TİRANLAR VE AYDIN AKADEMİSYENLER

Tiranlara, Diktatörlere ve faşizme karşı duran AYDINLARI ve SANATÇILARI anlatan yazıların ardından ÜÇLEME yazısı olarak TİRANLAR VE AYDIN AKADEMİSYENLER yazısını okumanıza sunuyorum.

Naci Kaptan – 27 Ocak 2022


YAZI ÜÇLEMESİ
http://nacikaptan.com/?p=96681 – TİRANLAR VE AYDINLAR
http://nacikaptan.com/?p=96733 – TİRANLAR VE SANATÇILAR
http://nacikaptan.com/?p=96742 – TİRANLAR VE AYDIN AKADEMİSYENLER

Yazılarda Faşizme/Diktatöre/Tiran’a  karşı durmuş olan  bilim kadını HYPATİA, şarkıcı müzisyen VİCTOR JARA ve akademisyen, Salamanca Üniversitesinin rektörü Miguel de Unamuno‘nun tarihe not düşmüş olan onurlu duruşları kayda alınmıştır.


İspanya’da iki büyük savaş arasının büyük kavgasında, Faşizme karşı direnen ve güçlülerin yanında değil, özgürlüklerin ve demokrasinin Cumhuriyetçi cephesinde yer alan, haksızlık, hukuksuzluk ve diktaya karşı özgürlüğü savunan rektör Miguel de Unamuno‘nun aşağıdaki konuşmasını Ülkemizin durumuna sessiz kalan Rektörlere , akademisyenlere ve sözde aydınlara armağan ediyorum…


Rektör Miguel de Unamuno (29 Eylül 1864, Bilbao – 31 Aralık 1936) yirminci yüzyılın ilk yarısında ilgilendiği hemen her alanda damgasını vurmuş bir İspanyol romancısı, şairi, dilbilimcisi, tiyatrocusu, eleştirmeni ve düşünürüdür. İspanyol kültürünü özümsemekle yetinmemiş, “anadili gibi” 14 dili bilmekteydi.

Yaşadığı çağı seçemese de o çağın içinde kendisini seçmiş ve konumunu belirlemiş, iki büyük savaş arasının büyük kavgasında, güçlülerin yanında değil, özgürlüklerin ve demokrasinin Cumhuriyetçi cephesinde yerini almıştır. Cumhuriyete ve onun değerlerine öylesine içten, öylesine kararlılıkla bağlıdır ki, Falanjistlerin katlettiği Frederico Garcia Lorca’nın akıbeti bile onu caydırmamış, tam tersine, rektörü olduğu Salamanca Üniversitesi’ni demokrasinin ve Cumhuriyetin kalesi olarak algılamak istemiştir.


General Franco rejiminde milliyetçiler her yerde olduğu gibi akademisyen Miguel de Unamuno’nun rektörü olduğu Salamanca Üniversitesinde de örgütlenmeye çalışıyor ve tacizlerde bulunuyorlardı. Rektör Miguel de Unamuno ellerinde silahlar olan faşist subayların nefret dolu şaşkın bakışları altında ağır ağır sahneye yürüdü ve tarihi konuşmasını namluların ucunda yaptı;

‘Hepiniz, benim, susmadığımı ve susmayacağımı biliyorsunuz.
Yetmiş üç yıllık ömrümde susmayı, suskun kalmayı bir türlü öğrenemedim.’

“Yeneceksiniz fakat ikna edemeyeceksiniz!”
“Vencereis pero no convencereis!”


DİKTATÖR FRANCO

“Tarih, O diktatörün adını kısaca FRANCO diye yazar. Açık adı “Francisco Franco y Bahamonde”, lakabı El Caudillo (Önder)  Demokratik cumhuriyetin yıkılmasıyla sonuçlanan İspanya İç Savaşı’nda (1936-1939) milliyetçi güçlere önderlik eden İspanyol general ve devlet adamı. İç Savaş’ın ardından 36 yıl boyunca ülkeyi diktatörlükle yöneten faşist, tiran, diktatör.

Franco İktidarda olan Halk Cephesi iktidarını devirmek için planlar yapan sağcı subaylarla ilişki kurarak darbe hazırlıklarına girişti. Franco’nun askeri ayaklanmayı ilan eden bildirgesi 18 Temmuz 1936 gününün şafağında, Kanarya Adaları’nda radyodan yayımlandı; o sabah anakarada ayaklanma başladı. Ertesi gün Fas’a giden Franco, hem bu bölgenin hem buradaki İspanyol ordusunun denetimini 24 saat içinde ele geçirdi. José Sanjurjo’nun ölümünden sonra Faşist hareketin başına geçti. Ardından ordusuyla beraber İspanya’ya çıktı ve Madrid’e doğru ilerlemeye başladı. Madrid ve Barselona dışındaki garnizonların çoğunun ayaklanmaya katılmasıyla üç yıl sürecek İspanya İç Savaşı başlamış oldu. 30 Ocak 1938’de devlet ve hükûmet başkanlığı ile kara ve deniz kuvvetleri başkomutanlığına getirildi. 1947’de “katolik ve sosyalist bir devlet” olarak tanımlanan İspanya’yı yeniden bir krallığa dönüştüren veraset yasasını kabul ettirdi ve kendisini devletin ömür boyu koruyucusu ve kral naibi atadı. 

El caudillo (lider) sıfatıyla İspanyol devletine Falanj Partisi’nin siyasal ilkelerinden esinlenerek totaliter, baskıcı bir yapı kurdu. Ordu, kilise ve büyük toprak sahiplerinin desteğiyle her türlü muhalefeti susturdu. Ayrıca Bask bölgesinde ve Katalonya’da İspanya’nın toprak bütünlüğünü tehdit ettiği gerekçesiyle bölgesel otonomiye tümüyle son verdi. Franco, İspanya’da bölgesel ayrılıkçılığı engellemek için ülke genelinde İspanyolca dışında Baskça ve Katalanca gibi yerel dillere bir dizi yasak getirmekte de gecikmedi. İspanya onun döneminde katı bir şekilde merkezden yönetilen bir ülke oldu. Tıpkı iç savaşta olduğu gibi Franco’nun güçlü olduğu dönemlerde de Katalan ve Bask’lıların bazı ayrılıkçı ayaklanmaları olmuş; ancak her defasında bu isyanlar Franco’nun askerleri tarafından sert bir şekilde bastırılmıştır. Ayrıca Franco iç savaşta burjuvadan ve kiliseden de büyük destek almıştır.

Koyu bir Katolik olan Diktatör Franco, İspanyol kadınının çalışma hayatına ciddi kısıtlamalar da getirdi. Sürekli olarak İspanyol’ların, tüm İspanyol vatandaşlarının çok çocuk sahibi olmalarını istemiş ve İspanyol halkını buna ikna etmeye çalışmıştır. Ülkedeki Franco karşıtları ise ya hapishanelere gönderilmiş ya da vatandaşlıktan çıkarılarak ülkeden sınır dışı edilmiştir. Komünistler, sosyalistler, cumhuriyetçiler ve eşcinseller fişlenmiş veya tutuklanmıştır. İngiliz yazar George Orwell’ın distopik bir bilimkurgu romanı olan 1984, Franco İspanyasından esinlenerek yazılmıştır. Ayrıca İspanya İç Savaşı’nın anlatıldığı Amerikalı yazar Ernest Hemingway imzalı Nobel ödüllü Çanlar Kimin için Çalıyor romanı da İspanya’nın kötü şöhretine dair önemli eserlerden biridir.”

Değerli okur, yazıyı okurken kelimelerin ruhunu gözden kaçırmayınız. Franco ve yönetim şekli ile günümüz Türkiye’si arasından benzer  bağları göreceksiniz. Franco döneminde İspanya’da çok zorlu ve karanlık bir süreçten geçmiş ve halk kırıma uğramıştır.

Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ni yazan Thomas Jefferson Tiranlık hakkında şunları söylemiştir; “Halk, hükümetinden korktuğu zaman tiranlık; Hükümet, halkından korktuğu zaman özgürlük vardır.”


TİRAN

Tiran, hukuk ve anayasa kurallarından bağımsız bir yönetim biçimi sergileyen önder. Terimin kökeni Klasik Yunanistan’a dek uzanmaktadır. Platon ve Aristoteles’e göre; aldığı kararlarda hukuk dışına çıkan, egemenliği altındakilerden çok kendi hakkını gözeten, başkalarına olduğu kadar kendi halkına da şiddet gösterenler tiran olarak tanımlanır. Tiran yönetimi, anayasaya veya hukuka bağlı olarak yapılmayan yönetim şeklidir. Tiran “gaddar” kişidir.

Tiran kelimesi Fransızca kökenlidir. TDK’ye göre tiran kelimesi anlamı şu şekildedir: Eski Yunan’da siyasal gücü zorla ele geçiren, onu kötüye kullanan kimse. Acımasız, gaddar, despot .Türkçeye Fransızca tyran “zorba” sözcüğünden geçen Tiranlık kavramı Latince aynı anlama gelen tyrannus sözcüğünden türemiştir. Latinceye ise Grekçe tyránnos “egemen, iktidar sahibi, zorba” sözcüğünden geçmiştir. Tiranlık, bir başka deyişle Tiranizm bir insan topluluğunun başındaki Tiran tarafından yönetilme durumuna verilen isimdir. Tiranlık, hukuk ve anayasa kurallarından bağımsız bir yönetim biçimidir. Tiranlık terimin kökeni Klasik Yunanistan’a dek uzanmaktadır.


DİKTATÖR

Diktatör (Latince: dictator; emir veren, dikte ettiren), elinde mutlak ve sınırsız bir otoriteye sahip olan yöneticilere verilen tanımdır. Bir diktatör tarafından yönetilen ülkelere ise diktatörlük denilmektedir. Terim, Antik Roma’da, Roma Diktatörlüğü’nün senatosu tarafından acil durumlarda cumhuriyeti yönetmesi için atanan ve olağan dışı görevler üstlenen magistratus’un unvanından gelmektedir. Günümüzde ise bu tanım daha çok muhalefeti bastıran, ifade özgürlüğünü kısıtlayan ve yetkilerini kötüye kullanan liderler için kullanılmaktadır. Diktatörlükler genellikle seçimlerin ve sivil özgürlüklerin askıya alınması, olağanüstü hal ilan edilmesi, demokratik yollar kullanılmadan kanunlaştırılan kararname, siyasi muhaliflere baskı, hukukun üstünlüğü prosedürlerine uymama ve kişilik kültü ile ortaya çıkmaktadır. Diktatörler tek parti rejimlerinde sıklıkla görülmekte, bazı baskın parti sistemlerinde de ortaya çıkabilmektedirler.


FAŞİZM

Faşizm kavramının kökeni Antik Roma yöneticilerinin geniş hükûmet yetkisini sembolize eden, ucunda balta bulunan bir çubuk demetinin adı olan Latince fasces sözcüğünden ileri gelir. Aynı simge daha sonraları Fransız Devrimi sırasında Aydınlanma anlamında, halkın elindeki devlet gücünü temsil etmek üzere kullanılmıştır. Söz konusu sembol birtakım değişikliklerle 1926 yılından itibaren İtalya’nın resmi devlet sembolü olmuştur. Sembolün üçlü anlamı, yani devlet gücü, halk mülkiyeti ve birliktelik Mussolini’nin propagandasında kullanılmıştır.

Faşizm, ilk olarak İtalya’da Benito Mussolini tarafından oluşturulan, otoriter devlet üzerine kurulu radikal bir aşırı milliyetçi politik ideolojidir. İlkeleri ve öğretileri, La dottrina del fascismo adı altında Giovanni Gentile tarafından yazılmıştır. Benito Mussolini’nin kurucusu olduğu Ulusal Faşist Parti’nin İtalya’da iktidara gelmesinin ardından, faşizm birçok milliyetçi ideolojiye örnek olmuştur. İtalya’da, Musolini’nin önderliği altında 1919’da başlayan, adını 1922–1943 yılları arasında iktidarda bulunan partiden alan, sendikalara, meslek kuruluşlarına dayanan, devlet sınırlarını genişletmek ereğini güden, tüm yetkilerin tek partinin ve tek kişinin elinde toplandığı düzen.

Otoriter devlet üzerine kurulu olan radikal ve aşırı milliyetçilik ideolojisi faşizm olarak bilinmektedir. Aynı zamanda politik bir ideoloji olduğunu ifade etmek mümkündür. Bu doğrultuda pek çok farklı yapı üzerinden ele alınır. Faşizm; Tek partinin elinde bulundurduğu düzen. Aşırı ulusçuluk ve baskı düzeni sağlayan politik ideoloj.
Radikal ya aşırı milliyetçilik. Özellikle baskı düzeni kurmayı amaçlayan ve toplumu bu şekilde kontrol etmeyi hedefleyen bir ideolojidir.


Tekrar SALAMANCA ÜNİVERSİTESİ’nde gerçekleşen olaya dönelim;

1931’de kurulan Cumhuriyete kendini adayan Unamuno, 1936’da başını General Franco’nun çektiği faşist hareket, özgürlükçü demokratik Cumhuriyete baş kaldırınca, kendini üç yıl sürecek olan İç Savaş’ın içinde ve bilim-kültür cephesinin en ön saflarında bulur.

İç Savaş, adı üstünde, cephesi belirsiz bir savaş. Zaferi ya da yenilgiyi, (sivil) toplumun her alanında bireysel tavırlar, teslimiyetler ve direnmelerin belirleyeceği bir savaş. İdeolojilerin belirleyici olduğu bir savaş. İşte, bu İç Savaş’ın başlangıç yılı olan 1936’da Miguel de Unamuno, Cumhuriyetin görevlendirmesi ile Salamanca Üniversitesi’nin rektörlüğünü yapmaktadır.

Ne var ki, Avrupa’nın en eski ve köklü üniversitelerinden biri olan Salamanca Üniversitesi, Falanjistlerin ilerlemesi sonucu, milliyetçi kuşatmanın içinde bir Cumhuriyetçi adacık olarak kalmıştır ve her fırsatta taciz edilmekte, kışkırtılmaktadır. Aşağıdaki olay işte bu kışkırtmanın öyküsüdür.

Cumhuriyet karşıtları orduda ve Falanjist örgütlenmeler içinde yuvalanmışlardır ve Cumhuriyeti devirmek için bin bir komplo, bin bir entrika tezgâhlamaktadırlar. Franco yanlılarının etki alanı içinde yer alan ve Miguel de Unamuno’nun rektörü olduğu Salamanca Üniversitesi’nin büyük amfisinde 12 Ekim 1936’da rektörün izni olmaksızın bir ‘Irk Şenliği’ düzenlenmiştir. Şenliğin onur konukları arasında, daha sonra iyice ünlenecek olan Caudillo’nun (Franco) karısı Dona Carmen Franco da vardır.

Bütün o davetli resmi erkânın ve bindirilmiş kalabalığın önünde kürsüye çıkan Franco’cu General Millan-Astray, Cumhuriyetin ilanı ile “İspanya’nın maruz kaldığı büyük iç ve dış tehlikeleri” sayıp döken ve faşizmi öven bir konuşma yapar ve konuşmasını, coşturulmuş kalabalık tarafından sık sık tekrarlanan “Viva la muerta! – Yaşasın ölüm!”  nidaları ile bitirir.

Kendi üniversitesinin çatısı altında böylesi bir baskına uğrayan Miguel de Unamuno, kendinden emin, kararlı adımlarla ve söz almaksızın, generalin ardından kürsüye çıkar, oluşan bir ölüm sessizliği içinde ve “işgalciler”in şaşkın bakışları altında, şu tarihsel konuşmayı yapar:

“Şimdi benim burada ne söyleyeceğimi büyük bir merakla beklediğinizi biliyorum. Beni tanıyorsunuz, beni biliyorsunuz. Hepiniz, benim, susmadığımı ve susmayacağımı biliyorsunuz. Yetmiş üç yıllık ömrümde susmayı, suskun kalmayı bir türlü öğrenemedim. Ve bugün de öğrenmek istemiyorum suskun ve sessiz kalmayı. Bazı durumlar vardır ki, orada susmak, yalan söylemektir. Zira sükût, ikrar olarak yorumlanabilir. Bugüne kadar içimde daima birbiri ile tutarlı bir uyum içinde yaşayagelen sözüm ile vicdanım arasında bir boşanmaya asla izin veremem. Kısa konuşacağım. Süslemesiz ve dolambaçlı cümleler olmaksızın dile geldiğinde gerçek, daha bir gerçektir. Bu çerçevede, biraz önce dinlediğimiz ve şu an aramızda bulunan Genaral Millan-Astray’in konuşmasına, – eğer buna bir söylev denebilirse- birkaç şey eklemek istiyorum.

Basklara ve Katalanlara ilişkin iftira ve aşağılamalar yığını içinde kişiliğime yönelik olanları bir yana koyalım… Marazi ve anlamdan yoksun bir çığlık dinledim: ‘Yaşasın ölüm!’ Ben ki, ömrümü, anlamını kavrayamayanların tüylerini diken diken eden paradoksları hale yola koyup aşmaya çalışmakla geçirdim, uzman kimliğimle, bu barbar paradoksun benim için tiksindirici olduğunu söylemeliyim. General Millan-Astray bir maluldür. Bunu, kaba bir art düşünce olmaksızın vurgulayalım. Kendisi gerçek bir harp malulüdür. Cervantes de bir harp malulü idi. Bugün İspanya’da, ne yazık ki, çok fazla sakat kimse vardır. Ve eğer Tanrı bize yardımcı olmaz ise yakın bir gelecekte, maalesef daha pek çok sakat insanımız olacak. General Millan-Astray’in bir kitle psikolojisinin temellerini atmakta olduğu düşüncesi, bana acı veriyor. Cervantes’in ruh büyüklüğüne sahip olmayan bir malul, bu kompleksinden kurtulup rahatlamayı, genellikle başkalarının da sakat kalmasını sağlamakta arar.

Yenmek ikna etmek demek değildir; aslolan önce ikna etmektir; oysa duyguya ve tutkuya yeterince yer vermeyen kin, hiçbir zaman ikna edemez. Siz yeneceksiniz, çünkü siz, gerekli olandan daha fazla kaba kuvvete sahipsiniz. Ama kandıramayacak, inandıramayacaksınız. Zira, inandırabilmeniz için, ikna edebilmeniz gerekli. Oysa ikna etmek için, size, sizde bulunmayan iki şey gerekir: Akıl ve mücadelede haklılık. Sizi İspanya’yı düşünmeye çağırmanın, İspanya için tasalanmanızı beklemenin bir yararı olmadığını, bunun beyhude bir çaba olduğunu düşünüyorum. Bu kadar!”

General Millan-Astray’in, oturduğu yerden, “Kahrolsun zekâ, Kahrolsun akıl!” nidaları ile sık sık kestiği ve coşturulmuş amfiye yuhallattığı bu konuşmasının ardından, Miguel de Unamuno kürsüden inerken faşist militanlar namlularını ona doğrultmuş, General Millan-Astray’ın bir işaretini beklemektedirler.

Tam o sırada Dona Carmen Franco’nun ayağa kalktığı ve Unamuno’nun koluna girdiği görülür. Namlular şaşkınlık homurtuları içinde indirilir ve Unamuno amfiden yuhalamalarla çıkar, evinde göz hapsine alınır ve 31 Aralık 1936’da ölür.

Ne demişti büyük Tolstoy: “İnsan sadece uluorta yalan söylemekten sakınmakla yetinmemeli, susarak yalan söylemekten de kaçınmalı.”


Aydınlığın, demokrasinin, insan haklarının öncelendiği günlere erişmek dileği ile

Naci Kaptan – 27 Ocak 2022


KAYNAK

İspanya İç Savaşında Bir Rektörün Direnişi: Miguel de Unamuno

Ercan EYÜBOĞLU Siyaset Bilimci

This entry was posted in FAŞİZM, GEÇMİŞİN İÇİNDEN, KÜLTÜR - EĞİTİM - ÇAĞDAŞLIK, VANDALLIK, YOBAZLIK - GERİCİLİK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *