QUASİMODO ÖLDÜ

QUASİMODO ÖLDÜ

Naci Kaptan / 16.Nisan 2019


BÖLÜM I

Notre Dame’ın Kamburu kitabının hikayesi 1482’li yıllarda Paris şehrinde geçer. Çan sesleri ile güne başlayan halk önemli bir gün olmadığı halde çanların neden çaldığını merak eder.O gün için herhangi bir kutlama veya bir idam günü olmadığını düşünen halk şaşkınlık içinde güne başlar.

Öykümüze devam edelim ;

Sene 1480
Yer Paris

Yağmurlu , karanlık bir gece idi . Dar ve karanlık sokakta gölgelere karışmış zayıf bir kadın , güğsüne bastırdığı bohçayla ses çıkartmadan ve endişeyle çevresine bakınıyor ve yağmurdan korunmak için saçak altlarına yakın yürüyordu . Ara sokaktan katedralin olduğu büyük meydana çıktı ve köşenin karanlığında durarak çevresine baktı . Meydandan geçen yaşlı bir adam ve bir karı kocanın yan sokağa girerek gözden kaybolmalarını bekledi. Ayak sesleri karanlığın içine karışarak kayboldu . Kadın bohçayı göğsüne daha sıkıca bastırarak katedralin orta avlusuna süzüldü . Karanlıkta kalan yüksekçe bir mermerin üzerine göğsündeki bohçayı yavaşça bıraktı . Bohçanın içinden hırıltılı bir bebek nefesi geliyordu . Gözlerinden süzülen yaş yağmur damlalarına karıştı . Dua etti , koşar adımlarla yine geldiği gibi karanlıklara karışıp kayboldu.

Kadının adı Gudule idi , hemşirelik yapıyordu . Çok yoksuldular . Dört sene önce doğum yapmış ve bir kız çocuğu dünyaya getirmişti . Hasta ve ateşle yatarken çingeneler kız çocuğunu çalarak yerine sürekli ağlayan , çirkin bir erkek çocuğu bırakmışlardı

Fransa’da yaşamın çok zor olduğu halkın ağır vergiler altında inlediği zamanlardı . Halk arasında Vergi memurları için şöyle deniyordu: “Köylü şeytanı resmetse onu vergi tahsildarı kılığında resmeder” köylü mızraklarının hedefinde vergi tahsildarları vardı .

Otlaklarından bataklık bölgelerine kadar Fransa, köylülerden tüccarlara farklı toplumsal sınıfların kan kıyamet vergi isyanlarına tanık olduğu zamanlardı .. Vergilere isyan eden tüccarlar, ittifaka girdikleri köylülere ihanet edip,köylülerin taleplerini yok saydığı , soyluların krala karşı birlikte çıktıkları yolda taraf değiştirip köylüleri katlettiği insanların güce tapındığı yoksullara yaşam hakkı tanınmadığı zamanlardı .

Yokluk yoksulluk adaletsizlik hüküm sürüyordu .Köylülerin toprakları Senyörlere , düklere ,Lordlara ait idi . Topraksız köylüler büyük kentlere göç ediyordu . İşte bu şartlar altında yoksul hemşire Gudule ,çalınmış kızına karşılık kendisine terk edilen erkek çocuğuna bakamamış ve katedralin avlusuna bırakmıştı . Hemşire Gudule’nin daha sonraları delirdiği anlatılır.


BÖLÜM II

Katedralin adı Nötre Dame idi.
Quasimodo’nun trajik öyküsü işte böyle başladı .

Katedralin avlusuna bırakılmış olan bebeği baş rahip Claude Frollo bulur ve sahiplenir.Bebek anlatılamayacak derecede çirkindir ve de kamburdur . Rahip Frollo özveriyle bu çirkin bebeği sahiplenip evlat edinerek büyütür. Paskalya sonrası ilk pazar günüyle ilgili olarak adını Quasimodo koyar.

Quasimodo, büyüdükçe rahip Claude Frollo’ya bir köpeğin sahibine bağlı sadakatla büyür.Büyüdükçe çirkinliğinin farkına vararak insanlarda kaçar ve katedralde kulesinin içinde yaşar . insandan çok bir maymunu andıran uzun kolları; eğri, girintili çıkıntılı burnu, sırtında büyük bir kambur vardır.Sağ gözünde altında , gözünü kapatan büyük bir yumru vardır .

Quasimodo katedralin bir parçası olmuştur. Görüntüsü nedeniyle insanlardan kaçmaktadır . Büyüdüğü zaman rahip Claude Frollo tarafından katedralin zangoçluğunu yapmakla görevlendirilir. Görevi kilise çanlarını çalmak olan Kuasimodo’ nun kulakları çanların gürültüsünden sağır olmuştur

Sürekli çirkinliğiyle alay eden halkın içine karışmaktan hiç hoşlanmaz. Zamanla insanların her söylediğini bir alay veya lanet saymaya başlamış, insanlara duyduğu kin her gün büyümüştür. Sağırlığı sebebiyle sadece yalnız kaldığında bozduğu bir suskunluğa gömülmüştür. Notre Dame Katedrali’nin çan kulesi en sevdiği yerdir. Marie adını verdiği büyük çan en büyük neşe kaynağı ve sevgilisidir.


BÖLÜM III

1482 yılındaki “Aptallar Festivali” Fransa kralı II. Louis’in oğlunun düğün hazırlıklarıyla aynı zamana rastlar. Bu festivalde yılın en çirkin adamı seçilecektir. Quasimodo en çirkin adam seçilir. . Halk yılın çirkin adamını omuzlarında taşımaya başlar. Paris sokaklarında dolaşırlarken geçimini dans ederek, eğittiği keçisiyle oyunlar yaparak sağlayan Esmeralda ile karşılaşırlar. Herkes Esmeralda’nın ince, kıvrak vücuduna, güzel dansına hayran olur. Herkes büyülenmiş gibidir.

Çirkin olduğu kadar ince hassas, duygusal bir insan olan Quasimodo , Esmeralda’yı görünce ona aşık olur. Çirkin adam Quasimodo, aşık olduğu güzel Esmeralda’yı kaçırmayı planlar. kader ağlarını örmektedir. O güne kadar dünya arzularından uzak, tam bir dini hayat yaşamış olan rahip Frollo, genç ve güzel bir bakire olan Esmeralda’ya göz koymuştur . Rahip Frollo Quasimodo yardım edeceğini söyler.

Plan yaparlar , Paris’in karanlık sokaklarından birinde Quasimoda ve rahip Frollo Esmeralda’yı kaçırmaya çalışır. O sırada muhafız bölüğü komutanı Yüzbaşı Phoebus gelir ve Esmeralda’yı kurtarır. Quasimodo ve Frollo kaçar. Frollo’yu tanıyamazlar ama Quasimodo’yu tanırlar. Quasimodo ceza olarak çarmıha gerilir, kırbaçlanır. Sırtı kan içindedir. Susuz kalır. Kendisini seyredenlerden yalvarırcasına su ister. Herkes güler ve onunla alay eder. Qasimodo’ya suyu güzel Esmeralda verir. Quasimodo göz yaşlarını tutamaz.

Quasimodo is flogged in an engraving for “Notre-Dame de Paris” by Victor Hugo. Apic / Getty Images

BÖLÜM IV.

Esmeralda vaktiyle hemşire Gudule’den çalınan kızdır. Esmeralda geçmişi hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildir. Geçmişiyle olan tek bağı, boynuna astığı bir bebek patiğidir. Onun yardımıyla annesini bir gün bulabileceğini umut etmektedir.

Rahip Frollo hala Esmeralda’yı arzulamaktadır, Esmeralda ise kendisini kurtaran yüzbaşıya aşıktır. Rahip Frollo yüzbaşıya sezdirmeden onu kullanır. Yüzbaşıyla Esmeralda’nın buluşmalarını sağlar. Bu sırada yüzbaşıya saldırır, onu bıçaklar. Rakibini öldürdüğünü sanan rahip oradan kaçar. Suç Esmeralda’ya kalır. Yüzbaşıyı öldürmeye kalkışmaktan idama mahkum edilir.

İdam edilmek üzere kilise önüne getirilen Esmeralda’yı Quasimodo, balkondan sarkıttığı bir iple kaçırır ve kilisedeki bir odaya saklar. O yıllarda inanışa göre kiliseye saklanmış olan bir kişiye azılı katil de olsa dokunulamaz. Esmeralda kilisede kaldığı dönemlerde Quasimodo onu daha çok sever ama asla onu incitecek bir davranışta bulunmaz.

Rahip Frollo çingeneleri Esmeralda’yı kaçırmaları için kışkırtır. Çingenelerin Esmeralda’yı kurtarmak için geldiğini bilmeyen Quasimodo tek başına onlarla çatışmaya girer. Bu kargaşayı fırsat bilen rahip Frollo arkadan dolaşıp Esmeralda’yı kaçırır. Onu idam edileceği Greve Meydanı’na götürür. Kıza, kendisini severse onu ölümden kurtaracağını söyler ama kız kabul etmez. Rahip kızı cezalandırmak için yıllar önce çingeneler tarafından kızı kaçırılan hemşire Gudule’nin yaşadığı fare deliği dedikleri yere atar. Çingenelere kini olan Gudule’ye onu bırakmamasını, onu idam edilirken göreceğini ve böylece çingenelerden intikamını alacağını söyler.

Esmeralda’yı Gudule’nin eline bırakan Frollo, kızın yerini haber vermek üzere çavuşların yanına gider. Hemşire’yle Esmeralda boğuşurken hemşire kızın boynunda asılı patiği görür. Onun kendi kızı olduğunu anlar. Sonra onu kurtarmaya çalışır. Ne var ki çok geç kalır. Askerler, Esmeralda’yı idam etmek üzere Gudule’nin elinden alır. Gudule, Esmeralda’yı kurtarmak için bütün gücüyle uğraşırken düşüp başını kaldırıma çarpar ve ölür.

Rahip Frollo, Esmeralda’nın idam edilme sahnesini yüzünde haff bir tebessümle Notre Dame Kilisesi’nden izleyince Quasimodo öfkelenir ve Rahip Frollo’yu tuttuğu gibi kilisenin balkonundan aşağı atar. Oluklara tutunmaya çalışan rahip dayanamaz ve düşer. Quasimodo onun düşüşünü izler. Rahip ölür. O günden sonra Quasimodo’yu gören olmaz.

Sonraki kral VIII. Charles Dönemi’nde, suçluların cesetlerinin atıldığı mahzen açılır. Mahzende bir kadına sarılmış hâlde kambur bir erkek cesedi vardır. Belli ki Quasimodo burada Esmeralda’nın ölü bedenine sarılmış ve ölümü beklemiştir. Onu sarıldığı iskeletten ayırmaya çalıştıklarındaysa Quasimodo toza dönüşür.

Notre Dam Katedralinin yanması ve çan kulesini çökmesiyle Quasidomo’nun sevgilisi olan katedralin  büyük çanı “Marie” de yandı . Öykünün kahramanı Quasidomo da, insanlardan kaçarak saklandığı, yanarak yıkılan kuleyle birlikte  tekrar öldü .


NOTRE DAME KATEDRALİ KISA TARİHÇESİ

Notre Dame Katedrali tarihi aslında yapımından da önce başlıyor diyebilirim. Bugün dev kilisenin bulunduğu yerde önceleri (M.S. 4. YY’da yapıldığı düşünülen) küçük bir Roma şapeli varmış. 1163 yılında şehrin piskoposu Sully’nin hayali olan ve Papa 3. Alexander tarafından da desteklenen kilisenin yapımı başlamış ve bu inşaat yaklaşık 170 yıl sürmüş.

1334 yılında yapımı tamamlanan ve Gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri olan kilise takip eden yıllarda Jeanne D’arc’ın yargılanması, Napolyon’ın taç giyme töreni, De Gaulle’ün cenaze merasimi gibi önemli toplumsal olaylara da ev sahipliği yapmış.

Aslında Notre Dame Katedrali Fransız Devrimi sonrasında göz ardı edilmiş, oldukça da tahrip olmuş. Ancak Victor Hugo’nun burayı ülkenin ruhani merkezi olarak görmesi ve bu doğrultuda eski ihtişamını kazandırmaya çalışması sanırım kilisenin başına gelen en iyi şeylerden biri.

Ünlü yazarın Notre Dame de Paris Katedrali’ni merkeze alarak yazdığı ünlü romanının 1831yılında yayımlanmasından sonra tekrar dikkatleri üzerine çeken yapı 1864 yılında 23 yıl sürecek bir restorasyon sürecine girmiş ve o günden beri de tüm görkemiyle ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyordu.

Yeri gelmişken, katedralin ilk yapımındaki mimarının kim olduğu bilinmiyor ancak 1800’lü yıllardaki restorasyon çalışmalarının başında Eugene Emmanuel Viollet le-Duc yer almış.


15.04.2019 Notre Dame Katedrali Yangını

Dünya kültür mirasları arasındaki en önemli eserlerden Notre Dame Katedrali 15.04.2019 tarihinde alevler arasında kaldı. Yangının sebebinin ise katedralde yürütülen restorasyon çalışmaları olduğu söyleniyor. Yangın 13 saat sonra söndürüldü. Katedralin önemli bir kısmı ve kule külahlarından biri çökmüş durumda.

Notre Dame Katedrali hem tarihi hem mimari hem de sanatsal öneminden dolayı sadece Fransa’ya mal edilen bir hazine değil, tüm dünyaya ait bir kültür mirası idi. Bugün bu eşsiz sanat eserinin gözlerimizin önünde alevlere yenik düşmesini izlemek modern çağın en acı trajedilerinden.

Victor Hugo, Seine nehrinden biraz yukarıda Panthéon’da yatıyor. 19’uncu yüzyılda “Notre Dame’ın Kamburu” kitabını yazarak insan eliyle yıkılmaktan kurtardığı Notre Dame Katedrali dün yandı. İsyanları, iç savaşları ve iki cihan harbini ayakta atlatmış katedral renovasyon çalışmaları sırasında (muhtemelen) insan ihmaline ya da kazasına kurban gitti.

Nehrin iki kolu arasındaki adada (Cité) yanarken insanların ciğerlerini de yaktı, Hugo’nun kahramanları Quasimodo ve Esmeralda’yı da.

Yanan sadece Katolik dünyasının karakteristik bir kilisesi değildi; Avrupa kültürünün taşıyıcı kolonlarından biri olmuş, yılda milyonlarca insanın anılarında kendine yer açmış, Gotik mimarisi, gül pencereleri, heykelleri, eşsiz tabloları ve dini eserleriyle bir sanat ve tarih abidesiydi. Haliyle yangın herkesten bir parça kopardı.

Polis itfaiyenin müdahalesini zorlaşmaması için katedrale çıkan bütün yolları kapatmıştı. Sokak başlarına yığılıp alevleri izleyen insanlar şok içinde ‘Ave Maria’yı (Selam Meryem) söylüyordu. Ağıt yakarcasına selam verdikleri, katedral inşa edilirken Notre Dame (Bizim Hanımımız) ismiyle ithaf edilen Meryem Ana’ydı. Sadece Parisliler değil turistler de bu mateme eşlik ediyordu. Dumanlar ve alevler içindeki Notre Dame’ı uğurluyor gibiydiler.

Katedralin sözcüsü Andre Finot’nun “Her şey yanıyor, 19. yüzyıldan, 13. yüzyıldan kalan her yer yanıyor, hiçbir şey kalmayacak” sözleri alevler kadar yakıcıydı. Paris İtfaiyesi’nin “Yangını söndürüp söndüremeyeceğimizden emin değiliz” açıklaması da öyle. Seine’in kıyısında diz çöküp dua eden insanlar trajik görüntüler oluşturdu.


1831’de yazılan Notre Dame’ın Kamburu (Fransızca: Notre Dame de Paris, İngilizce: The Hunchback of Notre Dame)

Victor Hugo (1802-1885): Fransız edebiyatının en ünlü yazarlarından biri olan sanatçı, edebi ününü şiirleri ve oyunları ile kazandı. Romantik akımın en tanınmış adları arasında yer aldı. Toplumsal sorunlar ve politikayla yakından ilgilendi, 1848 ayaklanmalarının ardından Kurucu Meclis’e katıldı, daha sonra milletvekilliği yaptı, l’Evénement adlı bir gazete çıkardı. 1852’de Louis Bonaparte’ın imparatorluğunu ilan ettiği hükümet darbesine karşı çıktığı için sürgün edildi. Cezası 1859’da sona erdi, fakat imparatorluk yıkılana kadar gönüllü olarak sürgünde kaldı, 1870’de Fransa’ya döndü. 1871’de Paris Komünü’nü desteklemese de komüncüleri savundu. 1831 yılında yayımlanan romanı Notre Dame’ın Kamburu klasik edebiyatın şaheserleri arasında yer alır.

Quasimodo, Victor Hugo tarafından romanında Çingene Esmeralda’ya aşık olan çirkin, kambur, aksak ve sağır zangoç. Romandaki Quasimodo, vahşi ve asil ruhluluğun trajik bir örneğidir.

Naci Kaptan / 16 Nisan 2019

Not ; Notre Dam Katedralini gezerek gördüklerini aktaran sayın Ceyhun Balcı’nın sayfasını ziyaret ederek daha çok bilgi sahibi olabilirsiniz.

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2019/04/16/bir-zamanlar-notre-dame-katedrali/
This entry was posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, GEÇMİŞİN İÇİNDEN. Bookmark the permalink.

3 Responses to QUASİMODO ÖLDÜ

  1. Nacikaptan says:

    Notre Dame kilisesi hakkinda kisa ve güzel izahat verdiniz. Tesekkür ederim. 1960 ta Paris’e gittigimde görmüstüm, Eiffel kilesini gördügüm gibi.

    Notre Dame’in Kamburu diye 1939 da ilk cevrilen renksiz filmi görmüstüm. Quasimodo rolünde, zamanin kuvvetli karakter artistlerinden, Charles Laughton, Maureen O’Hara ile oynadi. Cok güzel filmdi. Bir kac defa seyrettigimide hatirlarim. 1956 da Anthony Quinn ve Gina Lolobrigida ile cevrilen filmi galiba gördüm, fakat ilki, renksiz olmasina ragmen, daha güzeldi bence.

    Wittness for the Prosecution (1957) filmi ise Charles Laughton’un iki güzel filmleri arasinda yer alir.

    TV haberlerinden isittigime göre Macron reconstruction’u icin 5 sene sürecegini söylemis, ama o en asagi 10 sene sürer. Belkide daha fazla. Burada da 2-3 asirlik bir Zunfthaus yanmisti, o bile 5 seneden fazla sürdü, yeniden hayata gecirilmesi icin.

    Kimseden «Fetöcüler yakti» diye laf cikmadi.

    Güzel günler Naci bey.

    Azmi Güran

  2. Nacikaptan says:

    NOTRE DAME: EGEMENLİK SİMGESİ
    Süleyman Çelik (scelik44@gmail.com)

    Ortaçağ Avrupa’sında egemenlik Kilise’nindi.

    Kilise şeriat yasalarını düzenleyerek Yasama erkini ve Engizisyon mahkemeleri aracılığı ile de Yargı erkini kullanıyordu.

    Yürütme erkini ise “takdis” ederek tahtlarına oturttuğu ve gerek gördüğünde “aforoz” ederek tahtlarından indirdiği imparatorlar, krallar ya da derebeyleri aracılığı ile yürütüyordu.

    Egemenliğini göstermek için kentlerde görkemli anıtsal katedraller yaptırıyordu; tıpkı firavunların yaptırdıkları piramitler ile diğer anıtsal yapılar ve dev heykeller gibi…

    Notre Dame, Avrupa’nın hemen her büyük kentinde bulunan bu katedrallerin en görkemlilerinden biri idi…Firavunlarınki gibi Kilise’nin egemenliği de sömürüye dayanıyordu…

    Kilise, yürütme erkini paylaştığı soylularla sömürüde de ortaklık yapıyor ve sahip olduğu büyük topraklarda köylüleri köle olarak çalıştırıyordu…Cennet vaadiyle sömürdükleri halk açlıktan ölürken, papazlar aşırı et yemekten damla (gut) hastalığına yakalanıyorlardı…

    Film bir aşk masalı havasında olsa da Victor Hugo, Sefiller de olduğu gibi, Notre Dame’ın Kamburu’nda da sömürü ve sefaleti anlatır…

    Aydınlanma Devrimi ile Kilise egemenliğini kaybedince sömürü ve görkemli katedraller yaptırma devri sona erdi…
    Günümüzde ortaçağı yaşayan İslam dünyasının muktedirleri de egemenliklerini gösterişli saraylar ve büyük camiler yaptırarak göstermek istiyorlar…

  3. Nacikaptan says:

    T.C. BURHAN SAVAŞ

    Değerli Çelik Hocam ;
    .
    Ortaçağ’da Kilise’nin gücünün belirleyici ‘’finans kaynağı’’ çalıştırdığı Değirmenler ve onların gelirleriydi.Kilise toprağı köylüye bırakmıştı ama onun ürünü buğdayı işleme yani değirmen kurma ve işletmeyi Kilise Egemenlik alanında tutmuştu.Yani , köylü üretecek Kilise Değirmeni’ne getirecek , ürünün önemli miktarını Değirmen’de Kiliseye bırakacaktı.
    .
    Hiç akla gelmez,Değirmen aslında bir Fabrikadır.Bu fabrika içinde bir makina ustalığı , tamiri , tasarımı , innovasyonu ( geliştirme) sınıfı doğmasına yol açtı. Bu sınıf bugünün otomobil , asansor , ziraat makinaları , hatta uzay sanayiidir.Asansör yukarı –aşağı çark-dişli tanzimi otolardaki iler-geri vites kutusundan başka bişey değil şanzıman sisteminin.
    .
    Dolayısıyla Kilise Rant Düzeni bugünün Sanayi Çağı’nın atasıdır.
    .
    İslâmiyet’in yerinde sayması Kilise’den finans kaynağı dersini almamasıdır.
    İslâm Diyanet’i gelir olarak himmet ve beleşçiliği seçmiştir.Tüm ama tüm daha sonra katoliklikten doğan mezhepler Kilise Gelir kaynağı olarak birebir Katolik Kilise geleneğini sürdürdürmüş yani karun gibi zenginliği devam ettirmişler Anglikan’ı öyle , Protestan’ı öyle , Ortodoks’u öyle.

    Hepsinini Banka , menkul , Gayimenkul Şiketleri , Dünya’nın sayılı ve trilyon dolarlık portföylerini oluşturuyor. Bu portföyler tüm merkez bankalarının korkulu rüyası.Bu Devlet Merkez Bankaları bu kilise kaynaklı fonlara esir gibi bişey.Tabii usta işi bir denge gözetiliyor..Ayrıca Kilise bilimin de merkezidir.Sayısız buluşçu rahib var Bilim DÜNYASI’NA ÇAĞ ATLATMIŞ.
    .
    Rönesans ,bizde, sanki Aydınlanma içinde ‘’bir kısım’’ hatta çok önemli büyüklükte bir kısım Kilise etkisi yokmuş gibi anlatılıyor. İslâmiyet’te Diyanet Üretim’e , özellikle sanayiye evrilen üretime hiç bulaşmamış.
    .
    Son 17 yıllık Siyasi İslâmcılar’ın rezil olmaları da ‘’ eğitimlerine üretim olayı olmayışı.Yoksa kimlik , kişilik , şahsiyet olarak içlerinde sayısız ‘’düzgün’’ karakter de var.
    .
    YANİ ;
    Dünya’nın neresinde hangi dini yapısında olursa olsun beyin ve beden tembelliği yaratan üretmeden ömür ( bi de şaşaalısından ! ) sürdürülmeye çalışıldığında olay rezil olmaya gidiyor.otomatik biçimde.
    .
    T.C. Burhan

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *