Gazi Mustafa Kemal Paşa,  ATATÜRK bir bilge’dir, Nietzsche’nin deyişiyle bir “Üstinsan”’dır.

Güney Kore’de televizyon haberlerini okuyan spiker, Atatürk’ün ölüm seneyi devriyesinde ATATÜRK’e saygısı nedeniyle haberi ayakta okuyor.

Türk’lerin ve Türkiye’nin var olmalarını borçlu olduğu, Muzaffer Komutan MAREŞAL MUSTAFA KEMAL… BİLGE, DERİN ÖNGÜRÜLÜ, DEVRİMCİ, DEVLET ADAMI ATATÜRK‘ün ölümünün 84. yılı. Tarihin Türk Milletine armağan etmiş olduğu YÜCE ATATÜRK’ü sevgi, saygı ve şükranla anarım.
Naci Kaptan

Gazi Mustafa Kemal Paşa,  ATATÜRK bir bilge’dir,
Nietzsche’nin deyişiyle bir “Üstinsan”’dır.
Bir ABD’li için George Washington’un çok fazla önemi olmayabilir,
muhtemelen de çoğu ABD vatandaşı tanımıyordur onu.
Bir Alman için Otto Van Bismark’ın ne kadar değeri vardır dersiniz?
Bir Rus için ise, Lenin’in değeri tartışılabilir.
Bir İngiliz’in nezdinde Kraliçe I. Elizabeth çok önemli değildir.
Bir Çinli için Mao tartışabilir.
Bir İspanyol için Franco’nun önemi yaptığı baskılardır.
Bir İtalyan için Mussolini’nin sadece bir faşisttir.
Ama bir Türk için Atatürk’ün çok büyük değeri vardır. Çünkü, Türk’ler Atatürk olmasa idi ne olurdu bunu çok iyi bilir. Atatürk olmasa idi her yerde Türk bayrağı yerine İngiliz, Fransız ve İtalyan bayrakları asılı olacaktı mesela…
Türk’ler Orta Anadolu’ya kıstırılmış olacaklar ve de yaşadıkları bölgeden başka kentlere ancak pasaportla gideceklerdi.
Ayasofya ve belki de Sultanahmet camii ve de diğerleri işgal güçleri tarafından kiliseye çevrilecek, Atatürk’e düşmanlık yapan tutucu yobazlar ezan sesi yerine kilise çanlarını duyacaklardı.
Prof. Dr. Carthy, “Eğer Atatürk olmasaydı bir Türk devleti hiçbir zaman olmazdı. Makedonya ve Bulgaristan’daki Türklere bakın, aynı kader Anadolu’daki Türklerin de başına gelirdi…”
Gazi Mustafa Kemal Paşa, yüce Atatürk, Türklere sadece bir vatan ve özgürlük armağan etmemiş, Türk kavminin tarihten silinmesini, asimile edilmesini önlemiştir.

İstanbul Üniversitesi, tarih 10 Kasım 1938, saat 09.05


10 Kasım 1938’de,  sabah vakti yürekleri burkan Türkiye’nin her tarafını yasa boğan haber, O kara haber İstanbul Üniversitesinde de yaşamı durduruyor. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Acı ve keder dört  bir yanı sarmış. Tüm ülke derin bir yas içinde ağlıyor.
İşte O günün sabahı Atatürk sayesinde Alman faşizminden kaçarak Türkiye’ye sığınan hocalardan Profesör Philips Schwartz ders vermek üzere amfiye girer. Sınıfta derin bir sessizlik vardır. Öğrencilerden bir kısmı ağlamaktadır. Schwartz şaşırır ve ne olduğunu sorar.
Bir öğrenci ağlayarak, zayıf bir sesle “Kurtarıcımız, halâskâr, komutanımız, yol göstericimiz, Cumhurbaşkanımızı kaybettik” Schwartz duraksar, kendisinin de Türkiye’de olmasının nedeni olan Atatürk’ün vefatına çok üzülür, ne yapacağını da bilemez.
Üniversite rektörünün Odasına giderek şöyle der;
“Efendim, büyük Atatürk’ün vefatı nedeniyle derse girip girmemekle kararsızım. Ne yapayım?”
Rektör cevap verir:
“ Ülkenizde böyle büyük bir Adam öldüğü zaman ne yapıyorsanız Onu yapın, öyle davranın.”
Alman profesör Kollarını iki yana sarkıtarak başını eğer ve üzgün bir sesle şöyle der;
“Sayın Rektör, günümüze kadar bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki…”

VENİZELOS ATATÜRK’Ü NEDEN NOBEL’E ADAY GÖSTERDİ

1934 yılında Yunanistan’ın lideri Venizelos, Atatürk’ü Nobel ödülüne
Aday göstererek Nobel Ödül Komitesine bir öneri mektubu göndermiştir.
Venizelos, dünya basınını şaşırtan hamlesini ise 1934 yılında yaptı.
“Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal 600 yıllık Osmanlı’nın Kalıntıları arasından Modern bir Cumhuriyet Yaratan büyük liderdir. Kendisine Nobel Ödülü Verilmesini talep ediyorum.”
Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren Venizelos, bir yandan mağlubiyet sancıları çeken, savaşın yaralarını sarmaya çalışan, üst üste yapılan darbelerin bedeline katlanan ülkesi için yeni bir sayfa açmak istiyor; diğer yandan Türk-Yunan barışının kalıcı olması gerektiğine inanıyordu.
Venizelos, samimiyetine güvendiği Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne layık gördüğünü, Nobel Komitesi’ne dönemin resmi dili olan Fransızca yazdığı bir mektupla bildirdi.
Venizelos üç sayfalık mektubun ilk bölümünde Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nda verdiği mücadeleden sonra yeni bir ulus devlet olarak doğan Türkiye’de yaptığı reformları, Yunan halkının Türkiye’deki bu başarıları takdirle karşıladığını sıralıyordu.
Mektubun son bölümünde ise şu satırlara yer verilmişti:
“Küçük Asya Felaketi ertesinde saygın bir ulus devlet olarak yeniden doğan ve anlaşabileceğimize kani olduğumuz Türkiye, uzattığımız dostluk elini büyük bir samimiyetle sıkarak kabul etmiştir.
“Bu yaklaşımımız, halkların düne kadar olan çok ciddi anlaşmazlıklarını gidermelerine örnek olacak. Halklarımız, yalnız olumlu sonuçlar getiren samimi bir barışın nimetlerinden faydalanacak. Yaklaşımımız, gerek ülkelerimizin gerekse de Yakın Doğu’nun (Orta Doğu ima ediliyor) barış düzenine hizmet edecektir.
“Bu barışın sağlanmasında en değerli katkıyı gösteren kişi, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’dan başkası değildir.
“Bu nedenle, 1930’dan bu yana Yunanistan hükümeti başkanı olarak Yakın Doğu’ya yeni bir dönem getiren ve barışı sağlayan Türk-Yunan paktının imzalanmasından sonra, siz Nobel Barış Ödülü saygın üyelerine, Mustafa Kemal Paşa’yı bu kıymetli ödüle layık görmekten şeref duyduğumu belirtir; adaylığını kabul etmenizi arz ederim.
“En derin saygılarımla.”
Yıllarca cephelerde karşı karşıya gelmiş, savaşmış İki ulus, iki lider. Savaşlarda Mustafa Kemal Paşanın mağlup ettiği bir komutan, O büyük komutana düşmanının dahi duyduğu derin saygı, gerçekler ve tarihe yansıyanlar.

BİLGİ NOTU;  Prof. Philip Schwartz kimdir;
Türkiye’de Üniversite Reformu çalışmalarına rastlayan dönemde Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı ıslahat müşaviri olan Albert Malche’nin 1933’teki daveti ile Rudolf Nissen ile bu teklif üzerine çalışmışlar ve neticede kendisi başta olmak üzere 100’ün üzerinde bilim insanı Türkiye’ye gelerek uzun yıllar Türk üniversitelerinde çalışma imkânı bulmuşlardır.
1933 yılında İsviçre’den Türkiye’ye gelerek İstanbul Üniversitesi’nde çalışmaya başlayan profösör Philip Schwartz, Patoloji bölüm başkanlığı görevini de üstlenmiş ve Patolojik Anatomi Enstitüsü’nü kurmuştur. 1948’de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da olmuştur. 1952’de ABD’ye gidene dek bu görevini sürdürmüştür. 1953’te ise Pensilvanya’daki Warren State Hospital’daki araştırma bölümünün başında çalışmaya başlamıştır. 1957’de Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi, profesörlük haklarını iade etmiştir ancak Schwartz’ın talebine rağmen üniversitede tekrar çalışmaya başlamasını yaşını gerekçe göstererek reddetmiştir. 1 Aralık 1977’de ölmüştür ve Zürih’teki Fluntern Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Naci Kaptan – 10 Kasım 2021
This entry was posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER, VİDEOLAR. Bookmark the permalink.

One Response to Gazi Mustafa Kemal Paşa,  ATATÜRK bir bilge’dir, Nietzsche’nin deyişiyle bir “Üstinsan”’dır.

  1. emin says:

    Kurucumuz olan büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk,ü ölüm yıldönümünde minnetle anıyorum,Bu mücadelede silah arkadaşlarını da sevgi ve şükranla yadediyorum.Son günlerde ne yazıkki basında yer almadı…İsveç başbakanının anıt kabir ziyareti önemlidir. .. Son yıllarda ne yazıkki ziyaretleri unutturulan dikkatimi çeken bir konuda devlet başkanlarının anıt kabir ziyaretleri olup ,halktan saklanan hükümet ve basın ihanet içindedir ..(bir kısım hariç) Bu sevgi yıllarca sürecektir.teşekkür ederim.sayğılarla.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *