BU BİR BAYRAK HİKAYESİDİR.. BİR HİKAYEDİR Kİ İKTİDARIN PAŞALARININ KULAKLARINA KÜPE OLSUN

Naci KAPTAN – 22.Eylül.2012 – Güncellendi 20 Ocak 2023

GİRİŞ ; TSK’nın DURUMU

Değerli okur,
2012 senesinde yazdığım ve 2013/2014 senelerinde güncellediğim “BU BİR BAYRAK HİKAYESİDİR” yazısının öznesi olan ve TSK’da nesli çok azalmış gerçek komutanlardan, Atatürk’ün paşalarından kahraman bir komutanın, hayatı cephelerde, dağlarda devlete hizmetle geçen tamburalı Paşa lakaplı Hasan Kundakçı’nın hayatını kaybetmesi ardından, değerli komutan Hasan Kundakçı’ya rahmet, ailesine başsağlığı dilerim. Yazımı tekrar güncelledim ve okumanıza sunuyorum.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın izinde giden, Kundakçı Paşa gibi  saygın komutanlar kirlenen siyasetle birlikte TSK kadrolarından bir bir eksilmişlerdir. Her bir kamu kurumunda olduğu gibi TSK’da da liyakat, tecrübe, mesleki seçkinlik, hiyerarşi değerleri yok edilmiştir.  TSK kadrolarına farklı tarikatlar ve cemaatlerin uzantıları planlı olarak yerleştirilmiştir. Bunun sonucu olarak komutanlar dahil asker arasında İNANÇ bölünmeleri başlamıştır. 2016, 15 Temmuzunda yapılan kalkışmanın ardındaki Fetö’cü komutanlar ve tarikat evine üniforması ile giden amiral unutulmamalıdır.
Fetö’cü komutanlar tasfiye edilirken aralarına Kemalist komutanlar da yerleştirilmiş ve emperyalistlerin istediği gibi milli ordumuzun dokusu zayıflatılarak  değiştirilmiştir. Buna en büyük örnek TSK’nın en değerli, liyakatlı aydın,  bilge, çağdaş Kemalist komutanları ve kadroları bilindiği gibi Ergenekon, Balyoz, casusluk v.b. kurmaca, yalan davalarla suçlanarak yüzlerce yıl hapis kararları ile tasfiye edilmişler ve Türkiye ve Türk milleti korunaksız duruma getirilmiştir.
TSK’nın yapısında yapılan değişikliklerle MİLLİ ORDUNUN hiyerarşik düzeni kırılarak değiştirilmiş ve komutanların başına sivil amirler getirilmiştir. Kara- Hava- Deniz komutanları MSB’ye, Jandarma ve Sahil Güvenlik komutanları ise İçişleri Bakanına bağlanmıştır. Tablodan görüldüğü gibi Gen. Kur. Başkanı ORDUSUZ VE KUVVET KOMUTANSIZ kalmıştır. TSK böylece siyasetin karanlığına çekilmiştir. MGK’larda terfi, tayin ve emeklilik işlemlerinde kuvvet komutanlarının ve sicil amirlerinin görüşleri yerine bu işlemler siviller tarafından yapılır olmuştur. Siyasetçilerin bir komutanın liyakat ve bilgisini değerlendirme olanağı yoktur. AKP tüm diğer atamalarda olduğu gibi atamalarda kendisine yakın ve kullanışlı olanları kadroda tutmakta ve terfi ettirmektedir.
Bir devleti yönetenler bir yabancı devletle anlaşarak kendi ordusuna tuzak kurar mı;
Yazar Ahmet Akgül kitabında olayı şöyle anlatıyor;
– Çuval olayını Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül onayladı! (2007)
“Kuzey Irak’ta, askerlerimizin başına çuval geçirmelerini ve Genel Kurmayı zor duruma düşürmelerini, Amerikalılara biz söyledik.” Wolfowitz Türk ordusunu bizimkilerin teklifi üzerine cezalandırmaya karar verdi.” Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’le paylaşıldı, onlar da “olur” dediler !!!
* CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey TSK için şöyle diyor;
– AKP ile anlaşarak Türk Ordusu’nu kafesledik (2012 ) Utah Üniversitesi’nde konferans veren Henri Barkey, AB üzerinden yapılan derin operasyonu bu ifadeyle tanımladı.
Yakın zamanda bir jandarma karakol komutanı AKP ilçe başkanını karakolda askeri törenle karşılamış ve tekmil vermiştir. Ayasofya’nın açılışına ise Gen. Kur. Başkanı ve kuvvet komutanları üniformaları ile katılmışlar, siyasal islama selam çakmışlardır. Yetmemiş Ayasofya’da bir cemaat önderi ile el ele fotoğraf çektirmişlerdir. Daha sonra ise aynı komutanlar AKP Gen. Başkanı Erdoğan’ın bir siyasi konuşmasını alkışladıkları televizyonlara yansımıştır. Bir komutanın; “Ben AKP’nin paşasıyım” sözü hatırlardadır. Özetle KIŞLAYA SİYASET girmiştir. Tıpkı Balkan bozgununda olduğu gibi. Bu haftada ise bir jandarma komutanı albayın il valisi ve AKP il başkanı ile eski bir şaibeli başbakanın yine şaibeli oğlunu görev saatleri dışında  karşıladığı görülmüştür.
Bundan böyle terfi bekleyen generaller, amiraller, üst rütbeli subaylar asli görevlerini yapmak yerine siyaset koridorlarında, iktidarın il/ilçe başkanlıklarında dolaşarak kendilerine kadro aradıkları basına yansımaktadır. Fakat burada parantez açarak,; TSK’da nesli azalmış olan Gazi Paşanın değerli askerlerini bundan tenzih ederim.
Gelelim hikayemize;

BU BİR BAYRAK HİKAYESİDİR.. BİR HİKAYEDİR Kİ ;
İKTİDARIN PAŞALARININ KULAKLARINA KÜPE OLSUN


“Eğer sınırlarımızı bir kişi geçer, Bayrağımızı indirirse
ben Türkiye’ye dönmem, dönemem.
Alnıma tabancayı dayar, dokunurum tetiğe”.

Tamburalı Paşa Hasan Kundakçı


“1919 da padişah buyruğuyla İzmir teslim edilmişti.
2014 de Başbakan ve paşalarının buyruğuyla ,
Türkiye’nin bütünlüğü ve güneydoğusu teslim ediliyor.”


YAKIN GEÇMİŞİ SORGULAMAK;
Paşaların bazıları Atatürk’ün paşaları idi.
Ki onlar zindana kondular ..
Bazı paşalar ise iktidarın.
Ki onlar zıplayarak makam aldılar …
Paşaların bazıları Ulusal bütünlüğün, bağımsızlığın kalesi idiler.
Bazıları ise, Laiklik karşıtı odak olmaktan ceza alan partinin sadık paşaları !!!…
İktidarın sadık paşaları ,
iktidarın Türkiye’yi bölme politikalarına destek verdiler.
İktidarın başı, Baş yönetici olsun diye,
PKK’ya karşı silah kullanmama ,
kurşun sıkmama emrini askere verdiler.
Yetmedi askeri kışlaya soktular.
Böylece güneydoğuda asker PKK örgütüne meydanı terk etti.
Asker ricat ettikçe boşluk PKK teröristlerince dolduruldu.
Eli Kanlı teröristler böylece Devlet koruması altına alındı.
Yol kestiler, kimlik kontrolu yaptılar, vergi topladılar.
Asker ,işçi,  öğretmenleri çocukları kaçırdılar, katlettiler.
Korucuları öldürdüler.
Yaktılar, yıktılar
Devlet karakol yapamaz hale geldi.
Bölücü Kürtçülük büyük bir kalkışma halindedir.
Ana Yurdun gençlerini kırmak için İstanbul’a 25 bin polis yığan iktidar,
Güneydoğu’da gittikçe yayılan Kürt kalkışmasını ve kanlı PKK terörünün
sırtını okşayarak görmezden geliyordu.

1919 MAYIS’ININ İZMİR’İ İLE
2014 MAYIS’I DİYARBAKIR’IN , LİCE’NİN FARKI NEDİR ?

İzmir garnizon komutanına Padişahtan gelen buyruk şöyle ediyordu ;
“Askerimiz kışlasına çekilerek silahını teslim edecektir
Böylece Yunan ordusu hiç bir askeri direnişle karşılaşmadan İzmir’e çıktı. Yunan askerinin ilk hedefi, doğal olarak Sarıkışla ve buradaki Türk subayları oldu. İstanbul Hükümeti’nden direnmeme buyruğu alan birlikler, Kışla’da bekliyordu. Yunan birlikleri ve çevresindeki silahlı yerli Rumlar oraya yöneldiler.
O günün olaylarını, yüksek rütbeli bir Fransız subayı not defterine şöyle yazmıştı:
“Yürüyüş kolunun önünde çok büyük bir Yunan bayrağı vardı. Herkes çılgınca ‘zito Venizelos’ diye bağırıyor, sancaktar durmadan bayrağı sallıyordu. Gösteri yapanlar, gürültü içinde gitgide kendilerini kaybettiler. Bu biçimde, içinde çok sayıda Türk askerinin bulunduğu büyük kışlanın önüne geldiler. Kışlada, silah altına yeni alınmış yedek subaylar, 56.Süvari Alayı’nın subayları ve düşüncesizce verilmiş emir gereği burada toplanmış başka birçok subay vardı. Bunlar, herhangi bir taşkınlığa neden olmamak ve kolayca suçlanmalarına bahane yaratmamak için kendi rızalarıyla silahlarını teslim ettiler.
Sinirli, kederli ve yaptıkları bu gereksiz fedakarlıktan şimdiden pişman olmuş bu savunmasız insanlar, birbirlerine sokulmuşlardı. Bu sırada kışladan, tahrikçi bir Yunan ajanı tarafından patlatılan bir tabanca sesi ortalığı çınlattı. Bu, beklenen bir işaretti. Yunan askerleri hemen kışla karşısında mevzi aldılar ve bir ateş salvosu başladı. Ateşe makineli tüfekler de katıldı. Kışlanın içinde ölü ve yaralılar yere serildiler. Anlatılamayacak bir panik içinde silahsız insanlar koridorlara yığıldı.”
“Vahdettin’in İhaneti
İzmir’de işgale tepki gösterilmemesinin nedeni, ihanete varan teslimiyet anlayışının devlet yönetimine egemen olmasıydı. 13 Mayıs’ta Vahdettin’in gönderdiği bir Saray Kurulu, İzmir halkına, yakında gerçekleştirilecek olan Yunan işgalinin geçici olacağını, bu nedenle “her ne olursa olsun kan dökülmesine yol açacak” hareketlerden kaçınılmasını söylemişti.
Dahiliye Nazırlığı, işgalden birkaç gün önce İzmir Valiliğine bir yazı göndermiş, “silahlı direnişe izin verilmemesini” 5 ve “işgal güçleri hangi dinden ve milletten olursa olsun onlara Türk misafirperverliğinin gösterilmesini” 6 gerekli önlemlerin alınmasını istemişti. Padişah temsilcisi Süleyman Şefik Paşa, halkı Hükümet Konağı önüne toplamış ve burada, Padişah’ın yazılı buyruğunu (hattı hümayununu) okumuştu. İşgale direnç gösterilmemesinin nedeni buydu. Direniş, ancak işgalden sonra başlayacaktır.”
1919 İZMİR’İNDEN 2014 DİYARBAKIR’INA NE DEĞİŞTİ
Dün padişah buyruğuyla kışlaya sokulan ve silahını teslim eden sonra da katledilen askerlerimizle bugün Başbakan , Gen. Kur. Başkanı ve kuvvet komutanlarının emriyle kışlaya sokulan ,devamlı PKK’nın ateşi ve baskısı altında olmasına rağmen karşı operasyon yapması yasaklanan ve kendisine ateş edilse dahi hedef gözeterek ateş etmemesi emri verilen askerimizin hali 1919 İzmir’inden farklı değildir.
1919 da padişah buyruğuyla İzmir teslim edilmişti.
2014 de Başbakan ve paşaları tarafından ,
Türkiye’nin bütünlüğü ve güneydoğusu teslim ediliyor.
Son 10 senedir Atatürk anıtlarına ve büstlerine
Ulusal birlik ve varlığımızın simgesi olan bayrağımıza
yobazların, bölücü kürtlerin, PKK teröristlerinin saldırıları arttı.

Ve, Tarih 08.06.2014
Lice’de PKK TERÖRiSTLERİ tarafından Hava Kuvvetleri basıldı, Türk Bayrağı indirildi
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yolu trafiğe kapatan grupla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada ölen Ramazan Baran’ın bugün gerçekleştirilen cenaze töreninin ardından yüzleri kapalı bir grup, 2. Hava Kuvveti Komutanlığı’nın bahçesinin duvarından atlayarak direkte asılı bulunan Türk bayrağını indirdi.
Şanlı bayrağı koruyamayanlara yazıklar olsun.
Atatürk’ü silmeye çalışanlara,
Türk bayrağını birileri “kızmasınlar” diye indirtenlere
İndirenlere ortam hazırlayanlara ,
koskoca paşa üniformasını giyip de ,
yaptığı açıklama ile bayrağı indireni sadece kınayanlara
bir anlatacağım var ;
14 Ağustos 1996′da KKTC Türk Bayrağını indirmek isteyen Rum direkte vuruldu

BU BİR BAYRAK HİKAYESİDİR..BİR HİKAYEDİR Kİ
İKTİDARIN PAŞALARININ KULAKLARINA KÜPE OLSUN

KIBRIS – AĞUSTOS AYI 1996
14 Ağustos 1996′da KKTC topraklarında Türk Bayrağını yere indirmeye
çalışan Rum’un başına geleni hatırlayın !!!
Kıbrıs’ta, Türk kesiminde bayrağımızı indirmek isteyen Rum,
bayrak direğimize tırmanırken ve bayrağa dokunamadan
Türk askeri tarafından vuruldu.
Rum göstericinin Bayrağımıza dokunmasına izin verilmemiştir.
OLAY NASIL BAŞLADI
“11 Ağustos 1996 yılında yolculuğa Batı Almanya’dan başlayan;
Batı Avrupalı, Rum ve Yunanlı motosikletliler Kıbrıs’ta sınırları delip,
Türk topraklarına girerek, Türk bayrağını indirip yerine Rum bayrağı
çekeceklerini açıklarlar.
Motosikletlilere Rum – Yunan ortodoks kiliseleri destek vermektedir.
Arkalarında ayrıca Rum lider Klerides ve Güney Kıbrıs
bisiklet – motosiklet federasyonu başkanı Hagicostas’ın da desteği vardır.
Olay sadece sportif olmayıp siyasi yönü de vardır.

GERÇEK PAŞALARDAN KORGENERAL HASAN KUNDAKÇI

Bu gelişmeleri haber alan ABD Büyükelçisi Taylor Garrison Belcher
KKTC Türk Birlikleri komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı’ya gider,
“Motosikletliler sınırınızı geçip bayrak direğinize bir bez parçası
(Rum bayrağını kastediyor) asacaklar, buna göz yumunuz ” der.
Kundakçı Paşa da ABD Büyükelçisine, “Öyleyse Rauf Denktaş Bey’den izin
alın, ben sessiz kalayım”diye yanıtlar. Büyükelçinin Rauf Denktaş ile görüşmesi
Kuzey Kıbrıs’ın tanınması anlamına gelecektir. Bunun farkına varan Büyükelçi ;
“O zaman KKTC’yi tanımış oluruz”.
Bunun üzerine Kundakçı Paşa, “O halde bizi zorlamayın.
Bizim sınırımızı geçmeye kalkan kim olursa olsun kurşunlarım.
Onun için sakın sınırda bulunan bayrak direğine çıkıp
Türk Bayrağı’nı indirmeye ve Rum bayrağı çekmeye yeltenmesinler” diye yanıtlar.
Denktaş da “paşam gerçekten ateş edecek misin? ölüm olursa zor duruma düşeriz” diye endişesini belirtir. korgeneral Kundakçı: “bütün sorumluluk bendedir, ne gerekirse onu yapacağım, sınırlarımızı deldirmeyeceğim, bayrağımıza dokundurtmayacağım ” der .
Hasan Kundakçı Paşa, Türk askerlerine de şöyle der ;
Eğer sınırlarımızı bir kişi geçer, Bayrağımızı indirirse ben
Türkiye’ye dönmem, dönemem. Alnıma tabancayı dayar, dokunurum tetiğe’.
11 Ağustos 1996 günü, işin ciddiyetini anlayan motosikletlilerden en
az yarısı bu işlerden vazgeçer.. Sadece Rum ve Yunanlılar bir kısmı bu eylem için kalır..
14 Ağustos 1996 günü 35-40 fanatik Rum ve Yunanlı, hududumuzu delip
Bayrağımızı indirmeye kalkınca, bayrak direğine tırmanan bir Rum, Türk
Bayrağına dokunamadan tek kurşunla vurulur ve öldürülür.
Fanatik Rum’lara destek veren iki İngiliz askeri de kalçalarından vurulur.
Korgeneral Hasan Kundakçı anlatır:
– Olaydan on dakika sonra odamda oturuyordum, BM Barış Gücü Komutanı
Tuğgeneral ve BM Kurmay Başkanı İngiliz Albay geldi:
– Sayın Generalim, çok kötü şeyler oldu. Bayrak direğine çıkan bir
kişi öldü ve iki de İngiliz askeri kalçasından yaralı.
– Onlara dedim ki; ‘Sizi kaç gündür uyarıyorum. Bu işe mani
olabilirdiniz, olmadınız, üstelik o vurulan İngiliz askerleri de
motosikletli fanatiği direğe doğru yönelttiler. Engel olabilirlerdi, olmadılar.
Merak etmeyin Albayım, biz iki İngiliz askerini sadece uyardık.
İsteseydik öldürebilirdik, öldürmedik. Onun için kalçalarından kurşunladık.‘
BM Kurmay Başkanı Albay:
– Ölebilirlerdi Generalim, diye yüksek sesle konuştu.
İngiliz Albay küstahlaşınca, Kundakçı Paşa odadaki havalı tabancayı
alır. Albaya der ki; ‘Yan taraftaki hedefi yenile’. Albay şaşkındır
ama hedefi yeniler. Paşa, 25 metreden 5 el ateş eder, ‘Oku puanları
Albayım’. Puanlar okunur 50 üzerinden 5 kurşun da 49′a isabet
etmiştir. Biraz önce küstahça konuşan İngiliz Albay şaşırır ve susar.
Korgeneral Kundakçı devam eder, ‘Şimdi anladınız mı?.. Türk Bayrağını
indirmek isteyeni şah damarından vurup öldürmek istedik, öldürdük.
Sizin iki İngiliz’i öldürmek istemedik, sadece uyardık’…”

Türk Devleti , iş bilmez basiretsiz yöneticiler sayesinde
O günlerden bugünlere geldi.
Askerinin başına çuval geçirince sessiz kalan,
Nota vermeyecek misiniz diye sorulduğunda;
“Siz müzik notası mı sanıyorsunuz, büyük devletlere nota verilir mi? diyen.
Sınır ötesi harekat için Meclisten tezkere alıp da,
gereğini 3 ay yapamayan, bunun için Amerika’ya giderek izin isteyen.
Bayram kutlamalarında dahi bayrak taşıyanı sorgulayan polis devletini yaratan.
Teröristler üzülmesin diye bayrak indirten askerlerin olduğu ,
Başbakan tarafından Türk Milliyetçiliğinin ayaklar altına alındığı zamana geldik !!!
Ülkemizi var eden yüce kurtarıcının anıtlarına çelenk konmasına izin vermeyen iktidar hükümeti Hasan Kundakçı paşayı ve onun gibi olan şerefli askerleri sindirmek için hapsedenlerdir. Ülkemizi de bugünlere taşıyanlardır.
Büyük Devlet olmak farklı şeydir.
Büyük ve saygın Devleti,
Saygın Devlet adamları ve siyasetçiler yaratır.
Emperyalizmin kayığına kürekçi olanlardan,
Devlet adamı olmaz.
Her konuda, Ulusal sorunlarda dahi
sağı solu ağlama duvarı haline getirip
salya-sümük ondan bundan medet umanlardan da
siyasetçi olmaz.
Kalın sağlıcakla
Naci KAPTAN
22.Eylül.2012 – 23.Şubat.2013 güncellendi – 09. Haziran. 2014 güncellendi – 20 Ocak 2023 güncellendi

BAĞLANTILI YAZILAR
http://nacikaptan.com/?p=3749 – BİR ANI * BAYRAĞI DİK TUTANLAR VE BAYRAK İNDİRENLER !!!
https://nacikaptan.com/?p=104931 – ÖRNEK KOMUTANLAR * ASKERİNİ EVLADI GİBİ GÖREN KAHRAMAN TAMBURALI PAŞA UÇMAYA VARDI
https://nacikaptan.com/?p=83435https://nacikaptan.com/?p=5465 – Bölüm I – II – SÜLEYMANİYE OLAYININ PERDE ARKASI * AKP İNTİHARA GİDİYOR * CIA AJANI HENRİ BARKEY ; Felaket ile Flört * AKP ile anlaşarak Türk Ordusunu kafesledik
This entry was posted in Bölücü KÜRTÇÜLÜK, EMPERYALİZM, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, PKK TERÖRÜ, Politika ve Gundem, SİYASİ TARİH, TSK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK. Bookmark the permalink.

1 Response to BU BİR BAYRAK HİKAYESİDİR.. BİR HİKAYEDİR Kİ İKTİDARIN PAŞALARININ KULAKLARINA KÜPE OLSUN

  1. Pingback: KKTC DOSYASI : BU BİR BAYRAK HİKAYESİDİR.. BİR HİKAYEDİR Kİ İKTİDARIN PAŞALARININ KULAKLARINA KÜPE OLSUN – Stratejik Güvenlik

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *