TİRANLAR VE SANATÇILAR

TİRANLAR VE SANATÇILAR

Naci Kaptan – 26 Ocak 2022


YAZI ÜÇLEMESİ
http://nacikaptan.com/?p=96681 – TİRANLAR VE AYDINLAR
http://nacikaptan.com/?p=96733 – TİRANLAR VE SANATÇILAR
http://nacikaptan.com/?p=96742 – TİRANLAR VE AYDIN AKADEMİSYENLER

Olay aslında şöyle başladı;

Victor Jara faşizme başkaldıran Şili’li bir şarkıcı idi. Onu da tutuklayarak  Santiago (Estadio Chile) stadyumuna getirdiler. Faşizm karşıtı olan binlerce insan da tutuklanarak stadyuma getirilmişti.  Jara’ nın Gitarı yanındaydı. Stadyuma girer girmez Unidad Popular (Venseremos) şarkısını çalıp söylemeye başladı.

Stadyumun yönetimi vahşi bir faşist olan Albay Mario Manriquez Bravo’nun elindeydi. Victor Jara’nın Venseremos’u söylemesi ve stadyumdaki sayısı binlerce olan diğer tutukluların da buna eşlik etmesi, albayı çok rahatsız etti. Emrinde, en az kendisi kadar faşist ve gaddar olan iki subayını çağırdı.

Victor Jara’nın gitar çalmasını engellemelerini istedi. Subaylardan biri, “Ne olursa olsun engellememizi mi istiyorsunuz komutanım,” diye sorunca, albay Bravo başıyla “evet” anlamında yanıt verdi. İki subay hızla Jara’nın yanına ulaştılar. Jara’nın etrafı yığınla vatansever tarafından kuşatılmış olduğundan, dipçik darbeleriyle kendilerine yol açıyorlardı. Sonunda Jara’nın yanına ulaşmayı başardılar.


SANATÇILAR VE SANAT

Tiranların, despotların, faşizmin yönetimde olduğu ülkelerde aydınların ve sanatçıların yaşam alanları daralır. Konuşamaz, yazamaz, toplum kanaat önderliği yapamaz  duruma getirmek için  baskılar başlar. Tutuklanırlar, hapse atılırlar. 

Sanatçılar toplumun kültürünü yücelten ve yaşamı güzelleştiren önderlerdir. Tiranların kol gezdiği, faşizmin egemen olduğu monarşi veya teokrasi ile yönetilen ülkelerde sanatçıların da yaşam ve sanatlarını yapma alanları daralır. Heykeller yıkılır, şarkılar yasaklanır, tablolar yırtılır, kitaplar yasaklanır, yakılır. Toplum yaşamı rengini kaybeder, yaşamın rengi solar. 

Sanatçı şöyle tarif ediliyor; 

Sanatçının ruhu vardır. Sanatı bu ruh yaratır. Sanatçı, duygularının dünyası yanında ruh ve ihtiyaçlardan doğmuş bir âleme de biçim verir. Sanatçı herkese benzemez. O duyar ve duyurur. Kelimenin en gerçek anlamı ile özgür olan insandır. Her yeni bilgi, sezgi ile başladığı için, sanatçı, bilginin ve filozofun daima önünde yürür; çünkü sanatçının görevi; bilgiyi aşarak, hayatı ve evreni saran sırrı aramaktır. Sanatçı, görmediğimizi görerek, sonra bize göstererek, çizgilerin, seslerin, müziğin, şarkıların, türkülerin, renklerin ve biçimlerin büyülü dilini bize öğreterek, tabiatı güzelleştirir.

Sanatçı,  bütünün çıkarlarını dile getirmelidir. Büyük sanatçı kuvvetini bütünden alır. Sanatçı toplumu yansıttığı orantıda değer kazanır; Gerçek sanatçı yaratıcıdır, imgelemesini diğer insanlarda yaşatmak için yapıtlar yaratır. Kişiliğini kazanmak isteyen bir sanatçı, uzun yıllar hazırlanır, başka sanatçıların etkilerinden kurtulur, kendine özgü bir estetik yaratmasını bilir.  Sanatçı, zekası ve sezgileriyle çağının önünde giden insandır. Sanatçı, gerçekleri estetik öğelerle birleştirerek insanların zihnine kazıyan ve aydınlık çağların başlamasına destek olan kişidir. Bunu da bazen bir heykel bazen bir şiir bazen de bir beste ve şarkı ile yapar.

Sanat en genel anlamıyla, yaratıcılığın veya hayal gücünün ifadesidir. Sanat, bir duygu veya düşüncenin en güzel ve en estetik haliyle görsel ve işitsel olarak ortaya çıkmasıdır. Sanatta estetik değerlerin yanı sıra toplumun öz benliği vardı. Bu benlik ise; sanatın estetiğini ortaya koyan insanın içinde yaşadığı milletin zekası hayat felsefesi, ahlak nizam, maddi manevi duygu ve istekleridir.. Sanat, toplumun öz değerlerinden doğar ve gelişir. Onun içindir ki sanat hiçbir şekilde toplum dışında, ondan ayrı olarak düşünülemez. Güzelliğin yerine anlatımı öne çıkarır. Sanat, sezginin ve anlatımın birliğidir.


VENSEREMOS

yırtıyor fırtına sessizliği
ufuktan bir güneş doğuyor
gecekondulardan geliyor halk
tüm şili türküler söylüyor

venseremos, venseremos!
kıralım zincirlerimizi.
venseremos, venseremos!
zulme ve yoksulluğa paydos.

Şili’de halk bugün savaşıyor
cesaret ve halkın gücüyle.
kahrolsun halkın katili cunta
yaşasın “unitad popular”!

Jara gitarıyla şarkı söylemeye başladı. Öbür tutuklular, gardiyanların ateş açma tehdidine rağmen melodiye eşlik etmeye başladılar. Sonra bir subayın emri ile askerler Victor’un ellerini kırdılar. Artık gitar çalmıyordu, ama zayıf bir sesle şarkı söylemeyi sürdürdü. Bir dipçikle kafasını parçaladılar ve diğer tutuklulara ibret olsun diye ellerini kesip tribünlerin önüne astılar”  Victor Jara dudaklarında şarkıyla öldü. ( Rus gazeteci Vladimir Çernisev)

Hiç uyarmadılar, tek kelime bile etmediler. Subaylardan biri gitarı Jara’nın kucağından alıp yere çaldı. Büyük bir uğultu yükseldi. Ardından kolundan tutup Jara’yı yere yatırdılar. Yüzün koyu yatıyordu ünlü müzisyen. Şili’nin bağımsızlık savaşçısı, devrimcisi. Subaylardan biri kollarından birinin üzerine ayağıyla basarak kıpırdamasını engelledi. Diğeri ise tüfeğinin dipçiğiyle Jara’nın parmaklarını kırdı. Defalarca vurdu, yılmadan vurdu, acımadan vurdu… Sonra subay öteki koluna geçti. Dipçik darbesiyle sağ elini paramparça eden diğer subay bu kez sol eline vurmaya başladı. Jara hala mırıltı halinde Venseremos’u söylemeye çalışıyordu.

Kısık bir çığlık şeklinde çıkıyordu sesi, ama söylüyordu. Kalabalık dehşet içindeydi ve susmuştu. Herşeye rağmen şarkısını mırıldanmaya çalışan Victor Jara’ya “sahibinin sesi” olan subaylar çok sinirlenmişlerdi. Kollarına basan subay da tüfeğini kavramış, dipçiğini Jara’ya doğrultmuştu. Jara hafifçe katillerine doğru döndü. O anda şimşek gibi bir dipçik darbesi ağzının tam ortasına yapıştı. Dişlerinden bir iki tanesi kırılmıştı. Ağzından kan fışkırdı. Daha ne olduğunu bile anlayamadan ikinci dipçik darbesi burnuna geldi. Burnu kırılmıştı. Acı ile, ama hala Venceremos’u mırıldanmaya çalışarak yeniden yüzün koyu yere uzandı. Artık kafasını kaldıracak hali kalmamıştı.

Subaylardan biri tüfeğini bir sopa gibi namlusundan tutarak, tüm gücüyle Jara’nın kafasına vurdu. Ses kesilmişti. Kalabalık da donakalmıştı. Saniyeler sonra, diğer subay da tüm gücüyle Jara’nın kıpırtısız başına vurdu. Artık Jara kıpırdamıyordu. Subaylar defalarca vurdular. Jara’nın başı paramparça olmuş, beyninden fırlayan kanlı küçük parçalar etrafa yayılmıştı. Kalabalıktan birkaç kişi kusmaya başladı. Victor Jara ölmüştü… İyi de, kimdi bu yürekli adam.

Faşistlerin tam ortasında özgürlük şarkıları söyleme cesareti gösteren ve son nefesine kadar da söylemeyi sürdüren? Öylesine bir nefret vardı ki subaylarda, Albay Bravo ne olur ne olmaz diye herhalde, Jara’nın kırık ellerini bileklerinden kestirip stadyumda herkesin görebileceği bir yere astırdı. Kimdi bu adam? Neden bu kadar tehlikeliydi? Neydi bu kinin arkasındaki vahşet? Tuhaftır, ama Şili’nin başkenti Santiago’da doğan Victor Jara, bir çiftçi ailesinin oğluydu. Din eğitimi görmesi sonraki yaşamı ile tam bir çelişkidir.

İlahiyat okumak istemesine rağmen, toplumsal hareketlerdeki uçurumlar onu müziğe doğru itmiştir. Şili folkloruyla ilgilenmeye başladığında henüz çok gençtir. Tiyatro ile de ilgilenmesine rağmen müzik 1970’li yılların başından itibaren hayatının en önemli uğraşısı olmuştur.

Yirminci yüzyılın en devrimci, en taviz vermez sanatçılarından biri olarak tüm Şili müziğini dünyaya tanıtmayı başarmış bir sanatçıdır Victor Jara… Bundan sonrası ansiklopedilerde bulunabilecek bilgilerdir. Victor Jara’yı tanımak için onun müziklerini dinlemek gerek, ağıtlarına kulak vermek gerek. Sanatçı denilen kimliğin köşe tutmanın çok ötesinde bir sorumluluk olduğunu görmek gerek…

Sanatçı, çağını yansıtabildiği ölçüde sanatçıdır. Sanatçı aykırıdır, sanatçı kurulu düzenin karşısındadır, sanatçı devrimcidir… Bir erken bahar öncesi bu insanları anmak gerek, onlar baharı görmediler bir daha… 

16 Eylül 1973 tarihinde yaşanmıştı bunlar, Victor Jara sadece gitar çalıp şarkı söylüyordu, ama korkuyorlardı ondan. Çünkü onun şarkılarının en büyük düşmanı darbeci Pinochet idi. Jara Şarkıları susmasın istiyordu, hatta o daha güzel bir dünya istiyordu. İnsanların yoksulluktan ölmediği bir dünya…

Ama Pinochet bunların hepsine karşıydı. İnsanlar köle olmalıydı onun için, herkesten vazgeçebilirdi ve Pinochet`e göre yaşamak sadece egemen sınıfın hakkıydı.


Karanlık bir geçitten büyük bir salona çıktık.. Zemini kaplayan, köşelere yığılı , çoğu baştan aşağı yaralı , kimisinin elleri hala arkasından bağlı çıplak cesetlerin yanından geçerken yeni arkadaşım Hector koluma girdi.. Genci, yaşlısı.. Yüzlerce ceset vardı.. Çoğunluğu işçi görünüşlüydü.. Yüzlerce ceset, suratlarına kokuya karşı bez maskeler takılı morg çalışanlarınca ayaklarından sürüklenerek getiriliyor , yığınların üstüne fırlatılıyordu.. Salonun ortasından, Victor’ u bulmamak istercesine durdum.. İçimi öfke kaplamıştı.. Haykıracağımı, sövmeye başlayacağımı fark eden Hector, ‘Lütfen ,’ dedi, ‘Hiçbir şey belli etmemelisiniz..’ Başımız belaya girebilir.. Lütfen sessiz kalın.. Gidip ne tarafa bakacağımızı sorayım.. Burası değil galiba..’

Yukarı çıkmamız söylendi.. Bina öylesine cesetle dolmuştu ki idari ofisler bile boş değildi.. Uzun bir koridor.. Kapılar.. Kapılar.. Yerlerde yatan, bu sefer giyimli, öğrenci görünüşlü on, yirmi, otuz, kırk, elli ceset.. Ve işte orada, dizili cesetlerin ortasında Victor’ u buldum..

Zayıf, kupkuru görünüyordu.. Ama victor’ du.. Bir haftada bu kadar çökertecek neler yapmışlardı aşkıma.. Gözleri açıktı ve kafasındaki ürkütücü yarayla yanaklarındaki morluklara rağmen meydan okurcasına hiddetle ileri bakar gibiydi.. Giysileri yırtılmıştı.. Pantolonu ayak bileklerine indirilmiş, kazağı koltuk altlarına sıyrılmıştı.. Lacivert donu bir bıçak veya süngüyle delinmiş gibi görünüyordu.. Göğsü delik deşikti ve karnında kocaman bir yarık vardı.. Elleri, bileklerinden kırılmış gibi tuhaf bir açıyla duruyordu.. Ama bu victor’ du.. Kocamdı.. Aşkımdı..

Bir yanım o anda ölüverdi.. Orada dikilirken içimdeki bir şeyin ölüşünü hissettim.. Kıpırdayamıyor, konuşamıyordum..


Sanatçı, çağını yansıtabildiği ölçüde sanatçıdır. Sanatçı aykırıdır, sanatçı kurulu düzenin karşısındadır, sanatçı devrimcidir… Bir erken bahar öncesi bu insanları anmak gerek, onlar baharı görmediler bir daha.

Victor Jara, yaşamı ve şarkıları ile güçlü bir şekilde insanlara seslenen entelektüel, vatansever antiemperyalist bir şarkıcıyı tarih sahnesine çıkartmıştır. Bu yüzden şarkıları tüm Şili’yi saran  devrimci gücünün imzası haline gelmiştir.


Ve tarih baba yine görevini yaptı. Faşist diktatör Pinoche nefretle anılırken seneler sonra devlet tarafından şarkıcı VİCTOR JARA’ya saygınlığı geri verildi.

Şilide Pinochet`in yaptığı darbe sonrasında tutuklanan, gitar çalmasın diye parmakları kesilen ve daha sonra öldürülen şarkıcı Victor Jaranın cenaze töreni ölümünden 36 yıl sonra Estadio Chile stadyumunda büyük bir katılımla düzenlendi.

Eylül 2003 tarihinde öldürülmesinin 30. yıldönümünde öldürüldüğü Estadio Chile stadyumunun ismi Estadio Víctor Jara olarak değiştirildi.

Değerli okur, tarih faşistleri, tiranları, diktatörleri kara sayfalarına kaydederken, Victor Jara örneğinde olduğu gibi dudaklarında şarkısı ile katledilen sanatçıları, şarkıcıları unutmadan saygı ve sevgi ile anıyor.


Naci Kaptan 26 Ocak 2022


KAYNAKLAR;

VİCTOR JARA DUDAKLARINDA ŞARKIYLA ÖLDÜ ve SALVADOR ALLENDE

21.03.2012 – Mümtaz İdil – Odatv.com

Victor JARA , Yarım Kalan Şarkı – Joan JARA
Çeviri: Algan SEZGİNTÜREDİ, VERSUS KİTAP, Mayıs 2010..

This entry was posted in FAŞİZM, GEÇMİŞİN İÇİNDEN, Sanat Edebiyat ve Kultur. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *