Dinsel Çatışma Alanı mı ?

tan.orhan@gmail.com

Sayın Ahmet Akyol’ un web sitesinde “Dinsel Çatışma Alanı mı ?” başlığı ile yer alan yazısını gayri müslim vatandaşlarımıza karşı ulusumuzun bir vefa örneği olarak mütalaa ediyor ve kendisini kutluyorum. Yazıda Çanakkale Muharebelerinde büyük katkısı bulunmuş gayri müslim vatandaşlarımız tek tek anılıyor. Ayrıca, Savaş Alanı dışından, cephedeki askerlerimize çorap ve kazak gibi giysi gönderen 150 Çankırılı kadının 20’sinin Ermeni ve Rum olduğu bildiriliyor.

Turkish Forumdan aldığım ve biraz önce yayımladığım “İngiltere Savaş Bakanlığı – Noel 24 Aralık 1919 Muhtrası ” konulu yazıdan da açıkça anlaşılacağı gibi, birlikte asırlarca mutlu yaşamış toplum birbirine düşman hale getirilmiştir. Çok yazık tabii, diyecek başka bir şey bulamıyorum.

Saygılar,
O. Tan

Dinsel Çatışma Alanı mı ?

Ahmet Akyol
06 Mayıs 2014

Hemen hemen her sene, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitler Günü münasebetiyle yapılan bazı etkinlikler, sanki bir nevi dinsel törene dönüşüyor.Yapılan konuşmalarda, Müslüman dünyasının Hıristiyan dünyasına olan üstünlüğünden söz ediliyor.

Oysa, 1915 Çanakkale Muharebeleri, dinsel anlamda bir çatışma alanı değildir.

Zira, Osmanlı Ordusu sadece Müslümanlardan, İtilâf Devletleri birlikleri de, sadece Hıristiyanlardan oluşmuyordu.

İtilâf askerleri içinde Müslüman (Örneğin Hintli ve / veya nereye gönderildiğini bilmeyen Kıbrıslı Türkler) ve Museviler olduğu gibi, Osmanlı ordusunda da (görevli Almanlar dışında) Hristiyanlar ve Museviler vardı.

Tarihi bir gerçektir:

Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan Müslümanların tamamının vatansever olduğu söylenemeyeceği gibi; Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde yaşayan gayrimüslimlerin tamamının hain olduğu da asla söylenemez.

Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Süryaniler içinden, çoğunluk Müslüman Türk kadar vatanına bağlı, hatta bu topraklar için seve seve can veren pek çok insan çıkmıştır, çıkmaktadır.

Osmanlı Teşkilâtı Mahsusa’nın başında bulunan Eşref Kuşçubaşı der ki:

“Şu gerçeği tarih önünde tekrarlamak isterim: Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içinde yaşayan bütün Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler asla hain değillerdir. Aralarında öz ve halis Türk kadar bu topraklara bağlı, hatta bu topraklar için seve seve ölecek insanlar çıkmıştır. En nazik ve buhranlı günlerde, bir çok Ermeni ve Rum vatandaşımızdan en vatanperver Türkleri gıpta ettirecek yakınlık görmüşüzdür. Bu ahlâk sahibi insanlar, bizlerle birlikte gülmüş, beraber ağlamışlardır.”

Çanakkale’de, Osmanlı 5 nci Ordusu’nda görev yapan gayrimüslim vatandaşları yok kabul etmek, onlara saygısızlık olmaz mı?

Örneğin, Müstahkem Mevki Komutanlığı, 8 nci Ağır Topçu Alayı, 1 nci Tabur, 2 nci Bölük’teki, Osmanlı tebasından Ermeni Subay (1913 Harp Okulu mezunu) Teğmen Mıgırdiç’i unutabilir miyiz?

Çanakkale’de toprak olmuş, vücutlarını orada yapılmış anıta malzeme diye hibe etmiş şehitlerimizin yattığı mezarlıkları gezerken gözümüze: Dimitri, Yorgo, Artin, Panayot gibi isimler takılabilir.

Teğmen Arakil Efendi, Asteğmen Adayı Karabet Efendi, Asteğmen Adayı Mıgırdiç Efendi gibi belirleyebildiklerimiz var.

Mezarlıkların tamamında olduğu gibi, bunların doğum yer ve yılları farklı olsa da, ölüm tarihleri hep aynıdır: 1915…

57 nci Alay şehitliğinde, Rum, Ermeni ve Musevi 6 gayrimüslim askerin adları yazılı…

“…Şehitlerimizin aziz hatıraları için ayağa kalkmanızı rica ederim. Binbaşı Abdurrahman Efendi, Mükellef Yüzbaşı Abdürrezak Efendi, Tabip Aron Efendi, Yüzbaşı Avram Efendi, Mükellef Yüzbaşı Anastas Efendi…”

Birinci Dünya Savaşı’nın dağdağalı günlerinde, Şişli’deki Fransız La Paix Hastanesi’nde, uzayıp giden bu listeyi okuyan kişi, Prof. Dr. Mahzar Osman…

215 kişinin adının yazılı olduğu şehitler listesinde 75 gayrimüslim tabibin adı geçiyor. Bu 75 tabibin 18’i Yahudi, 32’si Ermeni, 25’i ise Rum ve diğer Hıristiyanlar…

Çanakkale Muharebeleri’nde, Osmanlı Ordusu saflarında hayatlarını kaybedenlerden kimlikleri tespit edilebilen 105 gayrimüslim, vatan evlâdı var.

Bunlar arasında:

Hristo oğlu Andon (Tekirdağ),

Kostantin oğlu Aristo (Çanakkale),

Paskal oğlu Apostol (Edirne),

Tefekçiyan oğlu Arakil,

Salamon oğlu Aram,

Dimitri oğlu Arkir,

Avanis oğlu Agop,

Panayot oğlu Andon (Balıkesir),

Yorgi oğlu Andon (İstanbul) hemen göze çarpan isimler…

Gayrimüslim vatandaşlarımızdan Çanakkale’de hayatlarını kaybedenler ile ilgili pek çok örnek verilebilir.

Süryaniler’in tarih boyunca Mardin ili ve çevresinde yaşadıklarını biliyoruz. Birinci Dünya Savaşı başlangıcında, Mardin Midyat’ın Alagöz Köyü’nden 19 kişi askere alınmış. Savaş sonunda, bunlardan sadece 3’ü dönebilmiş. 16 kişi, cephede kendilerine verilen görevleri yaparken, vatan uğruna can vermişler.

Günümüzün tanınmış fotoğrafçılarından Ara Güler’in babası Dacat Güler, Çanakkale Muharebeleri’ne Eczacı Er olarak katılıp, yaralanan ve Gazi olarak dönen Ermenilerden…

Ara Güler, babasının 1960’ta vefatına kadar Çanakkale’de aldığı yarayla övündüğünü, zaman zaman çevresine “Ben bu ülke için savaştım, yaralandım. Sen ne yaptın?” diye sorduğunu anlatıyor.

Agop Elmaysan, 1880 Mekteb-i Sultani mezunuydu. 60 yaşında olmasına rağmen, Birinci Dünya Savaşı’na gönüllü olarak katıldı. Çanakkale’de yaralıları tedavi ettiği sırada, bir bombardımanda şehit oldu.

Rum Kleanti (Kalyoncu), Üsküdar’da seccadecilik yapıyordu. Zamanı gelince askere gitti. Çanakkale’de çarpışırken şehit düştü. Genç eşi Polikseni bir daha evlenmedi. Devletten aldığı ŞEHİT MAAŞI ile bebeğini büyüttü. Bu çocuk büyüdü, Niko adıyla Türk Ordusu’nda 6 yıl askerlik yaptı. Evlendi, bir oğlu oldu;

Adını Fedon koydu.

Günümüzde kulağında ayyıldızlı küpe olan Şarkıcı Fedon, işte bu Çanakkale şehidimizin torunudur.

Bir başka örnek…

Rum asıllı Yüzbaşı Sokrat İncesu, Çanakkale ve Süveyş Muharebeleri’ne katılmış. Başarılarından dolayı madalya ile ödüllendirilmiş.

Sokrat İncesu, savaşın bütün dramlarına tanık olmuş. Kirte’de yaralanmış. Sahra hastahanesine getirildiğinde, Kaymakam Ali Rıza Bey’in, “ vah yavrum, evlâdım Sokrat’ım. Seni de mi kaybettik?” sızlanmasını duyamamış, ancak aradan üç gün geçtikten sonra gözlerini açabilmiş.

Enver Paşa, Çanakkale cephesini ziyarete geldiğinde, Yüzbaşı Sokrat’ın yaralandığını duyduğunda, üzüntüsünü ve heyecanını gizleyemeyerek, “Eyvah, yoksa bizim Sokrat mı?” diyerek, hastahaneye ziyaretine koşmuştu.

Yüzbaşı Sokrat, 1964 yılında, “Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale- Arıburnu Hatıralarım” isimli kitabını yayınladı.

Aynı hatıralar , 2001 yılında, İstanbul’da, Arma Yayınevi tarafından yayınlanan “Çanakkale Hatıraları “ isimli kitabın 1 nci cildinde de yer aldı.

Yüzbaşı Sokrat, hatıralarının sonunda diyor ki:

“…Çanakkale, Gelibolu, Kanlısırt, Arıburnu, Kirte, Seddülbahir ve Birinci Dünya Savaşı’na sahne olan Çanakkale harp sahalarını gezmek ve binlerce isimsiz vatan şehidinin yattığı bu mübarek toprakları ziyaret ederek ruhlarına bir Fatiha okumak her Türk’ün bir vecibesi ve yurt vazifesi olmalıdır.”

Türk askeri denince, akla hemen “Mehmetçik” gelir.

Ama, unutmayalım:Mehmet ile omuz omuza çarpışmış, vatan şehidi gayrimüslim vatandaşlarımız da var.

Çok önemli bir noktayı da hatırlamamız gerekiyor.

Cephede bunlar olurken, cephe gerisi de farklı değildi !..

Son günlerde, Dr. Rıfkı Kamil Urga Çankırı Araştırmaları Merkezi’ne bir defter bağışlanmış.

Defter, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Çankırı Kâtibi Cemal Oğuz Bey’e ait…

Bu defterlerde yazılanları okuyunca anlıyoruz ki, 1 nci Dünya Savaşı içinde, Çankırı’da bulunan kadınlar bir araya gelerek, cephede savaşan askerlere giysi yardımı yapmışlar.

Yardım yapanların kimlikleri Cemal Oğuz Bey’e ait defterlere kaydedildikten sonra, toplanan yardımlar Ankara’da bulunan 5 nci Kolordu Komutanlığı’na verilmiş.

Yardımda bulunan, Çanakkale Muharebeleri ‘nde cephedeki askerlere çorap ve kazak gibi giysi gönderen 150 Çankırılı kadının 20’si Ermeni ve Rum…

Cemal Oğuz Bey’in defterinde isimleri yer alan Rum ve Ermeni kadınların bazıların adları şöyle:

“Rum Mahallesi’nden Kayserili Lazari, Kayserbey Mahallesi’nden Terzi Anastas’ın annesi Elenko, Andonoğlu Taklis’in eşi Sofi, Bülbül Andon’un eşi Fesligan, Kefserbey Mahallesi’nden İvan oğlu Bodrumus’un kızı Kiraki, Koca Yorgi’nin oğlu Yanko’nun eşi Teodora.”

Yazılanlardan, Anadolu insanının Türk’ü, Rum’u ve Ermeni’si ile yokluk içinde nasıl bir araya gelebildiğini görüyoruz.

Bu belge, ortak vatan bilincinin en güzel örneğidir!..

Yazıya, “1915 Çanakkale Muharebeleri, dinsel anlamda bir çatışma alanı değildir” demekle ne demek istediğim herhalde şimdi daha iyi anlaşılmıştır.

http://www.ahmetakyol.net/dinsel-caticma-alani-mi/

This entry was posted in ATATURK, Tarih. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *