İRTİCA * ÇAĞDAŞLAŞMANIN VE DEMOKRASİNİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL TARİKATLAR VE CEMAATLER *7 Ardışık bölüm

Naci KAPTAN / 12 Ocak 2022

Değerli okur,

Tarikatlar ve cemaatler konusuna bir önsöz yazmam gerekti; Günümüz Türkiye’si Dünyanın en şansız ülkelerinden birisidir, bu deyişin daha hakça olması için şöyle de tanımlayabiliriz ;

Türkiye, Dünya’daki okuma yazma, eğitim, kitap ve gazete okuma oranı az olan ülkeler arasında CAHİL AYDINI en çok olan ülkelerin ileri gelenlerinden birisidir. Bu tür insanımız cahildir fakat “her bir şeyi bilirler” Okumayan, gerçekleri bilmeyen fakat aklını, beynini kirli çıkarcı siyasetçilere  ve sözde din adamlarına teslim ederek SİYASETÇİ/ÇIKARCI DİN adamlarının aklını ve deyişlerini kullananlar, iktidarın hizmetkârı olan çıkarcılarla bir bütün olarak emperyalizme hizmet ediyorlar.

Böylesi haini ve cahili çok olan bir ülke emperyal baronlar için iştah açıcıdır. Toplumun yarıya yakını kolayca kandırılabilir, aldatılabilir. Hele hele opurtünist, çıkarcı, yalancı, hileci, kumpasçı, işbirlikçi YANDAŞ/lar işbaşına getirildiğinde olay kolaylaşmıştır. Artık menüyü hazırlayabilirsiniz. Amerika’da, Avrupa’da,  Asya’da, Ortadoğu’da mükellef yemek sofralarına şayet davet edilmedi iseniz, biliniz ki O masanın menüsü sizsiniz…

Birçok ülkenin kripto odalarında Türkiye küresel emperyalizmin  ziyafet sofrasındadır ve pay edilme pazarlıkları yapılıyor. Kapitülasyonlar artık açıkça konuşuluyor. T.C. Devletinin kendisine ait hiç bir kamu kurumu, şirketi, fabrikası kalmadı. Tüm ekonomik varlıklarımız el değiştirdi ve yabancılar aldı. Kendi ülkemizde maraba olduk, çok yoksullaştık, kaç kişi bunun farkında?

Bu hafta içinde 5 bölümünü paylaşmış olduğum SESSİZ SAVAŞ ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ (NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ NASIL YÖNETİYOR başlıklı yazımda Ülkemizin NGO/STK’lar tarafından nasıl işgal edildiğini paylaşmıştım. (http://nacikaptan.com/?p=96088) Şimdi sıra emperyalizmin diğer bir aracı olan SİYASAL İSLAM’a TARİKATLARA VE CEMAATLERE geldi


BÖLÜM 1

SİYASAL İSLAMIN ÖNCÜLERİ TARİKATLAR VE CEMAATLER

Türkiye ekonomik, sosyal, kültürel işgalden başka,  güçlendirilen ve iktidar tarafından korunarak ekonomik desteklerle büyütülen TARİKAT ve CEMAATLERİN oluşturduğu SİYASAL İSLAM’ın saldırısı altındadır. Tarikatlar ve cemaatler kamu kurumlarında kadrolar alarak güçlenmişlerdir.

Bu  da yetmemiş tarikatlar ve cemaatler büyük ticaret şirketlerine dönüşmüş ve çok zenginleşmişlerdir. Diğer bir deyişle tarikatların ve cemaatlerin amacı DİN ve İNANÇ, ALLAH’ın yolundan gitmek değildir. Devlet yönetiminde güç sahibi ve zenginleşmek  amaçlarıdır.

Sağlık bakanlığında Menzilciler, Eğitim bakanlığında Işıkçılar, Bayındırlık’ta İskenderpaşacılar, İçişleri bakanlığında Nakşibendiler, Emniyet’te Hakyolcular, Ordu’da Süleymancılar, Yargı’da Süleymancılar, Menzilciler, Hakyolcular koalisyonu etkin görünüyor.

Emperyalizmin saldırısı ile ekonomisi çökertilmiş olan Türkiye şimdi de çağdaş dünya liginden en diplere itiliyor. Düşünmeyen, üretmeyen, bilimden, çağdaşlıktan, kültürden, insan haklarından, sanattan, demokrasiden, eşitlikten uzaklaştırılan bir Türkiye var. Şimdi de siyasal islamın  tarikatlar ve cemaatler tarafından yapılan sistematik saldırı ve iktidarın emperyalizme ve siyasal islama yol vermesiyle gerçekleşiyor. Hani İstanbul’un işgalinde İngiliz komiser Ryan Londra’ya çektiği telgrafta;

“İş başına öyle yöneticiler getireceğiz ki, Müslüman
gözükecekler fakat bize hizmet edecekler ” dediği gibi!!!

İşte o kişiler sanki iyi bir şeymiş gibi “BİZ BOP EŞBAŞKANIYIZ” diyenlerdir. Günümüzde iş başındadırlar. Bu eşbaşkan/lar ve partisi o kadar çok anayasal suç işlediler ki, 15 ciltlik Meydan Lourusse Ansiklopedisinin 15 bin sayfasına sığmaz. Beytülmala el attılar, devletin hazinesini boşalttılar, çaldılar, çırptılar, zimmetlerine geçirdiler, devletin/kamunun/ toplumun paralarını milyar dolarlar yurtdışına transfer ettiler. Muhalifleri terörist/fetö’cü v.b. gerçek dışı yalanlarla hapislere attılar. İnsanlar hayatlarını kaybetti, yaşamları söndü. Çok ama çok kötülükler yaptılar.  Bunları yaparken de “din, iman, Allah” dediler…Toplum çok yoksullaştı. Yaşam gücünü kaybetti. Şimdi de Türkiye arab cahiliyesi dönemine itiliyor. Toplumu dönüştürmek için öncelikle eğitimin yapılandırılması gerekiyor. Bu amaçla tarikatlar ve cemaatler koç başı görevi yapıyor.

Başta Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) olmak üzere birçok bakanlık, dini vakıf ve cemaatlerle imzalanan işbirliği anlaşmalarıyla gerici yapılanmaların güdümüne girdi. Okullaşmayı İmam hatipler üzerinden yürüten Bakanlık, Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti ve Nur Cemaati gibi oluşumlarla çok sayıda protokol imzaladı. Halen devam eden ve önümüzdeki dönemde de devam eden protokollerle eğitim, Ensar Vakfı, TÜRGEV, Birlik Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti ve Nur Cemaati gibi oluşumların güdümüne girmiş durumda.

Örnek olması için 25 Ağustos 2021 tarihli Cumhuriyet Gazetesinden;

MEB, görevini cemaatlere teslim etti!
Milli Eğitim Bakanlığı, yargı kararlarını yok sayarak dini vakıf ve cemaatlere verdiği ayrıcalıkları sürdürdü. Okulların kapısı bu yapılara ardına kadar açıldı.Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), eğitim öğrenim hizmetlerinin başka kurumlara devredilemeyeceği yönündeki yargı kararlarını yok sayarak çok sayıda dini vakıf ve cemaatle masaya oturdu.MEB’in dernek ve vakıflarla işbirliği ısrarı, TÜGVA ile imzalanan, “Sosyal, Kültürel ve Sportif Faaliyetlerin Yapılması” protokolü ile somutlaştı.Nur Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Hayrat Vakfı için de okulların kapısı ardına kadar açıldı. Vakıfla, “Osmanlı Türkçesi” bahanesiyle “Eğitimde İş Birliği Protokolü” imzalanırken vakfın MEB’e milli eğitim müdürlüğü ile koordineli çalışacağı bildirildi.MEB, çıtayı Okçular Vakfı ile yaptığı anlaşmayla daha da yükseğe koydu. Çok sayıda AKP’li ismin yönetiminde yer aldığı Okçular Vakfı ile imzalanan protokol kapsamında, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü binasında bulunan salon, vakfın kullanımına açıldı.

MEB’in dini vakıf ve derneklerle işbirliği ısrarı il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerini de cesaretlendirdi. Siverek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Nur Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Siverek Öğrenci Derneği’nin ortaokul ve lise öğrencileri için bilgi yarışması düzenleme talebine onay verdi. Dernek, 2019 yılında aldığı izin kapsamında, “Uygun görülen yer ve zamanlarda”, “Manevi içerikli” seminerler düzenledi.

Nakşibendi Tarikatı’na yakınlığıyla bilinen Server Yaşam Vakfı
Kuruluş amacı, “İslam’ı sahih kaynaklara dayalı şekilde her yıl güncel meseleler ile bağdaştırarak insanları aydınlatmak” olarak açıklanan Server Gençlik ve Spor Kulübü, 2018 ve 2019 yıllarında okullarda, “Güzel Ahlak” temalı bilgi yarışmaları düzenlerken çok sayıda öğrenci, ilçe milli eğitim müdürlükleri aracılığıyla yarışmaya katılmaya teşvik edildi.

“Devletin eğitimdeki yükünü azaltmak” gerekçesiyle dini cemaatlere yakın isimlerce kurulan vakıflara bir yenisi daha eklendi. Toplam 100 bin TL sermaye ile “Devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı faaliyet yürütmek” amacıyla kurulan Ömer Faruk Erdoğdu Eğitim ve Hizmet Vakfı, kapanma durumunda malvarlığını İsmailağa Cemaati’ne yakın Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı’na devredeceğini açıkladı.

Milli eğitim müdürlükleri tarafından okulları cemaat ve tarikatlara açan ‘Değerler Eğitimi’ protokolü kapsamında bir okul daha gerici derneğe tahsis edildi. Nakşibendi Tarikatı’na yakınlığıyla bilinen Erenköy Cemaati’nin kurduğu Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı’na bağlı Gülberenk Değerler Eğitimi Derneği’ne tahsis edilen okulda 5 ile 10 yaş arasındaki çocuklara, ‘Kovanda bal programı’ adı altında eğitim verildi. Zonguldak Milli Eğitim Müdürlüğü, Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Kız Anadolu Lisesi’ni gerici bir derneğe tahsis etti.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/meb-gorevini-cemaatlere-teslim-etti-1863304

Fetullah Gülen de böyle başlamış ve yoksul akıllı zeki çocukları IŞIK EVLERİNE toplayarak bu gençleri en güzel okullarda ve çaldığı  sınav sorularını da sınava girecek olanlara vererek bu öğrencilerin en değerli okullarda okutarak devletin köşe başlarına yerleştirmişti. Şimdi ise MEB/TARİKAT işbirliği ile ve din dersleri ağırlıklı ders programlarıyla çocuklarımız çağdaş ve bilimsel eğitimden kopartılarak yakın gelecekte toplumumuz karanlığa mahküm ediliyor.

Bu hafta Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. Sınıf öğrencisi 20 yaşındaki Enes Kara kaldığı tarikat yurdunda yaşadığı baskılara dayanamayarak intihar etti. Kara, ölümünden önce çektiği videosunda “Bulunduğum cemaat yurdunda namaz kılma ve cemaatin dersine katılmak zorunlu, verdikleri kitapları okumak zorunlu, kendim müslüman değilim, ailem bilmiyor, buradan ayrılmak istediğimi söylediğimde hayır cevabını aldım” dedi. Kara’nın babası “Manevi olarak ahiretine faydası olsun istedim. Ben 25 yıldır Risale-i Nur okuyorum. Bir zararını görmedim. Ben bu cemaatin 25 yıldır içindeyim. Biz kimseden şikayetçi değiliz” diye konuştu…

Bunlar son aylarda tarikat yurtlarından ve Kuran kurslarından gelen baskı, istismar, intihar, cinayet olaylarında buzdağının görünen kısmı. Halihazırda tarikat, cemaat, kurs yapısı altında binlerce çocuk ve genç büyük tehditler ve tehlikelerle karşı karşıya. 

İntihara sürüklenen, istismar edilen, şüpheli biçimde ölü bulunan  çocuklarla ilgili dosyalara gizlilik kararı getiriliyor ve dini çevrelerin ‘imajının’ korunması için gerekli mekanizmalar çalıştırılıyor. Şeffaflıktan uzak, denetimden kaçan, mali kaynakları şaibeli, çocukları ve gençleri kendi ideolojik ve dini görüşleri, sapkın arzuları için kullanan bu yapılar ülkenin birincil tehdididir. 

Tarikatlar ve cemaatler sadece dini ve ahlaki doktrinlerin öğretildiği yerler değil. Bunu Fethullah Gülen yapılanmasında açıkça gördük. Bu yapılar kendi siyasi emelleri için küçük yaştaki çocukların ve yoksul gençlerin beyinlerini yıkamayı ve biat kültürünü her aşamada pekiştirmeyi hesaplar. 

Tarikatlar varlıklarını güçlendirebilmek, mutlak iktidara ulaşmak için devletin ekonomik, siyasi ve güvenlik aygıtlarındaki kilit noktalarda daimi yer almayı hedefler. Bunun için soru sormayan, emirlerini derhal yerine getiren, itirazsız müritlere ihtiyaç duyar. Devletin içinin boşaltıldığı yerde tarikatlar sinsi, karanlık paralel bir iktidar mekanizmasına dönüşür. Ülkenin en acil, en ciddi güvenlik tehdidi budur. (Elçin Poyrazlar 12 Ocak 2022 Cumhuriyet)


BÖLÜM II

Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara’nın intiharıyla ilgili yeni bilgiler ortaya çıktı. Kara’nın aile baskısı sonucu kaldığı ve intihar ettiği yerin cemaat evi olduğu anlaşıldı. Dört kişiyle birlikte kaldığı Elazığ’daki evin Nur Cemaati’ne ait olduğu öğrenildi. Savcılığın olaya ilişkin soruşturması sürerken, gözler bu kez Kara’nın “baskı görüyorum” dediği cemaat evlerine çevrildi.

Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, siyasilerin kendi oy çıkarları için tarikat yurtları ve cemaat evlerine ilişkin denetim mekanizmalarını engellediğini belirterek, “Türkiye bu yapılardan kurtulmalı” dedi. Bu alandaki çalışmalarıyla tanınan gazeteci Mustafa Hoş da tarikatlar ve yurtlarının Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri olduğunu kaydetti.

Apartmanda yaşayan komşuları, 2005’ten beri bu evin cemaat tarafından kullanıldığını belirterek, başlarında “Selçuk abi” denilen kişinin bulunduğunu ifade etti.

Arkadaşlarından çağrı
Enes Kara’nın arkadaşları, olayın ardından Tıp Fakültesi önünde açıklama yaptı. Öğrenciler adına konuşan Zeynep İlayda Baykendi, Kara gibi birçok arkadaşlarının benzer durumda olduğunu belirterek, “Bir şeyler yapmak için daha kaç canımızı kaybetmemiz gerekiyor?” diye sordu. Öte yandan açıklamanın ardından gazetecilerin yanına gelen bir kişinin, “Cemaatle ilgili bir şey sormayın” dediği öğrenildi.

Gözler tarikat ve cemaat evlerinde
Antalya’da Akdeniz Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü 1. sınıf öğrencisi Mehmet Sami Tuğrul da kaçak tarikat yurdunda geçen ay, başı kesilerek öldürülmüştü. Elazığ’daki intiharın ardından gözler bu kez cemaat evlerine çevrildi.

Türkiye’de yüzlerce tarikat yurdunun yanı sıra, şu an sayısı bilinmeyen binlerce cemaat evleri bulunuyor. Daha önce Risale-i Nur Cemaati’nin İstanbul’daki bir evinde kalan bir kişi DW Türkçe’ye karşılaştıkları baskıyı anlattı.

Şu anda kamuda öğretmenlik yaptığı için kimliğinin gizlenmesini isteyen tanık, intihara sürüklenen Enes Kara’nın anlattıklarını doğrulayarak şunları kaydetti:

“Enes Kara’nın videoda anlattığı şeylerin hepsi doğrudur. Hatta anlattıklarından çok daha fazlası var. Cemaat evlerindeki hayatımızın tamamı kontrol altındaydı. Arkadaşlarımız, çevremiz, ailelerimiz ve ilişki kurduğumuz herkes sorgulanıyordu. Her evin bir sorumlusu vardı. Bunlara ev imamı, ev abisi, ev ablası deniyordu. Cep telefonlarımızı açıp, içindeki her şeyi kontrol ediyorlardı. Bunu ben çok kez yaşadım. Mesajlarımız okunuyordu. Annemizin, babamızın, misafirimizin eve gelmesi yasaktı. Dışarıdan kimsenin gelmesine izin verilmiyor. Bu evlerde en az dört, en fazla altı kişi ile cemaatin imamı kalıyordu. Mesela evin aylık masrafı 5 bin lira ise bizden aylık 500 lira katkı alıyorlardı. Bu da hem ekonomik durumu kötü olan ailelere hem öğrencilere cazip geliyordu.”

‘En büyük sorun tarikatlar ve yurtları’

Tarikatlar ve bunlara bağlı yurtlarda yaşanan olaylar üzerindeki çalışmalarıyla tanınan gazeteci Mustafa Hoş, konuyu DW Türkçe’ye şöyle değerlendirdi:

“Türkiye’nin en büyük sorunlardan bir tanesi, tarikatlar ve tarikatların elindeki yurtlar meselesidir. Çünkü Türkiye’de 40’a yakın tarikat ve bunların 400’e yakın kolu bulunuyor. Sadece İstanbul’da 448 tekke faaliyette bulunuyor. Tarikatlara ilişkin bir düzenleme yok. 1924’te tekke ve zaviyeler yasaklanmıştı. Ama bir fiili durum var ve faaliyetlerini yürütüyorlar.”

Gazeteci Hoş, tarikat yurtları ve cemaat evlerinin denetlenmediğini, burada kalan çocukları esir olarak gördüğünü kaydetti. En önemli sorunun tarikatların elinde bulunan yurtlar olduğunu ifade eden Hoş, “Bu yurtların birçoğu denetlenmiyor. Yine aynı zamanda tarikatların elinde bulunan öğrenci evleri var. Bunların hiçbir yasal statüsü yok. Türkiye’de bir milyonu aşkın çocuğun tarikat yurtlarında kaldığı biliniyor” dedi. [1]


FETÖ’den geriye kalan milyarlarca dolarlık menkul ve gayrimenkul pastasının paylaşımının yanı sıra yine FETÖ’nün tasfiyesiyle muhafazakâr kesimdeki oluşan boşluklar mevcut tarikat ve cemaatlerin iştahını kabarttı doğal olarak. Temelde din ekseninde yapılanan cemaatler ile tarikatları birbirinden ayıran basit bir organizasyon farkı vardır.

Şöyle ki, tarikatlar, lider konumundaki bir şeyh ile hemen altındaki müritlerinden oluşur. Şeyh ile müritler arasında ara kademe yönetici pek görülmez. Mesajlar ve talimatlar doğrudan şeyh ve görevlendirdiği kimi kişiler aracılığıyla tabana yansıtılır. Tarikatlar, yatay biçimde büyür ve genişler.

Cemaatler ise, tarikatların aksine dikey gelişen ve büyüyen bir organizasyondur. Cemaat lideri ile müritler arasında çeşitli ara kademe makamları ve yöneticileri mevcuttur. Hiyerarşik bir sistem içinde cemaat faaliyetleri yürütülür.

Devleti yönetenleri yönetiyorlar!
Böylelikle cemaat / tarikat tanımlamalarına göre “kulağa daha hoş gelen” ve toplum içinde “daha sevecen / sevimli” biçimlendirmeyi sağlayacak “inanç grubu” olarak tanımlanmaya başlanan bu yapılanmalar yavaş yavaş devlet yönetiminde söz sahibi olmaya başladılar.

Hatta öyle ki, mesela Sağlık Bakanlığı AKP iktidarının en başından beri Menzil tarikatının kontrolündeydi. Halen de bu durum devam ediyor. Benzer biçimde TSK, adliye, mülkiye ve emniyet kadrolarında pek çok devlet görevlisi, liyakat yerine tarikat ve cemaatlerden gelen referansları kullanarak kendilerine yer buluyorlar.

Her ne kadar İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, hafta başındaki sosyal medya paylaşımında “herhangi bir inanç grubunun, devletin bir takım noktalarını yönettiği ve sızdığı değerlendirmeleri”ni “yalan” olarak nitelese de, durum gerçekte pek de öyle değil.

Tek bir bakanlık, tek bir kurum değil. İmza atılan binlerce atama ve tayin kararında, kimlere, kimlerden gelen referanslarla görev verildiğini aslında herkes biliyor. Bir “sızmadan” söz etmek de mümkün değil. Tarikat ve cemaatler, aleni bir yapılanma söz konusu olan.

Bürokrasi artık siyaset ya da devletin kendisinden ziyade tarikat ve cemaatlerden gelen referanslarla oluşturuluyor. Tarikat ve cemaatler kendilerinden oluşan siyasi parti çatısı altında ülkeyi doğrudan yönetmek yerine kendilerine yakın ideolojiyi benimseyen kamu görevlilerini yöneterek dolaylı biçimde yönetime etki etmeye çalışıyor.

Sonuçta tarikat ve cemaatler, zorlu siyaset yolu yerine daha kolay ve etkin bir yol izliyor. Dini kullanarak toplum içinde genişlettikleri etki alanlarıyla her geçen gün daha lüks, daha ihtişamlı, daha zengin, parayla oynayan “inanç yapılarına” dönüştüler.

Gerek faaliyetleri, gerek devlet içindeki etkinlikleri, gerekse paraya hükmetmedeki artan istekleriyle her birinin yeni FETÖ olması riski kaçınılmaz hale geliyor. 1925’ten bu yana Türkiye’nin hukuk mevzuatı içinde yer alan ve tekke, zaviye ile türbelerin kapatılması hakkındaki yasanın tarikat ve cemaatlerle mücadelede devlete yetki vermesine rağmen[2]


BÖLÜM III

29 yıl imamlık yapan Tekeci, cemaatler, tarikatlar ve şeyhlerin içyüzünü anlattı:

Tekeci, “Bütün şeyhler, tarikatlar, cemaatler sahtedir. Buralarda tecavüz ve taciz vardır. Tacizin ana kaynağı sadece tarikatlar değil, Kuran kursları, yurtlar ve cemaatlerdir” dedi.

29 yıl imamlık yapan “Allah’ı Arayan İmam” ve “Labirentten Çıkış” adlı kitabın yazarı Mehmet Tekeci, cemaatler, tarikatlar ve şeyhlerin içyüzünü Cumhuriyet’e anlattı. 10 yıl boyunca tarikat ve cemaatler içerisinde yer alan ve şeyh yardımcılığına kadar yükselen Tekeci,

“Bütün şeyhler, tarikatlar, cemaatler sahtedir. Buralarda tecavüz ve taciz vardır. Tacizin ana kaynağı sadece tarikatlar değil, kuran kursları, yurtlar ve cemaatlerdir. Bunlar din pazarlayan, namussuz, ahlaksız insanlardır. Ben bunların hepsini gördüm ve yaşadım”  dedi.

Tekeci, ayrıca mahallelerde açılan “sübyan mektepleri”nin ne kadar tehlikeli olduğunu, devlet kurumlarının hangi cemaat ve tarikatlara paylaştırıldığını detaylarıyla anlattı.

– Sizi tanıyabilir miyim? En son hangi görevdeyken ayrıldınız?

1965 yılında Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde doğdum. İlkokulu köyümde, ortaokul ve liseyi Kastamonu İmam Hatip Lisesi’nde okudum. 6 yaşında köy imamında Kuran okumaya başladım. İlkokul bittikten sonra ailem beni ‘gavur’ okulu diye ortaokula göndermedi. Bir Kuran kursuna gönderdiler. Hayatımın en karanlık ve acı dolu günleridir. Ailemden habersiz parasız yatılı sınavlarına girerek ve din eğitimi de veriliyor diye ailemi imam hatibe gitmeye ikna ederek okumaya başladım. İmam hatip benim için bir kurtuluştu. 29 yıl çeşitli yerlerde din görevlisi olarak görev yaptım ve 2013 yılında siyasi iktidarın dini kullanması ve camilere siyasetin girmesinden rahatsız olarak emekli oldum. Allah’ı Arayan İmam ve Labirentten Çıkış isimli iki kitabın yazarıyım.

– Hangi yıllarda tarikat ve cemaatin içinde yer aldınız? Nerede ve kaç yıl onlarla kaldınız?

Göreve ilk başladığım 1985 yılında bize tavsiye edilen tek kaynak Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihal kitabı idi. Diyanet, imam atamalarını ve bütün din işlerini bu kitaba bakarak yapardı. 1995’li yıllara geldiğimizde kafamda ciddi sorular oluşmaya ve cevaplarını bulamamaya başladım. O yüzden bu sorulara cevap bulabilirim düşüncesi ile tarikata girdim. 10 yıl tarikatın içinde kaldım. Mensup olduğum tarikatın şeyhinin ildeki görevlisiydim.

Ancak aradığım hiçbir şeyin cevabını bulamadım. Tamamen rüyalara dayalı ve adına maneviyat denilen hurafelerden başka bir şey yoktu. Mensup olduğumuz tarikatın şeyhi Kuran ayetlerini bile yanlış okurdu ancak bir hikmeti vardır diye bir şey söyleyemezdik. Daha fazla orada durmamın bir anlamı kalmadığına 2005 yılında karar verdim ve ayrıldım.

– Neden tarikat ve cemaatlerden ayrıldınız?

Dine ait hiçbir şey yok aslında buralarda. Her tarikatın derneği ya da vakfı var. Onlara bağlı olanlar ciddi bir para kaynağı. Sorgulamadan gidilen bu sadakat anlayışı içinde “Allah rızası için” denilerek sizden ciddi bir kaynak sağlanmakta. Orada özellikle zikir ortamında oluşturulan yapmacık illüzyon daha sonra cazibesini yitiriyor etrafınıza bakmaya başlıyorsunuz. Oradaki ruhsal olarak sömürülüyor, maddi olarak sömürülüyor. Bugün fakir olan, dünyalığı olmayan tek bir tarikat ve cemaat şeyhi yoktur. Tamamı saltanat içinde Karun gibi hayat sürmektedir.

– Yurtlar tehlikeli mi? Kapatılmalı mı?

Yurtlar ve kurslar çok tehlikelidir ve istisnasız ilk ve ortaöğrenim öğrencileri için açılan bütün kurs ve yurtlar kapatılmalıdır. Adana’da yurtta yanarak ölen kız çocuklarımız, Ensar Vakfı’nda tecavüze uğrayan erkek öğrencilerimiz, Fıkıh-Der’de tecavüze uğrayan öğrencilerimiz, tarikat şeyhleri tarafından taciz ve tecavüz edilen çocuklarımız ve kadınlarımız sadece foseptikten sokağa taşan damlacıklardır.

Duyduğumuz koku budur. Bu vesile ile anaokulu adı altında her mahallede açılan “sübyan mekteplerine” de dikkatinizi çekmek isterim. Buralarda barındırılan küçük çocuklarımız çok büyük tehlike altındadır. Bu çocuklarımız geleceğin cemaat ve tarikatlarına altyapı olarak hazırlanmaktadır. Buralardan mezun olan kız çocuklarımızın mezuniyet törenlerinde genellikle gelinlik giydirilerek beyinlerine gönderilen mesaj çok önemlidir. Ülkemizde durmadan yükselişte olan “çocuk gelinler” olayının temelleri yıllarca ekilen bu tohumların bir izdüşümüdür.

– En son yaşanan olay gibi taciz ve tecavüz olayları yaşanıyor mu?

Buralarda verilen eğitimlerde öğrenci ile öğretici baş başa kalabilmektedir. Özellikle ezber derslerinde bu daha çok yapılmaktadır. İşte o odada neler olduğunu ve ne yaşandığını çocuk cesaretini toplayıp ya da dayanılmaz noktaya gelip anlattığında öğrenebiliyoruz. Bu zamana kadar tarikat ve cemaatlerde ortaya çıkan olaylar, kurs ve yurtlarda taciz ve tecavüze uğrayan çocukların haberleri aslında buralarda ne kadar karanlık ve ahlaksız işlerin döndüğünü net bir şekilde ortaya koymaktadır.

– Tarikatları nasıl yorumluyorsunuz? Onlar dini kullanıyor mu? Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı mı?

Tarikatlar Kuran ayetlerine takla atlattıran, onlara akla ve hayale gelmeyen anlamlar katarak metafizik kavramlar ve soyut anlatımlarla ispatlanması mümkün olmayan rüyalara dayalı bir din oluşturmuşlardır. Tarikatların iki sermayesi vardır: Sadakat ve cehalettir. Tarikatların yüzde 90’ı Türkiye’yi “dar-ül harp” olarak görmektedir. Yani yarın ellerine fırsat geçtiğinde “savaşılacak devlet” demektir bu. Kısaca cemaat ve tarikatlara göre Türkiye’de mevcut ne varsa ganimettir ve hangi yolla olursa olsun onlara helaldir. Asıl vahim olan budur. Siyasal İslamın Atatürk’ün kurup yoktan var ettiği bu ülkenin ne kadar kazanımları varsa teker teker yok etmek, ellerine geçirmek için her hileye başvurmaları bundandır.

– Devlet tarikatlara mı emanet ediliyor?

Türkiye Cumhuriyeti sıradan bir Ortadoğu ülkesi değildir. 29 Ekim 1923 yılında atılan bu ülkenin temellerini Mustafa Kemal Atatürk sağlam atmıştır. Bu ülke hiçbir zaman bir din devleti olmayacaktır. Bu ülke hiçbir zaman şeyhlerin ve dervişlerin yönettiği bir ülke olmayacaktır. Zira bu ülkenin bütün ayarları Atatürk tarafından “muasır medeniyet”e göre ayarlanmıştır.

Tarikatlar arasında görev taksimi 1970’li yıllarda yapılmıştır. Dershane ve özel okullar Fethullahçılara, Kuran kursları ve yatılı yurtlar Süleymancılara, Arapça ve medreseler İsmailağa cemaatine, Adıyaman cemaatine ise hastane ve sağlık sektörü pay edilmiştir.[3]


BÖLÜM IV

Tarikatlar, cemaatler ve çocuk istismarı-1: Büyük bariyer: Biat ve itaat

Tarikatlar ve cemaatler kendi içine kapalı yapılardır. Dergâhlarda, tekkelerde, kapalı kapılar arkasında neler yapıldığı dışarıya sızmaz. Ayinleri, zikirleri, sohbetleri her zaman kendi içinde yaşanır. Onun için de ortaya çıkan Uşşaki tarikatı şeyhi Fatih Nurullah’ın iki kız çocuğuna cinsel istismarı toplumda tepki ve öfke uyandırdı.

Özellikle toplumlarda güven verici olarak kabul edilen din adamlığı gibi, öğretmenlik gibi işlerde çalışanların karıştığı cinsel istismar olaylarının nefret uyandırdığı açıktır. Ama elbette bu ilk değildi. Ensar Vakfı’nda yaşanan cinsel istismar olayları unutulmadı. Giderek erkek ve kız çocuklarının kimi zaman yatılı okullarında, yatılı kurslarında yaşanan bu tür nefret uyandıran olaylar neden din gibi kutsal bir perdenin arkasında yaşanıyor?

Neden bu hacısı, hocası, şeyhi kızların kaç yaşında evlenebileceği ile bu denli ilgili? Neden 10 yaşında, 12 yaşında kızlarla evlenilebileceği bu çevrelerin sürekli derdi oluyor? Toplumu sarsan bu olaylar “tek tük olan sapıklıklar mı” yoksa yaygın bir toplumsal ahlak çöküntüsü mü? Üzerinde durulması gereken de bu.

SUSMAYA ZORLANIR
‘Çocuk “açıklama tehdidiyle” ya da korkutularak susmaya zorlanıyor!’

İstismara uğrayan çocuk asıl kendini suçlar. Böylece, cinsel istismar çocuk için kalıcı bir travmaya dönüşür. Çocuk içine çekilir. Arkadaşlarından uzaklaşır. Önceden ilgi duyduğu şeylere ilgisini kaybetmiştir. Uykuları bozulur, neşesizdir, keyifsizdir, okulda aldığı notlar düşer. Doğal bir içgüdü olan cinsellik çocuk için bir karabasana dönüşür.

YASAKLANAN CİNSELLİK YOLUNDAN SAPAR
Cinsel içgüdü, her insanın doğuşundan başlayarak gelişen bir yaşam kaynağı. Üç temel içgüden birisi. Korunma içgüdüsü, beslenme içgüdüsü, çoğalma içgüdüsü. İlk ikisi hayatta kalmayı, üçüncüsü ise türün devamını sağlayan içgüdüler. Cinsel içgüdü doğuşta var ama cinsel gelişim ergenlikle ortaya çıkıyor. Ergenlerin cinsel uyanışla tanışması onun için sancılı. Karşı cinsle artık daha farklı bir konuma gelen ergen, beğenilmek istiyor. Erişkin ise artık cinselliğini fark etmiş, onu nasıl yaşayacağını öğrenmiş olmalı. Bütün uygar ülkelerin küçük yaşlardan başlayarak “cinsel eğitim” vermeleri bu geçişi kolaylaştırmak için. Bu eğitimden yoksun erişkinler, cinselliği tabu gören, yasaklayan toplumlarda cinsel dürtülerini kontrol edemiyor. Bu nedenle de tacizler, tecavüzler, sapkınlıklar yaşanıyor.

Çocukların cinsel istismarı da bu sapkınlıkların en nefret uyandıran alanında yer alıyor. Psikiyatri terimi olarak “pedofili”, iyi bilinen bir sapkınlık. Bir erişkin tarafından cinsel obje olarak kullanılan erkek ya da kız çocuğu, ne olduğunu kimi zaman anlamayarak, anlasa da karşı çıkmaya cesaret edemeyerek olayı yaşıyor. Çoğu kez bu olayı yaşayan çocuk, “açıklama tehdidiyle” ya da korkutularak susmaya zorlanıyor. Olayların suskunlukla kapalı kalması bu yollarla sağlanıyor. Eğer bu taciz, güvenilen bir kişi tarafından yapılıyorsa çocuk için açıklamak daha da zorlaşıyor. Bir hoca, bir şeyh, bir eğitmen toplumun saygı duyduğu bir kişidir. Tarikatlarda, cemaatlerde ise çoğu kez çocuğun ailesi de o çevrenin içindedir. Çocuk, bu çevrede uğradığı tacizi açıkladığı zaman karşılaşacağı tepkiden de çekinir. Bu olaylarda çocukların yakın çevreleri tarafından suçlandıkları çoğu kez görülür. Çocuk bu olayda asıl kendini suçlamaktadır.

Böylece, cinsel istismar çocuk için kalıcı bir travmaya dönüşür. Çocuk içine çekilir. Arkadaşlarından uzaklaşır. Önceden ilgi duyduğu şeylere ilgisini kaybetmiştir. Uykuları bozulur, neşesizdir, keyifsizdir, okulda aldığı notlar düşer. Doğal bir içgüdü olan cinsellik çocuk için bir karabasana dönüşür. Bu olayları yaşayan çocukların tam bir sosyal ve psikolojik desteğe gereksinmesi vardır. Çocuk için bu destek verilmezse olay kalıcı hasara dönüşür. Çocuğun sosyal hayatı zarar görür, cinsel hayatı sakatlanır.

Cinselliği tabu kılan, yasaklayan bütün sistemler, onun normal yolundan sapmasına neden olur. Kiliselerdeki koro çocuklarına yapılan rahip tacizleri de bu nedenledir. Normal cinsel hayatı yasaklanan rahipler, ergen yaştaki koro çocuklarına karşı bu sapık ilgiyle benzer olaylara yol açarlar. Bu olayların kitapları yazılmıştır, filmleri çekilmiştir. Bizim kapalı kültürümüzde ise bu olaylar, çoğunlukla saklanır, kapalı kapılar arkasında kalır. İstismara uğrayan çocuklar da her türlü destekten yoksun kendi trajedilerini yaşarlar.

BİLİNENDEN DAHA ÇOK
Cinsel istismar olaylarının aslında ortaya çıkandan çok daha fazlasının yaşandığı bir gerçek. Çocukların maruz kaldığı cinsel istismarlar olsun, erişkinlere yapılan tecavüzler olsun çok kere yaşayanların açıklayamadığı suçlar. Açıklarsa kendisinin suçlanacağı korkusu bu olaylara uğrayanları suskunluğa yöneltiyor. Aile içinde yaşananlar, bütün ailenin zarar göreceği korkusuyla kapatılıyor.

Ensest. Yani cinsel ilişki kurması yasak olan yakınlar arasında yaşananlar bilinenin çok üstünde olduğu halde suskunlukla kapatılıyor. Tarikatlar ve cemaatler gibi kapalı yapılarda yaşananlar da çoğu kez ortaya çıkmadan kapatılıyor. Bu yapıların öğretisindeki “biat – itaat” ekseni, yaşananlar açıklamanın önündeki büyük bariyer. Temelinde “kutsallık” bulunan, yapılan işleri “kutsala hizmet” olarak niteleyen öğreti, bu işlerin başındaki kişileri de “kutsal rehber” kabul ettiği için dışarıya taşınan her şikâyet “kutsala saygısızlık” içine giriyor. Cinsel istismar olaylarının gizli kalmasında en büyük pay bu öğretinindir. “Kutsallık” olgusu sadece tarikatların, cemaatlerin içinde kalmayacak, siyasete de taşınacaktır. Sağda siyaset yapan bütün partilerin zaman zaman gizli, zaman zaman açık ilişkiler kurduğu tarikatlar ve cemaatler bu parti liderlerine “kutsallık” atfederek kendi topluluklarını etkileyeceklerdir. Bu “kutsallık” kavramı, aslında pek çok olayı açıklar.

GÜÇLERİ GİZLİLİKLERİNDE
Bu kapalı yapıların bütün gücü “gizliliklerinde” yatar. Ruhani sırlar sadece tarikatın – cemaatin en üstünde yer alan “mürşit” tarafından bilinir. O büyük şeyh, müritlerine sadece bilmeleri gerekeni açıklar. Kıdemliler derece derece şeyhe yakınlıklarına göre konumlanırlar. Kıdemsiz dervişler sadece soru sormadan hizmet etmekle yükümlüdür. Bu yapılarda “ruhani sır” öğretinin odağıdır. “Sır” aslında bilinmeyendir.

Tarikatların, cemaatlerin müritleri, bu sırrı bilen “şeyh – hoca – mürşit”in peşinde giden kullardır. İşte bu “kulluk kölelik” olgusu, bu gizlenen bilgilerin, ruhani sırların koruyuculuğunda dayanır. Osmanlı İmparatorluğu’nun her döneminde etkili olan tarikatlar ve cemaatler hep bu “gizli gücün koruyuculuğu” ile varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi de bu gizliliğin korunması için engellenmiştir. Hatta 1726’da kabul edilen matbaa ancak Kuran’ın basılmaması koşuluyla izin alabilmiştir. Gizlilik, saklanan bilgi, ruhani sır tarikatlarla cemaatlerin temel gücüdür. Bilgi açıklığı, paylaşılan bilgi, laik eğitim onun için tarikatlarla cemaatlerin düşman saydığı işlerdir. Çünkü bu yolla ellerindeki yönetme gücünü kaybedeceklerdir.

BİZİM ASIL FELAKETİMİZ
Bizim asıl felaketimiz, Batı toplumlarının ortaçağda yaşadıkları “dogma egemenliği”ni günümüzde yaşamaya zorlanmamızdır. Batı, ortaçağda kiliselerin dogmalarının egemenliğini yaşadı. Galile gibi akılcı bilginin temsilcileri engizisyon mahkemelerinde hesap verdi. Giordiano Bruna yakılarak öldürüldü. Ama Batı uygarlığı Rönesans ve Aydınlanma ile bu engelleri aştı. Laik yaşamın, laik eğitimin değerini anladı. Çağdaş, uygar toplumlar yaratmayı başardı. Ne yazık ki biz bugün bu ortaçağ zihniyetini kabule zorlanıyoruz. Tarikatlar ve cemaatler yaşamın her alanına egemen kılınıyor. Onları koruyan, besleyen, büyüten siyasal iktidar bu ortaçağ karanlığını ülkeye egemen kılmak için var gücüyle desteğini sürdürüyor. Bizim asıl felaketimiz, Batı’nın yüzyıllar önce yaşadığı karanlıklara bizim bugün sürüklenmemizdir.

ELBETTE BUNU KABUL ETMEYECEĞİZ
Bu toplumda bunu kabul etmeyecek güçlerimiz de var. Aydınlanma ile özgür aklın rehberliğini anlamış, ülkenin çağdaş uygarlık yolunda yürümesi için azmetmiş milyonlarımız var. Elbette tarikatlarla cemaatler de bunu biliyorlar. Çocuklara yönelik Kuran kursları yoluyla, hafızlık eğitimiyle yapmaya çalıştıkları işte bu Aydınlanma ilkelerini etkisiz kılmak, kendi öğretilerinin egemenliğini sağlamak. Ama yaratmaya çalıştıkları bu yeni Ortaçağ, tarihin doğal akışıyla başarısız kalacaktır. Belki bir zaman kaybı olacak, bu da toplum deneyiminin öğretici bir örneği olacaktır. Tarihin bütün bağnaz din yönetimleri ortadan kalkmıştır. Aklın gücünü temsil eden toplumların önünde hiç bir engel tutunamaz. Bunu bizim toplumuzda da göreceğiz. Yeter ki bilelim, anlayalım ve kararlı olarak hedeflerimize yürüyelim.  [4]


BÖLÜM V

Türkiye’de “şirketleşen” tarikat ve cemaatler
Türkiye’de aktif 30 tarikat ve cemaat bulunuyor. Bunlarla organik bağı olan vatandaş sayısı 2,6 milyon. Başlıca gelir kaynakları, bünyelerindeki işletmeler ve bağışlar olan bu oluşumların “şirketleştiği” görüşü hâkim.

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin kanun 30 Kasım 1925’te yürürlüğe girse de, Türkiye’de pek çok tarikat ve cemaat faaliyetlerine devam ediyor.

Eğitim politikası uzmanı Prof. Dr. Esergül Balcı’nın 2018’de hazırladığı rapora göre, Türkiye’de 2,6 milyondan fazla kişinin bir tarikat ya da cemaatle organik bağı bulunuyor. Bir tarikat ya da cemaatin mensubu olduğunu ifade edenlerin yüzde dokuzu, “ılımlı İslam” tabirini reddediyor ve İslam’ın özünün cihat olduğuna inanıyor.

Balcı’nın saha çalışmasına göre, Türkiye’de belli başlı 30 tarikat ve onlara bağlı 400 kol bulunuyor. Sadece İstanbul’da açıktan faaliyet yürüten tekke sayısı 445.

Siirt, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Van, Hakkari, Şırnak, Ağrı, Muş, Bitlis, Gaziantep ve Şanlıurfa’da ise cemaat ve tarikatlara ait 800’ün üzerinde faal medrese bulunuyor. Araştırmada ayrıca, İstanbul’da “apartman medresesi” olarak kullanılan yer sayısının bilinmediği belirtiliyor.

Rapor, AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte şehir merkezlerindeki medreselerin sayısının hızla arttığına, özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde Kuran kurslarının artık dernek çatısı altında faaliyetlerini sürdürdüğüne dikkat çekiyor.

“10 bin özel okulun üçte biri tarikatlarla ilişkili”

Tarikat ve cemaatlerin örgütlenme ya da taraftar kazanmak için kullandığı yöntemlerden biri eğitim kurumları açmak. Gülen yapılanması da lise, üniversite ve dershaneleriyle kendisine pek çok taraftar bulmuş, sonrasında bu öğrencileri bürokrasinin içine yerleştirmişti.

Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 10 bin 53 özel öğretim kurumu bulunuyor. Balcı’nın raporuna göre, bu kurumların üçte biri bir tarikat ya da cemaat ile bağlantılı. Tarikat ve cemaatlerle bağı olan okullarda öğrenim gören öğrenci sayısıysa 210 binin üzerinde.

AKP hükümeti 2014 yılında kanun değişikliği yaparak özel okullarda öğrenim gören öğrencilere eğitim desteği vermeye başlamıştı. Buna göre 2 bin 500 ile 3 bin lira arasında destek alacak öğrenci sayısının her yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nca belirlenmesine karar verildi.

Kanun değişikliğinin yapıldığı ilk yıl destek verilecek öğrenci sayısı 250 bin olarak belirlenmişti. Balcı’nın raporuna göre tarikat ve cemaatlere ait özel okullarda okuyan öğrenciler için devlet 898 milyon 800 bin lira ödedi.

Yine rapora göre Türkiye’deki dört binin üzerindeki özel öğrenci yurdunun 2 bin 480’i de bir tarikat ya da cemaat ile bağlantılı. Türkiye’de faal olan başlıca tarikatlar Nakşibendilik, Kadirilik, Rufailik, Mevlevilik ve Halvetilik olarak sıralanıyor.

Bunlardan en kalabalığı olan Nakşibendiler; Menzil, İsmail Ağa, İskenderpaşa ve Erenköy Cemaati çatısı altında dört farklı kolda faaliyet yürütüyor.

Diğer büyük cemaatlerden Süleymancılar, Işıkçılar ve Nur Cemaati ise Nakşibendilikten ayrılıp cemaatleşen yapılar. Nur Cemaati’nin kendi içerisinde 44 ayrı kolu bulunuyor. Gülen yapılanması ise Nurcuların kollarından biri.

İlahiyatçılara göre, cemaatler modern zamanlarda ortaya çıkan yapılar. Tarikatlar ise kökenlerini mutlaka Muhammed Peygamber’e dayandırıyor.

“Tarikatların uymak zorunda olduğu ilkeler var”

İslam tarihi üzerine araştırmalar yapan yazar Aydın Tonga, “tarikat”ın Allah’a ulaşmak için izlenen yol anlamına geldiğini söylüyor. DW Türkçe’ye konuşan Tonga, buna bağlı olarak tarikatların uymak zorunda olduğu ilkeler zinciri bulunduğunu söylüyor. Bunlardan en bilineni ise dünya nimetlerinden kendini soyutlamak ve dinin tüm emir ve yasaklarını yerine getirmek.

Fakat günümüz Türkiyesi’ndeki tarikat ve cemaatlerde bunu görmek pek mümkün değil. Özellikle “Zenginler tarikatı olarak” bilinen Erenköy Cemaati, Süleymancılar, Menzil ve pek çok tarikatta, iş ve çıkar ilişkileri bulunuyor. Bu cemaat ve tarikatlara ait şirketler, hastaneler, özel okullar mevcut.

Gelir kaynağı şirketler ve bağışlar

Uzmanlar ve eski müritlere göre tarikat ve cemaatlerin en önemli gelir kaynağıysa bünyesinde bulunan işletmeler ve bağışlar. Kimi tarikat ve cemaatler müritlerine iş imkanı sunuyor ve kazancından pay alıyor. Kimileriyse belirli aralıklarla müritlerinden bağış topluyor. Ancak pek çok tarikat ve cemaatin iş kurduğu ve buradan elde edilen gelirleri kaynak olarak kullandığı biliniyor.

Yazar Tonga, “Tarikatlar, geldiği nokta itibariyle yola çıkış amacından uzaklaşmış, dahası kendi tarihlerine ihanet edercesine şirketleşmişlerdir” diyor.

“Kendilerini gizleme gereği duymuyorlar”

Meslektaşı Barış Pehlivan ile birlikte “Metastaz” adlı bir kitap kaleme alan gazeteci Barış Terkoğlu, Menzil’i en büyük kitlesel tarikatlardan biri olarak tanımlıyor.

DW Türkçe’ye Menzil’i anlatan Terkoğlu, bu tarikatın müritlerinin, bürokrasi içerisinde açık, kendilerini saklamadan var olabildiklerini öne sürüyor. Menzil tarikatı mensuplarının özellikle Sağlık Bakanlığı, Jandarma ve Gülen yapılanmasından boşalan emniyet teşkilatı içerisinde örgütlenmiş durumda olduğunu belirtiyor.

Terkoğlu’na göre İskenderpaşa Cemaati de yüksek yargı içerisinde örgütlü.

Anayasa Mahkemesi 2016’da tutuklu gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül için hak ihlali kararı vermişti. O dönemde hükümete yakın gazeteler, AYM Başkanı Zühtü Arslan’ı karar nedeniyle eleştirmiş, hatta bazıları Gülen yapılanması mensubu olduğunu iddia etmiş. Akit yazarı Faruk Köse ise Twitter hesabından Arslan için şunları yazmıştı: “Zühtü Abi’yi siyasal bilgiler fakültesinden tanırım. Milli Görüş/İskenderpaşa çizgisinden gelir. Hak Yol Vakfı’na bağlı evlerde bir yıl birlikte kaldık.”

Tarikat ve cemaatler, yaygın olarak iki farklı yöntemle örgütleniyor. Birincisi, sahibi oldukları eğitim kurumları aracılığıyla; ikincisiyse boşluğa düşmüş, suça karışmış insanların arınmak için başvurdukları yerler olarak.

“Sığınacak liman arıyordum”

34 yaşındaki İstanbullu S.A. da onlardan biri. Yaklaşık üç yıl uyuşturucu kullanan S.A., madde bağımlılığından kurtulmak istediği bir dönemde Halveti tarikatının kollarından birine dahil olmuş. Bir arkadaşı aracılığıyla Üsküdar’daki dergâha gitmeye başlayan S.A., “Boşluktaydım. Sığınacak bir liman arıyordum. İnançlı biri de değildim. Ancak dergâhtaki zikir ve ambiyans beni çok etkiledi, her hafta gitmeye başladım” diyor.

S.A., tarikat liderinin müritlerin tümünün hayatını kontrol ettiğini anlatıyor: “İş değişikliği mi yapacaksınız? Ya da sevgilinizle evlenmeye karar verdiniz. Önce ona sormak, onayını almak zorundasınız. Gördüğünüz rüyaları mutlaka kendisine sorup ne anlama geldiğini öğrenmek ve hayatınızı da ona göre şekillendirmek zorundasınız. Saygıda kusur edemez, onu adeta bir peygamber gibi görmek zorundasınız. Ağzından çıkacak her kelam kanun niteliğindedir.”

Peki, tarikat ve cemaatler İslam dinine uygun mu? Sorunun yanıtını ilahiyatçı Cemil Kılıç veriyor. DW Türkçe’ye konuşan Kılıç, “Kuran’da kesin ve net olarak ‘Sakın fırkalaşmayın, grup grup ayrılmayın, Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, gruplaşanlardan olmayın’ diye ayet var” diyor. Kılıç’a göre gruplaşmak, cemaatleşmek aslında Kuran’ın kabul etmediği, reddettiği bir yol. [5]


BÖLÜM VI

Tekeller ve tarikatlar yönetimi: İşte Yeni Türkiye’nin gerçeği

AKP’yi ayakta tutan iki temel güç var; tekeller ve tarikatlar. Bu iki güç AKP iktidarı altında kârlarını ve servetlerini katlayarak büyüyor. Büyük tekeller kârlarına kâr katarken, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra devlette Fethullahçıların boşalttığı yerleri alan diğer Nakşibendi tarikatı türevleri de hızla birer holdinge dönüşüyor. İşte devletteki son tarikat dağılımı haritası

AKP’yi ayakta tutan iki temel güç var; tekeller ve tarikatlar. Bu iki güç AKP iktidarı altında kârlarını ve servetlerini katlayarak büyüyor. Büyük tekeller kârlarına kâr katarken, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra devlette Fethullahçıların boşalttığı yerleri alan diğer Nakşibendi tarikatı türevleri de hızla birer holdinge dönüşüyor.

1970’li yıllardan bu yana özellikle dinci-sağcı partilerin içinde Nakşiler ve Nurcular etkili birer güçtü. AKP döneminde bu tarikatlar devletin de bir parçası haline dönüştü. Adalet, içişleri, eğitim, sağlık, bayındırlık, enerji, tarım ve benzeri bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının kritik noktalarında tarikat mensubu bürokratların bulunduğu bu bakanlıkların aslında belli tarikatların kontrolünde olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak yine de ekmek aslanın ağzında! Tıpkı tekellerde olduğu gibi, hangi tarikatın hangi kolunun öne çıkacağını, hangi cemaatin servetini artıracağını da devletle ilişkileri belirliyor.

Son günlerde öne çıkan iki cemaat Menzil ve İskenderpaşa Dergâhı. Bu iki cemaatin öne çıkmasının nedeni AKP üst yönetimi ile yakın ilişkileri. İskenderpaşa Dergâhı gücünü öteden beri yakın olduğu Tayyip Erdoğan’dan alıyor.

Devlet eliyle tarikatlara servet transferinin yolu ise bu yapılara bağlı vakıf ve derneklerin “kamu yararına çalıştığı” kılıfıyla oluyor. Tarikatlara bağlı çeşitli adlar altında faaliyet gösteren dernek ve vakıfların önemli bölümünü “kamu yararına çalışan dernek ve vakıflar” listesine alındı, bu dernek ve vakıflara pek çok “imar kıyakları”, “tahsisler” ve benzeri ulufeler dağıtıldı, kamu kaynakları bu tarikat ve cemaatlere aktarıldı.

Bunların başında AKP’nin Unkapanı’ndaki TEKEL binasını hibe ettiği İskenderpaşa Grubu geliyor. TEKEL’in İstanbul Unkapanı’ndaki çok değerli binası, Cemaatin kurduğu Medipolitan Sağlık Hizmetleri AŞ’nin sahiplerine hibe edilmişti. Ayrıca AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) de Medipol Grup’a ait İstanbul Göztepe kavşağındaki 12 dönümlük araziye 2007’de yüksek imar hakkı tanımıştı. Dört özel hastane işleten Medipol Grup ve grubun başkanı, Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa dergâhına ve AKP’ye yakınlığıyla biliniyordu. Hastanenin sahibi Tayyip Erdoğan tarafından Sağlık Bakanlığı’na atandı.

Milli Eğitim’de boşalan kadrolar, ülke genelinde iki binden fazla olduğu tahmin edilen öğrenci yurtlarında dini eğitim veren Süleymancılar tarafından dolduruluyor. Cemaate ait olan Aladağ’daki Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği (TÇTYD) Ortaöğretim Kız Öğrenci Yurdu’nda yaşanan ve 11 çocuğun ölümü ile sonuçlanan yangından sonra gurubun hükümetin himayesinde büyük bir hızla büyüdüğü anlaşılmıştı.

Nakşibendiliğin kolu olan Menzil Tarikatı çok sayıda radyo-televizyon kanalının sahibi. “Semerkand” isimli bir de dergi yayımlayan Tarikatın, “Semerkand Öğrenci Yurdu” adı altında ülke genelinde 150 yurdu bulunuyor. Cemaat İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nda da etkili. Emniyet mensuplarının yükselebilmek için Menzil’den referans aldığı iddiaları sürekli dile getiriliyor. Tarikatın etkisini en fazla hissettirdiği bakanlık ise Sağlık Bakanlığı. Menzil’in, özellikle kabine değişikliğiyle görevinden alınan eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ döneminde bakanlıkta kadrolaştığı biliniyor.

İsmailağa Cemaati, 15 Temmuz’un ardından pastadan en büyük pay alan cemaatlerden. Cemaat, “Marifet Derneği” adı altında ülke genelinde açtığı çok sayıda öğrenci yurdunu kontrol ediyor. Cemaate, İstanbul Beykoz’da büyük bir imar alanı tahsis edildi. Cemaatin bu arazi üzerinde Müceddid Mahmud Efendi Külliyesi Kız Medresesi isimli bir okulu bulunuyor.

Türkiye Gazetesi ve İhlas Holding’le özdeşleşen, adını Hüseyin Hilmi Işık’tan alan Işıkçılar grubu da 15 Temmuz’dan sonra hızla büyüyen holding tarikatlar arasında.

Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde TRT ve Dışişleri Bakanlığı’nda kadrolaşan Malatyalılar Cemaati, İnönü Üniversitesi’nde de çok etkili. Cemaatin kontrolündeki Hamiyet Ve İrfan Vakfı’nın Ankara başta olmak üzere İstanbul, Konya ve İzmir de çok sayıda öğrenci yurdu bulunuyor.

Son yıllarda hızla büyük bir holding haline dönüşen iki vakıf Ensar ve Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA). TÜGVA’nın kurucusu Bilal Erdoğan. Milli Eğitim neredeyse bütünüyle bu iki vakfın kontrolüne bırakılmış halde. Milli Eğitim’de etkili iki kuruluş daha var. 1970’li yıllardan bu yana “Türk-İslam Sentezi”ni savunan İlim Yayma Cemiyeti’nin 142, Birlik Vakfı’nın ise ülke genelinde 200’e yakın öğrenci yurdu bulunuyor.

AKP Cumhuriyeti yıktı ve devleti tarikatlar eliyle yönetme geleneğini yeniden kuruyor. Ama bu arada tarikatlar da hızla holdingleşip birer kapitalist şirkete dönüşüyor.

Hangi tarikat hangi bakanlığı kontrol ediyor?
Son birkaç yılda tarikatların devlette yerleşmesinde ciddi mesafeler alındı. Fethullahcıların boşalttığı mevziler hızla diğer tarikatlar tarafından dolduruldu. Devletteki tarikat dağılımında son durum şöyle:

Sağlık’da Menzilciler

Eğitim’de Işıkçılar

Bayındırlık’ta İskenderpaşacılar

Emniyet’te Hakyolcular

İçişleri’nde Nakşibendiler

Ordu’da Süleymancılar

Yargı’da Süleymancılar, Menzilciler, Hakyolcular koalisyonu etkin görünüyor.

Tekkeler geri döndü
Eğitim politikası uzmanı Prof. Dr. Esergül Balcı’nın 2018’de hazırladığı rapora göre, Türkiye’de 2,6 milyondan fazla kişinin bir tarikat ya da cemaatle organik bağı bulunuyor. Bir tarikat ya da cemaatin mensubu olduğunu ifade edenlerin yüzde dokuzu, “ılımlı İslam” tabirini reddediyor ve İslam’ın özünün cihat olduğuna inanıyor.

Sadece İstanbul’da açıktan faaliyet yürüten tekke sayısı 445. Siirt, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Van, Hakkari, Şırnak, Ağrı, Muş, Bitlis, Gaziantep ve Şanlıurfa’da ise cemaat ve tarikatlara ait 800’ün üzerinde faal medrese bulunuyor. Araştırmada ayrıca, İstanbul’da “apartman medresesi” olarak kullanılan yer sayısının bilinmediği belirtiliyor.

Rapor, AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte şehir merkezlerindeki medreselerin sayısının hızla arttığına, özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde Kuran kurslarının artık dernek çatısı altında faaliyetlerini sürdürdüğüne dikkat çekiyor.

’10 bin özel okulun üçte biri tarikatlarla ilişkili’
Tarikat ve cemaatlerin örgütlenme ya da taraftar kazanmak için kullandığı yöntemlerden biri eğitim kurumları açmak. Gülen yapılanması da lise, üniversite ve dershaneleriyle kendisine pek çok taraftar bulmuş, sonrasında bu öğrencileri bürokrasinin içine yerleştirmişti.

Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 10 bin 53 özel öğretim kurumu bulunuyor. Balcı’nın raporuna göre, bu kurumların üçte biri bir tarikat ya da cemaat ile bağlantılı. Tarikat ve cemaatlerle bağı olan okullarda öğrenim gören öğrenci sayısıysa 210 binin üzerinde.

AKP hükümeti 2014 yılında kanun değişikliği yaparak özel okullarda öğrenim gören öğrencilere eğitim desteği vermeye başlamıştı. Buna göre 2 bin 500 ile 3 bin lira arasında destek alacak öğrenci sayısının her yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nca belirlenmesine karar verildi. Kanun değişikliğinin yapıldığı ilk yıl destek verilecek öğrenci sayısı 250 bin olarak belirlenmişti. Balcı’nın raporuna göre tarikat ve cemaatlere ait özel okullarda okuyan öğrenciler için devlet 898 milyon 800 bin lira ödedi.

Yine rapora göre Türkiye’deki dört binin üzerindeki özel öğrenci yurdunun 2 bin 480’i de bir tarikat ya da cemaat ile bağlantılı.

Uzmanlar ve eski müritlere göre tarikat ve cemaatlerin en önemli gelir kaynağıysa bünyesinde bulunan işletmeler ve bağışlar. Kimi tarikat ve cemaatler müritlerine iş imkânı sunuyor ve kazancından pay alıyor. Kimileriyse belirli aralıklarla müritlerinden bağış topluyor. Ancak pek çok tarikat ve cemaatin iş kurduğu ve buradan elde edilen gelirleri kaynak olarak kullandığı biliniyor.

Türkiye’nin tarikat zinciri
Türkiye’de saymakta zorlanacak kadar çok tarikat ve cemaat var. Çoğunun kökeni Nakşibendi tarikatı. Tarikatları bir sıra halinde yazacak olursak beli başlı olanlar şunlar:

Nakşibendi tarikatı – Kadiri tarikatı – Mevlevi tarikatı – Halveti tarikatı – Rufai tarikatı-  Melami veya Bayrami tarikatı – Sühverdiye tarikatı – Çeşti tarikatı – Şazeliye tarikatı –  Hizb-ut Tahrir

Nurcular: FETÖ gitti gerisi devlette
Bu listeye eklenmesi gereken Nurcular aslında Nakşibendi tarikatının bir uzantısı. Said-i Nursi ve Necip Fazıl Nakşibendi tarikatından geliyor. Nurcuların içinden çıkan cemaatler şunlar:

Fetullah Gülen cemaati – İlim yayma cemiyeti. – Kırkıncı hocacılar cemaati  – Yeni Asyacılar grubu – Yeni Nesilciler grubu – Aczimendiler – Meşveretçiler – Medzehra gurubu  Zehra vakfı – Okuyucular – Yazıcılar – Sungurcular grubu – Medrese alimleri vakfı – Şalvarlı efe cemaati – Hayrat cemaati – Norşin dergahı

Nakşibendi Tarikatı
Menzilciler – İskenderpaşa cemaati – İsmailağa cemaati – Süleymancılar – Hazneviler –  Yahyalı cemaati – Erenköy cemaati – Tufancılar – Kıbrısiler -Zilan cemaati – Reyhaniler –  Hacegan cemaati – Işıkçılar – Arvasiler – Akfırat cemaati – Halidiye – Kadiriler – Galibiler

İcmalciler (Haydar Baş) – Tillocular – Muhammediye – Halisiye – Üveysler – Şeyh Osman cemaati – Zenbililer – Hüseyniler – Farukiler – Nadiriler – Halveti Tarikatı – Cerrahiler –  Uşşakiler – Şabaniye – Mısriyye – Ticaniler – Ruşeniye

İpek yolu gurubu – Sünbüliye – Nasuhiyye – İbrahimiye –

Rufai Tarikatı – Kubbealtı cemaati – Çorum dergahı – Mehmet efendi cemaati – Maafiriler –  Antakiler – Marufiler – Ayderussiyye – Sayyadiye – Zeyniyye – Sebsebiyye – Kantaniye

Melami Tarikatı – Maşukiler – Aksarayiler – Edirneviler – Yakubi – Kabayiler – Kemaliler [6]


BÖLÜM VII

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gizli tarikat raporu, Kaynak Yayınları tarafından kitaplaştırıldı. “Dinî Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dinî-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dinî Yönelişler” başlıklı raporda, Türkiye’deki tarikatlar tarihsel süreç içinde ele alınıyor, özellikle FETÖ yapılanmasının yarattığı tahribata işaret ediliyor.

Raporda, ülkemizde dernek, cemaat, tarikat veya vakıf adıyla faaliyet gösteren dini yapılar, “sahih İslami esaslara uygunluk açısından” inceleniyor. “Türkiye’nin dinî haritası” resmediliyor, cemaatler sınıflandırılıyor. Cemaatlerin 1980 sonrasında nasıl büyüyüp, palazlandıkları ve büyük birer şirket ya da holdinge dönüştükleri anlatılıyor.

MENZİL/SEMERKAND CEMAATİ

Raporda, tarikatlar tek tek inceleniyor. Tarikat liderlerinin, farklılık yaratmak için İslam dinine aykırı fikirler savunmasına dikkat çekiliyor. Diyanet’in raporunda Menzil tarikatı şöyle anlatılıyor:

“Oluşum Nakşibendiliğin Hâlidî kolunun ülkemizdeki uzantılarından biridir. Menzil tarikatı diye de bilinen bu kolun kurucusu Siirt civarından Adıyaman’ın Kahta ilçesi Menzil köyüne gelip yerleşen Gavs Bilvanisi olarak da bilinen ve Seyyid soyundan geldiği iddia edilen Abdülhakim el-Hüseyni ve Gavsı Azam mahlaslarını kullanan Abdülhakim Erol’dur.”

Raporda Menzil’in faaliyetleri şöyle sıralanıyor:

“Menzil Cemaati faaliyetlerini Semerkand Yayın Gurubu adı altında Semerkand Tv, Radyo 15, Semerkand Yayınevi, Hacegân Yayınevi, Semerkand Dergisi, Semerkand Çocuk Dergisi, Semerkand Aile Dergisi, Genç Okur Dergisi ile sürdürmektedir. Yayınevleri aracılığıyla hepsi de tasavvufî görüşleri içeren pek çok kitap neşretmiştir. Televizyon ve radyo programaları, yukarıda zikredilen görüşleri yoğun olarak işlemektedir.”

“Menzil grubu ülkemizdeki benzeri yapılar içerisinde en çok taraftara sahip olanlardan biri olarak görülmektedir.”

“Son zamanlarda Menzil Grubunun bürokraside teşkilatlandığı ve kamuda etkinliğini artırdığı yönünde kamuoyunda bir kanaat dillendirilmeye başlanmıştır. Doğru olması halinde bu tezahürün ülkemizde orta ve uzun vadede sıkıntılara yol açacağı değerlendirilmektedir.”

TSK İÇİNDE ÖRGÜTLENME

Raporda, Menzil grubunun “bürokraside teşkilatlandığı” belirtilmekte ancak TSK içindeki yuvalanmasından hiç söz edilmemektedir. Menzil hakkında raporda olmayanları da biz ekleyelim.

Fox TV Ana Haber sunucusu Fatih Portakal, 28 Ağustos 2018 günü sosyal medya hesabı üzerinden Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik Menzil ve Süleymancılarla ilgili ilginç bir soru sordu. Portakal, TSK’nın içinde FETÖ’den sonra Süleymancılar ve Menzilcilerin yapılandığı iddiasının doğru olup olmadığını sordu, ancak yanıt alamadı.

Portakal, “Görevde bir subayla konuştum, Ergenekon mağduru olup şimdi değeri anlaşılanlardan. 10 yıl sonra Mustafa Kemal’in ordusu kalmayacak iddiasında. Nedeni ‘FETÖ’den ders alınmaması’ diyor. Yeni moda Süleymancılar ve Menzilciler diye ekledi. Doğru olabilir mi” diye yazdı.

“ÇANAKKALE Mİ DESTAN 15 TEMMUZ MU”

İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Yeniçağ Gazetesi yazarı Ümit Özdağ, 7 Ekim 2018 günlü “Türk Silahlı Kuvvetleri’nde neler oluyor” başlıklı yazısında şöyle diyordu:

“Türkiye bir devlet krizi yaşıyor. Binlerce senelik devlet geleneğimiz terk edilmekte. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri ağır bir kurumsuzlaşma ve partileşme süreci yaşamakta… Türk Ordusuna subay yetiştiren okullara yapılan kadro alımlarında açık bir şekilde partizanlık yapılmaktadır. Harp Okuluna alım sınavında sözlü heyet mensuplarından birisi öğrenciye ‘Çanakkale mi destandır, 15 Temmuz mu’ diye soru sormakta, ‘Çanakkale destandır’ cevabını veren öğrenci sınavda kalmaktadır… Birkaç hafta önce Kara Harp Okulu’nda bir Cuma namazı öncesinde askeri öğrenciler arasında hangi cemaatin imamının Cuma namazı kıldıracağının kavgası çıkıyor… Bir ordunun subay heyetini yetiştiren Harp Okulu’nda nasıl olur da subaylar kendi aralarında Cuma namazı imamı yüzünden kavga ederler.”

DÜNÜN FETÖ’CÜSÜ ŞİMDİ MENZİLCİ

Devlet içinde FETÖ’nün gücü kırılırken yerini Menzilciler almaya başladı. Menzilcilerin etkisini en fazla hissettirdiği bakanlığın Sağlık Bakanlığı olduğu çok yazıldı. Bir dönem Fethullahçılar nasıl sivil ve askeri bürokrasiyi ele geçirdilerse, Menzilcilerin de bürokraside güç kazandığı, yalnız Sağlık Bakanlığı’nda değil, diğer bakanlıklarda ve TSK’da da söz sahibi oldukları konuşuluyor. Dünün Fetullahçılarının da şimdi Menzil’in içinde yer almaya, başladığı ifade ediliyor. Menzil’in mürit sayısının milyonlarla olduğu iddia ediliyor.

Bir zamanlar FETÖ’nün devlet içindeki örgütlenmesini görmeyenler, görüp de gizleyenler şimdi de benzerini Menzil Cemaati için yapıyorlar.

“BİR POLİSİN İSYANI”

Emniyet’te FETÖ’den boşalan kadrolar içinde tarikatlar arasında kıyasıya kapışma olduğu biliniyor. Yeniçağ Gazetesi’nde 21 Aralık 2017 günlü Batuhan Çolak imzalı haberde 10 yıla yaklaşan polislik mesleğinde, yüksek lisansını tamamlamış bir polis şunları söylüyor:

“AKP’li tanıdığım olmadığı için komiser yapmadılar. Ben iki defa komiserlik sınavını kazandım Menzil tarikatıyla AKP’den üst düzey tanıdığım olmadığı için ikisinde de kazanamadım.”

“Mesela devlet büyüklerinin (Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı vs.) koruma kadrosuna geçmek istersen Menzil tarikatı üyesi olmazsan asla seni almazlar. Başta İstanbul olmak üzere, Narkotik Şube’ye ancak Menzil tarikatının referansıyla geçilebilir.”

NEREDEN GELİYOR

Nakşibendi Tarikatı’nın Menzil kolu, adını Adıyaman’ın Menzil köyünden alıyor. Cemaatin en ünlü ismi Raşit Erol. Şeyh postunda şimdi kardeşi Abdülbaki Erol oturuyor. Şeyh adaylarından Fevzettin Erol ise şimdilik cemaatin Ankara ve Afyon örgütlenmesini yönetiyor. Cemaat ekonomik gücünü belediyelerden aldığı ihalelerle arttırıyor.

Menzil tarikatı, cemaatlere yönelik, “Ya benimlesiniz ya onlarla” çağrısından sonra Erdoğan’ın yanında taraf tutan ilk dini yapılanma. Özellikle esnaflar arasında örgütlenen Menzil, Adıyaman kökenli bir tarikat olmasına karşın bütün ülkeye yayıldı. Tarikat liderlerine ”Gavs’ ismini veren Menzilcilerin ”Minah” adında bir de başucu eserleri bulunuyor. Tarikatın, ‘Semerkand Öğrenci Yurdu’’ adı altında ülke genelinde 150 yurdu bulunuyor.”

“DEVLET YANLISI”

Menzil cemaatini diğer tarikatlardan ayıran özelliği “devlet yanlısı” tutumu. Türkeş’e bayrak açan Büyük Birlik Partisi lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve eski Maraş Ülkü Ocakları Başkanı Ökkeş Kenger (Şendiler) gibi isimler Menzil Şeyhi Erol’un yakınındaki siyasi isimler oldular. Menzilciler bugün AKP’ye destek veriyor!

Menzilciler, 24 Haziran seçimlerinde gazetelere verdiği ilanla AKP ile MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceğini duyurmuştu. [7]


KAYNAKLAR

[1]  https://www.dw.com/tr/tantan-cemaatler-ve-tarikatlar-tasfiye-edilmeli/a-60393260
[2] Tolga Şardan * https://t24.com.tr/yazarlar/tolga-sardan-buyutec/cemaat-ve-tarikatlar-ulkeyi-yonetmiyor-mu,28366
[3] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/tasarruf-evdeki-kasaya-kacti-1765067
[4] Dr.Erdal Atabek * https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/tarikatlar-cemaatler-ve-cocuk-istismari-1-buyuk-bariyer-biat-ve-itaat-1769364
[5] Tunca Öğreten – © Deutsche Welle Türkçe – https://www.dw.com/tr/türkiyede-şirketleşen-tarikat-ve-cemaatler/a-49885320
[6] https://haber.sol.org.tr/haber/tekeller-ve-tarikatlar-yonetimi-iste-yeni-turkiyenin-gercegi-11458
[7] Hikmet Çiçek * https://odatv4.com/yasam/tsk-icinde-hangi-tarikatlar-nasil-orgutleniyor-10081902-166571
This entry was posted in DİN-İNANÇ, İrtica, Politika ve Gundem, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, SİYASAL İSLAM, TARİKAT VE CEMAATLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *