ARŞİVDEN GÜNDEME * TÜRKİYE’NİN RUH İKİZİ ARJANTİN NASIL ÇÖKERTiLDİ ? CARLOS MENEM ( EL TURCO) İLE TAYYİP ERDOGANIN TANGOSU‏

FORMER PRESIDENT, CARLOS MENEM.- OP ART PABLO TEMES

Bu günlerde Türkiye’nin küreselleşme tarafından nasıl teslim alındığının izlerini sürmek için en yakın ve doğru örnek Arjantin’in  başına gelmiş olanları tekrar gözden geçirmektir. Sizlerle 08 Ekim 2007 ve 04 Ekim 2010 tarihlerinde  paylaşmış olduğum  bir yazımı tekrar sandıktan çıkartarak güncelledim. Okumanıza sunuyorum. 

08 Ekim 2007 / 04 Ekim 2010 /  20 Aralık 2021 * Naci Kaptan


BÖLÜM I

Değerli okur,

Bu yazı dizisi ardışık 4 bölümdür. Küresel ekonomik işgalin hüküm sürdüğü ve tüm ekonomik varlıklarının elinden alındığı Arjantin ve Türkiye bu konuda kader birliği yapmış ruh ikizleridir. Her iki ülkenin yönetici siyasetçileri de bu konuda çok benzerler. Ülkelerinin, halklarının, vatanlarının  yerine, kendi çıkarlarına hizmet edenler bu konunun ana özneleridir.

Emperyalizm dünyanın dört bir köşesinde bu tür siyasetçileri arar ve  uygun olduğuna kanaat getirdiğinde bu kişi/leri iktidara getirir. Bu kişilere güçlü ve baskıcı bir yönetim sağlamak için O ülkenin anayasasının değiştirilmesini sağlar. Yönetim sistemini değiştirir, parlamentoyu/meclisi işlevsiz kılar ve bir otokratı/diktatörü iş başına getirerek kullanır. Avcı artık avını yakalamıştır.


ARJANTİN NASIL ÇÖKERTiLDİ ?
CARLOS MENEM ( EL TURCO)
İLE TAYYİP ERDOGANIN TANGOSU

Tango Krizi, Arjantin’in orta sınıfını yok etti ve toplumu tümüyle yoksullaştırdı. Bu kez Arjantin Tangosunda küresel şirketler sahne almıştı. Oyunun seneryosu ABD’de yazılmış, Arjantin’in yöneticileri ve siyasetçileri ise ışıkçı,  figüran olarak rol almışlardı.  

Arjantin , 1950 Latin Amerikası`nın en gözde ülkelerindendi. 1940`lardan sonra Peron iktidarıyla sanayileşme sürecine giren Arjantin 1950`lerden sonra kıtanın en hızla büyüyen ülkesi haline gelmişti. Ta ki 22 Aralık 2001`e kadar. Açıklanan rakamlara göre Arjantin 150 milyar dolarlık dış borcuyla moratoryum ilan eden bir ülke durumuna düşünceye kadar.

“1950’li yıllarda dünyanın yedinci zengin ülkesi olan Arjantin bu özelliğini yavaş yavaş kaybederek bugünkü durumuna gelmiştir. Son on yılda kişi başına düşen milli gelir ortalaması 8 bin dolardan 4 .800 dolara gerilemişti. Ülkede 1980’li yıllarda kamu kuruluşlarının devlete çok yük oldukları ve zarar verdikleri gerekçesiyle özelleştirildi.  IMF’in bir zamanlar dünyaya örnek olarak gösterdiği Arjantin’in özelleştirme modeli, ülkenin yüksek borçlanması ve faizlerin geri ödenmesine yardımcı olmamıştır. Arjantin küresel baronlar tarafından ziyafet sofrasına konmuştu.


Ara not;  Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları – Yeni Dünya Düzeni – J – John Perkins’in kitap dizisini okumanızı öneririm.


Ekonominin yüksek borç faizlerine dayanamadığı ülkede, bankalarda nakit paranın kalmadığını anlayan yönetim ‘corralito‘ adı altında halkın bankalarda bulunan 80 milyar dolarına el koymuştur.”

Dün akşam Kanalturk TV, Arjantin’in MENEM doneminin harika bir belgeselini sundu.  Arjantin , aslinda bugünün Türkiye’sini tum carpiciligi ile yasamis. Emperyalizm tarafindan güdümlü basa getirilen Menem ve partisinin, ülkenin tüm kazanımlarını, ekonomik degerlerini onda bir değerine cok uluslu sirketlere devrederek oluşturduklari devlet cetesi ile rusvetler alarak, Arjantin’i yok edişlerini anlatan bir belgeseldi. Tıpkı günümüz Türkiye’sinde yaşanmakta olanlar gibi.


Bir Arjantin milletvekili şöyle diyordu ;
“Biz neden ” el kaldırdığımızı” bilmeden kanunlari oyladık. Başkanın gözlerine bakıyor ve işaretine göre oy kullanıyorduk. İrademizi ve aklımızı teslim etmiştik. Aslında farkına varmadan ülkemizi satıyormuşuz !!!”

Yukarıdaki bu deyiş AKP ve MHP’li milletvekillerinin kulaklarına küpe olsun. Bu cümleyi yazarak duvarlarına assınlar, masalarının üzerine koysunlar. Zamanın Arjantin’li siyasetçileri ile günümüzün AKP/MHP’li siyasetçileri arasında bir fark yoktur. Bu tür siyasetçiler için Ülkeye ve Devlete hizmet diye bir düşünce ve amaçları yoktur. Kişisel çıkarlarının peşinde koşarlar.

Menem, Arjantin’i , rafineleri,  barajlari, yolları , demiryollarini, haberlesme  kurumlarını, limanlari, fabrikalari, Yabancı küresel şirketlerin göz koyduğu her bir şeyi … Durmadan, durmadan satti. Bizimkiler babalar gibi satarken, O da CARLO EL TURCO, MENEM gibi satti.

El Turco olarak da isimlendiren Carlos Menem’in geçmişi cok kirlidir. Isvicre’de milyonlarca USD hesaplari cikmistir. 1994`te 86 kişinin öldüğü Yahudi Merkezi`ne yönelik saldırıdaki Iran bağlantısını örtbas etmek için İran`dan 10 milyon dolar aldığı söylendi, yazıldı ve üstü kapatıldı.

1989-1999 döneminde devlet başkanı olan Carlos Menem, BM ambargosuna rağmen 100 milyon dolarlık silahları Ekvator ve Hirvatistan`a göndermekten ev hapsine alınmıştir. Yargıçlara ve davayı etkileyebilecek kişilere verdiği rüşvetler sonucu beraat etmistir.

Carlos Menem ve yandasları korkunc zengin oldular…Halk öylesine fakirlesti ki, anneler babalar çocuklarını çöplüklere terk ettiler. Çöplüklerde dolasan sahipsiz, ailesiz küçük çocuklar yiyecek arıyordu. Anneler, babalar ise aç ve evsizdiler…
Milyonlarca insan işsiz kalmıştı . ülkenin tüm alt yapısı çökmüştü. Yakın zamanda kamuya ait olan tüm ekonomik varlıklar yabancı şirketlerin eline geçmişti. İnsanlar yokluktan Tren vagonlarında oturacak yerleri bile sökerek almıştı. 
Ulusal fabrikalar, rafineriler ise yağmalanmış ve hurda yığınına dönmüştü. Grevler , büyük halk hareketlerinin ardı arkası gelmiyordu. Tüm bunlarla birlikte polislerin iktidar adına vurduğu 32  ölü...

Emperyalizm,  isbirlikci taşaron yöneticilerin yardımı ile Arjantin’i soydu ve her seyini aldi…  Arjantin’in yasamış  olduğu süreç ve talan bu gun Türkiye’de daha da fazlasıyla yasanmaktadir. Özelleştirmeler ve kamusal değişikliklerle birlikte büyük rüşvet ve yolsuzluklarla  Arjantin’de olanların, benzeridir ve daha da fazlasıdır.

Türkiye, Arjantin’e göre bu büyük emperyalist projede daha büyük yaralar almıştır. Dünyanın en büyük yolsuzluklarıyla birlikte tüm ekonomik varlıklarımız yabancıların eline geçti. Toplum, taşaron AKP eliyle etnik ve inanç çatışmalarına sürüklendi, toplumsal çatışmalar yaratıldı. Dostluk, komşuluk enerjisi düşmanlığa dönüştürüldü ve toplumsal barış yok edildi.

Karanlıklara saklanmış olan tarikatlar ve cemaatler AKP tarafından beslendi, büyütüldü ve güçlendirildi.  ABD’nin YEŞİL KUŞAK/ILIMLI İSLAM ve BOP yapılanmaları EŞBAŞKAN ERDOĞAN tarafından sistematik bir politika haline getirilerek LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET ve ATATÜRK ile AYDINLANMA DEVRİMLERİNE karşı iktidar tarafından saldırılar başlatıldı. Erdoğan’ın hedefinin  İSLAM DEVLETİ kurmak olduğu açıkça ortaya çıktı.

Siyasi iktidar baskı ve sopa olarak kullandığı yargı eliyle kamunun tüm kurumlarında  teşkilatlandı. Yüksek Yargı iktidarın emrine ve denetiimine girdi. TSK dahil tüm kamu kurumları iktidarın parçası oldular. ANAYASA İLGA ,  GÜÇLER AYRILIĞI YOK EDİLDİ. Hükümet ile Devlet iç içe geçerek kamu kurumlarının adaletli ve işlevsel çalışma niteliği yok edildi. Kamu yöneticilerin atanmasında liyakat, bilgi, nitelik yerine dini inanç, itaat etmek, öne çıkartıldı. Böylece kamu kurumları liyakatsız, din eğitimi kökenli kişilerin elinde çağdaş hizmet veremez duruma getirildi.

Yapılan hileli referandum ile “OHAL” durumunda ANAYASA değiştirildi. Tayyip Erdoğan’a tek başına ülkeyi yönetmek yetkisi verildi.  TBMM, parlamento askıya alındı ve  işlevsiz duruma getirildi.  Beştepe sarayında İKİNCİ BİR PARALEL DEVLET YÖNETİMİ kuruldu.  Türkiye Erdoğan tarafından gece vakti çıkartılan torba kararnamelerle, yasalarla yönetilmeye başlandı.

Tüm dünya ülkeleri DEMOKRASİ arayışında iken  Atatürk tarafından Türk halkına armağan edilen LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET sistemi AKP/Erdoğan’ın hedefi oldu. Hoş geldin OTOKRASİ ve FAŞİZM!!!


BÖLÜM II

27.Nisan 2003 tarihli asağıda Bülent Tanla’nin  yazisi uzerinden nerede ise 18 sene gecti.  Ülkemizde bu yazida var olmayan bir cok ekonomik değisimler , özellestirmeler , secimler, yolsuzluklar yasandı.  Arjantin’de yasandigi gibi ve daha da fazlası!


Sayin Bulent Tanla’nın yazısını sunmadan önce ; Carlos Menem ile Recep Tayyip Erdogan arasinda, önemli ve BENZEŞEN konulara dikkatinizi cekmek istiyorum ;

1.Arjantin eyalet sistemi ve baskanlikla yonetiliyor …

* AKP de Turkiye’ye fedaratif bir sistem ve baskanlik modeli önerdi ve bu değişiklik gerçekleştirildi.


2.Arjantin’de baskan Menem , tekrar secilebilmek icin anayasayi degistirmeye calisti …

* AKP, basbakan Erdogan, başkanlık ve sınırsız yetki sağlayan anayasa degisikliğini gerçekleştirdi…


3.Menem Arjantin’i akil almaz bir sekilde borclandırmıştır.

*”AKP döneminde Türkiye ekonomisini açıklayan en belirgin unsur nedir” diye soracak olursak, bu sorunun yanıtı hiç kuşkusuz, “artan dış borçlanma” şeklinde olurdu. Türkiye’nin toplam dış borç stoku 2003 yılı sonunda 130.1 milyar dolar düzeyinde idi. 2006 sonu itibarıyla dış borçlarımız 206.5 milyar dolara ulaşmış durumdadır. Dolayısıyla, söz konusu dönemde dış borçlarımız net olarak toplam 76.5 milyar dolar artmıştır. ( Bu, dış borç stokunun yüzde 59 artması demektir. )

AKP döneminde ulusal ekonominin görece hızlı büyümesinin ve enflasyonun “tek haneli rakamlara” düşürülebilmiş olmasının ardındaki ana etken, Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmemiş olan işte bu dış borçlanma temposudur.(*1)

Dış borç stoku 2005 sonunda 170,5 milyar dolarken, 2006 sonunda 206,5 milyar dolara çıkmış görünüyor. Bu, 2006’da borç stokuna 36 milyar dolarlık yükün eklenmesi, yüzde 21’lik artış demektir. (* 2)


YAA SAYGIN OKUR ,

Tüm Cumhuriyet hukumetleri 80 senede 130 milyar USD borc yapmışken, AKP’nin Erdogan’i 4 senede 76.5 milyar USD borc yapmistir. 2005 – 2006 seneleri arasinda ise borc miktari katlanarak artmis ve bir senede 36 milyar USD borclanmistir. Erdogan Sadece borc degil,  önceki Cumhuriyet hükümetlerinin yapmis oldugu, Tesisleri , fabrikalari , rafinerileri, iletişim kurumlarını, limanlari da satmıştir. AKP iktidarı sürecinde bir tek fabrika, yapmamıştır. üretim ve istihdam sağlayan tüm fabrikalarla birlikte şeker, gübre, kağıt fabrikalarını da sattığı için ülkemiz şekeri, gübreyi, kağıdı, hayvanı, tüm tarım ürünlerini ve hatta samanı dahi  dışarıdan ithal eder duruma gelmiştir.

Türkiye’nin brüt dış borç 2000 yılında 118,6 milyar dolar olarak açıklandı. 2010 yılına kadar brüt dış borç stoku neredeyse her yıl artarak devam etmiş ve 2010 yılında 308,2 milyar dolar olarak açıklandı. 2014 yılına kadar her yıl artış gösteren dış borç,  2018 yılının ilk çeyreğinde ise  457,9 milyar dolara yükseldi.  2021’in ikinci çeyreğine dair açıklanan verilere göre Türkiye’nin brüt dış borç stoku 446,3 milyar dolar olurken GSYH’ye oranı ise yüzde 58,3 oldu..

Ve bu arada başka büyük bir yolsuzluk daha ortaya çıktı. AKP iktidarı/Erdoğan yaptıkları akıl almaz büyüklükteki dış borçlanmadan ayrı Hazinenin kasasında var olan 128 milyar doların bir şekilde kaybolduğu haberlere yansıdı. Erdoğan ise farklı farklı ve tutarsız açıklamalar yaparak gerçeği toplumdan sakladı. Türkiye’nin, hazinenin parası kalmadığı öğrenildi.  Türkiye küresel düzeyde demokrasi, güven, hukuk konularında güven kaybına uğradığından dış krediler bulunamaz oldu. Ülkemiz para temin edebilmek için Londra, ABD tefecilerinin eline düştü. Çok büyük faizlerle alınna borçlarla, geçmiş borçların ödenmesine çalışıldı. Borçlar karşılığı askeri stratejik tesisler dahil elimizde kalmış olan bir kaç kurum teminat olarak verildi/gösterildi.  Hazine EKSİ BAKİYE’ye düştü… Türkiye dünyada iflasın eşiğine gelen ülke olarak tanımlanmaya başlandı.

Özellestirmelerden elde edilmis ve devletin kasasına girmesi gereken yaklasık 80 milyarın bir bölümü komisyon olarak  siyasetçiler/kamu yöneticileri arasında pay edildiği yazıldı ve söylendi. Geri kalan özelleştirme geliri ile ise dış borçların faizi olarak yabancı ülkelere ödendi. Olan ise, Tüm Cumhuriyet hükümetlerinin tuğla üstüne tuğla koyarak yaptıkları üretim , istihdam sağlayan ekonomik varlıklarımıza olmuş ve tümü elimizden çıkmıştır. Bu yapılanlar Cumhuriyet tarihine bir ihanettir.


TIPKI ARJANTIN, BAŞKAN MENEM “EL TURCO ” gibi. !!!

4.Menem’in ilk isi , iktidara geldiginde ,medyayi kontrolu altina almak olmustur … İktidari dÖneminde medyanin % 65 i Menem’in kontroluna gecmisti.

* AKP ve R.T.Erdogan da aynisini yapmiyor mu ? Bu benzesmenin nedeni ise ; AKIL HOCALARININ ayni sistemin ürünleri olmasındandır…


5.Anayasa gereği 1999 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılamayan Menem bu yıl Nisan-Mayıs aylarında yapılacak olan seçimi kazanabilmek için çeşitli yollara başvurmuştur.

*Bizde de secimlere hile karismadi mi ?
Muhtarliklardan yuzbinlerce secmen bilgi kaydi calinmadi mi ?
Sandik basi Oy sayim sonuclari ile YSK bilgisayar sistem kayitlari (SEÇSİS)  farkli ve neticelerin hep AKP lehine oldu görülmedi mi ? SEÇSİS sisteminin güvenilir olmadigi ise zaten biliniyordu. Hatta Erdoğan’ın kaybetmekte olduğu referandumda 1 milyon mühürsüz oy seçim sırasında alınan kararla geçerli kabul edilmedi mi?


6.Menem ve hukumetinde yolsuzluklar ve rüşvet cok fazla idi.
Sadece Menem’in 3 milyar USD servet edindigi soyleniyor.

* Basbakan/Cumhurbaşkanı ve bircok AKP uyesi hakkinda yolsuzluk iddia ve dosyalari var. Mahkemede bekletiliyorlar !


7.IMF , Turkiye’ye Arjantin modelini ornek gosteriyordu ?

* Simdilerde Turkiye IMF’nin en buyuk alicisi ve denetime giren borcu en fazla olan ulkedir.

Arjantin , simdi AKP’nin yaptigi gibi , hesapsiz ve kitapsiz ve gudumlenerek ozellestirme yapmistir. Değerinin onda birine verilmis olan ulusal kaynakları, uluslararası şirketler tarafindan bitinceye kadar sömürülmüş  ve Arjantin fakirlestirilmistir.

Arjantin , 1950 Latin Amerikası`nın en gözde ülkelerindendi. 1940`lardan sonra Peron iktidarıyla sanayileşme sürecine giren Arjantin 1950`lerden sonra kıtanın en hızla büyüyen ülkesi haline gelmişti. Ta ki 22 Aralık 2001`e kadar. Açıklanan rakamlara göre Arjantin 150 milyar dolarlık dış borcuyla moratoryum ilan eden bir ülke durumuna düşmüştü.

Turkiye’nin dis borc durumunu yukarida yazmistim. Ama bir kez daha hatirlatayim ; AKP iktidarinda , 2006 sonunda 206,5 milyar dolar nur topu gibi borcumuz oldu !!!…

Ve AKP , Türkiye’yi dunyada dovize en fazla faiz veren ulke durumuna sokarak , %25 ler ile cok fazla dolarin Turkiye’ye girmesini saglamistir.


BÖLÜM III

EKONOMİ PROF ŞÜKRÜ KIZILOK ŞÖYLE YAZDI;

Yabancılar için faiz ve borsanın dayanılmaz cazibesi ÖZELLİKLE son yıllarda Türkiye, yabancı yatırımcılar için dayanılmaz bir cazibe merkezi oldu. Türkiye’ye akın ediyor, inanılmaz paralar kazanıyorlar… Yabancıların yatırımlarına bakıyoruz; borsa, tahvil-bono, mevduat faizi ya da banka veya diğer kuruluşların hisselerini almaya yönelik. Türkiye’de yeni tesis kurmaya, istihdam yaratan yeni yatırımlar yapmaya sıcak bakmıyorlar.
 
VERGİ AVANTAJLARI
 
O kadar çok ki…
 
1- Yabancı yatırımcı, parasını ülkemize gönderdiğinde ya da parasını ülkemizden çektiğinde, vergi alınmıyor. Bu, onlar açısından son derece olumlu…
 
2- Yabancıların borsa kazançları, tutarı kaç bin YTL hatta kaç milyon YTL olursa olsun yüzde sıfır stopaja tabi. Yani vergi yok (GVK Geçici Md. 67).
 
3- Yabancıların Hazine bonosu ve Devlet tahvili faiz gelirleri ve alım-satım kazançları; yüzde sıfır stopaja tabi yani tutarı ne olursa olsun vergiye tabi değil.
 
4- Mevduat Faizi ve Repo Gelirleri: Yabancı yatırımcıların Türkiye’de elde ettikleri mevduat faizi ve repo gelirleri, yüzde 15 stopaja tabi. O kadar…
 
FAİZ AVANTAJLARI
 
Tablodan da fark edileceği gibi, dünyada en yüksek reel faiz Türkiye’de…
 
Böyle olunca, yabancı yatırımcılar Türkiye’de döviz bozdurup, YTL cinsinden yatırım yapıyorlar. Düşük kur-yüksek faiz nedeniyle, döviz cinsinden yüzde 20-50 arasında getiri sağlayabiliyorlar.
 
Geçtiğimiz Cumartesi Hürriyet’te okudunuz, İngiliz The Times gazetesi, düşük faizli para biriminden borçlanıp, getirisi yüksek para birimine yatırım anlamına gelen “carry trade”nin, Japon kadınları arasında yayıldığını belirtiyordu. Japon kadınları yüzde 0.5 faiz ödeyerek Japon Yeni kredisi alıyor ve Türkiye’de yatırım yapıp, dolar cinsinden yüzde 20-50 arası getiri sağlıyorlar. Aslında sadece Japon kadınları değil, dünyanın çeşitli ülkelerinin kadın ve erkekleri de, şirketleri de böyle yapıyorlar.
 
YÜZDE 50’Yİ BULAN KAZANÇ
 
Türkiye, şu anda dünyada en yüksek reel faizin ödendiği ülke özelliğini taşıyor. Tabloda da görüldüğü gibi, Ağustos başı itibariyle Türkiye’de enflasyon yüzde 6.90, Merkez Bankası referans faizi 17.50. Buna göre reel faiz de 10.60 oluyor.
 
Döviz kurunun düşmesinin de etkisiyle, son bir yılda borsada elde edilen kazanç, dolar bazında yüzde 63’ü, Euro bazında da yüzde 52’yi, Hazine bonosu ve Devlet tahvili faizinde ise yüzde 50’yi buluyor. Bono faizine gelince, örneğin; 31 Temmuz 2006’da dolar kuru 1.568 iken 1 milyon dolar getiren yabancı, yüzde 22.8 faizi olan Hazine bonosunu aldığında, 31 Temmuz 2007 itibariyle, 1.280 YTL kur üzerinden 1 milyon 504 bin yani dolar bazında yüzde 50 bir getiri sağlıyor. Bu getirinin, vergisinin olmayışı da cabası…
 
Vergi ve faiz avantajları nedeniyle; Türkiye’ye gelen sıcak (emanet) para, 90 milyar dolara ulaşmış durumda. Görünen o ki, döviz kuru düşük, faiz oranları da yüksek olduğu sürece, Türkiye, sıcak paranın aktığı ülke olmaya devam edecek.


Uzun olduğunu biliyorum ama ;
Azicik nefeslenin ama bu yaziyi bitirin.

“Arjantin devletleştirmeden yana BUENOS AİRES – Pagina 12 gazetesinde yayınlanan kamuoyu araştırmasına göre, Arjantinlilerin yüzde 74`ü, 90`lı yıllarda özelleştirilmiş olan petrol ve gaz sektörlerinin devletleştirilmesini istiyor. Arjantinlilerin yüzde 70`i de, Bolivya `da mayıs başında ilan edilen millileştirmeyi destekliyor. Arjantin `de 90`lı yılların başında Başkan Carlos Menem `in başlattığı program kapsamında petrol sektörü özelleştirilmişti. Araştırmaya göre, halkın yüzde 63`ü de enerji sektörünün ulusal egemenliğin ayrılmaz parçası olduğunu düşünüyor. (*3) ”

OZETLE, HALK ULUSAL DEGERLER VE CIKARLAR GOZETILMEDEN YAPILAN OZELLESTIRMENIN HALKI FAKIRLESTIRMEK VE YOKSULLUK OLDUGUNU GORMUS VE TEKRAR DEVLETCILIK MODELINE DONUS ISTEMISTIR.


BÖLÜM IV

Sizlere sayin Bülent Tanla’nın Arjantin’in uluslararası şirketlerce nasıl teslim alındığını anlatan yazısını sunuyorum.


Arjantin gerçeği 

‘Tango Krizi’nin Arjantin’in orta sınıfını yok ettiğini söyleyen Bülent Tanla, çöküşün altındaki ismin, ileride kurtarıcı olmak için 4 yıl önce ülkeyi borca sokan eski Cumhurbaşkanı Carlos Menem olduğunu vurguluyor
 
‘Tango’ adı verilen Arjantin’de yaşanan krizinin siyasi olduğunun bugünlerde daha da iyi anlaşıldığını söyleyen CHP İstanbul Milletvekili ve MYK Üyesi Bülent Tanla, Arjantin krizinin bir yıllık gelişiminin siyasi ve ekonomik olmak üzere iki yönü bulunduğunu bildiriyor.
 
Bülent Tanla, Arjantin eski Cumhurbaşkanı ‘El Turco’ lakaplı Carlos Saul Menem’den başlayarak ele aldığı Arjantin krizinin perde arkasını şöyle anlatıyor:
 
1989’da başlıyor
 
‘2001 yılının aralık ayı başında patlak veren Arjantin krizi başta Güney Amerika ülkeleri olmak üzere Avrupa’da da Latin kökenli, Arjantin’le yakın ilişkiler içerisinde bulunan İspanya ve İtalya’yı önemli biçimde etkiledi.
 
1989-1999 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı görevi yapan ‘El Turco’ lakaplı Carlos Saul Menem ülkenin krize sürüklenmesinde büyük pay sahibidir. Arjantin de tıpkı ABD gibi eyalet sistemi ile yönetiliyor. Başkanlık sisteminin yürürlükte olduğu Arjantin’de Cumhurbaşkanları ancak iki dönem görevlerine devam edebilirler. Bu duruma rağmen Menem üçüncü defa seçime katılabilmek için Anayasa’yı değiştirmek istemiş ise de bunu başaramamıştır. 1999-2003 dönemi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Peronist Parti’nin adayı olan Cumhurbaşkanı vekili Eduardo Duhalde (şimdiki geçici Cumhurbaşkanı) Menem’den destek göremeyince Radikal Parti’nin adayı Fernando de la Rua karşısında hezimete uğramıştır.
 
Kaçakçılık ve rüşvet
 
Anayasa gereği 1999 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılamayan Menem bu yıl Nisan-Mayıs aylarında yapılacak olan seçimi kazanabilmek için çeşitli yollara başvurmuştur. Menem Cumhurbaşkanlığı’nın son yılı olan 1999’da ülkeyi daha çok borçlandırmıştır. Vadesi gelen borçları ve faizleri ödemeyerek yeni gelecek hükümetin sırtına daha çok yük bindirmiştir. Bütün bunların 1999-2003 döneminin Cumhurbaşkanı’nın görevini zorlaştırarak ülkeyi kaosa sürüklemek ve büyük kurtarıcı olarak 2003 seçimlerinde tekrar Cumhurbaşkanı olarak geri dönme arzusundan kaynaklandığı ifade ediliyor. 1989-1999 yılları arasındaki Cumhurbaşkanlığı görevinde Menem’in kamu kuruluşlarını özelleştirmeden ve ihalelerden aldığı komisyonun 3 milyar dolar olduğu söyleniyor. 2003 seçim propaganda harcamalarını rahatça karşılayabilecek olan Menem ve eski bakanları halen rüşvet almaktan, Ekvator ve Hırvatistan’a kaçak silah satmaktan yargılanıyor.
 
Halk isyanda
 
1999 seçimlerini kazanan Radikal Parti’den Fernando da la Rua dört yıllık görevine ancak iki yıl devam edebilmiştir. İç ve dış borçların birikmesi, piyasa durgunluğu ve ekonominin darboğaza girmesi üzerine 1 Aralık 2001 tarihinde alınan ekonomik kararlarla ülke krize sürüklenmiştir. Ekonomi Bakanı Domingo Cavallo aldığı bir kararla halkın bankalarda bulunan 80 milyar dolarına el koymuştur. Bu corralito (bankalardaki paraların dondurulması) kararı, Cumhurbaşkanı Fernando de la Rua ve Ekonomi Bakanı Domingo Cavallo’nun siyasi yaşamlarının da sonu olmuştur. Parasına el koyulan halk sokaklara dökülmüş; isyan ve yağmalama başlamıştır. Olayların vahimleşmesi ve 32 kişinin ölmesi üzerine De la Rua ve kabinesi istifa etmiştir. Peronist Parti’nin San Luis eyalet senatörü olan Rodriguez Saa geçici Cumhurbaşkanı seçilmiş, ancak görevinden bir hafta sonra istifa etmiştir. Bu sefer Peronist Parti’nin Buenos Aires eyaleti Senatörü Eduardo Duhalde’ye geçici Cumhurbaşkanlığı görevini vermiştir.
 
Seçim 25 Mayıs’ta
 
Menem’in Cumhurbaşkanlığı vekilliğini yapan ve iki yıldır politik rakibi olan Duhalde ilk iş olarak 250 milyar dolar olan iç ve dış borçları ödeyemeyeceğini açıklamıştır. IMF ile yapılan bir yıllık müzakereler sonucunda 2003 Ocak ayı ortasında IMF ile anlaşmıştır. Aralık 2003 tarihinde görevini yeni seçilecek Cumhurbaşkanı’na bırakması gereken Duhalde seçimleri altı ay öne almıştır.
 
Yedinci büyüktü
 
1950’li yıllarda dünyanın yedinci zengin ülkesi olan Arjantin bu özelliğini yavaş yavaş kaybederek bugünkü durumuna gelmiştir. Son on yılda kişi başına düşen milli gelir ortalaması 8 bin dolardan 4 bin 800 dolara gerilemiştir. Ülkede 1980’li yıllarda kamu kuruluşlarının devlete çok yük oldukları ve zarar verdikleri gerekçesiyle özelleştirilmiştir. IMF’in bir zamanlar dünyaya örnek olarak gösterdiği Arjantin özelleştirme modeli, ülkenin yüksek borçlanması ve faizlerin geri ödenmesine yardımcı olmamıştır.
 
Ekonominin yüksek borç faizlerine dayanamadığı ülkede, bankalarda nakit paranın kalmadığını anlayan yönetim ‘corralito’ adı altında halkın bankalarda bulunan 80 milyar dolarına el koymuştur.
 
26 Aralık 2001 tarihinde göreve başlayan şimdiki Cumhurbaşkanı Eduardo Duhalde (Peronist Parti) ilk iş olarak default (temerrüt) ilan edip, 150 milyar dolar dış borç ve 100 milyar dolar iç borcu ödeyemeyeceğini ilan etmiştir. İthalatı durdurmuş, şirketlerin dış ödemelerini yasaklamış ve Peso’yu yüzde 40 devalüe etmiştir. Ancak Duhalde’nin durgun piyasayı canlandırmak ve durgunluğa son vermek amacıyla almış olduğu tedbirler enflasyonu azdırmıştır. İhracatı geliştirmek için pesonun devalüe edilip 1 dolar=3.5 peso oranına getirilmesi ihracatta patlamaya neden olurken doların pahalılaşması ithalatın durmasına neden olmuştur.’
 
El Turco büyük kurtarıcı olma peşinde
 
‘Carlos Menem, Suriye asıllı bir aileden geliyor. 1992 yılında Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaret sırasında babasının Osmanlı vatandaşı olduğunu ve bu nedenle Arjantin’de El Turco olarak çağrıldığını söyleyerek dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’den Türk pasaportu talep etmiş ve ülkesine cebinde kırmızı renkli Türk pasaportu ile dönmüştür. 1989-1999 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı görevi yapan ‘El Turco’ lakaplı Carlos Saul Menem ülkenin krize sürüklenmesinde büyük pay sahibi olarak gösteriliyor. Menem’in ülkeyi kaosa sürüklemekteki amacının, büyük kurtarıcı olarak 2003 seçimlerinde tekrar Cumhurbaşkanı olarak geri dönme arzusundan kaynaklandığı ifade ediliyor.’
 
‘Tango Krizi’ dansı gölgeledi
 
Tango dansı ve müziğiyle tüm dünyaya bu kültürü ihraç eden Arjantin’in, 2001 Aralık ayında yaşamaya başladığı ekonomik ve sosyal krize, Bülent Tanla ‘Tango Krizi’ adını veriyor. Tanla şöyle diyor: ‘Tango Krizi birçok politikacının da sonunu hazırlamıştır. Bir yıl içerisinde üç Cumhurbaşkanı ve dört ekonomi bakanının değiştiği ülkede 1999 yılı sonunda göreve gelen Cumhurbaşkanı Fernando de la Rua’nın (Radikal Parti) pasif politikası neticesinde krize gelinmiştir. ‘Tango Krizi’ bütün 2002 yılı içerisinde Arjantin halkının orta sınıfını yok ettiği ve nereden nereye gelindiğini açıkça gösteriyor.’
 
Kendi kaynaklarını görmemenin cezası
 
‘Tango Krizi’nin Türkiye tarafından da önemle değerlendirilmesi gereken yönleri mevcuttur. Arjantin de Türkiye gibi aşırı borçlanma, faiz, yoksullaşma kısır döngüsüne girmiştir. Ancak Türkiye’den farklı olarak sabit kur politikasında çok uzun süre ısrar etmiş, serbest kura ancak krizin aylarca sürmesinden sonra geçmiştir. Bu yersiz ısrar krizi daha da büyütmüştür. Arjantin’deki eyalet sistemi ve kötü yönetim krizi oluşturan önemli bir başka nedendir. Eyaletlerin kontrolsüz ve aşırı borçlanmaları, bütçe disiplinine uymamaları, aşırı vergiler ve her eyaletin özel paralarının basılmalarına kadar uzanan keyfi davranışlar başlıca kötü örneklerdir. Olağanüstü borçlanma ve yüksek faizler Arjantin’i iflasa sürüklemiştir. Halkın parası bitmiş, orta sınıf zayıflamıştır. Piyasalar durgunluk içindedir. Ekonomi büyüme geçemeyince işsizlik de had safhaya çıkmıştır. Arjantin’de bugün popülist politikalara ve yolsuzluklara yol açan bir lider Menem tekrar seçimin en kuvvetli adayları arasındadır. Arjantin gibi Türkiye de ekonomik ve sosyal politikalarına yön verirken kendi kaynaklarıyla dış borçları arasında dengeleri dikkate almamanın sıkıntısını yaşıyor.
 
Arjantin ve Türkiye’nin kendilerine çok pahalıya mal olan krizler sonrası gereken ekonomik-siyasal mesajları almış oldukları umuluyor. Bu mesajlar kendi kaynaklarına ağırlık veren, mali disiplini gözeten, dış konjonktür ve dengeleri dikkate alan yönetim anlayışı olarak sayılabilir.’
 
Nüfusun yüzde 30’u 100 dolara yaşıyor
 
‘Arjantin’in nüfusu 35 milyon. 20.8 milyon kişi yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Bu da nüfusun yüzde 57.8’ini oluşturuyor. Bu ailelerin eline ayda ortalama 200 dolar geçiyor. Kriz başlamadan önce 2001 Ekim ayında fakirlerin oranı yüzde 38.3 iken 2002 Aralık ayında yüzde 57.8’e ulaştı. Yani orta-alt tabaka tamamen fakirleşti. 10 milyon kişi ise açlık sınırı altında yaşıyor. Bu sayı nüfusun yüzde 28.5’idir. Bu ailelerin de ayda eline 100 dolar geçiyor. Bu paranın yarısını ‘yoksulluk yardımı’ adı altında devlet ödüyor. Nüfusun geriye kalan yüzde 13.7 oranının yüzde 11’lik bölümünü orta-üst tabaka oluşturuyor. Diğer geri kalanı ise zengin kitle teşkil ediyor. Orta-üst tabaka ise krizden dolayı orta tabakaya inmiş durumda.’
 
IMF BEKLEMEDE
 
‘Arjantin, IMF ile bir yıl süren müzakerelerde bulunmuştur. Tam default’a (temerrüt) düşmemek için vadesi gelmiş borçlarının bir kısmını öderken bir kısmını da ileri tarihlere ertelemiştir. IMF’in şartlarının başında gelen eyaletlerin bütçelerini küçültmeleri ve eyaletler tarafından basılan 3 milyar dolar civarındaki piyasada tedavülde bulunan bonoların piyasadan kaldırılma yöntemlerini başarıyla tamamlayan Duhalde, IMF’nin yabancı sermayeli firmaların alacaklarının ödenmesi ve para transferi konularındaki aşırı ısrarları kabul etmemiştir. IMF-Arjantin kavgasından rahatsızlığını hissettiren dünyanın en zengin yedi ülkesi (Yediler) IMF’ye bu görüşlerini aktarması sonucunda, IMF de anlaşma koşullarını bir ölçüde değiştirerek Arjantin ile 16 Ocak’ta anlaşma imzalamıştır. Hoşnutsuzluğunu özellikle belirten IMF prestijini kurtarmak için ilk turu 27 Nisan (bugün), ikinci turu 25 Mayıs’ta yapılacak seçim sonuçlarını bekleyeceğini ve yeni Cumhurbaşkanı ile görüşmelere devam edeceğini bildirmiştir. ‘Corralito’ adı altında bankalarda tutulan 80 milyar dolar da yavaş yavaş halka dönmeye başlamıştır. Bir yıl boyunca bankalar tarafından işletilen bu paralar mayıs ayına kadar hesap sahiplerine geri verilecektir.’ (*4)


ARJANTİN’DEKİ ÖZELLEŞTİRMELER, CARLOS MENEM OLAYI, DÜNYANIN 7. ZENGIN ULKESI OLAN ARJANTİN’IN NASIL FAKİRLEŞTİRİLDİĞİNİN TRAJIK ÖYKÜSÜDÜR .VE BU OYUN ŞİMDİ DE TÜRKİYE’DE SAHNEDEDIR. 

KAYNAKCALAR ; 
 
(*1) Cumhuriyet 20.06.2007 – EKONOMİ POLİTİK  – ERİNÇ YELDAN

(*2) http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=10758

(*3) 2006-05-08 – NTV-MSNBC

(*4) http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/04/27/ekonomi/ekonomi1.html

 

This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Calisma Dunyasi - Is ve Emekciler, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, KAPİTALİZM - LİBERALİZM, Politika ve Gundem, YOLSUZLUKLAR. Bookmark the permalink.

1 Response to ARŞİVDEN GÜNDEME * TÜRKİYE’NİN RUH İKİZİ ARJANTİN NASIL ÇÖKERTiLDİ ? CARLOS MENEM ( EL TURCO) İLE TAYYİP ERDOGANIN TANGOSU‏

  1. emin says:

    Fikrini değiştirmeyen liderler(yobazlar)hiçbir şey değiştiremez.Büyük kurtarıcı dehamız ne demiştir…Aziz milletime şunu tavsiye ederimki ,bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı (kişinin)adamların kanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasınlar.Atatürk.teşekkürler

Leave a Reply to emin Cancel reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *