COVID-19 senaryosu nasıl hazırlandı? * Biyo savaşta kullanılabilecek 5 tip virüsün hepsi ABD kökenli. Japon ve Tayvanlı epidemoloji ve farmakoloji uzmanları yeni koronavirüsün de orijin olarak ABD’de üretildiğini iddia ediyor.

COVID-19 senaryosu nasıl hazırlandı?

Prof. Dr. Sait Yılmaz / 03.04.2020

Bağlantılı yazılar

Koronavirüs pandemisi üzerine düşünceler * ROBERT KOCH ENSTİTÜSÜ RAPORUNA GÖRE CORONA VİRÜS LABORATUVARDA ÜRETİLDİ http://nacikaptan.com/?p=77191
KORONAVİRÜS YENİ BİR (11 Eylül mü) * BİR VİRÜS DÜNYA DENGELERİNİ DEĞİŞTİRİYOR * Bu bir salgın hastalık değildir, Bu bir biyolojik saldırıdır. Amacı ise mevcut sistemi yıkıp yerine yepyeni bir sistem kurmaktır. * Koronavirüsün kaynağının ABD olduğunu gösteren raporlar! http://nacikaptan.com/?p=77191

Koronavirüs, zamanı durdurdu; olup-bitenler, dünyada çok önemli gelişmelerin olacağının da göstergesi. Arka planda istihbarat savaşları var. Bu sefer, Ebola, MERS ve SARS’tan çok daha ciddi bir salgın hastalıkla karşı karşıyayız.


Koronavirüs büyük bir virüs ailesinin ismi; şu an karşı karşıya kaldığımız son üyesi COVID-19, öngörülmesi zor bir şekilde hızla yayılan bir virüs. Bu virüs neden ortaya çıktı, işin içinde kimler var? Burada pek çok komplo teorisi ortaya çıkıyor. Bu teorilerde genellikle ABD’nin Çin’e karşı bir ekonomik savaş için virüsü kullandığı hikâye ediliyor. Bazı kanıtlar ise komplonun içinde Çin’in de olduğunu gösteriyor. Öte yandan devam eden istihbarat savaşları var. Bu makalede, bu konuları ele alacağız.

Şimdi asıl hikâyeye geçmeden önce adres göstereceğimiz küresel sermayenin biyolojik savaş alanındaki geçmişi ile ilgili bir özet yapmak istiyoruz. Bahsettiğimiz, devletler değil, onları da yönlendiren ABD ve Avrupa içine dağılmış, başını Rockefeller ve Rothschilds gibi ailelerin çektiği zengin işadamlarının oluşturduğu milliyetsiz çıkar ağı. 19. yüzyıldan beri küresel sermaye kastının hedefi, sürekli babadan oğula geçen bir oligark grubu altında tek bir dünya hükümeti oluşturmaktı. Bu düzende orta sınıf olmayacak, sadece yöneticiler ve hizmetçiler bulunacaktı. Böyle bir dünya için bir milyar nüfus yeterli idi. Kurallara uyanlar yaşamakla mükâfatlandırılacak, uymayanlar ise ya aç bırakılacak ya da yasadışı ilan edilerek, en sonunda yok edilmek için hedef alınacaktı. Bu ağın önde gelen isimlerinden Bill Gates, 2010’da şöyle demişti: “Dünyanın nüfusu bugün 6,8 milyardır ve 2030’da 9 milyar civarına ulaşacaktır. Eğer yeni aşılar üretir, sağlık hizmetlerini yeniden kurgularsak bu nüfusu % 10-15 azaltabiliriz.”

Küresel Sermaye ve Nüfus Azaltma Projesi…

Yeni Dünya Düzeni’nin ilk taslağı, Londra’daki Tavistock İnsan İlişkileri Enstitüsü baş teorisyeni olan Edward Bernays tarafından yapılmıştı. Yeni Dünya Düzeni planı içinde; küresel nüfusu azaltacak bir mühendislik çalışması (virüsler/aşılar/genetik olarak oynanmış yiyecekler), dünya nüfusunun 1 milyardan aşağıya çekilmesi ve dünya kaynaklarının küresel oligarkların kullanımına bırakılması vardır. 20. yüzyılın başından beri dünyanın her yerinden virüs ve bakteri toplanarak, askeri amaçlarla üzerinde çalışılmaktadır.

Küresel sermaye kastı, bu iş için kendisine filantropi (hayırseverlik) örtüsü edindi. 20. yüzyılın başlangıcında Rockefeller, Carnegie ve Ford vakıfları filantropi yolu ile bu çalışmalara finanse yolu ile öncülük ettiler. MacArthur Vakfı ile Bill ve Melinda Gates Vakfı, bu büyük vakıflar arasına katıldılar. Hayırseverlik amacı ile kurulmuş vakıflar, vergiden muaftır ve böylece zenginler vergi vermek yerine bir kısım parasını “Benim param!” diyerek, istediği her (eğitim, din, bilim, kültür vb.) alanda kendine göre projeler için kullanmaktadır. Bu yöntem, süper zengin biri için vakıf aracılığı ile yeni emlak ve gelir elde etme yolu olarak da kullanılmaktadır. Örneğin Bill Gates, gelirlerinin çoğunu Microsoft’tan değil, bu tür işlerden elde etmektedir.

İnsanın hayatı üzerine biyolojik savaşın babaları 19. yüzyılda doğmuştu. Amerika’ya göç eden İngilizler, çiçek hastalığı bulaştırılmış battaniyeleri Kızılderili nüfusunu yok etmek için kullandılar. Biyolojik silah çalışmaları bugün çok değişik örtüler altında yürütülüyor, ülkelerin gen haritaları ortaya çıkarılıyor. Nüfus azaltma projesi, 1960 ve 1980’lerde Henry Kissinger tarafından dile getirilmeye başlandı. Bugün kendisi Rockefeller ve onların Bildelberg Cemiyeti’nin sözcülüğünü yapıyor.

Rockefeller Vakfı, Nüfus Konseyi, Dünya Bankası, BM Kalkınma Programı (UNDP), Ford Vakfı ve diğerleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile birlikte 20 yıl boyunca, tetanos ve diğer aşıları kullanarak üremeyi önleyici aşı üzerinde çalıştılar. 1970’lerden sonra BM örgütleri ile birlikte insanlar üzerinde denenen aşılar ile çeşitli deneyler yapıldı. 1978-1981 yılları arasında ABD hükümeti tarafından homoseksüellere uygulanan Hepatit B aşısı sonrası HIV mikrobu yayıldı. O zamandan beri Afrika’da nerede ne kadar maden varsa o kadar HIV/AIDS ve iç savaş oldu. Bu hastalıklardan Batı’nın çokuluslu madencilik, ilaç ve gıda şirketleri hep kârlı çıktı. İlaç şirketlerinin başında Pfizer, Merck&Co, Novartis GlaxoSmithKline, Amgen, AstraZenecai Ely Lilly, Abbott sayılabilir.

2000 yılından itibaren ise hedef biyolojik savaşı kazanmaktır. Bugün ABD’de 300’den fazla bilimsel kuruluş içinde 12 bin kişi biyolojik savaşta kullanılacak patojenler üzerinde çalışıyor. Bu kirli oyunun içine, WHO gibi BM organları, çeşitli araştırma kurumları, biyo-savaş laboratuvarları dahil edilmiş. Amaç sadece para kazamak değil, dünyanın ve insanlığın geleceğine, kimlerin yaşayacağına ve yöneteceğine karar vermek. Zaten birçok politikacı, işadamı, kurumlar ve medya bunların esiri. Çoğu filantropi yolu ile sanki kendini insanlığa adamış maskesi içinde sahnede.

COVID-19’a giden yol…

Görünüşe göre salgın hastalıklar konusunda on yıldır kimse Bill Gates ve onun “Bill ve Melinda Gates Vakfı” kadar aktif değildi. Bill Gates, 18 Ekim 2015’te Vancouver’da yaptığı konuşmada, Batı Afrika’da ortaya çıkan Ebola’nın 10 binden fazla kişinin canını aldığını, bir sonrakinin daha kötü olacağını hatta 10 milyon kişiyi öldürebileceğini söylemişti. Moderna ve Cure Vac gibi şirketler COVID-19 gibi salgın hastalıklara karşı ilaç ve aşı geliştirmek için yıllardır Gates Vakfı’ndan fon alıyor. Gates ve Vakfı, uzun zamandır salgın hastalıklara karşı hazırlık yapıyor. 2017’de yapılan Davos Dünya Ekonomik Forumu esnasında Gates, epidemic hastalıklara karşı hazırlık amacı ile bir inisiyatif (CEPI) başlattı. 2019 yılında ise Bill Gates’in salgın hastalık senaryolarına odaklandığını görüyoruz. Önce Netflix için bir video hazırladı ve hayali bir senaryo anlattı.

Şimdi COVID-19 öncesi neler olduğunu kronolojik bir sıra ile özetleyelim:

İlk adresimiz ABD-Maryland’daki Fort Derick biyo-silahlar laboratuvarı. Burası koronavirüs için 2015’te patent başvurusunda bulunmuş ve 2018’de almış. Ancak aniden Ağustos 2019’da güvenli olmadığı için kapatılmış çünkü pek çok patojenin kaybolduğu anlaşılmış.

İkinci adres; Johns Hopkins Üniversitesi. 18 Ekim 2019’de yani Çin’in Wuhan şehrinde koronavirüs çıkmadan iki ay önce, Johns Hopkins Üniversitesi’nde “Event 201” koronavirüs bilgisayar simülasyonu oynandı. Bu programın sponsoru Dünya Ekonomik Forumu ile “Bill ve Melinda Gates Vakfı” idi. Senaryo, alınacak tedbirler üzerine ama virüsün adı; CAPS yani Coronavirus Akciğer Sendromu. Senaryoya göre, Brezilya’da bir domuz çiftliğinden yola çıkan koronavirüs önce havayolu ile Portekiz’e, sonra ABD ve Çin’e ulaşıyor. Gene senaryoya göre 18 hafta içinde 65 milyon insan ölecek ama belli bir hızda devam edecek, küresel nüfusun % 80-90’ı öldüğünde etkili bir ilaç bulunacak. Peki bu tatbikata kimler katılmış;

– 2017’den beri Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin başkanı olan Prof. George Fu Gao da var. Kendisi yarasadan geçen virüs ekolojisi ve moleküler biyoloji konusunda uzman.
– CIA Direktör Yardımcısı Avril Haines ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) başkanı emekli amiral Stephen C. Redd.
– Adı skandallara karışan Johnson&Johnson’ın (J&J) Başkan Yardımcısı Adrian Thomas. J&J; Ebola, HIV gibi bulaşıcı hastalıklara karşı aşı geliştiriyor.
– Başka bir isim Lufthansa’dan Martin Knuchel. Lutfhansa, COVID-19 ortaya çıkar çıkmaz bütün uçuşları durdurdu.
– Bill Gates ve Dünya Ekonomik Forumu’na katılan ekibi.

Baltimore’daki Johns Hopkins Medikal Merkezi’nde yapılan bilgisayar simülasyonundan iki hafta sonra Wuhan’da ilk COVID-19 görüldü.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 12 Mart 2020 tarihinde COVID-19’un pandemik (salgın) hastalık olduğunu ilan etti. Ancak salgın hastalık halinde enfeksiyon sonucu ölümlerin % 12’den fazla olması beklenir. Bu Avrupa’da % 0,4 civarında, İtalya ise istisna (% 6). Çin’de ise Mart başında % 3 civarında iken oldukça düştü. Akla şu soru geliyor; hastalığın pandemik olmasına kim karar verdi? WHO, muhtemelen emirleri yukarıdan alıyor, sanmayın Trump’tan, dünyayı nüfusu azaltarak kontrol etmek isteyen tek dünya düzeni kastından. Bu karar, yıllardır hazırlanıyordu ve Ocak 2020’de Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF) kapalı kapılar ardında şekillendi. Bu kapıların arkasında Bill Gates, Aşı Geliştiren Eczacılar Birliği (GAVI), Rockefellers, Rothschilds ve diğerleri vardı. Bill Gates zaten yıllardır on yılda on milyon insanı öldürecek bir virüsün duyurusunu sözde insanlığı uyarmak adına yıllardır yapıyordu. Karar, ID2020 gündemini uygulamaktı.

WHO’nun kararından sonra diğer adıma geçildi; polis ve/veya asker gözetiminde aşı üretimi için baskı yapılması. Bunu reddedenler cezalandırılacaktı. Bu zorlama aşı, büyük ilaç, oyunun aracı idi; bu kokteylin içine ne konacağına onlar karar vermişti, belki yavaş ölüm ya da birkaç yıl sürecek başka bir süreç. Bu aşı belki gelecek nesilleri de vuracak, beyinlere zarar verecek, kadınların doğurganlığını önleyecek ama amaç nüfusu azaltmak. Belki birkaç yılda daha bu virüsün nerden geldiğini bilemeyeceğiz ama bu virüsü üretebilecek seviyede teknolojiye sahip biyo-savaş laboratuvarları sadece ABD, İngiltere, İsrail, Kanada ve Avustralya’da var.

Totaliter bir dünya devleti peşinde olanlar ID2020 Gündemi kapsamında planlarını uyguluyorlar. Küresel finans hegemonyasının zorlama aşı, nüfus azaltması ve herkesin topyekûn dijital kontrolü ile uyguladığı ID2020, tek dünya devletine giden yolda önemli bir dönüm noktasıdır. Kamu ve özel şirketlerinin ittifakı olarak bilinen ID2020 içinde BM ajanslar ve çeşitli sivil toplum kuruluşları da var. Bu aslında genel aşı kullanımı için bir dijital kimlik tanıma programı. Bu program sözde doğumundan itibaren hem doğum hem de tüm aşıların kaydedildiği biyo-metrik ağ ile dijital kimlik oluşturuyor. GAVI, kendi web sayfasında herkes için bağışıklık oluşturmak üzere kamu ve özel sektör ortaklığı olduğunu söylüyor. WHO tarafından desteklenen GAVI, gerçekte ilaç endüstrisinin devlerinin arkasında olduğu bir manivela.

İSTİHBARAT SAVAŞLARI…

Üçüncü adresimiz Kanada-Winnipeg’deki Mikrobiyoloji Laboratuvarı. Bu laboratuvarda çalışan Çinli ajanların geçen yıl koronavirüs örneğini gizli bir şekilde kaçırdığı basına yansıdı. Virüsün adresi yaygın hastalığın faili Wuhan’daki BSL-4 laboratuvarıydı. Virüs önce 4 Mayıs 2013’te ve hayvan türleri üzerinde etkisi üzerinde çalışmak için Hollanda’daki laboratuvardan Kanada’ya getirilmiş. Winnipeg’deki laboratuvar, koronavirüsün çeşitli tiplerini tanımlamış. İddiaya göre Mart 2019’da Kanada’dan Çin’e biyo-terör vasıtası olabilecek virüsün gittiğinin anlaşılması bir skandal doğurdu. Bunun üzerine başlarında bayan Xiangguo Qiu’nun olduğu Çin ekibi laboratuvardan uzaklaştırılmış.

Dördüncü adresimiz olan Wuhan Enstitüsü, daha önce de koronavirüs, SARS, HN51 grip virüsü, Rusların geliştirdiği antharax gibi biyolojik taşıyıcılar üzerinde çalışmış. Çin’in böyle bir biyolojik saldırı geçmişi yok. Genetik çalışmalar Çin’de çıkan COVID-19’un koronavirüsün C Grubu’na ait olduğunu gösterdi. C Grubu ise aile olarak sadece ABD’de bulunuyor.

Çin’de yaklaşık 40 kadar merkez biyolojik savaş üzerine çalışıyor ve Ebola ilacını (JK-05) üretmişler. Biyolojik ve kimyasal silahlar sadece savunma amaçlı değil, bir savaşta saldırı amaçlı olarak roketler, hava bombadırmanları, spreyler ve kısa menzilli füzeler ile de yayılabilir.

Çinli ajanların koronavirüsü Kanada’dan kaçırıp Wuhan’a getirdikleri ve buradan sızıntı olduğu ile ilgili haberlerin uydurma olduğu ile ilgili iddialar da var. Bu iddialar ise şu gerekçelere dayanıyor; COVID-19’un herkesin kabul ettiği gibi önceden tanımlanmamış yeni bir virüs olması ve 2019 modelin CoV’un ile aynı olmadığı. Kanada Kamu Sağlığı Teşkilatı da olayı yalanladı.

Ancak ABD’de meydana gelen son casusluk olayları Çin’in uzun süredir bu işlerle alakalı olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim Ocak ayında Harvard Üniversitesi Kimya ve Kimyasal Biyoloji Başkanı Charles Lieber, Savunma Bakanlığı’na Çin hükümeti ile bağları ve yabancı bilim insanı ve araştırmacılar ile ilgili yalan söylemekten tutuklandı. Lieber’in Wuhan’daki araştırma laboratuvarı ile bol paralı bir sözleşme yaptığı ortaya çıktı. Lieber, 2012-2017 yılları arasında Çinlilerden ayda 50 bin dolar ayrıca yaşam ve şahsi giderleri için de yıllık 150 bin dolar almış. Belgelere göre Wuhan’daki laboratuvarın kurulmasına katkılarından dolayı 1,5 milyon dolar ödül verilmiş.

İşin ilginç yanı Lieber, ABD Savunma Bakanlığı’nın altı araştırma hibe yardımını teftiş eden kişi. Yaklaşık 10 milyon dolarlık bir hibeden sorumluydu. Yani diğer bir deyişle devam eden pek çok ABD projesinde sızıntı olduğu ortaya çıktı. Bütün bunlar ABD’nin teknolojik avantajının Çin karşısında nasıl eridiğinin de bir açıklaması olabilir.

Lieber olayı yakın zamanda Çin’in ABD içindeki üç casusluk olayından sadece biri. Boston Üniversitesi’nden 29 yaşındaki Yanqing Ye sahte doküman ve vize sahtekârlığı ile suçlanıyor. Çin’e kaçan Ye’nin aslında Çin ordusunda üsteğmen olduğu anlaşılmış. 30 yaşındaki Zaosong Zheng ise geçen ay ABD laboratuvarından çalınan biyolojik maddeleri kaçırmak suçlaması ile Boston Havaalanı’nda tutuklandı. Zheng, Harvard bursu ile kanser araştırmaları yapıyordu.

Wuhan’daki Çin’de biyo-güvenlik laboratuvarını (BSL-4) ABD’den Pitbright Enstitüsü destekliyor. Bu enstitüye yardım yapan adresler ise Gates Vakfı, WHO ve Avrupa Komisyonu. BSL-4 en yüksek biyo-tehlike seviyesinde yani en tehlikeli patojenler ile çalışma standardına sahip. Ve koronavirüsün çıktığı yere uzaklığı yaklaşık sadece 32 km.

CIA kaynaklarında ise şöyle bir bilgi var; “Wuhan biyo-laboratuvarında çalışan biri fazladan para kazanmak için deney için kullanılan ölü bir hayvanı mahalli pazarda satmış.”

Buraya kadarki teorilerin temel dayanağı koroavirüsün laboratuvarda biyo-terör silahı olarak üretildiği varsayımıdır. Ancak bazı bilim insanları da COVID-19’un laboratuvarda üretilmediğini ve biyolojik silah olmadığını savunuyor. Bunlar içinde Ontario Doktorlar Koalisyonu kurucusu Dr. David Jacobs ve Rutgers Üniversitesi’nden kimyasal biyoloji uzmanı Prof. Richard Elbright var.

İstihbarat savaşları devam ediyor. Suudi SARS koronavirüsü örneğini alan ve Winnipeg Kanada Laboratuvarı’nda koronavirüs (HIV) üzerine çalışmış olan bilim insanı Frank Plummer, Afrika’da nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde ölü bulundu. BBC, bu ölümü kalp krizini bağlasa da diğer kaynaklar ölümün ani ve gizemli olduğunu söylüyor.

SONUÇ..

ABD Başkanı Trump, en başından beri virüs ile ilgili “Çin virüsü” gibi tanımlamalarla virüsün Çin yapımı olduğu gibi ve ABD’ye tehdit olduğu gibi bir tehdit imada bulundu.

Biyo savaşta kullanılabilecek 5 tip virüsün hepsi ABD kökenli. Japon ve Tayvanlı epidemoloji ve farmakoloji uzmanları yeni koronavirüsün de orijin olarak ABD’de üretildiğini iddia ediyor.

SARS, MERS ve ZİKA gibi virüs örneklerinde Batı medyasının hikâyesi hep farklı oldu. Örneğin MERS, Haziran 2012’de Suudi Arabistanlı bir hastada ortaya çıkmış, Nisan 2013’te Ürdün’e taşınmıştı. COVID-19’un ne bir deniz ürünleri pazarında ne de Wuhan’da türediği doğrudur. Muhtemelen başka bir ülkede üretildi ve Çin’e getirildi. ABD tarafından üretilmesi muhtemel çünkü sadece ABD, bu virüsün gövdesinin dallarına sahip. Bu virüsün orijinali ABD Maryland’daki Fort Detrick askeri biyo-savaş laboratuvarında idi.

Dünyada her gün 26 bin kişinin açlıktan, 3 bin çocuğun ise malaryadan öldüğünü biliyor muyuz? Ya sağlık sigortası olmadığı için her yıl ölüme terk edilen on binlerce insan?.. Amerika’nın yaptırımları yüzünden on yıllardır her gün yüzlerce İranlı ve Venezuelalının öldüğünün farkında mıyız? Şurası bir gerçek ki; COVID-19 ile içinde bulunduğumuz durum bir “savaş hali”dir. Bu savaş, tüm insanlığın savaşıdır çünkü renk, din ve milliyet ayırmaksızın hepimize yönelmiştir. Zaman tek tek tüm insanların ve devletlerin dayanışma zamanıdır.

https://www.milligazete.com.tr/makale/4130262/prof-dr-sait-yilmaz/covid-19-senaryosu-nasil-hazirlandi?
This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, DÜNYA ÜLKELERİ, FAŞİZM, İSTİHBARAT KURUMLARI, Saglik. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *