BİN YILIN MEYDAN OKUMASI “MILLENIUM CHALLENGE” TATBİKATINDA HEDEF NEDEN TÜRKİYE?

Kırmızı güçler komutanı Lt. Gen. Paul Van Riper

MILLENIUM CHALLENGE”
TATBİKATINDA HEDEF NEDEN TÜRKİYE?

Naci Kaptan – 01 Mart 2023

Değerli okur,
Amerikan “Station HYPO” isimli sitede Millennium Challenge 2002 için şöyle yazıyor;
2002’de ABD ordusu, tarihteki en pahalı, kapsamlı askeri tatbikatın kızıl muhalif güçlerine liderlik etmesi için Korgeneral Paul Van Riper’ı görevlendirdi. Orta Doğu’dan ilham alan aşağılık bir askeri gücün komutasına getirildi. (Böylece Ortadoğuluların nasıl değerlendirildiğini öğrendik!)  Görevi, Amerikan silahlı kuvvetlerinin tüm gücüne karşı çıkmaktı. İlk iki günde, bir uçak gemisini ve  savaş grubunu batırdı.

Tatbikata Millennium Challenge 2002 adı verildi. Müşterek Kuvvetler Komutanlığı tarafından iki yıl boyunca tasarlandı. 13.500 katılımcısı, çok sayıda canlı ve simüle edilmiş eğitim sahası vardı ve İran benzeri bir Orta Doğu ülkesini, beş yıl sonrasına kadar uygulamayı planlamadığı ileri teknolojiyi kullanacak olan ABD ordusuyla karşı karşıya getirmesi gerekiyordu.
Savaş oyunu, 82. Hava İndirme ve 1. Deniz Tümeni’ni içeren bir zorunlu giriş tatbikatı ile başlayacaktı. Mavi Kuvvetler bir teslim ültimatomu yayınladığında, Kızıl Kuvvetlere komuta eden Van Riper onları geri çevirdi. Dönemin Bush Doktrini, algılanan düşmanlara karşı önleyici saldırılar içerdiğinden, Van Riper, Mavi Güçlerin onun için geleceğini biliyordu. Ve yaptılar.
Saldırıyı başlatma kodu, ezan okunduğunda cami minarelerinden gönderilen şifreli bir mesajdı. Deniz piyade olan üç yıldızlı 41 yıllık general, tatbikatta mavi Donanma gemilerini vurdu. Karadaki birimlerden, sivil teknelerden ve alçaktan uçan uçaklardan gelen füzeler, patlayıcı yüklü sürat tekneleri Donanmayı intihar taktikleri kullanarak yok ederken filoyu parçaladı. On dakikadan kısa bir süre içinde her şey sona erdi ve Kırmızı güçlerin komutanı Korgeneral Paul Van Riper galip geldi.
(https://stationhypo.com/2021/02/08/millennium-challenge-2002/)

6 Şubat 2023 günü Gaziantep ve Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 kuvvetinde, 11 kenti ve ilçelerini , 13.5 milyon insanımızı  ölümcül etkileyen, günümüze kadar 45 bin vatandaşımızı kaybettiğimiz ve bir o kadar da enkaz altında kalan henüz akibetleri bilinmeyen vatandaşlarımızın olduğu deprem sürecindeki benzerlikler nedeni ile ABD ordusu tarafından 2002 yılında Nevada Çölünde yapılan “MILLENIUM CHALLENGE” tatbikatının amaçları arasında bağ kuruldu ve sosyal medyada iddialar havada uçuştu. Hatta bu depremlerin HAARP yöntemi ile tetiklendiği, 2002 yılında  yapılmış olan tatbikattaki “Türkiye’nin işgal” senaryosuna uygun olarak İŞGAL PLANININ bu depremlerle başladığı iddiaları da yazıldı.
Savlardan birisi de Akdeniz ve Kızıldeniz’de görev yapan ABD uçak gemisi  “USS George H.W. Bush“‘un  Akdeniz’e, İskenderun’a  ilerlemekte olduğu, yurt dışından gelecek olan yabancı kurtarma ekiplerinin asker olduğu ve Uçak gemisinin bu işgal planının bir parçası olacağı idi.
Evet uçak gemisi geldi fakat İskenderun’a değil, Yunanistan’a. Konuya ilişkin haber şöyle;
ABD uçak gemisi “USS George H.W. Bush” 03 Şubat tarihinde Yunanistan’ın Pire Limanı açıklarında demir attı. Mürettebatının dinlenmesi amacıyla pazartesi gününe kadar Pire Limanı açıklarında kalacak ABD uçak gemisine, Yunan Deniz Kuvvetleri’ne ait bir fırkateyn ve 1 denizaltı refakat ediyor. “USS George H.W. Bush” geçen yıl ekim ayında da yine birkaç günlüğüne ABD deniz üssünün bulunduğu Girit’in Suda limanına yanaşmıştı. (Şubat 04, 2023 – Hürriyet)
Bilindiği gibi ABD, Dedeağaç’ta bulunan limanın, askeri bir barınma limanı olması için Yunanistan ile anlaşmıştır. ABD donanması burada üslenmiştir.  Eğer Ankara, ABD’den ek deprem desteği talep ederse uçak gemisinin Pentagon tarafından Akdeniz’de Türkiye’ye intikal emrinin verileceği belirtiliyor. Bir uçak gemisinin dizaynı nedeniyle deprem bölgesine verebileceği bir hizmet yoktur. Anlaşılan odur ki ABD böyle bir teklifte bulunmuş fakat kabul görmemiştir. uçak gemisi İskenderun’a gelmemiş ve işgal senaryosu burada açığa düşmüştür. Yardım ekibi olarak gelen ABD ekibi ise sadece sahra hastahanesi kurmuştur. Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından deprem bölgesinde 28 ülke 30 sahra hastanesi kurdu. Şu ana kadar 130 bin çadır, 1168 yaşam konteyneri ve 1676 mobil hijyen ünitesi Türkiye’ye getirildi. Görülüyor ki sadece Amerika’lılar gelmemiştir.
ABD’nin kurduğu sahra hastahanesi hakkındaki resmi bilgi şöyledir;
“İNCİRLİK HAVA ÜSSÜ, Türkiye – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin talebi üzerine, Amerika Birleşik Devletleri Ordusu’na mensup deniz piyadeleri, denizciler, askerler ve havacılar, ABD’nin yaşanan felaketin ardından depremzedelere yardımcı olmaya yönelik kararlılığı kapsamında, acil durum sahra hastanesinin Amerika Birleşik Devletleri’nden Türkiye’deki İncirlik Hava Üssü’ne 22 Şubat 2023’te ulaştırılması için gece gündüz çalıştı. ABD Altıncı Filosu 61/2 Görev Gücü’nde görevli ABD ordu mensupları, hastanenin, Türkiye’deki depremde en ciddi yıkımı yaşayan illerden biri olan Hatay’da kurulmasını ve faaliyete geçmesini sağlamak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) aracılığıyla Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın talebi doğrultusunda görev yapıyor. Sahra hastanesinde, kritik olarak ihtiyaç duyulan tıbbi malzeme, 100 yatak ve hastanenin işlerliğini sağlamaya yönelik ekipmanın yanı sıra bir acil odası, iki ameliyat odası ve bir de yoğun bakım ünitesi yer alıyor.” (https://tr.usembassy.gov/tr/abd-savunma-bakanligi-turkiyeye-sahra-hastanesi-gonderdi/)
Değerli okur,
Tüm devletlerin orduları savaş durumuna hazır olmak için planlı tatbikatlar, eğitimler yaparlar. Savaşları sürekli eğitim ve tatbikat yapan ordular ve komutanlar kazanır. Tatbikatlarda dost güçler MAVİ, düşman güçler KIRMIZI olarak tanımlanır. Düşman veya hasım olan devletin adı konmaz ve sadece tariflenir. Örneğin bizim için temelde ana düşman/hasım, diğer deyişle KIRMIZI olan Yunanistan’dır. Tatbikatın stratejileri bunun üzerine kurgulanır.
Şimdi yazının önemli bölümüne gelelim;
ABD Türkiye’yi hem doğudan hem de batıdan kıskaca almaktadır. ABD Doğu ve  güneydoğumuzda  bölücü kürtleri, PKK/PYD v.b. örgütleyerek, sınırımızda düzenli ordu kurmuş ve bu terör gruplarına askeri eğitim vererek ağır silahlarla donatmıştır. 100 yıldan ABD Başkanı Wilson’dan buyana ABD’nin amacı bir Kürt devleti kurarak Ortadoğu’daki çıkarları için vekalet savaşları yapacak ve ABD ile bölge devleti olan İsrail’in çıkarlarını koruyacak bir devlet ve ordu oluşturmaktır. Bunu not edelim.
ABD, AKP tarafından STRATEJİK MÜTTEFİK olarak kabul edilmek gibi yanlış bir  diplomasi tanımına sahip olsa bile kesinlikle STRATEJİK MÜTTEFİK değildir. Bunu en sade vatandaş bile kavrar, anlar. Buna rağmen AKP iktidarı ABD’ye bu sıfatı kolayca veriyor!  Erdoğan ve dışişleri bakanı bu sıfatı sürekli kullanıyor fakat ABD ülkemize karşı aynı düşünceleri taşımıyor.
Millenium Challenge tatbikatında hedef ülke Türkiye’dir. Aşağıdaki yazıda yazılmayan önemli birkaç tarifi de ben yazayım;
HEDEF ÜLKE;
** İçinden su yolu, boğaz geçen ve bu suyolunu kontrol eden.
** Topraklarının bir bölümü Asya bir bölümü Avrupa kıtasında olan.
** Komşu ülke ile adalar sorunu olan.
** Sığınmacı sorunu olan.
Ne zor bulmaca değil mi!!!

Değerli okur,
Türkiye, diğer tüm zayıf devletler gibi işgale açıktır. Çünkü Ulusal ordumuz planlı olarak zayıflatılmış, gücü kırılmış, hiyerarşik yapısı dağıtılmış, liyakat yerine iktidardan yana olan komutanlar terfi ettirilmiş, kışlaya siyaset ve din sokulmuş, tarikatlar TSK içinde yeniden kadrolaşmıştır. Liyakatlı, bilge, iyi eğitimli, Atatürk’çü kadrolar ise tasfiye edilmiş ve edilmektedir. Ordunun en değerli askerleri AKP-ABD-FETÖ müşterek kumpasları ile kırılmıştır. Millenium Challenge’den korkanlar aslında halen görev başında olan BOP ve taşaron/larından korkmalıdır.
Terfi edecek, emekli edilecek ve atanacak olan komutanlar hakkında sicil amiri olan komutanların söz hakları kaldırılmıştır. Bu kişiler hakkındaki kararlar AKP il/ilçe yöneticilerinin, milletvekillerinin, bakanların tavsiyesi ile yapılmaktadır. Böylece eşinin başının örtülü olması, AKP’li kadrolarla geçimli olması terfi nedenidir. İşte bu nedenle ordumuz zayıflatılmış ve Türkiye DIŞ TEHDİTLERE açık hale getirilmiştir.
Türkiye her zaman, her an, her türlü düşmanca eylemlere, gizli ve açık işgale hazır olmalıdır. Bilindiği gibi devletler arasında dostluk yoktur, çıkarlar vardır. Şayet stratejik  müttefik dedikleriniz açıkça size düşmanlık yapıyorsa bu açık bir uyarıdır. Basiretli, yurtsever, liyakatlı yöneticiler devletler arası ilişkileri EŞİT ÇIKARLAR  ve KARŞILIKLI SAYGI üzerine kurmalıdır. Şayet bir ABD başkanı sizin cumhurbaşkanınıza;
“AKILLI OL, APTAL OLMA” diye yazdığı mektubu kabullenir ve tepki göstermezseniz, ülkenizin, halkınızın onurunu karşı tarafın ayakları altına terk etmiş olursunuz.
Devletlerarası görüşmelerde gerçek devlet adamları başbaşa görüşmezler. Dışişlerinden bir görevli bulunur ve not alır. Tercümanlar aileden değil, yeminli, resmi görevli olmalıdır.  AKP döneminde tüm bu olması gerekenler yapılmamış ve Erdoğan, devlet temsilcisini görüşmeler almayarak aile yakın/larını tercüman olarak kullanmıştır.  Bu da baş başa özel/gizli görüşmelerde ne gibi vaad’lerin, sözlerin verildiği konusunu tartışmaya açmaktadır.
Birkaç sene önce Putin’in danışmanı Alexandr Dugin şöyle bir açıklama yaptı;
“Batı ülkeleri tarafından Türkiye’nin parçalanması ve paylaşılması konuşuluyor, doğal olarak Rusya da kendisine düşen payı alacaktır!!!”

SONUÇ
Evet Millenium Challenge’nin hedefi Türkiye’dir. ABD ordusu bir işgal senaryosunu böyle planlamıştır. Ama daha da acı olanı;
Değerli arkadaşlar Türkiye aslında GİZLİCE İŞGAL edilmiştir. Dönün çevrenize bakın; Hukuk, yargı, anayasa, parlamento, laik cumhuriyet, eğitimde eşitlik, Atatürk’ün aydınlanma devrimleri, demokrasi, sosyal devlet ve bu değerleri sınır ötesinden koruyacak olan  GÜÇLÜ ordunuz yoktur.
Yeni işgal stratejilerinde hedef ülkelerin demografik yapıları değiştiriliyor. Her bir mülteci ve göçmen sınırlı alanlarda öldürücü ve tahrip edici mermiden, bombadan çok daha öldürücü etkiler meydana getiriyor. Küresel baronlar savaşlarla mülteci koridorları yaratıyor ve işgal edilecek ülkeye giden koridorun ucunu açık bırakıyor. Böylece ülkenin sosyal dokusu, ekonomisi, kültürü, eğitimi, sağlığı bozuluyor. Hoş geldin milyonlarca Suriye’li, Afgan’lı, Afrika’lı…..
Selam sana BOP EŞBAŞKANI!!!
Bir ülkeyi güçlü kılan tüm ekonomik yatırımlar yabancılara, çetelere, yandaşlara peş-keş çekilmiştir. Tüm cumhuriyet hükümetlerinin yaptığı ekonomik yatırımlar artık yoktur. Siz, ben, çocuklarımız, gelecek olan kuşaklar artık maraba olduk.
Ekonomik olarak da yok olduk. Eksi’ye düşen merkez bankası, 500 milyar doları aşan borç, ödenemez cari açık, dünyanın en yüksek enflasyonu, işsizlik, pahalılık. Aşırı zenginleşen Turkish oligarklar ve siyasetçiler. Yurt dışına transfer edilen milyar dolarlar.
Savaş ve olağanüstü durumlarda kullanılacak olan KEFEN PARASI bile ” İTİBARDAN TASARRUF OLMAZ’lara” harcanmıştır.
İşte böyle değerli okur,
Biz halen “GODOT’u BEKLERKEN” Millenium Challenge uçak gemisi ile mi gelecek diye beklerken, aslında beklenenler gizlice geldi ve bizler mışıl mışıl uyurken Türkiye’yi işgal etti.
Kalın sağlıcakla
Naci Kaptan

2002 de hazırlanan ve tatbikatı yapılan
Millenium Challenge 2002 Türkiye’yi işgal planı


Kuşku duymakta haklı olduğumuz çok önemli Millenium Challenge 2002 Tatbikatı’nın Türkiye ile ilgisi olmadığını ileri süren haberler ve kişiler de var.

Ancak ileriyi görebilen ve hazırlanan senaryoyu tam manası ile inceleyen kişiler Millenium Challenge 2002 Tatbikatı’nın bal gibi Türkiye’yi işgal planı olduğunu biliyorlar. Bunlardan bir tanesi de o dönem bilgileri devlet yetkilileriyle paylaşan Vatan Partisi. Vatan Partisi, işgal planlarını kanıtlarıyla açıklamıştı.
14 ŞUBAT 2023 tarihinde AYDINLIK GAZETESİ 2002 yılında yayınlamış olduğu bilgileri yeniden gündeme taşımış.
İşte o bulgular:
Millenium Challenge 2002: Tüm yönleriyle Türkiye’yi işgal planı
Aydınlık gazetesinin haberine bir göz atalım, bakalım neler yazmış:
Aydınlık’ta çıkan haberde; Bilim insanlarının “bin yılın felaketi” olarak nitelediği Kahramanmaraş merkezli, 10 ilde büyük yıkım yaratan depremde, devlet ve milletin el ele birlikte insanları yaşatmaya çalıştıklarını, ancak bu kötü zamanı fırsat bilen bozguncuların da sahneye çıktığından bahsederek, bir psikolojik harp faaliyetine başlandığını yazmaktadır.
Yıllardır iç çatışmanın pususuna yatanlar, depremi “fırsat” olarak gördü. Ülkede yabancı istihbarat faaliyetleri hızlandı ABD ordusu, herhangi bir talep olmamasına rağmen yardım adı altında uçak gemisini kıta sahanlığımıza gönderdi. Böylece Türkiye’yi işgal planları yeniden gündeme geldi, ifadelerine yer vermiştir.
Haberin devamını okuyalım: ABD ordusu, 2002 yılında Nevada çöllerinde tarihinin en büyük askeri tatbikatını yapmış, adına “Binyılın Meydan Okuması 2002” (Millenium Challenge 2002) koymuş ve diğer NATO üyelerini davet etmesine rağmen Türkiye’yi çağırmamıştı. Tatbikatta; yıkıcı bir deprem sonrası yaşanan gelişmelerin ardından, hedef ülkenin işgali planlanıyordu. Vatan Partisi (İşçi Partisi) de söz konusu hedef ülkenin Türkiye olduğunu o dönem kanıtlarıyla ortaya çıkarmıştı.
İşte tatbikatın ardından Vatan Partisi tarafından Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, Dışişleri Bakanı’na ve Genelkurmay Başkanlığına gönderilen bulgular şöyleydi:
KANITLAR
1. En ilginci tatbikatın adı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, 3 Eylül 1999 günü, Türk ordusunun “İrticaya karşı bin yıllık mücadele kararlılığını” açıkladı. Tatbikat kararı, Orgeneral Kıvrıkoğlu’nun bu açıklamasından kısa süre sonra alınıyor. Tatbikat 24 Temmuz 2002’de, fakat tatbikat kararı 2 yıl önce. 2002’deki tatbikata 2 yıl önce karar verilmiş. İsmi, Kıvrıkoğlu’na cevap: Binyılın Meydan Okuması!
2. Tatbikat, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının 79. yıldönümüne rastlayan 24 Temmuz 2002 günü başlatıldı.
3. Associated Press Ajansı’nın belirttiğine göre, California eyaletinde yapılan tatbikat, 15 Ağustos 2002 tarihine kadar 22 gün sürdü. Yani Sakarya Savaşı süresi kadardı.
4. Tatbikatın senaryosu Irak’a veya İran’a değil, Türkiye’ye işaret ediyor: Hedef ülkede büyük kayıplara yol açan şiddetli bir deprem oluyor. Aynı günlerde Uluslararası Mahkeme, o ülkenin sınırlarını ilgilendiren olumsuz bir karar alıyor. Bunun üzerine ülke ordusu, yönetime el koyuyor ve Uluslararası Mahkeme’nin kararına tepki olarak, dünyanın çok stratejik deniz yolunu abluka altına alıyor. Bu durumda Birleşmiş Milletler, ABD’nin girişimiyle o ülkeye yaptırım uygulanması kararı alıyor. Arkasından ABD ordusu, elinde kitle imha silahları bulundurduğu varsayılan hedef ülkeye karşı sinir merkezlerini tahrip eden bir hava saldırısına geçiyor ve önemli şehirlerini 96 saat içinde işgal ediyor.
5. Bölgemizde seferberlik süresi 96 saat olan yalnız Türkiye var.
6. Türkiye deprem kuşağında ve daha önemlisi etnik, mezhepsel ve toplumsal deprem kuşağında.
7. Kıbrıs ve Ege anlaşmazlıklarının en sonunda La Havre Adalet Divanı’nda çözülmesi, Türkiye tarafından da kabul edildi ve AB Aday Üyelik Protokolü’ne geçti. Güneydoğu sınırlarının ve sözde “Ermeni Soykırımı” konusunun da her an uluslararası mahkemeye götürülmesi planlanıyor.
8. Türk ordusunun ülke güvenliğinin tehdit altına girdiği bir durumda yönetime müdahale edeceği genel kabul görüyor.
9. Güney Kıbrıs’ın bütün Kıbrıs’ı temsilen AB’ye alınması durumunda Türk Deniz Kuvvetlerinin Kıbrıs’ı abluka altına alacağını Kıbrıs’ta yayımlanan Volkan gazetesi yazdı.
10. Kıbrıs ve Ege yanında İstanbul ve Çanakkale Boğazları dünyanın en stratejik deniz yolları arasında.
11. Tatbikatın hazırlıklarının başlatıldığı iki yıl önce, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta Kürt devletinin kurulmasına karşı kararlı bir direniş göstereceği belli olmuştu.
TEYİT.ORG’UN HABERİNİN YANLIŞLIĞINI TEYİT EDİYORUZ
Özellikle internette ve sosyal medyada dolaşan haberlerin doğru olup olmadığını incelemesiyle tanınan teyit.org adlı site, yeni haberinde “NATO ülkelerinin yaptığı tatbikatta deprem sonrası Türkiye’yi işgale hazırlandıkları iddiası”nı inceledi ve bunun “yanlış” olduğu sonucuna vardı. Habere bakıldığında, yapılan incelemeden kastın metin içinde “Türkiye” kelimesini aratmak olduğu anlaşılıyor. “Türkiye” adı geçmediği için de hedefin Türkiye olmadığı sonucuna varılıyor. Haberin bulgular kısmında şunlar yer alıyor:
“Tatbikat 2002 yılında NATO ülkeleri tarafından değil, ABD tarafından düzenleniyor. Raporda Türkiye veya NATO’ya dair herhangi bir ifadeye rastlanmıyor. Millennium Challenge, 2002 yılında ABD tarafından yapılan büyük bir savaş oyunu tatbikatıydı.”
Söz konusu haberin sonunda da “Türkiye’de gerçekleşen deprem felaketinin ardından hem ABD Başkanı Joe Biden, hem de NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye’ye dayanışma ve destek mesajı verdi.” ifadeleri yer alıyor.
Teyit.org’a, yukarıdaki bulguları göz önüne alarak tatbikatı yeniden incelemesini öneriyoruz. diye yazısına son vermiş.- Elbette devletler aleni olarak biz sizi tehdit ediyoruz demez.
Prof.Dr.Anıl Çeçen ile depremin hemen akabinde yaptığımız söyleşideki videonun linkini izlediğimizde, orada (https://www.youtube.com/watch?v=jN-CpsFhMC0&t=1s) orada şu ifadelere dikkat edilmesi gerekmektedir.
Prof.Dr.Anıl Çeçen diyor ki:
Deprem olduğu gün ve gece, depremle ilgili olayları izlerken şunu gördüm. On vilayetin bir araya gelmesinden oluşan bir yapı var. Bir tarafta Diyarbakır’a kadar uzanan, öbür tarafta Adana’ya kadar gelen bir bölgesel yapılanma içerisinde depremin gerçekleştiğini görüyoruz. Bu bana yıllardır emperyalist merkezlerin yayınladığı dergilerde ve gazetelerde çıkan bizim güneydoğu bölgesi ile ilgili planın programın bir harita olarak önümüze getirilmesini hatırlattı. Yani öyle bir durum var ki, deprem bölgesi on vilayet, sanki Ankara’dan koparılmak isteniyormuş gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu kuşku yaratıyor tabii. Yani tabii bunlara hep aramızda içimizde farklı düşünen arkadaşlarımız, komploculukla suçluyorlar. Senaryo olarak görüyorlar. Hatta daha da ileri gidip insanları psikolojik yapıları ile eleştiriler geliştiriyorlar.
Şimdi, evet insan durduk yerde kuşkulanmaz. Eğer durduk yerde kuşkulanıyorsanız, bazı psikolojik sorunlarınız var demektir. Ama bizim yaşadığımız bu coğrafya üzerinde vatanımızı kurduğumuz bu yarımada nereden bakarsanız bakın geçmişten gelen çok ciddi olaylarla dolu bir tarihe sahiptir. Demek ki tarihten baktığımız zaman bunları aşama aşama depremler felaketler üst üste yaşanmaktadır. İşte Efendim benzeri doğrultuda terör olayları savaşlar. Bütün bunlar hepsi, yani aklınıza gelebilecektir.
Türkiye’nin güvenliğini tehdit edebilecek hemen hemen her konu tarihte bu bölgede yaşanmış. O nedenle Fransızlar bu coğrafyaya felaketler coğrafyası diyorlar. Bakın yayınladıkları kitaplarda İngilizler daha da ileri gidiyorlar bu bölgeyi Karanlıklar coğrafyası diyorlar. Çünkü geleceğe dönük bütün bu karanlık gelişmeler arkasında nelerin bulunduğunu kesin olarak tespiti mümkün olmayan bir takım siyasal gelişmelere baktığımız zaman gerçekten böyle bir durumla karşı karşıyayız.
Büyük ülkelerin büyük devletlerin emperyal güçlerin dünyaya yayılma ve dünyaya ele geçirerek kontrol etme ve hegemonya düzenini kendi çıkarları doğrultusunda kurma şeklinde bir takım gelişmeler sürekli olarak önümüze çıkmaktadır. Bu aşamada Türkiye Önümüzdeki dönemde güvenliğe daha ağırlık vermek zorundadır. Güvenlik şemsiyesi altında daha kalıcı daha sağlam zemine oturan bir Devlet yapısını ve kamu düzenini kurmalıdır. Önümüzdeki dönemde Türkiye kendisine yönelebilecek tabiattan gelen tehditler ya da emperyal ülkelerden gelen saldırılara karşı da daha fazla daha ağırlıklı bir şekilde güvenlik Devleti olmanın yolunu inşa etmelidir.
Bu doğrultuda da kendisini yenileyerek, hem kendisi için hem bölgesi için hem de dünya için güvenlik üretmesi zorunda kalacaktır. Nitekim devletimizin kurucusu Atatürk Yurtta sulh cihanda sulh dediği noktada bu çok açık bir şekilde Türk milletine verilmiş olan bir hedeftir. Bir çizilmiş olan ana bir doğrultudur.
Bu çerçevede de Türkiye’nin giderek artan bu ihtiyacı karşılayacak devlet olarak öne çıkması söz konusudur. Türkiye bunu Osmanlı döneminde olduğu gibi büyüyerek daha güçlü bir devlet şeklinde karşılayacaktır. Ya da tek başına gücünün yetmediği noktada Merkezi bir coğrafyadaki bugünkü konumunu esas alarak komşularıyla eski Osmanlı Devleti ülkesi olan Osmanlı Devleti’nin parçaları olan Balkanlar Kafkaslar ve Ortadoğu’daki ülkeleri bir araya getirerek , bölgesel bir Paktı oluşturarak, böyle bölgesel ve güvenlik yapılanmasıyla bu gibi gelişmelere karşı Türkiye önlemlerini alacaktır. Almalıdır.
Son zamanlarda özellikle ekonomide bozulmalar özellikle terör olayı özellikle Amerika’nın İngiltere’nin İsrail’in bu coğrafyada ki var olan Devletleri parçalayarak onların içinden yeni küçük devletçikler çıkarma planları doğrultusunda Türkiye çok ciddi boyutlarda bir güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır.
Bakın hem NATO’da Amerika ile beraberiz hem de Türkiye’nin bölünmesi için çalışan terör örgütüne karşı Türkiye NATO ile beraber güvenlik şemsiyesi altında önlem alması gerekirken bugün bakıyoruz ki Amerika 2.000’den fazla tırla Savaş malzemelerini getirip Kuzey Suriye’deki Türkiye’yi bölecek örgüte teslim ediyor.
Yani dünyayı güvenlik üretiyoruz diye kontrol etmeye çalışanlar o güvenliği tehdit eden terör örgütlerine resmen silah yardımı yapıyorlar ki besliyorlar. İşte Bu doğrultuda bakarsak, şimdi son yaşadığımız şeye gelelim
bu deprem olayına gelelim. Deprem olayından bir hafta önce biliyorsunuz Montrö anlaşmasına göre; Karadeniz’de egemenlik Rusya ile Türkiye arasında bölünmüştür. Rusya bir tarafta Türkiye bir tarafta Bu bölgedeki güvenliğin hem şemsiyesi olmak durumunda hem de gereken önlemleri almak durumunda.
Ancak, Amerika maalesef  Türkiye’nin Nato’daki müttefiki olarak bir işi punduna getirerek maalesef bir büyük savaş gemisi büyük bayraklarla süsleyerek Türkiye’nin Karadeniz’deki hegemonyasına karşı sanki bir çıkış yapıyormuş gibi böylesine bir örgütlenmeyle Amerika’nın Türkiye’de kamuoyu yaratmaya çalıştığını görüyoruz.
Bugün itibariyle bu programı yaptığımız bugün yani bugün ayın onu yanılmıyorsam onun da baktığımız zaman Karadeniz’deki bunun daha da genişletilerek Akdeniz’e taşındığını Akdeniz üzerinden savaş gemilerinin İskenderun körfezine geleceğini ve her an bir savaş tehlikesiyle Türkiye’nin karşı karşıya kalabileceğini gösteren yayınlar yapılmaktadır.
Bu yayınlarda maalesef müttefiklerimizin maalesef kendi çıkarları doğrultusunda bu coğrafyada Savaşı yaratmayı hedeflerken bu coğrafyadaki müttefikleri olan Türkiye’yi ihmal ettiklerini ve Türkiye’nin güvenliğini tehdit ettiklerini görüyoruz. Şimdi bu doğrultusunda baktığımız zaman gerçekten Türkiye veya müttefikleri arasında ortakları arasında Türkiye’de ciddi sorunlar olduğu görüyoruz.
Bir kere maalesef müttefiklerimizin hiçbirisi Türkiye gibi bir devleti kabul etmekten yana değiller. Soğuk savaş döneminde olduğunu kabul etmişler, ama şimdi bugün geldiğimiz noktada bu bölgede ya Amerika’nın merkezi olacağı ya İngiltere’nin İstanbul’u işgal edeceği ya İsrail’in Kudüs’ü bütün bölgenin Merkezi yapacağı bir emperyal proje ile karşı karşıyayız.
Yani Büyük Ortadoğu büyük İsrail büyük Yakın Doğu federasyonları gibi planlar bugün bu coğrafyada Soğuk Savaş sonrası dönemde zorla dışarıdan baskıyla empoze edilmek uygulanmak isteniyor. İngilizlerin eski doğruluk sahibi olarak bu bölgenin geleceği için kurdukları yapıya baktığımız zaman bu bölgede Osmanlı sonrası Merkezi coğrafya diye bir plan ortaya koyduklarını ve 1852 yılında İngiltere’nin ilk Yahudi başbakanı Benjamin Disraeli (1874-1880 arasında görev yaptı) tarafından bunun hazırlandığını ve bu doğrultuda da gelişmeler birbirine isteyerek bugüne getirdiğini görüyoruz. Yani işin sonunda balkanizasyonda Balkan ülkeleri Osmanlı’dan koptu.
Şimdi Anadolu’da yeni yaratılacak ülkeler ve devletlerle bir Ankara’dan kopuş İstanbul’a doğru seyrediyor ve öbür tarafta da Doğu Anadolu Güneydoğu ile beraber yeni bir yapılanmaya doğru yani orta doğudaki kafkasya’daki Hazar bölgesindeki yeni gelişmeleri Anadolu’nun doğusuna da sıçradığını görüyoruz.
Burada bir küçük şey daha eklemek istiyorum. Mine G. Kırıkkanat isimli bir yazar var. Cumhuriyet gazetesinde bu hanımefendi bundan 22 sene önce 2000 yılına girerken bir kitap yayınlamıştı. Kitabın adı bir gecedir (Doğrusu; BİR GÜN, GECE)

Naci Kaptan’dan ara not;
Bir Gün, Gece kitabı, kısa Özet;
Bu romanda yazılı herşey doğru, hiç bir şey gerçek değildir …Henüz yaşanmamış yakın bir geleceği anlattığı Destina‘da “Bu romanda yazılı her şey doğru, hiçbir şey gerçek değildir” diyor Mine G. Kırıkkanat. Bu yakın gelecekte, İstanbul Küresel Yönetişim‘in idaresine geçmiş, Türkler de göç ettikleri farklı ülkelerde asimilasyona uğramıştır. Haç ile Hilal‘in savaşı sona ermiş, yerini Hıristiyanlığın mezhep çatışması almıştır. Bu savaşın galibini, Roma‘nın ilk Hıristiyan imparatoru ve Konstantinopolis‘i başkent yaparak Hıristiyanlığa armağan eden Büyük Konstantin‘in soyundan gelen bir vârisin bulunması ya da tam tersi ortadan kaldırılması belirleyecektir. Konuya ve bölgeye hâkim olmaları nedeniyle seçilen üç Türk ajan, rüyaların izinden giderek çıktıkları zaman yolculuğunda kıyasıya bir mücadelenin tam ortasında bulacaklardır kendilerini. Soluk soluğa bir maceranın film kareleri gibi aktığı, müthiş bir hayal gücünün ürünü Destina, okurun elinden bırakamayacağı ve uzun süre etkisinden kurtulamayacağı son derece çarpıcı bir roman….. Ama gerçek, er geç doğrulanır.

Kitapta Mine Kırıkkanat diyor ki :
Bir gece ansızın çok büyük bir deprem olacak Türkiye’de binlerce insan heba olacak ölecekler ve ondan sonra Amerika NATO ile beraber gelip Akdeniz Karadeniz üzerinde Anadolu Yarımadası işgal edecek ve burayı yerleşecekler ve ondan sonra bugünkü devletin yerine yani Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yerine bir anlamda Batı emperyalizmini mandası haline girmiş olan bir manda yönetimi oluşturarak NATO üzerinde bunu yönetecekler bu süreç içerisinde NATO’nun Kıbrıs’a taşınması ile Lefkoşe’ye taşınması İsviçre bankalarının Avrupalılardan koparılarak Batı sermayesinin Kıbrıs’a getirilmesi Kıbrıs’ta Anadolu arasında bu bölgede bir bölgesel yeni düzeninin kontrolünde kurulması gibi son aşamada gündeme gelmiş olan yeni planları da burada vurgulamak isterim.
Bir Gün,Gece – Mine G. Kırıkkanat, kitabın internetteki tanıtımında bakın ne yazıyor:
“Bir kent ki tüm ülkenin yüreği… İstanbul… Şiddetli bir deprem ve yüreğinden vurulan bir ülke… Türkiye. Vurdumduymaz yöneticilerin idaresindeki, dışa bağımlı ve borç batağındaki bir ülkede, tüm dengeleri ve zaten pamuk ipliğine bağlı düzeni yok edecek bir felaket yaşandığında neler olabilir?
İşte bu sorunun yanıtını arıyor Mine G. Kırıkkanat, Bir Gün, Gece’de. Yerbilimcilerin, bilim insanlarının sürekli uyardığı Marmara depremi yerle bir etmiştir İstanbul’u. Tüm
Ulaşımın ve iletişimin kesildiği kentte yüz binlerce ölü, bir o kadar yaralı ve bunlardan çok daha fazla evsiz vardır. Elbette Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD, yardım ekipleri ve malzemeleriyle “yardımına” koşacaklardır.
Zor durumdaki ülkenin. Ama bu arada birikmiş borçlarını da tahsil edeceklerdir haliyle.
dinmek bilmeyen bir yağmurun ıslattığı yıkık İstanbul, viranelerde ve çadırkentlerde hayatta kalmaya çalışan, yemek ve su kuyruklarında çile çeken insanlar, geceleri gizlendikleri inlerden çıkarak terör estiren çapulcular…
Mine G. Kırıkkanat kıvrak dili ve son derece canlı betimlemeleriyle, “kurgu” deyip geçilemeyecek, ürkütücü olduğu kadar muhtemel bir senaryo çizerken, okuru da uyarmayı görev biliyor: “Bu romanın sonunu siz yazacaksınız.” diyor. )
Bunlar sadece konuşulmuyor açıkça yazılıyor çiziliyor tartışılıyor. O zaman biz de Bu doğrultuda hareket edeceğiz Ama bugün İskenderun körfezini yakanlar ya da İskenderun Körfezi’nde askeri bir çıkartmaya hazırlananlar şunu unutmasınlar bundan 5-6 sene önce de Amerikan gemileri geldiler İskenderun körfezine de belirlediler asker çıkardılar ama İskenderun halkına karşı çıkışı tepki göstermesini noktasında aynı gece içinde Amerikalılar bavullarına toplayıp geri döndüler.
Şimdi benzeri bir durumun tekrar ortaya çıkmaması için burada dostlarımız ve müttefiklerimiz olduğunu söyleyen Amerikalılara ve batılı güçlere karşı Türkiye daha açık ve net davranmalı. Gerekiyorsa hem içeride bir ciddi koalisyonu oluşturmalı hem de bölgedeki komşularımızla Atatürk’ün önerdiği gibi bir Balkan Paktı batıya karşı Dün  Hitlere ve Mussolini’ye karşıydı, bugün Amerika’ya karşı bir Sadabat Paktı dün Sovyetler Birliği’ne karşıydı Bugün de Rusya federasyonuna karşı bunların bir an önce kurulması ve çok hızlı bir şekilde de milli mutabakat zemini oluşturularak Türkiye’nin Bu doğrultuda içeride bütünleşme bölgesel dayanışma yapılanması içerisinde bu adımları atması gerekmektedir.
SON SÖZ: DÜŞMANININ STRATEJİSİNİ İYİ BİLECEKSİN, İYİ DEĞERLENDİRECEKSİN Kİ, ONA KARŞI SENDE TEDBİRLERİNİ ALABİLESİN. GÜN KAVGA GÜNÜ, ÇEKİŞME GÜNÜ DEĞİL. GÜN BİRLEŞME, BİRLİK OLMA, DAYANIŞMA VE YARDIMLAŞMA GÜNÜDÜR.
Kaynak: SEKTÖRHABER
01.03.2023 – https://ulusalhaber-ulusalajans.blogspot.com/2023/02/2002-de-hazrlanan-ve-tatbikat-yaplan.html?m=1
This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, DIŞ POLİTİKA, DOĞAL FELAKETLER, DÜNYA ÜLKELERİ, KÜRESEL POLİTİKALAR. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *