BİR MAFYA HİKÂYESİNİN PERDE ARKASI * Falyalı, Mafya-para-devlet(sizlik) * Falyalı cinayetinde köstebek izleri * Bir ucu Kolombiya’da, bir ucu Yüksekova’da!

BAĞLANTILI YAZILAR
Bölüm 1 – http://nacikaptan.com/?p=92877 – ORGANİZE SUÇ TARİHİ * YOLSUZLUK VE ÖZELLEŞTİRMELERİN SONUCU EKONOMİNİN ÇÖKMESİ VE TOPLUMUN YOKSULLUĞUDUR * “Tutto e Mafia in Turkey”
BAĞLANTILI YAZI  http://nacikaptan.com/?p=93619  SUÇ DOSYALARI * TÜRKİYE’NİN NARCOS’U * Bölüm I-II-III-IV
http://nacikaptan.com/?p=94693ORGANİZE SUÇ TARİHİ – Cosa Nostra-Amerikan Mafyası * David Southwell

“Devletler, büyük haydut çetelerinden, haydut çeteleri de
küçük devletlerden başka nedir ki?” (Hippolu Aziz Augustin)


Falyalı Hikâyesi: Mafya-para-devlet(sizlik)

BİRGÜN PAZAR – 13.02.2022 – Yonca ÖZDEMİR*

Suç örgütleri her zaman siyasi sistemleri kendi çıkarları için yozlaştırmaya çalışmışlardır. Nitekim bu örgütler ve bunları yönetenler ellerindeki kirli para yoluyla ülkelerindeki siyasetçiler ve devlet kurumları üzerinde baskı kurma ve yandaşlar bulma kudretine sahip olurlar ve hem siyasetin hızla kirlenmesine hem de hukuk sisteminin zayıflamasına yol açarlar.


Halil Falyalı, Kıbrıs’ın en tanınmış isimlerinden biri; daha açıkçası, ismi kumar ve uyuşturucu ticaretiyle anılan bir nevi Kuzey Kıbrıs’ın büyük mafya babası. Sedat Peker’in geçen sene yaptığı açıklamalar ile ismi Türkiye’de de manşetlere taşınan bu kişi bildiğiniz üzere geçtiğimiz salı akşamı vahşi bir suikast sonucu hayatını kaybetti. Su testisi suyolunda kırılır misali bu kadar karanlık işlerin içinde olan bir kişinin öldürülmesi ya da en azından öldürülmek istenmesi, kimseyi şaşırtmasa da olayın siyasi boyutları oldukça büyük önem taşıyor.

Öncelikle daha önce başkalarının da ifade ettiği gibi, Falyalı cinayetinin üç sebebi olabilir: Türkiye’yi ve hatta Moldova, Belarus, Ukrayna gibi başka ülkeleri de kapsayan geniş ve kârlı bahis sektörünü elinde tutuyor olması, Türkiye’den ta Venezuela’ya kadar uzanan uluslararası uyuşturucu ticaret ağının Doğu Akdeniz ekseninde kilit bir isim olması ve elinde önemli şahıslara ait bazı videolar olması ve bunları şantaj aracı olarak kullandığı iddiaları. İlk iki sebep aslında uzun süredir bilinen ama çok da dillendirilmeyen gerçekler.

Son husustan ise geçtiğimiz ekim ayında Falyalı’nın geçici olarak tutuklanmasıyla başlayıp Sedat Peker’in paylaşımları ile hızlanan ve bir seks videosu sebebiyle KKTC Başbakanı’nın istifasına dek giden süreç ile haberdar olduk. Takdir edersiniz ki bu üç neden aslında birbiriyle oldukça bağlantılı. Özellikle kirli paranın aklanmasında kumar/bahis sektörünün ne kadar önemli bir işlevi olduğunu bilmeyen yoktur.

Türkiye’de 1998’de kumarhanelerin, 2006’da da online bahis sitelerinin yasaklanması ile Kuzey Kıbrıs’ın nasıl kumar ve bahis adası haline getirildiği de bilinen acı bir gerçek. İşte Falyalı özellikle de bu süreçte hızla yükselmiş bir şahsiyet. Bu nedenlerden hangisinin Falyalı’nın ölümüne yol açtığı ya da hepsinin mi Falyalı’nın sonunu getirdiği tabii ki benim gibi siyaset bilimcilerin değil, polisin araştırması ve bilmesi gereken bir konu. Ancak şimdiye dek bunun yapılmamış olması ya da yapıldıysa da sonuç alınmamış olması biz siyaset bilimcileri de ilgilendiriyor.

Nitekim Falyalı’nın büyük bir organize suç örgütü ağını yönetiyor olması sebebiyle hakkında sadece Kıbrıs’ta ve Türkiye’de değil, Amerika’da pek çok ciddi iddialar ve dosyalar bulunmakta. Buna rağmen, ekim ayında sadece eski bir çalışanına işkence etmekten dolayı gözaltına alındı ve kısa sürede serbest kaldı. Nitekim Falyalı’nın gücü KKTC yargısının gücünden ağır basıyordu. Tam da bu sebeple bu konunun ciddi siyasi boyutları olduğunu yadsıyamayız.

Suç örgütleri her zaman siyasi sistemleri kendi çıkarları için yozlaştırmaya çalışmışlardır. Nitekim bu örgütler ve bunları yönetenler ellerindeki kirli para yoluyla ülkelerindeki siyasetçiler ve devlet kurumları üzerinde baskı kurma ve yandaşlar bulma kudretine sahip olurlar ve hem siyasetin hızla kirlenmesine hem de hukuk sisteminin zayıflamasına yol açarlar. Hatta mafyanın çok güçlendiği devletlerde yüksek devlet yetkilileri suç örgütlerinin oyuncuları ve savunucuları haline gelebilirler.

Moises Naim 2012’de Foreign Affairs dergisinde yayınlanan “Mafya devletler” başlıklı yazısında bu tip devletleri tasvir etmekte ve bu devletlerde ulusal çıkar ve organize suçun çıkarlarının nasıl artık ayrılmaz bir şekilde iç içe geçmiş durumda olduğunu anlatmaktadır1.

Mafya devletlerinin politikaları ve kaynak tahsisleri, tipik olarak devlet davranışını şekillendiren güçler kadar mafya babalarının etkisiyle de belirlenir. Nitekim KKTC’de de Falyalı’nın iktidardaki parti olan UBP ile yakın ilişkileri olduğunu Kuzey Kıbrıs’ta bilmeyen yok.

Hatta daha önce başka yazar ve gazetecilerin de belirttiği üzere, Falyalı’nın UBP’nin seçim kampanyalarını finanse ettiği iddiası da var. Birkaç gün önce Ahmet Şık da KKTC’de bir bakanın Falyalı’nın en büyük bahis sitelerinden birinin ortağı olduğunu iddia etti. Yani Falyalı’nın yargılanıp hapse atılmamış olmasına şaşırmıyoruz. Görünen o ki KKTC’de kirli para ve onun yarattığı kirli ilişkiler karşısında yargı ve polis gibi kurumlar artık tamamen aciz kalmış durumda.

Moises’ın parmak bastığı bir diğer husus da bugün birçok ülkede suç örgütlerinin sadece yeraltında değil, yerüstünde de faaliyet gösteriyor olması. Mafya örgütleri yasadışı işlerinden elde ettikleri serveti yasal işlerde yatırım yapmak için de kullanırlar. Hatta sosyal yardım da dağıtırlar ve bu sebeple hayırsever kişiler olarak görülebilirler. Oysaki yasadışı yollardan edinilmiş ve devasa boyutlardaki paranın bir kısmının yardım diye dağıtılması hayırseverlik diye değil, parayla itibar ve prestij satın alma çabası olarak görülmelidir.

Özellikle ekonomik krizin yoğun olduğu ortamlar organize suç örgütleri için çok elverişlidir. Çünkü kriz ortamında sosyal yardımlar azalır ve sosyal yardıma, işe muhtaç insan sayısı artarken bu durum mafya liderleri için siyasi erişim, sosyal meşruiyet ve halk desteği karşılığında doldurmaktan çok mutlu oldukları bir boşluk yaratır. İşsizliğin yoğun olduğu ortamlarda mafya ekmek kapısı olup en büyük işveren haline de gelebilir. Velhasıl Falyalı öldürüldüğünden beri Kuzey Kıbrıs’ta süregelen bir tartışma da birtakım çevrelerin Falyalı’yı “hayırsever bir iş insanı” diyerek rahmet ve hürmetle anıyor olması ve buna özellikle sol kesimlerden gelen tepkiler.

Bir diğer siyasi mesele olarak da KKTC’nin uluslararası platformda tanınmayan bir devlet olması ve bu nedenle de yasadışı bir konumda yasadışı işlerin kolayca yürütülebileceği bir mekân haline gelmiş olması var. Kıbrıslı Türkler geçen hafta vuku bulan başka bir kurşunlama olayı daha tazeyken bir de bu cinayet işlenince yurtlarının adeta Türkiye’deki organize suç örgütlerinin arka bahçesi haline geldiğini, bu sebeple de adada huzur ve güvenliklerinin kalmadığını hissetmekte.

Her ne kadar mafya ve suç ağları normal ülkelerde de büyüyebilse de uluslararası hukukun caydırıcı bir fonksiyonu olduğu yadsınamaz. (Meksikalı pek çok mafya liderinin Meksika yerine Amerika’da hapse girmiş olduğunu unutmayalım.) Uluslararası hukukun ve kuralların uygulanamadığı Kuzey Kıbrıs bir yandan Türkiye kaynaklı kirli işlerin üssü haline de geldi, bir yandan da Türkiye’nin yoğun siyası baskısı altında ezilmekte. Son senelerde tekrar yeşertilen “iki ayrı devlet” söylemini, bu söylemi savunan UBP’li Ersin Tatar’ın nasıl Ekim 2020’de Türkiye’nin müdahalesiyle cumhurbaşkanı seçtirildiğini ve böylece adada uluslararası hukuka uygun çözüm modellerinden hızla nasıl uzaklaşıldığını düşünürken insan ister istemez bunun neye ve kime hizmet ettiğini sorguluyor.

Bu kirli ve karanlık ilişkilerden beslenenlerin adadaki statükoyu değiştirmeye tabi ki hiç niyeti yok. Kıbrıs’ın kuzeyi bir çıkmaza girmiş durumda. Dolayısıyla, zaten son birkaç senedir Türkiye’nin artan müdahalelerine maruz kalmış Kıbrıslı Türkler için Falyalı cinayeti yine iradelerine bir darbe ve yine geleceğe dair ümitsizliklerini pekiştiren bir gelişmeden başka bir şey değil. [1]


1 Moises Naim (2012), “Mafia States,” Foreign Affairs 91(3): 100-111
*ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Programı, Doç. Dr. Yonca ÖZDEMİR


Falyalı cinayetinde köstebek izleri

Birgün- TİMUR SOYKAN – 2022.02.14


Halil Falyalı suikastında saldırganların Falyalı’nın çok yakınındaki kişi ya da kişilerden anlık bilgi aldığı tahmin ediliyor. Geçmişte güvenlik müdürü olarak çalışan Falyalı zırhlı araca binmeyerek hayati bir hata yaptı. Acaba KKTC seçimlerinden sonra kendisini güvende mi hissetmişti? Seçimden sonra Falyalı’ya Ankara’dan teşekkür telefonları geldiği de iddia ediliyor.


Halil Falyalı suikastı ile ilgili soruşturmada KKTC ve Türkiye’deki güvenlik güçleri soruşturmayı Söylemez Kardeşler Çetesi üzerinde yoğunlaştırdı. Cinayetten bir gün sonra Mustafa Söylemez ve iki adamı gözaltına alınmıştı. Halil Falyalı ve şoförü Murat Demirtaş’ın öldürülmesiyle ilgili dün üç kişi daha gözaltına alındı. Bu üç kişinin arasında Mustafa Söylemez’in kardeşi Faysal Söylemez de var. Ayrıca KKTC’de yapılan bir baskınla iki kişinin yakalandığı duyuruldu. Baskın yapılan evde bulunan tabancanın saldırıda kullanılıp kullanılmadığı balistik inceleme sonucunda belli olacak. Toplam gözaltı sayısı 12’ye çıktı.

KKTC polisi dün Girne Çatalköy’de suikastın düzenlendiği yerin 1 kilometre uzağındaki bir dere yatağında iki kalaşnikof tüfek, bu tüfeklere ait 4 şarjör, 39 mermi, bir tane tabanca ve tabancaya ait şarjör ile 13 mermi buldu. Bu silahları saldırıda kullanıldığı belirlendi.

Sözcü Gazetesi’nden Saygı Öztürk haberine göre; Mustafa Söylemez ile KKTC’de gözaltına alınan Ömer Tunç’un cinayet günü bir otele girerken görüntüleri tespit edildi. Mustafa Söylemez’in KKTC’den saat 04.00’te kalkan uçakla İstanbul’a geldiği de iddia ediliyor. Ömer Tunç ise sabaha karşı bir casinodayken yakalandı. Sivil polisleri fark edince kaçmaya çalıştığı öne sürülüyor.

AVUKATLAR: HUKUK EĞİTİMİ ALIYORDU

Mustafa Söylemez’in ifadesinde bahis işi için KKTC’ye gittiğini, sosyal medyadan saldırıyı öğrendiğini, olayla hiçbir ilgisinin olmadığını söylediği iddia ediliyor. Avukatları ise KKTC’de bir kişinin verdiği ifadeler nedeniyle Mustafa Söylemez’in gözaltına alındığını, hiçbir delil olmadan cinayetin üzerine yıkılmak istendiğini savunuyor. Mustafa Söylemez’in KKTC’deki bir üniversitede hukuk eğitimi alması nedeniyle adada bağlarının olduğunu ifade ediyorlar. Halil Falyalı’nın yasa dışı bahis ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla gündeme geldiğini anımsatan avukatlar, Söylemez ailesinin daha önce bu suçlarla hiç anılmadığını söylüyor.

MEHMET SENA SÖYLEMEZ HAPİSTE

Söylemez Kardeşler, Muşlu, kalabalık bir aşiretin mensubu. Aşiretin geçmişinde çok sayıda şeyh var ve seyyid olduklarını, Hazreti Hüseyin’in soyundan geldiklerini söylüyorlar.

Geçmişteki iddianamelerde Söylemez Kardeşler Çetesi’nin üç lideri olarak yer alan kardeşlerden ikisi şimdi gözaltında: Mustafa Söylemez ve Faysal Söylemez. Diğer kardeş, 1964 doğumlu Mehmet Sena Söylemez ise yaklaşık bir yıldır cezaevinde. Mehmet Sena Söylemez, 2000’li yılların başından kalan bir hapis cezası nedeniyle aranırken bir yol kontrolünde sahte kimlikle gözaltına alınmış. Götürüldüğü karakolda deneyimli bir polis memuru Mehmet Sena Söylemez’i tanımış ve cezaevine konulmuş. Avukatları Mehmet Sena Söylemez’in af kapsamına giren bir ceza nedeniyle haksız şekilde hapsedildiğini savunarak itiraz dilekçeleri veriyor.

GATA MEZUNU DOKTOR

Mehmet Sena Söylemez’in Türkiye’deki yeraltı dünyasının en ilginç karakteri olduğu söylenebilir. GATA mensubu askeri bir doktor. Yeraltında kısaca ‘Doktor’ diye anılıyor, 4 dil biliyor. Cezaevindeyken hukuk fakültesini de bitirmiş. Cezaevindeki vaktinin çoğunu kitap okuyarak geçiriyor.

Mustafa Söylemez eski bir komiser, dün gözaltına alınan Faysal Söylemez ise malulen emekli hava astsubay. Bu nedenle onlara ‘Üniformalı Çete’ denildi. 1990’larda onlara yönelik operasyonlarda da çok sayıda asker ve polis gözaltına alınmıştı.

Söylemez Kardeşler Çetesi geçmişte, adam kaçırma, cinayet, alıkoyma, tehdit gibi çok sayıda suçlamayla gündeme geldi. Kaçırdıkları iddia edilen bazı kişiler halen kayıp.

Onlar için tüm işleri değiştiren ise Bucak aşiretiyle çatışmaları oldu.

HELİKOPTERDEN LAV SİLAHLI SALDIRI PLANI

1994’te SöylemezKardeşler’in Ankara’da işlettiği ‘Rumors’ isimli diskotekte silahlar çekildi. Sedat Bucak’ın yeğeni Memduh Bucak ile iki adamı öldü. Mehmet Sena Söylemez yaralandı. İki yıl sonra Eskişehir’de cezaevinde yatan yakınlarını ziyarete giden ResulMehmet Nazır Söylemez ve şoför Ercan Akyol pusuya düşürülerek öldürüldü. Ailenin büyüklerinden Emir Söylemez ise yaralı kurtuldu. 1996’da Adana-Pozantı karayolunda çıkan çatışmadan sonra Söylemez Kardeşler Çetesi Türkiye’nin gündemine oturdu. Çetenin Sedat Bucak’ı Ankara’da helikopterden lav silahı ile ateş açarak öldürmeyi planladığı iddia edildi. Dönemin Eminönü Belediye Başkanı Ahmet Çetinsaya’ya da lav silahlı saldırı hazırlığında oldukları iddianamede yazıldı. Mehmet Sena Söylemez mahkemeye verdiği dilekçede kardeşleri Resul ve Mehmet Nazır Söylemez’i Bucak aşiretinin öldürdüğünü, Mehmet Ağar ve Sedat Bucak’ın kendilerine kumpas kurduğunu savundu.

Söylemez Kardeşler ve Bucak Aşireti arasındaki husumet bir süre sonra bitti. 2002’de Rahşan Affı’yla cezaevinden çıkan Söylemez Kardeşler, bir süre Kuzey Irak’ta faaliyetlerini sürdürdü. Oradan Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye geçtiler. 2010 yılında Bakü’de gözaltına alınıp Türkiye’ye iade edildiler. Cezaevinden çıktıktan sonra SöylemezKardeşler’in uzun sessizlik dönemi başlamıştı.

AİLESİ ORADA DEĞİLDİ

Halil Falyalı suikastından hemen sonra yayılan bazı bilgilerin doğru olmadığı da günler geçtikçe ortaya çıkıyor. Halil Falyalı’nın otelinden ailesi ile birlikte çıktığı, zırhlı aracına eşi ve çocuklarını bindirdiği, kendisinin ise zırhlı olmayan araca geçtiği yazılmıştı. Hatta ilk haberlere göre; saldırı sırasında eşi, üç çocuğu ve korumaları arkadaki zırhlı araçtaydı. Oysa cinayetten bir buçuk gün sonra KKTC Başbakanı Faiz SucuoğluKıbrıs Genç TV’de Nazar Erişkin’e yaptığı açıklamada bunun doğru olmadığını anlatmış.

Faiz Sucuoğlu şöyle diyor:

“Hiç alakası olmayan bilgiler. Arka arkaya iki ayrı araba olduğu, ailenin arkadaki arabada olduğu doğru değil. Halil Bey’e suikast sırasında ailenin orada olduğu gibi yanlış bilgiler… Çocuklar yoktu zaten. Eşi de 3-5 dakika sonra ayrı bir arabayla oraya geldi.”

Yani… Halil Falyalı, zırhlı olmayan aracıyla hiç koruması olmadan şoförüyle otelden çıkıp evine gidiyordu. Peki…

Halil Falyalı, bu ölümcül hataya nasıl düştü?

Falyalı yıllar önce Asil Nadir’in güvenlik müdürüydü. Yani koruma tedbirleri konusunda deneyimliydi. Otomobil koleksiyonu da dillere destan. Zırhlı üç aracının olduğu söyleniyor.

Bazen tehdit altındaki kişi, sürekli farklı ve bilinmeyen araçlar kullanarak saldırıdan korunmaya çalışabiliyor. Halil Falyalı da zırhlı araç ve korumalarla gezmektense farklı araçlar kullanma yoluna gitmiş olabilir. Böylece yakınındaki bir kişinin 8 Şubat akşamı kullandığı otomobili saldırganlara bildirdiği ihtimali güçleniyor. Güvenlik kameralarının görmediği kör noktada pusuyu kuranlar Falyalı’nın zırhsız bir araçta olduğunu biliyordu, muhtemelen anlık bilgi alıyorlardı. Polis, Falyalı’ya yakın kişi ya da kişilerin saldırganlara bilgi aktardığına yönelik iddiaları inceliyor.

Özellikle yasa dışı bahiste Falyalı’nın yanında çalışan isimler mercek altında. Çünkü  Falyalı’nın yönettiği Türkiye’deki milyarlarca TL’lik yasa dışı bahis ağının şifreleri ve ilişkileri onların elinde.

ANKARA’DAN TEŞEKKÜR TELEFONU İDDİASI

Acaba Halil Falyalı, 2020’deki KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nden sonra kendini güvende hissetmiş ve bu nedenle tedbirli davranmamış olabilir mi?

Adadaki seçime AKP iktidarı hiç gizlemeden yoğun bir biçimde müdahale etti. Hatta favori görünen eski Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, tehdit edildiğini açıkladı. Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) adayı Ersin Tatar, AKP iktidarının büyük desteğiyle seçimi kazandı. Bu süreçte Halil Falyalı’nınErsin Tatar’a maddi destek verdiği öne sürülüyor. Halil Falyalı’ya seçimden sonra Ankara’dan teşekkür telefonları geldiği de iddialar arasında.

Suikasttan sonra Ersin Tatar’ın Halil Falyalı için övgü dolu sözleri ve çok üzgün olduğunu ifade etmesi de yakın ilişkiyi ortaya koydu.

CENAZEDE SAF TUTANLAR

Halil Falyalı’nın cenaze töreni ise sadece yeraltı ile yerüstünün iç içe geçmişliğini gözler önüne sermiyordu, KKTC’ye reva görülen karanlık gelecek de sergileniyordu. Uyuşturucu kaçakçılığı, yasa dışı bahis başta olmak üzere pek çok suçlamanın merkezindeki  Falyalı’nın   tabutunun üzerine Türk ve KKTC bayrakları serildi. Tabutun karşısında saf tutanlar arasında Başbakan Faiz Sucuoğlu ve İçişleri Bakanı Kutlu Evren’in olduğunu söyledikten sonra zaten başka lafa gerek kalmıyor. KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınması için yapılan çağrılar da tabutla birlikte toprağa gömüldü. Böylesi bazıları için çok daha kârlıydı. [2]


Tolga Şardan | Büyüteç

Falyalı cinayeti: Bir ucu Kolombiya’da, bir ucu Yüksekova’da!

Olayın başından buyana Falyalı’nın son dönemde üzerinde daha yoğunlaştığı yasa dışı bahis konusunun cinayet sebebi olduğu ifade ediliyor. Ancak ulaştığım kimi kaynaklar, cinayet sebebinin gerçekte uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı olduğuna dikkat çekti.

Doğu Akdeniz’in yeraltı dünyasının en önemli figürlerinden Kıbrıslı Halil Falyalı’nın öldürülmesinin üzerinden bir hafta geçti bugün itibarıyla. Olayın duyulmasıyla birlikte özellikle sosyal medya üzerinden deyim yerindeyse bilgi bombardımanı başladı.
Çok farklı kanallardan, çok farklı bilgiler akmaya başladı. Cinayetin üzerinden geçen bir hafta içinde soruşturmada ortaya çıkarılan yeni gelişmeler var.

Kıbrıs’tan gelen bilgilere göre yerel polis, saldırıda kullanıldığı değerlendiren iki Kaleşnikof marka otomatik tüfekle dört şarjörü ve bir tabancayı şarjörüyle, yanı sıra 50’den fazla mermiyi olay yeri yakınında dere yatağında pazar günü buldu.

Silahlar ve mermiler balistik incelemeye alındı. Kıbrıs Polisi, balistik inceleme konusunda Türkiye’den destek alındığını belirten açıklama yayımladı. Yine Girne Alsancak’ta bir eve yapılan baskında olaya karıştıkları belirlenen iki şüpheli gözaltına alındı. Evde bir tabanca ve mermiler elde edildi. Bunlara da diğerleri gibi balistik inceleme yapılacak.

Keza İstanbul ve Kıbrıs’ta gözaltına alınan şüpheli sayısı 10’u aştı. İstanbul’da gözaltına alınanlar arasında Söylemez Kardeşler örgütünün liderleri Mustafa Söylemez ve Faysal Söylemez var. Kıbrıs’taki ise, Falyalı’nın iki koruması Türkistan Gülce ve Halil Işık şüpheli olarak polisçe gözaltına alındı.

Yine saldırının ardından suikastçıların olayın hemen ardından sürat motorlarıyla Ada’dan Türkiye’ye geçtikleri yönünde bir iddia gündeme gelmişti. Kıbrıslı gazeteci Cenk Mutluyakalı, katıldığı bir televizyon programında, Cumhurbaşkanı  Ersin Tatar’a atfen bir değerlendirme yaptı. Mutluyakalı, Tatar’ın “olay gecesi hava koşullarının Kıbrıs’tan sürat motoruyla Türkiye’ye geçişe olanak vermediğini ve sahil güvenlik birimlerinin de Ada’dan herhangi bir şüpheli deniz taşıtının ayrılmadığı” bilgisini verdiğini anlattı.

Kıbrıslı gazetecinin anlatımına bakıldığında, saldırıyı gerçekleştirenlerin o gece adadan ayrıldıkları savı geçerliliğini yitirmiş görünüyor. Aynı veriye dayanarak -her ne kadar gözaltındaki korumaların saldırıyı gerçekleştirdikleri iddiası mevcut ise de- katil zanlılarının Ada’da barındığını söylemek yanlış olmaz.

Gözaltındaki korumaların tetikçi olmaması halinde belki de asıl tetikçiler, zor olan Türkiye yolculuğu yerine daha kolay olan Güney Kıbrıs’a geçti. Bir olasılık bu elbette. Buna karşı; silahlar ile mühimmata yapılacak balistik ve parmak izi incelemeleri saldırıyla ilgili ilk fikirleri verecek kuşkusuz.

Yanı sıra iletişim sistemlerinde yapılacak incelemeler de yan delil olarak sonuca katkı yapacak. Sonuçta; cinayet soruşturması tamamlandığında Falyalı’nın neden ve kimler tarafından öldürüldüğü yargılama bitince kesinleşecek.

Olayın başından buyana Falyalı’nın son dönemde üzerinde daha yoğunlaştığı yasa dışı bahis konusunun cinayet sebebi olduğu ifade ediliyor. Ancak ulaştığım kimi kaynaklar, cinayet sebebinin gerçekte uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı olduğuna dikkat çekti.
Aldığım bilgiye göre, Falyalı Güney Amerika merkezli bir konsorsiyumun içindeydi.  Kolombiya ve Venezuela kaynaklı kokain ticaretinin Doğu Akdeniz ayağında Falyalı’nın önemli bir yeri vardı.

Fakat özellikle Türkiye’ye gönderilen 4.9 tonluk kokainin yakalanmasıyla birlikte konsosiyumda sıkıntı baş gösterdi.  Yerel taraflar ile Falyalı arasında yaklaşık 200 milyon dolarlık (günümüz kuruyla 2.7 milyar lira) itilaf oluştu.

Yakalanan uyuşturucunun yarattığı sıkıntı sonrasında yerel kaçakçılar 200 milyon dolarlık zararın karşılanmasını talep etti. Ancak Falyalı “ben de zarar ettim” diyerek zararın tazmin yolunu kapattı.

Falyalı’nın işin içinde olduğu bir başka süreç ise Türkiye bağlantılı. Kıbrıslı iş insanı, bir başka kanaldan yürüttüğü uyuşturucu sevkiyatı konusunda Yüksekovalı bir aile ile 8 milyon dolarlık (günümüz kuruyla 108 milyon lira) kaçakçılık konusunda sorun yaşadı.
Diğerine göre oldukça küçük meblağlı bu süreçte Falyalı’nın söz konusu aile ile yaşadığı problemin, cinayet sebebi olmadığı görüşü kaynaklarca aktarıldı.

Bu aşamada “Falyalı’nın ortadan kaldırılması kaybedilen parayı geri getir mi?” ya da “Falyalı yaşasaydı zararı sonraki faaliyetlerle belki de telafi edebilir miydi?” soruları aklılara gelebilir.

Hatırlatmakta fayda var; uluslararası sistem, bu tür süreçleri pek de ileriyi hedef alarak yürütmez. Bu sebeple Falyalı, gelecekte söz konusu zararı telafi edecek olsa bile uluslararası konsorsiyumlar, diğer paydaşlara gözdağı vermek amacıyla süreci sonlandırmayı tercih eder.

Türkiye’de geçmişte bu tür örnekler vardır. Yarım kalan işlerin faturası, tarafı kim olursa olsun mutlaka birilerine kesilir. Yol kazalarının bir daha yaşanmaması için!
Bir önceki Büyüteç’te ABD’nin kırmızı bültenle aradığı Falyalı’yı neden yakalamadığı ya da yakalatmadığı sorusunu sormuştum. Falyalı cinayetinin çözüme kavuşmasıyla bu sorunun yanıtını da şüphesiz öğreneceğiz.

Bir önemli nokta daha var; Falyalı gibi adı Ada’yla özdeşleşmiş, hangi taraftan olursa olsun siyasetle ve devlet yöneticileriyle sıkı fıkı, adliye ve polisle yakın bir ismin bu eylemi öğrenememesi, doğrusu bana fazlasıyla ilginç geliyor.

Doğu Akdeniz’de bu kadar güçlü bir kişinin kendisine yönelik saldırıyı keşfedememesini “güç sarhoşluğu” olarak nitelendirmek ne kadar yeterli olur? [3]


KAYNAKLAR

[1] https://www.birgun.net/haber/falyali-hikayesi-mafya-para-devlet-sizlik-376956
[2] https://www.birgun.net/haber/falyali-cinayetinde-kostebek-izleri-377056
[3] https://t24.com.tr/yazarlar/tolga-sardan-buyutec/falyali-cinayeti-bir-ucu-kolombiya-da-bir-ucu-yuksekova-da,34218
This entry was posted in ORGANİZE İŞLER, PERDE ARKASI, SUÇ DOSYALARI, TERÖR, VANDALLIK, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK. Bookmark the permalink.

1 Response to BİR MAFYA HİKÂYESİNİN PERDE ARKASI * Falyalı, Mafya-para-devlet(sizlik) * Falyalı cinayetinde köstebek izleri * Bir ucu Kolombiya’da, bir ucu Yüksekova’da!

  1. emin says:

    Önemli konulara parmak basmış …analiz in doğru olduğunu kabul ediyorum.kırmızı bültenle aranan bir kişiyi ABD Nasıl yakalamaz.Panama devlet bşk.Noriega yı yakalayıp abd ye getiren abd…..Tabiki uyuşturucuların parası CİA tarafından aklanmaktadır…..ilğinç ….??teşekkürler.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *