Arşivden gündeme * BEKİR BOZDAĞıN ŞERİAT PROPAGANDASI VE YURTSEVER BİR KADININ ÇIĞLIĞI

05 haziran 2012 / Güncellendi 29 Ocak 2022

DEMOKRASİ TRAMVAYININ YOLCULARI

Ve ……

Başbakan yardımcısı heybede gizledikleri Büyük turpun ucunu çıkardı .Anlaşılıyor ki ; Araç olarak kullanılan Demokrasi tramvayı son durağa yaklaşmaktadır.

Bekir Bozdağ diyor ki ;

‘Toplum islami kurallara göre şekillenecek’ Başbakan Erdoğan da TEK DİN dememiş miydi ?

Toplumun her şeyine karışan padişah’a Şeyhüslam efendi de “Kürtaj günahtır” Fetvasını vermedi mi?

Zorlu oyundur satranç, “Şah ” demeden önce son bir hamleleri daha var ; Bölücülüğe gidecek olan yolu açacak olan YENİ ANAYASAYI kotarmak.

Sonra , Onlar, Demokrasi Tramvayından inerlerken, Laik Cumhuriyeti, ve Üniter Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Bölünmez bütünlüğü, Bağımsızlığı,

Zorla sürükleyerek, Tramvaydan İndirmeye çalışacaklardır.

Naci KAPTAN

BEKİR BOZDAĞ’IN ŞERİAT PROPAGANDASI

4 Haziran 2012 Pazartesi,

Bekir Bozdağ’dan şeriat propagandası:

‘Toplum islami kurallara göre şekillenecek’   Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ dinin vicdanlara hapsedilmek istendiğinden şikayet ederek “Vicdan cezaevi bunu kaldıracak büyüklükte değil, bu yüzden başarı şansları yok” dedi. Dinin bütün toplumsal yaşamı şekillendirmesi gerektiğini söyleyen Bozdağ büyükşehirlerde cami ihtiyacının da doruğa ulaştığını söyledi.   Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ dinin vicdanlara hapsedilmek istendiğinden şikayet etti ve “Ama vicdan cezaevi bunu kaldıracak büyüklükte olmadı, olması da mümkün değil, o yüzden de başarılı olma şansları yok” ifadelerini kullandı. Bozdağ, dinin bütün toplumsal yaşamı şekillendirmesi gerektiğini ifade etti. Bozdağ büyükşehirlerde cami ihtiyacının da doruğa ulaştığını söyledi.   Din bütün toplumsal yaşamı şekillendirirse, vicdan özgürlüğünden bahsedilebilir mi?

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Sapanca’da düzenlenen İl Müftüleri Semineri’nin açılışında konuşan Bozdağ, dinin sadece vicdan özgürlüğü ve vicdanlara hapsedilen bir şey olmadığını öne sürdü ve şu ifadeleri kullandı:

“Her zaman söylüyoruz, camide de vardır, sokakta da vardır, evde de vardır, işyerinde de vardır, hayatın her yerinde vardır. Vicdanlara hapsetmek isteyenler uzun zaman uğraştılar ama vicdan cezaevi bunu kaldıracak büyüklükte olmadı, olması da mümkün değil, o yüzden de başarılı olma şansları yok. Zaman zaman, zamana, zemine göre konuşan, sıfatı kendilerinden menkul bazı ilahiyatçılar çıkıyor, bazı dini bilgiler aldığını söyleyen insanlar çıkıyor ve toplumda yalan yanlış bazı şeyleri de yaymaya, konuşmaya çalışıyorlar. Öteden beri baktığım zaman bir kişi zamana, zemine, sorana, konjonktüre göre İslam’ı anlatıyorsa ondan Allah’a sığınırım.”

Diyanet İşleri Başkanlığının faaliyetlerinin laiklik tarafından kısıtlanmasından şikayet eden Bozdağ, “Yani laikliğin izin verdiği kadar din anlatımına, laikliğin izin verdiği kadar hizmete izin veren yapı var. Halbuki biliyoruz ki anayasamızda laiklikle ilgili maddelerin gerekçesinde de çok açıkça yazıyor ki laiklik dinin devlete, devletin de dine karışmaması, bütün inançların teminatı, sigortası olması, herkesin inandığı gibi yaşamasının sigortasıdır ama 136. maddeye baktığınızda diyor ki, ‘anlatabilirsin ama benim izin verdiğim kadar…

Bu müdahaleci bir laiklik anlayışıdır, doğru bir şey değildir” dedi.   Bozdağ’ın konuşmalarındaki çelişkiler ilk bakışta kendini ele veriyor. Bozdağ’ın ifade ettiği şekilde dinin “sokakta, evde, işyerinde” olması durumunda, bütün bu alanlardaki yaşam kuralları yalnızca belirli bir dine göre şekillenecek ve bu durumda farklı dini, mezhepsel ve kültürel inançları olan insanlar kabul etmedikleri yasalara tabi olmak zorunda kalacak. Bu durumda da vicdan özgürlüğünden bahsetmek mümkün olmayacak.   Bir başka ifadeyle, dinin kamusal ve siyasal yaşamı şekillendirmesinin engellenmesi olarak laiklik, tam da vicdan özgürlüğünü güvence altına almaya dönük de bir uygulama. Bu nedenle Bozdağ’ın temsil ettiği çizginin yıllardır kullandığı “vicdan özgürlüğü” söyleminde de samimi olmadığı ve farklı düşüncelere tahammül etmediği anlaşılıyor ve biliniyor. ‘Kur’an, sünnet ve İslam alimleri misyonlarını yerine getirsin’

İnsanların din görevlilerinin sözlerine büyük kıymet verdiğini ifade ederek, din görevlilerinin de Kur’an, sünnet ve İslam alimlerinin ortaya koyduğu anlayışlar çerçevesinde yüklendikleri misyonun gereğini doğru biçimde yapmasında büyük fayda olduğunu söyledi.

Din görevlilerinin bürokrat gibi davranmamasını isteyen Bozdağ, “Özellikle müftülerimiz, vaizlerimiz, imam hatiplerimiz ve din hizmeti sunan bütün görevlilerimizin 8-5 mesaisi mantığı içinde hareket etmeleri bu göreve, bu mesleğe en büyük saygısızlık olur” dedi ve sosyal olaylarla ilgili konularda duyarlılıklarının esas olduğunu anlatan Bozdağ, manevi rehberlik yapan hoca efendilerin de bu konuda önemli sorumlulukları bulunduğunu belirtti.   Din görevlilerine adli ve hukuki misyon

Kadına yönelik şiddet uygulamaları konusunda “bazıları bunu dinin gerekleri gibi algılayabiliyor, algılatabiliyor” şeklinde şikayet eden Bozdağ, bunun din konusundaki yanlış anlayışların ürünü olduğunu iddia etti ve din görevlilerini bu konuda uyarmayı ihmal etmedi:

“Sanki İslam bunu emrediyormuş gibi bir anlayış var. Eğer bir yerde aileler bir araya gelip ‘töre’ diye cehaletten kaynaklanan bir anlayışı, İslam’ın yerine ikame edip, insanları buradan cesaretlendirip, kişileri katletme kararı alabiliyorlarsa bu karanın alındığı yerlerde görev yapan herkes bana göre bu işten mesuldür. Vazifemizi yapabildik mi? ‘Töre cinayeti’ denilen hadisenin cahiliye adeti olduğunu anlatabildik mi? Biz toplumu bu konuda nasıl aydınlatabildik, İslam yerine ikame edilen saçma anlayışların İslamla bir ilgisi olmadığını anlatabildik mi?”

Türkiye’de kadınlara yönelik düşmanca açıklamalar konusunda dinci gerici siyasi hareketlerin geniş bir sicili olduğunu herkes biliyor. Öte yandan aşiret yapısı ve geleneksel aile yapısının da, kadını ikinci sınıf vatandaş konumuna iten ve anayasal hakların bile çoğu durumda kullanılmasını engelleyen bir rol oynadığı da biliniyor.   Bozdağ’ın açıklamaları, bu yapıları yeniden üreten bir anlayışın kendini aklamak için birkez daha dini ve din görevlilerini kullanmaya çalışacağını gösteriyor. Bozdağ’ın açıklamaları ayrıca, devletin adli, hukuki ve kolluk güçlerine ait görevlere din görevlilerini de ortak ederek, belirli bir din anlayışının topluma dayatılması yönünde bir yaklaşım sergiliyor.   Büyükşehirlerdeki cami ihtiyacı doruk noktasına çıkmış!

Türkiye’de kırsalda yaşayan nüfusun azaldığını ve şehirlerdeki nüfusun çoğalmaya başladığını ifade eden Bozdağ, büyükşehirlerdeki cami ihtiyacının doruk noktasına çıktığını öne sürdü. Cami sayısına bakarak aldanmamak gerektiğine dikkati çeken Bozdağ bu konuda şunları söyledi:

“Koca koca mahalleler Ankara’da da İstanbul’da da başka yerlerde de mahalleler kurulmuş. Toplu konut eliyle yeniden konutlaşma, insanların yenilemesi suretiyle, cami sayısına bakıyorsunuz, ‘şurada bir minare, kubbe var mı’ diye baktığınızda minareyi, kubbeyi göremiyorsunuz. Ezanı duymadan sabah uyanan, duymadan akşam yatan insanların olduğu mahallelerimiz artmaya başladı. Öyleyse bizim il müftülerimizin bu işe el atması lazım. Şehirler yeniden dönüşürken, gecekondular yeniden yıkılıp yapılırken veya yeni alanlara yeni konutlar inşa edilirken… Türkiye’nin gelişen, değişen şehirleşme politikaları çerçevesinde oluşan yeni alanlarda, yeni şehirlerde camilerin yapılması ve oralarda ezan sesinin duyulması ibadet ihtiyacının karşılanması için büyük bir çalışmaya ihtiyaç olduğu kanısındayız.”

Bozdağ ayrıca, il ve ilçe müftülerinin yerel yöneticilerle irtibat kurarak, “Kıyıda köşede değil, saplanmış bir yerde değil, mahallenin en güzel yerine Allah’ın evlerinin yapılması konusunda hassasiyet gösterilmesi lazım” dedi. “Kaliteli dini hizmet vermek için çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Bozdağ, İlahiyat Fakülterinin sayısının ve öğrenci kontenjanının artırıldığını söyledi. Bunun için İmam Hatiplerden gelen öğrenci sayısının önemli olduğunu söyleyen Bozdağ eğitimdeki 4+4+4 yasasının da bu konuda ellerini güçlendirdiğine dikkat çekti ve şu ifadeleri kullandı:

“Din hizmeti sunanlara kaynaklık eden en önemli kurum imam hatip liseleridir. İmam hatip liselerinin 1997’de başına gelenlerden sonraki süreçte maalesef orta kısmı kapanınca 4 senede bu hizmeti sunacak kişiyi yetiştirmek, onu milletin huzuruna çıkarmak o kadar kolay olmadı. Yaşadığınız zorlukları biliyoruz, bunun farkındayız. O nedenle 4+4+4 düzenlemesi yaparak imam hatip ve meslek liselerinin orta kısımlarının yeniden açtık. Çünkü kaliteyi yükseltmek için buna ihtiyacımız vardı, bunu da yaptık.”

(soL – Haber Merkezi)


YURTSEVER BİR KADININ ÇIĞLIĞI

BEN BIKTIM

Selka Yıldırım

Ben her gun tv ekranlarinda sakalli, kravatsiz, yakasi bagri acik adam surati gormekten biktim.Bagirmadan konusmayi bilmeyenleri gormekten ve duymaktan biktim.

21. yy da hayatin modernlesip ilerlemesi, hosgorunun artmasi ve insana , hayvanlara ,dogaya , guzelliklere-guzel sanatlara, dusunceye, dusunceyi ifade edebilmeye onem verilmesi gerekirken, birakin hayvani-dogayi-guzel sanatlari ve dusunceleri; insana hak ettigi degeri vermeyen bir ortamda yasamaktan biktim. Kadina ,sanki insan degilmis de ayri bir mahlukatmis gibi bakan veya davranan zihniyetten biktim.

Ataturk Cumhuriyetinde  80’li yillardan beridir, su turban denen siyasi simgeleri ve -maalesef her gecen gun artan-  ucubelere benzeyen karacarsaflilari ve orta cagdan firlamis gibi gozuken cubbeli,sarikli ve ELLERI SOPALI ucube adamlari gormekten biktim.Ramazanda kapali restoran veya cafeleri gormek istemiyorum. Karisini doven veya bicaklayan-olduren adam gormekten ,bu tarz haber okumaktan ,izlemekten biktim.

Kadinlara ya taciz ya da darp eden adam kiliginda mahlukat gormekten-duymaktan biktim.Tv ‘lerde dini degil sanatsal ve dusunduren mantiksal, felsefi konusmalar gormeye ihtiyacimiz var toplum olarak.

Benim dinim kimseyi ilgilendirmez. Kimsenin dini de beni ilgilendirmez. Istersem icki de icerim, ickime de kimse karisamaz. Benim yerime kimse dusunerek “bunu yapmak caiz degil “gibisinden karar -fetva veremez. Ben de buna izin vermem. Biz nasil bu gorunumlere demokrasi adi altinda hosgormeye ve tahammul etmeye calistiysak, benim gibi dusunmeyenler de benim gibilerin yasama stiline hosgoruyle BAKMAK ZORUNDA. Demokrasi bunu gerektirir.

Turkcemizi bozarak yazanlardan veya konusanlardan biktim.Duzgun cumleyi soru sorar gibi vurgulayarak kunusma seklinden de biktim.

Ekranlarda tartisma programlarinda bagiran-hakaretler savuran, karsisindakilerin konusmasina yaptigi cirkinliklerle izin vermeyen ,neye hizmet ettigi sorgulanacak kadinlari- adamlari  gormekten -duymaktan biktim.Bu tur programlari israrla yaparak seyircilere dayatan tv yapimcilarindan biktim.

Halk bunu istiyor  mantigi ile seviyesiz programlarin israrla gosterilip toplumu daha ileri degil de daha gerilere goturenlere isyan ediyorum.

Eger Fazil Say gibi uluslararasi bir degere sahip sanatcimiz dusuncelerinden oturu hapis istemi ile yargilaniyorsa,eger 12.yy da yasamis Omer Hayyam’in rubaileri toplumu tahrik ediyor saniliyor ise vah o toplumu olusturanlara…

Ataturk’un buyuklugu TARTISILMAZ. O’na ancak saygi duyulur, sevilir, minnet duyulur ona ancak. Yeter O’nu rahat birakin. Birakin bayramlarimizi bize, kutlayalim. Birakin kendi ulkemde bayragimi ozgurce ve gururla tasiyayim.Birakin ” Ne mutlu Turkum” diye “ozgurce ve gururla  soyleyebileyim. Bunun icin izne ihtiyacim olmamali, Bunun icin beni yargilamaya kimsenin hakki olmayacagi gibi..Eger Atalarimin anitlarina çiçek koymak istersem koyarim. Eger Ataturk’umun  kurdugu meclise ,O’nun resminin oldugu bir fularla gelmek istersem gelebilmeliyim ve de meclisde misafir  locasinda yerimi almak istersem alabilmeliyim.

Bunun karsiligi olarak (benim vergilerimle maas alan ) kolluk kuvvetlerimiz (savas ortaminda dusman kolluk kuvvetleri degil , kendi ulkemde,bu zamanda)  bana  saldiriyor ise, veya saldiracak diye korkacaksam ,kendilerini secen halka bu sekilde bakanlar ile yonetiliyor ise ulkem, ben bu yonetimden sIkIldIm.Biktim.Yeter. Sanatcima  kimse “kimsin sen? ” diyememeli..Sonra onu diyene sormazlarmi;”sen kimsin?” diye

Yeter artik gerilim.. Yeter artik … Boyun damarlarini sisirerek bagiran politikacilar gormek istemiyorum artik. Askerimize hakaret eden , kucumseyen veya vatansever oldugu isin esir eden, cifte standartli, kendine hukuk kurallari isleten siyasetci ile yonetilen bir ulkede yasamak istemiyorum.Baskasinin ozgurlugunu kisitlamadigim surece, benim ozgurlugume ket vurulmasini kabul etmiyorum.

Buyrun size Omer Hayyam’dan bir dortluk:

Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi; Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi; Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar, Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi

— Dusuncelerime katilan katilmayan herkese selam ve saygilar ve sevgi dolu bir dunya dilegiyle…

This entry was posted in Fetullah Gülen, İrtica, SİYASAL İSLAM, TARİKAT VE CEMAATLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK. Bookmark the permalink.

1 Response to Arşivden gündeme * BEKİR BOZDAĞıN ŞERİAT PROPAGANDASI VE YURTSEVER BİR KADININ ÇIĞLIĞI

  1. Emin says:

    Teşekkürler.kıravatsız sakallı insanlardan tiksinti duyuyorum.içinizi dökmüşsünüz..cesur yazınız dolayısıyla korkusuz insanları sayğıyla selamlıyorum.ülkeyi bu hale getirenleride lanetliyorum.herhalde toplum ders almıştır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *