GEORGE ORWELL’in KÜLT KİTABI “1984” ÜZERİNE İNCELEME

1984 ve 2084: Yüz Yılda Ne Değişti?

31 MART 2022 – NEDİM SAMUEL

“Savaş barıştır”, “Özgürlük tutsaklıktır”, “Bilgisizlik güçtür” ve bunlara üç ilke de onlar eklemişti: “Yaşam ölümdür”, “Yalan hakikattir”, “Mantık saçmadır”

“Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler” (ORWELL, 2017: 81)


“Hem bilmek hem de bilmemek, bir yandan ustaca uydurulmuş yalanlar söylerken bir yandan da tüm gerçeğin ayırdında olmak, çeliştiklerini bilerek ve her ikisine de inanarak birbirini çürüten iki görüşü aynı anda savunmak” (ORWELL, 2017: 45).
“Günümüz dünyası, 1914’ten önceki dünyayla, hele o dönemin insanlarının düşledikleri gelecekle karşılaştırıldığında, çorak, açlık çekilen ve yıkıntıya dönmüş bir yerdir. Yirminci yüzyılın başlarında nerdeyse bütün okuryazar insanların aklından, son derece zengin, insanlara boş vakit sağlayan, düzenli ve verimli bir geleceğin toplumu düşü -cam, çelik ve karbeyaz betondan oluşan parlak, pırıl pırıl bir dünya- geçmekteydi. Bilim ve teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişiyordu ve bu gelişmenin böyle sürüp gideceği doğal görünüyordu. Ne var ki, biraz bitmek bilmeyen savaşlar ve devrimlerden dolayı güçten düşülmesi yüzünden, biraz da bilimsel ve teknik ilerleme tekdüzeleştirilmiş bir toplumda asla var olamayacak deneysel düşünceye dayandığı için, beklenen olmadı. Bir bütün olarak bakıldığında, bugün dünya elli yıl öncesinden daha ilkel” (ORWELL, 2017: 205).
(1984): “Gerçekliğin en açık biçimde çarpıtılması böylelerine kolayca benimsetilebiliyordu, çünkü kendilerinden istenenin iğrençliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamadıkları gibi, toplumsal olaylarla yeterince ilgilenmedikleri için neler olup bittiğini de göremiyorlardı. Hiçbir şeyi kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını kaçırmıyorlardı. Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı, çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu” (ORWELL, 2017: 172,173); ya da koyunlar gibi uyuşuklardı.
“Sonuç olarak, Parti çiftdüşün sayesinde tarihin akışını durdurabilmiştir ve hepimiz biliyoruz ki, daha binlerce yıl durdurmayı sürdürebilir” (ORWELL, 2017: 232).
“Varlık Bakanlığı’nın o çeyrek için bot üretimi tahmini yüz kırk beş milyon çiftti. Gerçek üretim ise altmış iki milyon çift olarak verilmişti. Oysa Winston, Bakanlığın tahminini yeniden yazarken, elli yedi milyon olarak kaydetmiş, böylece belirlenen hedefin aşılmış olduğu yolundaki sava doğruluk payı bırakmıştı. Nasıl olsa, altmış iki milyon çift gerçek rakama elli milyondan daha yakın olmadığı gibi, yüz kırk beş milyondan da yakın değildi” (ORWELL, 2017: 51,52).
“İşlediğin o ahmakça suçlar umurumuzda değil. Parti gözle görülür eylemlerle ilgilenmez; bizi ilgilendiren tek şey düşüncedir. Biz düşmanlarımızı yok etmek için uğraşmayız, onları değiştiririz” (ORWELL, 2017: 273).
(2084): “Hepsinin tek derdi Yölah’a yakarmaktı. Anlaşılmayacak bir şey yoktu: Mezbahaya giden koyunlar da Ahlaki Teftiş’e giren bu insanlar gibi yazgılarından bihaberdi. Yölah her şeye kadirdi” (SANSAL, 2019: 76).
Marcus Graven’in 30 ağustos 2015 tarihli “2084, la fin du monde, de Boualem Sansal : la victoire de l’islam” adlı yazısında yazdığı gibi: “Orwell’in distopyası halen sürüyor. Totalitarizm ılımlı gözükse de tamamen acımasızdır. Big Brother’ın küreselleşmesi demek sınırların ortadan kalkması dolayısıyla ulusların artık olmaması, halkların ekonomide birer kontrollü değişken olarak yer alması demektir.
Yirminci yüzyılın dünyası her alanda değişim gösteren canlı bir yaratığa benziyordu. Özellikle teknolojik gelişmeler ve bunların savaş politikaları üzerindeki etkileri, yeni ve evrimleşen bir insan figürü oluşturmaktaydı. İnsanlar artık teknolojiyi geçmiş yüzyıllardaki gibi kullanma aracı olarak görmüyorlar, onu sahipleniyorlardı. Sonuç olarak bilgi metalaştı, ticari bir ürüne dönüştü. “Kitap, onun gözünde, tıpkı reçel ya da ayakkabı bağı gibi, üretilmesi gereken bir metaydı, o kadar” (ORWELL, 2017: 145).
İletişim alanında gelişen yeni teknolojiler bunu adım adım mümkün kılmaya devam ediyordu. Öyle ki 1920’lerde ilk televizyonlar üretime başlandığında, bir propaganda aracı olarak kullanılacakları tahmin edilebilirdi. Orwell bu durumu “tele-ekranlar” sayesinde özel hayatın gizliliğinin izlenmesiyle kötüye kullanılacağını gösterdi. Sansal de kendi eserinde bu ekranları “nadirler” olarak isimlendirdi, ya da halkın kullandığı bir diğer adıyla “papağanlar”.
Yirminci yüzyıl bizim gözümüzde savaşlar sayesinde varlığını ortaya koymuş devletlerin yüzyılıdır. Büyük bir kutuplaşmayla birlikte yeni bir dünya düzeninin ilk adımları da atılmaya başladı. Ancak bu savaşlar yok etme ve yıkma amacından uzaklaşarak farklı düşüncelere evirildi ve ekonomik savaşlara dönüştü. Orwell’in kendi distopya dünyasında ortaya koyduğu gibi bu süreç, insani vahşet aşamasını başarıyla tamamlıyor:
“Ne var ki, savaş artık yirminci yüzyılın ilk onyıllarındaki amansız yok etme savaşı olmaktan çıkmıştır. Birbirlerini yok edemeyen, birbirleriyle savaşmaları için hiçbir somut nedenleri olmadığı gibi, aralarında gerçek bir ideolojik ayrılık da bulunmayan taraflar arasında, sınırlı hedefleri olan bir savaştır bu. Ancak bu, çarpışmaların ya da savaşla ilgili tutumun eskisi kadar gaddarca olmaktan çıktığı ya da daha soylu bir niteliğe büründüğü anlamına gelmemektedir. Tam tersine, savaş çılgınlığı tüm ülkelerde olanca evrenselliğiyle sürmekte; ırza geçme, yağmalama, çocukları boğazlama, tüm halkı köleleştirme, hatta tutsakların kaynar suya atılması ve diri diri gömülmesi gibi eylemler olağan sayılmakta, dahası bütün bunlar düşman tarafından değil de kendi ülkeniz tarafından yapılıyorsa, övgüyle karşılanmaktadır” (ORWELL, 2017: 202).
Orwell bu yüzyılın insanlığının tasvirini şu şekilde sunuyor: “Çürüyorsun, parça parça dağılıyorsun. Sen nesin biliyor musun? Bir pislik torbası. Şimdi dön arkanı da, yeniden bir bak şu aynaya. Şu sana bakan şeyi görüyor musun? Son insan bu işte. Sen insansan, işte insanlık bu” (ORWELL, 2017: 294). Dünya katliam ve yıkım içindeydi. Bu durum insanın ruh halini de altüst etti. Toplumlar mahvoldu. Tek umutları Tanrıydı ve çaresizce inançlarına sarılmak zorundaydılar.

Bu yazı 2020 yılında kaleme alınan, La Littérature Dystopique: Une Analyse comparative de 1984 de George Orwell et 2084 de Boualem Sansal (tr. Di̇stopya Edebi̇yatı: George Orwell’in 1984 ve Boualem Sansal’in 2084 Adlı Eserleri̇ Üzeri̇ne Karşılaştırmalı Bi̇r İnceleme) adlı lisans bitirme çalışmamdan türetilmiştir.

https://mahaledebiyat.com/1984-ve-2084-yuz-yilda-ne-degisti/ (Özet)
This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Ekonomi, FAŞİZM, KAPİTALİZM - LİBERALİZM. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *