DEVLET ARŞİVLERİNDE RADİKAL İSLAM-2‏

DERLEYEN NACI KAPTAN
 
 
 
 
Bugün, bu yazı dizisini kaleme almış olan değerli gazeteci
Mustafa Balbay’ın Silivri’de sürgününün 350. günü …
Silivri’de sürgün masum ,ülkemizin tüm aydınlık insanlarına  selam olsun.
 
Naci kaptan
18.02.2010
 
***
 
 
DEVLET ARŞİVLERİNDE RADİKAL İSLAM-2
 

 
Kuran kurslarından doğan akım; Süleymancılık
 
3 Mart 1924, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin en önemli günlerinden biridir. O gün, hilafet kaldırıldı, medreseler kapatıldı, öğretim birleştirildi. Aydın din adamı yetiştirilmesi için ilahiyat fakültesi kurulması kararlaştırıldı. Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Kimilerinin iddia ettiği gibi devlet dinsizleştirilmedi. Din ve din eğitimi, çağdaş bir devlette olması gereken yere oturtuldu. Dinin, iktidar ve toplumsal güç oluşturma aracı olarak kullanılmasının önüne geçildi.
 
Bu adımlardan etkilenenlerin arasında İstanbul medreselerinde hocalık yapmakta olan Süleyman Hilmi Tunahan da vardı.
 
Tunahan, bu dönemde devlet kurumlarında çalışmak yerine bir süre ticareti yeğledi. İstanbul’da ticaretle uğraştı. 1930’da yeni bir karar aldı:
 
Devlete başvurmak ve camilerde resmi vaizlik yapmak. Mademki medreseler kapatılmıştı, bunun yerini alabilecek yeni yerler oluşturulmalıydı. Camiler ya da cami cemaatinin zemin olarak kullanılabileceği yerler yeni bir hareket sahası olabilirdi.
 
Tunahan’ın başvurusu kabul edildi ve çeşitli camilerde vaizlik yaptı. O dönemde Ehl-i Maneviyat Meclisi adı altında toplantılar düzenlemeye başladı. Bu toplantılarda, ülkenin genel gidişi konuşuluyor, yönetimin manevi değerlerden uzaklaştığı tezi işleniyordu. Görüntü ise şuydu:
 
 
 
DİNİ SOHBETLER!
 
Bu toplantılar bugünkü Süleymancılık akımının başlangıç noktasını oluşturdu. Toplantıların katılımcılarından olan Kemal Kaçar daha sonra Tunahan’ın kızıyla evlendi. Bu evlilik beraberinde Kemal Kaçar’ı Tunahan’ın ölümünden sonra akımın koltuğuna getirecekti.
 
1943 yılında Tunahan’ın, başta düzenlediği toplantılar olmak üzere, değişik nedenlerle vaizlik belgesi iptal edildi.
 
 
 
KURAN KURSLARI BAŞLIYOR
 
Tunahan, düzenlediği toplantıların devamlıları tarafından yeni yöntemler geliştirmeye çağrıldı. Zaten Tunahan da öyle düşünüyordu. Kısa süre sonra çare bulunmuştu:
 
Kuran kursları…
 
Günümüze kadar gelen bu yöntemin ilk ve başlıca kullanıcısı Süleyman Hilmi Tunahan oldu. Evlerin alt katlarında, cami köşelerinde başlayan Kuran kurslarına öğrenci bulmak çok zor olmuyordu. Zira tek amacın çocuklara Kuran öğretmek olduğu anlatılıyor, aileler de bu öneriyi geri çevirmiyordu. Tunahan 6 yıl süreyle bu yöntemi geliştirmeyi ve siyasi gündeme sokmayı başardı. Sonuçta 1949’da Kuran kurslarıyla ilgili bir yasa çıktı ve açılması serbest bırakıldı. Bunun zemini zaten hazırdı. Daha önce gizli sürdürülen kurslar hemen yasal hale dönüştürüldü. 1950’deki iktidar değişikliğiyle birlikte kurslar hızla arttı ve Anadolu’da alternatif bir eğitim kurumu gibi çalışmaya başladı. Ortalama 3 ay süren Kuran kurslarının ilgi görmesi güzeldi de bir sorun vardı:
 
Aileler soruyordu; çocuğumun Kuran öğrenmesi güzel ama, ne iş yapacak? Bu çocuklara ayrıca bir iş de bulmak güzel olmaz mı?
 
Hemen Diyanet İşleri Başkanlığı formülü oluşturuldu ve Kuran kursu mezunu olup, başkanlığın açtığı sınavda başarılı olanlara vaiz-imam, il-ilçe müftüsü, müezzin veya Kuran kursu öğretmeni olma hakkı tanındı.
 
O dönemdeimam hatip ve İslam enstitüsü mezunları bu makamlara geliyordu. Kuran kursu mezunları da bu hakkı elde edince, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bünyesi de hızla değişmeye başladı. Aydın din adamının yerini, usul usul kurslarda yetişmiş, devletin yapısının şeriat esaslarına göre değiştirilmesini öngören, bu özlemlerle eğitim görmüş kişiler alıyordu.
 
Bu durum ”devlet arşivlerindeki” raporların birinde şöyle özetleniyor:
 
”Önceleri her ne kadar fazla bir problem yok gibi görünmüşse de, zaman içerisinde Diyanet ve Kuran kursu menşeli görevliler arasında rekabet ve sürtüşme baş göstermiştir. Kuran kursundan yetişen Süleymancı unsurların, kendilerinin çok daha bilgili olduğu iddiasıyla Diyanet menşeli görevlileri hafife almaları teşkilat içerisinde huzursuzluğa yol açmıştır.
 
1965 yılında yürürlüğe giren 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Yönetmeliği Hakkında Kanun ile getirilen hüküm gereği, Kuran kursundan mezun olanların Diyanet İşleri Teşkilatı’nda görev almalarının önlenmesiyle, söz konusu tartışma iyice alevlenerek yepyeni bir boyut kazanmış ve günümüze kadar da belli periyotlarla ülke gündeminde kendini hissettirmiştir.”
 
Raporun ortaya koyduğu şu:
 
Diyanet İşleri’ni ikili duruma sokan kim?
 
Hükümetler…
 
Bunu düzeltmek için yasa çıkaran kim?
 
Hükümetler!
 
1950-60’lı yıllardaki devletin yapısıyla ilgili dalgalanmaların Diyanet İşleri’ndeki izdüşümü…
 
 
 
Evlerin alt katlarında, cami köşelerinde başlayan Kuran kurslarına öğrenci bulmak çok zor olmuyordu. Zira tek amacın çocuklara Kuran öğretmek olduğu anlatılıyordu.
 
 
 
TUNAHAN’IN YERİNE KAÇAR
 
1959 yılında Süleyman Hilmi Tunahan’ın ölümüyle yerine damadı Kemal Kaçar geçti. Bu ölümün ardından 27 Mayıs 1960’ta başlayan dönemle birlikte Süleymancılık bir süre duraklama geçirdi. Bu dönem aynı zamanda akımın ikiye ayrılmasına sahne oldu:
 
Kemal Kaçar ve Hüseyin Kaplan’ ın önderliği.
 
Zamanla Kemal Kaçar tartışmasız öncülüğü aldı ama, Kaplan da pes etmedi. Kaçar, Süleymancılığın bir ”liderler kadrosu” ile götürüldüğünü sunsa da tek hâkim kendisi oldu. Cemaat, Kaçar’a şu unvanı verdi:
 
Emir-ül Mü’minin ve Mareşal Hazretleri.
 
Bu unvanın karşılığında ”dünyevi ve maddi işleri yönetme makamında bulunan kişi” olarak kabul gördü.
 
Kaçar, Kuran kursunu bitirenlerin Diyanet İşleri Başkanlığı’na girmelerinin engellenmesi üzerine, Tunahan’dan aldığı derslerin ışığında yeni yol yöntem aramaya girişti. O güne dek, Kuran kurslarına öğrenci ve para bulunması için kurulan birkaç dernek dışında özel bir örgütlenme yoktu. Kaçar, ilk iş olarak 1966’da İstanbul’daki 3 kurucu derneği bir araya getirdi, ”Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Dernekleri Federasyonu” adı altında bir çatıda topladı.
 
Böylece yeni bir aşamaya gelinmişti. Mademki, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda yuvalanmak zorlaşıyordu, o zaman yepyeni bir örgütlü yapı oluşturmak gerekiyordu. Ancak, Kuran kursları için Diyanet izninin gerekmesi Süleymancıların ilerlemesinin önünde engeller oluşturdu. Bütün derneklerin tek çatı altında toplanması da orta vadede istenilen sonucu vermemeye, hatta olumsuzluklar yaratmaya başladı. Çünkü herhangi bir kursla ilgili soruşturma ve benzeri durum söz konusu olduğunda federasyonun sorumluluğu da aranıyordu. 1971 yılında Meclis’in askıya alınmasının ardından başlayan yeni dönemde yine soruşturmalar gündeme gelince Süleymancılar birbiriyle organize görünmeyen dernekler aracılığıyla faaliyetlerini sürdürme yöntemini seçtiler.
 
 
 
TEMEL DAYANAK KURS
 
Kuran kurslarında 4 aşamalı eğitim
Süleymancılığın gelişim aşamasında da vurguladığımız gibi, bu akımın temel dayanağını Kuran kursları oluşturuyor. Kamuoyunda bu kurslar, çocukların Kuranıkerim okumasını öğrenmesi olarak algılanıyor. Ancak pek çok kurs bu görüntü altında devletin yapısının dini esaslara dayandırılmasının zorunluluğunu işliyor. Örtülü ya da örtüsüz temel hedef bu.
 
Bu alanda en organize grupların başında gelen Süleymancılar, Kuran kursu eğitimini 4 aşamalı olarak yapıyor. Buna bir anlamda, Osmanlı döneminin medrese eğitiminin daha geri yansıması denebilir. İşte Süleymancıların eğitim aşamaları:
 
1-İptidal Kursları: Kursun ilk aşamasını oluşturuyor. Çocuklara öncelikle Kuranıkerim öğretiliyor. Bunun yanında tevhid ve basit ilmihal bilgileri veriliyor. Böylece çocuklar Kuran öğrenmenin yanı sıra Süleymancılığın temel ilkelerini de usul usul almaya başlamış oluyor. Süleymancıların köy, kasaba, kent farkı gözetmeksizin açtıkları en temel kurs, iptidal kursları. (Arapça bir sözcük olan iptidal, başlangıç anlamına geliyor.)
 
2- Tekamül Altına Hazırlık Kursu: Bu kurslar çoğunlukla büyük kentlerde açılıyor. Kuran’ın temelini öğrenmiş olan çocukların ikinci aşamayı geçmesi için bu kursu başarması gerekiyor. Bu aşamada öncelikle Arapça dersi veriliyor. Bunu, sarf-nahiv, Akaid ve fıkıh dersleri izliyor.
 
3- Tekamül Altı Kursu: Bu aşamaya gelen öğrenci artık hem Kuran’ı, hem bugünkü Arapçayı hem de din temeline dayalı bir yönetim anlayışının ilk aşamalarını öğrenmiş oluyor. Burada, usul, tefsir, hadis, mantık, belagat ve faraiz dersleri okutuluyor. Bu kurslar bugün İstanbul’un Ümraniye ve Zeytinburnu semtlerinde bulunuyor.
 
4- Tekamül Kursu: Kursların en üst aşamasını bu bölüm oluşturuyor. Buraya çok az öğrenci alınıyor. İlk üç aşamada öğretilenlerin üzerine tarikatlar, manevi ilimler ve benzeri dersler veriliyor. Bu bölümü tamamlayan kişi aynı zamanda ”hoca” unvanı da alıyor. Bu unvanı alan kişi, Süleymancıların tüm kurslarında öğretmenlik yapma hakkını da elde etmiş oluyor.
 
Tekamül kursunun en önemli aşamasını ise ”rabıta” eğitimi oluşturuyor. Rabıta, kulluğun en üst düzeye, en mükemmele çıktığı durum olarak algılanıyor. Süleymancılar buna ayrı bir önem veriyorlar.
 
Süleymancılara göre insan bugünkü şartlar içinde, Allah’a layıkıyla kulluk yapmakta güçlük çeker. Bunun için manevi yönden ”büyük zatlar” ın ”himmetine” muhtaçtır. İşte içinde bulunduğumuz asırda bunu gerçekleştirebilecek kişi Süleyman Hilmi Tunahan ‘dır. Onun ”feyzinden” yararlanmak suretiyle insan, kendi olanaklarıyla yetersiz kaldığı her türlü sorunu çözebilir.
 
 
 
Kemal Kaçar’ın ampul benzetmesi
 
Ampul deyince siyasal anlamda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin amblemi gelebilir, ama ampul, Süleymancıların kendilerini ifade etmek için kullandıkları benzetmeler arasında yer alıyor.
 
Kemal Kaçar, Süleyman Hilmi Tunahan’ı onun ardıllarına anlatırken şöyle diyor:
 
”Bir santralda üretilen elektrik akımı doğrudan ampule verilmez. Eğer verilirse bu ampulün patlamasına neden olur, fayda yerine zarar getirir. Süleyman Hilmi de manevi bir trafo gibidir. Allah’tan gelen feyizleri insanlara aktarmak suretiyle, onların daha sağlıklı bir şekilde istifade etmelerini sağlar.”
 
AKP kurulurken, Kemal Kaçar’ın ampul benzetmesi ne kadar işe yaradı bilemeyiz!
 
Süleymancılar yukarıda sözünü ettiğimiz 4 aşamalı kursa aday ararken öncelikle fakir ailelerin çocukları arasından seçim yapıyorlar. Bu ailelere, ”çocuklarınız hem Kuran öğrenecek hem de kötü alışkanlıklardan kurtulmuş olacak” diye çağrıda bulunuyorlar.
 
Sülemancıların, Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneği, Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği adı altında Türkiye’de toplam 1100 derneği, 1145 de pansiyonu var.
 
Bu kurslarda yılda 30 bin civarında çocuğun bulunduğu tahmin ediliyor.
 
Eğitimlerde kullandıkları başlıca eser Süleyman Hilmi Tunahan’ın tek yazılı eseri olan ”Küçük İlmihal” adlı kitabı.
 
Süleymancılar maddi gelirlerini üç kaynaktan alıyor:
 
Cemaat içi-dışı yardımlar, kurban derileri, açılan ticari şirketler.
 
 
 
OLMAZSA OLMAZ: ALMANYA
 
Tıpkı Milli Görüş’te olduğu gibi Süleymancılarda da Almanya’daki Türk işçileri çok önemli bir eleman ve gelir kaynağı. 1970’li yıllardan itibaren Süleymancılar da Almanya’da etkin faaliyetlere giriştiler. 1970’lerin ortasından itibaren Türkler için açılan camilerde belirleyici rol oynamaya başladılar. 1975’te Köln’de İslam Kültür Merkezleri Birliği’ni kurarak o güne dek değişik kentlerde açılmış olan dernekleri tek çatı altında topladılar.
 
Bugün Süleymancıların Almanya ve öteki Avrupa kentlerinde dernek ve dernek gibi kullandıkları cami sayısı 400 civarında. 16 vakıf ve 28 şirkete sahipler. Bugün fiili liderliği Ahmet Arif Denizongun yürütüyor.
 
Almanya’da belli bir güce ulaştıktan sonra Alman makamlarına ”kamusal kurum” olarak kabul görmeleri için başvuruda bulundular. Bazı Hıristiyan demokrat politikacılardan destek aldılar.
 
1990 yılından itibaren Orta Asya cumhuriyetlerinde de etkin olmak için çaba içine girdiler. 1994’te Süleymancıların Doğu Karadeniz sorumlusu Hasan Arıkan Gürcistan’a gönderildi ve buradan Asya içlerine girildi.
 
 
 
BUGÜNKÜ DURUM
 
Süleymancıların bugünkü durumunu içeren bir güvenlik birimi raporunda şu değerlendirmeye yer veriliyor:
 
”Söz konusu hareket, ülke sathına yaymış olduğu faaliyetleriyle tabanını ve sempatizanlarını belli ölçülerde genişletmeye muvaffak olmuştur. Ancak eski popülaritelerini günümüzde devam ettirebildiklerini söylemek mümkün değildir.
 
1980 yılından sonra faaliyetlerin canlandırılması ve yaygınlaştırılması amacıyla başlamış oldukları dikiş-nakış, daktilo, muhasebe, arıcılık ve halıcılık gibi kurslarla belli ölçüde bir aktivite temin edebilmişlerse de, bu canlılık devam ettirilememiştir. Cemaatin en büyük insan kaynağı Kuran kurslarıdır. Ancak sekiz yıllık kesintisiz eğitim yasasından sonra kurslara getirilen sınırlandırma, cemaati eleman temini konusunda çok büyük oranda olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, sekiz yıllık temel eğitim öğrencilerinin özel yurtlarda barınamayacakları kuralı da Süleymancıları olumsuz etkileyen bir diğer gelişme olmuştur.
 
2002 sonrasında oluşan siyasi yapıyı kendi lehlerinde kullanmak için olağanüstü bir çaba içindedirler. İllegal faaliyetlere ağırlık vermedikleri için önceki yıllarda olduğu gibi, mevcut engelleri yasal zorlamalarla aşmanın yollarını aramaktadırlar. Benzeri akımlar gibi temel hedefleri devletin sosyal, iktisadi, siyasi ve hukuki temel nizamlarını dini esaslara göre düzenlemektir.”
 
 
 
SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN KİMDİR?
 
1888 yılında Bulgaristan’ın Silistre ilçesinin Varotlar köyünde doğdu. 1908 yılına kadar burada yaşadı. Temel eğitimini burada aldı. Çeşitli hocalardan medrese eğitimi gördü. 1908’de İstanbul’a geldi. 1924 yılına kadar İstanbul’daki medreselerde hocalık yaptı. 1924’te medreselerin kapatılması üzerine 6 yıl ticaretle uğraştı. 1930-36 arasında İstanbul’da camilerde vaiz olarak çalıştı. Bu dönem sonrasında ”Küçük İlmihal” kitabını yazdı. 1943’te vaizlik izni iptal edildi. 1950 sonrasında DP iktidarında bu izin geri verildi. 1959’da öldü.
 
SÜRECEK
Mustafa BALBAY/Cumhuriyet

Mademki Diyanet’te yuvalanmak zorlaşıyordu, o zaman yepyeni bir örgütlü yapı oluşturmak gerekiyordu . 

This entry was posted in Dizi Yazilari, İrtica. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *