“Sen nasıl bir Müslümansın? Nasıl bir insansın? Yalan söylemek, iftira atmak islamın neresinde vardır, Kuran’ın neresinde vardır? Ancak iblis yapar senin yaptıklarını.”

Posted in DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, FAŞİZM, Gundem, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ, Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS | Leave a comment

AYM’den akıl tutulması bir karar daha *** “Dini nikâhın resmi nikâhın alternatifi mi olacak?”, “çocuk istismarcılarından ve çok eşli erkeklerden oluşan bir toplum mu istiyoruz?”

Burçak Cürül Öztürk \ bozturk@sozcu.com.tr
30 Mayıs 2015

AYM’den akıl tutulması bir karar daha

Tamamı erkeklerden oluşan Anayasa Mahkemesi, imam nikâhı kıymak için önce resmi nikâh kıyma şartını kaldırdı. Resmi nikâhtan önce imam nikahı kıyan çiftlere iki aydan altı aya kadar hapis cezası veren maddeyi oy çokluğuyla ile iptal etti. Karar avukatlar ve kadın hakları savunucuları tarafından tepkiyle karşılanırken “Dini nikâhın resmi nikâhın alternatifi mi olacak?”, “çocuk istismarcılarından ve çok eşli erkeklerden oluşan bir toplum mu istiyoruz?” sorularını da akıllara getirdi.

Kararının gerekçesi jet hızıyla açıklandı: Dini özgürlük!

Anayasa Mahkemesi, resmi nikah öncesi dini nikah yaptıranlara ceza verilmesini içeren Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ilgili madddesini iptal kararı, 4′e karşı 12 oyla alındı. Mahkeme, karara gerekçe olarak, düzenlemenin din ve vicdan özgürlüğü ile özel hayatın korunması ilkelerine aykırı olmasını gösterdi.

Oysaki Resmi nikah olmadan dini nikah kıyan imam ile çiftlere 2 aydan 6 aya kadar hapis cezası verilmesi öngörülüyordu.

Hafıza yoklama: 1999’da aynı başvuru reddedilmişti

Anayasa Mahkemesi, resmi nikah öncesi dini nikah yaptıranlara ceza verilmesini içeren Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ilgili maddesini iptal kararı, 4′e karşı 12 oyla alındı. Mahkeme, karara gerekçe olarak, düzenlemenin din ve vicdan özgürlüğü ile özel hayatın korunması ilkelerine aykırı olmasını gösterdi.

AYM, Ahmet Necdet Sezer’in başkanlığı döneminde 24 Kasım 1999 tarihinde benzer bir iptal istemini, oybirliğiyle reddedip düzenlemenin Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olmadığı belirtmişti.

Kadın ve çocuğu terk eden eşler için cesaretlendirici bir karar

Nikah akdi bir sözleşmedir ve kazanılan haklar adına mutlaka kayıt altına alınmalıdır. Bu karar resmi nikahın gerekliliğini ortadan kaldırmaz; fakat Dini nikâhın resmi nikâhın alternatifi haline gelerek kadını kamusal ve özle alanda güvencesiz bırakacak. Ayrılmalarda, ölümlerde kadının da çocuğun da kanunen hiçbir hakkı olmayacak.

Posted in ANAYASA, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, DİN-İNANÇ, HAYATIN İÇİNDEN, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ | Leave a comment

ZAVALLI AVRUPA *** “eyy zavallı Avrupa! Sizin çok büyük para dediğiniz o 100 Milyon Dolar için bu kadar yaygara yapmaya değer mi! Bizim için bu para çerez parasıdır, çerez… Bakın anlatayım da, zenginlik neymiş iyi öğrenin”

29 Mayıs 2015
Rifat Serdaroğlu

ZAVALLI AVRUPA

Bundan böyle, hangi haddini bilmez “Avrupa bizden çok zengin”, “Avrupa bizden çok ilerde”, “Onlara yetişemeyiz” derse, bilin ki benim sümsüğümü suratının tam ortasına yiyecektir…

Günlerdir, Avrupa’nın Beyni- Kasası-Gizli Hesapların Yuvası, İsviçre’de kıyamet kopuyor! Amerika’nın dürtmesiyle harekete geçen İsviçre Polisi, FIFA (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) Yöneticilerini rüşvet iddiasıyla tutukladı! Avrupa Basını “Skandal”, “Büyük Yolsuzluk” manşetleriyle çalkalanıyor!

Kopartılan fırtına kaç para için biliyor musunuz? Sadece ve sadece 100 MİLYON DOLARCIK… Bu mu sizin zengin- gelişmiş- ileri Avrupa’nız? Tühhh, yazıklar olsun size

eyy zavallı Avrupa!
Sizin çok büyük para dediğiniz o 100 Milyon Dolar için bu kadar yaygara yapmaya değer mi! Bizim için bu para çerez parasıdır, çerez…  Bakın anlatayım da, zenginlik neymiş iyi öğrenin;

-Bilal Oğlan’ın vakfına bir Arap Hayırsever tarafından, üstelik bir defada bağışlanan para tam tamına 100 (YÜZ) Milyon Dolar!
-Haram Havuzuna, Haram Medya kurmak için bir gecede toplanan avanta para, Avrupa’ nın “Skandal” dediği paranın 6 (ALTI) katı! Üstelik 30 Milyon Dolar fazlası var.
-24 (YİRMİ DÖRT) saatte sıfırlayamadığımız, evdeki “ne olur ne olmaz” diye sakladığımız para, sizin “Büyük Yolsuzluk” dediğiniz paranın 10 (ON) katı. Bir de geriye 30 Milyon Avro kalıyor iyi mi? Utanın, utanın…

Kim daha zenginmiş ey sefil Avrupa?
Size son bir örnek daha vereyim de, aklınız dursun poponuz tavana vursun!

-Tam da sizin skandalınızın patladığı İsviçre’nin bankalarından birinde bulunan 8 (SEKİZ) gizli hesabımızda, “Avrupa’da Yüzyılın Yolsuzluğu” dediğiniz paranın 100 (YÜZ) katı paramız kuzu-kuzu yatıyor be!

Dürüst olun, dürüst!
Büyük düşünün büyük!

Sizin, yolsuzluk-hırsızlık-rüşvet konusunda bir tane eseriniz var mı yahu? Bilmez misiniz ki, insan ölür kalır eseri, eşşek ölür kalır semeri…

Aha sizin eseriniz de bu kadarcıkmış! 100 Milyon Dolar yani.
Bizim gibi Müslüman-Namuslu-Dürüst Bademler için çerez parası bu kadar para, çerez yahu…

Hem söyleyin bakalım, var mı sizde 1250 (BİN İKİ YÜZ ELLİ) odalık saray?
Üstelik iki defa kaçak olan saray! Göreve gelmeden evvel orman arazisine kaçak olarak yaptırdığı evinde ay sonunu zar-zor getiren, şimdi Avrupa Basınının dediğine göre, dünyanın en zengin 8(SEKİZ) kişisinden biri olan bir tane adamınız var mı?
İçinizden böyle bir delikanlı çıkarabildiniz mi?
Gerçekten acınacak haldeniz be zavallı Avrupa…

Sağlık ve başarı dileklerimle

http://rifatserdaroglu.com/2015/05/29/zavalli-Avrupa/

Posted in Politika ve Gundem, Rifat SERDAROĞLU yazıları, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

ERDOĞAN’IN POLİSLERİ …

Sözcü 01 Temmuz 2015

Posted in FAŞİZM | Leave a comment

AÇIK TEHDİT …

Posted in EMPERYALİZM, FAŞİZM | Leave a comment

Fuat Avni liste verdi… *** Büyük operasyon: Can Dündar da var

cumhuriyet.com.tr
01 Haziran 2015 Pazartesi

 

Fuat Avni liste verdi…
Büyük operasyon: Can Dündar da var

Twitterdan yazan Fuatavni gazeteciler, yargı, adli tıp dahil 200 kişinin gözaltı listesini verdi

Fuat Avni seçimler arefesinde çok büyük operasyon yapılacağını ve aralarında medya, emniyet, adli tıp kurumu ve yargı mensuplarının da olduğu yaklaşık 200 kişinin gözaltına alınacağını öne sürdü. Fuat Avni ‘nin verdiği isim listesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın alenen tehdit ettiği Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak gibi önemli isimler de yer alıyor.

Son olarak Bank Asya operasyonunu bilen Fuat Avni yeniden vahim bir iddia ortaya attı. Bu kez Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Hrant Dink, Devrimci Karargah, Selam-Tevhid, Tahşiye, Şike davası dosyaları üzerinden büyük bir operasyon yapılacağını öne sürdü.

İddiaya göre bu büyük operasyon Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ, Çetin Doğan, Dursun Çiçek ve Sinan Aygün gibi söz konusu davaların mağdurlarının şikayetleri doğrultusunda yapılacak.

GÖZALTINA ALINACAKLAR LİSTESİNDE KİMLER VAR?
Fuat Avni operasyonun seçimden önce başlayacağını öne sürdü ve hem medya hem de yargıdan gözaltına alınacağını iddia ettiği isimlerin listesini verdi. İşte yazdıkları;

YARGIDAN KİMLER GÖZALTINA ALINACAK?
-Zekeriya Öz
-Nuri Ahmet Saraç
-Cihan Kansız
-Muammer Akkaş
-Ercan Şafak
-Süleyman Pehlivan
-Bilal Bayraktar
-Ömer Solmaz
-Mehmet Berk

Fuat Avni’nin iddiasına göre operasyon listesinde Adli Tıp kurumundan Lokman Başer, Bülent Ünal, Mehmet Akın, Eyüp Kandemir, Gürol Berber, Bülent Özata, İsmail Çakır, Burak Akoğuz, Erdem Alpaslan, Orhan Pamuk isimleri yer alıyor. Bunun dışında Samanyolu Grubu, Zaman Gazetesi ve Taraf Gazetesi’nin tüzel kişiliklerinin de gözaltına alınacağını iddia etti.

Posted in FUAT AVNİ | Leave a comment

OY YÜZDESİNE GÖRE SEÇİM SONUÇ SİMULATÖRÜ * İNCELEYİNİZ …

NEREDE OY KULLANACAĞIM ?

7 Haziran 2015 Pazar günü yapılacak genel seçiminde vatandaşların nerede oy kullanacaklarını öğrenebilmesi için YSK tarafından seçmen sorgulama hazırlandı

SEÇMEN SORGULAMA İÇİN TIKLAYIN

http://simulator.cilekagaci.com

Partilerin oy oranlarını değiştirdikçe milletvekili dağılımını görüyorsunuz.
( + , -) ile oy oranlarını değiştirin ve sonuçları türetin
Posted in SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ PARTİLER | Leave a comment

YABANCI BASIN *** FAŞİZM * The Guardian * Öfke dolu ve aksi Erdoğan, kendisini eleştirenlere zulmediyor

cumhuriyet.com.tr
01 Haziran 2015 Pazartesi
Cumhuriyet

The Guardian: Öfke dolu ve aksi Erdoğan,
kendisini eleştirenlere zulmediyor

İngiliz The Guardian gazetesi bugünkü baş yazısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öfke dolu ve aksi şekilde yurt içinde ve dışında kendisini eleştienlere zulmettiğini ifade etti.

BBC Türkçe’nin haberine göre The Guardian gazetesinde “İstikrarlı bir Türkiye Avrupa ve Orta Doğu için hayati. Cumhurbaşkanı’nın daha gazla güç kazanması faydalı olmayacak” başlığıyla çıkan yazıda bir kez daha Erdoğan’ın otoriterleşmesine vurgu yapıldı.

Başyazı Türkiye’yi “Otoriterleşmeye doğru son zamanlardaki kayışına, lideri Recep Tayyip Edoğan’ın giderek ölçüsüzleşen öfkesine ve hükümetnin bir zamanlar sahip olduğu dış siyasetteki belirgin etkisini kaybetmesine rağmen; bir sorunlar denizi olan bugünün Orta Doğu’sunda halen bir kaya” olarak tanımlıyor.

Erdoğan’ın kişiliği sorun’

Erdoğan’ın başkanlık sistemi de dahil olmak üzere bir takım değişiklikler getirebilmek için anayasayı değiştirebilecek çoğunluğa sahip olmak istediğini hatırlatan The Guardian, bu değişikliklerin aslında kötü olmadığını, anayasanın şu halinin zaten ‘mükemmellikten uzak‘ olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Ancak (bu değişiklikler) Erdoğan’ın kişiliği söz konusu olduğunda sorunlu olarak görülmeli.”

Gazete Erdoğan’ı şu şekilde tanımlıyor: “Türkiye Cumhurbaşkanı içgüdüsel bir şekilde otoriter, çoğu kez öfke dolu bir şekilde aksi ve giderek artan şekilde yurt içinde ve dışnda kendisini eleştienlere zulmediyor.”

Guardian Gaziantep’te kendisine fahri vatandaşlık verilmesinden son anda Erdoğan aleyhinde yazdığı bir yazı nedeniyle vazgeçilen eski New York Times İstanbul büro şefi Stephen Kinzer’i hatırlatarak şöyle devam ediyor:

Denge duygusu Erdoğan’ı terk etmiş

“Öyleyse (Erdoğan) daha çok güce sahip olması gereken biri mi yoksa daha az güce sahip olması gereken biri mi? Cevap net bir şekilde daha az güç; eğer kendisi değişemiyorsa ya da meslektaşları ve danışmanları onu kontrol altına alıp rehberlik edemiyorsa.”

Erdoğan’ın siyasi yeteneklerinin halen yerinde olduğunu yazan gazete, “ancak denge duygusu onu terk etmiş” diyor.

Erdoğan’ın ülkenin daha yoksul, bir şekilde daha az Batılılaşmış ve daha dindar kesimleri arasında güç kazandığını; ancak daha genç, çevre, cinsel tolerans, etnik ve dini çoğulculuk ve aktivizm konusunda endişeleri olan daha modern kesimlerini kazanamadığını söyleyen gazete, bunu daha temel bir endişe sebebi sayıyor.

Erdoğan’ın anayasadaki değişiklikleri yaparken diğer partilerle pazarlık etmesini gerektirecek bir çoğunluk kazanmasının daha iyi olacağını yazan gazete başyazısını şu şekilde sonlandırıyor:

Güçlü bir muhalefet bir yana “(Erdoğan’ın) kötü içgüdülerini ve öfke nöbetlerini kontrol altına alabilecek, kendi partisi içinden çıkacak daha ılımlı bir kanadın büyümesi hoş karşılanacaktır. Türkiye anayasası reforma ihtiyaç duyuyor olabilir, Erdoğan da öyle.”

Posted in DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, FAŞİZM, Politika ve Gundem, SİYASİ TARİH | Leave a comment

AKIL FİKİR YAZILARI *** Bu yeni bir Kurtuluş Savaşıdır. Birincisinden daha zor, parası da yok * “Osmanlı kendisinin her bağlamda geri kalmış olduğunu 19. yüzyılda öğrendi. Cumhuriyet onun zayıf altyapısı üzerinde kuruldu. Olağanüstü bir çaba ve gerçekten şaşırtıcı bir hızla, çok geri kaldığımızın bilinci içinde, çağdaş bir kurumsal örgütlenmeye giriştik.”

Doğan Kuban/Cumhuriyet
29 Mayıs 2015 Cuma

Bu yeni bir Kurtuluş Savaşıdır. Birincisinden daha zor, parası da yok

Osmanlı kendisinin her bağlamda geri kalmış olduğunu 19. yüzyılda öğrendi. Cumhuriyet onun zayıf altyapısı üzerinde kuruldu. Olağanüstü bir çaba ve gerçekten şaşırtıcı bir hızla, çok geri kaldığımızın bilinci içinde, çağdaş bir kurumsal örgütlenmeye giriştik.

İmparatorluk batmış, biz Birinci Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmıştık. Cumhuriyet, savaştan sonra, Osmanlı çağının 200 yılda yapamadığını, fakir Anadolu’da, çeyrek yüz yılda gerçekleştirdi. 700 yıl tanrı ve sultanın kulluğunu yapmış Anadolu halkı 27 yıl sonra kendilerine o statüyü kazandıran hükümeti devirdi. Bunun nedeni sadece erken bir sosyal bilinçlenme değildi. İkinci Dünya Savaşını kazanan müttefiklerin Ortadoğu politikası ve Türklerin Rus korkusuydu. Ortaasya’da yaşarken bile Kore’ye gitmemiş Türkler, Kore Savaşı’na katıldılar. Bu dünyaya uyum sağlanmak için yapıldı. Fakat temel sorun bizim soğuk savaşta Amerika’dan yana olmamız gerekliliğiydi. İktidara gelenlerin karakterine göre tavizlerin boyutu değişmiştir. Fakat 1980’e kadar çarpık da olsa demokratik bir rejimi sürdürdük.

Cumhuriyetin ilk döneminde üniversiteyi bitirdim. Nitelikleri ne olursa olsun babalarımızın amaçları ve gururları ve bir ölçüde ahlak ölçütleri, fedakârlıkları bizim kuşakta devam etti. Bugün de bu ülkede yetişen namuslu, inançlı milyonlar var. Bunlar partilere ayrılmış değil. Sadece namuslu, vatansever, sağduyulu, cahil ya da okumuş insanlar. Türkiye ayakta, hükümetler, generaller, her biri başka telden çalan parti ve politikacılar, başkanlar, bakanlar sayesinde değil, o dürüst insanlarla ayakta duruyor.

OKUTULANIN DA CEHALETİ BAŞROLDE

İç huzursuzluk, çevre savaşları, emperyalist komplolar sonucudur. Giderek zayıflayan kapitalist bir dünyada, cahil bir Müslüman ülkenin 35 yıl ayakta durması bir mucizedir. Bunu, Cumhuriyet yapısının doğru kurulmuş olmasının ve Türk halkının güvenilir bir dokusu olduğunun kanıtı olarak da görmek gerek.

Ülkenin alt yapısını da, üst yapısını da, 1980’den bu yana kemiren ilkel bir sömürü sistemi var. Dış nedenleri açık. İç nedenlerin temel kaynağı yüzyılların cehaletidir. Bu sadece kentleşememiş halkın cehaleti değildir. Acele okutulanın da cehaletidir. Toplumun sorunu zekâ değil. Toplumsal kültürün entelektüel birikimin yetersizliğidir. Bu 700 yıllık bir cehalet birikimidir.

Son 35 yılda toplumun tarihi yapısından kaynaklanan karşıtlıklar, kent nüfusunun artışı, emperyalizmin her gelişen ülkede örgütlediği sömürü ağları, dünya ile iletişimin getirdiği çağdaş teknoloji imgesinin kentlere doluşmuş fakir ve cahil kalabalıklar üzerindeki sarhoş eden etkisi, lumpenden kendilerine göre burjuvalığa terfi eden az eğitilmiş toplum katlarının politikleşen gruplarına, henüz demokratik yaşamın anlamını kavramamış ülkede, cumhuriyetin idaresini ellerine geçirme fırsatı verdi.

Bu gelişme 1950’de başladı. Kentlere göçle güçlendi. 1980’de demokrasinin altını oydu.

Yeni kentliler politikanın parasal güç kazanmaya dönük boyutu ile ilgilendiler. Buna, özel bir yorumla, bilinçsiz bir sınıf kavgası olarak bakılabilir. Bu gelişme içinde kendilerine dinsel, ulusal hatta sosyal adlar taksalar ve aralarında bilinçli örgütleyiciler olsa bile, bunların politik örgütleşmeleri basit menfaatleri aşıp entelektüel ideolojik boyutlara hiç ulaşmadı.

POLİTİK ELBİSELİ FUTBOL TAKIMLARI

Kuşkusuz bugün milyonlarca bilinçli insan var. Fakat çoğunluğu hâlâ bir politik ya da sosyal ideolojinin değil, basit güncel parasal menfaatlerin, ilkel ilişkilerin yan yana getirdiği politik elbiseli futbol takımlarıdır. Arkalarında da onları görünmez iplerle oynatan yerli ve yabancı emperyalist ve kapitalist olmak zorunda. Dünya düzeni öyle işliyor.

Kuşkusuz bu mekanizma oldukça karmaşık. Giderek daha da karmaşık oluyor. Medyada okuduğumuz da, bu karmaşık mekanizmanın analizleri. Bazen içeriği öğretici. Çok kez yüzeysel. Çoğu da cahili yöneltme amaçlı. Genelde güncel tarihin yazımı yüzeysel bir polemiğe dönüşüyor. Ciddi çabalar olsa bile, tartışma entelektüel düzeye çıkamıyor. Burada bir birikim yokluğu var. Felsefi içeriği olmayan bir kültürün düşünce üretmesi felsefesiz olmak zorunda. Felsefe varlık üzerinde, en üst düzeyde, polemik boyutu olmayan bir anlama çabası. Bizdeki tartışmaların polemik karakterleri felsefi düzeyin altında kalmalarından.

Ülkenin sorunlarına bugünden yarına çözüm getirmek amacı ile değil, fakat tartışmayı halka inebilecek bir olgunluğa kavuşup aydınlanana ve sadeleşene kadar sürdürmek gerekiyor.

Türkiye’de entelektüel düşüncenin güncel politikada boğulup kalması toplum yapısının ilkelliğinden kaynaklanıyor. Düşüncenin yükselmesini engelleyen bir sarmaşık ve ot yoğunluğu, yüksek ağaçların gelişmesine olanak vermiyor. Bu metafor, entelektüel yoksulluğu anlatmaya yetmiyor.

100 KİTAPLA 19.YÜZYILA GİRERSEN..

Kitap yayımlamaya 19. yüzyıla 100 kitap basmış olarak giren Osmanlının %10’u okuma bilen bir İstanbul’da Avrupa ile boy ölçüşememesi doğaldı. 1800-2000 arasında bu toplumun sayı olarak değil, kavram olarak ne yapabildiğini bir gözden geçirince durum aydınlığa kavuşuyor.

Kanımca tarih alanı toplumun en üretken olduğu alan. Çünkü kendi kimliğini tanımlamak ancak tarih bağlamında söz konusu. Osmanlı toplumu tarihinde dini ön plana koyup, kendini Müslümanlıkla eşleşleştirdiği için, bugün öteki olarak gördüğü Hıristiyan âleminin entelektüel düzeyi ile kapsam ve içerik olarak kendini tartmak zorundadır. Çünkü karşımızda bize egemen olan Hıristiyan bir Avrupa ve Amerika var.

İslam dünyasının 12. ve 13.yüzyıllarda bu sorunu yoktu. Abbasi dünyası Antik bilim ve felsefeyi 9. yüzyıldan başlayarak, Bağdat’ta halifelerin kurduğu Beyt al-Hikma da, Yunan, Hellenistik ve Roma yapıtlarını Arapçaya çevirerek onların üzerinde gelişen bir İslam bilimi ve felsefesi inşa etti. Bu Abbasi Rönesans’ı, Avrupa’yı Rönesans’a kadar etkileyen bir kaynak oldu. Osmanlı bunu hiç izlemediği için, hem İslam’ı hem kendisini Avrupa ile baş başa olmaktan uzaklaştırdı. Hırıstiyanların kaynak olarak kullandıkları Arap yapıtlarını Osmanlılar dışladılar. Aslında Avrupa’yı değil, kendi zengin entelektüel geleneklerini reddedip Arap Ortaçağına geri dönmüşlerdi.

Türkiye’de, fazla kalabalık olmasa da, entelektüel var. Bir sınırlı birikim de var. Fakat Türk genel düşünce tarihinin entelektüel birikimi yok. Çünkü bu akıl yürütme ve bilgi sahibi olmanın üzerinde felsefi açılım ve yorumdur. Osmanlı tarihinde, Fatih’ten sonra dışlanmış. Aslında böyle bir gelişim, ancak kelam (felsefe) düzeyinde yorum yapılabilse, beklenebilirdi. Ne İbn Sina ve İbn Rüşt gibi filozoflar ne de felsefi açılımın teşvik edeceği bilim adamları Osmanlı medreselerinde yetişmedi. Çok söylenmiş ama hâlâ direnilen bir gerçek.

ENTELEKTÜEL BOŞLUK: TEMEL SORUN

Türkiye’de bu entelektüel boşluğun toplumun yaşamında nasıl bir vurdumduymazlık, bilinçsiz bir sorumsuzluk, korkunç bir bürokrasi yarattığını anlamak istiyorsanız ünlü Japon Rejisör Akira Kurasava’nın (1910-1998) ‘İkuru’ (Yaşam) adlı 1952 tarihli bir başyapıt olan filmini seyredin.

Türkiye’nin temel sorunu partiler, hırsızlıklar, karmakarışık kentler, yalan dolan değil. Bunlar her cahil toplumun tarih boyu hastalıklarıdır. Bunların tartışılması da çözüm için yeterli değildir. Sorun önce bunların tanımını, bilimsel analizini yapmak, sonra, onlar üzerinde yapılacak entelektüel tartışmanın durulaşmasıdır. Bu arada !9. yüzyıldan kalan klişeler, uydurma tarihi yorumlar, emperyalizm’in klişeleri de temizlenerek vitrinden indirilmelidir.

Fakat yerleşmiş bir neo-kapitalist dünya imgesini yok sayarak işe başlanamaz. Türkiye nüfusu 10 değil, 80 milyondur. Gerçi dünyanın hızlı değişimi toplumları uyandırmaktadır. Fakat ulaşılan çözüm yollarının, politikaya bulaştırılmadan, halkın anlayacağı bir dile indirgenmesi için büyük bir çaba gerekmektedir. Bu yeni bir Kurtuluş Savaşıdır. Birincisinden daha zor. Parası da yok.

 

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI, Tarih | Leave a comment

Zamanın başbakanı Erdoğan’ın MİT TIRLARI *** Dünya asıl suçluyu gördü * Silah sevkiyatı hâlâ sürüyor

HABEREyorum

Kaçak silah taşıdığı fotoğraflarla ortaya çıkan tırların günahı MİT’e yükleniyor. MİT bu kanun dışı operasyonun kamudaki icra görevlisidir. MİT müsteşarı suç sayılacak bir operasyonun eylem adamı olmayı kabul etmiştir. Fakat bu operasyonun ana sorumlusu , bu sevkiyat emrini veren zamanın başbakanı ve günümüzün cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.

Uluslararası bir suç  iktidar hükümeti ve başbakan tarafından işlenmiş ve içişleri bakanı başta olmak üzere sıralı kamu görevlileri de bu yasalara aykırı emri uygulayarak suça ortak olmuşlardır. Başta Erdoğan olmak üzere hiyerarşik sıra yoluyla bu operasyona katılanlar da suçludur.

Bu silah gönderme  eylemini ortaya çıkaran savcılar ,jandarma görevlileri , sadece ve sadece yasaların kendilerine verdiği görevi yapmışlar ve yasal olmayan operasyonu ortaya çıkardıkları için tutuklanmışlardır. Asıl mahkemeye hesap vermesi gerekenler Ankara’dadır.

Devran dönmektedir. Adalet Hak yerini bulacaktır.

Naci Kaptan / 01 Haziran 2015

***

“TRT’de canlı yayına katılan Erdoğan, Cumhuriyet gazetesinde Can Dündar imzalı çıkan haberle ilgili, ”Bu olay Bayırbucak Türkmenleri ile alakalı bir konu. İnsani yardım konusunda şuanda Bayırbucak Türkmenlerine yardım ediyorlar bu söylenmiştir. MİT’e yönelik atılan o iftiralar bir ajan bir casusluk faaliyetidir ve bu gazete de bunların arasına girmiştir. Bununla ilgili ben avukatlarıma talimatı verdim ve davayı anında açtım. Burada hakikaten samimi dürüst olan, onlara verdiğimiz eğitimi çok samimi olarak açıklarlar. Bu haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek öyle bırakmam onu.” dedi.

Can Dündar
31 Mayıs 2015 Pazar
Cumhuriyet

Dünya asıl suçluyu gördü

Kin kusan, “İhanet” başlıklarıyla çıktı dünkü yandaş gazeteler; sözbirliği ederek…Suçüstü yakalanmış bir uluslararası savaş suçuna kılıf uydurmak için çırpındılar adeta…

TIR’lardaki silah görüntülerini görmezden geldi hepsi…Bazısı “kurgu” dedi.Kimisi, “Doğru, ama göstermek suç” diye geveledi.Ve dün, Başbakan Davutoğlu, hepsinin örtmeye çalıştığı suçu kürsüde itiraf etti.

Anlaşıldı ki ortada bir suç var; ama suçlusu biz değiliz: Bir devletin kolluk güçlerini birbiriyle çatışma noktasına getiren o gizli dümeni çevirendir suçlu…

Birbirine “paralel” iki devlet oluşturup birinin güçlerini diğerininkine silah çeker hale getirenlerdir.Komşudaki kanlı dalaşa taraf olup silah gönderenlerdir.Bu ülkeyi ve halkını, savaşın hedefi haline getirenlerdir.

Meclis’e, halkına, medyaya, dünyaya yalan söyleyenlerdir.Dünkü manşetler, demeçler, bütün o “Yasaklayın, susturun, tutuklayın” hezeyanları, suçluların telaşının işareti…

Önceki günkü Cumhuriyet’in haberinin yarattığı uluslararası çaptaki infialden, bu boyutta bir suçun cezasız kalamayacağını gördüler.Kendilerini bekleyen yargılamanın, ulusal sınırları aşacağını hissettiler.

Yine korkutarak yıldırabileceklerini zannettiler.Bu kez karşılarında korkuyla susmuş bir medya değil, çok kalabalık ve güçlü bir cephe gördüler. Bu telaş, onun telaşı…
“Gidiyoruz, sonumuz fena”nın telaşı…

Bize gelince; gazeteci olarak görevimiz, bir parti devletinin bilmediğimiz “âli çıkarları”nı savunmak değil, savaş batağına sürüklenen bir halkın yanında durmaktır, onun bilme hakkını savunmaktır. “Vatana ihanet” suçlamalarına rağmen, her zaman hakikatin peşinde, gerçeğin safında olacağız; devletin değil, halkın yanında saf tutarak korkmadan yazacağız.

Büyük Usta’nın her daim kulağımızda küpe dizelerini bugüne tercüme ederek söyler isek:“Ayakkabı kutularınızın içindekilerse vatan,Makam arabalarınız, görkemli saraylarınız, sıfırladığınız dolarlarınızsa,Vatan, TIR’lardaki silahlarınız, bitmeyen yalanlarınız, doymadığınız talanlarınızsa…

Bilin ki biz,Bunlar tarih olana dek, vatan hainliğine devam edeceğiz.”

Ayşe Sayın/Cumhuriyet
30 Mayıs 2015 Cumartesi
Silah sevkiyatı hâlâ sürüyor

CHP Milletvekili Ediboğlu, Hatay’ın lojistik üs haline getirildiğini, Türkiye’nin Suriye’deki gruplara hem silah hem de militan gönderdiğini öne sürdü.

Cumhuriyet’in görüntülerle belgelediği silah taşıyan MİT TIR’ları kamuoyunda tartışılırken, CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu, “MİT TIR’ları saptananlar, silah sevkiyatı hala devam ediyor. Hatay lojistik üs haline getirildi. Toprak Mahsulleri Ofisi depo olarak kullanılıyor. Sadece silah ve lojistik destek değil, teröristler, militanlar da gidiyor” iddiasında bulundu. Ediboğlu, “silah sevkiyatı” ve Hatay’da yaşananlarla ilgili şu önemli iddialarda bulundu:

Ordu envanterinden: Bu silahlar Türkiye’nin her yerinden geliyor. Mesela ordu envanterinden de silah getirilip Hatay’da depolanıyor. Çünkü Hatay tampon bölge, lojistik üs, Suriyeli muhaliflere yardım merkezi haline getiriliyor. Türkiye, bu konuda bazı yardım kuruluşu adı altındaki örgütlerle çalışıyor.

Bilinen depo TMO: Silah ve mühimmatın depolandığı yer Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO). Çünkü mekan olarak çok müsait, sınıra yakın, dışarıdan görünmeyecek kadar korunaklı. Ama belki başka yerler de var. Mesela Apaydın kampıyla ilgili iddialar çıktı Orada bir şey yoktu aslında. Dikkatler oraya çekiliyordu. Ama asıl TMO merkezdi. Buradan silah ve mühimmat yüklemesi yapılıyor ve sınırın karşı tarafına gönderiliyor. Bu şu anda durmuş değil, karşı tarafın ihtiyacı oldukça hâlâ götürülüyor.

Gecede 100 terörist

Terörist de gönderiliyor: Gönderilen sadece silah ve mühimmat değil, teröristler de buradan geçiş yapıyor. Militanlar karşı tarafta onları karşılıyor. Köylüler, bize kaç insan geçtiğine kadar bilgi veriyor. Eskiden kaçakçılık yapabildikleri için köylüler, biz gittiğimizde rahatsız oluyordu. Hatta silah çekenler bile oldu. Ama şimdi sınır geçişleri kontrol altına alınınca bu iş kesildi ve köylüler daha net bilgiler aktarıyor. Çatışmanın yoğunlaştığı dönemlerde her gece 50-100 terörist geçtiği bilgileri geliyor.

Gayri resmi kapılar var: Sevkiyatlar, çatışma, savaş neredeyse oraya yapılıyor. Hatay’dan giden silahlar çeşitli muhalif grupların birleştiği “Fetih Ordusu”na yapılıyor. Bölgede Yayladağ ve Cilvegözü sınır kapıları var ama gayri resmi kapılardan çok sayıda TIR geçiyor. Çünkü sevkiyatlar başladıktan sonra 7-8 yerde “gayri resmi” kapılar açtılar, oradan geçiriyorlar, bunları saptama imkansız. Hatay özelinde Reyhanlı’daki “yardım kuruluşu” adı altındaki kuruluşlar hem terörist hem de mühimmat sevkiyatını organize ediyor.

Posted in EMPERYALİZM, FAŞİZM, İSTİHBARAT KURUMLARI, ORTADOĞU ÜLKELERİ, Politika ve Gundem, RADİKAL İSLAM | Leave a comment