KUTSAL ZEYTİN AĞACINDAN KÜRESEL MADEN TALANINA * Bölüm 9

KUTSAL ZEYTİN AĞACINDAN KÜRESEL MADEN TALANINA –
EMPERYALİZMİN AĞALARI ULUSLARARASI MADEN ŞİRKETLERİ – 9

Araştırma yazısı – Naci Kaptan * 24 mart 2022

Değerli okur,
Bu yazı dizisi  KUTSAL ZEYTİN AĞACINDAN KÜRESEL MADEN TALANINA – EMPERYALİZMİN AĞALARI ULUSLARARASI MADEN ŞİRKETLERİ başlıklı http://nacikaptan.com/?p=1382  8 bölümlük yazı dizisinin devamıdır.
AKP’nin  emperyalist politikalarıyla Ulus varlıklarımız, doğal zenginliklerimiz, doğal yaşam alanlarımız yok ediliyor. Yabancı, talancı şirketlerin çıkarlarının gözetilip, ZEYTİN AĞAÇLARININ ve ZEYTİNLİKLERİN GÖZDEN ÇIKARTILARAK bu alanların maden ocaklarına açılıyor olması Doğanın, çevrenin, doğal yaşamın, yer altı sularının ölüm fermanıdır.
Daha önce yapılmış olan Özelleştirmelerde olduğu gibi dağlarımız, ormanlarımız madencilerin küresel talanına açılmış olup şimdi sıra binlerce sene meyvası zeytinle, zeytin yağı ile Anadolu halkını beslemiş zeytinliklere ve zeytin ağaçlarına gelmiştir.
Bu yazı dizine katkı sunarak zenginleştirecek görüşler/makaleler gelirse uygun olanlar yayına alınacaktır.

ZEYTİN AĞACI MI – MADEN OCAĞI MI ?
Kutsallığın, bolluğun, bereketin, adaletin, sağlığın, barışın, arınmanın ve yeniden doğuşun kısaca insanlık için önemli erdem ve değerlerin sembolü olan zeytin ağacı; semavi dinlerin üç kutsal kitabı olan Kur’an-ı Kerim, İncil ve Tevrat’ta kutsal ağaç olarak nitelendirilir. Kur’an-ı Kerim’de zeytin ağacından, meyvesi zeytinden ve zeytinyağından övgüyle bahseden ve kutsal olduğunu kabul eden ayetler bulunur.
İncil’e göre Hz. İsa’nın göğe yükselişinin gerçekleştiği Zeytin Dağı’ndaki bahçede bulunan zeytin ağaçlarının o zamandan kalma ağaçlar olduğuna ve bugün mevcut olan 8 zeytin ağacının Hz. İsa’nın çarmıha gerilişine tanıklık ettiğine inanılır. Tevrat’ta ise insanlara “hakkaniyet ve doğruluk” anlatılırken zeytin ağacı işaret edilir ve bu kutsal ağacın erdemine dikkat çekilir. Zeytinin kullanım alanının geniş olması nedeniyle peygamberlerden krallara, Yunan tanrılarından firavunlara kadar zeytinle ilgili pek çok hikâye anlatılır.
Hakimler Kitabı’nda de yer alan hikâyeye göre “Bir gün ağaçlar kendilerine bir kral seçmek isterler; zeytin ağacına gidip, ‘Gel kralımız ol’ derler. Zeytin ağacı, ‘İlahları ve insanları onurlandırmak için kullanılan yağımı bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim?’ diye yanıtlar.
Zeytin Efsaneleri tarihi insanlık tarihi kadar eski olan zeytin hakkında birçok efsane bulunmaktadır. Bir efsaneye göre Hz Âdem 930 yaşındayken öleceğini hissettiğinde oğlu Şit’i Cennete göndererek Tanrı’dan kendisini ve tüm insanlığı bağışlamasını dilemesi ister. Şit cennete geldiğinde cennet bekçisi ona üç tohum verir. Bu tohumları babası öldükten sonra babasının ağzına koymasını ve ağzından çıkarmadan gömmesini söyler. Hz Adem ölünce Şit cennet bekçisinin dediklerini yapar. Üç tohumu babasının ağzına koyarak Tabor Dağına babasını gömer… Bir süre sonra mezardan günümüzde Akdeniz’in simgesi olan üç ağaç yeşerir. Zeytin, Sedir ve Selvi ağaçları. Akdeniz ikliminin simgesi bu üç ağaçtan ilk yeşeren zeytin ağacıdır.
Türkiye, zeytin üretiminde en yüksek payı olan ilk beş ülkeden biri. Dünyadaki zeytinlik alanların %8.3’ü Türkiye’de. Türkiye’nin zeytinlikleri 3573 sayılı zeytin yasasıyla korunuyor. Fakat Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelik değişikliğiyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan yasalarla koruma altına alınmış olan ZEYTİNLİKLERİ talana açarak, yandaşı olan Türk oligarkların, beşibiryerde’lerin MADENCİLİK yapmaları için yönerge ile zeytinlikleri koruma yasasını ortadan kaldırmıştır. SÖZDE “ülkenin elektrik ihtiyacını karşılamak üzere” zeytinliklerin madencilik faaliyeti için kullanılmasının önü açılmış oldu.
1 Eylül 2020- 31 Temmuz 2021’e kadar olan süreçte sofralık zeytin ihracatı 125 milyon dolar. 1 Kasım 2020- 31 Temmuz 2021’e kadar olan süreçte zeytinyağı ihracatı ise 96 milyon Dolar olarak gerçekleşti. Partili cumhurbaşkanın İDAM FERMANI çıkarttığı Zeytin ağacını yok etmek yönergesinin kahramanı olan ZEYTİN AĞAÇLARIMIZ  Türkiye’ye iç tüketim dışında  221 milyon dolar ihracat getirisi sağladı. (Hürriyet – Eylül 03, 2021)

UNUTMAYINIZ Kİ; Zeytin ağaçlarının ömrü binlerce yıla kadar uzanır. Kaz dağlarında sayısını bilemeyeceğim kadar çok asırlık zeytin ağaçları ve hatta yıldırım düşmüş ve yanmış, içi boşalmış ama 15-20 cm kalınlığındaki çeperi ile yaşamını sürdüren ve meyvasını veren, yaprakları ile rüzgarları selamlayan bir çok yaşlı zeytin ağacı gördüm. Zeytin ağaçları binlerce yıl meyvalarını insanoğluna sundu ve dünya durdukça da sunacaktır. Ama maden ocaklarının ömürleri çok kısadır.
UNUTMAYINIZ Kİ; Maden ocaklarının ekonomik ömürleri 10-12 senedir. Yabancı şirketler onlarca, yüzlerce futbol sahası büyüklüğündeki alanlarda olan tüm ağaçları keserler, sadece toprak kalır ve bu bölgeyi yine yüzlerce metre derinlikte kazarak devasa çukurlar açarlar. Bu çukurlardan çıkartılan milyonlarca ton topraktan oluşan siyanürlü tepeler, içi siyanürlü çamur ve suyla dolu göl/etler oluştururlar.

AKP döneminde;
Seka özelleştirildi, şimdi kağıt pahalandı ve  yurt dışından alınıyor.
Şeker fabrikaları özelleştirildi, şeker pahalandı ve dışarıdan alınıyor.
Tarım çökertildi, saman dahil tüm gıda ürünleri dışarıdan alınıyor.
Hayvancılık çökertildi, besi ve damızlık hayvanlar dışarıdan alınıyor.
Aşı üreten Refik Saydam Hıfzıssıhha enstitüsü kapatıldı, aşılar dışarıdan alınıyor.
35 milyon SSK’lıya ilaç üreten kamuya ait ilaç fabrikası kapatıldı, ilaçta dışa bağımlı olduk.
Şimdi de sıra Türkiye’nin binlerce yıllık zeytin ağaçlarına geldi. Zeytin ağaçlarının olduğu bölgeler totaliter başkanın buyurusu ile madencilik yapılacak alanlar olarak belirlendi.
Yabancı maden şirketleri Küresel güçlerini kullanarak Sistemin güçleri sadece tek sektörde değil, bir çok sektörde faaliyet gösteren dev kartel yapılar. Bu açıdan bakıldığında bir ülkede sadece tek kaynağı değil, sektörel fayda anlamında tüm kaynakların sömürülmesinin peşine düşüyorlar
Türkiye 29 maden türünde yapılan üretim baz alındığında dünyada 10. sırada, pazar payları sıralamasında ise yüzde 16 ile 52. sırada yer alıyor. Türkiye’nin maden kaynaklarının değeri 34 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor.
Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) kayıtlarına göre, Türkiye’de toplam 11 bin 500 gerçek ve tüzel kişi maden arama ve işletme ruhsatına sahip. Bunun 98 adedi yabancı ortaklı şirketlere ait. 2006 yılı içerisinde 12 bin 215 adet arama ve 1.651 adet işletme olmak üzere toplam 13 bin 866 adet ruhsat düzenlenmiş. Bunun içinde yabancı ortaklı şirketlere verilen ruhsat sayısı, 592’si arama ve 69 adeti işletme olmak üzere toplam 661.
Türkiye’de kurulu olan ve maden arama ruhsatı bulunan 98 şirketten 60’ı Türk ortağı bulunmayan yüzde 100 yabancı sermayeli kuruluşlardan oluşuyor.
Bunların arasında en tanınmışları, dünya çapında arama yapan Newmont, Tüprag, Rio Tinto, Cominco ve Gordion gibi çokuluslu şirketler. Firmaların ülkelere göre dağılımına bakıldığında Almanya 13 şirketle birinci sırada yer alırken, peşinden 9’ar şirketle ABD ve İngiltere geliyor. Türkiye’de altın aramalarında en çok adı geçen ülke olan Kanadalı şirket sayısı ise 8. Kanada’yı 7 şirketle İspanya ve 6’şar şirketle Hollanda ile İtalya takip ediyor. Türkiye’de maden faaliyeti yürütenler arasında Rusya, Azerbaycan, Irak, Malezya, Çin gibi ülkelerden de şirketler var.
Yabancılar en fazla ilgiyi altın rezervine gösterirken, bu alanda 12 ilde aramalar sürüyor. Türkiye’de altın işletme ruhsatına sahip 13 firma bulunuyor. Altın aranan illerin başında İzmir, Kütahya, Gümüşhane ve Balıkesir geliyor.
Hammaddeler şirketlerin kontrolünde
Eskiden İngiltere, koloni ve sömürgelerinden temel hammaddeleri çok ucuza sağlıyordu. Şimdilerde İngiltere merkezli çok uluslu şirketler bu üstünlüğe sahip.
Gana’nın kakaosu, Jamaika’nın şekeri, Uganda’nın kahvesi ve Kanada’nın buğdayı. Bu ülkelerin tamamı sözde bağımsızlıktan sonra ekonominin tek bir tarımsal ürüne ya da tek yer altı kaynağına bağımlılığını kıramadılar.
Örneğin, Uluslar topluluğu’na üye ülkelerde, petrol, gaz ve kömür gibi enerji hammadde kaynakları tamamen Royal Duch Shell, British Petroleum, Hanson Trust Enron gibi, hububat gıda maddeleri ziraati ve üretimi ; Archer Daniels Midlandt, Unilever, Grand metropolitan, Cargill, Cadbury Continental, Bunge&Bom, Louis Dreyfus, ADM – Töpfer, Andre, Quaker Oats gibi, petrol gaz kömür gibi enerji hammaddeleri dışında kalan tüm maden kaynakları; Anglo American, Rio Tinto, Barric Gold, Newmont Mining, Brascan Noranda, N.M. Rothschid… gibi, şeker, kakao, kahve ziraati ve üretimi ; Nestle, Tate & Lyle, Cadbury gibi İngiltere merkezli ya da Anglo Amerikan çok uluslu şirketlerin kontrolü altında bulunmaktadır.
Açık kaynaklardan derlenen verilere göre orman alanlarından bugüne kadar 96.066 izin verilmiş ve toplamda 747.977 ha orman alanı fiilen orman niteliğini kaybetmiştir. Bu izinler içinde madencilik tesislerine verilen izin sayısı 48.597 adet olup toplam izinlerin yaklaşık yarısını oluşturmaktadır.
Yaklaşık 748 bin ha kadar olan izin miktarının 141.810 ha’ı da madencilik izinleridir.  Madencilik izinlerinde 2004 sonrasında hem sayı hem de alan olarak önemli miktarlarda artış bulunmaktadır. Bu durumun temel sebebi 2004 yılında 5177 Sayılı Maden Kanunu’nda orman alanlarındaki madencilik faaliyetini kolaylaştırıcı yöndeki değişikliklerdir.
Daha detaylı verilerin bulunduğu 2012 yılı sonrasında ise 51.663 adet izinle 342.845 ha orman alanı başka kullanımlara açılmıştır. İzin verilen alanların %25’i madencilik tesisleridir. Ancak sayı açısından incelendiğinde 2012-2020 yılları arasında verilen toplam 51.663 adet iznin %44’ü madencilik izinleri olduğu görülmektedir.
Ülkemiz orman alanlarından madenciliğe tahsis edilen orman alanı miktarı 141.810 ha’a ulaşmıştır. İddiada belirtilen 65.883 ha orman alanı sadece 2012-2018 yılları arasında ormanlardan verilen madencilik izinlerini kapsamaktadır. Bu miktar 2018 sonrası yıllar da dikkate alındığında 85.017 ha’a ulaşmıştır. 2004-2020 yılları arasında yangınlar ile yanan orman alanı miktarının 155.822 ha ve madenciliğe tahsis edilen orman alanının ise 140.466 ha olduğu dikkate alındığında izin verilen alanın boyutları daha iyi anlaşılmaktadır. Üstelik yanan orman alanları yeniden ormanlaştırılırken maden sahaları uzun yıllar orman haline gelmemektedir. Hatta mermer, bazalt gibi bazı taş ocaklarının önemli bir kısmının da yeniden ormanlaştırılması neredeyse imkansızdır. (Doğanay Tolunay -30 Kasım 2021 – https://www.polenekoloji.org/maden-sirketlerinin-soylemleri-ve-gercekler)

Maden ocaklarının işletilmesinde çok fazla suya gereksinim vardır. Örneğin; Ülkemizin ilk altın madeni olan Bergama- Ovacık Altın Madeninin, Bergama ilçesinin kullandığı kadar su tükettiği bilinmektedir. Aliağa Termik Santrali ÇED raporuna göre bu termik santral, İzmir’in kullandığı suyun 4 katı su ile soğutma yapacağı planlanmıştı.
Diğer bir sorun da bu kadar çok suyun kullanım sonunda arıtılmaz derecede kimyasallar ile insan sağlığına ve doğa, yer altı suları için  tehlikeli derecede kirlenmeye uğraması ve milyonlarca ton siyanürlü suyun deşarj edilmesi, güvenli bir şekilde depolanması söz konusudur.

Madenlerin Su Varlıklarına Etkisi
Madenciliğin su varlıkları üzerindeki etkisi birkaç başlıkta ele alınabilir:
Madenlerde su kullanımı
Madenlerin suları kirletmesi
Yer altı sularına etkisi
Ormanların yok edilmesinin etkisi
Su kullanımının sağlığa etkisi
Dolaylı etkiler
Bu başlıkların her birisi, canlı yaşamının temellerinden olan su varlıklarını olumsuz etkileyen konulardır. Bu nedenle de iyi irdelenmelidir. Bu irdeleme bizi, madenciliğin gerekliliği üzerine düşündürmeli, alınabilecek önlemlerin radikal olarak alınmasını sağlamalıdır.
Madenlerde Su Kullanımı
Madencilik çalışmalarındaki su tüketimi, madenciliğin su varlıkları üzerindeki en görünen etkisidir. Su, öncelikle canlıların hakkıdır. Yaşamın sürdürülebilmesi, suya bağlıdır. Madencilikte kullanıldığında ise doğal olarak canlıların hakkının gasp edilmesi anlamına gelir.
Madenler suyu hem tüketiyor hem kirletiyor (Mülkiye Haber, Tarih: Ocak 28, 2016)
“Türkiye İstatistik kurumu açıklamasında, su, atıksu ve atık istatistikleri sonuçlarına göre maden işletmeleri, 2014 yılında 220 milyon m3 su çekti (bu verilerin, beyan edilen tüketime göre olduğuna dikkat edilmelidir). Çekilen suyun %54,7’si kuyu, %25,4’ü deniz ve kaynak, %6,7’si ocak içi su, %4,2’si akarsu, %2,3’ü göl-gölet ve %6,7’si diğer su kaynaklarından temin edildi.”
Yerüstü madenciliği yapılan maden ocaklarında yeraltı madenciliğine göre çok yüksek miktarda su kullanıldı ve atık oluşturuldu. Maden işletmelerinde oluşan ve ağırlıklı olarak mineral atıklardan meydana gelen 755 milyon ton atığın %91’i yerüstü madenciliğinden kaynaklandı”.
Ülkemizin ilk altın madeni olan Bergama- Ovacık Altın Madeninin, Bergama ilçesinin kullandığı kadar su tükettiği bilinmektedir.
En çok su kullanan maden sektörü ise kömür madenciliğidir. Ülkemizde, kömür madenciliği çok geniş alanlarda yapıldığı için, kömür madenciliğinin su tüketim ve kirletme sorunu daha da önem kazanmaktadır.
Kömüre dayalı termik santrallerin su tüketimini de kömür madenciliğinin su kullanımına eklemek yanlış olmaz. ENKA Aliağa Termik Santrali ÇED raporuna göre bu termik santral, İzmir’in kullandığı suyun 4 katı su ile soğutma yapacağı planlanmıştı. Diğer termik santraller için de benzeri su kullanımları olacağı kesindir (Greenpeace: Kömürlü termik santraller, 1 milyar insanın tatlı su ihtiyacını tüketiyor!).
Madenciliğin, su varlıklarını kirletici etkisinin, madenlerdeki su kullanımından çok daha vahim sonuçları vardır. Madenler suyu hem tüketiyor hem kirletiyor (Mülkiye Haber, Tarih: Ocak 28, 2016)
“TÜİK verilerine göre, Maden işletmeleri tarafından 2014 yılında deşarj edilen toplam 139 milyon m3 atık suyun %73,4’ü denize, göle veya akarsuya, %8,9’u atık barajına, %6,8’i ocak içine, %3,5’i araziye, %2,9’u foseptiğe ve %4,5’i diğer alıcı ortamlara deşarj edildi.
Deşarj edilen 139 milyon m3 suyun, sadece 24 milyon m3’lük kısmı arıtıldı. Arıtılan atıksuyun %92,7’sine fiziksel ya da kimyasal arıtma, %7,3’üne ise biyolojik arıtma uygulandı.”
Zorlu Holding’e ait Meta Nikel A. Ş.’ye ait Manisa- Gördes ilçesindeki nikel maden işletmesinin atık depolama havuzları doldu. Havuzun alt tarafında bir vadi var. Baraj taşarsa, atık sular bu vadiye akacak. İzmir ve Manisa’nın içme sularında tehlike yaratma olasılığı yüksek! Bilindiği gibi bu havuzlarda, binlerce ton sülfürik asitli atık sular toplanmaktadır.
“Gördes Nikel Madeni, Özellikle Gölmarmara Gölü ile Gediz Nehri ve Gediz Havzası yeraltı su kaynaklarını tehdit ediyor. Sudaki ve havadaki ağır metal kirliliği, kurumların bilimsel raporları ile tespit edilmesine rağmen, bu gerçekler kamuoyu ile paylaşılmıyor ve aksine halen nikel işletmesinin genişletilmesi projelendiriliyor” (Salihli Çevre Derneği Başkanı Av. Seçil Ege Değerli).

 Burhaniye’nin ilçe sınırlarını kapsayan İvrindi Altın Madeni 
İvrindi Altın Madeni ise, Burhaniye’lilerin çok sevdiği yüksek kaliteli Düdüklü Suyunun beslenme alanında yer alıyor. Bu madende oluşacak kirliliklerin, uzun erimde Düdüklü suyunu kirleteceği çok büyük olasılıktır. Düdüklü suyunun veriminin azalması ve hatta kalmaması da olasıdır.
On binlerce maden işletmesi ve onlara bağlı işletmelerin varlığı göz önüne tutulduğunda, sularımızın madenler tarafından ne kadar kullanıldığı anlaşılacaktır. Madenciliğin, su varlıklarını kirletici etkisinin, madenlerdeki su kullanımından çok daha vahim sonuçları vardır.
Madenler suyu hem tüketiyor hem kirletiyor (Mülkiye Haber, Tarih: Ocak 28, 2016)
“TÜİK verilerine göre, Maden işletmeleri tarafından 2014 yılında deşarj edilen toplam 139 milyon m3 atık suyun %73,4’ü denize, göle veya akarsuya, %8,9’u atık barajına, %6,8’i ocak içine, %3,5’i araziye, %2,9’u foseptiğe ve %4,5’i diğer alıcı ortamlara deşarj edildi.
Deşarj edilen 139 milyon m3 suyun, sadece 24 milyon m3’lük kısmı arıtıldı. Arıtılan atıksuyun %92,7’sine fiziksel ya da kimyasal arıtma, %7,3’üne ise biyolojik arıtma uygulandı.”Zorlu Holding’e ait Meta Nikel A. Ş.’ye ait Manisa- Gördes ilçesindeki nikel maden işletmesinin atık depolama havuzları doldu. Havuzun alt tarafında bir vadi var. Baraj taşarsa, atık sular bu vadiye akacak. İzmir ve Manisa’nın içme sularında tehlike yaratma olasılığı yüksek! Bilindiği gibi bu havuzlarda, binlerce ton sülfürik asitli atık sular toplanmaktadır.

Bu fotoğraf bir göl manzarası değildir. Gördes Meta Nikel A. Ş.nin atık depolama havuzudur
Gördes’teki nikel maden işletmesinin faaliyetleri kapsamında Zorlu Holding’e ait Meta Nikel A. Ş.nin atık depolama havuzları doldu. Özellikle Gölmarmara Gölü ile Gediz Nehri ve Gediz Havzası yeraltı su kaynaklarını tehdit ediyor. Sudaki ve havadaki ağır metal kirliliği, kurumların bilimsel raporları ile tespit edilmesine rağmen, bu gerçekler kamuoyu ile paylaşılmıyor ve aksine halen nikel işletmesinin genişletilmesi projelendiriliyor” Öte yandan şirket tarafından zehirli atık barajının genişletme çalışmaları yaptığına ilişkin haberler bölge halkının kabusu oldu. Baraj taşarsa İzmir ve Manisa’nin suları da tehdit altında kalacak! “Gördes Nikel Madeni, (Salihli Çevre Derneği Başkanı Av. Seçil Ege Değerli).

Gördes-Akhisar arasındaki Başlamış deresinin kırmızı renkte akması ile gündeme gelen Gördes’teki nikel maden işletmesinin çevreye verdiği zararların kamuoyundan saklanmaya çalıştığı belirtiliyor.
Gördes nikel maden işletmesinin bölgede yarattığı sorunlar yöre halkına kabus yaşatmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Nisan ayında Başlamış Deresi’nin kırmızı akmasının ardında Gördes Nikel Madeninin neden olduğu bir çevre felaketinin yattığı ortaya çıkmıştı. Ancak konu İl Çevre Müdürlüğü ve bakanlık yetkililerine bildirilmesine rağmen yetkililerin ilgisizliği ve konuyu örtbas etme yanlısı tutumu, yöre halkının kaygı ve endişelerinin de devam etmesine neden oluyor. Gördes’teki nikel maden işletmesinin çevreye verdiği zararlar kamuoyundan saklanmaya çalışılıyor.
İvrindi Altın Madeni ise, Burhaniye’lilerin çok sevdiği yüksek kaliteli Düdüklü Suyunun beslenme alanında yer alıyor. Bu madende oluşacak kirliliklerin, uzun erimde Düdüklü suyunu kirleteceği çok büyük olasılıktır. Düdüklü suyunun veriminin azalması ve hatta kalmaması da olasıdır.
Bugün ülkemizde, temiz akabilen akarsularımız yok denecek kadar azdır. Bir örnek olarak B. Menderes Nehrini alacak olursak, Dinar yakınlarındaki kaynaktan pırıl pırıl çıkan sular, Denizli’ye çamur rengi gelirken Ege Denizine ulaşamamaktadır bile. Tabii ki sadece madenler değil bunun sorumlusu ama madenler ve onlara bağlı sanayinin bu konuda küçümsenemeyecek kadar büyük payı bulunmaktadır.
Madenlerin Yeraltı Sularına Etkisi
Madenlerde kullanılan suyun önemli bir bölümü, kullanıldıktan sonra deşarj edilmek zorundadır. Bu suların çoğunluğunun arıtılmadığını yukarıda gördük. Bu atık suların yeraltı sularına karışması kaçınılmaz bir sonuçtur. Diğer yandan, özellikle yer altı madenciliğinde, galerilerin yeraltı su seviyesine ulaştığı durumda, yeraltı suyunu kirletmesi ve asit kaya drenajı oluşması çok sık karşılaşılan bir durumdur. En bilinenlerinden birisi, Efemçukuru Altın madeninin, Efemçukuru köyü içme suyu sondaj kuyusunu kirletmesidir.
Bergama Ovacık altın madeninin, sözde güvenli kapasitedeki atık havuzu, 2007 yılındaki aşırı yağışlar sonucu taşarak siyanür içerikli atık sular, sebze ve meyve üretimi yapılan Bergama Ovasına yayılmıştı. Dolayısıyla, burada yetişen sebze ve meyveleri yiyen insanların, hangi sağlık sorunlarıyla karşılaştıklarına yönelik bir araştırma ise ne yazık ki bulunmamaktadır.

Bergama altın ocağı
İzmir İdare Mahkemesi, Koza Altın İşletmeleri’nin İzmir Bergama Yerlitahtacı’da yapmayı planladığı ‘açık ocak işletmeciliği’ projesinin yürütmesini durdurdu. Projeye Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen ÇED olumlu kararını hukuka aykırı bulan mahkeme , bilirkişi raporlarında yer alan ‘altın maden ocağının geri dönüşü olmayan zararlar vereceği’ hususunu vurgulayarak projeyi durdurdu. Kararda, açık maden ocağında proje kapsamında 60 bin ton cevher (kayaç) çıkarılacağı, çevrenin tonunda 3.5 gram altın elde edileceği, ocağının ömrünün ancak 4 ay olacağı belirtiliyor. Proje onaylansaydı, elde edilecek her bir 3.5 gram altın için 1 ton toprak, kamyonlara yüklenerek Bergama Ovacık’taki tesise götürülerek işlenecekti.
Bergama-Ovacık’taki kuyulardan aldığımız su örneklerinin analizinde, 230 mikrogram/lt arsenik olduğu ortaya çıktı. Bilindiği gibi, arsenik için üst limit 10 mikrogramg/lt düzeyindedir. Altın Madenciliğinin, sularımızı da kirlettiği açıkça görülmektedir.
Balya’da oluşan kirliliğin nesiller boyu devam edeceğini, yani torunlarımıza bırakacağımız mirası göstermektedir. 1930’lu yıllarda 40.000’e yaklaşan nüfus, günümüzde 2.000 civarındadır çünkü insanlar, Balya’yı terketmek zorunda kaldı.
madenlerin çok büyük bölümü, yeraltı sularının beslenme alanı olan dağlık bölgelerdedir. Buralardaki madenlerin işletilmeleri sırasında, bir yandan yeraltı suları kirletilirken diğer yandan, beslenme koşullarının yok edilmesiyle, yağışlar yer altına süzülememekte ve yeraltı sularında önemli bir azalmaya neden olmaktadır.
Yeraltı sularına bir başka etki ise, madenlerde yapılan büyük patlatmalardır. Patlatmalar sonucu, yeraltı sularına kimyasallar karışmakta, çatlakların bazıları kapanırken bazılarının ise yönü ve genişliği değişmektedir. Kısacası, yeraltı suyu rejimi değişmektedir.
Madenler Nedeniyle Yok Edilen Ormanların Su Varlıklarına Etkisi
Günümüzde küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkileri hissedilir derecede artarken, orman alanlarının önemli bir bölümü madenciliğe tahsis edilmektedir. Maden sahası olarak izin verilen ormanlık alanlarda sel, erozyon vb. diğer olumsuz doğa olaylarına daha fazla maruz kalındığı ortada:
“Son 5 yılda verilen ruhsatlarla Türkiye’nin 10’da 1’i maden sahası”
CHP’li Karaca Türkiye’deki maden arama faaliyetlerindeki son durumu CİMER’e sordu. Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre bakanlığın yanıtında, Türkiye’de mevcut durum itibarıyla ruhsat hukuku yürürlükte olan maden arama ruhsat sahalarının toplam alanı da 7 milyon 709 bin 205 hektar. Bakanlığın yanıtlarını değerlendiren Karaca, “Bu büyüklük, ülkemizin yüzölçümü dikkate alındığında 10’da 1’i demektir” dedi.
Yeni Ormancılık yasasıyla, en iyi nitelikteki ormanlarda bile taşocağı dahil her türlü maden arama ve işletme imkanı getirildi. Ekim 2017’de yapılan yasa değişikliğiyle de su havzalarının koruma alanları daraltıldı. Daha önce 5 km’den daha yakında madencilik yapılamazken bu mesafe 1 km’ye düşürüldü. Ayvalık Bilfer Demir Madeni ve atık depolama alanı ise dereye sıfırdır.
Prof. Doğanay Tolunay, Maden Yasası’ndaki değişiklikle, dünyanın sayılı ekosistemine sahip olan Kazdağları, Artvin gibi yörelerin yerli ve yabancı firmaların kullanımına açıldığına dikkat çekiyor.
Bakanlık verilerine göre, son 13 yılda madenlere açılan orman alanı 99 bin 124 hektarı buluyor. Ormancılar Derneği’ne göre ise 2015-2017 döneminde rehabilite edilen maden alanı sadece 3 bin 678 hektardır. Kısacası, doğal baraj kabul edilen, yağış rejimini düzenleyen ormanların yok olmasıyla, iklim krizi artıyor ve su varlıkları azalıyor.
Madenlerin Kirlettiği Suların Sağlığa Etkileri
Madenlerin kirletici etkisi, yer altı ve yer üstü sularında çeşitli kimyasalların birikmesine neden olmaktadır. Yer altı ve yerüstü sularını içen tüm canlılar, bu kimyasallardan etkilenerek besin zincirine katılmaktadır. Ayrıca tarımsal üretim de kirlenmektedir. Sonuç olarak, tüm canlılar için ciddi sağlık riskleri ortaya çıkmaktadır.
Söke-Kisir Köyü uranyum madeni, terkedildikten onlarca yıl sonra bile kanser yapmaya devam ediyor. Kisir Köyünden geçen derede ölçülen radyasyon düzeyinin çok yüksek çıkması bunun en somut delilidir.
Manisa-Köprübaşı uranyum madeninin, hemen yakınındaki Gediz Nehri ve Demirköprü barajına etkileri ise araştırılmamıştır. Eşme’de, 28 Haziran 2006’daki aşırı yağış sonrası, ikibine yakın insan, benzer zehirlenme belirtileriyle hastanelere koştu. ELELE hareketinden Dr. Oya Otyıldız, EGEÇEP Dönem Sözcüsü ve KMO Ege Bölge Şb. Bşk Ertuğrul Barka ve Prof. Dr. Gürel Nişli, 9 kişiden kan örneği alarak Ankara’da tahlil ettirdi. Sonuç: hepsinin kanlarındaki siyanür oranı, en üst limitin 10-40 katı fazla çıktı. Üstelik kan örnekleri, zehirlenmelerden 2 gün sonra alınmıştı. Yani, siyanürün yarılanma ömründen sonra bile çok yüksektir.
Üstelik, benzer atık havuzu kazaları dünyanın her yerinde yaşanıyor ve onbinlerce canlının ölümüne neden oluyor. En bilinenlerinden birisi Romanya-Baia Mare Çevre Felaketi’dir
Madenlerin, Su Varlıklarını Tüketmesi ve Kirletmesinin Dolaylı Etkileri
Dolaylı etkiler, Ekolojik dengenin bozulmasıyla su varlıklarının adaletsiz paylaşımı, maden yakınlarındaki su varlıklarının azalmasının yöre canlılarını göçe zorlaması ya da komşu arazi sahiplerinin, su kullanım kavgaları, iklime olan olumsuz etkisi nedeniyle ortaya çıkan çeşitli sorunlar sayılabilir. Madenlerin sularımızı kirletmesine karşı, yaşam savunucuları tepkilerini yılmadan sürdürüyor.

Kaynaklar
Bagatır, B. Ve Doğru, B: İklim Krizini Hesaba Katmadan Artık Ne Ormancılık Ne de Madencilik Yapılabilir
ÇŞB – Selçuk Üniversitesi (2018): Arıtılmış Atıksuların Yeniden Kullanımı
Ekoloji Birliği Hukuk Raporu (2021): Gördes Nikel Madeni’nin Zehirli Atık Barajı Ege’nin Bir Başka Kabusu Olacak
Gündüz, O. (2012): Terk Edilmiş Balya (Balıkesir) Kurşun Çinko Maden Atıklarının Ağır Metal ve Doğal Radyoaktivite İçeriği ve Çevre Kalitesi Açısından Değerlendirilmesi
Mutlutürk, M. (2018): Doğaltaş Üretimi ve Su İlişkisi (Madencilik Dergisi Özel sayı)
Orman Kanunu’nun 16. Maddesinin Uygulama Yönetmeliği
Sezer, A. O. Ve Gençay, G (2017): Devlet Ormanlarında Verilen Maden İzin Sürecinin İncelenmesi (Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğü Örneği)
Şakıyan Ateş, Ş. Madencilik ve Teraltısuları (TÜPRAG Metal Madenciliği yayını)
Şimşek, C., Gündüz, G., Elçi, A. (2012): Terkedilmiş Balya (BALIKESİR) Pb-Zn Maden Atıklarının Ağır Metal ve Doğal Radyoaktivite İçeriği ve Çevre Kalitesi Açısından Değerlendirilmesi (Mühendislik Bilimleri ve Tasarım Dergisi sayı 1)
T. C. Kalkınma Bakanlığı: Onbirinci Kalkınma Raporu (2019- 2023)
TUİK (2014): En Çok Su Kullanımı Maden Ocaklarında Gerçekleşti
Türkiye Madenciler Derneği: Orman İzinlerinde Madencilik Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri
WUIiam M. Greenslade (1975): Mining Congrees- Joanna

Erhan İçöz – 1 Aralık 2021 – https://www.polenekoloji.org/3288-2/
Naci Kaptan – http://nacikaptan.com/?p=1382

Gördes Nikel Madeninin Çevreye Verdiği Zararlar Gizlenmek İsteniyor!

This entry was posted in DOĞA - ÇEVRE, Doga - Cevre - Ekoloji - Tarim, DOĞAL YAŞAM, Ekonomi, EMPERYALİZM, Madencilik ve Yeralti Kaynaklari, ÖZELLEŞTİRMELER, YOLSUZLUKLAR. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *