TAARRUZA GEÇİYORUZ!..

Av. Cemil Can
22.06.2014

TAARRUZA GEÇİYORUZ!..

Başbakan, önce PKK ile görüştüğümüzü söyleyen şerefsizdir demişti. Sonra biz değil, devlet görüşüyor diyerek, güya sözlerini düzeltti!… Şimdi de Irak’ta buna benzer bir durum yaşanmaktadır. Erdoğan, Irak’ı kasıp kavuran, konsolosluk görevlilerimiz ile şoförlerimizi rehin alan terör örgütü IŞİD ile doğrudan görüştüğünü söylemiş: “Başkonsolos ile konuştum, şimdi tereyağından kıl çeker gibi bunu başarmanın gayreti içindeyiz” demiştir…(1) Terör örgütünün elinde rehin olan Başkonsolosla, Başbakan, terör örgütünü araya sokmadan konuşabilir mi? Anlaşılan Erdoğan, Ortadoğu’da devlet liderleri ile görüşemeyince, mecburen terör örgütü liderleri ile konuşuyor… Bu yakın teması nedeniyle, pek yakında Türkiye’yi de terör örgütleri listesine alırlarsa şaşırmamak gerekir!..

IŞİD’in Musul Müftüsü: “Irak Başbakanı Maliki’ye savaş ilan etmeyenlerin karıları ve kızları cihat yapan Irak Şam İslam Devleti’nin mücahitlerine helaldir” fetvasını vermiş!.. “Helal” sözcüğünün hiç bu kadar kötü ve tiksindirici bir şekilde kullanıldığına tanık olmadım. Demek ki, bu zavallılara göre, kadınların ve kızların tutum ve düşünceleri hiç önemli değildir. Müftünün fetvası ile tecavüze uğrama, erkeklerin Maliki’ye karşı tutumuna göre belirlenecektir… Kadına verilen değeri göstermesi bakımından önemlidir. Bu fetva ile aynı zamanda Türk halkının dişinden tırnağından artırarak, devlete verdiği vergilerin, “yardım” adı altında hangi örgütlere gönderildiğini de öğrenmiş bulunmaktayız..

“Analar ağlamasın” edebiyatı ile kamufle edilmeye çalışılan “açılım”, çocuk kaçırma aşamasına gelmiştir. Analar ise, sürekli ağlatılmaktadır… “Çözüm”ün mimarlarından Kılıçdaroğlu, Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği “TİGRİS Diyalogları” toplantısında itiraf etti: Akil İnsanlar heyetini biz önerdik, 10 maddelik Kürt sorununun çözümü yönündeki öneriyi biz sunduk, “çözüme” sonsuz krediyi bir verdik, Dersim arşivlerini açın biz dedik…(2) İyi halt etmişsin!..

***

Hakkını yemeyelim, Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de görevini hakkıyla yapmıştır. Onlarca yıldır aynı evde yaşayıp, aynı görüşleri paylaşan karı kocanın bile, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yataklarını ayırdı… Yarattığı kaos ortamı ve kafa karışıklığı ile Atatürkçü bir adaya gideceği kesin olan iki oyun birinin, karşı tarafa gitmesi için elinden geleni yaptı. Böylece aynı evdeki iki kişiden birinin oyu, diğerininkini nötrleştirmiş olacak. Tıpkı bir yanlışın bir doğruyu götürmesi gibi… Bundan kimin yararlanacağı açıktır!..

Ekmeleddin İhsanoğlu, Büyük Ortadoğu Projesi’ne uygun bir aday, bu bellidir. Yeni CHP’nin çatı adayının kimliği, dini ağırlıklı. İhsanoğlu, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri iken, Mısır’daki “darbeye” darbe demediği için Erdoğan ile arası açılmıştır. Böyle bir neden onu bizim adayımız yapar mı? Ekmeleddin Bey, “Amerikan İslamı”, “Ilımlı İslam” , “Dinler arası diyalog”, “Medeniyetler İttifakı” ve “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi”ne hiçbir zaman karşı gelmemiştir… Daima “İslamcı” kimliği öne çıkartılan İhsanoğlu, gerçekte ABD’nin dayattığı bir adaydır… Müslüman dünyasına dönük söylemi ise, Rabıta ve CIA ile uyumludur…

Babası İhsan İhsanoğlu’nun, Atatürk ve arkadaşları hakkındaki idam fetvasını yazan ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ni kuran son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ile arkadaş olmasına çok da önem vermiyoruz. Aynı şekilde, Şapka Devrimi’ne karşı olduğu için Mısır’a giden Mehmet Akif ile arkadaşlığı üzerinden de İhsanoğlu’nu yargılamayız… “Her koyun kendi bacağından asılır” atasözüne bağlı kalarak, Ekmeleddin Bey’i kendi yaşamından tanımaya çalışıyoruz: ABD’nin “altın zincir” adını verdiği El Kaide’yi destekleyenler listesinde yer alan, Suudi Petrol Bakanı ve eski OPEC Başkanı Ahmet Zeki Yamani’nin olduğunu duymuştuk. El-Kaide’nin ilk finansörlerinden olan Suudi Şeyhi Yamani’nin kurucusu olduğu Al Furqan Vakfın’ın Başkan Yardımcısı ise, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “çatı adayı” olarak gösterdiği ve bizim tanıdıkça çok seveceğimizi söylediği Ekmeleddin İhsanoğlu’dur… Bu gerçeklik karşısında, adayımızın eski görüşlerinde bir değişiklik olup olmadığını bilmek istemek en doğal hakkımızdır!..

Herkes gibi, Ekmeleddin Bey’in de kişiliğini içerisinde yaşadığı ortam belirlemiştir. Bu muhterem, hiçbir zaman, demokratik, laik, Cumhuriyet ilkelerine bağlıyım dememiştir… Bu yöndeki sorulara “kitaplarımı okuyun” yanıtını vermiştir!.. Emperyalizme karşı verdiği savaş sonucu kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak bir adamın, her konudaki düşüncesi doğal olarak merak edilir ve bilinmesi gerekir. Okuma yazma alışkanlığı olmayan Türk toplumuna, doğru yanıtlar vermek yerine, üstelik de piyasada bulunup bulunmadığı bilinmeyen, bazı kitapların okunmasını önermek, kaçamak güreşmektir… En azından; “çatı adayımız” en çok merak edilen şu sorulara cevap vermelidir: Laiklik hakkında ne düşünüyorsunuz? Cumhuriyet ilkelerine bağlı mısınız? Kurtuluş Savaşı önderleri hakkında ne söylersiniz? Kuruluş felsefesine saygılı mısınız? Atatürk Devrimlerine bağlı mısınız? Antiemperyalist misiniz?..

Ekmeleddin Bey, başka bir soru üzerine verdiği yanıtta; Atatürk’ü, Napolyon ve Washington’a benzetmiş: “Fransa için Napolyon, ABD için George Washington neyse Türkiye için de Atatürk odur” demiş…(3) Napolyon, emperyalist bir devletin komutanıdır (4), Atatürk ise emperyalizme karşı, kurtuluş mücadelesi veren bir halkın kahramanı. Aynı şekilde, George Washington, Kızılderilileri av hayvanı gibi gören sömürgecilerin İngiliz asıllı başkomutanıdır, (5) Mustafa Kemal Atatürk ise, ezilen halklara kurtuluş yolunu gösteren, Şeriat devleti yerine Cumhuriyeti kuran, Aydınlanmacı ve devrimci bir Türk lideridir… Dolayısıyla, hiçbir benzerlikleri olamaz… Bu bakımdan, Kemal Kılıçdaroğlu önemsemese de, Türkiye Cumhuriyeti’ne Cumhurbaşkanı olacak bir adamın, yukarıdaki sorulara dürüstçe yanıt verme zorunluluğu vardır!..

Ekmeleddin Bey’in, El-Ezher, Exeter ekolünden (6) geldiği, “Ilımlı İslam” modelini benimsediği sır değildir. Emperyalizmin bu “yeni dini”, Müslüman ülkelerde egemen kılmak için kurduğu aşikar olan İslam Konferansı Örgütü’nün eski Genel Sekreteri geçmişi ile bağlarını acaba kesti mi?.. Bu sorunun da yanıtı bilinmiyor!..

Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin son lideri, cumhurbaşkanı adayını tek başına belirleme cesaretini nereden almıştır? Yerel seçimlerdeki başarısızlığına rağmen, hala Parti Meclisi, Merkez Yürütme Kurulu, Kurultay Delegeleri, İl Başkanları, İlçe Başkanları, Yönetim ve Denetleme Kurulu Üyelerine konu mankeni ve kapıkulu muamelesi yapabiliyor!.. Faşist Hitler ve Mussolini bile, parti teşkilatlarına böylesine “demirbaş eşya” gibi davranmamıştı… Bu kademelerde görev yapanlar, efendilerinin uşağı değilse eğer, mutlaka görevlerinin gereğini yapmalılar ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne lider olacak yeterliliği bulunmayan, “dürüstlük” cilası ile parlatılmış Kemal Kılıçdaroğlu’nu, kapının önüne koymalıdırlar!..

Türkiye’nin kurtuluşuna gidecek olan yolun başlangıç noktası burasıdır!.. Hiç değilse, CHP Kurultay Delegeleri, Balyoz Davası’nın komutanlarının milyonda biri kadar cesur olmalıdır!..

CHP’yi, gerçek sahipleri bu işgalcilerden geri almadıkça, oynanan oyunu bozmak oldukça zordur!..

Kılıçdaroğlu’na göre; Paris’te, Cezayir’de, Mısır’da, Rusya’da ve daha pek çok yerde, çok iyi tanınan Ekmeleddin’i, tanıdıkça biz de sevecekmişiz!.. Demek ki, Ekmeleddin Bey, Türk halkının tanıyıp sevdiği biri değildir… Bunu kendisi de itiraf ediyor. Peki! Neden böyle biri? CHP’nin Alevi kökenli lideri, bu kesimi de aldatmak için, Ekmeleddin’e “Bozkırın tezenesi” demiyor mu? Çıldırmak işten değildir! Ekmeleddin “bozkırın tezenesi”, öyle mi? Yoksa Alevileri, böyle güzel sözlerle aldatılacak kadar saf mı sanıyorsun Kemal Efendi?.. İşte bir de bu nedenle de Ekmeleddin’i iyice tanımak ve tanıtmak zorundayız… (7)

Ekmeleddin Bey, sorulan bir soruya verdiği yanıtta:”Atatürk’ü ne reddedelim, ne kutsayalım” demiş… Haydaaa!.. Bu cümle ile ne ifade etmek istendiği açıklamaya muhtaçtır. “Çatı adayı” nedense, “kutsama” sözcüğünü “reddetme” sözcüğünün karşıtıymış gibi kullanıp, anlamsız bir cümle kurmayı tercih etmiştir… Cevabında sanki bir derinlik varmış gibi kendinden emindir de… Nasılsa biri çıkıp, bu saçma cümleyi düzeltecektir. Düşmanları da dahil olmak üzere, bütün dünyanın önünde saygıyla eğildiği ve yüzyılın lideri olarak kabul ettiği Atatürk’ü, kim reddetmiş de böyle bir cümle kurulmasına ihtiyaç duyulmuştur?.. Bu cümle bile tek başına Ekmeleddin’in, Atatürk’ü itibarsızlaştırma kampanyasında görevli olduğunu göstermektedir… O da tıpkı Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir görevlidir. Bizimki de her bulduğu fırsatı, 1930’lu yıllar üzerinden Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü eleştirmek için kullanmıyor mu?..

***

Kendimizi daha fazla aldatmayalım derim, Kılıçdaroğlu’nun safı bellidir. Biz de safımızı belli edelim. Gerçekte asıl saflığı CHP yönetim kademelerinde görevli olanlar yapmaktadır… Uyanalım ve bu gerçeği görelim, gereğini yapalım artık!.. Sabrede sabrede neredeyse halka ihanet çizgisi üzerine geldik. “Dürüst” hainlerin peşinden gidersek eğer, ülkenin uçuruma yuvarlanmasından biz de sorumlu tutulacağız!..

Bir yalın gerçek; her kritik olayda yeniden karşımıza geliyor. Sanki Yeni CHP’ye, AKP’yi iktidarda tutmak görevi verilmiştir… İşte size son örnek: Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı için öyle bir aday gösterdi ki, Cumhuriyet’ten ve laiklikten yana olanlar, evlerinde bile ikiye bölündüler… Böyle bir gidişle, AKP’den kurtulmamız mümkün olabilir mi?..

Ulusalcılar, ikinci bir aday gösterebilse eğer, durum tam tersine çevrilebilir. İki aday, iki ayrı koldan Anadolu’ya dağılır ve yaşadığımız gerçekleri halka anlatabilirler. Böylece, propaganda faaliyeti de ikiye katlanır. “İkiden fazla aday olursa, birinci turda Tayyip kazanır” fikrinin hiçbir geçerliliği yoktur. Halkı korkutmak için uydurulmuş saçma bir düşüncedir bu… Birden çok aday olunca, ikinci turda en çok oyu alan iki aday yarışacağına göre, bütün muhalefet -zorunlu olarak- aynı adayda birleşecektir. Bu basit taktiği göremeyen ve bu kadarı yetmiyormuş gibi, bir de ikinci aday gösterilmesini yasaklayan bir yönetim, açıktan karşı tarafa çalışıyor!.. Halbuki, bu yöntemle CHP’nin yapması gereken önseçim de, bütün seçmenlere yaptırılmış olacaktır. Bu şekilde belirlenmiş bir adayın, çekim merkezi haline geleceği ise, tartışmasızdır…

Cumhurbaşkanlığı için aklından 3 milyon Ermeniyi öldürdüğümüzü iddia eden Orhan Pamuk’u bile geçiren Kılıçdaroğlu’nun, dayatmasına teslim olacak değiliz. Cumhurbaşkanı adayı gösterdiği kişiye, Atatürk ile ilgili görüşünü sormadığını da itiraf eden Kemal Bey için, Atatürkçülüğün önemli olmadığı bellidir. 3,5 saatlik bir görüşme sonunda bahçıvan bile seçilemez.. Belli ki, ona Ekmeleddin’i ilan etme ve dayatma görevini vermişlerdir!.. Bu dayatmaya teslim olmayacağız!..

DİPNOTLAR:

(1) http://t24.com.tr/haber/basbakan-erdogan-rizede-konusuyor,261113
(2) http://www.aydinlikgazete.com/guendem/43994-1930larin-chpsi-degiliz-anadilde-egitimi-tartisiriz.html
(3) http://sozcu.com.tr/2014/gundem/ekmeleddin-ihsanoglu-ilk-kez-konustu-535331/
(4) http://tr.wikipedia.org/wiki/Napolyon_Bonapart
(5) http://tr.wikipedia.org/wiki/George_Washington
(6) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/aday-yine-exeterden-31132yy.htm
(7) http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/85417/ihsanoglu_Nereden_Geliyor_.html

This entry was posted in DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, Politika ve Gundem. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *