SADAT DOSYASI- 8 TOPLUM ÜZERİNDE BASKI, DARP, TERÖR YARATAN GRUPLARIN OLUŞTURULMASI

15 Temmuz’da emir ile getirilmiş, olaylardan habersiz bir er  Boğaz köprüsünde  linç ediliyor

SADAT DOSYASI- 8

http://nacikaptan.com/?p=100289
SADAT Araştırma yazısı Bölüm 8 – Naci Kaptan – 29 mayıs 2022

BAĞLANTILI YAZILAR;
https://nacikaptan.com/?p=96875 – SADAT DOSYASI- 1 * Pusudaki şeriat ordusu, SADAT!
https://nacikaptan.com/?p=99963 – SADAT DOSYASI-2 * Devletin kasasından milyonlar SADAT’a akmış * 10 YILDA TAM 545
https://nacikaptan.com/?p=99992 – SADAT DOSYASI -3 * Sokak eylemlerine SADAT hazırlığı
https://nacikaptan.com/?p=100022 -SADAT DOSYASI -4 * Sunday Telegraph, Adnan Tanrıverdi’yi şöyle tanımlıyordu:
http://nacikaptan.com/?p=100050 – SADAT DOSYASI -5 * KARMAŞIK İLİŞKİLER; ERDOĞAN, SADAT, RUBİN, PEKER
http://nacikaptan.com/?p=100113 – SADAT DOSYASI – 6 * “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?
http://nacikaptan.com/?p=100130 – SADAT DOSYASI – 7 * FAŞİZM VE GEÇMİŞİN KARA GÖMLEKLİLERİNDEN GÜNÜMÜZÜN
https://nacikaptan.com/?p=100289 – SADAT DOSYASI – 8 * TOPLUM ÜZERİNDE BASKI, DARP, TERÖR YARATAN GRUPLARIN
https://nacikaptan.com/?p=100362 – SADAT DOSYASI – 9 – SADAT PARALEL DEVLETİN “SİYASAL İSLAMCI SİLAHLI
http://nacikaptan.com/?p=100255 – SADAT DOSYASI- 10 * ERGENEKON VE BALYOZ OPERASYONLARINDA SADAT’IN ROLÜ

TOPLUM ÜZERİNDE BASKI, DARP, TERÖR YARATAN GRUPLARIN OLUŞTURULMASI

Laik Cumhuriyetin siyasal islama taşınması dönüşümü büyük yalanlarla sağlandı. Dinbaz siyasetçileri inançlı,  müslüman olduklarını, alınlarının secdeye değdiğini düşündükleri için oy verenler kandırıldıklarını anlayamadılar. gerçeklerin farkına varanlar ise “Çalıyorlar ama çalışıyorlar “ dediler. Türkiye’nin çöktüğünün ve  donlarına kadar  soyulduklarının farkına varamadılar. Derler ki “Fareler uyuyan insanın kulağını kemirirken üfleyerek yer” diyelim ki; “Mezbahaya götürülen gamsız koyun kasabın bıçağını yalarmış!” Küçük çıkarların peşinde koşan siyasetçiler, kamu görevlileri için DEVLET ÇÖKSÜN ama onlar haram para ve makam sahibi olsunlardı!!! Yozluk, ahlaksızlık, çıkarcılık, ihanet onlar için makbuldu…
Hemen hemen tüm otokrat, faşist ülkelerde buyurgan, ben dedim’ci yöneticiler rejimlerini korumak için güç kullanmayı seçerler. Polis ve jandarmadan, ordudan başka sivillerden oluşturdukları, politize ettikleri illegal grupları toplum üzerinde baskı ve korku yaratmak için kullanırlar. Baskı, korkutma, tutuklama, dezenformasyon ve yalanlar ise en büyük silahlarıdır.

“Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır. Yalan, ancak Devletin halkı yalanın siyasi, ekonomik ve / veya askeri sonuçlarından koruyabileceği süre boyunca sürdürülebilir. Dolayısıyla, Devletin muhalefeti bastırmak için tüm yetkilerini kullanması hayati önem taşır, çünkü gerçek, yalanın ölümcül düşmanıdır ve dolayısıyla gerçek, Devletin en büyük düşmanıdır.”  (Goebbels)
“Basını, hükûmetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşünün. Propaganda esnasında yalan söyleyin, inananlar olacaktır. Şayet başarısız olduysanız devam edin. Elbet birileri inanacak. Bu yalanlar halkı yanlış düşünmeye, düşmanları sindirmeye yarayacaktır. Ayrıca bir şeyi tekrarladığınız sürece insanların ona inanma oranı da artar. Propagandada kullanılan yalanlar ne kadar büyük olursa insanların onlara inanması kolaylaşır, yalanın etkisi artar. Propagandanın hedefi her zaman kalabalık toplum kitleleri olmalıdır.” (Goebbels)

OTOKRAT/FAŞİST TARİH TEKRAR EDİYOR
1931 yılında Hitler başbakan olduğunda önce SA ve SS Birliklerini yardımcı polis teşkilatı olarak ilan edip en yeni silahlarla donatmıştı. (Çok alakasız bir şekilde bekçilerin silahlandırılması geldi aklıma, zabıtalara silah verilmesi gündemine dair ilk haberler ise 2017 yılına ait.)
Parlamento 24 saat çalıştırılıyor, binlerce yasa tek gecede değiştiriliyordu. (Torba yasalar? İç Güvenlik Paketi görüşmelerinde muhalefet vekillerinin uzun ve biteviye çalışma saatleri karşısında “Angarya yasaktır Anayasa M. 18” dövizi açmaları? Önergeler okunmadan yasanın geçirilmeye çalışılması?)
Polis sayısı ve yetkileri artırıldı. İstihbarat teşkilatları güçlendirildi. Takip edilmeler, fişlemeler sıradanlaştırıldı ve yoğunlaştırıldı. Muhbirlik teşvik edildi. (Muhtarların istihbarat mercii gibi konumlanması, evlerde kimin kaç kişi yaşadığının ve yatılı misafirlerin raporlanmasının talep edilmesi, gizli tanıklar, 2015 sonrası vatandaşa ihbar çağrıları?)
Devletin tüm kurumlarından muhalifleri temizlemeye başladılar. (Kayyımlar, dokunulmazlığın kaldırılması, vekillerin, belediye başkanlarının, ordu mensuplarının tutuklanması, KHK ile işten atılan akademisyenler?)
Bürokraside, yargıda ve orduda yandaşlar etkin hale getirildi. (Hiç tanıdık değil(!))
Ders kitapları değiştirilmeye başlandı. Eğitim müfredatı Nazi Almanya’sının temellerine uygun hale getirildi. (Son 17 senede tek bir çocuğun başladığı sistemle okulu bitirememesi?)
Parti iktidara yerleştikçe her şeyin hâkimi olmaya başladı. Hitler’e ölümüne sadık bir kadro yavaş yavaş ülkede köşe başlarını tutar hale geldi. (İhale deyince aklımıza gelen isimlerin hep aynı olması?)
Ve bu kadrolaşmada Goebbels bakanlığa getirildi.
“Büyük Yalan Teorisi”ni mükemmelen uygulamaya başladı.
Almanya’daki bütün haber kaynakları üzerinde tam kontrol sağladı. Radyo, basın, yayın evleri, sinema, tiyatro ve tüm kültür-sanat faaliyetlerini denetimine aldı. Film, tiyatro, şiir, tüm kültür sanat faaliyetleri hatta şarkı sözleri bile denetime alındı, onaysız paylaşıma sokulamadı. Hiçbir eleştiriye alan tanınmadı. Gündemi sürekli ve çok hızlı değiştiriyorlardı, gerçekler ortaya çıkamayacak kadar yoğun bir bilgi kirliliği yaratılıyordu. Öyle ki işin sonunda Sovyetler Berlin sınırına dayandığında Almanlar hala savaşı kazanmak üzere olduklarını sanıyordu. (Penguenler? Yasaklanan tiyatro oyunları? Yazarların tutuklanması? Yasaklanan konserler ve şarkıcılar? Sürekli bir harekat hali?)
Teokrat Faşizm Türkiye’de de yeniden sahneye çıkıyordu.

TÜRKİYE HİBRİT DEMOKRASİDEN OTOKRASİYE DÖNÜŞÜYOR…
GEZİ DİRENİŞİNDE polisle birlikte tıpkı polis gibi davranan, direnişe katılanları acımasızca darp eden ve BEYAZ GÖMLEKLİ kişiler ortaya çıkmıştı. Polis bunlara yol açıyor ve bunlar da direnişe katılanları linç edercesine dövüyorlardı. Bunlar çoğunlukla AKP’nin gençlik kollarına mensup idi. Daha sonraları AKP gençlik örgütünden olanlara polis üniforması verildiğine dair iddialar sosyal medyada yayıldı. Bu kişilerin whats-up haberleşmeleri sosyal medyaya yansıdı. Demokrasi, insan hakları, Anayasal haklar askıya alınmıştı.
Bizimkiler, Taksim’de BEYAZ GÖMLEK giyerek ortaya çıktılar. Ağababaları, Duçe’nin adamları İtalya’da kara gömlekle, Hitler’in adamları ise Almanya’da kahverengi gömleklerle sahne almış ve faşist liderleri adına toplumu kırıp geçirmişlerdi.
Bu kez, Gezi’de Beyaz gömleklilerin ellerinde uzun palalar, çivili sopalar ve hatta silahlar vardı. HÖH, (Halk Özel Hareketi) isimli, yurt dışında silahlı eylemler de yapan, Polis arabasına benzer boyalı Osmanlı tuğrası taşıyan bir dernek ortaya çıktı.
Bu arada SADAT isimli, TSK’dan irtica nedeniyle atılmış olan emekli askerlerden oluşan sözde ticari bir şirket ortaya çıktı. Amerikan Blackwater ve Rus Wagner grubu gibi bir yapıya sahip oldukları ve terör, sabotaj v.b. eğitimleri vermek üzere kurulduğu açıklanıyordu. Daha sonraları bu şirket Erdoğan’ın GÖLGE ORDUSU olarak anılacaktı.
Alman Die Welt gazetesi  ‘Erdoğan’ın ikinci ordusu’ başlığıyla SADAT hakkında bir haber yapmıştı. Yazıda, “Erdoğan ne yapıyor?” diye sorularak, “Türk gölge ordusu giderek daha fazla ülkede ortaya çıkıyor” denildi. Uzmanlar, SADAT’ın hem yurtiçinde hem de yurtdışında Erdoğan’ın ‘gizli ordusu’ olarak hareket ettiğine inanıyor. SADAT’ın şu anda hem Libya’da hem de Suriye’de aktif olduğu söyleniyor. Sadece bu da değil, geçmişte Avrupa’dan askerler topladığı söyleniyor,” yazıldı.
ABD’li düşünce kuruluşu American Enterprise Institute’tan Türkiye uzmanı Michael Rubin, Mayıs 2017’de yayınlanan bir blog yazısında, SADAT’ın, İslamcı Esad karşıtı terör örgütleri için Avrupa’dan çok sayıda savaşçı aldığını yazdı. Askeri şirket, muhtemelen Türk hükümetinin yardımıyla Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa ve İsveç vatandaşlarının geçerli Türk pasaportları almalarına yardımcı olmuştu. Ayrıca Suriye’den Libya’ya götürülen yaklaşık 10 bin savaşçıya SADAT tarafından Libya’da savaş eğitimi verildiği yazılıyordu. Bu iddialar Sadat’a sorulduğunda bunların gerçek olmadığı iddia ediliyordu.
Görülen odur ki, sarayda paralel bir islamcı devlet kurulurken SADAT tarafından da saraya bağlı İSLAMİ GÖLGE BİR ORDU teşkilatlanıyordu. Türkiye süratle ekseninden kayıyor ve BOP v.b diğer emperyalist projeler tıkır tıkır işliyordu.
Putin’in danışmanı Alexandr Dugin; “Güçlü devletler Türkiye’yi paylaşma planları yapıyor, Rusya’nın bu paylaşımdan uzak kalması beklenemez” derken AKP/Erdoğan’ın bölücü politikaları ile Türkiye zayıflıyor ve ülke yeni bir Sevr’e götürülüyordu. Devletin sadece sosyo-politik yönden zayıflaması yetmiyor dış borçları ise 500 milyar doları aşarken, Türkiye’nin kasasında tek bir kuruşu kalmıyordu.  Ülke ekonomisi çökmüştü. Küresel baronlar ise gülerek, el ovuşturarak perde arkasından “BİRİSİNİN” sırtını sıvazlıyordu Kabul etmeli ki BOP EŞBAŞKANI ve yardakçıları görevlerini iyi yapmıştı…
SADAT – 15 TEMMUZ VE KANLI İŞLER
ABD’li neo-con yazar Micheal Rubin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Doğu Perinçek’i hedef aldı. Rubin “Eğer Perinçekgiller emekli edilirse, Perinçek darbe sırasında SADAT’ın işlediği cinayetleri ifşa eder mi?” ve “Erdoğan Perinçek’i kandırdı mı?” sorularını sordu.
Rubin acaba ne demek istiyordu? SADAT cinayetler mi işlemişti? Perinçek bu cinayetlerden haberdar mı idi? Ateş olmayan yerden duman çıkar mı idi?
“Bir defa iktidarı aldıktan sonra onu asla vermeyeceğiz.
Bakanlıklardan bizim ancak ölülerimizi çıkarabilirler.”
(Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels,1932)
“Bu vatan kanla alındı, kanla savunuluyor.
Bu vatanı Türkiye düşmanları ile işbirliği yapanlara
sandıkta teslim etmeyiz” etmeyeceğiz.”
(SADAT Yönetim Kurulu Üyesi Ersan Ergür – Mayıs 2022)
Yukarıdaki 2 deyiş farklı ülkelerde ve 90 sene ara ile söylendi. Dikkat ediniz ikisi de birbirinin tıpkı benzeri…Nedeni ise bu kişilerin faşizmde buluşuyor olmalarıdır. Sadat’ın neden tehlikeli olduğunun işaret fişeği bu cümlede yatıyor. Ersan Ergür isimli Sadat yöneticisi,  demokrasi ve oy kullanma özgürlüğünü görmezden gelerek, sandıktan AKP iktidarı aleyhine çıkacak olan sonucu kabul etmeyeceklerini açıkça söylüyor. İfadesini “KAN” ile dile getiriyor…
15 Temmuz kalkışmasında akşam vakti birliklerinden EĞİTİM/TATBİKAT VAR diyerek EMİRLE boğaz köprüsüne götürülen  her şeyden habersiz olan masum askeri öğrencilerin, erlerin başları siyasal islamcı vandal katiller tarafından kesildi. Bu cinayetlerin ardında ise Sadat’ın milis gücü olduğu iddia edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkardığı bir yasa ile 15 Temmuzda suç işleyenlerin yargılanamayacağı hakkında bir kanun yürürlüğe girdi. Acaba, Erdoğan 15 temmuzda cinayet/suç işleyenleri neden yargıdan kaçırdı?
İşin acı olanı çocuklarını kaybeden ailelerin hukuk içinde hak arayışlarının önü iktidar tarafından tıkandı. Katledilen  erlerin ve askeri öğrencilerin aileleri acıları ile baş başa bırakıldı. Katiller katlettikleri gençlerin hesaplarını vermekten kurtarıldılar. Cinayetlere yol veren ile katil aynı çuvala girdiler. Dünyadan habersiz er ve askeri öğrencileri katledenleri AKLAMA YASASI KHK 696…

KHK 696 – 15 TEMMUZDA CİNAYET İŞLEYENLER YARGILANAMAZ
KHK 696 ’daki 15 Temmuz ve devamı niteliğindeki hadiselere müdahale eden sivillerin herhangi bir suç işlemiş sayılmayacakları yönündeki düzenleme, açıkça bir iç savaş düzenlemesi, iç savaş hazırlığıdır.
Süreklileşmiş olağanüstü hal, süreklileşmiş dost-düşman siyasetiyle el ele gitmekte, toplum siyasal iktidar eliyle ikiye ayrılmakta ve “iç düşman” olarak addedilenlerin öldürülmesinin bunu gerektiren durumlarda suç sayılmayacağı hukuki güvence altına alınmaktadır. Böylelikle potansiyel olarak toplumun en az yarısı, “cinayet işlemeksizin öldürülebilenler” kategorisine dâhil edilecek, öldürülmeleri suç sayılmayacaktır.
Bu düzenleme hukukun hukuk eliyle katledilmesi anlamına geldiği gibi, bundan çok daha korkunç bir şeye, devletin güç/şiddet kullanma tekelinden kendi isteğiyle vazgeçmesi, cezasızlık vaadiyle birtakım toplumsal gruplara, başka toplumsal gruplara karşı şiddet kullanma, başkalarını öldürme hakkı vermesi demektir ki, bu açık bir şekilde modernitenin tersine çevrilmesi, medeniyet yitimi ve Ortaçağ’a dönüştür. Rejim, daha önce defalarca yazdığımız gibi ancak kurumları, kurumsallığı, anayasal düzeni, hukuku çökerterek ayakta kalabilmektedir ve burada da kendi bekası adına tam olarak yaptığı şey bu çökertme operasyonunu derinleştirmektir.
Adını koyarak söyleyelim, bu bir iç savaş KHK’sıdır. Bir yandan olağanüstü halin ve iç savaşın doğasına uygun bir şekilde cezaevlerini “iç düşmanlar” için birer toplama kamplarına dönüştürmekte, onlara esir muamelesi yaparak tek tip elbise giydirmek istemekte, öte yandan ise bir iç savaşa hazırlık mahiyetinde cezasızlığı hukuki güvence altına almaktadır. (Birgün – Fatih Yaşlı – 25.12.2017 –  https://nacikaptan.com/?p=53068)

Naci Kaptan 29 mayıs 2022 – Bölüm 8 sonu – Devam edecek

This entry was posted in FAŞİZM, Fetullah Gülen, İrtica, PERDE ARKASI, RADİKAL İSLAM, SİYASAL İSLAM, SİYASİ TARİH, TERÖR, VANDALLIK, YOBAZLIK - GERİCİLİK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *