Suriye’ye savaş mı! *** “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde eşsiz bir savaş ve diploması zaferidir.İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımı dışında kalış da büyük bir diplomasi başarısıdır.”

Emre Kongar
ekongar@cumhuriyet.com.tr
05 Temmuz 2015 Pazar
Sözcü

Suriye’ye savaş mı!

“Diplomasi, savaşın silahsız devamıdır” derler…
“Savaş, diplomasinin silahla devamıdır” sözü de elbette geçerli.

Gerek savaş gerekse diplomasi, bağımsız bir devletin güvenliğini ve refahını korumak ya da sağlamak için, dünya düzeni, büyük devletler arası dengeler, komşularla ilişkiler, jeopolitik konum gözetilerek uygulanan, genellikle uzun dönemli stratejik tercihlere dayalı, birbirinin devamı olan etkinliklerdir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde eşsiz bir savaş ve diploması zaferidir.İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımı dışında kalış da büyük bir diplomasi başarısıdır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesi ve çöküşü sırasında ülkenin yazgısını belirleyen İngiliz-Rus-Alman rekabeti, Cumhuriyetin ilk döneminde devamlı olarak korunan bir tarafsızlık politikasına temel olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Stalin döneminde Sovyetler Birliği’nin Boğazlarda üs ve ortak savunma, Kars ve Ardahan’dan da toprak talepleri, Türkiye’nin bütünüyle Batı’nın kucağına savrulmasına yol açmış, Kore Savaşı, NATO ve CENTO üyelikleri ile bu savrulma askeri olarak da pekiştirilmiştir.

Bütün bu süreç devamınca Türkiye Cumhuriyeti komşularıyla iyi geçinme politikası izlemiş, tarihsel kökleri olan Ermeni sorunu ve sonradan politika sahnesine çıkan PKK terörü dolayısıyla yaşanan problemler dışında, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu “Şeytan üçgeninde” demokratik ve laik bir devlet yapısı içindeki tek Müslüman toplum olarak denge ve model niteliğiyle dikkati çekmiştir. Bu çerçevedeki büyük başarılarından biri, Arapİsrail çatışmasındaki dengeli, akılcı ve barışçı tutumu olmuştur.

Irkçılık ve dincilik, aynen iç politikada olduğu gibi dış politikada da demokrasiyi ve barışı tehdit eden aşırılıkları içinde barındırır. Ne yazık ki, AKP döneminde Türkiye’nin dış politikası dincilik sınırlarını da aşarak, mezhepçilik düzeyindeki saplantılara mahkûm edilmiştir.

Küçük kişisel çıkarlar ve iktidar hesapları, dünya dengelerini kavrayamayan sığ ideolojiler, ülkemizin Ortadoğu bataklığına saplanmasına yol açmıştır. Şimdi bu dış politikanın yani diplomasinin, savaşla sürdürüleceği ve bu savaşın da içerdeki iktidar hesapları için kullanılacağı öne sürülmektedir.

Siyasal gözlemciler, Suriye’ye yapılacak bir askeri harekâtın siyasal iktidara destek olacağını düşünüyorlarsa çok yanılıyorlar:
Böyle bir savaşa karar verecek olan kadronun, ortaya çıkacak sonuçlar açısından, siyasal iktidarını devam ettirmesi olanaksızdır:
Bu nedenle Erdoğan’ın da, Davutoğlu’nun da, kurulacak bir hükümetin sorumlularının da, böyle bir çılgınlık yapacaklarını sanmıyorum.

This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, FAŞİZM, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *