ÇİFTÇİNİN CAN SUYUNU DA ALIYORLAR * Su Kanalları da Özelleştiriliyor…

Su Kanalları da Özelleştiriliyor…

Orhan Özkaya (Arş-Yazar) – 18.02.2022


İşler “su kanalları” nın özelleştirilmesine geldi çattı!

İşler artık,” Su Kanalları” nın özelleştirilmesine, satılmasına kadar indirgendi. DSİ’nin ve belediyelerin mülkiyetinde olan, kamu mülkiyetine ait su kanalları da elden çıkıyor.  Zaten 2004 yılında çıkartılan 5216 sayılı “Büyükşehir Yasası” yla köyler mahalleye dönüştürülmüş ve ülkenin üretim potansiyeli köylüsü ve çiftçisi küresel finans tekellerinin dayatmalarıyla çaresiz ve üretim varlıkları olan topraklarından dışlanarak özelleştirme salgının rüzgârından nasibini almıştı. Girdi fiyatlarındaki yükselişler üreticiyi yokluğa doğru sürüklemiş, tarım topraklarını elden çıkarmaya başlamıştı.

Bu toprakları, “Tarım Kredi Kooperatifleri, bankalar ve tefecilerden aldığı borçlar nedeniyle haciz, ipotek yoluyla kaybediyordu. Son yaşanan rutin akaryakıt zamları, elektrik zam fırtınası nedeniyle kalan üretici de toprağına yaklaşamıyordu. Yabancı ve yerli tekeller, çaresizliğinin verdiği çözümsüzlüğü hızla değerlendirerek ve fırsatları kaçırmamaya yoğunlaştılar. 3996 sayılı özeleştirme yasasının yarattığı yarılmalarla ülkenin bütün zenginlikleri, fabrikaları, suları, barajları, bankaları, dereleri, SİT alanları, dağları, taşları, maden kaynakları, iletişim kaynakları, PTT’si parçalanarak, Telekom’u, maden havzaları, kalan kamu malı Maliye Hazinesi’nin mülkleri ve nesi var nesi yoku yabancı tekellerin eline armağan edildi, hem de vatandaşlık vererek… Artık her iş yerinde, konutta ve fabrikada mum, kandil yanıyor. Bu gidiş durdurulamıyor, ancak özelleştirilmeleri, kamuculuğun öne çıkmasını sağlayan devrimci bir iktidarla mümkün olur.

İpin ucu iyice kaçtı       

    Toplumun bilincinden kaçırılan bu satışları öğrenebilmek ve erişebilmek çıkartılan “Torbalar” la mümkün değil. Süreç çok hızlı yürütülüyor ne yasayı ve ne de kararnameleri yakalamak, erişebilmek iyice zorlaştı. Cumhuriyet’in bitmeyen değerleri, zenginlikleri, varlıkları fonlar kurularak (Varlık Fonları)’ yla eritildi, adeta ülkenin dibi kazındı. İşte bu koşullar altında son kalan kıyıda köşede, sandıkların dibinde dar günler için saklanan kefen parası” na da göz dikilmesi halkın öfkesine çarpmaya başladı. Bitmeyen ülke varlıklarının sonuna gelmeye başlayan iktidar, DSİ’ye ait “Su Kanalları” nı keşfetme becerisini gösterdi. Önce Aydın Efeler’ deki DSİ’ye ait, 400 metre uzunluğundaki “Su Kanalı” ndan başlayarak 3996 sayılı özelleştirme yasasıyla TOKİ ve Maliye Hazinesine ait mülklerden sonra satmaya başladı. Henüz toplum bu konunun çok sıcak olması nedeniyle tam anlamıyla öğrenmiş değil. Doğal olarak bu tür uygulamaları yakalayabilmek, ipin ucunu tutabilmek zamanı çoktan kaçtı. Seçim kurullarını kurşun askerlerle doldurmaya çalışarak, toplumun “demokrasi” umudunu kırmaya çalışıyorlar. Oysa İstanbul ertelemeli seçimlerinde bu tuzaklar ve mayınlar teker teker yerle bir edildi. Bunu unutmuş gibi görünüyor ya da hazmedemeyip, kayyım bekçiler atamak için yeni tezgâhlar döşemeye devam ediyorlar.

Tarımı küresel finansın dayatmalarıyla yok etmek       

Tarımı küresel elitlerin dayatmalarıyla yok ederek, istihdamın en önemli alanını ortadan kaldırarak, ülkeyi sadece tüketim toplumu haline getirmek daha henüz sona ermedi. SİT alanları, kıyılar, deniz ortasında çiftlikler kurularak çevre kirliliğine aldırmadan, deniz kaynakları, ürünleri tüketildi ve işler su kanallarına kadar gelip dayandı. Bütün varlıklar, zenginlikler, KİT’ler, bankalar ve maden yatakları toptan satılarak küresel aktörlerin eline teslim edildi. Bu arada ormanlar, ağaçlar, dereler, sular, barajlar, mera, yaylak, kışlak ve harman yerleri dahi özelleştirilerek yandaşlara pazarlandı.

Bunlar Cumhuriyet ve Atatürk devriminden intikam, öç almak ve İslami faşizmi yerleştirmek adına gerçekleştirildi. Yabancı tekellere satılan ülke varlıkları, zenginliklerine ek olarak, vatandaşlık armağan edilmesiyle kimliğin sulandırılması gerçekleştirildi. Ancak ülke insanı kadınlı erkekli olayların tırmanması karşısında dev direnişlere girişerek; önce Cumhuriyet Mitinglerinde, Gezi direnişlerinde ve İkizyayla, İkizdere’de nenelerin, dedelerin direnişi, Kazdağların da ki büyük halk isyanıyla, Salda Gölü, Validebağ, Boğaziçi Üniversitesi’nin aşılmaz isyanı ve Kanal İstanbul ayaklanmasıyla direnişini devam ettiriyor.

Dünya emperyalizminin yenemediği bu halk direnir

Mustafa Kemal Atatürk’le dünya soyguncularına, emperyalist kapitalistlerine karşı ilk bağımsızlık savaşını kazanmış olan bu halk direnir, ayaklanır. Bu bilinçle özelleştirmelerin büyük soygun olduğu gerçeğini canı yana yana çok net görüyor. Elektrik kesintilerini, fatura terörüyle bir bir yaşamaya başlayınca önüne konan güvenlik güçleri engellerini kitlesel heyelanlarla aşarak, kapanan esnaf kepenklerini artık dişinin, tırnaklarının sökülüşüne rıza göstermeyeceğini haykırıyor.

Yaratılmak istenen korku duvarlarını tanımayacağını, marketlerde, semt pazarlarında ve gıda artıkları topladığı çöplüklerde çıldırırcasına bütün ülkede avaz avaz bağırmaya başladı. Dinci yapılanmanın istismar ettiği illerden Isparta günlerce elektriksiz kalınca, işler ayaklarına dolanmaya yüz tuttu. Bu zamları dış güçler yapıyor safsatasına sarılmaya başladılar. Beşli çetenin hortumlarını gören halk bu yalanları ayakaltına almaya devam ediyor. Ne doğal gaz ve ne de akaryakıt zamlarının rutinleşmesi karşısında sesleri çıkmıyor. Yine küf kokan yalanlara başvurarak, dışarıdaki rüzgârı bahane ediyorlar. Diğer yandan konut sektöründeki soygun düzeni, dövizdeki Nass hesapları ayaklarına dolanmayı sürdürüyor.

          Toplumsal uyanış halkın önüne geldi

Marx’ ın dediği gibi, ”Toplumlar, sorunlar karşısına gelince direnmekten başka çare kalmadığını anlamaya başlar” diyerek kitlelerin sınıf bilincini yakıcı olaylarla öğrenmeye eğilimlidir. Yaşadığı ve karşı karşıya kaldığı kendi sorunları karşısında kitleler eğitilir, hızla bilinçlenir ve kölelerin başkaldırışı gibi hızla ayağa kalkar. İktidar, KDV indirimleri yapıyoruz diye topladıkları sözde kabinelerden, beşli sermayeye dokunmadan teğet geçmeyi devam ettiriyor. Para basan köprüleri, yolları ve tünelleri yine bunların hizmetinde bırakarak dokunmamak, halkın aklındaki “acaba” ları yoğunlaştırıyor.

Artık konut sahibi olmak ve kira ödemek tarihe karışmakta, elektrik faturaları kiraları aşmış sınıflar keskin çizgilerle ayrışıyor, kitlesel işçi çıkarmaları, kapı önlerine konmalar, sendikaya üye olmak ateşten gömlek halini aldı. Ancak işçi sınıfı bu gömleği çıkarmaya niyetli değil. Meydanlar, alanlar, fabrikalar, tarlalar, üretim merkezleri isyanlarla, ayaklanmalarla kaynıyor. Tüm fırsatçılar ortalığa döküldü, sermaye diktatörlüğünün hizmetinde ve ekseninde bütün benliğiyle yer alan iktidar, hangi sınıfın elemanı olduğunu saklamayacak kadar iliklerine kadar işleyen taraftarlığıyla; işçi, köylü, gençlik ve emeğiyle geçinen halk kesimlerinin tam karşısında konumlanmış ve her türlü şiddete başvurmaya hazır beklemekte. Yeni yeni hapishaneler,  polis ve jandarma güçleri devşiriyor, il, ilçe merkezlerinden vizeli yargı mensuplarını en üst, orta ve alt düzeyde konumlandırmaya devam ediyor. Yapılan KDV ve %20 indirimlerle esnaf ve halk, “Bizimle alay ediliyor!” diyerek isyanını yükseltiyor.  İktidarın temsil ettiği anlayış ne özelleştirmeyi durdurabilir ya da kamulaştırmaya dönmeye eğilimli olamaz.

This entry was posted in DOĞA - ÇEVRE, Doga - Cevre - Ekoloji - Tarim, EMPERYALİZM, KAPİTALİZM - LİBERALİZM, TARIM - EKOLOJİ. Bookmark the permalink.

1 Response to ÇİFTÇİNİN CAN SUYUNU DA ALIYORLAR * Su Kanalları da Özelleştiriliyor…

  1. emin says:

    Dünya borsaları bir kumarhanedir.Üreticinin alın terini sömürme şekildir.İst.borsası Tansu çiller döneminde kurulmuştur.ne olduğu şüpheli bir kişidir.Abd li sivil halk popülistlerinden Mary ellen reese 1890 da ülkesinin sahibinin Wall street olduğunu açıklamıştır.Liberal politika terkedilmelidir.Kamu- özel sektör politikalarına dönülmelidir…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *