İlgili Gelişmeler:
a.  Yunan Haberleri: “ABD, Akkuyu’daki nükleer santralin inşası için gerekli mali hareketleri engelliyor. Örneğin Amerikalılar, Rus ve Türk tüzel kişilikleri arasındaki mali işlemleri izliyor, iki tarafın operasyonel faaliyetleri kapsamındaki paraları bloke ediyor, hatta el koyuyor. Kremlin radyosuna konuşan Rus şirketi Rosatom’un başkanı bu nedenle Türkiye’de Akkuyu nükleer santralini inşa etme projesinin önemli zorluklarla karşı karşıya olduğunu söyledi.” https://www.pentapostagma.gr/kosmos/ipa/7228021_ihiri-sfaliara-apo-ameriki-oi-ipa-mplokaroyn-pyriniko-stathmo-sto-akoygioy-den
b.  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 5-6 Temmuz 2024 tarihinde Azerbaycan’ın Şuşa kentinde gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Tatar, KKTC’nin ilk kez anayasal adıyla katıldığı uluslararası organizasyon olan TDT Zirvesi’nin Türk dünyası ülkelerine yönelik önemine vurgu yaptı. Tatar, Şuşa’nın 44 günlük Karabağ Zaferi ile Ermenistan’ın işgalinden kurtarılmasının Türk dünyası ülkeleri için büyük bir zafer olduğunu söyledi. Tatar, “Neticede bu Türk dünyası için bir gurur meselesidir. Türk dünyasının birlik ve beraberliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hep birlikte ifade ettik.” dedi. Tatar, Karabağ Zaferi’nin tüm Türk dünyasının zaferi olduğunu, “Karabağ zaferi hepimizin zaferi oldu. Bütün Türk dünyası bunu kutluyor.” ifadeleriyle vurguladı. Ayrıca Cumhurbaşkanı Tatar, KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatına gözlemci üye olarak katılmasıyla Türk dünyası ile Akdeniz arasında köprü vazifesi gördüğünü vurguladı.  https://www.qha.com.tr/turk-dunyasi/tatar-karabag-zaferi-tum-turk-dunyasinin-zaferidir-491263
3.  AYAcademy Bülteni
“COVID-19’dan Sonra Sağlık Turizminin Karşılaştığı Zorluklar” başlığı ile yayınlanan akademik makaleye ilişkin bilgiler ve erişim linki AYAcademy’nin aşağıdaki sosyal medya kanal linklerinde yayınlanmaktadır.
https://www.instagram.com/ayacademy.org.tr/ – https://www.facebook.com/ayacademy.org.tr/ https://www.linkedin.com/company/ayacademy/https://www.threads.net/@ayacademy.org.tr  https://www.tiktok.com/@ayacademy.org.trhttps://twitter.com/ayacademy_tr https://t.me/AYAcademyTelegramhttps://www.youtube.com/@AYAcademy_TR
Saygılarımla,
Serkan KORKMAZ
Posted in ERMENİ SORUNU, FEYM GRUBU ÇALIŞMALARI | Leave a comment

FEYM Grubu ve AYAcademy Bilgilendirme Bülteni (08 Temmuz 2024)

FEYM Grubu ve AYAcademy
Bilgilendirme Bülteni
(08 Temmuz 2024)


1. Ermeni Meselesi / Ermeni Haberlerindeki İddialar / Azerbaycan ile İlgili Gelişmeler:
a.  Avrupa Parlamentosu’nun güvenlik ve savunma alt komitesi başkanı, milletvekili Nathalie Loiseau, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Dağlık Karabağ’ın Şuşi kentinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı’nın gayrı resmi zirvesine katılımını kınadı. Loiseau, “Viktor Orban’ın Kuzey Kıbrıs’tan bir temsilciyle Dağlık Karabağ’da bir kasabada düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılması, Macaristan için bir utanç, Avrupa için bir skandaldır. Macaristan Başbakanı Orban, Kıbrıs sorununu sorguluyor mu? dedi.”  https://www.panorama.am/en/news/2024/07/08/MEP-Hungarian-PM/3026291
b.  Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, Birleşik Arap Emirlikleri Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Thani bin Zayoudi ile görüştü. Taraflar, tarım alanında işbirliği, ihracatın teşviki ve kalite standardizasyonunu ile ilgili konuları görüştü, ayrıca BAE tarafının ortak yatırımcı ola bileceği projelere değinildi.  https://en.armradio.am/2024/07/08/gevorg-papoyan-discussed-the-prospects-of-cooperation-in-the-field-of-agriculture-with-uae-partners/
c.  Ermenistan, ABD ile Ortak Askeri Tatbikata Ev Sahipliği Yapacak. Ermenistan tarafından yapılan açıklamada, Ermenistan’ın bu ay ABD ile başka bir ortak askeri tatbikata ev sahipliği yapacağı duyuruldu. Ermenistan Savunma Bakanlığı, 15-24 Temmuz’da yapılması planlanan Eagle Partner 2024 tatbikatına Ermenistan özel barışı koruma tugayı ile birlikte ABD Avrupa ve Afrika Ordusu ve Kansas Ulusal Muhafız birliklerinden askerlerin katılacağını söyledi. Birlikte çalışabilirliği artırmak amacıyla, katılımcı birliklerin hayali bir çatışma  bölgesinde ortak bir barışı koruma operasyonu sırasında “istikrar tedbirleri” alma tatbikatı yapacakları belirtildi. https://massispost.com/2024/07/armenia-to-host-joint-military-exercise-with-the-united-states/
ç.  Hollanda Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nden bir heyet Erivan’daki “SÖZDE” Ermeni soykırımı anıtını ziyaret etti. https://news.am/eng/news/833014.html
d.  İtalya, özellikle 2024’ün başından bu yana Azerbaycan ile enerji alanındaki ortaklığını güçlendirerek, Azerbaycan doğal gazının önde gelen Avrupalı alıcısı olarak ortaya çıkıyor.  https://www.azernews.az/analysis/228137.html
e.  AVİM: web sitesinde “ERMENİ APOSTOLİK KİLİSESİ ANTELİAS (KİLİKYA) KATOLİKOSU ARAM I VE PAPA FRANCIS I GÖRÜŞMESİ” başlıklı analiz yazısı yayınlanmaktadır. “yapılan görüşme ile taraflar isteklerini ve ihtiyaçlarını belirtmiş, Papa Karabağ konusunda; Aram I ise Hristiyan toplumunun birliği hususunda birbirlerine destek olacaklarına dair karşılıklı bir anlayışa varmışlardır. Paşinyan’ın son zamanlardaki akılcı ve barışçıl reform eğilimlerinden rahatsızlık duyan ve radikal sayılabilecek kişilerden olan Aram I, Ermenistan içindeki muhalif tavrını da sağlamlaştırabilmek ve destek görebilmek için müttefik arayışına şüphesiz devam edecektir.” tespitlerinin yer aldığı makaleye aşağıdaki linkten erişim sağlanabilmektedir.  https://avim.org.tr/tr/Yorum/ERMENI-APOSTOLIK-KILISESI-ANTELIAS-KATOLIKOSU-ARAM-I-VE-PAPA-FRANCIS-I-GORUSMESI
2.  Yunan Sorunları / Yunan Haberlerindeki İddialar “” işareti içinde gösterilmiştir / Kıbrıs ile İlgili Gelişmeler:
a.  Yunan Haberleri: “Bütün Rusya Erdoğan’a öfkeli! Türkler Ukrayna’ya satacakları MİLGEM Sınıfı Ada korvetlerini kendi gemilerinden daha ağır silahlandırdılar. Türkiye Ukrayna Donanması için MİLGEM programı kapsamında 4 adet ADA sınıfı korvet inşa etmeyi kabul etmişti.”  https://www.pentapostagma.gr/kosmos/7251525_exalli-oli-i-rosia-me-ton-erntogan-oi-toyrkoi-oplisan-tis-oykranikes-korbetes-ada
b.  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 5-6 Temmuz 2024 tarihinde Şuşa’da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Gayriresmi Zirvesi için Azerbaycan’a hareketi öncesinde KKTC’nin ilk kez anayasal adıyla uluslararası bir organizasyona katıldığını vurguladı. Havalimanı’ndan ayrılmadan önce basın toplantısı yapan Tatar, “Biz hep birlikte daha güçlüyüz, aile ile buluşmaya gidiyoruz. TDT gözlemci üyeliğinin daha ileriye götürülmesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak öncelikli hedefimizdir.” yorumunda bulundu. Zirveye Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in davetiyle katıldığını belirten Tatar, TDT’ye KKTC’ye verdiği destekten dolayı teşekkür etti. https://www.qha.com.tr/turk-dunyasi/tatar-kktc-nin-ilk-kez-anayasal-adiyla-katilacagi-uluslararasi-organizasyona-katilacak-490972
3.  AYAcademy Bülteni
“2000 Yılı Sonrası Rusya Federasyonu’nda Büyük Güç Statüsünün Sorgulanması” başlığı ile yayınlanan akademik makaleye ilişkin bilgiler ve erişim linki AYAcademy’nin aşağıdaki sosyal medya kanal linklerinde yayınlanmaktadır.
https://www.instagram.com/ayacademy.org.tr/ – https://www.facebook.com/ayacademy.org.tr/ https://www.linkedin.com/company/ayacademy/https://www.threads.net/@ayacademy.org.tr  https://www.tiktok.com/@ayacademy.org.trhttps://twitter.com/ayacademy_tr https://t.me/AYAcademyTelegramhttps://www.youtube.com/@AYAcademy_TR
Saygılarımla,
Serkan KORKMAZ
Posted in Uncategorized | Leave a comment

ARŞİVDEN GÜNDEME BELLEK DÜRTÜCÜ * TEKEL’İN ALTIN DEĞERİNDEKİ BİNASI TARİKATÇI MEDİPOL’E VERİLDİ

Uykuya yatmış olan BELLEKLERİ zaman zaman dürtmek gerek. Bilindiği gibi sağlık bakanı Fahrettin Koca yeteri kadar zenginleştikten sonra, Devletin kaynaklarını, teşviklerini kendi sağlık havuzuna aktardıktan sonra, devasa büyüklükte ve İstanbul’un en pırlanta yerlerinde  hastahaneler, üniversiteler kurduktan sonra görevden affını istedi. Artık yedi sülalesine yetecek kadar zenginleşmişti.
MEDİPOL * SİZ UYURKEN, SİZ CAMBAZA BAKARKEN NELER OLDU? * ONLAR ZENGİNLEŞİRKEN SİZLER YOKSULLAŞTINIZ!! başlıklı yazıyı https://nacikaptan.com/2024/07/medipol-siz-uyurken-siz-cambaza-bakarken-neler-oldu-onlar-zenginlesirken-sizler-yoksullastiniz/ bağında paylaştıktan sonra değerli gazeteci Necati Doğru’nun bu konudaki eski bir yazısı ile kendi yazımı da paylaşmak istedim.

İstanbul’un göbeğinde, Tekel Genel Müdürlüğünün Unkapanı’ndaki 5 katlı, 2500 m2 kapalı alanlı, 3000 m2 arazi üzerine kurulu binası, Hastane zinciri olan Medipol grubunun kurduğu vakfa, 49 yıllığına, komik bedelle 2010 yılında tahsisi yapılmıştır.

TEKEL’İN ALTIN DEĞERİNDEKİ BİNASI
TARİKATÇI MEDİPOL’E VERİLDİ

Devlet parasını yedirmem diyenler
Tekel’i ÜÇÜN BİRİNE SATTILAR…
İşçilerini de sokağa attılar !!!
Şimdi de Tekel’den kalanları ,
BABALARININ MALI gibi,
Yandaşlarına PEŞ-KEŞ çekiyorlar !!!
Ey yürekli dürüst gazeteci Necati Doğru,
Yüreği de,kendisi de, soyadı da DOĞRU…
Kalemine kurban …
Perde ardında olan gizli kapaklı işleri,
Dümenleri,
Fetbazları,
Yalancıları,
Üç kağıda yatanları,
Bu şapkadan başka tavşan çıkmaz diyenlerin,
Nasıl Hokus-Pokus’çu olduklarını
Kafamıza vura vura anlatıyorsun.
Ama onların kafaları ,
Nato Kafa – Nato Mermer…
Yüzleri manda kılıfı,
Arlanma yok,
Utanma yok,
Gözü türbanla,İmam hatip’le bağlanan vatandaşım,
Bu lafım sanadır,
Ey benim ,AK parti diye,
AKP’ye oy veren saf vatandaşım,
Uyan, uyan be kardeşim !!!
Sana dokunan yok gibi sansan da,
Peş-keş çekilen hepimizin malıdır…
Bu tezgahların senin evin kapısına gelmesini bekleme !!!
Şimdi sen ses etmezsen,
Yarın feryat-figan ettiğinde ,
Bugünün garibanları,
O gün senin sesini duymazlar…
Akıl ve vicdan gözünü aç …
Allah hakkına , kul hakkına sahip çık !!!
Devlet’in malı deniz,
Yemeyen domuz diyenler…
Ankara ayazında gece,gündüz soğuğa mahküm ettikleri,
Garibanların haklarından keserek,
Yandaşlarını zengin ediyorlar !!!
İnsafınıza da , vicdanınıza da Yuh ki, yuh’lar olsun …
Naci Kaptan – 15 Şubat 2010 / Güncellendi 08 Temmuz 2024

Tekel’in altın binası tarikata verildi!

Necati Doğru – ndogru@gazetevatan.com
Başbakan Tayyip Erdoğan önceki gün Katar’a giderken Atatürk Havalimanı’nda bir açıklama yaptı ve “AK Parti iktidarı döneminde TEKEL’in ne gayrimenkulü ve ne de menkulü kimseye peşkeş çekilmemiştir” dedi.
Başbakan’dır.
Doğru söylüyordur.
Bana gelen bilgi ise “Tekel’in İstanbul Unkapanı’nda altın değerindeki 3 bin metrekarelik arsa üzerinde 5 katlı ve kapalı alanı 2 bin 500 metrekare genel müdürlük binasının bir tarikata mensup ve iktidar partisine yakın olduğu bilinen 4 hastane sahibi bir iş adamının şirketine tahsis edildiğini” bağırıyor.
Kaynağım mı yanlış!
Olur ya!
Yanlış bilgi almıştır.
Beni yanıltıyordur.
Yoksa Başbakan’a mı eksik bilgi veriyorlar; o da “Tekel’in gayri menkulü kimseye peşkeş çekilmemiştir” diye halka açıklama yapıyor! Ben kendi yazdığımdan sorumluyum. Bu yüzden “yanlış bilgiye dayalı yazı yazmamak için” her zaman yaptığımı yaptım.
Hangi gazeteci olsa yapar!
Yani yapması gerekir!
Birinci kaynağa başvurup, “TEKEL’in altın binası ne oldu?” diye sorar. Ben de TEKEL’in özel sektöre satılmasından sorumlu Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda (şimdi ismini vermeyeyim, adamın başı ağrıyabilir) üst düzey bir yetkiliyi buldum ve sordum.
Cevap şu oldu:
Biz TEKEL’in İstanbul Unkapanı’ndaki 5 katlı genel müdürlük binasını Maliye Hazinesi’ne (yani Milli Emlak’a) devrettik, bu bina bizden çıktı.
Ben hemen diklendim!
Sesimi de yükselttim:
“Nasıl olur, siz TEKEL’in malı olan bu binayı Maliye’ye ne hakla, ne hukukla devrediyorsunuz?” diye sordum. Özelleştirme İdaresi’nin üst düzey görevlisi, beyefendi bir sesle; “Bu kararı biz almıyoruz, bu kararı Özelleştirme Yüksek Kurulu alıyor, biz yasa gereği bu kurulun aldığı karara uyuyoruz” cevabını verdi.
Ben de yeniden sordum.
Kim bu Özelleştirme Yüksek Kurulu? Cevap şöyle oldu: Başbakan Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Devlet Bakanı Ai Babacan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz.
Başbakan ve 4 bakanı 22 Mayıs 2009 tarihinde 2009/27 sayılı kararla TEKEL’in Unkapanı’nda Haliç’e ve Marmara’ya bakan değerli 5 katlı binasının Maliye Bakanlığı’na hibe edilmesi kararını alıyorlar. Binada çalışan 300 genel müdürlük mensubu, 1 Ocak 2010’da TEKEL’in İstanbul Kartal Cevizli’deki yerleşkesine gönderiliyor. Maliye Bakanlığı, boşalan binayı 4 özel hastanesi bulunan Medipol Grup’a (Metropolitan Sağlık Hizmetleri A. Ş.) tahsis ediyor.
TEKEL’in binası!
Özele tahsis!
Habersiz, ilansız.
İhalesiz aktarma!
4 özel hastane işleten Medipol Grup ve grubun başkanı, bir tarikata ve iktidar partisine yakınlığıyla biliniyor. Bu konuda gazetelerde çok sayıda haber ve yazı çıktı. İskenderpaşa cemaatinin şeyhi Mahmut Esat Coşan’ın babası Necati Coşan (Halil Necati Efendi), bu grubun hastanesinde yattı ve tedavi görürken vefat etti. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın annesi Tenzile Erdoğan, bu grubun hastanesinde tedavi gördü.
TEKEL binasının tahsis edildiği Medipol Grup’un İstanbul Göztepe kavşağındaki 12 dönümlük arazisine İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, belediyenin Şehir Planlama Müdürlüğü’nün karşı çıkmasına rağmen, imar izni verdi ve Şehir Plancıları Odası, “bu ayrıcalıklı imar iznidir” diye görüş bildirdi.
TEKEL’in binası!
Bu gruba tahsis edildi!
Binada “açlık grevine yatmış TEKEL işçisinin de hakkı” var. TEKEL işçisine sorulmadan bu bina hangi ölçülere göre önce Maliye Bakanlığı’na hibe edildi ve sonra da hangi kriterlere göre özel bir gruba tahsis edildi?
Cevabını isterim.
Posted in YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

AFORİZMALAR

Posted in AFORİZMALAR | Leave a comment

MEDİPOL * SİZ UYURKEN, SİZ CAMBAZA BAKARKEN NELER OLDU? * ONLAR ZENGİNLEŞİRKEN SİZLER YOKSULLAŞTINIZ!!

MEDİPOL

SİZ UYURKEN, SİZ CAMBAZA BAKARKEN NELER OLDU?


AKP iktidara geldiğinde bu ülkede Medipol grubu yoktu. AKP ile beraber kuruldu ve en büyük özel hastaneler zincirine sahip bakanımız oldu. Erdoğan sarayda kendisine özel hastahane kurmadan tüm sağlık işlemleri Medipol’de yapıldı. Sağlık bilgileri, muayene bulguları, tahlil sonuçları burada GİZLİ kaydı ile kasada muhafaza edildi.
Siz yatırım yapmak isteseniz, bakanlık olmaz diyor, ruhsat vermiyor. Git tefeciden para bul diyor. Bu ülkede hastane ruhsatı taksi plakası gibi karaborsa.
Sağlık Bakanı ne yaptı? Kızılay’a ‘6 hastanen var, sat, çık’ dedi. Sonra götürdü kendisi teklif verdi. Bu, bir başka ülkede yaşansa kıyamet kopardı.
Unkapanı’nda Tekel’in muazzam binaları. Almaya kalksanız milyar milyar eder. Bakana verildi.
Tekel’in Beykoz’daki muazzam arazileri, bakana verildi.
Ankara Gar’ında güzel binalar, bakana verildi.
AÜÇ, tam 555 bin metrekare arazisi bakana verildi.
Vatandaş 1994’te arazisini Maliye’ye okul şartıyla vermiş. İmar planları değiştirilmiş ve sağlık bakanına verilmiş.
Üsküdar’da, bakana verildi. Hastanelerine 2013, 15 tam tarihini hatırlamıyorum, 5 milyarlık yatırıma teşvik belgesi almış… Yazık günah değil mi?
Covid zamanı, 70 milyon Sinovac aşı ithal edildi Çin’den. İngiltere’de üretilen Astra Zeneca, tanesi 3 dolar. Çin’den 12 dolardan aldılar! 630 milyon dolar daha fazla ödedik. Bunun niye kendin ithal etmedin de bir firmaya verdin? Yazık günah değil mi? Hiç mi vicdanınız yok? 26 bin diyabetik çocuk var. İnsülin pompamaları olmadığı için komplikasyonlar yaşıyorlar. Pompa verilse, 20 milyon dolar ediyor. Bakana yalvardık. Bakan 60 milyon dolarlık teşvik alacak, bu ülkenin çocukları pompa yok diye günde 6 kez kollarını parçalayacaklar…”
Rauf Aktolga
Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | 1 Comment

BİLİŞİM İNTERNET * ‘Türkiye, kişisel verileri en çok sızdırılan 19. ülke’

‘Türkiye, kişisel verileri
en çok sızdırılan 19. ülke’

Ramazan Dengiz – 06/07/2024

Surfshark’ın hazırladığı rapor, 2024’ün ilk çeyreğinde yüzde 631’lik artış olduğunu ortaya koyuyor.
Hollanda merkezli sanal özel ağ (“Virtual Private Network” – VPN) servisi Surfshark, Türkiye’nin veri sızıntısına en çok maruz kalan 19. ülke olduğunu raporladı.
Surfshark’ın resmi internet sitesinde yayınlanan rakamlara göre, Türkiye’de yaşayan insan sayısından daha fazla ihlale rastlanıldı.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi” başlıklı, 2022 tarihli çalışmasına göre 85.279.553 kişinin yaşadığı ülkede, 2004-2024 yılları arasında 107.138.741 kez kişisel veri ihlali yapıldığı belirtildi.
Surfshark’ın raporu, sadece 2024 yılının ilk ayında 974.225 ihlalin kayıtlara geçtiğini gösteriyor.
Buna göre, 2024’ün Ocak-Mart aylarını kapsayan ilk çeyreğinde, 2023’ün Ekim-Aralık aylarındaki son çeyreğine kıyasla kişisel veri ihlalinde yüzde 631’lik artış yaşandığı, ortalama 100.000 kişide 48.454 ihlalin görüldüğü vurgulandı.
Türkiye’de yakın dönemde gündeme gelen toplu veri ihlalinin yaşandığı vakalar, Ocak 2020’de 684.138 ihlalin kayıtlara geçtiği Zoosk, Haziran 2020 tarihli, 18.240.847 vakanın görüldüğü Wattpad ve son olarak Mayıs 2023’te 2.411.223 kişinin veri ihlaline neden olan CraftRise adlı etkileşimli oyun sunucusunda yaşananlardı.
Her üç örneğin de tekil olarak Türkiye’nin kişisel veri ihlalinde 19’uncu sırada olmasında pay sahibi olduğu biliniyor.
Surfshark’ın periyodik olarak güncellediği veriler, tek bir e-posta ile birden fazla uygulamaya, sayfaya, foruma kaydolan bir kişinin birden fazla defa ihlale maruz kalabileceğini kanıtlıyor.
Bunun sağlaması ise, 2004-2024 yılları arasında dünya genelinde 17.2 milyar kişisel veri ihlalinin kayıtlara geçmiş olması. Yani tek bir e-posta adresinin 3 kez ihlale maruz kalmış olabileceği düşünülüyor.
Türkiye’nin 19’uncu sırada olduğu kişisel veri ihlali listesinin ilk sırasında 3.44 milyarı geçkin ihlalin yaşandığı Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ikinci sırada 2.42 milyarı geçkin ihlalle Rusya, üçüncü sırada ise 1.08 milyar ihlalle Çin bulunuyor.
Listenin en altında ise Fransa’nın Karayiplerdeki özerk statüde bulunan deniz aşırı toprağı Saint Barthelemy adası var.
2009’daki sayımda nüfusunun 7.448 olduğu öğrenilen ada topluluğunda, 2004’ten 2024 yılına kadar olan ki 20 yıllık süreçte 9.586 kişisel veri ihlali yaşandığı tespit edildi.
Nüfus-İhlal oranlaması düşünüldüğünde, listenin 231’inci basamağında bulunan Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC – Kuzey Kore) ön plana çıkıyor.
2018’deki sayıma göre 25.549.604 insanın yaşadığı ülkede bugüne dek sadece 86.538 kişisel veri ihlali yapıldığı düşünülüyor.
Posted in BİLİŞİM - İNTERNET - | Leave a comment