ORGANİZE SUÇ TARİHİ – Cosa Nostra-Amerikan Mafyası * David Southwell

ORGANİZE SUÇ TARİHİ – David Southwell

Tugberk – 9 Haziran 2021


“Devletler, büyük haydut çetelerinden, haydut çeteleri de
küçük devletlerden başka nedir ki?” (Hippolu Aziz Augustin)

Organize suç, pek çok kişinin merak ettiği bir konudur. Haydutlar, dünyanın her yerinde esrarengizdir. Gizli bir İspanyol suç örgütü olan Garduna’nın faaliyetlerine dair fısıltıyla anlatılan öyküler, Ortaçağda hi­kâye anlatıcılarının ana konularını oluştururdu. Gizlilik, güç ve şidde­tin günlük hayatlarımızın gölgelerinde gizlenen ve organize suç tara­fından temsil edilen bileşimi, bugün sayısız gazete manşetine konu olu­yor. Neden peki? Belki de, konu yeraltı dünyası bile olsa bizden sakla­nanlar hakkında daha fazla şey bilme arzumuzdan dolayı. Korkmak­tan zevk aldığımız için belki de.

Ben bu kitabı yazarken, pek tabii ki zaman zaman korktum. Bu pro­je için çalışma yaparken organize suçun asıl gücünün şiddet tehdidinden geldiğine dair büyük bir ders aldım. İki ciddi ölüm tehdidiyle kar­şılaştım. Ayrıca bir Triad grubundan, haklarında yanlış bir şeyi söyle­memem konusunda son derece düşündürücü bir uyarı da aldım; uyarı bir satır ve ellerimi kullanmayı sürdürebilmemle ilgiliydi. Gayet kaba bir şekilde şöyle deniyordu: “Yazarların ellere İhtiyacı vardır.”

Organize suç, tahmini olarak gezegendeki her ülkede faaliyet gös­teren 1 trilyon dolarlık bir iş. 21. yüzyılın kilit sözcüğü küreselleşme ve hiçbir insan faaliyeti, uluslararası çapta birbirine bağlılığı’ organize suç” tan daha iyi ortaya koyamaz. Her ulusun bir yeraltı dünyası vardır. Fakat bugünün küresel ekonomisinde, çok uluslu suç örgütlerinin, bazı ulus devletlerden daha fazla güce sahip olan küresel bir yeraltı dünyası ortaya çıkmış durumda.

Yasal küresel şirketler gibi, çok uluslu organize suç örgütleri de ulus­lararası ticaret sistemiyle, iletişim teknolojisi ve seyahat konusundaki ilerlemelerden faydalandılar. Karmaşık ittifaklar, bağlantılar ve anlaş­malar geliştirdiler; bu durum, sözgelimi bir Kolombiya kokain kartelinin hem Brezilyalı bir sokak çetesinin davranışları, hem de bir Triad cemiyetinin etkisi altındaki yozlaşmış bir Çinli politikacı üzerinde etkili olabileceği anlamına geliyor. Çok uluslu organize suç Örgütleri dünya­ya yayılıyor ve faaliyetleri her bölgede ve gezegendeki her yasadışı ey­lemde aktif olan organize suç grupları aracılığıyla ortaya konuluyor.

Emniyet yetkililerinin ve diğer kurumların, organize suça yönelik tek bir tanım üzerinde -21. yüzyılda bile- anlaşamadığını Öğrendiğinizde, yetkililerin çok uluslu organize suç örgütlerinin Önünü almakta zor­lanması şaşırtıcı gelmiyor. Fakat bu kitabım amaçlan doğrultusunda or­ganize suç, ABD’nin 1970 tarihli Organize Suç Kontrol Yasası’nın be­lirlediği çerçeveye göre, ‘yasadışı faaliyetlerini ilerletmek için bir araya gelen suç grubu’ olarak tanımlanır. Ele aldığım bazı organize suç grup­ları siyasi motivasyon unsurları barındırırken, bu kitap öncelikle asıl var­lık nedenleri sadece kâr elde etmek olan şebekelere, Örgütlere ve çete­lere odaklanıyor.

Sürekli değişmeleri ve her duruma uyum sağlamaları, organize suç gruplarını hukuki olarak tanımlamayı zorlaştırsa da, hem eski hem de modern grupların paylaştığı özellikleri fark etmek kolay. Tarih boyun­ca, pek çok korsan, haydut, köle tüccarı ve uyuşturucu kaçakçısı grupları doğrudan devlet yardımının tadını çıkarmıştır. Bu gruplar resmi izni ve korumayı kaybettiklerindeyse, faaliyetleri için ihtiyaç duydukları des­teği rüşvet aracılığıyla garanti altına almaya başladılar. Bu gelenek, or­ganize suçun tarihi boyunca tanımlayıcı Özelliklerinden biri haline ge­len bir siyasi nüfuz ve suç ilişkisi yarattı.

Son 4 bin yılda ortaya çıkan organize suç gruplarının diğer kilit özel­likleri şöyledir: Şiddet üzerindeki devlet tekeline meydan okurlar; hem kendi üyelerini hem de kurbanlarını kontrol etmek için korkuyu bir yön­tem olarak kullanırlar; hiyerarşik bir sisteme ve kendilerine Özgü kurallara sahiptirler. Direniş hareketlerinden veya yoksulluk ve ayrımcılık tara­fından gettolara itilmiş göçmen toplulukları arasından türeme eğilim­leri de bir diğer ortak unsuru oluşturur. Organize suçun kullandığı on binlerce yöntem olmasına rağmen, bunlar genellikle temel temalar olan hırsızlık, yasadışı olan şeyleri sağlamak, insanların durumundan fay­dalanmak, para koparmak için korkuyu kullanmak ve yolsuzluk çe­şitlerinden oluşur.

Chicago çetesi lideri Al Capone sık sık herhangi bir işadamından fark­sız olduğunu savunup “Tek yaptığım bir talebi karşılamak” ve “Ka­pitalizm, yönetici sınıfın yasal dolandırıcılığıdır” diye konuşurdu. İma açıktı: Pek çok diğer organize suç patronu gibi o da, faaliyetlerinin yal­nızca ticari bir çerçevede düşünülmesini istiyordu.

Bununla birlikte, yaptığı işler korku, şiddet ve insanlığın acısını ar­tırmayı içeren her şirket -belki silah üretenler hariç- kapatılır. Fakat bu­gün pek çok organize suç grubu, kazançlarının o kadar büyük bir kıs­mını yasal işlere yatırmış durumda ki, elde ettikleri kârın yansı artık suç­la ilgisi olmayan faaliyetlerden geliyor. Yetkililer açısından, yasadışı ve yasal ticari kurumlar arasındaki ayrımı tespit edebilmek her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Organize suçu incelerken alman en büyük ders belki de şu: Orga­nize suç sadece daha fazla polis gücü, daha sert yasalar veya daha faz­la inceleme ve bütün nüfusun izlenmesiyle yenilgiye uğratılamaz. Or­ganize suç, -polis devletinin tarihsel zirvesi olan- Sovyetler Birliği’nde var olabildiyse, yeni yasalar çıkarmanın ve daha fazla suçla mücadele kaynağının sorunu kökünden kazıyacağına yönelik fikrin de altı doldurulamaz.

Organize suçun tarihi, aynı zamanda suçun üç temel ve tekrarlanan nedeni bulunduğunu ortaya koyuyor: Yoksulluk, yasak ve insanların açgözlülüğü. Bu durum göz Önünde bulundurulduğunda, Tony Blair’ın ifadesiyle “Sadece suçun değil, suçun nedenlerinin de üze­rine gitmek isteyen” hükümetler, halklarına nasıl hizmet edebilirler? Pek tabii ki, pek çoğumuzun içinde yatan açgözlülüğe karşı yasa çıkarmak imkânsız. Dolayısıyla, tek yol önde gelen diğer İki temel suça yönelme nedenlerini ele almaktan geçiyor -yoksulluk ve yasak.

Bol miktarda organize suç faaliyetine esin kaynağı olan yasakların ve vergi sistemlerinin gözden geçirilmesi gerekebilir. Söz gelimi, Kanada sigara vergisini üç katına çıkardığında, tütün kaçakçılarıyla başa çıkmak için polis gücünü artırdığında ve gümrük vergisinden kaçmaya çalışırken yakalananlar için ağır cezalar getirdiğinde, nihai sonuç, ülkenin kaçakçılık sorununun vergilerle birlikte artması olmuştu. Vergilerdeki yükselişten fayda sağlayanlar, elde ettikleri kâr tavana vuran tütün kaçakçılığıyla uğraşan organize suç gruplarıydı.

Fakat Kanada 1994’te sigara vergisini yarıya indirdiğinde, hükümet, kaçakçıları yasadışı mallarına yönelik talepten ve önemli bir gelir kay­nağından fiilen mahrum bırakmıştı. Başlıca suç şebekeleri için, bu pren­sibin başka alanlarda hayata geçirilmesine yönelik cesaret, hükümetin suça karşı daha sert cezalardan veya artırılmış polis bütçelerinden söz etmesine kıyasla daha fazla endişe yaratıyor.

Mahrum bırakma, açlık ve sıkıntı her zaman için suç faaliyetlerinin en büyük nedenleri olagelmiştir. Dickens dönemi Londra’sının Rookery diyebilmen doğudaki fakir bölgesinden Mumbay’daki gecekondu ma­hallesi Matunga’ya dek, alt sınıflarla yeraltı dünyası arasındaki bağlantı açıkça görülür. Suç Örgütleri, erişim alanları açısından gerçekten çok ulus­lu hale geldiği için, onlarla mücadele etmeye yönelik mantıklı yön­temlerden birisi de yoksulluğun sıkıntılarını küresel bir düzeyde ele al­maktır. Organize suçun sürekli olarak artan yok edici varlığını yenilgi­ye uğratmaya yönelik umutlar ancak, nedenleri üzerinde gerçek deği­şim yaratılmasıyla yeşerebilir.


Cosa Nostra-Amerikan Mafyası

“Fırsat neredeyse, Mafya oradadır.”
Johnny Kelly, müzisyen (1986)


Organize suç bizzat medeniyet kadar eski olsa da, Amerikan Maf­yası Cosa Nostra’nın imajı ve mitolojisi öylesine güçlüdür ki, insan sık sık yeraltı dünyasının ABD’de icat edildiğini zanneder.

Uzun süredir yerleşik halde bulunan organize suç gruplarının bu­lunduğu ülkelerde bile, Cosa Nostra’nın hayaleti bir ilham kaynağıdır -Cosa Nostra etkisi, Japon Yakuza çetelerinin giyim kuşam anlayışın­da veya Mumbay’daki Önde gelen suçluların kendilerine ‘Don’ deme­sinde görülebilir. Bu durumu belki de Hollywood’un her yere ulaşa-bilmesiyle basitçe açıklamak mümkündür; ama daha da ötesinde, bu et­kinin altında Cosa Nostra’nın temsil ettiği suç kardeşliğinin kendine özgü çekiciliği yatmaktadır. Sayısız suç eylemine ve yol açtığı muazzam acı­lara rağmen, Cosa Nostra onur, saygı ve aile bağlarına değer veren bir suç sisteminin sembolü haline geldi. Cosa Nostra’nın bir tür düzenli ka­nunsuzluk ortaya koyduğu düşünülür: Ünlü Mafya üyesi Bugsy Siegel’ın “Biz sadece birbirimizi Öldürürüz” sözünün simgelediği gibi, maf­yanın bir kurallar kümesine uyan güvenilir suçlulardan oluştuğu zan­nedilir. FBI Başkanı J. Edgar Hoover pek çok Mafya üyesini kusursuz komünizm karşıtları ve Amerikalı vatansever, iyi işadamları gibi görürdü. Bugün bazı Mafya babaları fan klüplerine sahip. Söz konusu kişiler, İtal­yan kökenli Amerikalıların medyada mafyayla özdeşleşmiş gösterilmesini ve utandırılmasını yıllar önce protesto edenler tarafından kahraman ha­line getiriliyorlar. Tüm bunlara rağmen, Cosa Nostra eskiden neyse bu­gün de o: Amerikan Rüyası’nın çekirdeğinde büyüyen bir kanser.

Amerikan Mafyası’nın Kökenleri

Cosa Nostra’nın ABD’de de neden hâkim organize suç örgütü ol­duğuna dair sorulara verilen yanıtlar genelde şu tespitleri içerir: Geniş çaplı İtalyan göçü, İtalya’da organize suçun daha önceden de var olması ve (ABD’de 1920-1933 arasında konulan) içki yasağı. Bütün bu unsur­lar Mafya’nın Amerika’da büyümesi ve basan elde etmesi açısından ha­yati rol oynamış olsa da, Cosa Nostra’nın neden bu ülkede çoktan yer­leşik durumdaki İrlandalı organize çetelerin önüne geçtiğini açıklayamazlar.

Amerikan Mafyası varlığım kısmen öncüllerine borçludur. Ameri­ka’da 19. yüzyıldaki organize suç İrlandalı çetelerin hâkimiyeti altındaydı. Bu çeteler, siyasi nüfuzla iç içe geçmiş yerleşik bir suç ağı oluşturmuş­tu. New York’ta Roach Guards ve Kerryonians gibi sokak çeteleri, İrlandalı göçmenleri İrlandalı karşıtı şiddetten korumak için işe koyulmuştu. An­cak kısa süre içinde fuhuş, şantaj, silahlı soygun ve kentin limanlan üze­rinde kontrol sağlamaya yöneldiler. Demokrat Parti’nin New York’ta­ki örgütlenmesi 19. yüzyılda çetelerle bağlantılar kurdu ve onları, bel­li mahallelerdeki herkesin kendilerinin istediği gibi oy vermesini garanti etmek için kullandı. Bu tezgâh yozlaşmış bir sistemin ortaya çıkması­na yol açtı ve aynı şablon 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında en az iki başka Amerikan kentinde de mevcuttu.

İki milyondan fazla İtalyan göçmeni Napoli, Calabria ve Sicilya’yı 1880-1910 arasında terk ettikten sonra, kendilerini Doğu Avrupa’dan ge­len Yahudi göçmenlerle birlikte toplumsal hiyerarşinin en altlarında bul­dular. Üstelik karşılarında, onları kendi yerleşim bölgelerinde ^sonra­dan New York’un ‘Küçük İtalya’sı olacak bölgelerde- bile rahatsız eden İrlandalı suç çetelerinin eline geçmiş yoz bir siyasi sistem duruyordu. İlk Sicilyalı göçmenlerin yerleştiği New Orleans’ta, Vali Joseph A. Shakespeare Güney İtalyalılar ve Sicilyalılar için açıkça ‘Aramızdaki en ay­lak, tehlikeli ve değersiz insanlar’ diyordu. Vali ayrıca “Hepsini tek tek dünya üzerinden yok etmek gerekse de, bu berbat Dagoların (İtalyan asıllıların) yarattığı rahatsızlığa son verme’ tehdidi savurmuştu. Bu açık­lamalar göz önünde bulundurulduğunda, İtalyan topluluklarının ken­di aralarındaki suçlu unsurların korumasını kabul etmesinde şaşırtıcı bir durum olmasa gerek. Sicilya Mafyası’nın, Calabrialı ‘Ndrangheta’nın ve Napolili Camorra’nın üyeleri kısa süre içinde, kendi ülkelerinden ge­lenleri İrlandalı çetelere, yozlaşmış polise ve bu kişileri korkutmayı veya sömürmeyi isteyen diğerlerine karşı koruma rolüne soyunmuşlardı.

Fakat bu koruma kısa sürede istismara dönüştü. İtalya’da 18. yüz­yıldan beri La Mano Nera (Kara El) diye bilinen bir haraç örgütü bu­lunmaktaydı. Kurbanlara para göndermelerini, yoksa gizli Kara El çe­tesi tarafından öldürülme riskiyle karşı karşıya kalacaklarını belirten mek­tuplar yollanırdı. Bu mektupların altındaki imza her zaman siyah bir avuç içi baskısı olurdu. Amerika’da Kara El çetesi diye bir grup var olmasa da, bu mektupların yol açtığı korku İtalyan göçmenlerden oluşan suç çeteleri için harika bir gerekçeydi. Kara El dolandırıcılığı kısa sürede Ame­rika’da yaygınlaştı. Opera şarkıcısı Enrico Caruso gibi Amerika’daki ünlü İtalyanlar bile risk altındaydı, fakat Caruso kurbanların çoğunun aksi­ne polis koruması talep edebilmişti.

En tanınan Kara El’ci, ‘Kurt Lupo’ diye bilinen Ignazio Saietta’ydı. Saietta, Sicilya’da bir cinayet suçlamasından dolayı 1898’de kaçıp gel­diği Amerika’da kayınbiraderi Nicholas Morello için çalışıyordu. Morello, çetesini zaman içinde İrlandalı ve Yahudi çetelere meydan oku­yabilecek bir New York Mafya ailesine dönüştürmüştü.

Morello’nun gücünün artması Amerikan Mafyası’nın kökenlerini ve neden böylesine başarılı olduğunu harika bir şekilde açıklamaktadır. Ame­rika çapındaki diğer İtalyan çeteleri gibi işe kendi cemaatini korumak­la koyulan bu çete, sonrasında İtalyan göçmenleri sömürmeye başla­yacaktı. Ardından yüzlerce yıllık İtalyan tarihinden süzülmüş olan çete yapısı ve sadakatten de yararlanarak, Kara El vasıtasıyla elde ettiği kârı diğer suç alanlarına yayılmak için kullandı. Bu unsurların bileşimi, Morello’ya ve genel olarak Mafya’ya etnik düşmanları karşısında yapısal üstünlük sağladı ve daha büyük başarılar için mükemmel bir başlan­gıç noktası oluşturdu.

İçki Yasağı ve Çetelerin Büyümesi

Amerikan Mafyasıyla ilgili kitapların çoğu 16 Ocak 1920’den başlar – bu, içki yasağının Amerika’nın kapısına gelip çattığı tarihtir. Amerika’daki bütün organize suç gruplan için ‘Gelmiş geçmiş en güzel gün’ olduğu şüphe götürmeyen bu tarih, Mafya’yı aynı zamanda muhtemel bir yok olmadan da kurtardı.

Dünya Savaşı’nın çıkmasından önce 1914’te, Amerika’daki organi­ze suç çetelerinin geleceği pek sağlam görünmüyordu. Ülkeyi etkisi al­tına alan reform hareketi, siyasi mekanizmalarla sokak çetelerinin ser­serilikleri arasındaki bağlantılara son vermeye başlamışta. Siyasi koru­manın yokluğunda, New York’un Eastman Gang ve Whyos gibi efsanevi çeteleri çöküşe geçti. Kazançlı siyasi ödemelerin yokluğunda, sendika­lar üzerinde kontrol, kumar ve fuhuş gibi diğer suç alanlarındaki rekabet artarken, iç çatışmalar da çetelerin gücüne darbe vuruyordu.

Tabiatları itibarıyla siyasetçilere sembiyotik bir ilişkiyle bağımlı olan geleneksel suç çeteleri, güçlerinin büyük kısmını üye sayılarından alır. Monk Eastman’ın yönettiği Eastman çetesi kalabalık bir kavgaya 1500 kişiyi çağırabilirdi. Fakat bu kadar çok sayıda üyeyi her gün düzenli ola­rak kontrol edebilmek somut bir teşkilat yapılanması gerekiyordu. O dö­nemki çeteler böyle bir yapılanmaya hiçbir şekilde sahip değildi ve bu durum da liderlerinin başına bir şey gelmesi durumunda çeteyi ko­runmasız bırakıyordu.

Tek bir mahallede faaliyet göstermek için coğrafi ve etnik temeller- 1 de kurulmuş olan bu çeteler aynı zamanda birleştirici bir felsefeden de yoksundu. Göçmen gruplarının ekonomik durumları yıllar içinde dü­zeldikçe, yeni nesiller ailelerinin yaşadığı yerlerden dışarı çıkmaya baş­ladı. Bu da genellikle, ’emekli’ olan, hapse atılan veya öldürülen çete üye­lerinin yerini doldurmaya istekli gençler bulunamaması anlamına ge­liyordu. New York’taki The Five Points (Beş Nokta), 1900’lerİn başın­da var olan geleneksel çetelerin en güçlüsüydü. Adını Manhattan’da beş caddenin birleştiği ‘Carfax’tan alan çete, bazı Yahudi üyelere de sahip olmasına rağmen ağırlıklı olarak İtalyan Amerikalılardan oluşuyordu -genç Al Capone ve John Torrio da bu çetenin üyeleriydi. Çete gücünün doruk noktasına, tam 1000 üyesinin George Brinton McCIellan’ın New York valisi seçilmesine yardım ettiği 1904’te ulaşmıştı. Fakat dönemin bütün geleneksel çeteleri gibi onların da gücü siyasi reform karşısında azalmaktaydı.

Ulus çapındaki her İtalyan topluluğunun arasında yaygınlaşmış Kara El’in haraççılarıysa, bu çetenin düşüşünden istifade etmek için hazır bek­liyordu. Sicilya Mafyası, ‘Ndrangheta ile Camorra’dan miras aldığı güç­lü teşkilat yapısı ve üyelerinin birbirlerine sımsıkı kenetlenmiş olması, haracın ötesine geçmeye son derece istekli olan Kara Elciler için büyük avantajdı. Kısa sürede, ülke çapında önceden daha büyük çetelerin kont­rolünde bulunan kumar, fuhuş, sendika ve koruma faaliyetlerini ele ge­çirmeye başladılar. Capone ve Torrio gibi eskiden Kara Elci olmayan İtal­yanlar da, organize suça yönelik yapısal ve geleneksel İtalyan yaklaşı­mının yararlarını teslim etmeye başladı. Epey kısa süre içinde gelişip ser­pildiler, fakat bu yeni İtalyan kökenli Amerikalı suç çeteleri siyasi nü­fuzdan yoksun olmaları nedeniyle korumasızdı. Faaliyetleri fazla uzun zaman geçmeden yetkililerin saldrılarına maruz kaldı -bazı polis güç­leri onlarla uğraşmaları için İtalyan ekipler bile oluşturdu. New Orleans, Chicago ve San Francisco’da fuhuş, New York’ta da sendika çete­ciliğine yönelik büyük baskınlar düzenlenirken, yeni bir gelir kapışma ciddi şekilde ihtiyaç duymaya başladılar.

1920 yılında alkol satışını yasaklayan 18. Anayasa değişikliği ve Völstead Yasası çıktığındaysa, bu yeni gelir kapısını bulmuş oldular. Bir anda, ulus çapında milyon dolarlık devasa bir pazar açılmıştı ve hayatta kal­mış olan çeteler bir gecede türeyen binlerce batakhane içim alkol teda­rik edebilmek için mükemmel bir konumda bulunuyordu.’ Dolayısıy­la, çetelerin büyümesine ve Mafya’nın yükselişine yol açacak olan şey içki yasağıydı.

İçki yasağı bundan daha elverişli bir zamanda ilan edilemezdi. Bir­kaç yıl sonra ilan edilseydi, İtalyan topluluğunun doğal gelişimi ve po­lis baskısı, Mafya’nın Amerikan organize suç sahnesinde bitkin bir güce dönüştürecekti. Fakat, içki yasağı Mafya’nın zafere ve inanılmaz zen­ginliğe doğru bileti oldu.

Capone’un Chicago’su

Al ‘Scarface’ Capone (Yaralı Yüz) ve Chicago kenti arasındaki iliş­ki mükemmel bir evlilikti ve muhtemelen ‘doğru zaman, doğru yer’ iki­lisinin en iyi örneğiydi. Dolayısıyla, Capone’un aslen Chicagolu olma­dığını öğrenmek bazılarını şaşırtır. İtalyan asıllı ailesi, New York’un Brooklyn semtine Capone’un doğumundan beş yıl önce, 1989’da yerleşmişti. Capone, New York’un çetelerle dolup taşan sokaklarından mezun ol­muştu. Hem ‘Lucky’ Luciano’nun da üyesi olduğu James sokak çete­sinin, hem de John ‘Tilki Johnny’ Torrio’nun da katıldığı The Five Po­ints çetesinin üyesiydi. Capone’a 1915’te ilk organize suç görevini ve­ren de Torrio ve o zamanki ortağı Frankie Vale’ydi; söz konusu görevse, bir genelev ve Harvard Inn adlı meyhanede fedailik yapmaktı. O yı­lın içinde Torrio New York’tan Chicago’ya taşındı; bu adımı hem Ca­pone’un hem de Chicago’nun kaderini değiştirecekti.

Torrio kız kardeşinin telefon edip, kocası ‘Pırlanta’ Jim’ Colosimo’nun Kara El’çilerle sorunlarını çözmesine yardım etmesini istemesi üzerine taşınmaya karar vermişti. Pırlanta Jim ve eşi Chicago’da 200’den fazla genelevi yönetiyor ve yılda yaklaşık 600 bir dolar kazanıyorlardı. Ser­veti Jim’i Kara El için doğal bir hedef haline getirmişti. Dolayısıyla ken­disinden 50 bin dolar talep edildiğinde Torrio yardıma çağırıldı. Torrio, parayı almaya gelen Kara El’cileri öldürmeleri için iki New Yorklu çete üyesi ayarlamıştı. Colosimo bu yardımın üzerine Torrio’yu devasa fu­huş imparatorluğunda bir işle ödüllendirdi, Torrio da bunu kendi im­paratorluğunu kurmak için başlangıç noktası olarak kullandı. Torrio, in­sanlara hiçbir zaman yetmediğini söylediği üç şeyi -kumar, alkol ve seks-tedarik etme ilkesine göre çalışıyordu ve kısa sürede bunların üçünü de aynı çatı altında sunan bir dizi müessesenin sahibi oldu. 1919’da Capone’u Chicago’ya çağırıp bazı işlerini yönetmeye yardım etmesini istedi.

İçki yasağı başlayınca, Torrio yeraltı dünyasının bir patlama yaşa­mak üzere olduğunun ve içki kaçakçılığının da yapılacak en büyük ve en kârlı iş olacağının farkına vardı. Fakat Colosimo Torrio’nun, kentin güneyindeki kötü şöhretli Levee bölgesinde belirmeye başlayan kaçak barlara yasadışı içki satışı işine girmesini yasaklamıştı. Torrio, diğer çe­teler servet yaparken, bu hareketliliğin parçası olmak istiyorsa Colosimo’nun sahne dışı bırakılması gerektiğini fark etti. Capone’un Colosimo’yu öldürmek için New York’tan silah kiralamasının ardından, o ve Torrio, ölü Colosimo’nun fuhuş imparatorluğunu ‘Rüzgârlı Şehir’de-ki en güçlü kaçak içki satıcısı ve organize suç grubuna dönüştürmeye girişti. Torrio ve Capone bir dizi bira fabrikasının kontrolünü ele geçirdi, şehre gelen yasadışı alkolün korunmasını sağladı ve Chicago’nun di­ğer çetelerini de yönetmeye başladı. Capone, kendileriyle işbirliği yapmayı reddedenlerin kanlı bir sonla karşılaşmalarını sağlıyordu. Bu­nun tipik bir Örneği 1924’te yaşandı: Capone, çoğunlukla İrlandalılar­dan oluşan rakip North Side (Kuzey Yakası) çetesinin lideri Dion O’Banion’u öldürmesi için eski patronu Frankie Vale’yi çağırmıştı.

O’Banion’un ölümü North Side üyeleriyle sert bir savaşa yol açtı ve 1925’te Torrio da vuruldu. Hayatta kalmasına rağmen organize suçun içindeki faal rolünü bıraktı ve 30 milyon dolarlık servetinin tadını çı­karmak için Brooklyn’e döndü. Şehri terk ederken Capone’a şöyle de­mişti: “Al, bunların hepsi senin.” Torrio pek tabii ki suç faaliyetlerinden söz ediyordu; Capone da bu faaliyetleri birkaç yıl içinde bütün şehri, si­yasetçileri, yargıçları ve hatta polisi fiilen kontrol edebilecek kadar ge­liştirmeyi başardı.

İyi iş anlaşmalarının, İtalyan-Amerikan suç düzeninin dışındaki çe­telerle ittifakların ve acımasız şiddetin ustaca bileşimi sayesinde, Capone Chicago’nun yeraltı dünyasına hâkim oldu. İçki, fuhuş ve kumar im­paratorluğu bir yılda 105 milyon dolardan daha fazla kazandırıyordu ve hem kanun, hem de kurşunlar için erişilemez bir noktadaydı. 1925-1930 arasında vergi kaçakçılığından hüküm giydiğinde, Chicago ger­çek anlamda Capone’un şehriydi.

Sevgililer Günü Katliamı

Al Capone Chicago’da suçun elebaşı olsa da, yeraltı dünyasındaki konumu rakipsiz değildi. Capone kendisine meydan okuyanlarla iki şekilde ‘ilgilenirdi’: Barışçıl işbirliği veya ölüm.

John Torrio’nun güney Chicago operasyonunu 1925’te devralma­sından beri, Capone kendisine bir zamanlar muhalefet edenlerle mu­hatap olurken yüce gönüllülük ve adalet sergilemişti. Bu durum pek çok eski karşıtının onun ekibine geçmesini sağladı. Bir kavga sırasında bı­çağıyla Capone’a efsanevi lakabı ‘Scarface’i (Yaralı Yüz) kazandıran Frank Gallucio’yu bile koruması olarak işe aldı. Capone’nin istediğini yaptıktan ve onu dolandırmaya kalkışmadıkları sürece, eskiden en amansız düşmanları olan adamlar için bile imparatorluğunda kârlı bir yer vardı. Ra­kip bir gangster olarak Capone’la barış yapmayı reddetmekse, düşmanlarının muhalefetlerine bir kurşun yağmuru altında son vermele­rini garanti altına almasıyla meşhur bir adamla savaşa girmeyi seçmek demekti. Yani, suç örgütü 1000’den fazla çalışan barındıran, Chicago’daki bütün kilit siyasetçileri, polisi ve yargıçları da eline geçirmiş bir adam­la mücadele… Bu, çok az kişinin kazanmayı umabileceği bir savaştı.

Capone’un rakiplerine karşı adil ve cömert yaklaşımı, Chicago’nun batısındaki Saltis-McErlane ve Valley çeteleri gibi rakiplerin onun eki­bine geçmesini sağladı. Aynı şeyi yapmayı reddeden gruplardan biriyse North Side çetesiydi. Capone, North Side’m patronu Dion o’Banion’rı Kasım 1924’teki ölümünden ve bunun sonucunda tırmanan ve Torrio’yu emekliye ayrılıp kentin güneyini kendisine bırakmaya ikna eden düş­manlıktan sorumluydu. O’Banion’un ölümünden sonra North Side’ın başına Earl Weiss geçti ve Capone’la skoru eşitlemeye girişti. 1925’te, Weiss ve yardımcısı George Moran Capone’un arabasına Thompson ma­kineli tüfeklerle ateş etti. Bu, Capone’u öldürmeye yönelik bir dizi başarısız girişimin ilkiydi. Eylül 1926’daysa, Capone’un öğle yemeği ye­diği Hawthorne Inn’e 1000’den fazla kurşun sıktılar. Weiss Capone’un sonuncu barış önerisini de reddedince, Capone onu şehir dışından ge­tirdiği bir kiralık katile öldürttü.

Sonrasında Capone Moran’a af ve Chicago’nun kuzeyindeki kont­rolünü sürdürebilmesini içeren bir anlaşma önerdi; Moran da bunu ka­bul etti. 1928’de Capone Florida’da devasa büyüklükte bir malikâne satın alıp kansı ve çocuğuyla buraya yerleşti. Moran da bu durumu Ca­pone’nin bölgesine zorla girmeye çalışmak için fırsat saydı, fakat vahim bir hataya düşmüştü. Moran’ın ihaneti karşısında Öfkeden köpüren Ca­pone, sağ kolu Jack ‘Makinalı Tüfek’ McGurn’u Moran’m icabına bak­ması İçin ayarladı.

Moran’ın 14 Şubat 1929’da, çetesinin 2122 North Chalk Soka­ğı’ndaki bir garajda bulunan merkezine gitmesi gerekiyordu; Detroit-İİ bir gangsterden çalınmış bir kamyon dolusu yasadışı içkiyi teslim ala­cakta. Ama bu bir tuzaktı. Kararlaştırılan saatte McGurn’un birkaç ada­mı (ikisi polis üniforması giymişti) bir polis arabasıyla garaja başlan dü­zenledi ve alta North Side çetesi üyesiyle yanlarındaki bir sivile yüzle­rini duvara dönmelerini emretti. Bunun bir polis baskım olduğunu dü­şünen adamlar emre uydu. McGurn’un adamları onlara makineli tüfekle ateş etti ve ölü bedenleri teker teker yere yığılırken kan havuzları oluş­tu. Toplantıya geç kalıp tam polis arabası garajı terk ederken gelen Mo­ran, garaja girmeyip kurşun yağmuru başladığında kaçarak kurtuldu. Fakat çetesinin gücü kırılmıştı. Sonrasında polis tarafından yakalanıp kendisine sorguda bu olayın sorumlusu sorulduğunda, Moran “Sade­ce Capone’un adamları böyle öldürür” yanıtını vermişti.

Bu olayın Chicago’nun yeraltı dünyasındaki gücünü sağlamlaştır­mış olmasına ve kimsenin Sevgililer Günü katliamından dolayı ceza al­mamasına rağmen, böylesine büyük ve vahşi bir katliamın Capone’a za­rar verdi. Halkı öfkelendirdi; federal yetkilileri ve Chicago’nun dışın­daki çete liderlerini karşısına almasına yol açtı. Pek kişi bu olayı Capo­ne’un en büyük hatası ve imparatorluğunun çöküşünde düşen ilk do­mino taşı olarak görür.


ORGANİZE SUÇ TARİHİ

This entry was posted in SUÇ DOSYALARI, VANDALLIK, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *