EKONOMİ ÖĞRETİLERİ ; Bir ülke dışarıya nasıl bağımlı kılınır ? * Neoliberal politikaların batırdığı bir kamu işletmesi: SEKA * SEKA gerçeği, yıllar eskitemeden * Binbir Emekle Kurulan İlk Yerli Kağıt Fabrikası SEKA’nın Buruk Hikayesi

Cumhuriyet – Olaylar Ve Görüşler
17 Eylül 2018 Pazartesi

Neoliberal politikaların batırdığı
bir kamu işletmesi: SEKA

Cumhuriyetin ilk ve tek kâğıt işletmesi SEKA, 80’lerde hız kazanan özelleştirme politikalarıyla kârdan zarara çevrildi önce. Tek tek fabrikaları peşkeş çekilircesine satıldı. Son olarak hammadde üretimi olmayan işletmeye dönüştürülerek kâğıdın dışa bağımlılığı başladı.

Selüloz üretilmeyen ülkede kâğıt ve kâğıda bağlı her türlü üründe dışa bağımlı olursunuz. SEKA’nın hammadde üretimi (selüloz üretimi) yok edilince Türkiye de kâğıt üretiminde tümüyle dışa bağımlı hale geldi. Türkiye’ye kâğıt hammaddesi dahil ter türlü kâğıdı üreten-üretebilen bir KİT olan SEKA bugün yok.

Özelleştirilen SEKA ise kâğıt hammaddesi üretmiyor

SEKA. Açık adıyla Türkiye Selüloz ve Kâğıt Fabrikaları A.Ş. Üretime 1936 yılında İzmit işletmesinde başladı. Dalaman, Afyon, Balıkesir, Silifke (Akdeniz), Çaycuma, Aksu (Giresun), Taşköprü işletmeleriyle, özelleştirildiği 2005 yılına kadar Türkiye’nin kâğıt hammadde ve kâğıt gereksinimini üretim yaparak karşıladı.

SEKA kâğıdın hammaddesi olan selüloz, gazete kâğıdı, defter, ambalaj dahil her türlü kâğıdı üreten entegre bir kuruluştu. Afyon işletmesinde kamışı, Dalaman işletmesinde pamuğun kozasını ekonomik değere dönüştürürdü. Fabrika arazisi olan İzmit fidanlığında ağaç üretim çalışmaları yapılarak bu ağaçların selüloz üretiminde kullanılması hedeflendi. SEKA yalnızca bir fabrika değil, okulu, kreşi, sinema, tiyatro salonları, spor kulüpleriyle, Türkiye’nin ilk kadın kürek takımını kurmak dahil işçisine, ailesine ve şehrine bir yaşam modeli sundu.

MALİ DENGE BOZULDU
Ekonominin temel kuralları vardır. Özel sektör veya kamu fark etmez, bu kurallara aykırı davranırsanız kâr için kurulmuş bir işletmeyi zarardan kurtaramazsınız. Bir işletmenin mali yapısına siyasi nedenlerle müdahale eder, piyasanın çok üzerinde faiz oranlarıyla borçlandırırsanız mali dengeyi bozarsınız. SEKA’nın mali dengesini bozdular.

SEKA’da 1977-1987 yıllarını kapsayan on yıl içerisinde işçi sayısı sürekli azaltıldı. Buna karşın üretimi sürekli artıran SEKA işçileri, 1977 yılında işçi başına 24 ton olan üretimi 1987 yılında işçi başına 34 tona çıkardı. SEKA işçisinin bu azmini gizlediler. SEKA işçileri diğer KİT işçilerinin aldığı ücretlerin yarısına çalışmak zorunda kaldı. SEKA işçisi ücretlerinin temel gıda maddeleri karşısında nasıl eridiğini, artan işçi verimliliğine karşın nasıl yoksullaştıklarını rapor haline getirip hükümete sundu, bu adaletsizliklerin giderilmesini istedi. Özal, SEKA işçisinin bu haklı taleplerine karşı uzlaşmaz bir tutum sergileyerek 1988 yılında SEKA işçisini zorla greve çıkardı.

ÖZAL ZARAR ETTİRDİ
Grev 133 gün sürdü. SEKA pazar payını kaybetti. Grevin sonunda verdiği ücreti grev başlarken vermiş olsaydı SEKA pazardaki yerini kaybetmeyecekti. Ancak mesele yalnızca işçi ücretlerini vermemek değildi. Mesele grev süresince üretim yaptırmayarak SEKA’nın pazar payını küçültmekti. Özal’a yakınlığı ile bilinen Toprak Holding1 grev öncesi ithal edip stokladığı kâğıtları grev süresince fahiş fiyatlardan iç piyasaya sürerek iflastan kurtulup ülkenin sayılı zenginleri arasına girerken SEKA % 40 pazar payı kaybetti. Türkiye’nin kâğıdını üreten SEKA’nın pazar payını küçültmenin amacı ise kâğıt ithalatının kapısını açmaktı. SEKA işçisi, ülkeyi yakın gelecekte bekleyecek tehlikeyi sendikası aracılığıyla adeta haykırdı. Siyasi iktidar ne işçiyi dinledi ne sendikasını.

SEKA’YA NASIL KIYDILAR?
Kaliteli selüloz üretimi yapmak için deneysel ağaç yetiştirme sahası olan 1600 dönümlük, denize sıfır SEKA fidanlığı, Yılmaz-Ecevit hükümeti tarafından 1998 yılında bedelsiz verildi. Buna karşın açılan davalarda bizzat dönemin siyasilari karşı çıktı.

SEKA Balıkesir İşletmesi, 1981 yılında gazete kâğıdı üretmek için kurulmuştu. 10 Haziran 2003’te özelleştirilerek bir sözleşmeyle Albayrak Turizm Seyahat İnşaat Tic. A.Ş.’ye değerinin ellide biriyle verildi. Albayraklar’ın ödediği bedel SEKA Balıkesir’in lojman ve idari binalarının değerini dahi karşılamıyordu.

Selüloz İş Sendikası özelleştirmenin iptali için dava açtı. Davaya bakan mahkeme SEKA Balıkesir İşletmesi’nin özelleştirilmesine ilişkin önce yürütmeyi durdurma kararı verdi. Karar gereği SEKA’nın Albayraklar’dan geri alınması gerekirken mahkeme kararı uygulanmadı. SEKA Albayraklar’da kaldı. Yürütmeyi durdurma kararına Albayraklar itiraz etti, itiraz reddedildi. Albayraklar yine SEKA’yı iade etmedi. Yargılama devam etti. Mahkeme bu kez esastan iptal kararı verdi. Mahkemenin bu kararı da uygulanmadı.

Bursa 2. İdare Mahkemesi’nin ilk yürütmeyi durdurma kararı verdiği 28.7.2003’te SEKA Balıkesir’i Albayraklar’dan geri almak zorunda olan T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi, yaklaşık 11 yıl yargı kararlarını uygulamayarak suç işledi. Albayraklar, SEKA Balıkesir İşletmesi’ni, 28.7.2003’ten itibaren hukuka aykırı olarak ellerinde tuttu. Hükümet 2012 yılında Özelleştirme Yasası’na hüküm koyarak yargı kararlarının uygulanmasını engellemek istedi. 4046 sayılı yasaya konulan bu hükmü Anayasa Mahkemesi 2013’te iptal etti.

Hükümet, bir yıl sonra 2014’te bu kez torba yasaya koyduğu bir hükümle SEKA Balıkesir’i Albayraklar’a “yasal” yoldan vermiş oldu. Böylece bu ülkede “Yargı kararı uygulanmaz” diye yasa çıkarılmış oldu ve bu hukuk ayıbını hiç kimse görmedi, görmek istemedi. Hukuksuzluk yolu açılmıştı bir kere. Benzer bir yok etme işlemi gazete kâğıdı üreten SEKA Giresun İşletmesi’nde de yaşandı.

Giresun SEKA da 2003 yılında Milda A.Ş.’ye 5 milyon liraya satıldı. Milda A.Ş. 5 milyon liraya aldığı fabrikanın makinelerini 11 milyon liraya hurdacıya sattı. 2 Arazisini ise 68 milyon liraya Giresun İl Özel İdaresi’ne sattı. Giresun İl Özel İdaresi de araziyi Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’na (TOKİ) devretti. 3 Kamudan alıp kamuya satarak Milda A.Ş. kârına kâr katarken ülke bir kâğıt fabrikasından oldu. Bir işletmenin yatırım yapmasına, teknolojini yenilemesine izin vermezseniz, onu rekabet edemez konuma itersiniz. SEKA’da teknoloji yenilenmesine izin vermediler. 1994 krizinde tasarruf tedbirleri adı altında tüm yatırımları durdurdular.

GENEL MÜDÜRE DAVA
Bu dönemde SEKA Genel Müdürü olan İsmet Rıza Çebi “bakım” adı altında teknoloji yenilemek üzere yatırım yaptı. Bu yatırımla SEKA yeniden kâra geçti. “Tasarruf önlemlerine aykırı davranıp bakım için aldığı ödenekle teknolojiyi yeniledi” diye SEKA Genel Müdür İsmet Rıza Çebi’yi ağır ceza mahkemesinde yargıladılar.

İŞÇİLERİ YOK SAYDILAR
Bugün yaşadıklarımız 1994 krizinde de yaşanmıştı. 1994 yılında dünya piyasalarında selüloz ve kâğıt fiyatları 1000 doların üzerine çıktı. O zaman içeride kâğıt hammaddesi ve her türlü kâğıt üretimi yapan SEKA 600 dolar civarında bir fiyatla iç piyasaya kâğıt vererek yaşanan krizden yayın sektörünün etkilenmesinin önüne geçti.

Dünya piyasalarının nerdeyse yarı fiyatına satış yapmasına karşın 1994 krizinde SEKA kâr eden KİT’ler arasına girdi. 1990’lardan itibaren teknolojisi eskidiği için üretim yapamaz denilen SEKA İzmit İşletmesi, selüloz ve kâğıt fiyatlarının dünya piyasasında yükselmesine karşı en kötü halinde dahi krizin önünde bir bariyer oldu. Uygun fiyatla ülkeye kâğıt vermeyi başardı. 2018’de dolar yine yükseldi. Kâğıdın tonu 750 Avro’dan 900 Avro’ya çıktı. Kâğıt sektörüne bağlı piyasa altüst oldu. Birçok dergi yayınına ara vermek zorunda kaldı, birçok günlük gazete gazeteyi basacak kâğıdı karşılayamadığı için günlerce basılamadı.

SEKA NEDEN YOK EDİLDİ ?
2005 yılında SEKA, özelleştirme adı altında yok edildi. Türkiye artık kâğıdın hammaddesi olan selüloz üretmiyor. Selüloz üretilmeyen ülkede kâğıt ve kâğıda bağlı her türlü üründe dışa bağımlı olursunuz. SEKA’nın hammadde üretimi (selüloz üretimi) yok edilince Türkiye de kâğıt üretiminde tümüyle dışa bağımlı hale geldi. Türkiye’ye kâğıt hammaddesi dahil ter türlü kâğıdı üreten-üretebilen bir KİT olan SEKA bugün yok. Özelleştirilen SEKA ise kâğıt hammaddesi üretmiyor.

Devlet eliyle dışa bağımlılığa karşı bir kale işlevi gören, mülkiyeti kamuya ait bir kamu fabrikası olan, kâr eden SEKA’yı özelleştirerek yok ettiler. SEKA yetersiz olduğu için kâğıtta dışa bağımlı olmadık, dışa bağımlı olmak için SEKA’yı kapattık.

Ne kadar inkâr ederlerse etsinler, kayıtlar ve rakamlar ortada. SEKA zarar ettiği için kapatılmadı. SEKA, Dünya Bankası tarafından “sorunlu bir işletme” olarak görüldüğü için zarar ettirilip kapatıldı.

Murat Özveri Avukat
Selüloz İş Sendikası Hukuk Müşaviri

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1084928/

Cumhuriyet
Erinç Yeldan
05 Eylül 2018

SEKA gerçeği, yıllar eskitemeden

Cumhuriyet Türkiye’sinin öncü sanayi kuruluşlarından biri olan SEKA İzmit İşletmesi’nin, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 8 Kasım 2004 tarihli kararı ile bir oldu-bittiye getirilerek ve gerekçesiz olarak kapatılmasına, fabrikanın arazisinin ise belediyeye tahsis edilmesine karar verildi. Ülkemizde ilk modern kâğıt üretimini gerçekleştiren ve bir yandan geniş bir kâğıt ürünleri deseni ile katma değer üreten, diğer yandan da bünyesinde eğittiği ustabaşı, teknisyen ve çıraklar ile bir beşeri sermaye eğitim merkezi konumunda olan bu teknoloji devinin kapatılması ulusal kâğıt sanayiine vurulan ağır bir darbeydi.

2005’te SEKA Kocaeli fabrikasının da kapatılmasıyla birlikte Türkiye gazete ve kitap kâğıdının yüzde yüzüne yakınını ithal eder duruma geldi. Dolayısıyla, şu anda yaşanan dövizdeki artışın ilk vurduğu sektörlerden biri de basın yayın sektörü oldu.

Türkiye 2001 yılına, IMF’nin seminer odalarında hazırladığı ve “ödemeler dengesine parasalcı yaklaşım” fantezilerine dayalı bir istikrar programı ile girmişti. Söz konusu programın 2001 Şubat’ında başarısızlığa uğramasının ardından, önce “hizmet veremeyecek” konumuna sürüklenmiş olan batık bankaların devlet iç borçlanma senetleriyle kurtarılması, daha sonra da aynı yılın temmuz ayında “takas operasyonu” ile bankaların tuttuğu iç borçlanma senetlerinin dövize çevrilmesi sayesinde bilançolarındaki döviz açıklarının devlet eliyle düzeltilmesi yoluna gidilmişti.

Söz konusu politikalar, “finansal sistemin sağlığı açısından gerekli” diye ilan edilerek, her türlü alternatif arayışı yasaklandı ve “IMF giderse kriz gelir” şantajı ile karşılandı. Türkiye’nin sanayisizleştirilmesini ve sosyal devletin tasfiyesini, “finansal sistemin sağlığı” açısından gerekli gören bu program doğrultusunda hazırlanan kamu bütçesi ve yatırım programlarının önceliği sadece ve sadece borç faizi ödenmesine indirgendi.

SEKA’nın kapatılması kararı, Türkiye’yi uluslararası işbölümü içerisinde düşük katma değerli, emek yoğun teknolojiler üretmekle görevli bir ucuz işgücü deposuna dönüştürmeyi hedefleyen ve ülkemizi bir ucuz ithalat ve finansal spekülasyon cenneti olarak gören neo-liberal projenin bir uzantısıdır. Daha somut bir ifadeyle, bu karar Türkiye’nin sanayisizleştirilmesini; sosyal devletin etkinsizleştirilerek tasfiyesini; ve temel kamu hizmetlerini özel sermayenin kâr güdüsü altında ticari bir metaya dönüştürerek, ülkemizi ulusal ve uluslararası sermayenin sömürüsüne açmayı hedefleyen neo-liberal projenin açık bir uygulamasıdır.

SEKA kâğıt fabrikasının kapatılması sürecini değerlendirirken 26 Ocak 2005 tarihli “SEKA Gerçeği” başlıklı yazımda şu satırları yazmışım:

“Ülkemizde özel sektör işletmeleri ile SEKA’nın yatırımları ve ürün nitelikleri farklıdır. Kâğıdın hammaddesi olan selüloz entegre olarak sadece SEKA tesislerinde üretilmektedir. Selüloz, büyük sermaye yatırımları gerektiren ve dünya piyasalarında yoğun bir rekabetin hüküm sürdüğü bir ürün olduğu için özel sektör tarafından bu alana yatırım yapılmamaktadır. Oysa SEKA geniş bir hammadde çeşitlemesi yapmış durumdadır.”

“Dolayısıyla, uluslararası kâğıt tekellerinin fiyatlama politikalarına karşı ulusal bir savunma gören SEKA’nın kapatılması ile oluşacak olan açıklar özel sektör tarafından kapatılamayacak ve sektörün dış hammadde bağımlılığı artacaktır. Bu koşullarda ithal kâğıt ürünleri ile baş edemeyecek olan özel sektör üreticileri de ya üretimden çekilecekler ya da yabancı tekellerin taşeronluğuna soyunacaklardır.”

Dolayısıyla 2018’de ulaştığımız bu durum sadece yerel sermayenin el değiştirmesiyle ilgili değil; aynı zamanda basın yayın özgürlüğünün de susturulması, kısıtlanması, çok sesli demokrasinin, katılımcı demokrasinin maddi olanaklarının çökertilmesi anlamına gelmekteydi.

Bu ibret verici öykünün devamını yakından yaşıyoruz: yerli ve milli sanayilerin korunması, dış mihraklar, ekonomik saldırı, vs vs…

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1073590/

Gözde Solak
Ağustos 28, 2018

Binbir Emekle Kurulan İlk Yerli Kağıt
Fabrikası SEKA’nın Buruk Hikayesi

Kağıt; tarihte düşüncelerin, imgelerin ölümsüzleştirilmesine vesile olmuş yegane araç. Gönderilen mektuplar, yetenekli parmaklardan çıkan resimler, şimdilerde elimize aldığımız her fiş, kenara köşeye karaladığımız her not, eskiden çocukların heyecanla kapladığı defterler ve elimizden düşmemesini ümit ettiğimiz kitaplarımız… Hepsi için ihtiyacımız olan kağıdı ne yazık ki ülkemizde üretemiyor, ithal ediyoruz. Gazetelerden kitaplara elimize aldığımız her kağıdı yurt dışından satın alıyoruz. Kültürel olarak dışa bağımlıyız. Sebebi ise yıllar önce kapatılan SEKA kağıt fabrikası…

SEKA (Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları A.Ş) aslında hepimiz için önem arz eden ancak yıllar önce sebepsizce kapatılan, ardında ve tarihinde büyük bir çaba ve emek barındıran bir fabrika. SEKA’nın arkasındaki en önemli isim ise Mehmet Ali Kağıtçı. Dolar ve Euro’daki artışla basılı yayın yapan her kurumun isyan ettiği, ham maddeleri olan kağıdı yüksek kurlarla ithal ettikleri ve kapanmanın eşiğinde oldukları şu dönemde SEKA’nın ve Mehmet Ali Kağıtçı’nın hikayesine kulak verelim istedik…

Mehmet Ali Kağıtçı, 1899 yılında Osmanlı’nın “hasta adam” zamanlarında Heybeliada’da dünyaya geldi . İlkokulu Heybeliada’da tamamlayan Kağıtçı, orta okul için İstanbul’a gitti ve İstanbul Erkek Lisesi’nde eğitim aldı.1922 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nden mezun oldu ve kimyagerlik diploması aldı. Bir süre okulunda asistanlık yapsa da asıl hedefi kağıtçılığı öğrenmekti

Kimyagerlik diplomasının yanı sıra Mineroloji ve Matematik Jeneral sertifikaları da aldı.Bu gayeyle 1925 yılında Almanya’ya gitti. Burada ve 1 yıl sonra Fransa’ya giderek Fransa’da selüloz ve kâğıt fabrikalarında çalıştı. Ardından Grenoble Üniversitesi Kağıtçılık Enstitüsüne kaydoldu.

1 yıl sonra okulunu birincilikle bitirdi ve “kağıt mühendisi” ünvanını aldı. Aklında sadece Türk kağıt sanayiini kurabilme ideali vardı.Okulu birincilikle bitirmesinin ardından Fransa’da dönemin en önemli şirketlerinden iş teklifleri yağsa da o da memleketi kurtaracak olan idealistlerden olmak istiyor, ülkesinde kağıt sanayiini kurmak istiyordu

İstanbul’a döndüğünde bir konsolosluklar aracılığıyla teklifler alıyordu Kağıtçı. Orta ve Kuzey Avrupa kartelleri “Türkiye’de tek kağıt mühendisi olmasının hiçbir yarar sağlamayacağını” söyleyerek ikna etmeye çalıştılar ancak o tüm bu teklifleri kibarca reddetti.

Yakın çevresinden herkes “Teklifi kabul et, burada değerin bilinmez” diyordu ancak Kağıtçı hiçbirini dinlemedi. Vakit Gazetesi olmak üzere Türkiye’de kağıt sanayiinin kurulması için kamuoyu oluşturuldu.

Başlarda baskılar sonucu başlatılmasına karar verilen ihale iptal edildi. Kağıtçı yine de pes etmedi, Celal Bayar’ın desteğiyle 10 Temmuz 1934’te kağıt sanayisinin kurulması için kararname yayınlandı

Kağıt fabrikalarına karşı çıkanlar fikirlerini değiştirmişti. Artık tek konuşulan fabrikanı yeriydi. Fabrikalar aynı zamanda 5 yıllık sanayi programına da girdi ve bu projelerin hepsini Mehmet Ali Kağıtçı hazırladı.

İlk fabrikanın İzmit’te kurulmasına karar verildi ve 14 Ağustos 1934’te fabrikanın temelleri dönemin başbakanı İsmet İnönü tarafından atıldı. İzmit Kağıt Fabrikası (Sümerbank Selüloz Kağıt Sanayi) 1936 yılında açıldı .18 Nisan 1976’da ilk Türk yapımı kağıt sayfasını Mehmet Ali Kağıtçı almıştı eline.

İlk fabrikanın açılışının hemen ardından ikinci fabrika için çalışmalara başlandı. 1981 yılında Balıkesir’de bir fabrika daha inşa edildi. Toplam maliyeti 198 milyon dolardı

Fabrikanın kuruluşundan hazırlıklarına her detayla Mehmet Ali Kağıtçı ilgilendi ve 1936’da fabrika açıldığında fabrikanın müdürü olarak atandı. Başlarda ilgi gören fabrikayla ilgili kapasitesinin yetersiz olduğu söylentileri yayılmaya başlamıştı. Celal Bayar’ın başbakanlıktan ayrılmasıyla Kağıtçı’nın destekçisi kalmamıştı.

1941 yılında Mehmet Ali Kağıtçı, görevinden politik nedenlerle uzaklaştırıldı . O dönem yerine Norveç’ten kağıt uzmanı getirilmek istendi ancak Norveç, konsolosluğa haber göndererek Kağıtçı’nın yaşayıp yaşamadığını öğrenmek istedi. Türkiye’nin neden böyle bir talepte bulunduğunu anlayamamışlardı. Durum böyle olunca Norveç’ten vazgeçildi.

Fransa’dan M. Raoul adlı bir uzman getirildi. Kader ya M. Raoul Kağıtçı’nın Fransa’da eğitim aldığı okuldan sınıf arkadaşıydı. Fransız uzman arkadaşının yerini almaktan hoşnut değildi. Dönemin İşletmeler Bakanı’nın karşısına dikilerek neden Kağıtçı’ya bu görevin verilmediğini sordu. Cevap ise oldukça dürüsttü: “Evet, Mehmet Ali Kağıtçı’nın bu işi başardığını halen de ıslah edip tekamüle kavuşturacağını biz de biliyoruz. Fakat parti mülahazaları, onu fabrikaların umum müdürlüğüne getirmemize engel teşkil ediyor.”

SEKA kağıt fabrikaları 1998 yılında özelleştirme kapsamına alındı ve anonim şirkete dönüştürüldü. 198 milyon dolara mal olan Balıkesir fabrikası 2003 yılında Albayraklar’a satıldı. Üstelik yalnızca 1.1 milyon dolara

Danıştaş bu karara itiraz etti ve bu rakama özelleştirilemeyeceğini söyledi. Karar tam 5 defa iptal edildi. Albayraklar ise fabrikayı iade etmedi. 9 yıl sonunda yapılan bir yasal düzenlemeyle karar Bakanlar Kurulu’na bırakıldı. Bakanlar Kurulu fabrikayı Albayraklar’a verdi.

Kararın ardından fabrikalar kapatıldı. 2018 yılında tekrar açılacağı söylense de henüz böyle bir şey gerçekleşmedi. İzmit’teki fabrikada ise özelleştirmeye karşı direnildi. Fabrikada örgütlü olan Selüloz-İş eylemler yaptı. Fabrika 2005 yılında kapatıldı. Arazi ise belediyeye verildi.

SEKA’nın İzmit’teki alanı ise 2016’da Türkiye’nin ilk, dünyanın en büyük kağıt müzesi olarak kapılarını açtı. Şirket arazisi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından park olarak yapılandırıldı.

Mehmet Ali Kağıtçı ise görevinden koparılsa da hiçbir zaman kağıtçılıktan kopmadı, çalışmalarını sürdürdü.

1942’de İstanbul Belediye Kimyahanesi Müdürlüğü’ne atandı. 1945 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinde kağıtçılık üzerine dersler vermeye başladı. 1964 yılında ise emekli oldu. Emekliliğinde de çalışmalarını sürdürdü, çeşitli kitaplar yazdı. 1 Ekim 1982’de Heybeliada’da vefat etti…

Fabrikaların kapatılmasıyla gazetelerin tamamı yurt dışına bağımlı hale geldi. Tüm yayıncılar kağıtları ithal ediyor ve artan kurlarla iflasın eşiğinde direniyorlar.

https://listelist.com/seka-kagit-fabrikasi-mehmet-kagitci/

DERLEYEN : Naci Kaptan 18.09.2016

This entry was posted in Calisma Dunyasi - Is ve Emekciler, Ekonomi, EMPERYALİZM, KAPİTALİZM - LİBERALİZM, SİYASİ TARİH, YOLSUZLUKLAR. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *