DEMOKRASİ KÜLTÜRÜNÜN OLDUĞU ÜLKELERDE POLİTİKACILAR MİZAHÇILARA BULAŞMAKTAN KAÇINIRLAR * BULAŞIRLARSA ARI KOVANINA ÇOMAK SOKMAK GİBİ SONUCA RAZI OLMALARI GEREKİR.* RTE ve ‘itibar sıfırlaması’ * ‘Dünyanın bütün mizahçıları, birleşin!’

Cumhuriyet
Nilgün Cerrahoğlu
nilgun@cumhuriyet.com.tr
21 Nisan 2016 Perşembe

RTE ve ‘itibar sıfırlaması’

Bağlantılı yazılar

“Erdoğan’a hakaret” gerekçesiyle haklarında dava açılan öyle çok insan var ki haber sitelerinde artık “Erdoğan’da hakarette bugün” başlığıyla barometre gibi bu davaların çetelesini tutan bölümler açılıyor. Ancak bu gidişle “Erdoğan’a hicivde bugün” şeklinde de bir bölüm açmak gerekecek…

Erdoğan’ı hedefleyen “hiciv” atağı çünkü artık bir yağmura dönüştü. Bir yandan RTE kendisine yönelen eleştirilere zincirleme “hakaret davaları” açarken Böhmermann’la yurtdışına da yayılan bu davalara “El mi yaman, bey mi yaman!” tepkisi gösteren uluslararası hicivciler mim koydu. Ve Erdoğan’ı parmaklarına doladı.

Bir… iki… üç değil…İşler o noktaya geldi ki, “Bugün Erdoğan’ı acaba kim tiye almış” sorusuyla uyanır olduk. Böhmermann’dan sonra örneğin İngiliz komedyen John Oliver kancayı Cumhurbaşkanı’na taktı ve haftalık ABD şovunu “asrın liderimize” ayırdı.

Yıpratıcı tırmanma
Oliver’a göre “Erdoğan gibi ‘kadın-erkek eşitliği fıtrata aykırı!’ cümlesini bir uluslararası kadın kongresinde kurmak vurdumduymazlığını gösteren bir lider, mizahçıların işini kolaylaştırmaktaydı!”

Kadın haklarını yok sayan malum tavrından basına olağanlaşan saldırılarına dek, Erdoğan’ın klasik tiklerini irdeleyen Oliver; programını RTE’nin meşhur “attan düşme” videosu ve şu sözlerle bitirdi:

“Erdoğan pek hoş biri değil. Bu çok açık. İnsan bu nedenle burada görüldüğü gibi bir atın çifte attığı zamanlarda dahi bu nedenle ona acıyamıyor. Bu görüntüyü önce de gösterdik. Muhtemelen gelecekte de göstereceğiz! Erdoğan kendisiyle dalga geçilmesini istemiyorsa eğer kendi ülkesinde ve başkalarının ülkesinde özgür ifadeyi baskılamaktan vazgeçsin!”

“Ne kadar ekmek, o kadar köfte” misali, “Ne kadar otoriterlik, o kadar hiciv!” düsturuyla özetlenebilecek Oliver’in bu çok açık meydan okumasından sonra İngiliz “Spectator” dergisinin “Erdoğan’a şiir hakaret yarışması” ile “şok yaşadık.”

Haftalık siyaset kültür dergisinin Douglas Murray isimli blog yazarı Böhmermann’ın aşağılamalarını aratmayan bir saldırganlıkla açtığı “yarışmayı” kendi kaleminden çıkan ve sahiden de “bir tuvalet kapısı ardına yazılmayacak ifadelerle bezenen” çok ırkçı bir dörtlükle başlattı.

Ve böylece korkunç yıpratıcı bir tırmanma ortaya çıktı.Bir yanda baskıda bifiil “sınır tanımayan”, ibretle izlenen bir otokrat; diğer yanda “sınır tanımayan komedyenler ve yazarlar” var.

‘Dur’ diyecek yok
Türkiye’de burnundan kıl aldırmayan Erdoğan’ı, dünya yağ halkalarıyla yayılan bir etki-tepkileşmeyle aşağılıyor.Bu yapılırken sade Erdoğan değil; son “Spectator” örneğinde olduğu gibi “Erdoğan the Turk” kontenjanından dere tepe dümdüz ulusça cümle âlem Türkler olarak aşağılanıyoruz.

Erdoğan yalnız kişisel itibarını sıfırlamakla kalmıyor, Türkiye’nin itibarı da ağır yara alıyor. Bir gün Erdoğan gitse de Türk imgesinin aldığı bu yaralar kalacak. Ancak Türk kamuoyu artık öyle pasifize olmuş durumda ki; bu tepetaklak dünya çapındaki “itibar sıfırlamasına”; sanki bambaşka bir gezegende yaşanıyormuş gibi bakılıyor. Kendisine ve ülkeye verdiği kaybı Erdoğan’a bundan böyle hatırlatacak Allah’ın kulu çıkmayacak mı?

Gelin şimdi Erdoğan’ın eski dava arkadaşlarından Hüseyin Çelik’in bundan çok kısa süre önce söylemiş olduğu şu sözleri hatırlamayın:

“Eğer eleştiri ve tartışma yerini kayıtsız şartsız tasdik etmeye, ululamaya, şak şaka, külah kapmak için tabasbus ve yalakalığa bırakmışsa orada hayır, bereket yok olmuş demektir. Eleştiri ve tartışmanın olmadığı yerde önce durağanlık, sonra çürüme başlar.” Yaşanan süreç, işte bu “çürüme”nin işareti.


Cumhuriyet
Ceyda Karan
20 Nisan 2016 Çarşamba

Dünyanın bütün mizahçıları, birleşin!’

Batılı demokrasilerde liderlerin mizaha bakışında hoşgörü sınırlarının genişliği ve esnekliği, esasen bir ilkeye, bir de sebebe dayanır. Sürekli izaha tenezzül de yoktur. İlke şudur: Seçilmiş liderler, mevkileri icabı, kendilerini hedef alacak her tür saldırıya göğüs germekle de mükellef olmalıdır. Bulundukları ve kişisel fayda sağladıkları mevki, bazılarının onları sevmesini, bazılarının nefret etmesini getirecektir. Demokrasilerde bu bir nevi “tabiat kanunudur”… Sebep şudur: Mizahçılara bulaşmamak da bir “tabiaat kanunudur”. Mizah kaçınılmaz olarak belli düzeylerde kışkırtma barındırır. Mizahçıların elinde en ince satir’den hakaretin sınırlarına ve hatta hakaretin kendisine (evet, aynen öyle) uzanan imkânlar vardır. Bunu kendi akılları, yürekleri ve vicdanları elverdiğince kullanırlar.

Misal Batılı liderler, toplumlarını yönetirken kendilerini seçmiş olsun/olmasın insanlarını mütemadiyen “kışkırtmak” üzerine “taktik- strateji” geliştirmedikleri gibi, mizahçıları “kışkırtmaktan” bilhassa kaçınırlar. Becerebilirlerse mizaha mizahla yanıt verirler, yahut susarlar. Onlarda “mizah adı altında hakaret” diye bir cümleye pek rastlamazsınız. Avrupa’da, Amerika’da mizahçılara binlerce dava yağdıranını kolay bulamazsınız.

***

Bizde tersi vuku bulduğundan bu haldeyiz. Almanya ile tetiklediğimiz mizah krizimiz ‘yaşlı kıta’ ile yetinmeyip Transatlantiği aştı! Karl Marx’ın namlı sözünden hareketle “Bütün dünyanın mizahçıları, birleşin!” noktasına geldik.

Bunun tek sebebi var: Almanya’da yayımlanan ve Türkiye’deki antidemokratik uygulamalar, polisin gazlamaları, kadınların dövülmesi gibi vakaları sergileyen sıradan bir video klibe tahammülsüzlük. İki kez Alman elçisinin çağrılıp sözlü nota verilmesi… Ve bundan esinlenen mizahçı Jan Böhmermann’ın “O videodaki eleştiridir, bakın ben size hakaret neymiş göstereyim” diyen kasti şiirinin Berlin’e baskı yapılarak davaya dönüştürülmesi.

Şimdi elimizde ne var: Dünyada Böhmermann’a sempati artıyor. Başta şiirini nahoş bulanlar bile “aslında çocuksu bir naiflik var” yorumu yapar oldu. Erdoğan’a saldırı ise mizah dünyasının trendi:

√ Bir Hollanda kanalının eğlence programına kadar düşüldü. Kadın sunucu, “Putin’e, Merkel’e her kötü sözü söyleyeceğiz ama Türkiye lideri inciniyor diye söyleyemeyeceğiz, öyle mi” deyip Böhmermann’a benzer bel altı şiiri okuyuverdi.

√ Britanya’da etkili muhafazakâr dergi The Spectator’ın köşe yazarı Douglas Murray, köşesinde Erdoğan’a en ağır hakaretlerin yer alması şartı koşarak beş mısralık şiir yarışması açtı.

√ Danimarka’da Jjllands-Posten gazetesinden Flemming Rose Avrupalı mizahçılara “Bir mizahçıyı yargılamak kolay, herkes hakaret şiiri yazsın” çağrısı yaptı.

√ ABD’nin en çok izlenen komedyeni John Oliver’e malolundu. “Almanya’daki ‘Majestelerine hakaret yasası’ bizde olsaydı, ‘maksimum güvenlikli hapishaneye tıkılırdım’” dedi; Erdoğan-Gollum benzerliği davasıyla “hakaret değil biyolojik gerçeklik” sözüyle alay etti; meşhur attan düşme videosunu, “İnsanlarda atın yaptığı gibi yumurtalıklarınıza çifte atma isteği doğuracak şeyleri yapmaktan kaçının” tavsiyesi eşliğinde sürekli yayımlayacağını ilan etti.

Tabii “Ağızları torba değil ki büzesin” sözü en çok mizahçılar için geçerli. Bizim açımızdan mevzu sorunlarımızın daha çok dünyaya yansımasına yaradı. Alın size bir demet başlık: “Gezi’de Erdoğan’a diktatör diyen öğrenciye 14 ay hapis verildi. İki kişi yolda sohbet ederken Erdoğan’ı eleştirdikleri duyulunca gözaltına alındı. ‘Diktatör müsveddesi’ dedi diye ana muhalefet liderinden 30 bin Avro tazminat istedi. Google’ın Erdoğan’ı hırsız ve katil diye tamamladığını yazan gazeteci 4 yıl hapisle yargılanıyor. Twitter’da Erdoğan’a hakaret iddiasıyla eski futbol yıldızı için 4 yıl hapis isteniyor. İzmir’de 40 yaşındaki adam, Erdoğan için karısını ihbar etti…” Otoriter eğilimleri ve biat kültürünü Batı’ya ihraç çabasıyla dünyaya maloluyoruz. Rastgele

Posted in FAŞİZM, MİZAH, YABANCI BASIN | Leave a comment

PERDE ARKASI * AYNANIN SIRLARI DÖKÜLÜYOR * Günün başbakanı Erdoğan’a parayla alınan diploma * Diploması tartışılırken doktora da şaibeli… 300 bin dolar

cumhuriyet.com.tr
ALİ AÇAR / ALİ ÇELİKKAN
19 Nisan 2016 Salı

Diploması tartışılırken doktora da şaibeli… 300 bin dolar

Erdoğan’ın St. John’s Üniversitesi ‘Fahri Hukuk Doktorası’nı 300 bin dolar bağış karşılığı aldığı iddia edildi.

Erdoğan 25 Ocak 2004’te fahri doktorasını aldı. Törende birlikte olduğu Dekan Cecilia Chang yolsuzluk suçlamaları nedeniyle intihar etti. Rektör Peder Harrington ise istifa etmek zorunda kaldı.

ABD’de yolsuzluk yaptığının ortaya çıkmasının ardından 2012’de intihar eden St. John’s Üniversitesi eski dekanlarından Cecilia Chang hakkındaki soruşturma dosyasından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la ilgili skandal bir belge ortaya çıktı. Belge, 12 Eylül döneminde aldığı üniversite diploması hala tartışma konusu olan Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde 2004’te ABD’den aldığı fahri hukuk doktorasıyla ilgili. Chang’in yargılaması sırasında mahkemeye sunulan deliller arasında yer alan mektup eski Alaska Valisi Senatör Frank H. Murkowski’e hitaben yazılmış. Chang mektupta ‘2004’te Erdoğan’a verilen Fahri Hukuk Diploması karışılığında Türk hükümetinin 300 bin dolarlık bir bağış yapacağı konusunda bir anlaşmaya varıldığından’ söz ediliyor. 2012’de duruşmaya çıktığı gün intihar eden Chang’le yargılama sırasında Türkiye’de de hesap açtığı belirleniyor. St. John’s Üniversitesi’ne fahri hukuk doktorası karşılığı ‘300 bin dolarlık fonun verilip verilmediğini’ sorduk. Üniversite yönetimi olayla ilgili kesinlikle konuşmak istemediğini belirtirken, Erdoğan’la ilgili sorularımıza yanıt vermekten çekindi. “Kaçamak bir cevap verdiğim için üzgünüm” diyen üniversitenin sözcüsü Dominic Scianna, “Konuyla ilgili tek söyleyebileceğimiz Chang’in 17 Haziran 2010 günü üniversitemizle tüm ilişkisinin kesildiğidir. 2009 senesinde okulun başkanı Peder Donald J.Harrington, Chang’in gerçekleştirmiş olabileceği dolandırıcılıkla ilgili bir araştırma başlatılmasına karar verdi. Araştırmanın sonuçları üzerine Harrington ve yönetim kurulu, baş hukuk müşaviri Joseph Oliva’ya acilen bulguları emniyet görevlileriyle paylaşmasını söyledi. Üniversite soruşturma sırasında eyalet-federal yetkililerle topyekün işbirliği içerisindeydi ve kendilerinden istenen tüm bilgileri-belgeleri paylaştı” değerlendirmesini yaptı. Üniversitenin baş hukuk müşaviri Joespeh Oliva da, Chang’in eski avukatı Joel Cohen de konuyla ilgili sessiz kalmayı tercih etti.

ÜNİVERSİTE’DEN DOKTORA ALAN ÜNLÜ LİDERLER KİM?

Mübarek, Ciampi ve Erdoğan… Erdoğan, darbe ile devrilen eski Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ile eski İtalya Başbakanı ve Cumhurbaşkanı Carlo Azeglio Ciampi’den sonra bu üniversiteden fahri doktora alan 3. lider olmuş.

Üniversite sözcsünün Cumhuriyet’e yanıtı: Kaçamak cevap için üzgünüm

St. John’s Üniversitesi’ni arayarak 300 bin dolarlık fonun verilip verilmediğini sorduk. Üniversite yönetimi kesinlikle konuşmak istemediğini belirtirken, konuyla ilgili tüm sorulara cevap vermekten kaçındı. “Kaçamak bir cevap verdiğim için üzgünüm” diyen üniversitenin sözcüsü Dominic Scianna şöyle dedi: “Konuyla ilgili tek söyleyebileceğimiz Chang’in 17 Haziran 2010 günü üniversitemizle tüm ilişkisinin kesildiğidir. 2009 senesinde okulun başkanı Peder Donald J.Harrington, Cecilia Chang’in gerçekleştirmiş olabileceği dolandırıcılıkla ilgili bir araştırma başlatılmasına karar verdi. Araştırmanın sonuçları üzerine Peder Harrington ve yönetim kurulu, baş hukuk müşaviri Joseph Oliva’ya acilen bulguları emniyet görevlileriyle paylaşmasını söyledi. Üniversite soruşturma sırasında eyalet ve federal yetkililerle topyekün işbirliği içerisindeydi ve kendilerinden istenen tüm bilgileri ve belgeleri paylaştı.”

27 fahri diploması var

St. John’s Üniversitesi dışında Erdoğan’ın fahri doktora aldığı üniversiteler şöyle: İstanbul Ünivesitesi, Marmara Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Piri Reis Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, İstanbul Aydın Üniversitesi, Harran Üniversitesi, Kocaeli Ünivesitesi, Bayburt Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnönü Üniversitesi, Kırım Üniversitesi, Bulgar Bilimler Akademisi, Girne Amerikan Üniversitesi, Gazze İslam Üniversitesi, Avrupa Madrid Üniversitesi, Priştine Üniversitesi, Kiev Üniversitesi, Ümmü’l-Kurra Üniversitesi.

Kanıt mektup 2004’te yazıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde 2004 yılında ABD’de katolik St. John’s Üniversitesi’nden aldığı ‘Fahri Hukuk Diploması’nı 300 bin dolar karşılığı aldığı iddiasını kronolojik gelişimi özetle şöyle:

Başbakana diploma

25 Ocak 2004’te St. Jonh’s Üniversitesi düzenlediği törenle Erdoğan’a Fahri Hukuk Doktorası verdi. Erdoğan diplomasını almak için ABD’ye eşi Emine Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan ile birlikte gitmiş, kendilerine 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında “rüşvet ve nüfuz ticareti” suçlarını işlediği iddiasıyla soruşturma açılan eski AB Bakanı Egemen Bağış da eşlik etmişti. New York St. John’s Üniversitesi Dekanı Peder Harrington törende yaptığı konuşmada, Erdoğan’ın siyasi geçmişi ve özellikle İstanbul Belediye başkanlığı döneminde, İstanbul kentine yaptığı yararlı hizmetlerden söz etmişti. “‘Karizmatik ve yetenekli bir lider olan Erdoğan’ın özellikle küresel barış için harcadığı çabalara’” dikkat çeken Harrington, “Türkiye’nin bu yaklaşımını alkışladıklarını” kaydetmişti.

Senatöre anlattı

Erdoğan’a doktora verilmesinin ardından 8 Haziran 2004 tarihinde eski Alaska Valisi Frank H. Murkowski’e mektup yazan Cecilia Chang’in 300 bin dolar paradan bahsetmesi dikkat çekiyor. Chang mektubunda, “Size 18 Haziran’dan 15 Temmuz’a kadar (2004) Türkiye’de olacağımı haber vermek isterim. Bildiğiniz üzere Tayvan, bizlerle olan Akademik Gelişim Bağışı’nı yenilememe kararı aldı. Bu senenin 1 Ocak’ından itibaren onlardan fon almıyoruz. 25 Ocak 2004’te St. John’s Üniversitesi Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a Fahri Hukuk Doktorası verdi. Bu ödülü almadan önce, Türk hükümetinin Tayvan’ın yerini alarak üniversitemize senelik 300 bin dolarlık bir bağış yapacağı konusunda ortak bir anlayışa varıldı” diyor. Türkiye başbakanıyla uyum ve yakınlık içinde olduğunu dile getiren Chang, yine de 300 bin doları garantiye almak için Türk hükümetine ABD’nin siyasi sahnesinde önemli bir oyuncu olduğunu göstermek istemiş. Yakın dostu Vali Murkowski’den Başkan Bush’un Türkiye’ye yapacağı ziyarette heyetin içinde yer almasını sağlamasını isteyen Chang, “Kampanya yürüteceğim. Sanıyorum ki Başkan Bush, bir Türkiye ziyareti gerçekleştirecek. Eğer St. John Üniversitesi bu geziye ABD misafiri olarak davet edilirse ve birlikte temaslar gerçekleştirirse bu bizim için çok faydalı bir durum olur. Sizden bizim Türkiye’ye Başkan Bush’un misafiri olarak davet edilmemiz konusundaki gelişmeler ve fırsatlar hakkında haber bekliyorum” ifadelerini kullanıyor.

2009′da patlak verdi

1 milyon dolarlık yolsuzluk skandalı 2009’da patlak veriyor. 2012 yılında dosya yargıya taşınıyor.

Türkiye’de hesap

Türkiye’de Cecilia Chang’in yargılandığı mahkeme tutanaklarında Savcı Charles Kleinberg ve mahkeme, Chang’in kaçma şüphesi olup olmadığı üzerine bir tartışma yaşıyor. Bunun gerekçesi olarak Chang’in yurtdışındaki hesaplarınını gösteren Kleinberg, “Şu an endişeliyiz çünkü yurtdışında neleri olduğunu göremiyoruz. Sadece nerelerde olduğunu görebiliyoruz. Tayvan, Çin, Hong Kong ve Türkiye” ifadelerini kullanıyor.

2012′de intihar etti

Cecilia Chang, 6 Kasım 2012 günü mahkemede ifade vermesinden kısa süre sonra Queens’deki evine gidiyor. Evinde yangın başlatan Chang, aynı zamanda bileklerini keserek, kendini müzik sisteminin kablosuyla asarak yaşamına son veriyor.

Rektör de istifa etti

Erdoğan’a ödülü verirken övücü sözler sarfeden Peder Harrington’un da pahalı saatler ve takım elbiseleri giyip lüks otellerde kaldığı, hatta Chang’den zarf içinde seneler içinde 400 bin dolar aldığı mahkemedeki ifadelerde yer aldı. Cecilia Chang’in üniversiteyi 1 milyon dolar dolandırdığının ortaya çıkmasının ardından Harrington, 2013 yılında üniversitenin başkanlığından istifa etmek durumunda kaldı.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/518594/Diplomasi_tartisilirken_doktora_da_saibeli…_300_bin_dolar.html

Posted in YABANCI BASIN, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Hani İmam hatiplerde ahlaklı nesiller yetiştirecektiniz ? Çocuklara tecavüz ederek mi ? OĞLANLA KIZ ONLARIN * YARGI DA ONLARIN * ENSAR Vakfındaki tecavüz davasında yargıç çocukların tecavüz edildiği ENSAR VAKFI ile KAİMDER’İ görmezden geldi * konuyu gündemden düşürmek için TECAVÜZ DAVASI ilk celsede bitirildi * Karaman’daki davaya tepkiler çığ gibi: Ensar’ı aklamak için tek celsede bitirdiler * Orası Ensar eviydi… İşte delili

cumhuriyet.com.tr
20 Nisan 2016 Çarşamba

Karaman’daki davaya tepkiler çığ gibi:
Ensar’ı aklamak için tek celsede bitirdiler

Karaman’da Ensar Vakfı ve KAİMDER’a ait kayıt dışı yurtlarda barınan 10 erkek öğrenciye ‘cinsel istismarda’ bulunan tecavüzcü öğretmen Muharrem Büyüktürk’e toplamda 508 yıl ceza verildi. Davanın ilk duruşmada sonuçlanmasına sosyal medyada tepki çığ gibi büyüyor.

Mahkeme, Muharrem Büyüktürk’e her mağdur çocuk için ayrı ayrı ceza verdi. Davanın ilk duruşmada sona ermesine sosyal medya twitter’da karar adeta infial yarattı.

[Haber görseli]

[Haber görseli]

[Haber görseli]

[Haber görseli]

[Haber görseli]
cumhuriyet.com.tr
20 Nisan 2016 Çarşamba

Orası Ensar eviydi… İşte delili

Karaman’daki Ensar/KAİMDER evlerinde çocuklara yapılan cinsel istismarda Vali, Milli Eğitim Müdürü, Ensar Vakfı Başkanı ve yetkilileri aynı yalanı söyledi. “Ensar’ın yurt ya da ev gibi bir yapılanması yok” dediler.

Gazeteport’un haberiyle göz göre göre söylenen yalan ortaya çıkarıldı. 31 Aralık 2012’de Ensar Vakfı Başkanı Ali Bağcı yanında yöneticilerle birlikte yerel Karaman Gündem internet sitesini ziyaret ediyor. Ali Bağcı burada bir açıklama yapıyor.

Açıklamada “Ensar Vakfı olarak kuruluşlarını tamamladıklarını fakir ve kimsesiz öğrencilere öğrenci evi olarak 4 katlı binayı tahsis ettiklerini ve 20’ye yakın imam hatip ortaokulu öğrencisinin kaldığını” söylüyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/519235/Karaman_daki_davaya_tepkiler_cig_gibi__Ensar_i_aklamak_icin_tek_celsede_bitirdiler.html

Posted in HUKUK-YARGI-ADALET, İrtica, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

TAVUKLARI SANSARDAN ÇOCUKLARI ENSAR’DAN KORUYUN DAVA JET HIZIYLA SONUÇLANDI * Tecavüzcüye 508 yıl ceza verilirken çocukların emanet edildiği Ensar vakfı ve Kaimder göz ardı edildi (Ne de olsa YARGI-YÜRÜTME-YASAMA ONLARIN) * Tecavüz sanığı öğretmenden itiraf: Ensar Vakfı ve KAİMDER yurtlarında tek sorumluydum

Ensar’la bağlantısını itiraf eden
tecavüzcü öğretmene 508 yıl ceza verildi

Karaman’da 10 erkek öğrenciye ‘cinsel istismarda’ bulunan ve Ensar Vakfıyla bağlantısını itiraf eden tecavüzcü öğretmen Muharrem Büyüktürk’e 508 yıl ceza verildi. Büyüktürk’ün mahkemedeki son sözleri “Ensar da KAİMDER de istediğini aldı, arada beni kurban ettiler” oldu.

Karaman’da kentin en önemli okullarından Gazi Mustafa Kemal İlkokulu’ndan görevli sınıf öğretmeni Muharrem Büyüktürk, Ensar Vakfı ile Karaman İmam Hatip Okulları Mezunları Derneği’ne (KAİMDER) ait kayıt dışı yurtlarda barınan 10 erkek öğrenciye ‘cinsel istismarda’ bulunduğu iddiasıyla geçen 5 mart günü tutuklandı. Ensar Vakfı’yla bağlantısını kabul eden tecavüzcü öğretmene toplamda 508 yıl 3 ay ceza verildi. İlk duruşmada biten davada mahkeme herhangi bir indirime gitmedi. Muharrem Büyüktürk’ün son sözleri: “Ensar da Kaimder de istediğini aldı, arada beni kurban ettiler” oldu.

Karaman’daki davaya tepkiler çığ gibi: Ensar’ı aklamak için tek celsede bitirdiler

Ve tecavüz sanığı öğretmenden itiraf:
Ensar Vakfı ve KAİMDER yurtlarında tek sorumluydum

KARAMAN’da 10 erkek öğrenciye ‘cinsel istismarda’ bulunduğu iddiasıyla tutuklanan ve hakkında 600 yıla kadar hapis cezası istenen sınıf öğretmeni 54 yaşındaki Muharrem B. yargılanıyor… Basına kapalı yapılan duruşmada zanlıyı savunması için bir avukat zor ikna edildi. Duruşmaya ses ve görüntülü sistemle katılması beklenen sanık duruşma salonunda ifade veriyor: Suçlamaları kabul etmiyorum…

Karaman’da kentin en önemli okullarından Gazi Mustafa Kemal İlkokulu’ndan görevli sınıf öğretmeni Muharrem B., Ensar Vakfı ile Karaman İmam Hatip Okulları Mezunları Derneği’ne (KAİMDER) ait kayıt dışı yurtlarda barınan 10 erkek öğrenciye ‘cinsel istismarda’ bulunduğu iddiasıyla geçen 5 mart günü tutuklandı.

İLK KEZ HAKİM KARŞISINDA

Mağdurlardan 7’sine tecavüz, 2’sine cinsel istismar, 1’ine de müstehcen görüntü izletip taciz etmekten 600 yıla yakın hapsi istenen sanık Muharrem B., ‘kasten yaralama’ ‘çocuğu müstehcen yayınları okumaya ve seyretmeye teşvik’, ‘çocuğun nitelikli cinsel istismarı’, ‘cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyet yoksun kılma’, ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçlamalarından Karaman Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor

Sanık öğretmen duruşma salonunda… İşte ifadesi;

-’Tacavüzcü öğretmen’ duruşma salonuna getirildi, iddianame okundu.

- Sanık öğetmen Muharrem B. ilk ifadesinde hakkındaki suçlamaları reddetti

-”Ben yapmadım. polisler çocukları yanlış yönlendirmiş… Polis bana baskı uyguladı. ‘Sen anlat burada ceza almazsın’ dedi.

-Eşcinsel değilim, tutuklamasınlar diye öyle söyledim, kimseye tecavüz etmedim… Çocuklar kendi aralarında yaptıklarını benim üzerime atıyorlar” (İddianameden basına yansıyan bir haberde Muharrem B.’nin çocuklara cinsel istismarda bulunduğunu itiraf ettiği belirtilmişti)..

-Çocuklara porno izlettirerek cinsel istismarda bulunduğu belirtilen Büyüktürk, “Çocuklar fen dersinde hayvanlarda üremeyi sordular, bende google ve youtube video açtım” dedi…

-”Polis seni sadece Adana’da hastaneye yatırırlar” dediği için önce iddiaları kabul etmiştim… Ben sadece öğrencilerimin ve velilerin olduğu ortamda yargılanmak istiyorum…

-Çocukların sınav dönemlerinde, onları teselli etmek için yanlarına yatıyordum…

- Ensar Vakfı ve KAİMDER avukatları dosyayı incelemek için ek süre istedi.

-Sanık Muharrem B.: Bana komplo kuruldu.

Sanık öğretmen Ensar’ı yalanladı

- Ben Ensar Vakfı ve Kaimder yurtlarında tek sorumluydum…

Ensar Vakfı konuyla ilgili yapılan açıklamada öğretmenin 2013 yılında 5 aylık bir süre için gönüllü olarak vakfımız şube merkezinde etüt öğretmenliği yaptığı söylemiş; olayla ilgili haber yapanlar ve konuyu gündeme getirenleri ise linç kampanyası başlatmakla suçlamıştı. Vakıf açıklamasında şu satırlara yer vermişti: “Bu iğrenç olayı kullanarak Vakfımızın adını karalamaya çalışan, itibar suikastı için tüm çirkefliklerini ortaya saçan kötü niyetli kişi ve gruplara yönelik hukuki haklarımızı kullanacağımızı belirtmek isteriz.”

-Avukat sanık öğretmenin beraatini istedi…

-Karaman davasında ‘Tanık’lar: Sanık çok sevilen, saygıdeğer biri.. çocukları çok seven biri, çocuklar da onu çok seviyordu’

-Avukat Ütebay: Sanığa ait bilgisayar kayıtları suça dair ciddi emareler taşıyor.

-Avukatlar soruşturmanın genişletilmesini talep etti.

Duruşmadan notlar

-Kapalı oturum olarak yapılacak duruşmaya basın mensupları da alınmadı.

-1 avukat zanlıyı savunması için zor ikna edildi…

Salonda tepki çeken talep

-Ensar Vakfı Başkanı Cenk Dilberoğlu duruşmaya avukatlık cübbesiyle gelerek, ‘çocuklar adına buradayız’ dedi.

-Davaya ‘mağduruz’ diyerek müdahil olmak isteyen Ensar Vakfı ve KAİMDER salonda tepkiyle karşılandı.

-Adliye önünde; şeriata, faşizme, karanlığa geçit yok, tecavüzü örtbas edemezsiniz, Takipteyiz sorumlulardan hesap soracağız’ pankartaları de dikkat çekerken grup hükümet aleyhinede slogan attı. ‘Cinsel istismarı’ protesto eden kadınlar adliye önünde oturma eylemi başlattı..

-Barolar ve katılma talebi olan kurumlardan avukat isimleri alındı… Baroların ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın müdahillik talebi kabul edildi.

Ensar Müdahil

-Onlarca çocuk derneği, milletvekili ve siyasi partinin müdahillik talebi reddedilirken; Ensar Vakfı’nın “mağdur oldukları” gerekçesiyle yaptığı talep kabul edildi. STK (Sivil Toplum Kuruluşları)’lar ve vekiller itiraz etti…

-Duruşma salonundan vekiller çıkarıldı…

-Davayı takip edecek olan avukatların isimlerinin okunup içeri alınması 45 dakika sürdü..

-Karaman Cumhuriyet Savcısı Murat Ünlü’nün hazırladığı ve 14 sayfalık iddianame okundu.

-Mahkeme Başkanı: Gizlilik önemli çocukların aileleri bile bilmiyor, bilmelerini uygun görmedik.

-’Bugün karar verebilirim, benim kararım hazır’ diyen Mahkeme Başkanı çark etti: Karar hazır demedim, dosya hazır dedim…

Avukatlar isyan etti: Soru soramadık, dosyayı bilmiyoruz, yargılamayı bile duyamıyoruz

Duruşma öncesinde, peş peşe yapılan ön duruşmalarla mağdur çocukları dinledi ve mağdurların ifadelerini aldı. Ereğli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Muharrem B.’nin, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması bekleniyordu.

Müdahil avukatlardan Ankara Barosu’na kayıtlı İmdat Balkoca, sanık Muharrem B.’nin gece adliyeye getirildiğini söyledi.

ENSAR VAKFI TABELASINA KAMUFLAJ

Duruşma nedeniyle kentin girişlerinde polis, kente giren araçları durdurup , tek tek kimlik kontrolü yapıldı ve üst aramasından geçirildi. Adliye çevresinde yaklaşık 3 kilometrelik alan ise polis tarafından demir bariyerlerle çevrildi.

İddianamede adı geçen Ensar Vakfı’nın, Karaman Şubesi binasındaki tabelalar ise binaya Türk bayrağı asılarak kamufle edilmeye çalıştı.

Adliyeye girmek isteyenler sabahın ilk saatlerinden itibaren kimlik ve üst aramasından geçirilerek içeri alınmaya başlandı. Adliye önünde, çevre il ve ilçelerden gelen takviye polis ekipleri ve TOMA’larla yoğun güvenlik önlemi alındı.

VALİLİKTEN YASAKLAMA

Karaman Valiliği de duruşma nedeniyle, davanın devam ettiği süre boyunca Karaman il sınırları içerisinde her türlü toplanma, basın açıklaması, toplantı, gösteri yürüyüşü, miting, oturma eylemi, stant açma, çadır kurma gibi etkinliklerin yasaklandığını resmi internet sitesinden duyurdu.

Karaman’daki tecavüz olayında iğrenç ayrıntılar: Seni Allah rızası için seviyorum

14 yılında Ensar Vakfı yurdunda kalan bir çocuğun, gece yatağına uyurken yanına gelip tacizde bulunan Muharrem B.’nin kendisine “Ben seni Allah ve Resulün rızası için seviyorum’’ dediği ortaya çıktı

Mağdurlardan 7’sine tecavüz, 2’sine cinsel istismar, 1’ine de müstehcen görüntü izletip taciz etmekten 600 yıla yakın hapsi istenen sanık Muharrem B.’nin, cinsel istismarda bulunduğu mağdura “Ben seni Allah ve Resulün rızası için seviyorum” dediği de iddianamede yer aldı. Mağdur öğrenciler de yaşadıklarını anlatırken kan donduran ifadeler verdi.

Karaman’da infiale neden olan yurtta kalan çocuklara öğretmenin tecavüz etmesiyle ilgili Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamenin Karaman Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle dava süreci hızla ilerliyor. Soruşturmayı yürüten savcı Murat Ünlü tarafından 16 Mart günü iddianamenin sunulmasının ardından mahkeme 20 Nisan’a duruşma günü verildi. Ancak mahkeme, bu arada peş peşe yapılan ön duruşmalarla mağdur çocukları dinledi. Görüntüye alınan mağdurların ifadelerinde anlattıkları olaylar, önümüzdeki Çarşamba günü yapılacak duruşmada tutuklu sanık Muharrem B.’ye sorulacak ve savunması alınacak.

Hukukçular, mağdur ve tanık ifadelerinden adli tıp raporlarına dosyanın büyük oranda tamamlandığı davanın hızla sonuçlanabileceğini söyledi.

İDDİANAMEDE NELER VAR?

Karaman’da küçük yaştaki çocukların barındığı vakıf ve dernek yurtlarında uğradığı tecavüz ve zulmü, Karaman Cumhuriyet Savcısı Murat Ünlü’nün hazırladığı iddianame tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkardı. İddianameye göre, tecavüz ve cinsel istismar olayları, kentin en iyi okullarından Gazi Mustafa Kemal İlkokulu’nda sınıf öğretmeni olan Muharrem B.’nin gönüllü olarak Ensar Vakfı ile KAİMDER’e ait yurtlarda görev aldığı 2012 ve 2015 yılları arasında gerçekleşti.

Yaşları 13 ve 16 yaş arasındaki 10 erkek öğrencinin cinsel istismara uğradığı olay, mağdurlardan birinin okula gitmek istememesi üzerine ablası tarafından Konya’da psikologa götürülmesiyle ortaya çıktı. Öğrencinin, kaldığı yurttaki öğretmeninin müstehcen görüntüler izlettiğini söylemesi üzerine psikolog durumu Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirdi. Hazırlanan soruşturma dosyası, olay yeri Karaman olduğu için yetkisizlik kararıyla Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.

Karaman’da soruşturmayı başlatan Cumhuriyet Savcısı Murat Ünlü’nün ifadesini aldığı mağdur öğrenci 2014/2015 öğretim yılında Karaman’da KAİMDER yurdunda kalırken yurtta görevlendirilen öğretmen Muharrem B.’nin kendisine ve diğer öğrencilere bilgisayardan insan ve hayvanların müstehcen görüntülerini izlettiğini, eşiyle yaşadığı ilişkileri anlattığını, bir arkadaşını yatağına çağırdığını, kendisini de çağırdığını ancak gitmediğini anlattı. Bu anlatımlar üzerine savcı Ünlü, öğretmen Muharrem B.’nin uzun süre tecavüz ettiği, cinsel istismarda bulunduğu ve müstehcen görüntüler izlettiği 10 çocuğu tespit etti. Mağdurların doktor raporları ve ifadeleri alındı.

10 mağdur çocuğun, sanık öğretmen Muharrem B.’nın birinci katını lojman olarak kullandığı 3 katlı KAİMDER yurdunda kaldığı, bunlardan 3’ünün daha önce Ensar Vakfı yurdunda kaldıkları iddianamede yer aldı. Ensar yurdunda da görev yapan sanığın bu 3 çocuktan 2’sinin yine cinsel tacizde, 1’inde de cinsel istismarda bulunduğu kaydedilen iddianamede sanık Muharrem B.’nin tecavüz ettiği çocuklara “Bunlar aramızda sır olarak kalsın, kimseye anlatma’’ dediği belirtildi.

İddianamede, 2014 yılında Ensar Vakfı yurdunda kalan bir çocuğun, gece yatağına uyurken yanına gelip tacizde bulunan Muharrem B.’nin kendisine “Ben seni Allah ve Resulün rızası için seviyorum’’ dediğini anlattığı da yer aldı.

Mağdur öğrencilerin ifadelerinde Muharrem B.’nin 2015- 2016 öğretim yılı başında Ereğli’de ev kiralayıp 5 öğrencinin kaydını buraya aldırdığı, hafta sonları eve gelip öğrencilere cinsel istismarda bulunduğu, bazı öğrencileri de kendi köyüne götürüp cinsel istismarı sürdürdüğü iddianamede yer aldı.

SANIK EŞCİNSEL Mİ?

Tutuklu sanık Muharrem B.’nin 2014 yılında KAİMDER’deki bir yönetici aracılığı ile tanışıp evlendiği eşi H.B.’nin de ifadesinde sanığın farklı kişiliğe sahip olduğunu ve cinsel birliktelik yaşamadıklarını söylediği iddianamede belirtildi.

Tutuklu sanık Muharrem B.’nin iddianamede yer alan ifadesinde, “Ben eşcinselim, 10 yaşımdan itibaren hemcinslerime ilgi duyuyorum. Üzerime atılı suçlamayı kabul ediyorum, pişmanım, tedavi olmak istiyorum” dediği de yer aldı.

İddianamede mağdur öğrencilerin öğrenim gördüğü Karaman İmam Hatip Ortaokulu ve sanığın sınıf öğretmeni olarak görev yaptığı Gazi Mustafa Kemal İlkokulu’nun yöneticileri ile KAİMDER yöneticilerinin tanık olarak ifadelerine başvurulduğu belirtildi. Ayrıca iddianamede suçlamaların meydana geldiği yerlerden KAİMDER için dernekler yasasına göre Valiliğe, Ensar Vakfı için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne müzekkere yazıldığı belirtildi .

 

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/516318/Karaman_daki_tecavuz_olayinda_igrenc_ayrintilar__Seni_Allah_rizasi_icin_seviyorum.html

Posted in HUKUK-YARGI-ADALET, İrtica, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Dünyanın en büyük yolsuzluklarından 17/25 Aralık bizde kapatılırken ABD’de sorgulanıyor * Bharara iddianameyi yeniledi…

cumhuriyet.com.tr
19 Nisan 2016 Salı

Bharara iddianameyi yeniledi…
Sarraf soruşturması Türkiye’ye yürüyor

New York Güney Bölgesi Savcısı Preet Bharara, Rıza Sarraf hakkında hazırladığı iddianameyi yeniledi. Türkiye, yeni iddianamede ABD çıkarlarına karşı komplo kurmak için işbirliği, İran’a uygulanan ambargoyu delmek, banka sahteciliği ve kara para aklama suçlarının işlendiği ülkeler arasında gösterildi.

ABD’nin saygın kamu yayın kuruluşu “Amerika’nın Sesi” Miami’de 19 Mart’ta gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Rıza Sarraf için New York Güney Bölgesi Savcısı Preet Bharara tarafından hazırlanan iddianamenin yenilenmiş haline ulaştı. Can Kamiloğlu imzalı habere göre 30 Mart’ta yenilenen iddianamede Türkiye ilk kez suçun işlendiği ülkeler arasında sayıldı.

4 ayrı suçlama

Savcı ilk iddianamede Sarraf’ın bazı şirketleri aracılığıyla Dubai ve Türkiye’de işlemler yaptığını özet olarak geçiyordu. Suçların hangi ülkelerde işlendiği yazmıyordu. Son iddianamede ise Türkiye bu suçların işlendiği yer olarak açık bir şekilde 4 ayrı suçlamayla ilişkilendirildi. Sarraf’a yöneltilen ABD çıkarlarına karşı komplo kurmak için işbirliği, İran’a karşı uygulanan uluslararası ambargoyu delmek, banka sahteciliği ve kara para aklama suçlamalarının işlendiği yer olarak New York ve Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte Türkiye de kaydedildi. Suç Türkiye’de işlendiği için savcı Sarraf’ın bu suçları kimlerle birlikte ve nasıl işlediğini araştırma hakkına ve dosyasına koyma, ifadesini alma hakkına sahip oldu. İlk iddianameyle bunu yapamazdı. Şimdi dosyanın ucunun nereye kadar gideceğini zaman gösterecek.

Tarihler değişti

İddianamede yapılan değişiklikte işlenen suçların tarihlerinde de değişiklikler yapıldı. Önceki iddianamede suçların işlenme tarihi olarak 2010 ile 2014 yılları gösteriliyordu. Yeni iddianamede ise tarih aralığı 2010- 2015 yılı olarak değiştirildi. Sarraf ile ilgili tüm suçlamaların başına yeni tarih dilimleriyle birlikte, ‘Rıza Sarraf, New York, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve her nerede bu suçlar işlendiyse’ ifadesi getirildi. İddianamede ayrıca New York’ta ismi gizli tutulan bir Çin bankasının da suçlara aracı olarak dahil olduğu iddiaları yer aldı.

YOK BÖYLE TESADÜF!

Haberde dikkat çeken bir başka unsur da soruşturmanın 17 Aralık 2015 tarihinde işleme konduğunun ortaya çıkması oldu. ABD federal adli sistemi resmi kayıtlarına göre, soruşturmanın başladığı resmi tarih Türkiye’de ‘17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Skandalı’ olarak anılan soruşturmanın ikinci yıldönümünde denk gelen 17 Aralık 2015. Haberde soruşturmanın başlatıldığı 17 Aralık’tan itibaren iddianamenin gizli olarak sisteme girdiği, gizlilik kararının da Sarraf’ın Miami’de tutuklanmasının ardından 21 Mart 2016 tarihinde kaldırılarak iddianamenin kamuoyuyla paylaşıldığı ifade edildi.

‘Özel anlamı yok’

Savcı Preet Bharara’nın ofisinden Cumhuriyet’e yapılan açıklamada da bu bilgi doğrulandı. Cumhuriyet’e konuşan yetkiliye göre 15 Aralık 2015 tarihinde büyük jurinin (grand jury) görüp kabul ettiği iddianame tekrar Bharara’nın ofisine gönderildi. Sarraf hakkındaki iddiaların ve kanıtlar yeterli görüldüğü ve Savcı Preet Bharara’ya soruşturma açma yetkisi veren juri kararı ile birlikte iddianame 17 Aralık 2015 tarihinde Bharara’nın ofisinde resmi olarak kayıtlara kondu. Tarihin 17 Aralık’ın ikinci yıldönümüne denk gelmesi ile ilgili olarak Bharara’nın ofisi adına konuşan yetkililer herhangi özel bir yorum yapılmaması gerektiğini belirtti.

‘Türkiye’ye sinyal mi’

New York Barosu ve Sarraf davasının görüleceği New York Güney Bölgesi Mahkemesi’ne kayıtlı avukat Cahit Akbulut da Amerika’nın Sesi’ne yaptığı açıklamada “Sarraf davasının ABD’de 17 Aralık tarihinde başlaması çok enteresan. Yılın 365 günü var. Böyle bir tarihi yakalamak 365’te bir şans ve o tarih yakalanmış. Çok çok büyük tesadüf olabileceği gibi Türkiye’de üzeri kapatılan soruşturmanın buradan çok güçlü bir şekilde başka yerlere de uzanabileceğinin ciddi sinyali olabilir” yorumunu yaptı.

Posted in HUKUK-YARGI-ADALET, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

New York Times’tan Merkel’e Erdoğan eleştirisi: Fidyeci kabadayıya taviz verdi

cumhuriyet.com.tr
19 Nisan 2016 Salı

New York Times’tan Merkel’e Erdoğan eleştirisi:
Fidyeci kabadayıya taviz verdi

New York Times başyazısında, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle Alman komedyen Jan Böhmermann hakkında soruşturma açılmasına onay vermesini eleştirdi.

Gazetenin bugünkü başyazısında, Alman komedyen Jan Böhmermann’nın yargılanmasının Angela Merkel tarafından onaylanması için “fidyecilere verilmiş taviz” benzetmesi yapıldı. “Fidyeyi ödemek kısa vadeli sorunu çözebilir ama tehlikeli sonuçları olacaktır” diye devam eden yazıda “Türkiye Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla açılmış 1845 dava var. Bu, Erdoğan’ın otoriter yönetiminden kaynaklanıyor ve bu yargılamayla onun bu yaklaşımı meşruluk kazanmış olacak” ifadeleri kullanıldı.

Yazıda, ” Siyasi ya da dini eleştiri özgürlüğü, liberal demokrasilerle otoriter rejimlerin arasındaki en temel farklardan biridir. İfade özgürlüğü otokratlar, diktatörler ve kabadayılarla uzlaşamaz” ifadeleri dikkat çekti.

Posted in FAŞİZM, MEDYA, YABANCI BASIN | Leave a comment

GERÇEK YÜZLERİ BU! * Türkiye’de 80 Bin değil, 120 Binden fazla Cami vardır. Cami yaptırma Derneklerinin büyük çoğunluğu, bu adamlar için para kazanma yoludur! Küçük çapta vurgunlar buralarda yapılır.Diyanetin kontrolünde olmayan Camilerde verilen kurslarda, çocukların beyinleri yıkanmakta, her biri Cumhuriyet düşmanı olarak yetiştirilmektedir.

28 Mart 2016
Rifat Serdaroğlu

GERÇEK YÜZLERİ BU!

Benim “Seccade Şeytanı” dediğim din tacirlerinin, yani kutsal dinimiz İslam’ı kazanç kapısı yapıp Müslümanları “Allah” ile kandıran sahtekârların gerçek yüzleri teker-teker ortaya çıkıyor.

Bu yazacaklarım sadece bu üçkâğıtçılar içindir. Amacım, inancını Allah rızası için yaşayan, ibadetini de inancı gereği yapan, uydurulmuş İslam’a değil, indirilmiş gerçek İslam’a inanan mütedeyyin kitleye bazı gerçekleri göstermektir.

Son günlerde art arda gelen, küçücük yavrulara yapılan tecavüz-taciz olayları ve bu olayların iktidar destekli vakıf okullarında gerçekleşmesi üzerinde durulması gereken çok önemli bir olaydır.

Bu sahtekârların en önemli istekleri “Ayrıcalıklı” olmaktır. Rahatça ve makbuzsuz para toplamak, kurban derilerini kendilerine almak, vergi vermemek, devlet organları tarafından denetlenmemek…

Türkiye’de 80 Bin değil, 120 Binden fazla Cami vardır. Cami yaptırma Derneklerinin büyük çoğunluğu, bu adamlar için para kazanma yoludur! Küçük çapta vurgunlar buralarda yapılır.Diyanetin kontrolünde olmayan Camilerde verilen kurslarda, çocukların beyinleri yıkanmakta, her biri Cumhuriyet düşmanı olarak yetiştirilmektedir.
Esas felaket, AKP iktidarı ile serbest bırakılan ve ne Diyanet ne de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından denetlenemeyen ve sayıları 10 Bin civarında olan “Kaçak Kur’an Kurslarıdır.”

Bunlar harap ve ilkel evlerde, hiçbir ilmi bilgisi olmayan hocalar tarafından çalıştırılmaktadır. Çok yakın zamanda buralarda çıkan yangınlar-soba zehirlenmeleri-yıkılmalar yüzünden yüzlerce çocuk hayatını kaybetmiştir. Buralarda meydana gelen tecavüz ve taciz olayları yüzlerle ifade edilebilir.

Bunların hepsi devletin kayıtlarında vardır. Bu yüzden 28 Şubat’ta, Kaçak Kur’an Kursları kapatılmış ve açılacak kurslar Diyanet Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığının izni ve denetimine bırakılmıştı. Ayrıca kurban derilerinin Cumhuriyet düşmanı Tarikat ve Cemaatler tarafından toplanması yasaklanmış, Türk Hava Kurumuna verilmesi sağlanmıştı.

28 Şubatta bunların para kaynakları kesilmiş, garibanları dolandırmaları, çocukları zehirlemeleri engellenmişti. Bademlerin 28 Şubat dendiğinde hop oturup hop kalkmaları, bağırmaları bu yüzdendir. “Demokratik haklarımız engellendi, eziyet gördük” sözleri tamamen palavradan ibarettir. Hırsızlık yapan adam nasıl Müslüman olamaz ise, biat kültürüne inanan, malını mülkünü namusunu bir Tarikat-Cemaat Liderine veren kişiler de demokrat olamaz.

Cami Yaptırma Derneklerinin bir boy büyüğü “Deniz Feneri” gibi yardım dernekleri ve “İşçi Şirketleri” adı altında yapılan para tuzaklarıdır. Almanya Deniz Feneri e.V gibi “Avrupa’da Yüzyılın Soygunu” denilen büyükçe hırsızlıklar buralarda yapılır.

Savaş olan, doğal afete uğrayan bölgelerde yaşayan Müslümanlar gerekçe gösterilerek yapılan yardım soygunları daha büyük ölçüde vurgunlardır. “Bosna’ya Yardım” “Myanmar’a Yardım”, Pakistan, Filistin Yardımları gibi…

En büyük soygunlar ise, iktidarı ele geçirip “Milyar Dolarlık-Avroluk” vurgunlar yapıp, “Bu paralar Cihad için-İslam Devleti kurmak içindir” yalanını söyleyerek yapılır. Haram Havuzundan beslenen Havuz Medyası, sabaha kadar arabalarla taşınmalarına rağmen bir türlü sıfırlanamayan haram paralar buna örnektir…

Şimdi koltuğunuza oturun ve düşünün;
Bademler mi Müslüman?
Bademler mi Namuslu?
Bademler mi Demokrat?

Senelerdir yazdığım yazılar sebebiyle hakkımda çok dava açıldı.
Ne hikmetse, yolsuzluk yaptılar hırsızlık yaptılar diye yazınca bu konuda dava açamıyorlar!
Prof. Yusuf Halacoğlu, Erdoğan’ın üniversite diploması sahtedir diye konuşuyor ve belgeleri ortaya koyuyor. Onu da mahkemeye veremiyorlar!

Neden dersiniz! Bunların eski hallerini bildiğimizden ve yolsuzluklar-hırsızlıklar hakkındaki belge ve bilgilerin mevcut olmasından dolayı olabilir mi?

Bademlerin gerçek yüzlerini birer-birer ortaya koyacağız…

Sağlık ve başarı dileklerimle

Posted in İrtica, Rifat SERDAROĞLU yazıları, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

CEHALET+İHANET= FELAKET * Kendi adamlarına kurdurdukları vakıfların okullarında, küçücük çocuklar öğretmen müsveddeleri tarafından defalarca ve senelerce tecavüze uğrarlar! Bunlar kuldan utanmadan, Allah’tan korkmadan o vakıflara gidip, nutuk atarlar!

26 Mart 2016
Rifat Serdaroğlu

CEHALET+İHANET= FELAKET

Cehalet ve İhanet birleşirse, ortaya “Felaket” adlı bir şeytan çıkar.
14 senelik AKP İktidarının sonunda Türkiye’mizde her yönüyle büyük bir felaket yaşıyoruz.

Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin “GÖZ YUMMALARI ve İŞBİRLİĞİ” yüzünden ülkemize giren tonlarca bomba, on binlerce ağır ve uzun namlulu silah ve binlerce katil militan, her gün çocuklarımızın canlarını almaya devam ediyor!

Bu cinayetlerin siyasi sorumluları ise büyük bir pişkinlik ve ahlaksızlıkla yerlerinde oturmaya ve yıkıma seyirci kalmaya devam ediyorlar! Kendi gelecekleri ve korkuları için, haram paralarını ve ihanetle süslenmiş koltuklarını korumak uğruna, Türk Milletinin geleceğinin yok edilmesine izin veriyorlar!
İşte size felaket…

Kendi adamlarına kurdurdukları vakıfların okullarında, küçücük çocuklar öğretmen müsveddeleri tarafından defalarca ve senelerce tecavüze uğrarlar! Bunlar kuldan utanmadan, Allah’tan korkmadan o vakıflara gidip, nutuk atarlar! Türkiye’de Anayasa ve Yasalarla kurulması yasak olan, on binden fazla “Kaçak Kur’an Kursu” , AKP’nin göz yumması yüzünden faaliyet göstermektedir.

Burada ehliyetsiz, çapsız kişiler İslam Dinini öğretmek iddiasıyla, çocuklara her türlü tacizi yapmakta ve bu çocuklar birer Cumhuriyet düşmanı olarak yetiştirilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığından ve Diyanet İşleri Başkanlığından izinsiz olan bu kaçak kurslar, aynı zamanda İslami Terör örgütlerinin eleman ihtiyaçlarını da karşılamaktadır.
Allah aşkına, bunun adı felaket değil de nedir?

Anayasamızın 141. Maddesi, “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir” demektedir.
Sadece “Gazetecilik” yaptıkları Anayasa Mahkemesi kararı ile kesinleşen iki gazetecinin davasını 12 ülkenin Büyükelçisi ve Başkonsolosu mahkeme salonuna gelerek izlemek istedi.

Fakat mahkeme “Gizlilik Kararı” aldı! Bu kararın alınmasında “Onu öyle bırakmam” diyen kaçak sarayın etkisi tartışılamaz…Bir ülkenin en büyük zenginliği “Hukuk Devleti” olmasıdır. AKP İktidarı döneminde bu ilke yerle bir edildi ve adalete olan güven vatandaş nezdinde dibe çöktü.
Alın size bir felaket daha…

Bunların hepsi tamam ve doğru da, boğazına kadar harama bulaşmış utanmayı bırakmış bir iktidarı demokratik rejim içerisinde kalarak nasıl ve kiminle indireceğiz?
CHP, AKP’yi devirip iktidar olabilir mi? Böyle bir gayret, çalışma var mı?
MHP, ister Bahçeli ile ister başka biri ile sizce iktidara aday bir parti midir?

Bu görevi yapacak yeni bir siyasi oluşum gerçekleştirilmezse, bu sapkınlar Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tabutuna son çivileri de çakacaklar.

Yıllardır yapılması gerekeni anlatıyor, yazıyoruz. Hadi biz derdimizi anlatamadık!
Sadece bu hafta 26 vatan evlâdını toprağa verdik. 100’ ün üstünde çocuğumuz yaralandı, sakat kaldı. Bu da, felaketin boyutunu anlatamadı değil mi?

Yozgat-Sorgun’da ezanı huşu içinde dinleme pozu veren Cumhur’un Başı, Ensar Vakfında tecavüze uğrayan bebeler için tek laf etmedi! Bu da uyandırmadı değil mi?
Cumhur’un Başı, “Hayırsever, başarılı bir iş adamıdır” dediği Reza Zarrab adlı soyguncu için de tek laf edemedi! Devletin soyulması da Türk Milletini uyandırma görevini yapamadı, değil mi?

Bitmedi çilemiz, bitmedi gitti…

Sağlık ve başarı dileklerimle

Posted in Politika ve Gundem, Rifat SERDAROĞLU yazıları, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

ÇOCUK * Türk basın tarihinde çocuk dergileri * 23 NİSAN * İçki içmediği halde iktidar sarhoşu olan cahil cühela üç tane takunyalının çağdaşlığı geriye çevirebilmesi mümkün değildir. Olmayacak duaya amindir.

Sözcü
Yılmaz Özdil
Mart 31, 2016

Çocuk

Bu topraklardaki ilk çocuk dergisi Mümeyyiz’di. Padişah birinci Abdülaziz döneminde 1869’da Sıtkı efendi tarafından çıkarılmıştı. Haftalıktı. İçeriğinde öyküler, şiirler, fıkralar, zeka oyunları vardı. Yanlış eğitim yöntemlerini eleştirir, dayağa karşı çıkan yayınlar yapardı. İlericiydi.

1875’te Sadakat çıktı. Mehmet efendi tarafından yayımlanan dergi, eğitsel yazılara, küçük hikayelere, soru cevaplara yer verirdi. Dili son derece sadeydi, o dönemler pek moda olan ağdalı cümlelerden uzak dururdu. Bademler okuyunca inanmakta güçlük çekecek ama, Osmanlıcı değil, Türkçeci’ydi. Lisanımızın “Türkçe” olduğuna özellikle vurgu yapardı.

1876’da Arkadaş çıktı. Mehmet Şemsettin tarafından yayımlanan dergide, hayvanlar ve teknolojik araçlar tanıtılıyordu. Avrupa’dan çocuklara dair haberler verirdi. Ufuk açıcıydı.

1880’de Bahçe çıktı, içeriğine mizah kattı, eğlendirerek öğretirdi. 1881’de Çocuklara Kıraat çıktı, seyahat kavramıyla tanıştırdı, Avrupa şehirlerinin, Avrupa’daki görkemli binaların resimlerini yayınlardı.

1896’da Çocuklara Mahsus Gazete çıktı. Osmanlı’nın en uzun süreli çocuk dergisiydi, 14 sene basıldı. Avrupa dergilerinden resimler, çeviriler yayınlıyordu. 1905’te Çocuk Bahçesi çıktı, Tevfik Fikret, Mehmet Emin Yurdakul, Hüseyin Cahit Yalçın gibi efsaneler, çocuklar için matrak öyküler yazıyordu.

23 Nisan… Mustafa Kemal Atatürk, dünyanın ilk ve tek çocuk bayramını, çocuklarımıza armağan etti.

Cumhuriyet ilan edildi, 1923’te Çıtı Pıtı çıktı, monoloğu diyaloğa çevirdi, okurları, yani çocukları yazmaya özendiren bir dergiydi. 1926’da Gürbüz Türk Çocuğu çıktı, çocuklara sağlıklı yaşam kavramını öğretiyor, gıda ve sporla alakalı bilgiler veriyordu.

1928’teki Harf Devrimi’nden sonra çocuk yayıncılığı, yetişkin yayıncılığı kadar önem kazandı. Çocuk Sesi, Mektepli, Afacan Arkadaş, Rüya, Yuva, Yavru Türk, Gelincik… 1928-1945 arasında 23 çocuk dergisi yayımlandı. Fotoğraflar, karikatürler devreye girdi. Çocukların bilgi dağarcığı büyürken, hayal gücü zenginleşti. Merak eden, soru soran, keşfetmeye cesaretlenen, icat etmeye yüreklenen nesiller yetişmeye başladı.

23 Nisan 1945.
Doğan Kardeş çıktı.

Çocuk dergiciliğinde devrimdi. Sanat, bilim, kültür, aydınlanma meşalesiydi. Kazım Taşkent’in sahipliğinde, Vedat Nedim Tör ve Şevket Rado’nun yönetiminde, Yapı Kredi Bankası’nın desteğiyle yayımlanmaya başlandı.

Doğan… Yapı Kredi’nin kurucusu Kazım Taşkent’in oğluydu. İsviçre’de yatılı okurken, 1939’da Alplerde meydana gelen heyelanda, henüz on yaşındayken hayatını kaybetmişti. Doğan Kardeş, Doğan’ın anısını yaşatmak için çıkarılmıştı. Tüm çocukların kardeşi olmuştu.

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirleri, Tomris Uyar’ın çevirileri, Aziz Nesin’in Gülten Dayıoğlu’nun Nezihe Araz’ın Muzaffer İzgü’nün Pınar Kür’ün yazıları yayınlanıyordu. İdil Biret’in Suna Kan’ın Sevin Okyay’ın Halit Refiğ’in değerli ağabeyim Müjdat Gezen’in mektupları yeralıyordu. Altan Erbulak, Selma Emiroğlu, Mıstık, Gevher Bozkurt, Yalçın Çetin, Güngör Kabakçıoğlu, Emine Bora, Sezgin Burak gibi ustalar çiziyordu.

Kuşe kağıda basılmış, rengarenk sayfalarıyla, sporu, doğayı, uzayı anlatıyordu. Tiyatroyu resimi müziği heykeli baleyi karikatürü sevdirirken, Dede Korkut’u Keloğlan’ı Hacıvat’la Karagöz’ü ihmal etmiyor, halk hikayelerine, Anadolu masallarına geniş yer veriyor, geleneksel değerlerimizi çağdaş kent kültürüyle harmanlıyordu.

33 sene… 1945-78 arasında yetişen nesillerde derin izler bıraktı.

1977’de Milliyet Çocuk çıktı. Derginin başında Abdi İpekçi vardı, sorumlu yönetmenliğini Ülkü Tamer yapıyordu. Bilgi hazinesiydi. Yazar kadrosunda Aziz Nesin, Tarık Dursun K., Haldun Taner, Bekir Yıldız, Selim İleri, Yaşar Kemal, Müjdat Gezen, Orhan Boran, Yalvaç Ural vardı. Tarık Akan, Cem Karaca, Ajda Pekkan, Cüneyt Arkın, Ayşen Gruda gibi sanatçılar, konuk yazar olarak yeralıyordu. Dünya klasiklerini, dergi ebatında 32 sayfa çizgi roman, özet şeklinde, ilave olarak veriyordu. Bu özet çizgi romanlardan itibaren, Türkiye’de dünya klasiklerinin satışında adeta patlama yaşandı. Özet çizgi romanla tanışan çocuk, mutlaka gidip, orijinal kitabı da alıyordu.

Ve 2016… Diyanet işleri başkanlığının çocuk dergisi, çocuklara çizgi hikayeyle vizyon verdi, “şehit olmak ne güzel, keşke şehit olabilsem.”

Yani?

Yanisi şu… Tee 1869’da başlayan 150 senelik süreci “bakın ne hale getirdiler, vah vah” diye yazmıyorum. Tam tersine… 150 senelik birikime güvenin diye yazıyorum.

İçki içmediği halde iktidar sarhoşu olan cahil cühela üç tane takunyalının çağdaşlığı geriye çevirebilmesi mümkün değildir. Olmayacak duaya amindir.

Mümeyyiz’le Arkadaş’la büyüyen, Afacan’la Milliyet Çocuk’la yetişenler var bu ülkede… Doğan Kardeş nesillerine güvenin.

Posted in MEDYA, Yılmaz Özdil | Leave a comment

Sen kimsin! * Asrın liderimiz, Türkiye’nin kredi notunu düşüren Standard&Poor’s’a karşılık verdi, “bunu Tayyip Erdoğan’a yutturamazsın, sen kimsin!”

Sözcü
Yılmaz Özdil
Mart 29, 2016
Sen kimsin!

Asrın liderimiz, Kemal Kılıçdaroğlu’na sinirlendi, “çıkmış şimdi, ben burada olduğum sürece başkanlık sistemi gelemez diyor, sen kimsin!”

Asrın liderimiz “versin Bilal’i alsın iktidarı” diyen Devlet Bahçeli’ye öfkelendi, “evladı olmadığı için bu çirkin saygısızlığı yapıyor, eğer oğlum yolsuzluk yaptıysa, bunun hesabını yargı sorar, sen kimsin!”

Asrın liderimiz, Suriye politikasını eleştiren Selahattin Demirtaş’a hatırlattı, “gerek Özgür Suriye ordusunun, gerekse peşmergenin Kobani’ye girişine biz müsaade ettik, sen kimsin!”

Asrın liderimiz, başkanlık sevdasını eleştiren New York Times’a gazetecilik öğretti, “sen bir gazetesin haddini bileceksin, sen kimsin!”

Asrın liderimiz, Fethullah Gülen’e haddini bildirdi, “neymiş efendim, Pensilvanya’daki zat ne derse doğruymuş, kimmiş o yav!”

Asrın liderimiz, Tüsiad’ın ağzının payını verdi, “neymiş, muhatapları başbakanmış, cumhurbaşkanı değilmiş, sen beni muhatap görsen ne yazar görmesen ne yazar, sen kimsin!”

Asrın liderimiz, 23 Nisan çocuk bayramı vesilesiyle, makam koltuğunu ilkokul öğrencisine devretti. Gazeteciler, sembolik başbakan olan çocuğa, en başarılı bakanlar hangileri diye sordu. Çocuk, dışışleri ve enerji bakanlarını beğeniyorum dedi. O sırada salonda bulunan milli eğitim bakanı “niye beni söylemedin, seninle dışarda görüşürüz” diye espri yapınca… Asrın liderimiz devreye girdi, çocuğa akıl öğretti, “senin bu bakanı derhal toplantıdan kovman lazım, sen kimsin ki başbakana laf söylüyorsun demen lazım!”

Asrın liderimiz, Akp’yi eleştiren 9’uncu cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e giydirdi, “Chp’nin akıl hocası 87 yaşındaki zat gazete gazete dolaşıyor, ortalığı karıştırıyor, otur oturduğun yerde, sen kimsin!”

Asrın liderimiz “sayın Öcalan” ifadesi nedeniyle kendisini eleştiren Deniz Baykal’a açtı ağzını yumdu gözünü, “bizimle aşık atamazsın, sen kimsin!”

Asrın liderimiz, miting yapmak üzere Almanya’ya gelmesini eleştiren Yeşiller Partisi eşbaşkanı Cem Özdemir’e seslendi, “sen kökenin itibariyle böyle konuşma hakkına sahip değilsin, sen kimsin!”

Asrın liderimiz, Türkiye’nin kredi notunu düşüren Standard&Poor’s’a karşılık verdi, “bunu Tayyip Erdoğan’a yutturamazsın, sen kimsin!”

Asrın liderimiz, Yassıada projesine karşı çıkan çevrecilere cevap verdi, “adamıza el sürdürmeyiz diyorlar, Yassıada bizimdir diyorlar, sen kimsin!”

Asrın liderimiz, Barolar Birliği Başkanı Profesör Metin Feyzioğlu’na hukuk öğretti, “sen kimsin de ayar vermeye cüret ediyorsun, Avrupa Birliği’nden bahsediyor, HSYK’ya değiniyor, sanat hakkında görüşlerini aktarıyor, tövbe tövbe, kimsin sen ya!”

Asrın liderimiz, TBMM adalet komisyonunda söz almak isteyen Yarsav eski başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na yol yordam gösterdi, “çok meraklıysan milletvekili olursun, sen kimsin!”

Asrın liderimiz, Rumelihisarı’na mescit yapılmasına karşı çıkan sanatçılara verdi veriştirdi, “kimin bağından kimi kovuyorsunuz, orası zaten ibadet mekanı, siz kimsiniz!”

Asrın liderimiz, Can Dündar ve Erdem Gül’ün duruşmasını takip etmek üzere adliyeye gelen konsoloslara diplomasi dersi verdi, “burası senin ülken değil, burası Türkiye, diplomasinin de bir edebi var, adabı var, siz kimsiniz!”

Şimdi diyeceksiniz ki, buraya kadar okuduk, acaba yazı nereye bağlanacak?

Asrın liderimizin 14 senedir dilinde tüy bitti, gene de anlatamıyor galiba… İster bağlanır ister bağlanmaz kardeşim, siz kimsiniz!

Posted in Yılmaz Özdil | Leave a comment