PERDE ARKASI * GLADİO NASIL KURULDU? * “AĞLARIN ARKASINDA, GÖLGEDE KAL” STAY BEHIND NETS “SBN” *

Naci KAPTAN – 24 Temmuz 2012 / Güncellendi 28 haziran 2022

BÖLÜM I

Gladio, Latince ‘gladius’ kelimesinden geliyor.
‘Hançer, kılıç benzeri keskin silahlar’ anlamını taşıyor.

Bu, NATO’nun İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Varşova Paktı ülkelerinin Batı Avrupa’ya karşı olası bir saldırısına karşı geliştirdiği ‘karanlık/gizli ordulara’ verilen isim. Gladio, sadece İtalya’daki NATO’ya bağlı gizli birimlere, ‘Gladio Operasyonu’ ise Avrupa genelinde oluşturulan tüm gizli ordulara verilen genel bir ad oldu.
Gladio Operasyonu, ilk defa 1948’de, NATO kurulmadan önce müttefik ülkeler arasında oluşturulan Batı Birliği’nin Gizli Komitesi (Clandestine Committee of the Western Union – CCWU) olarak ortaya çıktı. 1949’da NATO kuruldu. 1951’de, CCWU, NATO’nun içinde Gizli Planlama Komitesi (Clandestine Planning Committee – CPC) adı verilen bir daireye dönüştürüldü. CPC, Fransa’da Avrupa Müttefikler Yüksek Merkezi (Supreme Headquarters Allied Powers Europe – SHAPE) tarafından yönetiliyordu.
1957’de CPC’ye paralel olarak, Müttefik Gizli Komitesi (Allied Clandestine Committee – ACC) kuruldu. ACC’nin görevi, Gladio şebekelerinin yönetmeliklerini hazırlamak, gizli faaliyetler yürütebilme kapasitelerini arttırmaktı. Bu amaçla, ABD ve İngiltere’de üsler kuruldu. Almanya, Belçika, Danimarka, Fransa, İspanya, İtalya, Hollanda, Lüksemburg, Norveç, Portekiz ve Yunanistan’da olduğu Türkiye’de de Gladio’nun yapılanmasında ACC etkili oldu. Tüm NATO ülkelerinin içinde yer aldığı Gladio operasyonunun esas unsuru, Avrupa devletlerinin orduları ve askeri istihbarat servisleriydi. (Kaynak: Karanlık Oda GLADİO-1-2-3-4)

Gladio (Türkçe: Kısa Kılıç), II. Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa’da gelecekte olması beklenen bir Varşova Paktı işgaline cephe gerisinde bir direniş başlatmak amacıyla İtalya’da NATO tarafından gizli olarak örgütlenen kontrgerilla (stay-behind) operasyonunun kod adı. Gladyo, özel olarak NATO cephe gerisi direniş organizasyonun İtalyan kolunu belirtse de bazen “Gladyo operasyonu” NATO’nun bütün cephe gerisi (stay-behind) operasyonlarının gayriresmî adı olarak kullanılır ve bazen “Süper NATO” adıyla da anılır.
Latince’de kılıç anlamına gelen Gladio sözcüğünü ad olarak kullanan örgüt, Amerikan ve İngiliz kontrgerilla örgütlenmesi olan Stay Behind tarafından 1952 yılında kuruldu. CIA tarafından yönetilen ve finanse edilen örgüt, 1956 yılında ABD ile iş birliği içinde, casusluk ve gerilla savaşı yapmak üzere örgütlendi. Sardunya’da örgütün ilk eğitim kampı kuruldu ve Kuzey İtalya’da 139 yerde silah ve mühimmat depoları oluşturuldu. Resmi adı Müttefik Koordinasyon Komitesi (Allied Coordination Committee) idi.
1956 sonrasında ikisi kadın 622 kişi ABD ve İngiliz gizli servisleri tarafından eğitildi. Organizasyon dağıtıldı (1972-1973, ancak kaldırılmadı
Soruşturmaların ünlü yargıcı Felice Casson, gizli servis arşivinde yaptığı incelemelerde, 1972 yılındaki bir bombalamanın kesinlikle NATO destekli bazı gizli örgütlerce yapıldığı sonucuna ulaştı: 2001 yılında, bu hipotez kesin ekarte edilmiş. Yargıç, başbakan Giulio Andreotti’nin bilgisine başvurdu, 1972’de bu olay tespit edildiği için başbakan örgütün varlığını kabul etti, ancak 1972’de örgütün kapatıldığını söyledi. Adli soruşturma arşivlenen olmuştur: hiçbir suç yoktu. Gladio gizli tesis oldu, aynı zamanda yasal ve meşru.
Avrupa Parlamentosu bile sorunla ilgili karar tasarısında şu sözlere yer vermek durumunda kalmıştır: Avrupa Topluluğu’na üye pek çok ülkede gizli, paralel istihbarat ve silahlı operasyon örgütlerinin 40 yıldır var olduğu Avrupa hükûmetleri tarafından ortaya çıkarılmıştır. Kırk yıldır bu örgütlerin demokratik kontrolden kurtulduğu ve NATO ile iş birliği halinde ABD gizli servislerince yönetildiği anlaşılmıştır.
Örgütün İtalya’daki adı Gladio idi. Türkiye’de kontrgerilla veya Özel Harp Dairesi , Yunanistan’da B-8 ya da SheepSkin, Belçika’da SDRA-8, Hollanda’da NATO Command, Batı Almanya’da Gehlen Örgütü, Stay Behind ya da Sword, Avusturya’da Schwert, Fransa’da Rüzgâr Gülü, İspanya’da Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL), İngiltere’de ise Secret British Network olarak bilinir.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Gladio

GLADİO NASIL KURULDU ?

“Her şey 2’nci Dünya Savaşı’nda başladı. Winston Churcill, Maliye Bakanı’na gizli bir örgüt kurulması talimatını verdi. Ama bildiğimiz istihbarat servisi değildi. İngilizlerin Özel Harekât Servisi (SOE: Special Operation Service) Nazilerin içine sızmakla görevlendirildi. Amerikan OSS (Office for Strategic Service) adı altında kurulan gizli örgüt de istihbarat topluyordu. İkisinin benzer hedefleri vardı… İtalya’da da faaliyet gösteriyorlardı.

OSS  *1* http://www.docstoc.com/docs/75619243/entry-210

                                       Gazeteci Nur Batur – Cumhurbaşkanı Francesca Cossiga

BÖLÜM II

Nur Batur’un İtalyan Gladiosu’nun başı ve eski Cumhurbaşkanı
Francesca Cossiga ile yaptığı GLADİO hakkındaki söyleşi ;


Türk Gladiosu bağımsız bir konumdaydı
İtalyan Gladiosu’nun başı ve eski Cumhurbaşkanı Francesca Cossiga: Türkiye’deki Gladio Avrupa merkezli yapının uzağındaydı, Türkiye Gladio’nun koordinasyon komitesindeydi ama siyasi komitede yoktu. Daha bağımsız yapıdaydı…
AVRUPA’YA YAYILIYOR
Almanya, Fransa, İtalya, Norveç, Hollanda, Belçika, Yunanistan, Türkiye’den başka bağlantısız Avusturya, İsveç ve İsviçre’de de benzer örgütler kuruldu.
TÜRK GLADİOSU ÖZELDİ
Özel Harekât’ın merkezi bir komutanlığı yoktu. Bu nedenle Türk Gladiosu’ndan kimseyle görüşmedim. Ama Türkiye her zaman özel bir konumdaydı.
LAİK DEVLETİ KORUMAK
Elimde kanıt yok ama sanki Türk ordusu Gladio’yu laik devleti korumak için devam ettirmiş gibi görünüyor. Türkler NATO’yu içişlerine karıştırmadı. Ergenekon soruşturmasında biz neler yaşıyorsak, İtalyanlar 1990’lı yıllarda Gladio soruşturması sırasında benzer “şok” olayları yaşadılar…
İtalya’da da Jandarma İstihbarat Teşkilatı’nın içinde, Gladio adlı gizli bir örgütün varlığı ortaya çıktığı zaman hem İtalya hem de Avrupa sarsıldı. Ama örgütle ilgili çok ciddi bir iddia ortaya atıldı. Derin devletin içindeki Gladio, komünistlerin iktidara gelişini önlemek için İtalya’da siyasi cinayetler mi işlemişti?
İtalyan savcılar, 1970 ve 80’li yıllarda meydana gelen bombalı eylemleri ve faili meçhul cinayetleri yıllarca soruşturdular. Sağ iktidarlar başlangıçta örgütün varlığını şiddetle reddetti. İtalya’da da telefonlar dinlendi. Emekli generaller, doktorlar, gazeteciler, gözaltına alındı… Sorgulandı… Herkes şaşkındı. Neler oluyordu? Polis sonunda, İtalya’da da toprak altına gömülmüş silahlar bulunca, derin devletin büyük sırrını saklamaya çalışan dönemin Başbakanı Gulio Andreotti, örgütün varlığını kabul etmek zorunda kaldı.

Felice Casson
Sonunda savcılara askeri arşivlerde inceleme yapma izni verilince de, soruşturma derinleştirildi… İtalyan Gladiosu’nu ünlü savcı Felice Casson’un çökerttiği biliniyor… Ama kimle konuşsam bana tek bir isim verdi… O isim, İtalya’nın eski Cumhurbaşkanı Francesca Cossiga idi… Cossiga’dan randevu istediğim zaman bana 2 gün randevu vermesi konuşmak istemesinin güçlü bir işaretiydi. Nitekim de öyle oldu. Roma’daki evinde toplam 4 saat konuştuk. Hem Gladio’yu nasıl kurup gizlediklerini ayrıntısıyla anlattı.
*Evet derin devlet ya da paralel devlet diyebiliriz… Her şey 2’nci Dünya Savaşı’nda başladı. Winston Churcill, Maliye Bakanı’na gizli bir örgüt kurulması talimatını verdi. Ama bildiğimiz istihbarat servisi değildi. İngilizlerin Özel Harekât Servisi (SOE: Special Operation Service) Nazilerin içine sızmakla görevlendirildi. Amerikan OSS (Office for Strategic Service) adı altında kurulan gizli örgüt de istihbarat topluyordu. İkisinin benzer hedefleri vardı… İtalya’da da faaliyet gösteriyorlardı.
ÖZEL HAREKÂT’IN GEÇMİŞİ
* Savaştan sonra Özel Harekâtçılar paralel devlete nasıl dönüştü?
Aslında savaş bittiğinde İngiliz Servisi lağvedildi. Amerika’da da lağvedildi ama 2’nci Dünya Savaşı’ndaki yapı CIA’nın temelini oluşturdu. Savaş sırasında doğrudan Başkan Roosevelt’le çalışan OSS’nin İrlanda kökenli avukatı CIA’nın da ilk başkanı oldu. CIA’da bir gelenek vardır. CIA başkanları örgütün içinden olmazlar. Mesela George Bush (ilk ABD başkanı) siyasetçiydi…
* Ya Sovyetlerle Soğuk Savaş dönemi?
Soğuk Savaş başlayınca, İngilizler Sovyetler’in Doğu Avrupa’yı işgalinin önlenemeyeceğini, buna karşı gizli bir örgüt kurulmasını teklif ettiler. Amerikalılarla birlikte (Stay Behind Nets) SBN yani Özel Harekâtçıları kurdular. Bu yeni örgütler doğrudan orduya değil, istihbarat servislerine bağlıydı.

NATO ŞEMSİYESİNDE…
* Özel Harekâtçılar ne kadar zamandır NATO şemsiyesi altındaydı ?
Şaşıracaksınız ama bu özel teşkilatın NATO’nun askeri kanadıyla ilgisi yoktu. Kuzey Atlantik Teşkilatı ile ilgiliydi. NATO askeri bir örgüttür… Mesela eski Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle NATO’dan ayrıldı. Ama ittifaktan ayrılmadı. Özel Harekât Teşkilatı tamamen siyasi kanada bağlıydı…
* Özel Harekâtçılar Ağı (SBN) hangi ülkelerde kuruldu ?
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Norveç, Yunanistan ve Türkiye’de kuruldu. Ama bağlantısız olan Avusturya, İsviçre ve İsveç’te benzer örgütler oluşturuldu. En güçlü olan Almanya’dakiydi. NATO ülkelerindekilerle bağlantısız ülkelerdeki gizli örgütler sürekli temas halindeydi.
* NATO’nun en uç karakolu olan Türkiye’deki Gladio’nun özel rolü neydi ?
Türkiye’de de Gladio’ya çok benzeyen bir örgüt kuruldu. Ama Avrupa merkezli yapının biraz uzağındaydı. Türkiye, Gladio’nun koordinasyon komitesindeydi ama siyasi komitede yoktu. Yani daha bağımsız bir yapıdaydı. Türk Gladiosu ancak bir savaş çıkması halinde katılacaktı. Ama tatbikatlar organize eden komitede de değildi. Diğer Avrupa ülkeleri birbirlerinin operasyonlarını biliyorlardı ama Türkiye dışarıdaydı. Örneğin Fransız ve İtalyan Gladiosu gizli tatbikat yaptığı zaman Türkiye katılmıyordu. Çünkü Türkiye uzakta kalıyordu.
* Türk Gladiosu’nun önde gelenleri kimlerdi ?
SBN’nin Merkezi bir komutanlığı yoktu. Bu nedenle ben Türk Gladiosu’ndan kimseyle görüşmedim. Ama şunu söyleyebilirim, Türkiye her zaman özel bir konumdaydı. Hiçbir zaman Türkler NATO’yu Türkiye’nin içişlerine karıştırmadılar.
* Soğuk Savaş’tan sonra Gladio’nun İtalya’da ve diğer ülkelerde lağvedildiği söylendi. Türkiye’de devam etti mi?
Elimde kanıt yok ama sanki Türk Ordusu Gladio’yu laik devleti korumak için devam ettirmiş gibi görünüyor.
ÖRGÜTÜ 1954’TE KURDUK
* 45 yıl önce İtalya’da teşkilatı ne zaman ve nasıl kurdunuz? Nasıl örgütün başına geçtiniz ?
1954 yılında kurduk. Ben kuruluşundan bir süre sonra Savunma Bakan Yardımcılığı’na atandım ve 5’inci departmandan da sorumlu oldum. 5’inci departman Özel Harekât Teşkilatı idi ve çok gizliydi. Ordu İstihbarat Teşkilatları, Özel Harekat Teşkilatı’na istihbarat aktarıyorlardı. Ama Özel Harekâtçılar orduya bilgi vermiyordu sadece hükümete bilgi veriyordu.
* Yani bütün Bakanlar gizli örgütlenmeyi biliyordu.
Hayır bütün Bakanlar bilmiyordu. Sadece Başbakan, Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı ve İstihbarat Başkanı biliyordu. Zaten İstihbarat Savunma Bakanı’na bağlıydı. İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan küçük bir istihbarat teşkilatı vardı. Onlar da Özel Harekâtçıları biliyordu. Örgütün şemasını kasada saklıyorduk ama ben örgütün başında olduğum için şemada bulunan herkesi tek tek biliyordum.
GİZLİ BELGEYİ İMZALADIM
* Maliye Bakanı’nın bilmemesi çok garip değil mi? Para akışı Maliye Bakanlığı’ndan geçmiyor muydu?
Maliye Bakanı da bilmiyordu. Özel Harekât’ın tamamen ayrı bütçesi vardı. Fonlar istihbarat Teşkilatı’nın bütçesinin içindeydi. Maliye Bakanlığı, parayı İstihbarat Teşkilatı’na veriyordu. Ama Gladio’ya verildiğini bilmiyordu. Bunu sadece Savunma Bakanlığı biliyordu. Bütçede çok gizli ibaresiyle “Özel teşkilata tahsis edildiği” yer alıyordu. İstihbarat bütçesindeki hangi fonun Özel Harekât’a verileceğini Savunma Bakanı biliyordu.
* Teşkilatı nasıl öğrendiniz?
Savunma Bakan Yardımcısı olduğum zaman İstihbarat Servisi beni davet etti. Çok gizli bir brifing verdiler. “Size anlatacaklarımız çok gizlidir. Listesini vereceğimiz kişiler dışında kimseyle konuşamazsınız” dediler. Operasyonlardan sorumlu olmayacağımı söylediler. “Sadece siyasi ve idari işlerden sorumlusunuz” dediler. “Sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan, Başbakanlık Müsteşarı, Dışişleri, Savunma ve İçişleri Bakanları ve İstihbarat Teşkilatı’nın Başkanı ve Jandarma Genel Komutanı dışında kimseyle konuşamazsınız” dediler. Bunun dışında kimseye hiçbir şey söylemememi istediler. Ve bir belge imzaladım.
Gladio’nun bir numarası, İtalya’nın kara kutusuydu
NUR BATUR – Sabah, 17 Şubat 2009
2. Dünya Savaşı sonunda Soğuk Savaş’ın başladığı günlerdi. Özel bir programla Avrupa’dan 5 genç siyasetçi ABD’ye gitti. Aralarında tek bir kadın vardı. O da savaşın galiplerinden olan İngiltere’den Margareth Thatcher’di. Helmut Schmidt ve Helmut Kohl yenilip ikiye bölünen Almanya’dan geliyorlardı. Savaşın diğer galibi Fransa’dan Valery Gisgard d’Estaing seçilmişti. Yenilen İtalya’dan seçilen hukukçu ise Francesca Cossiga’ydı…
50 yıl sürecek Soğuk Savaş döneminde Avrupa’yı yönetecek olan 5 genç lider, ilk kez ABD’nin liderlik programında tanıştılar… Ve beşi de Soğuk Savaş’ın kaderini çizdiler. Beşi de Sovyetler Birliği’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasında rol oynayan güçlü liderler oldular…
Cossiga 55 yıl boyunca İtalya’yı yöneten kilit isimlerden ve Soğuk Savaş döneminde İtalya’da komünizme karşı savaşın en güçlü liderlerinden biriydi. Hıristiyan Demokrat Parti’den parlamentoya girdiği zaman 30 yaşındaydı ve partinin lideri Aldo Moro’ya çok yakındı. 38 yaşında, Savunma Bakan Yardımcısı olduğu zaman Savunma Bakanı’ndan bile daha güçlü sayılıyordu. Çünkü, sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı’nın bildiği askeri istihbaratın içindeki Gizli Özel Harp Dairesi’nin yani Gladio’nun başına getiriliyordu.
Bu gizli görev Cossiga’nın zirveye tırmanışının başlangıcı oldu. Daha sonraki yıllarda İçişleri Bakanlığı’nı üstlenen Cossiga, Gladio’nun yönetiminde hep önemli rol oynadı… Avrupa’daki en büyük siyasi cinayetlerden biri olan İtalya Başbakanı Aldo Moro’nun kaçırılıp öldürüldüğü sırada İçişleri Bakanı’ydı…
Ama bu olay Cossiga’nın siyasi hayatının sonu değil, zirveye tırmanışının başlangıcı oldu. Çünkü, İtalyan siyasi hayatında bir ilki gerçekleştirip istifa edince halkın gözünde bir kahraman oldu ve bir yıl sonra seçimleri kazanıp Başbakanlık koltuğuna oturdu.
Cossiga, İtalya’nın en genç Cumhurbaşkanı olarak tarihe adını yazdırdığı zaman ise 56 yaşındaydı. Ve tarihin önemli bir dönüm noktasında, yani 45 yıl bütün dünyada saklanan Özel Harpçiler’in yani Gladio’nun ilk dünyaya açıklandığı zaman Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyordu. Cumhurbaşkanlığı’nın ardından tabii senatör olan Cossiga, 55 yıllık siyasi hayatında popülaritesini hiç kaybetmedi. Ne zaman konuşsa sadece İtalya’da değil Avrupa ve hatta dünyada da büyük tartışmalar yarattı.
Nitekim, geçen yıl, New York’daki İkiz Kuleler’e 11 Eylül 2001’de yapılan intihar saldısını CIA ve MOSSAD’ın planladığını, böylece ABD’nin Irak’ı işgal ettiğini iddia edince büyük gürültü koptu. Tabii senatör olan 80 yaşındaki Cossiga’yı açık sözlü olduğu için İtalyanlar hep sevdi.
Ona “sıra dışı bir siyasetçi” diye baktılar…
Bütün siyasi hayatı boyunca hep derin devletin içinde olduğu için ona “İtalya’nın kara kutusu” diyenler var… “Cossiga derin devletteki her şeyi bilir” deniliyor.. Cossiga şimdiye kadar bildiklerinin belki de ancak yarısını açıkladı…

BÖLÜM III

NUR BATUR – Sabah, 18 Şubat 2009
Cossiga: Gladio’nun Parası CIA’dan Geliyordu Ama Asıl Beyin İngilizler!
İtalya’da da Türkiye’deki gibi benzer silahlar toprak altında bulundu. İtalyan Gladiosu’nun bir numarası Cossiga, “Bunlar, Özel Harekâtçılara, jandarma stoklarından verilen silahlardı” diyor… İşte şaşırtan benzerlikler…
Özel Harekât’ın gizli karargâhı ya da merkezi nerdeydi?
-Sardunya Adası’ndaydı. Brifingden sonra beni Özel Harekât’ın karargâhına ve eğitim merkezine götürdüler. İstihbarata ait bir uçakla Sardunya’ya uçtuk. Uçak sivil uçak gibiydi. Resmi olduğu gösterecek hiçbir işaret yoktu… Havaalanında otomobillerle değil helikopterle esas karargâha uçtuk.. Helikopterin de üzerinde hiçbir işaret yoktu…
* Teşkilatın nasıl bir yapısı vardı ?
– Sürekli bir yapısı vardı. Savunma Bakanlığı’nın gizli 5’inci dairesinde çalışıyordu. Yaklaşık 50 kişilik bir askeri personeldi bu. Diğer bütün görevliler, kadın ya da erkek tamamen gönüllülerden oluşuyordu. Bu gönüllüler arasından eski subaylar, rezerv askerler, eski direnişçiler seçildi. Bunlar seçilirken komünist ya da faşist olmadıklarına bakılıyordu. Gönüllülerin arasında 3 tane de milletvekili vardı. Bölgesel yönetimlerden çalışan sade insanlar da vardı…
HÜCRELER KURULDU
* Hücreler mi kuruldu?
-Evet hücreler kuruldu. Gönüllülere bu hücrelerde görev verildi. Bu hücreler çatışma bölgelerinde görevliydi… Çatışma alanları Kuzey Doğu İtalya’nın Varşova Paktı ülkeleriyle sınır bölgesiydi…
* Özel Harekâtçıların görevi neydi?
Sovyetlerin kontrolü altına giren ülkelerde, KGB’nin kontrolü altına giren yerel yöneticiler ele geçirilecekti. Bu ülkelerde yönetimlere sızmak ilk hedefti. KGB’nin kontrolündeki yöneticiler etki altına alınacak ve Batı’ya kaçmalarına yardım edilecekti. Yani hem yönetimlere sızılacak hem de yönetimlerde kopma sağlanacaktı. (filtretation and ex-filtration) Çok ender durumlarda da sabotajlar düzenlenecekti.
SADE VATANDAŞLAR SEÇİLDİ
* Teşkilata katılanlar nasıl insanlar seçildiler?
Seçilenler önemli ve tanınmış insanlar değildi. Sade vatandaşlardı. Çünkü tanınmış siyasiler seçilseydi, Sovyetler hemen tespit edebilir ve tutuklardı. Doktorlar, banka çalışanları, öğretmenler, alt kademedeki sendikacılar gibi…
* Peki Türkiye dahil 8 NATO ülkesi ve 3 tarafsız ülkedeki Özel Harekâtçıların merkezi neredeydi ?
Merkez Brüksel’deki Shape karargâhıydı… Ama size şaşıracağınız bir şey söyleyeyim. NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri’nin ABD’li komutanının Özel Harekât bağını bilmiyordu.
* Amerikalı general bütün Avrupa’daki NATO kuvvetlerinin başı değil mi?
– Öyle ama örgütü Amerikalı general bile bilmiyordu. Tamamen gizliydi. Sadece NATO Genel Sekreteri biliyordu.
PARA CIA’DAN GELDİ
* 45 yıl örgütü saklamayı başardık dediniz. Nasıl başardınız ?
Çünkü bütçede bütün fonlar İstihbarat Servisi’ne verilmiş görünüyordu. Ama hiçbir zaman Özel Harekât için verildiği belirtilmiyordu. Amerika’da da CIA’ya bütçe verilir. Ama CIA bunları nerede harcadığını bildirmez… Özel Harekât Örgütü sırasında iki istihbarat teşkilatı vardı. Biri askeri istihbarattı, bu büyüktü… Diğeri de İçişleri Bakanlığı’nın bünyesindeydi, bu çok küçüktü.
* İtalyan İstihbarat Servisi kaç yıl Savunma Bakanlığı’na bağlı kaldı?
2007’e kadar Savunma Bakanlığı’na bağlıydı…
* Türkiye dahil birçok NATO ülkesinde istihbat teşkilatlarını CIA’nın kurduğu biliniyor. Fonlar da CIA’dan geliyordu değil mi?
CIA’dan para alırsınız ama bunu açıkça söylemezsiniz. Ama şunu söyleyeyim bu örgütün esas beyni İngilizlerdi… Amerikalılar değil… İtalya’daki Gladio’ya para Amerikalılar’dan geldi.
* Özel Harekâtçılar birbirini tanıyor muydu?
Hayır tanımıyordu. Sardunya’ya eğitime gittikleri zaman hiçbirisi diğerini tanımıyordu. Eğitim verenler ordudan bile olsa askeri kıyafetlerle eğitim vermiyorlardı. Ayrıca nerede eğitildiklerini bile bilmiyorlardı, çünkü pencereleri karartılmış uçaklarla Sardunya’ya getirilip yine aynı uçaklarla geri götürülüyorlardı. Nerede olduklarını bilmiyorlardı. Sardunya’daki eğitim merkezinde halen istihbarat servisi elemanları eğitiliyor.
* Tatbikatlar da Sardunya’da mı yapılıyordu?
Evet tatbikatlar sırasında yaşanan tatsız olaylar da oldu. İçişleri Bakanlığım sırasındaydı. İngiliz Özel Harekâtçılarıyla Sardunya’da bir gizli bir tatbikat yapılıyordu. Savaş oyununa göre, Sovyetler Sardunya’yı işgal ediyordu. İngilizler paraşütlerle iniyor. Sardunyalı gençler onları görüyor ve paralarını çalmak istiyorlar. Özel Harekâtçılar sert tepki gösteriyor. İngiliz Özel Harekâtçılar daha da sert karşılık veriyor ve bir İtalyan genç öldürülüyor. İtalyan polisi, İngiliz Özel Harekâtçıyı tutukladı. Olay bana intikal etti. Derhal bırakın dedim. İngiliz serbest bırakıldı.
BENİ ALDO MORO SEÇTİ
* Böyle gizli bir örgütün başına sizi kim getirdi?
Aldo Moro seçti. O sırada Savunma Bakanı Tremeloni’ydi ama böyle bir örgüte karışmak istemedi. Ben doğrudan Aldo Moro’yla görüşüyordum. Zaten bu örgütün kurulmasına izin veren de Aldo Moro’ydu…
* Moro bu görev için neden özellikle sizi seçti?
Çünkü Aldo Moro bana çok güveniyordu. İkimiz de aynı Katolik örgütün içindeydik. Ona hep Aldo diye hitap ettim… Çok yakındık… Beni seçmesinin ikinci nedeni, o sırada Hıristiyan Parti 3 genç siyasetçi seçti. Biri uluslararası ilişkilerde, diğeri iç güvenlik konularında uzmanlaşacaktı. Üçüncü siyasetçi de bendim ve benim savunma ve istihbarat alanında uzmanlaşmam istendi. Üçümüzü de ABD’ye gönderdiler. ABD’deki genç liderler programına gittim.
* Bu programa katılan ve savaş sonrası Avrupa’sının yapılanmasında rol oynayan ünlü isimler var mı ?
-Evet var… Margareth Thatcher, Helmut Kohl, Helmut Schmidt, Giscard d’estaing… Hepimiz çok gençtik…
YARGILANDILAR AMA…
* Gladio’ya dönersek Gladio savcıların büyük çabaları sonucunda ortaya çıkartıldı… İtalyan Özel Harekâtçıları yargılandı. Eğer bu kadar masum bir örgütse neden yargılandılar?
Bakın Gladio’nun tek soruşturulduğu ve su yüzüne çıkartıldığı ülke İtalya’dır. 8 ülkeden sadece İtalyan Özel Harekâtçıları yargılandı, ama serbest bırakıldı. Parlamentoda kurulan komisyonlarda yaptıkları soruşturma sonucunda, Gladio’nun yasal bir örgüt olduğuna ve hiçbir iç siyasi komploya karışmadığına karar verildi.
* Türkiye’de toprak altında silahlar bulundu. İtalya’da da soruşturma sırasında benzer silahlar toprak altında bulundu. Silahların kaynağı neydi?
Evet bunlar Özel Harekâtçılara, jandarmanın stoklarından verilen silahlardı…

BÖLÜM IV

İtalya’nın kanlı “Kurşun Yılları”nın hafızlarda en çok yer etmiş anlarından olan Moro’nun kaçırılması ve ardından öldürülmesi olayı. Aşırı solcu Kızıl Tugaylar örgütü imzalı belge, “16 Mart Perşembe günü Kızıl Tugaylar’dan silahlı bir grup, Hristiyan Demokrat Parti Başkanı Aldo Moro’yu ele geçirdi ve bir halk hapishanesine kapattı” sözleriyle başlıyor. Bildiride örgüt, Aldo Moro’yu kaçırırken 5 korumasını öldürdüklerini de ilan ediyordu.
Ünlü siyasetçi Aldo Moro cinayeti hâlâ bir sır
16 MART 1978-Aldo Moro o sabah, evinden çıkıp otomobiline bindiği zaman adeta bir koruma ordusu eşlik ediyordu. Kısa bir süre sonra Moro’nun içinde bulunduğu otomobil Roma’nın göbeğinde saldırıya uğradı. Moro’nun korumalarıyla teröristler arasında şiddetli bir çatışma yaşandı. 5 koruması ve şoförü öldüren teröristler iki kez başbakanlık yapan Moro’yu alıp ortadan kayboldular. Moro’nun kaçırıldığı gün, cebinde İtalyan siyasi tarihi açısından bir dönüm noktası sayılan Bakanlar Kurulu listesi vardı. Yeni kabinesinde komünistlere de yer veren ünlü siyasetçi, tarihi uzlaşmaya hazırlanıyordu. O sırada, Andreotti başbakandı. Cossiga ise İçişleri Bakanı’ydı…
Kızıl Tugaylar, Moro’ya karşılık hapisteki 13 teröristin serbest bırakılmasını istiyordu. Kızıl Tugaylar, 8 hafta boyunca Moro’yu Roma’da bir yerde rehin tuttular. Neredeyse her gün Moro’dan ailesine ve polise mektuplar gönderdiler. Andreotti ve Cossiga, ailesinin, yakınlarının hatta Papa Jean Paul VI’nın ısrarlarına rağmen, Moro’yu kurtarmak için Kızıl Tugaylar’la pazarlık yapmayı reddetti…
İtalyan polisi, 8 hafta boyunca Aldo Moro’nun rehin tutulduğu yeri bulamadı. 55 gün sonra Moro’nun delik deşik olmuş cesedi, Roma’nın göbeğinde, Hrıstiyan Demokrat Parti ve Komünist Parti Genel Merkezleri’nin arasındaki bir sokağa park edilmiş kırmızı bir Renault’un bagajında bulundu.

“Ara not : Aldo Moro’yu öldüren Kızıl Tugaylar’ın Lideri Ve Ömür Boyu Hapse Mahkûm Marıo Morettı’ ile Yeni Aktüel Dergisinin yaptığı söyleşi yazının sonundadır.”
İDDİALAR KANITLANAMADI
Ölüm haberi duyuluncu, otomobilin çevresinde binlerce insan toplandı. İçişleri Bakanı Cossiga bile polis kordonu içinde otomobile ulaşabildi. Cossiga’nın sorumluluğu üstlenip istifa ettiği saatlerde ise 100 bine yakın Romalı, “Moro yaşıyor, terörizme karşı savaş” sloganları atıyordu. Moro cinayetiyle sayfalarca soruşturma raporu yayınlandı. CIA’nın kontrolündeki Gladio’nun komünistlerin iktidara gelişini önlemek için ‘Kızıl Tugaylar’a sızdığı ve Moro’yu öldürdüğü iddia edildi, ancak iddialar kanıtlanamadı.
Gladio’yu çökerten Savcı Casson
Gladio soruşturması, Savcı Felice Casson’un 1972 yılında üç jandarmanın ölümüne yol açan Paeteano köyündeki bomba olayına ait dosyayı, 12 yıl sonra yeniden açmasıyla başladı. Casson, önce adli soruşturmanın eksik yapıldığını, Marco Morin isimli bir emniyet görevlisi patlayıcı uzmanının yalan ifade verdiğini ortaya çıkardı. Ardından da eylemde kullanılan bombanın sadece askerlerde bulunduğunu saptadı ve 1970-80 yılları arasında meydana gelen binlerce terör olayında gizli bir örgütün parmağı olduğu kuşkusuyla soruşturmayı derinleştirdi… Kuşku duyulan eylemlerin en büyüğü, 85 kişinin ölümüyle sonuçlanan Ağustos 1980’deki Bologna Tren İstasyonu’ndaki patlamaydı.
TELEFONLAR DİNLENDİ
Casson, telefon dinlemeleriyle soruşturmasını genişletirken, bazı emekli subaylar, iş dünyası, medya ve hatta yargı mensupları bile gözaltına alındı. Bu arada Kuzey İtalya’da toprağa gömülü silahlar da bulununca, düğüm çözülmeye başladı. Sonunda, dönemin başbakanı Andreotti, önce reddettiği, Gladio adlı gizli örgütün varlığını kabul etmek zorunda kaldı. O sırada Cossiga cumhurbaşkanıydı.
Bu arada İtalyan Senatosu da, bir komite kurup terör olaylarını araştırmaya başladı. Sonunda Andreotti, komisyona ve savcıya araştırmalarında her türlü yardımı yapacağı sözünü verdi ve Savunma Bakanlığı’ndan da bir rapor hazırlamalarını istediğini açıkladı. Ekim 1990’da, Savunma Bakanlığı 10 sayfalık rapor hazırladı. Raporu senatoya, Andreotti sundu. Andreotti, bu raporla İtalya’da Gladio adlı bir gizli ordunun aktif olduğunu ve bu ordunun hâlâ varlığını sürdürdüğünü açıklıyordu. Böylece, örgütün ikisi kadın 622 kişilik “hücre liderleri” listesi de ortaya çıktı. Her hücrenin liderinin belli sayıda Özel Harekâtçıyı yönettiği, Gladiocuların sayısının 15 bine yaklaştığı da saptandı.
BELGELER YOK MU EDİLDİ?
Son aşamasında iki ismin vereceği belgeler ve ifadeler bütün düğümü çözecekti. Bunlardan ilki Genelkurmay Askeri İstihbarat Başkanı General Inferilli, ikincisi ise Askeri İstihbarat Daire Başkanı Amiral Martini’ydi. Ancak iki kilit isim de, örgütün hiçbir terör eylemine karışmadığını savundular. Arşivlerdeki incelemede de örgütün terör eylemlerine karıştığına ilişkin kesin kanıt bulunamadı ve Gladiocular hapse atılmadı. Avrupa’yı sarsan soruşturmada “Gladio” 45 yıl sonra gün ışığına çıktı ama terör eylemleri tam olarak aydınlatılamadı. O sırada, Sovyetler parçalanıp Varşova Paktı çökünce, NATO için Gladio’ya ihtiyaç kalmadı ve ortadan kaldırıldı. Böylece Avrupa’da bir dönem kapanmış oldu. *1*

BÖLÜM V

Mario Moretti
Yeni Aktüel dergisinin 141. sayısı  – 1978’de İtalya Başbakanı Aldo Moro’yu Öldüren, Kızıl Tugaylar’ın Lideri Ve Ömür Boyu Hapse Mahkûm Marıo Morettı’den Yeni Aktüel’e İtiraflar!
12 Şubat 2010 Cuma
11 Mart 2008 tarihli İngiliz The Daily Telegraph G azetesi’nde yer alan bir haber, 30 yıl önce “Kızıl Tugaylar” tarafından işlenen Aldo Moro cinayetiyle ilgili yeni bir iddiayı içeriyordu. İddia, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın uluslararası kriz yönetimi uzmanı ve rehine olaylarında arabuluculuk faaliyetlerini yürüten Steve Pieczeni k’in “Aldo Moro’yu Biz Öldürdük” isimli yeni kitabında yeralıyordu. Buna göre, İtalya eski Başbakanı ve Hıristiyan Demokrat Partisi lid eri Aldo Moro parlamentoda Komünist Parti ile ittifak arayışına girince, ABD ile Sovyetler Birliği endişelenmiş ve Moro ABD taraf ından “kurban edilmişti”.
Kitaptaki bir başka iddia da, dönemin İçişleri Bakanı Francesco Cossiga başkanlığındaki kriz komitesinin 55 gün rehin tutulan Moro’nun devlet sırlarını vereceğinden kuşkulanıp, henüz öldürülmeden Kızıl Tugaylar adına sahte bir bildiri hazırlatarak Moro’nun öldürüldüğünün ilan edilmesi kararı aldığı yönündeydi. Nitekim Cossiga da birkaç hafta önce bu sahte belge iddiasını doğruladı. 30 yıl sonra yeniden gündeme gelen Moro cinayetinin faili, Kızıl Tugaylar’ın ömür boyu hapis cezasına mahkûm lideri Mario Moretti, Milano’da Yeni Aktüel’in soruların yanıtladı…
İtalya’da 1963-1968 ve 1974-1976 yılları arasında başbakanlık yapan Hıristiyan Demokrat Parti (DC) Genel Başkanı Aldo Moro, 16 Mart 1978’de Brigate Rosse (BR – Kızıl Tugaylar) adlı silahlı devrimci örgüt tarafından kaçırılarak BR’nin “halk hapishanesi” olarak adlandırdığı Roma’nın Via Gradoli Bölgesi’ndeki bir evde 55 gün rehin tutuldu. Örgütün aldığı kararla 9 Mayıs 1978’de Mario Moretti tarafından evin garajında vurularak öldürüldü, cesedi de Roma şehir merkezindeki Via Caetani’ye bırakıldı. 1981’de yakalanarak ömür boyu hapis cezası alan 1946 doğumlu Moretti, 2 Aralık 1997’den bu yana gecelerini (23.00-07.00 arası) hapishanede gündüzleri de evinde geçiriyor. İtalya yasalarına göre ayrıca yılda 25 gün hapis dışında “tatil” hakkına sahip.
Milano, Mailand’daki evinde buluştuğum Mario Moretti burada gazeteci eşi ve 11 yaşındaki kızıyla birlikte yaşıyor. Kitaplar, tablolar ve çiçeklerle dolu ev oldukça davetkâr ve sıcak bir atmosfere sahip. Beni terasa davet eden Moretti, dışarıya doğru yöneldiğimde gülüyor ve paltomu giymem gerektiğini söyleyerek, Alman “Kızıl Ordu Fraksiyonu’ndan (Rote Armee Fraktion-RAF) gelen yoldaşlar bu mevsimde hep şortla gezerlerdi. Kuzeyden gelenler soğuğa alışkın” diyor. Paltomu giyiyorum, Moretti beni büyük ve çiçeklerle dolu terasında gururla gezdiriyor. Bu kısa gezinin ardından da mutfağa geçip, sandviç ve kahve eşliğinde sohbete başlıyoruz
Moretti röportaj esnasında sık sık ayağa kalkıyor, geziniyor, tekrar tekrar kahve ya da su dolduruyor. Hafif sinirli bir hali olsa da röportajın sonuna değin ilgisini ve ciddiyetini koruyor.
Bir ara kızını okuldan alması için röportajı kesiyoruz. Bir saat sonra dönüyorlar ve kızı bizim için gitar çalıyor. Ardından fotoğraf işine koyuluyoruz. Rossana Rossanda ve Carla Mosca’yla ortak kitaplarında yayımlanmış fotoğrafını hiç sevmediğini ve bu sefer iyi bir fotoğraf istediğini belirtiyor. Kitaptaki o fotoğrafta Moretti parmaklıklar arasında ve oldukça bitkin bir halde görülüyor. Ben de kendisine elimden geleni yapacağımı belirtiyorum. Fotoğraf çekiminin ardından tekrar masaya oturuyoruz ve röportajı tamamlıyoruz. İşte o röportaj
“Devletle ortak dili bulamadık”
– Gazetecilerle konuşmayı pek sevmediğinizi biliyorum…
Doğru, ama bazı konuları açıklığa kavuşturmak için konuşmaktan başka çarem yok. Açıkçası şu ana kadar iyi soru soran ve olguları objektif aktaran gazetecilere pek rastlamadım. Gerçekleri çarpıttıkları için uzun süredir İtalyan gazetecilere röportaj vermiyorum. Önyargıları değiştirmek zor oluyor.
– İki gazeteci; Rossana Rossanda ve Carla Mosca’yla 1993’te yaptığınız röportaj “Brigate Rosse: Bir İtalyan Tarihi” ismiyle kitaplaştı. Uzun süren suskunluğun ardından gelen açıklamalarınızla aynı zamanda birçok suçlamaya ve o ana değin karanlıkta kalan konulara değiniyorsunuz… (Bu sorunun Moretti’nin hoşuna gitmediğini hemen anlıyorum. Ayağa kalkıyor, BR’nin tarihi hakkında bir – iki kitap karıştırıyor.)
Öncelikle bu bir röportaj değildi. BR’nin ne olduğu ve 1970 ve 80’lerde neler yaşandığını kavramak istediler. Bu kitap üç kişilik bir sohbetin ürünüdür. İkincisi, bahsettiğiniz karanlık noktalar ya da suçlamaların hepsi yanlış. Tüm Brigadistler (BR üyeleri) uzun yıllar hapisteydi. Ben de 27 yıldır hapisteyim. Sadece Alessio Casimirri (Moro cinayetinden sonra Cezayir’e ardından da Nikaragua’ya kaçan ve Sandinist hükümet için çalışmaya başlayan BR üyesi) dışarıda. Bu suçlama ve karalamalar BR hareketinin tarihi ve gerçekliği üzerine leke sürmek için ortaya atıldı ve hâlâ dillendiriliyor.
– Peki BR nasıl oluştu?
Eylül 1970’te ilk BR hareketi oluştu. Başlangıçta ben, Renato Curcio, kız arkadaşı Margherita Cagol, Alberto Franceschini ve hareketin diğer öncüleri vardı. Fabrikalara ve yöneticilerinin, sahiplerinin arabalarına zarar vermek için eylemler yaptık. Örneğin Pirelli’nin kamyonunu yaktık. BR, 1972-73’e kadar Milano Mailand’da faaliyet gösteriyordu. Siemens, Alfa, Pirelli gibi fabrikalarda örgütlüydük. 1972’de Siemens’in mühendis ve yöneticisi Idalgo Macchiarini’yi kaçırdık. İtalyan demokrasisinde ilk kez işçiler bir fabrika yöneticisini kaçırıyordu. İki saat süren ve medyanın büyük ilgisini toplayan eylem aynı zamanda BR’nin propagandası anlamına geliyordu. O dönem tam anlamıyla bir yeraltı örgütü değildik fakat 1972’de üzerimizdeki polis baskısının artması ve Mayıs 1972’de neredeyse beş kişi dışında tüm BR militanlarının tutuklanmasıyla tümüyle yeraltına inme kararı aldık. Aktif Brigadistlerin hepsi hapiste olsa da hareketin destekçileri olan işçiler serbestti ve yeni örgütü kurdular. Örgütlenme süreci bir yılı buldu.
– Kendinizi politik ve ideolojik olarak nasıl tanımlıyordunuz?
Partizanlar’la ortak bir noktamız vardı. Aradığımız konsept Avrupa’da olmadığından yeni bir model arayışı içindeydik. Latin Amerika modellerinden Uruguay’ın şehir gerilla örgütü Tupamaros ve Kolombiya’daki Guevarist hareket bize yakın olsa da gerçekliğimizin yalnızca bir parçasını oluşturuyordu.
– BR’de entellektüel sayısının az olduğunu söylüyorsunuz. Teorik tartışmalarınız yeraltına indiğinizde mi yoğunlaşmaya başladı?
1960’larda İtalyan fabrikalarında uzmanlar, teknisyenler güç sahibiyken; 1970’lerde ‘Fordizm’le birlikte yeni ve etkin bir işçi sınıfı kitlesi oluşmaya başladı. Bizim kültürümüz de buradan geliyordu. Avrupa’nın en iyi sahte kimlik ve pasaportlarını yapıyorduk. Sıradan işçiler, hedefi iktidarı ele geçirmek olan bir örgüt kurmuşlardı ve biz de bu amaca ulaşmak için somut adımlar atmalıydık. Yani teorik tartışmalar ve kitap yazmak bizim işimiz değildi.
– Organizasyonun ideolojik konseptini geliştirenler kimlerdi? Örneğin kuruculardan Renato Curcio’nun rolü neydi?
Curcio üniversiteli olmasına rağmen Milano’ya geldi ve Pirelli’de işçi olarak sınıf savaşına katıldı. Biz işçilerin liderliğinde silahlı bir örgüt kurmuştuk. Ünlü İtalyan gazeteci Giorgio Bocca bir röportajımız sırasında bana yönelttiği “Gerçekte organizasyonun başında kim var” sorusuna “Bizim entellektüellerimiz, teorisyenlerimiz yoktu, hepimiz işçiydik” cevabını vermem üzerine bana “Aslında hiç var olmamanızı isterdik” demişti.
– İtalyan Komünist Partisi (PCI) ile ilişkiniz var mıydı?
Primo Linea ( İlk Çizgi) devrimci hareketin içinde yeralan ve sosyalistler tarafından kurulmuş çok büyük bir hareketti. Üç kişilik organizasyonlar da kendilerini hareketin bir parçası olarak görüyordu. Örneğin feminist organizasyonlar bir jinekoloğu vurmuşlardı. Ancak bu örgütler işçi sınıfının içinde değillerdi. PCI ile bir ilişkimiz yoktu. Onlar bizim dostumuz değil, devletin ortakçılarıydılar. Biz bir sınıf savaşı istiyorduk ve hedefimiz devrim yapmaktı. PCI ise kapitalizmle uzlaşmayı ve ekonomik durumu düzeltmek için ortaklık yapmayı istiyordu. Bu bizim açımızdan bir alternatif değildi.
RAF, ETA, IRA ya da FKÖ gibi örgütlerle ilişkileriniz nasıldı?
Biz farklı gerçekliklerde yaşıyorduk, yönlerimiz de farklıydı. IRA, ETA ve FKÖ gibi hareketler Marksist değildi. RAF, Marksist olsa da ayrıştığımız çok nokta vardı. Yine de BR birçok açıdan FKÖ’ye sempatiyle bakıyor ve kendini ona yakın buluyordu.
– RAF ya da FKÖ ile silah alışverişiniz var mıydı?
Şehirlerde yürütülen sınıf savaşında silaha çok fazla ihtiyaç olmadığından bu önemli bir sorun değildi. Başlangıçta silahları Partizanlar’ın İkinci Dünya Savaşı ertesinde sakladığı yerlerden almıştık. Örneğin Idalgo Macchiarini’yi kaçırdığımızda çektiğimiz fotoğraftaki silah Almanlar’dan kalmaydı. Açıkçası İtalya’da silah bulmak ya da satın almak bir sorun değil. Bu açıdan da pek bir problemimiz yoktu.
– Bu gruplarla ortak eylemleriniz var mıydı? Örneğin 15 Şubat 1984’te, Roma’da
Sina Uluslararası Gücü ve Gözlem Grubu’nun ABD’li Başkanı Ray Leamon Hunt’ın, Lübnanlı bir örgüt ve BR’nin bir devamı olan Savaşan Komünist Partisi (BR-PCC) tarafından vurulması… Biz BR olarak iki kez Silahlı Proleter Örgütü (NAP) ile eylem yaptık. Yabancı örgütlerle eylem yaptığımızı hatırlamıyorum. 1984 tarihinde neler yapıldı pek bilmiyorum çünkü benim açımdan BR 1984’e gelindiğinde artık yaşamıyordu!
-Aldo Moro’nun kaçırılmasına gelelim deyiminizle “devleti kalbinden vurmak” istiyordunuz. Hukuk sistemine, sermayeye, polise saldırmıştınız ve Aldo Moro’nun kaçırılmasıyla da devlete saldırmayı hedefliyordunuz. Bunu başardınız mı?
Sözünü ettiğiniz saldırılar önemli tabii ama bizim için asıl önemli olan hükümlülerin durumuydu. 1970 ve 80’lerde bizden ve diğer sol örgütlerden 2 bin 500 solcu hapse girmişti. Soruşturmaları sürenlerin sayısıysa 120 bindi. Tabii bunlar devletin resmi rakamları. Hedefe ulaşmak ve devletle ortak bir dil yakalamak için anlaşma ve diyalog arayışımız vardı. Ne var ki bu ortak dili bulamadık.
“Devlete karşı silahlı mücadelenin tek sonucu olabilir”
– Aldo Moro’nun öldürülmesi BR için dönüm noktası oldu diyebilir miyiz? Bunun sebeplerinden birini de devletin uyguladığı baskının çok artması olarak düşünebilir miyiz?
Aslında baskı daha önceden başladı. Aldo Moro’yla birlikte anladık ki devlete karşı silahlı mücadelemizin sadece tek sonucu olabilir; ya kazanacağız ya da BR hareketi ve tüm sol hareket çökecek.
– Komünistler ve Hıristiyan Demokratlar’ın (DC) Aldo Moro’yu kurtarmak için BR ile diyaloğa açık olmamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Moro’nun belirttiği gibi NATO’nun devlet üzerinde bir baskısı söz konusu muydu?
Moro’nun siyaset dışına itilmesi BR açısından meselenin asıl önemli olan noktasını oluşturmuyordu. Moro, en önemli partinin başkanı olarak devletle BR arasında aracı olabileceğini düşünüyordu ancak devlet bu diyaloğu kabul etmeyeceğini kesin bir şekilde ifade etti. Moro’yu da şaşırtan bu yanıt şu anlama geliyordu: “Yanıtımız ancak askeri olabilir!” Yolsuzluk skandalıyla ilgili DC’li politikacıların yargılanması gerekiyordu. Moro kaçırılmasından bir – iki ay önce parlamentoda kimsenin DC’yi yargılayamayacağını söylemiş ve politikacıları koruma altına almıştı. Ama BR, Moro’yu kaçırarak DC’yi yargılamayı başardı. Ayrıca Moro’nun kaçırılması devletle diyalog kurmanın mümkün olmadığını da gösterdi. Bundan böyle devletin cevabı ancak askeri olabilirdi.
– Başlangıçta devletin sizi dinleyeceğini düşünmüş müydünüz?
Evet. Ancak DC ve PCI’nin yönetimi bizimle herhangi bir anlaşma ve uzlaşma istemedi. “Eylemlerin politik karşılığı yoktu artık!”
– BR hareketinin sonu neden ve ne zaman başlıyor?
Yeni yasalar çıkaran hükümet, tüm sol hareketlere karşı son derece baskıcı bir tutum aldı. Hapishane yapısı değiştirildi, tek hücreli cezaevleri kuruldu. Hatta dönemin başbakanı Francesco Cossiga şunu söylemişti: “Önümüzdeki birkaç sene için demokrasiden söz edemeyiz! Olağanüstü hal yasalarına ihtiyacımız var çünkü olağanüstü hali yaşıyoruz.” İkinci neden, kapitalizmin yapısının değişmesiydi. Bugün globalizm denen süreç 70’lerde başlamıştı. BR değişimi anlamış ve 1977’de bu yeni süreç üzerine yazılar yayımlamıştı. Biz bu değişimi globalizm olarak değil “çokuluslu şirketlerin emperyalist devleti” olarak adlandırmıştık. Yeni süreç yalnızca İtalya’da değil birçok yerde yaşanmaktaydı. Üçüncü olarak da işçi sınıfının değişmesini söyleyebiliriz. Sınıf hareketine başladığımız fabrikalar artık aynı değildi. Örneğin Pirelli artık aslen kurulduğu yerde değil, Fiat da eskisi kadar güçlü değildi. Artık yıllarca yüzdüğümüz suda yüzmediğimizi gördük.
– Sınıf mücadelesinin sonu mu gelmişti yani? 1981’de BR’nin Fransa’da, RAF ve Action Directe ile kurduğu “antiemperyalist” pakt ne anlama geliyordu?
Biz savaşı kaybetmiştik. 1980’li yılların başında hapse giren solcuların sayısı artarken bize katılan insanların sayısının azaldığını gördük. Yeni yanıtlarımız, yeni fikirlerimiz yoktu. Bu durum yalnızca bizim için de geçerli değildi. Avrupa’da bu yıllarda devrim hakkında yeni bir söz söyleyebilen kimse yoktu. Bu tüm sol hareketin sonuydu aynı zamanda.
– BR tarafından örgütün hızla bir şiddet döngüsüne girdiği, birçok yanlış ve haksız eylemde bulunulduğu ve kitleler açısından eski saygınlığını yitirmeye başladığı söylendi. Sizce BR hareketi ne zaman bitmişti?
1981’de ben hapse girdikten birkaç ay sonra BR üç önemli eylem gerçekleştirdi. Napoli’de DC’nin yerel yöneticisi Ciro Cirillo, Venedik yakınlarında petrokimya tesisi müdürü Giuseppe Taliercio ve Milano’dan Alfa Romeo’nun yöneticisi Renzo Sandrucci kaçırıldı. Bu üç kaçırma eyleminin üç farklı sonucu oldu. Benim için önemli olansa artık BR’nin yaptığı eylemlerin politik bir karşılığı olmadığını anlamaktı! Bu üç eylem ne sınıf ne kitleler tarafından anlamlı bulunmuş ne de ilgi toplamıştı. Bu noktadan sonra, resmi olarak olmasa da kendi kendime “Artık BR kendi sonuna gelmiştir” dedim!
– BR’den ayrılan gruplar birkaç yeni örgüt kurmuşlardı. Militanların da büyük bir çoğunluğu BR’nin bittiğini açıkladı. Bu süreç resmi olarak nasıl gelişti?
Büyük bir örgüt krize girdiğinde bazıları çözümü dışarıda arar ve küçük organizasyonlar eşliğinde yeni bir yol tutmaya çalışırlar. Biz parti değildik, ‘bekle ve gör’ anlayışıyla çalışmıyorduk. Karar almalı ve savaş vermeliydik. Savaşmak için savaşmıyor, öldürmek için öldürmüyorduk. Bizim için her saldırı politik bir amaç taşıyordu. 1980’lerin ortalarında bazı militanların hâlâ eylem yürütmesine rağmen artık yapılan saldırıların hiçbir politik karşılığı olmadığını gördük. 1986’da BR’nin tüm yönetici kadrolarının bulunduğu bir davada örgütün artık var olmadığını açıklayan ortak bir metin yayınladık.
– Tutuklu militanlarla dışarıdakiler arasında yaşanan bir gerilim söz konusu. BR bu gerilimin altında ezildi uzun zaman. Sizin açınızdan hapishaneden yani ‘içeriden’ bakmanın farkı ne?
27 yıldır hapisteyim. İçeride neler olup bittiğini çok iyi biliyor, dışarıyı da görebiliyorum. Örneğin bir grev ya da saldırıyı bu eylemlerin politik anlamını kavramanız çok güç. ‘İçeride’ her türlü eyleme iki kat anlam biçiliyor. Çünkü dışarıdaki yoldaşların senin için her şeyi yapacağına ve kısa bir zamanda kurtarılacağına inanmak istiyorsun. Ama bu bir illüzyon, içeriden gerçekliği bulanık görüyorsun yani. Normalde hapisteki militanlar karar almazlar. Ancak 1986 yılında BR’nin tüm yönetici kadroları içerdeydi. Renato Curcio, Barbara Barzerani, Piero Bertolazzi ve ben bu davada birlikteydik. İki yıl boyunca dışarıda olanlar eylemlere devam etti. Ancak bu eylemler bizim açımızdan artık bir şey ifade etmiyordu. Sadece örgüt değil, nesnel gerçeklik de çok değişmişti. Artık devam etmek için bir sebep kalmamıştı. *2*

*1* Nur Batur
Sabah, 17 Şubat 2009
Sabah, 18 Şubat 2009
Sabah, 19 Şubat 2009

*2* Yeni Aktüel Dergisi 141. sayı

Fotoğraflar ; Naci Kaptan
This entry was posted in EMPERYALİZM, FAŞİZM, İSTİHBARAT KURUMLARI, Politika ve Gundem. Bookmark the permalink.

1 Response to PERDE ARKASI * GLADİO NASIL KURULDU? * “AĞLARIN ARKASINDA, GÖLGEDE KAL” STAY BEHIND NETS “SBN” *

  1. Emin says:

    Önemli bir yazıyı kaleme almanız ve okurlarla paylaşmanız nedeniyle teşekkür ederim…gençlerin okumalarını dilerim.Nato bir terör örğütüdür.Ülkemizdeki aydınlar. işbirlikçilerle beraber olarak katlolarak ve buğünlere gelinmiştir.Dinci ve muhafazakar olarak geçinen iktidarlar lekelidir..sayğılarla.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *