HUKUK YARGI ADALET BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ *** Adalete güvenin sarsıldığı AKP döneminde AYM’nin kararı umut tazeledi * Bu davanın savcısı ve yargıcının hukuka ve adalete olan bağlılıkları ve hukuk vicdanları da sorgulamaya açılmıştır * Türkiye’de de hâkimler var

Alican Uludağ
26 Şubat 2016 Cuma

Türkiye’de de hâkimler var

Anayasa Mahkemesi, Dündar ve Gül’ün MİT TIR’ları haberleri nedeniyle tutuklanmasının ‘kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı’ ile ‘ifade ve basın hürriyetlerinin’ ihlali olduğuna karar verdi.Dündar ve Gül, 03.15′te tahliye edildiler.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Haberi yapan bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” dediği MİT TIR’ları haberi nedeniyle tutuklanan ve 3 aydır Silivri Cezaevi’nde bulunan gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Yüksek Mahkeme, Dündar ve Gül’ün “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı”, “ifade hürriyeti” ile “basın özgürlüğü”nün ihlal edildiğine hükmederken, ihlalin ortadan kaldırılması kararı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme kararında, Dündar ve Gül’ün eylemlerinin casusluk değil, tamamen gazetecilik faaliyeti olduğunu ve kuvvetli suç şüphesi bulunmadığını gerekçe gösterdi. Bu kararla birlikte İstanbul’daki davanın temelinin çöktüğü belirtiliyor.

Ve ihlal kararı

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, beklenen toplantısını dün yaptı. Zühtü Arslan’ın başkanlığında yapılan toplantıya 17 üyeden 15’i katıldı. Üyeler Serdar Özgüldür ile Nuri Necipoğlu oturuma katılmadı. Toplantı akşam 17.45’te sona erdi. Mahkeme, 3’e karşı 12 oyla Dündar ve Gül’ün haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı kapsamında tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar veren mahkeme, bu kapsamda Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Basın ve ifade özgürlüğü ihlali yönünden de başvuruyu değerlendiren Yüksek Mahkeme, Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verdi.

Gazetecilik faaliyeti

Edinilen bilgiye göre kararda, tutuklama kararıyla iki gazetecinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği belirtildi. Kararın gerekçesinde ise, tutuklamaya delil olarak gösterilen eylemlerin tamamen gazetecilik faaliyeti olduğu, tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığının bildirildiği öğrenildi. Anayasa Mahkemesi’nden saat 18.00’da yapılan açıklamada, şöyle denildi:

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 25/2/2016 tarihinde Erdem Gül ve Can Dündar bireysel başvurusunda (B. No: 2015/18567), tutuklamanın hukuki olmadığı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği şikâyetlerine ilişkin olarak başvurucuların Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ve ihlalin ortadan kaldırılması için kararın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.

Erdoğan’ın atadığı üyeden ret

İhlal olmadığı iddiasında bulunan üyeler Hicabi Dursun, Rıdvan Güleç ve Kadir Özkaya karara muhalefet etti. Dursun ve Güleç, AKP’nin oylarıyla TBMM tarafından AYM üyeliğine seçilirken, Kadir Özkaya ise bizzat Erdoğan tarafından atanmıştı. Hak ihlali kararı veren 12 üye şöyle: Başkan Zühtü Arslan, Başkanvekilleri Burhan Üstün, Engin Yıldırım; üyeler Serruh Kaleli, Osman Paksüt, Recep Kömürcü, Alparslan Altan, Celal Mümtaz Akıncı, Erdal Tezcan, Muammer Topal, Emin Kuz, Hasan Tahsin Gökcan. Başvurunun reddedilmesini isteyen üç üye: Hicabi Dursun, Kadir Özkaya, Rıdvan Güleç.

Karar ilk olma özelliği taşıyor

Eski AYM raportörü ve YARSAV Başkanı Murat Arslan, karara ilişkin, “AYM, tutuklama gerekçesi olarak gösterilen eylemlerin tamamı gazetecilik faaliyeti, bu yüzden kuvvetli suç şüphesi yok dedi. Dündar-Gül kararı AYM’nin tutuklamaya dönük ihlal kararlarında kuvvetli suç şüphesinin olmadığını belirttiği ilk kararı olma özelliği taşıyor” değerlendirmesini yaptı. Anayasa Mahkemesi’nin tutuklamaya konu delillerin tamamıyla gazetecilik faaliyeti olduğunu belirtip, basın ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermesinin, davanın çökmesi anlamına geldiği belirtiliyor. Mahkemenin, AYM’nin kararına karşın ceza vermesi durumunda ise bu karar da AYM ve AİHM’de tekrar mahkûm olabilecek.

HSYK ne yapacak?

Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararıyla HSYK’nin tavrı da mahkûm olmuş oldu. Türkiye Barolar Birliği (TBB) savcı İrfan Fidan ile tutuklamaya karar veren hâkim İsmail Yavuz’u HSYK’ye şikâyet etmişti. Ancak HSYK 3. Dairesi ısrarla bu şikâyeti gündeme almayıp savcı ile hâkimi korumuştu. AYM’nin kararı sonrasında HSYK’nin nasıl bir tutum sergileyeceği merak ediliyor.

MİT TIR’ları bahanesi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Suriye’ye gitmekte olan MİT’e ait mühimmat yüklü TIR’ların Adana ve Hatay’da durdurularak arama yapılmasına ilişkin görüntü, fotoğraf ve belgelere dayalı haberlere imza atan Can Dündar ve Erdem Gül hakkında soruşturma başlatmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili İrfan Fidan, 26 Kasım 2015 tarihinde şüpheli olarak ifadelerini aldığı Dündar ve Gül’ü tutuklaması istemiyle nöbetçi hâkimliğe sevk etmişti. Nöbetçi İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimi İsmail Yavuz, Dündar ve Gül’ün “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme”, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askerî casusluk amacıyla temin etme” ve “devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama” iddiasıyla tutuklanmasına karar vermişti.

Raportör ‘hak ihlali’ demişti

Tutuklamaya yapılan itirazlar reddedilince Dündar ve Gül’ün avukatları, anayasanın 19’uncu ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5’inci ve 10’uncu maddelerinde yazılı “kişi güvenliği ve özgürlüğü” ile “ifade özgürlüğü”, anayasanın ise 26’ncı ve 28’inci maddelerinde düzenlenen “düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü” ile “basın özgürlüğü” haklarının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştu. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 17 Şubat’ta yaptığı toplantıda başvuru dosyasını Genel Kurul’a sevk etmişti. AYM Raportörü de hazırladığı raporunda, iki gazetecinin yaptıkları haber nedeniyle tutuklanmasını “hak ihlali” olarak nitelendirmişti.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/487726/Turkiye_de_de_h_kimler_var.html

Posted in ANAYASA, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, HUKUK-YARGI-ADALET | Leave a comment

Mutlu Yıllar Sultan *** Carlos Latuff’tan Erdoğan’a doğum günü hediyesi:

26 Şubat 2016 Cuma

Mutlu Yıllar Sultan
Carlos Latuff’tan Erdoğan’a doğum günü hediyesi:

Brezilyalı karikatürist Carlos Latuff Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doğum günü için bir karikatür hazırladı.Karikatürde, Kürdistan Bölgesel Yönetimi bayraklı bir el ” Mutlu Yıllar Sultan” diyerek doğum günü pastasını Erdoğan’ın yüzüne fırlatıyor.Erdoğan’ın üzerinde dolar işareti olan bir kavuk takması dikkat çekiyor.

Posted in FAŞİZM, KARİKATÜR | Leave a comment

Ricciardone: Türkiye, Suriye’de El Nusra’yla çalışıyor * Başbakan ; El Nusra Türkiye’nin dostu

Ricciardone: Türkiye, Suriye’de El Nusra’yla çalışıyor

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Suriye’ye yasadışı geçişleri kontrol altına almamak ve radikal gruplarla işbirliği yapmakla suçlanan Türkiye’nin El Nusra Cephesi’yle birlikte çalıştığını söyledi.

Ricciardone, Türkiye’nin El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi’yle birlikte çalıştığını söyleyen ilk ABD’li yetkili oldu. The Telegraph’ın haberine göre, gazetecilerle bir araya gelen ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Türk yetkililerin bir yandan Suriye’deki çatışmalara katılan radikal gruplarla birlikte çalışırken diğer yandan da bu gruplara ‘ılımlı’ olmaları için baskı oluşturabileceğini düşündüğü belirtti. Ricciardone,  bu düşüncenin Ankara’yı El Nusra Cephesi ve selefi Ahrar’uş Şam ile birlikte çalışmaya yönlendirdiğini belirterek, Türk yetkilileri ikna edemediğinin de altını çizdi.

DAİLY TELEGRAPH: “TÜRK ASKERLERİ BAŞİKA’DA GİZLİ OPERASYON YÜRÜTÜYOR”

Daily Telegraph’ın Peşmerge yetkilileri ve görgü tanıklarına dayandırdığı haberine göre Başika’daki 1000′den fazla Türk gücü, gizli bir kara operasyonu yürütüyor ve IŞİD’i hedef alıyor. İngiliz Telegraph gazetesi, Irak’ın kuzeyinde ve IŞİD’in elindeki Musul kentine 20 km uzaklıkta bulunan Başika kampında konuşlu Türk askerlerinin örgüte karşı gizli bir mücadele yürüttüğünü yazdı. Gazetenin kaynak gösterdiği Peşmerge Komutanı Behram Yasin, Türk kara kuvvetlerinin IŞİD’i bombaladığını söyledi. Yasin, “ABD daha fazlasını yapsaydı, Türklerin gelmesine gerek kalmazdı” dedi.

Görgü tanıkları da Türk tanklarının Başika etrafında dolaştığını ve militanları vurduğunu anlattı ve 2 yeşil kamuflaj tankının fotoğrafını gösterdi. Tankların, Türk ordusunun kullandığı M60T’ler (Sabra) olduğu belirtildi. Diğer taraftan Peşmerge Bakanlığı’ndan Ceber Yaver, Başika’da hâlâ 1000- 2.000 Türk askeri bulunduğunu belirtti. Askerlerin Bağdat’la yapılan anlaşma kapsamında Başika’ya gönderildiğini söyleyen Yaver, “Türk askerleriyle bizim aramızda hiçbir işbirliği ve ilişki yok. Konuşlandırılmaları yönünde herhangi bir talebimiz olmadı” ifadelerini kullandı. Ankara askerlerin eğitim amaçlı olarak ve Bağdat’ın bilgisi dahilinde Başika’da bulunduğunu açıklamış, Bağdat ise güçlerin bir an önce çekilmesini talep etmişti.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/487376/Ricciardone__Turkiye__Suriye_de_El_Nusra_yla_calisiyor.html

Suriye’de PYD ile El Nusra Cephesi arasında çıkan çatışmalar da, Türkiye’nin El Nusra’ya destek çıktığı iddiaları hep dillendirildi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bugün yaptığı açıklamada “Suriye’deki bütün oluşumlar, Suriye’deki bütün gruplar, etnik, mezhep bir ayrım gözetmekszin, dini ayrım gözetmeksizin Türkiye’nin dostu.” dedi.

Ahmet Davutoğlu, Türkiye’yi ziyaret eden Hindistan Dışişleri Bakanı Salman Khurshid ile görüşmelerin ardından Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen ortak basın toplantısında Suriye ile ilgili gelişmeleri konusundaki soruları yanıtlarken Türkiye’nin Suriye’deki çeşitli gruplar arasında ayrım yapmadığını vurguladı. Davutoğlu, konuşmasının da Suriye’deki siyasi yapılara dair şunları söyledi:

“Suriye’deki bütün oluşumlar, Suriye’deki bütün gruplar, etnik, mezhep bir ayrım gözetmekszin, dini ayrım gözetmeksizin Türkiye’nin dostu. Türkiye, Suriye’ye baktığında, Irak’a baktığında, Lübnan’a baktığında ve muhataplarıyla görüştüğünde onların etnik ve mezhebi kimliğine bakmaz sadece ortak kaderi paylaştığımız dostları görür.”

http://odatv.com/el-nusra-turkiyenin-dostu-2407131200.html

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Bölücü KÜRTÇÜLÜK, ORTADOĞU ÜLKELERİ, PKK TERÖRÜ, Politika ve Gundem, RADİKAL İSLAM | Leave a comment

Müslüman Kardeşler “küresel bir tehdit” * ABD: Müslüman Kardeşler terör örgütü

cumhuriyet.com.tr
25 Şubat 2016 Perşembe

ABD: Müslüman Kardeşler terör örgütü

ABD Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu, Müslüman Kardeşler teşkilatının terör örgütü olarak tanımlanmasını isteyen tasarıyı kabul etti

ABD Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu “Müslüman Kardeşler’in Terör Örgütü Olarak Tanımlanması Yasası 2015″ başlığıyla Cumhuriyetçi bir temsilci tarafından hazırlanan tasarıyı Cumhuriyetçilerin desteği sonucu 10’a karşı 17 oyla kabul etti.

Komisyon üyelerinden John Conyers, görüşmelerde yaptığı konuşmada, Müslüman Kardeşler’in terör örgütü olarak kabul edilmesi için yeterince araştırma yapılmadığını belirterek, bu kararın ülkede devam eden İslam karşıtlığının bir parçası olduğunu iddia etti.

Komisyon Başkanı Bob Goodlatte ise Müslüman Kardeşler’in ABD için “büyük bir tehlike ve ulusal güvenliğe tehdit” oluşturduğunu savundu. Tasarıyı Temsilciler Meclisi’ne sunan Kongre üyesi Mario Diaz-Balart ise Müslüman Kardeşler’i “küresel bir tehdit” olarak tanımladı ve yaptırım uygulanmasını istedi.

MISIR VE SUUDİ ARABİSTAN ÖRNEĞİ

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Müslüman Kardeşler’in terör örgütü olarak tanımlamasını isteyen tasarıda Mısır, Suriye, Suudi Arabistan, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı ülkelerin Müslüman Kardeşler’i terör örgütü olarak kabul ettiği belirtildi. Tasarıda, ayrıca Müslüman Kardeşler’in ABD’de faaliyette bulunduğu belirtildi ve ABD FilistinKomitesini kurduğu, bu komitenin Kutsal Topraklar Vakfı, Filistin İçin İslam Birliği ile Araştırma ve Çalışma İçin Birlik Vakfı adlı kuruluşlardan oluştuğu ileri sürüldü. Bu listeye daha sonra ABD’nin en geniş ağa sahip Müslüman yurttaşlık hakları savunucusu kuruluşu Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi’nin (CAIR) katıldığı iddia edildi.

TASARININ ÖNÜNDE UZUN BİR YOL VAR

Yasa tasarısının Adalet Komisyonundan geçmesinden sonra Temsilciler Meclisi Genel Kuruluna gelmesi bekleniyor. Meclisin çoğunluk lideri tasarıyı gündeme alırsa Genel Kurulda tasarı görüşülüp oylanacak. Tasarı buradan da geçerse Senato’da ele alınacak ve burada da onaylanırsa yasa olarak imzalaması için ABD Başkanı Barack Obama’nın önüne gidecek. Obama’nın tasarıyı veto etme hakkı bulunuyor. Ancak Obama yasa olarak imzalarsa ABD Dışişleri Bakanlığı’nın devreye girmesi ve Müslüman Kardeşler’in terör örgütü olarak ilan edilip edilmeyeceğine tasarıdaki ifade gereği 60 gün içinde karar vermesi gerekiyor. Bakanlığın Müslüman Kardeşler’i terör örgütleri listesine dahil etmemesi halinde ise neden böyle bir karar alındığına dair Kongre’ye rapor göndermesi gerekiyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/487047/ABD__Musluman_Kardesler_teror_orgutu.html

Posted in İrtica, ORTADOĞU ÜLKELERİ, RADİKAL İSLAM | Leave a comment

Kurtuluş Savaşı’yla ilgili bu gerçek askeri okullarda bile anlatılmıyor

odatv.com
E. Amiral Cem Gürdeniz

Kurtuluş Savaşı’yla ilgili bu gerçek askeri okullarda bile anlatılmıyor

Değil sivil okullarımız, askeri okullarımızda bile Kurtuluş Savaşı anlatılırken silah ve cephane ile akaryakıtın Sovyetlerden tedarik edildiği bizlere öğretilmedi. Zira Marshall Yardım Planı ve Truman Doktrini gereğince Türkiye Cumhuriyeti Ruslara düşman olmalıydı. Onlar komünist idi. Nasıl olurdu komünistlerin yardımıyla Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş olabilirdi? Halbuki gerçek tam da buydu. Sovyet devrimi ile Türk Kurtuluş savaşı, tarihin o safhasında emperyalizmin boğmak istediği iki kader arkadaşı idi. Atatürk ve Lenin ya birlikte yok olacak ya da birlikte savaşacaklardı. Birlikte savaştılar.

TÜRK-SOVYET YARDIM ANTLAŞMASI

24 Ağustos 1920 günü Bekir Sami Bey Başkanlığında Moskova’ya giden ilk TBMM Heyeti ile Sovyetler arasında imzalanan yardım antlaşması gereğince askeri yardımın deniz yolu ile yapılmasına karar verildi. Bölgede bulunan, 5 ton üzeri büyüklükte 28 geminin toplam taşıma kapasitelerinin takriben 7800 ton olmasına karşılık, Sovyetler Birliğinin Batum, Tuapse ve Novorosysky limanları üzerinden, Ağustos 1922’ye kadar 200 irili ufaklı deniz vasıtası ile İnebolu, Trabzon ve Samsun limanlarına 46 ayda toplam 300,000 ton harp malzemesi taşındı ve Kurtuluş Savaşı destanı yazılabildi.Alemdar ve Gazal römorkörleri ile Şahin Vapuru, Rusumat-4 Gümrük Motoru vediğer tekneler Anadolu’nun Karadeniz’deki can damarını oluşturdular. Özellikle I. İnönü savaşında elde edilen askeri başarıdan sonra artarak devam eden Rus lojistik desteği, Kurtuluş Savaşının kaderini belirleyen ana eksen oldu.

KİMDİ BU MALZEMEYİ TAŞIYANLAR

 Kurtuluş Savaşının denizler üzerindeki bu lojistik cephesinde İstanbul’dan Anadolu’ya kaçan bir avuç deniz subayı ve o dönemde silah altına çağrılan Karadenizli takacılar görev aldı. 1919-1922 arasında Bahriye Mektebi mezunu 159 güverte, 68 makine ve bir inşaiye subayı ile beş denizci doktor Anadolu’ya kaçtı ve işgalcilerle işbirliği içindeki Osmanlı Donanmasını terk ederek namus cephesine katıldılar. Toplam 233 denizci Kurtuluş savaşının kaderini değiştirdi. O dönem muvazzaf olan kabaca 1500 subay içinde, sadece 233 kişi. Diğerlerinin çoğu Haliç’teki kıçtankara gemilerini ve İstanbul’daki sıcak yuvalarını terk etmedi.

KARADENİZ MUCİZESİ

Türk denizcisinin sayesinde Atatürk, “gözüm Sakarya’da, kulağım İnebolu’da” diyebilmişti. Kurtuluş Savaşı’nda ikmal teşkilatının başında bulunan Korgeneral Muzaffer Ergüder’in, 1925 yılında bu başarı için sarf ettiği “Kurtuluş Savaşı’nda bir avuç deniz subayımız olmasaydı, ne İnönü’ler, ne Sakarya ve ne de Dumlupınar ve de dolayısıyla Kurtuluş Savaşı olmazdı” sözlerine ne eklenebilir ki? Cem Karaca ‘’Kavga’’ isimli şarkısında işte bu denizcileri anlatır. (Üç kardeş emaneti aldılar bir dereden/İlyas, Temel, Süreyya kürekler siya siya/Emanet makinalı, tüfekler hoçkis marka..)

UÇAK GEMİSİ: BÜYÜK TAARRUZUN MEÇHUL DENİZCİLERİ

Tarihçi yazar Mehmet Perinçek, geçen haftalarda Kırmızıkedi yayınevinden çıkardığı yeni kitabı ‘’Uçak Gemisi Büyük Taarruzun Meçhul Denizcileri’’ ile işte bu kahramanları anlatıyor. (Kitabın tanıtım filmi, youtube’da ‘’Uçak gemisi tanıtım filmi’’ yazıldığında kolayca çıkıyor.) Akışı ve kurgusu film tadında olması için senaryo ve çizgi roman formatında Kurtuluş Savaşı Donanmasının kahramanlarını anlatan bu kitabın,birsinema filmi olarak karşımıza çıkması en büyük dileğimdir. Halkımız o zaman gerçek ‘’Survivor’’ların kim olduğunu görecektir! Büyük taarruzun kaderinde etkili olan, Almanya’dan alınıp Rus limanı Novorosysky üzerinden Şahin Vapuru ile Trabzon’a taşınan uçakların macerasına dayanan senaryoda, denizcilerin değişik gemilerde ve karada yaşadığı tarihe geçmiş pek çok kahramanlık öyküsü de okuyucuya keyifle aktarılıyor. Okurken zaman zaman heyecan ve endişe duyuyor, bazen acı çekiyor ama sonunda kitabınkapağını gururla kapıyorsunuz.

Bugüne kadar egemenlerin öksüz bıraktığı isimsiz kahramanları 100 yıl sonra hatırlayan Mehmet Perinçek, Yıldırım Örer ve Alper Pala’ya takdirlerimi sunuyorum. Mehmet Perinçek, bu eser haricinde Atatürk dönemindeki Atatürk ve Lenin’in kurduğu Türk-Rus dostluğunun güçlü temellerini de Rus arşivlerine girerek ortaya çıkarmış bir bilim adamıdır. Bu belgeler sayesinde bugüne kadar bilinmeyen pek çok gerçek satha çıkmıştır.

Örneğin bu dönemde Ankara Hükümeti ile Ruslar arasında Sivastopol-İnebolu ekseninde gerek diplomatik heyetleri gerekse kuryeleri taşımak üzere, AG-23, AG-24 ve AG-25 isimli denizaltıların görev yaptığı onun kitapları sayesinde öğrenilmiştir. Uçak Gemisi isimli bu yeni kitap, günümüzün karmaşasında Türk-Rus düşmanlığını körüklemeye çalışan hem içimizdeki hem Rusya’daki maceracılara iyi bir ikazdır.

E.Amiral Cem Gürdeniz

Odatv.com

Posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DENİZ VE DENİZCİLİK | Leave a comment

Havuzu unutan Artvin’i anlamaz!

Sözcü
Necati Doğru
Şubat 24, 2016

Havuzu unutan Artvin’i anlamaz!

Gerçek nedir? Onlar ne yazıyorlar? Başbakan söylüyor. Tekrarlıyorlar. Bakan konuşuyor. Onaylıyorlar. Gerçek nedir? Onlar ne yazıyorlar?

Tek ağaç kesilmeyecek.
Tek ot yolunmayacak.

Yerin altına girilecek; “galeri açılacak“ ve bakır cevheri yer altından çıkarılacak. Murgul’a götürülecek orada işlenecek. Artvin’in doğası hiç mi hiç zarar görmeyecek. Başbakan bunları söylüyor. Orman Bakanı da onu onaylıyor. Papağanlar ile borazanlar da Başbakan ile Bakan ne diyorsa aynısını tekrarlıyor.“Artvin sınavından” geçiyorlar.

Hiçbir şey sebepsiz değil.
Havuzu unutan.
Artvin’i anlayamaz.
Olanı biteni kavrayamaz.
Havuzu unutan.
Ahlaksızlığa ortak olur.

Başlangıcı şöyleydi: Bir bakan görevlendirmişti. Bakan da çok güvenilen, devlet ihaleleriyle beslenip büyütülen ve “Milletin anasını çok seven” bir işadamını görevlendirmişti. O işadamı, diğerlerini telefonda tek tek arayıp havuzun doldurulmasını organize etmişti.
Sakın ola unutmayın.

Havuz doldurma; bakan oğullarının döviz dolu kasaları ile para sayma makinelerinin suçüstü belgesi olarak geçtiği o ünlü 17-25 Aralık dava dosyalarında yer almıştı:

Sen havalimanını kaptın.
At havuza para.
Sen köprü ihalesini aldın.
At havuza para.
Sen rakı fabrikalarını yuttun.
At havuza para.
Sen tüneli götürdün.
At havuza para.

2 ayda havuzda 650 milyon dolar toplandı. Bu para daha önce devletin elindeki gazete ve TV’leri alıp da; o dönemin başbakanı (şimdiki cumhurbaşkanı) damadını yazar yapan işadamına aktarıldı. TV ve gazeteler, kağıt üzerinde, el değiştirdi. Gerçek sahipleri işte o ünlü “Alo Fatih…” geleneğinden gelen şimdiki Başbakan ile “Artvin’de bir tek ağaç kesilmeyecek. Galeri yapacağız” diyen şimdiki Bakan… Başbakan ile Bakan ne diyorsa havuz medyası onu doğru haber(!) diye satıyor.

Bir değil.
İki değil.
Üç değil.

Beş değil tam altı kez “Cerattepe’de maden ocağı açmak, Artvin’in bir daha yerine konulamaz doğasını öldürür” diye mahkeme kararı alındı. Üst mahkeme de bu kararı onayladı. İki yabancı şirket bırakıp gittiler. Artvin’de bugün “bakır madeni” diye ilan edilen ve daha sonra “altın çıkarma madenine” dönüşeceğine kesin gözüyle bakılan o ocak, işte bu havuza para koyan şirketlere sunuldu.

Hukuk hançerlendi.
Adaletin boynu vuruldu.
Altı mahkeme kararı var.
Yeniden ihale açtılar.
Havuzculara verdiler.

Hani bakan emriyle “havuz doldurup borazan medya oluşturma” ile görevlendirilmiş işadamına, öbürü “Dün gece uyuyamadım… İki hap aldım… Yine de anladım ki, bakan beni seviyor…” demişti ya…

İşte onlara verildi.
Adrese teslim şartname yazıldı.
Şike ihale açıldı.

Altı mahkeme kararına rağmen Artvin’deki maden önce “uyuyamadım…” diyen işadamına verildi, o da “rödovans” dümeniyle ocağın işletme hakkını havuz organizatörüne devretti.

Havuzu unutan!
Artvinliyi anlamaz!
Artvinliyi anlayamayan!
Haramzadeye ortak olur!

http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/necati-dogru/havuzu-unutan-artvini-anlamaz-1105535/

Posted in Madencilik ve Yeralti Kaynaklari, NECATİ DOĞRU YAZILARI, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Cizre’den, Mehmetçik mektubu…*** Militanlar her türlü olasılığa karşı taktikler çalışmış ve silahlı eğitimler aldıkları apaçık ortada. Eskiden vur kaç eylemleri yaparlardı şimdi resmen cephe savaşı, sokak savaşı yapıyorlar.

Yeniçağ
Ahmet TAKAN
21.02.2016

Cizre’den, Mehmetçik mektubu…

Cizre’de terör örgütüne yönelik operasyonlar bitti. Peki, geride neler kaldı?.. İçinde bulunduğumuz gündemin çok sıcak ve yoğun maddeleri yüzünden sizlere iletmeye bir türlü fırsat bulamamıştım. Bugün yarın derken, ertelemek zorunda kalmıştık. Cizre’de operasyonların sonlanması aşamasında bir güvenlik mensubunun bana gönderdiği mektup çok şeyi anlatıyor. Hiç de yoruma gerek yok. Uzun süredir çatışmaların içinde bulunan kahraman Türk evladının kaleminden dökülen satırlar;

“Bugün zırhlı muharebe araçlarının desteğinde çevresi kuşatılmış en fazla 30/40 evin bulunduğu alana 3 ayrı koldan yaya unsurlarla koordineli olarak ilerlemeye çalıştık. Çok yoğun temaslar yaşandı. Silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçen teröristler olduğu gibi yaralanan arkadaşlarımız da oldu. Örgüt bölgede ciddi bir hazırlık yapmış; sokaklar, caddeler patlayıcılarla döşenmiş. Evlerin arasına tüneller kazılmış. Evlere mazgallar açılmış. Militanlar her türlü olasılığa karşı taktikler çalışmış ve silahlı eğitimler aldıkları apaçık ortada. Eskiden vur kaç eylemleri yaparlardı şimdi resmen cephe savaşı, sokak savaşı yapıyorlar. Kendi kendime düşündüm bu kadar hazırlıkları yaparken gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’ni yenebileceklerini mi düşünmüşlerdi?..

Belki militan düzeyinde buna inanmışlardı. Çünkü bu kadar asker, polis, tank, top, havana karşı ciddi bir direniş gösterdiler. Fakat örgüt üst yönetimi ne kadar direnseler de başarı gösteremeyeceklerini kesinlikle biliyorlardı. Peki amaçlar ne olabilirdi, diye düşünürken etrafıma baktım bir tane bile sağlam ev yoktu. Burada yaşayan insanların yerine kendimi koydum acaba ben evimi böyle görsem ne düşünürdüm diye…

Bence bundan sonrası çok önemli. Bu duygusal kopuş nasıl tamir edilecek? Batıda yaşayan Kürt asıllı vatandaşlar akrabalarının evlerini bu halde görse ne yapacak? Sonra dedim ki bu Kandil’de oturan hain örgüt yöneticileri tam da bunu düşündüler. Ne kadar çok Kürt vatandaşı zarar görür ya da ölürse devletle daha çok kan davalı olacak ve diyecekler ki; Türklerle Kürtler bir arada yaşayamaz artık. Terör örgütü yöneticilerinin asıl hedeflediği şey böyle bir şehir savaşıyla bölünmenin önündeki son engeli de kaldırmak. Bu yüzden asıl önemli olan şey bundan sonra bu tahribat nasıl tamir edilir? Yaralar nasıl sarılır?

Keşke iş bu noktaya gelmeden şehirlerde örgütün yapmış olduğu bu hazırlığın önüne geçilmiş olsaydı. Halbuki 2012′de örgüt kıra dayalı şehir gerillacılığını benimsemiş ve mensuplarını eğitmeye bile başlamıştı. Hain Duran Kalkan bundan sonraki savaşımız halkın arasında olacak diyebiliyordu. Şehirleri silah deposu haline getirdikleri, elemanlarını eğittiklerini, silahlandırdıklarını sağır sultan bile duymuştu. Keşke iş bu noktaya gelmeden önlem alınabilseydi. Bu yüzden Cizre’de elde edilen başarı bizlerin gururunu okşasa da daha sonrasında yaşanabilecek şeyleri düşündükçe doyasıya sevinemiyorum…”

Herkesin çok düşünmesi gereken bir mektup. Değil mi?..

Posted in AHMET TAKAN YAZILARI, Bölücü KÜRTÇÜLÜK, PKK TERÖRÜ, SAYGI ÖZTÜRK, TSK | Leave a comment

BİLGİLENDİRME * Terör her gün hızını arttırarak can almaya devam ediyor.AKP Hükümetinin izniyle Türkiye’ye giren bombalar-silahlar-mühimmat bitmek bilmiyor! AKP Hükümetini “silah gönderiyor” diye suçlayanlar yanlış yapıyorlar! Adamlar silah göndermemişler, ülkeye bomba ve silah getirilmesine göz yummuşlar!

23 Şubat 2016
Rifat Serdaroğlu

BİLGİLENDİRME

Zaman zaman durup bir nefes almak, düşünmek, dostları arayıp hal hatır sormak lazım! Ayrıca günlük yazı yazanların görevlerinden biri de, okurlarını bilgilendirmektir. Bugün bu görevimizi yerine getirmeye çalışacağız…

Ülkenin Durumu;
Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim!
Terör her gün hızını arttırarak can almaya devam ediyor.AKP Hükümetinin izniyle Türkiye’ye giren bombalar-silahlar-mühimmat bitmek bilmiyor! AKP Hükümetini “silah gönderiyor” diye suçlayanlar yanlış yapıyorlar! Adamlar silah göndermemişler, ülkeye bomba ve silah getirilmesine göz yummuşlar! Diyarbakır-Sur’ da askerin cephanesi bitiyor, teröristlerin bitmiyor. AKP Hükümetine “Yılın Lojistikçisi” ödülü verilmeli! Bu kadar bombayı, silahı bir an bile eksikliğini hissettirmeden, düzenli olarak nakledenleri ödüllendirmek gerekmez mi?

Cumhur’un Başı;
O hep bildiğiniz gibi!
Sinirleri çok bozuk! Önüne gelene, arkasından gidene sürekli bağırıyor, yakaladığına tokadı basıyor! Serok Ahmet’e çok kızgın. Onu tek başına iken yakalamaya çalışıyor amma, Serok Ahmet çok kurnaz, hep onlarca kişi ile birlikte dolaşıyor! Maddi durumlar hamdolsun çok iyi! Türk Milleti fakirleşirken, o servetine servet katmaya devam ediyor! Çevresinde konuşacak bir devlet kalmadığı için, Afrika’nın el değmemiş ormanlarına gidip, Pigmeleri ziyaret edecek! Şehitlerimiz mi? Bilal İtalya’da, diğer oğlan Amerika’da, damat Bakanlar Kurulunda! Ölmek bu işin fıtratında var, yahu! Askerlik yan gelip yatma yeri mi?

Bülent Arınç;
İşte orada işler biraz karışık!
Ne telefonu çalıyor, ne arayanı var, ne de soranı! Bütün gün kukumav kuşu gibi, tek başına oturuyor.Yan komşuları, Bülent’in evinden sık-sık “Aaahhh” diye pişmanlık yansıtan sesler duyduklarını söylüyorlar. Bir de “Kendim ettim, kendim buldum, ben bu adamı nerden buldum” diye Neşet Ertaş’ın türküsünü dinlemekten bıkmışlar.

Bakara-Makara Egemen;
Dümeni iyi, keyfi yerinde! Ufak-ufak Amerika’ya taşınmaya başladı. Çikolata kutusu-elbise torbası ile gelen avantalar bavullar ile götürüldü.Beştepe Sarayına, arka kapıdan girip aile sohbetlerine katılıyor.Reis’in yurtdışı yatırımları için yol gösterip, komisyonunu cebe indirmekle meşgul.

Saatçi Zafer;
Saçlar bembeyaz oldu! Evinde ve işyerindeki tüm saatleri kaldırttı. Gelen misafirlerine korumalar defalarca tembih ediyorlar; “Saat kaç” diye sormayın, “Saat geç oldu, biz kalkalım” demeyin.“Efendi efendi oturun ve Sayın Bakanım diye hitap edin.”

Şems Ethem Sancak;
Erdoğan onun “Ben Türk değilim, bana Türk demeyin çok ağrıma gider” demesine hayran! O da “Erdoğan’ın dürüstlüğünü, yiğitliğini gördüm. Gördükçe de âşık oldum. Doğrusu solculuk dönemimde Mevlana ile Şems’in arasındaki aşka anlam veremiyordum. Tanıdıktan sonra gördüm ki, böyle bir aşk iki erkek arasında olabiliyormuş” diyecek kadar Erdoğan’a âşık! Birbirlerini ister sevsinler ister tırmalasınlar, o iş bizi ilgilendirmez ama bu aşkın meyveleri hep Şems Ethem’in tarlasına düşmeye başladı.

Önce İzmir’in göbeğinde 220 bin metrekare araziye sahip BMC tesisleri Şems’e verildi. BMC’nin arazisi, tesisten çok kıymetli olduğu ve buraya sıra-sıra yüksek binalar yapılabileceği için fabrikayı taşıma kararı alındı.AKP Hükümeti Sakarya civarındaki hazine arazisini Şems’e tahsis etti. Yetinmedi ve etraftaki şahıs arazilerini de istimlak edip, Şems’e verdi! Arkadaş, Leyla ile Mecnun- Kerem ile Aslı-Ferhat ile Şirin aşklarını duymuştuk ama onların aşkları birbirlerine dertten başka bir şey vermemişti.Dünyanın en bereketli aşkı Şems’in aşkı oldu…Ben de Bilal Oğlana mı âşık olsam ne yapsam?

Yürekli ve geçmişinden korkmayan bir parti lideri arıyorum. Şunları söylemeli;

“Eyy Türk Milleti;Size namusum üzerine söz veriyorum. İktidar olur olmaz “Nereden buldun” kanununu çıkarıp, devletin soyulduğu işlerde zaman aşımını kaldıracağım. Devletin ve Türk Milletinin haklarını kim yemişse, onlardan faizi ile alıp Türk Milletinin hazinesine devredeceğim. Ülkeyi soyup, yurt dışına para kaçıran veya kendisi kaçanları da enselerinden tutup paraları ile geri getireceğim.Bundan böyle yapanın yanına kâr kalmayacak. Her kuruşun hesabı mutlaka sorulacak.Aha işte yakam, yapışmazsanız namertsiniz…”

Var mı böyle biri?

Sağlık ve başarı dileklerimle

http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/necati-dogru/danisman-1101911/

Posted in Politika ve Gundem, Rifat SERDAROĞLU yazıları | Leave a comment

Danışman! * O maden işletmeye geçince, Artvin’e bir şey katmayacak. Sadece işletme ruhsatı verilen zengin işadamını daha zengin edecek. Artvinliler, “o madenin Ankara’da ihale şartnamesinin adrese teslim hazırlandığını” biliyorlar.

Sözcü
Necati Doğru
Şubat 22, 2016

Danışman!

Akıl danışılan. Fikir sorulan. Görüş istenen. Sende olmayan “vizyonu” sana veren. Sende olmayan “bilgiyi” sana sunan. Sende olmayan “sağduyuyu, empati kurmayı” sana bulaştıran. Danışman 1 kişi olur. 2 kişi olur. Bilemedin 3 olur. 23 olur mu?

3 kahvehane dolusu.
Biri “ak” der.
Öbürü “kara” der.
Diğeri “hapse at” der.
Öbürü “partiye al” der.
Kafa karışır.
Algı bozulur.
Dikkat uçar.

23 danışmanı olan Cumhurbaşkanı, bunlara ne danışır, ne sorar? Siz de TV’lerden duyuyor, gazetelerden okuyorsunuzdur. Başbakan’ın da 7’si başdanışman 20’ye yakın danışmanı var diye haberler çıkıyor.

Başbakan’a bakıyoruz.
Hiç değişmedi.
Aynı kelimelerle konuşuyor.
Aynı cümle yapılarını kuruyor.
Aynı fikirlerin takipçisi.
Aynı görüş açısı.

Peki o zaman neye yarıyor bu kadar çok danışman? Bu kadar çok danışılacak adamı devlet kadrosunda maaşa bağlamanın Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın “vizyonuna” ne faydası oluyor?

Nerde çokluk…(!)
Orada…..(!)

Nitekim geçen hafta “kokusu” çıktı. Başbakan’ın başdanışmanlarından biri Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanlarından ikisi için; “Başdanışmanlar dünyasında herkes bilir… O ve öteki arasında uygunsuz ilişki var…” diyen yazı yazdı.

Dikkat edin!
O kadar çoğalmışlar ki, başdanışman yazısında “danışmanlar dünyası” diyor. Danışmanlar işsizlikten “uygunsuz ilişki” üretmeye koyulmuşlar. Kendisine “uygunsuz ilişki içinde…” diye etiket vurulan başdanışman da öbürü için; “Meczubun tekidir… Bir yerlere sızmışlardan biri…” diye yazdı.

Allah! Allah!
Uygunsuz danışman.
Meczup danışman.
Sızma danışman.
Sızdırılma danışman.

Kim bilir daha neler? Ülke kan gölüne dönüştü, dün yine 3 şehit vardı, iki süper güç aralarında “Esad’ı Suriye’nin başında tutmak” anlaşması yaptılar ve iki süper gücün danışmanları birbirleri arasında bilgi alışverişi yaparak Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ile Başbakanı’nı “Suriye masasından kaldırıp” attılar.

Bizim danışmanlara bak.
Uğraştıkları konuyu oku.
Gör ülkenin halini!

Bunlara “akıl-fikir-görüş-vizyon danışılarak” yönetilen devlet çarkının başındakiler; “Biz seçilip başa geldiğimiz zaman Türkiye’de Kürt sorunu vardı, şimdi yok” diyorlar ve PKK, Kandil, HDP ve Öcalan da “Kimlik sorunlarımızın sadece yüzde 30’u çözüldü, diğerleri duruyor” diye silahlı terör örgütlerini desteklemeye devam ediyorlar.

23 danışmanı var:
Aynı şeyi yapıyor.
Farklı sonuç bekliyor.
20 danışmanı var.
Aynı şeyi yapıyor.
Şartlar değişmemiş.
Farklı sonuç umuyor.

Yıldızı parlayan şehir: Artvin

O maden işletmeye geçince, Artvin’e bir şey katmayacak. Sadece işletme ruhsatı verilen zengin işadamını daha zengin edecek. Artvinliler, “o madenin Ankara’da ihale şartnamesinin adrese teslim hazırlandığını” biliyorlar. Artvin’deki madenin açılması daha önce mahkeme kararıyla iptal edildi. Üst mahkeme de bu kararı onayladı. Fakat Ankara’da o madenin tekrar açılması için ihale açıldı. İhale şartnamesine; “bu ocağı işletmeye talip olacak firmanın yılda 10 bin ton metal bakır ve 500 bin ton tuvenan (işlenmemiş cevher) çıkartabilecek yeterliliği olması gerekir” şartı kondu. Bu şartlara sahip Türkiye’de sadece 1 tek firma vardı. O tek firma da iktidara en yakın duranların şirketiydi. Artvinliler, “kayırma-kollama-avanta sunma” yolsuzluğuna karşı ayaklandılar. Altın örnek oldular. Bütün Türkiye Artvinliyi anladı. Artvin: yıldızı parlayan şehir.

http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/necati-dogru/danisman-1101911/

Posted in NECATİ DOĞRU YAZILARI, Politika ve Gundem, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

İktidara oy verenler siz sorun! * “Cama gelsin, cana gelmesin” dediğin gün ve arkasından “Analar ağlamasın” diyerek masaya oturduğu gün; aslında “ver kurtula razı olduğun” gün demekti. PKK-Kandil- Öcalan-HDP (Bunların hepsi aynı davanın adamları) “Türk anaları ağlatarak” ver kurtula razı etmek için yola çıkmışlardı. İstediklerinin de “özerklik, öz yönetim, federasyon, ayrı bayrak, ayrı ordu, ayrı vatan” olduğu bilindiği halde niçin iktidara oy vermiş yüzde 49,5 dahil bu halkın tamamından ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden gizlendi.

Sözcü
Necati Doğru
Şubat 21, 2016

İktidara oy verenler siz sorun!

Oy vermeyenler çok sordu. Şimdi sorma sırası iktidara oy verenlerde.
Ben birkaç soru çıkardım.

Soru 1:
İçerideki Kürtler, Türklerin “kan kardeşi” olacaktı. Dışarıdaki Kürtler ile de Türkler “can yoldaşı” olacaktı. Barış süreci buydu. Niçin olmadı?

Soru 2:
PKK militanları valilik binalarına hücum ediyor, cam-çerçeve indiriyorlardı. Bugünkü İçişleri Bakanı, o yıl Diyarbakır Valisi idi. Tarihin dönüm noktası sayılan; “Cana gelmesin, cama gelsin” cümlesini söyledi. Barış süreci bu cümle ile başladı, ne oldu da bugün son 4 ayda Türkler 300’den fazla şehit verdiler ve Kürtler de PKK’nın emrine girmiş 800’den fazla evladını ölüme gönderdiler?

Soru 3:
Abdullah Öcalan’ın demeçleri Diyarbakır Meydanı’nda “Türkçe ve Kürtçe” okundu. İktidar alkışladı. Cumhurbaşkanı destekledi. Bebek katili namıyla bilinen Abdullah Öcalan, devletin görüştüğü saygın bir isim haline getirildi. Türkiye’ye, Türk’e ve Kürt’e ne fayda umuldu, sonuç ne oldu?

Soru 4:
Seçimlerden önce, hükümetin en yaman ve Cumhurbaşkanı’na en yakın 3 bakanı ile Kürtlerin temsilcisi HDP’den 3 milletvekili Dolmabahçe Sarayı’nda bir araya geldiler. Dolmabahçe Sarayı, “Bölünmez Bütünlük” temel ilkesi üzerine Cumhuriyeti kurmuş Mustafa Kemal Atatürk’ün öldüğü binadır. Bu simgesel binada; Türk kökenli 3 bakan ve Kürt kökenli 3 milletvekili barışın kesin gelmesi için “Dolmabahçe Mutabakatı” imzaladılar. Ne oldu da bu mutabakat yırtılıp atıldı?

Soru 5:
Dolmabahçe Mutabakatı yırtılıp atılınca PKK, Diyarbakır’da 2 polisi evinde uyurken öldürerek savaşı yeniden başlattı. Cumhurbaşkanı, bizzat kendisi “Analar Ağlamasın” demiş olmasına rağmen “bugün hem anaları, hem babaları, hem kardeşleri tüm Türkiye’yi ağlatan savaşı başlatmayı” ne için göze aldı?

Soru 6:
“Cama gelsin, cana gelmesin” dediğin gün ve arkasından “Analar ağlamasın” diyerek masaya oturduğu gün; aslında “ver kurtula razı olduğun” gün demekti. PKK-Kandil- Öcalan-HDP (Bunların hepsi aynı davanın adamları) “Türk anaları ağlatarak” ver kurtula razı etmek için yola çıkmışlardı. İstediklerinin de “özerklik, öz yönetim, federasyon, ayrı bayrak, ayrı ordu, ayrı vatan” olduğu bilindiği halde niçin iktidara oy vermiş yüzde 49,5 dahil bu halkın tamamından ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden gizlendi. Gizlemenin altında “seçimde oyları çoğaltmak” hesabı mı yatıyordu?

Soru 7:
Başlangıçta PKK, üç beş çete sürüsü bütün Kürtleri temsil etmiyorlar deniliyordu. Kandil ise çete reislerinin karargahı, Abdullah Öcalan da zaten çetenin kurucusuydu. Fakat HDP çıktı.1 Haziran seçimlerinde yüzde 13 oy alarak, 80 milletvekili ile Meclis’e girdi. Türkiye’deki Kürtlerin tartışmasız temsilcisi. Aynı seçimlerde AKP’de yüzde 40 oy alarak birinci parti oldu, ancak tek başına iktidar olamadı. Bu iki parti; AKP ile HDP ikisi de “barış sürecinin olumlu bitmesini, akan kanın durmasını” isteyen partiler olduğu halde niçin koalisyon yapmadılar? Diyelim ki, HDP Kandil’den korktu. Peki AKP kimden korktu?

Son soru:
Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, her şehit haberi gelip de ocaklara ateş düşünce; “alçaklar-hainler- yüreğimizi yaktılar…” diye ağlıyorlar. Ağlaya ağlaya savaş verilemeyeceğine göre yeniden “ver kurtul görüşmeleri yapmak” için mi ağlıyorlar?

Posted in Bölücü KÜRTÇÜLÜK, NECATİ DOĞRU YAZILARI, ORTADOĞU ÜLKELERİ, PKK TERÖRÜ | Leave a comment