ULUSAL EGEMENLİK VE 23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMININ 100. YILI KUTLU OLSUN

YAZIYA YORUM

Altay tokat <altok1940@gmail.com>
Date: 24.04.2020 12:13:14 

23 Nisan 1920 TBMM toplandı ve Laik, sosyal, demokratik ve hukuk 
devletinin temelini attı. Kurtuluş Savaşı kazanıldı bağımsız TC ilan 
edildi. Demokrasinin üç ana unsuru olan yargı, , yasama ve yürütme 
erkleri birbirinden ayrı ve bağımsız ama bir birini de denetleyen 
çağdaş bir rejim kuruldu ve gençliğe emanet edildi ve Milletin 
bağrından çıkarak kurulan milli bir Ordu kuruldu ve Ona da Ulusal 
Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir bağlamında iç ve dış 
düşmanlara karşı ülkesi ve milletiyle bağımsızlığının , ve 
bütünlüğünün korunması ve kollanması görevi i verildi. 
-Ama gelinen nokta da bu görevler Ordu ve Gençlik tarafından 
savsaklandı. . Bundan kaynaklanan maalesef tek adama ve Şeriata 
dayalı bir anlamda 3ncü Meşrutiyet hegomanyası oluştu. 
Biz hala 100 ncü yıl kutlamaları yapıyoruz. Biraz empati yapalım ve 
gerçekleri görelim. Yorumu sizlere bırakıyorum.

Altay Tokat.


Değerli okur,

Bugün Ulusal Egemenlik ve 23 Nisan Çocuk bayramının “YÜZÜNCÜ”  yılıdır.
Bir asırlık zamanı ardında bırakmış olan bu yüce bayramımız KUTLU OLSUN…

Bu anma yazısına , 100 yaşında olan ULUSAL EGEMENLİK ve 23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMI kutlamalarına katılmayan, cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden, CUMHURUN/ MİLLETİN başı olmak görevinin yetkilerini elinde toplayan fakat bu temsil görevini siyasi bir partinin parçası olarak yerine getirmeyen Recep Tayyip Erdoğan’ı kınayarak başlıyorum.

Erdoğan’ın siyasi ideolojisi ULUSAL EGEMENLİK ve CUMHURİYET kavramları ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle geçmişte ULUSAL EGEMENLİĞE ve LAİK CUMHURİYETE karşı çıkan, hilafetin devamını isteyenler günümüzde LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET rejimini yıkma çabaları içindedir.

1920’de İstanbul’u işgal eden İngiliz görevli Ryan Londra’ya çektiği telgrafta şöyle der;

“İş başına öyle kişileri getireceğiz ki, “DİNDAR GÖRÜNECEKLER” fakat bize hizmet edecekler”

1920’den bu yana değişen bir şey yoktur. O “dindar gözükenler” bu günlerde de “BOP” görevlisi olarak karşımıza çıkarak emperyalizme hizmet etmektedirler.

Atatürk’ün yüce öngörüsüyle 23 Nisan 1920’de oluşturarak kurduğu KURUCULAR MECLİSİ döneminde Osmanlı yıkılmış, padişah kendisine dokunulmaması karşılığı İngiliz’lerin himayesine sığınarak, devleti teslim etmiştir. Osmanlı’nın elinde kalmış olan Türkiye emperyalizmin yemek masasına konarak işgalciler arasında pay edilmektedir. Bu nedenle Ankara’da Meclisin kurulması aşamasında ülkemizin ne durumda olduğuna bakmak yararlı olacaktır.

Naci Kaptan / 23 Nisan 2020


İngiliz Belgelerinde İstanbul’un İşgali-16 Mart 1920

FAHİR ARMAOĞLU

İstanbul’un 16 Mart 1920 günü İtilâf Devletleri tarafından işgali, Millî Mücadele’nin bir dönüm noktasını teşkil ettiği kadar, hem Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’dan bu tarihe kadar olan kurtuluş faaliyetlerinin işgalci devletler üzerindeki etkisini göstermesi ve hem de, işgalci devletler arasındaki, rekabet ve menfaat mücadelelerini ortaya koyması bakımından, Millî Mücadele’nin önemli bir olayını teşkil etmektedir.

Üç Müttefik Yüksek Komiseri 15 Mart günü son toplantılarını yaparak, İstanbul’un 16 Mart 1920 sabahı saat 10:00 dan itibaren işgaline, Müttefik askerî makamlarının, işgalin gerektirdiği bütün tedbirleri almalarına, Harbiye ve Bahriye Nezaretlerinin işgali ile her türlü iletişimlerinin kontrol altına alınmasına, posta, telgraf ve telefon hizmetlerinin kontrolüne, keza polisin de sıkı kontrol altına alınarak kamu düzeninin gerektirdiği bütün emir ve talimatın askerî makamlardan çıkmasına karar verdiler.

16 Mart sabahı, İngiliz Yüksek Komiserliği’nden Mr. Ryan, saat 9.40’da Sadrazamı ziyaret ederek, üç müttefik adına hazırlanmış olan ve işgalin gerekçesini bildiren notayı Sadrazam’a verdi49. Esasında bu, bir nota değil ültimatomdu. Zira, belgede, Yüksek Komiserler tarafından alınan kararlar ve istekler tebliğ edilmekteydi. Osmanlı Hükümeti” (notada böyle deniyordu), başta Kilikya olmak üzere çeşitli yerlerde meydana gelen olaylardan sorumlu olan “Mustafa Kemal Paşa” ve diğer sözde (“soi-disant”) “milliyetçi” liderlerle ilişkisini derhal kesecekti. Eğer bu çeşit olaylar tekerrür edecek olursa, Türkiye barışında öngörülen şartlar çok daha sertleştirilecek ve şimdiye kadar verilmiş olan tâvizler(!) geri alınacaktır. İstanbul’un işgali, Barış Antlaşması’nın şartları kabul edilip uygulanıncaya kadar devam edecektir.

İstanbul’un işgali konusunda Müttefik Yüksek Komiserlerine uzun bir talimat hazırlandı. Lord Curzon tarafından 6 Mart’ta Amiral de Robeck’e gönderilen35 ve Yüksek Konsey’in kararı olarak belirtilen şu 4 madde önemliydi:

1)            İstanbul (Başkent deniyordu) Müttefik Kuvvetler tarafından derhal işgal edilecektir.

2)            Türk Hükümeti’nden, son Kilikya olaylarında sorumluluğu şüphe götürmeyen, Erzurum Valisi Mustafa Kemal’in derhal azli istenecektir.

3)            İstanbul’un işgalinin, barış şartlarının tamamen kabulü ile uygulanmasına kadar devam edeceği, Türk Hükümeti’ne bildirilecektir.

4)            Eğer bundan sonra da olaylar çıkarılacak olursa, barış şartları çok daha ağırlaştırılacak ve verilen tâvizler (!) geri alınacaktır.

Ayrıca şu da ilâve ediliyordu ki, şehrin işgali ile beraber, özellikle Har- biye Nezareti de işgal edilecek ve buradan yayınlanan emir ve talimat kontrol edilip, sansür uygulanacaktır. Belirtilen ikinci husus ise, İstanbul’un işgalinin, şehrin yönetiminin Müttefiklerce yürütüleceği demek değildi.

Bu arada, gayet gizli kalmak kaydıyla barış şartlarının bazıları da belirtilmekteydi. Çatalca’ya kadar Trakya Yunanistan’a verilecektir. İzmir, Osmanlı Devleti’ne tâbi olmakla beraber, Yunanistan tarafından yönetilecektir.

Boğazlar milletlerarası kontrol altına konacaktır. Erzurum’u da içine alan bağımsız bir Ermenistan ile, ayrıca, muhtemelen, bağımsız bir Kürdistan kurulacaktır. Türk Hükümeti malî gözetim altında tutulacaktır.

1919 Sonunda Anadolu’da Durum

Bilindiği gibi, Yunanistan’ın 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgali, hem Atatürk’ ü harekete geçirmiş ve hem de Millî Mücadele’nin en önemli itici gücünü teşkil etmiştir. 21/22 Haziran 1919 Amasya Tamimi, 23 Temmuz – 7 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi, 4-11 Eylül 1919 Sivas Kongresi, bu itici güçten hız alan üç büyük millî hamle olmuştur. Bu hamleler o kadar etkili oldu ki, 3 Ekim 1919’da Damat Ferit Paşa hükümeti istifa etmek zorunda kaldı ve yerine, Ali Riza Paşa kabinesi kuruldu.

İngiltere’nin İstanbul’daki Yüksek Komi seri Amiral J. de Robeck, 3 Ekim’de Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği telgrafta, kabinenin çoğunluğunun milliyetçi ve bazı üyelerin İttihad ve Terakki Partisi sempatizanı olduğunu bildiriyor ve bu arada özellikle, Sadrazam Ali Rıza Paşa, Harbiye Bakanı Mersinli Cemal Paşa, Nafia ve eski Harbiye Bakanı Ferik Abuk Ahmet Paşa’nın milliyetçi hareket sempatileri üzerinde duruyordu. De Robeck’e göre, Mersinli Cemal Paşa ile Ferik Abuk Ahmet Paşa, “Mustafa Kemal” liderliğindeki Millî Hareket’in en kuvvetli destekçileri idi.

Osmanlı Devleti ile İlgili Barış Müzakereleri

Osmanlı Devleti’yle, yani Batılıların deyimi ile “Türkiye” ile barış konuları, esasında, Paris Konferansı’nın 1919 Ocak ayında açıldığından itibaren gündeme gelmiştir. Çünkü, Yunanistan başta olmak üzere, Araplar, Ermeniler, Kürtler, v.s. , “leş kargaları” örneği, Osmanlı İmparatorluğu topraklarından pay kapmak için Paris’e üşüşmüşlerdir. Her biri, kendi ihtiraslarına ve hayal güçlerine göre Osmanlı topraklarından pay kopartmanın peşindeydi. “Leş Kargaları”nın bu tutumu, Osmanlı İmparatorluğu’nun “cesedi” üzerin- deki çıkarlarını gerçekleştirmek isteyen işgalci devletlerin politik amaçları ile ters orantılıydı.

Bu konuda ilk toplantı, İngiltere Başbakanı Lloyd George ile Fransa Başbakanı Clémenceau ve heyetleri arasında 11 Aralık 1919’da Londra’da yapıldı4. Bu toplantıda Clémenceau, İngiltere ile tam bir işbirliği içine girerek, Fransa’nın bütün amaçlarını İngiltere’ye kabul ettirme çabası içinde ol- muştur. İngiltere ile bir görüş ayrılığı veya anlaşmazlık çıkmamasına çalışmış- tır. Bununla beraber, üzerinde en fazla tartışılan konu, İstanbul ve Padişah’ın durumu olmuştur.

Fransa, İstanbul Şehri ile Boğazlar sorununun birbirinden ayrı olarak ele alınmasını ve Padişah’ın İstanbul’da oturmasına izin verilmesini ileri sürerken, İngiltere, İstanbul’un Boğazlar sorunundan ayrı olarak ele alınamayacağı ve İstanbul’un da milletlerarası bir otoritenin yönetimine verilmesi gerektiği tezini savunmuştur. Padişah’ın statüsü için de, Venizelos’un İngiltere’ye telkin ettiği, “Vatikan’vari” bir sistemin tartışması yapıl mıştır. Clémenceau’nun, “Doğu’da bir Papa yaratılması”na karşı çıkıp, Batı’da bir Papa’nın bulunmasının yeteri kadar bir kötülük olduğunu söylemesi ilginçtir6.

Boğazlar konusunda fazla bir görüş ayrılığı ve tartışma söz konusu olmamıştır. Zira her ikisi de Boğazların Türklerden alınmasında birleşmişlerdi.

Osmanlı Devleti’yle barış antlaşmasının müzakereleri Ocak 1920 sonlarına doğru başlamakla beraber, ilginçtir. İngiltere, Fransa ve İtalya’nın 18 Şubat 1920 günlü toplantısında, Osmanlı Devleti’yle yapılacak barışın esasları, bir taslak halinde önlerine gelmiş bulunuyordu. Taslağa göre, Trakya sınırı, Çatalca Hattı veya Midye-Enez çizgisi olacaktı. Boğazlar Türklerden alınıyordu. Fakat İstanbul yine Osmanlı Devleti’nin başkenti olmaya devam edecek ve Padişah İstanbul’da oturabilecekti. İzmir ve havalisi Osmanlı Devleti’nde kalmakla beraber, Yunanistan tarafından yönetilecekti. İzmir Limanı Milletler Cemiyeti’nin garantisi altında serbest liman olacak ve uygun bir kısmı da Osmanlı Devleti’nin kullanımına bırakılacaktı. Ermenistan’a Anadolu’dan toprak verilecek, fakat sınırı sonra çizilecekti. Osmanlı Devleti (veya Türkiye), Kürdistan (!), Mezopotamya, Suriye, Filistin ve Arabistan üzerindeki her türlü haklarından vazgeçecekti, …

ANKARA’DA MİLLİ “KURUCU MECLİSİN” KURULMASI

“16 Mart 1920’de Osmanlı Devleti başkentindeki işgalin pekişmesi ve Meclis-i Mebusan’ın çalışmaz hale gelmesi fiili olarak A-RMHC tüzüğünün 4. Maddesinin uygulamaya geçirilmesi ve cemiyetin yurt yönetimini üstlenmesi anlamını taşımıştır. Bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa, kolordu kumandanlıkları ve valilerle temasa geçerek, Ankara’da bir Kurucu Meclisin toplanmasına ve bu meclis üyelerinin seçiminde uygulanacak esaslara ilişkin görüşlerini bildirmiştir.

Buna göre Ankara’da toplanacak Meclis Kurucu Meclis adını taşıyacaktı.Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920 günü muhteşem bir törenle açılmıştır.

“23 Nisan 1920’de Ankara’da çalışmalara başlayan Meclis, ilk Milli Meclis olarak tarihte yerini almıştır.”16 Meclis’te, memleketin her tarafından seçilerek gelen mebuslar ile İstanbul’dan Ankara’ya ulaşan mebuslar, bütün hükümet memurları ve Ankara halkı, ayrıca yurdun çeşitli bölgelerinden Meclisin açılış törenini görmeye gelen kişiler yer almıştır.

Öncelikle Hacı Bayram Camii’nde Cuma namazı kılındıktan sonra, toplanan kalabalık ellerinde sancaklarla Meclisin önüne gelmişler ve kapı önünde dualar okunup, kurbanlar kesildikten sonra Meclis açılmıştır. Halk ile temsilciler iç içe yer almıştır. Meclisin açılış tarihi 22 Nisan Perşembe günü olarak belirlenmesine rağmen, bu tarih 23 Nisan Cuma’ya alınmıştır. Bunun sebebi, İstanbul Hükümeti’nin Anadolu hareketini din düşmanı gibi göstermesi ve imandan yoksun kişiler olarak halka ilan etmesi idi. Cuma gününün İslam Âlemindeki öneminden dolayı açılış tarihi Cuma’ya alınmıştır.

“Çok uluslu ve çok sorunlu Osmanlı toplumunda” , Anadolu’nun somut koşulları gerçekten de bir yürütme organının oluşturulmasını zorunlu kılıyordu, ülke topraklarının büyük bir bölümü denetimsiz bir duruma girmiş, Anadolu başsız bir vücut şekline dönüşmüştü. “Bu dönemde meclisin temelleri atılmış, Ankara Meclis ve hükümeti milli hareketin tek meşru temsilcisi haline gelmiştir”.

  1. TBMM Dönemi Kurtuluş Savaşını sevk ve idare etmiştir. Büyük Millet Meclisi kuruluş dönemi itibarıyla çok zor bir dönemde olağanüstü şartlarda kurulmuştu. Bu yüzden Büyük Millet Meclisi’nin yapacağı işler ve alacağı sorumluluklar büyüktü. Atatürk bu bilinç ve gururla Büyük Millet Meclisi’nin açılışını yapmış, çalışmalarını bu anlayışla sürdürmüştür. Büyük Millet Meclisi her şeyden önce kurucu meclis konumundadır.
  2. İkinci olarak; bu meclis İstiklal Savaşı’nı yapmış ve kazanmış muzaffer bir meclistir.
  • Üçüncü olarak; Büyük Millet Meclisi halkın her kesiminin katılımı ile demokratik bir meclis görünümündedir.
  1. Dördüncü olarak; “İmparatorluk’tan” “Cumhuriyet’e”, “Ümmet Devleti’nden” “Milli Devlet’e” geçişi sağlamıştır.

Naci Kaptan / 23 Nisan 2020
KAYNAKLAR
https://www.ttk.gov.tr/tarihveegitim/ingiliz-belgelerinde-i-istanbulun-isgali-16-mart-1920/
https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/Sevda-MUTLU-Atatürk’ün-Meşrutiyet’ten-Cumhuriyet’e-Geçişte-Rejim-Stratejileri-Atatürk’ün-TBMM-Açılış-Konuşmalarının-İçerik-Analizi-1920-1938.pdf
This entry was posted in ATATURK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, Tarih, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *