Bomba ses kaydı: Seçim için savaş planı * Erdoğan skandal ses kaydını kabul etti *Skandal ses kaydı devletin zirvesini hareketlendirdi

YouTube’a ‘secim gudumu’ isimli bir hesapla yüklenen son ses kaydında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ferdidun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’e ait olduğu öne sürülen üç ses, Suriye’ye ilişkin savaş planlarını konuşuyor. Suriye’ye savaş açmak için inanılmaz ifadelerin yer aldığı ses kaydı, sosyal medyanın gündemine bomba gibi düştü

Cumhuriyet.com.tr
27 Mart 2014 Perşembe

Bomba ses kaydı: Seçim için savaş planı

30 Mart’taki seçime az bir süre kala Türkiye ile Suriye arasında gerilen ipler, savaş ihtimalinin kamuoyunda yüksek sesle konuşulur hale gelmesine neden oldu. İnternete sızdırılan Suriye ilgili son ses kaydı ise bomba etkisi yaratacak cinsten.

Seçime sayılı günler kala internete ses kayıtları sızdırılmaya devam ediyor. YouTube’a ‘secim gudumu’ isimli bir hesapla yüklenen son ses kaydında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ferdidun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’e ait olduğu öne sürülen dört ses, Suriye’ye ilişkin konuşuyor.

‘Ortam dinlemesi’ olduğu iddia edilen ses kaydında Ahmet Davutoğlu’nun “‘Başbakan, bu (Süleyman Şah Türbesi) bir imkan gibi değerlendirilmeli bu konjoktürde’ dedi” ifadelerini kullandığı belirtiliyor. Ses kaydında Hakan Fidan’a ait olduğu öne sürülen sesin ise “Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırığ savaş gerekçesi üretirim, Süleyman Şah Türbesine’de saldırtırız” dediği iddia ediliyor. Feridun Sinirlioğlu’nun “Ulusal güvenliğimiz son derece pespaye ucuz bir iç politika malzemesi haline geldi” dediği iddia edilen ses kaydında, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in “Direk savaş sebebi yani yapacağımız iş direk savaş sebebi” dediği öne sürülüyor.

Davutoğlu’ndan uluslararası ısrarı

Hakan Fidan’ın ‘Neden illa Süleyman Şah Türbesi ısrarı?’ sorusuna Ahmet Davutoğlu, gerekçenin uluslararası kamuoyunda da kabul görmesi gerektiğini söylediği iddia ediliyor. Davutoğlu, “Amerikan Dışişleri Bakanı Kerry’e sağlam bir gerekçe haricinde sert tedbir alalım diyemeyiz, Kerry bana şunu söyledi; ‘Siz kararınızıvurma konusunda kararınızı verdiniz mi?’ diye sordu” hatırlatmasını yaptığı ileri sürülüyor.

Cumhuriyet.com.tr
27 Mart 2014 Perşembe

Erdoğan skandal ses kaydını kabul etti

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı, internete sızdırılan şok Suriye ses kayıtlarını kabul etti.

Türkiye seçime giderken bugün şok bir ses kaydı daha yayınlandı. YouTube üzerinden ‘secim gudumu’ isimli hesaptan yayınlanan ses kaydında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ferdidun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’e ait olduğu öne sürülen dört ses, Suriye’deki duruma ilişkin konuşuyor.

ERDOĞAN KABUL ETTİ

Ses kaydının internette yayınlanmasının ardından kamuoyunda büyük bir tepki oluştur. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da partisinin Diyarbakır’daki mitinginde ses kayıtlarına ilişkin ilk açıklamasını yaptı. Erdoğan, ses kayıtlarını kabul etti. “Bugün Youtube’a bir şey düşürdüler. Dışişleri Bakanlığımızda ulusal güvenliğimizle ilgili, Suriye’de Süleyman Şah Türbesiyle ilgili bir görüşme yapılıyor” diye konuşan Erdoğan, “Bu görüşmeyi bile Youtube’a düşürüyorlar. Bu ahlaksızlıktır, bu adiliktir, bu alçaklıktır, bu namussuzluktur. Bunların inine gireceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet.com.tr
27 Mart 2014 Perşembe

Skandal ses kaydı devletin zirvesini hareketlendirdi

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, MİT Müsteşarı Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’e ait olduğu öne sürülen ses kaydı, Ankara’ya bomba gibi düştü. MGK’nin toplanacağı iddia edildi, Başbakanlık yalanladı. Bu arada ses kaydının ardından Gül ile Sinirlioğlu’nun görüştüğü bildirildi.

İnternete sızdırılan skandal ses kaydı, Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü. Kısa süre içinde özellikle sosyal medyada olay yaratan skandal kaydın ardından Ankara’nın harekete geçtiği iddia edildi. Dışişleri Bakanlığı’nda teyakkuza geçildiği öne sürülürken, Milli Güvenlik Kurulu’nun da olağanüstü toplanacağı iddia edildi. Başbakanlık yaptığı açıklamayla MGK’nin olağanüstü toplanacağı iddiası yalanlandı.

GÜL SİNİRLİOĞLU’NU ÇAĞIRDI

Söz konusu kayıtların internete sızması ve kısa sürede Türkiye’nin gündemine oturmasının ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Tarabya’da görüştüğü öğrenildi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/54767/Bomba_ses_kaydi__Secim_icin_savas_plani.html

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/54873/Erdogan_skandal_ses_kaydini_kabul_etti.html

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/54825/Skandal_ses_kaydi_devletin_zirvesini_hareketlendirdi.html

Posted in Bölücü KÜRTÇÜLÜK, EMPERYALİZM, FAŞİZM, ORTADOĞU ÜLKELERİ, Politika ve Gundem, SİYASİ TARİH | Leave a comment

BÖLÜCÜ KÜRT’LER KALKIŞMA HAZIRLIĞINDA *** EGM ve Jandarma İstihbarattan terör örgütüyle ilgili çarpıcı rapor

EGM ve Jandarma İstihbarattan terör örgütüyle ilgili çarpıcı rapor

Güvenlik güçleri, suikast eğitimi alan 500 PKK’lının Güneydoğu’ya yerleştirildiğini belirledi. Rapora göre şehir merkezlerinde beton sığınaklar yapıldı. Mazgallar aracılığıyla giriş tünelleri oluşturuldu. Sürecin sabote edilebileceği endişesiyle tüm birimler uyarıldı

EGM ve Jandarma İstihbarattan terör örgütüyle ilgili çarpıcı rapor

Em­ni­yet Ge­nel Mü­dür­lü­ğü (EGM) ve Jan­dar­ma Ge­nel Ko­mu­tan­lı­ğı İs­tih­ba­rat Dai­re Baş­kan­lık­la­rı ta­ra­fın­dan ha­zır­la­nan ra­por te­rör ör­gü­tü PKK’­nın böl­ge­de­ki var­lı­ğı­nı or­ta­ya koy­du. Ra­po­ra gö­re, se­çim­ler baz alı­na­rak KCK yü­rüt­me kon­se­yi üye­si Du­ran Kal­ka­n’­ın ta­li­ma­tıy­la, ‘kır­sa­la da­ya­lı şe­hir ge­ril­la­sı­’ gru­bu oluş­tu­rul­du. Bu kap­sam­da özel­lik­le Hak­kâ­ri ve Şır­nak, ör­güt için ‘kur­ta­rıl­mış ala­n’ ilan edil­di. Böl­ge­de gü­ven­lik güç­le­ri­ne kar­şı koy­mak için Kan­di­l’­de bom­ba­la­ma, sa­bo­taj ve sui­kast eği­ti­mi alan 500 mi­li­tan, 5’er ki­şi­lik grup­lar ha­lin­de böl­ge­ye gön­de­ril­di.

Ra­po­ra gö­re şe­hir mer­kez­le­ri­nin be­lir­li nok­ta­la­rı­na ör­güt men­sup­la­rı­nın sak­la­na­bi­le­ce­ği sı­ğı­nak­lar ya­pıl­dı. Bu nok­ta­la­ra so­kak­lar­da bu­lu­nan maz­gal­lar ara­cı­lı­ğıy­la gi­riş tü­nel­le­ri oluş­tu­rul­du. Ör­güt men­sup­la­rı tü­nel­le­re gir­dik­ten son­ra da maz­gal­lar aşa­ğı­dan ki­lit­len­di. Ra­por­da, ye­ni sı­ğı­nak­la­rın gü­ven­lik bi­rim­le­ri­nin ola­sı ope­ras­yon­la­rı­na kar­şı özel ola­rak di­zayn edil­di­ği­nin al­tı çi­zil­di. Gü­ven­lik bi­rim­le­rin maz­gal­lar­dan ata­ca­ğı bi­ber ga­zı­na kar­şı oda­la­rın özel ola­rak ko­ru­ma­ya alın­dı­ğı be­lir­til­di. Ay­rı­ca, ör­gü­tün kır­sal­da bu­lu­nan ba­zı sı­ğı­nak­lar ön­ce­ki yıl­la­rın ak­si­ne da­ha ko­ru­nak­lı ve lüks ha­le ge­tir­di­ği vur­gu­lan­dı. Ye­ni sı­ğı­nak­la­rın şe­hir mer­kez­le­ri­ne ya­kın nok­ta­la­ra ve be­ton­dan in­şa edil­di­ği bil­gi­si dik­kat çek­ti.

PAT­LA­YI­CI DE­PO­LA­DI­LAR

Gü­ven­lik bi­rim­le­ri, te­rör ör­gü­tü PKK’­nın si­lah bı­rak­ma­sı için yo­ğun bir ça­lış­ma or­ta­ya ko­yu­yor. Bu­na kar­şın ör­güt sü­re­ci sa­bo­te et­mek için fark­lı stra­te­ji­le­ri dev­re­ye so­ku­yor. Son ola­rak ör­gü­tün Hak­kâ­ri, Şır­nak ve Di­yar­ba­kı­r’­da so­kak­la­rı sa­vaş ala­nı­na çe­vir­me­si, PKK/KCK’­nın ye­ni ey­lem plan­la­rı­nı gün­de­me ge­tir­di. Bu kap­sam­da em­ni­yet ve jan­dar­ma is­tih­ba­rat bi­rim­le­ri, ör­güt­le il­gi­li kap­sam­lı bir ça­lış­ma or­ta­ya ko­ya­rak il­gi­li tüm bi­rim­le­ri uyar­dı. Ra­por­da ön­ce­lik­li ola­rak ör­gü­tün baş­ta Hak­kâ­ri, Şır­nak ve Di­yar­ba­kır kır­sa­lın­da be­lir­le­nen nok­ta­la­ra yük­lü mik­tar­da pat­la­yı­cı de­po­la­dı­ğı kay­de­dil­di.

Şe­hir mer­kez­le­ri­ne ya­kın nok­ta­lar­da ör­gü­tün ba­zı si­lah­la­rı mu­ha­fa­za et­ti­ği­nin al­tı çi­zi­le­rek şu bil­gi­le­re yer ve­ril­di: “Söz ko­nu­su mi­li­tan­lar şe­hir mer­kez­le­rin­de ha­re­ket eder ha­le gel­di. Özel­lik­le Hak­kâ­ri ve Şır­nak böl­ge­sin­de yı­ğı­nak­lar oluş­tu­rul­du. Bu böl­ge­de ör­güt, tek­rar bir kur­ta­rıl­mış alan oluş­tur­mak için ça­lış­ma­lar yü­rü­tü­yor. PKK’­nın elin­de­ki si­lah­lar, sa­de­ce üst dü­zey ör­güt li­der­le­ri­nin bil­di­ği be­lir­li mer­kez­le­re gö­mü­lü­yor. Bu nok­ta­lar­da çok sa­yı­da si­lah ve pat­la­yı­cı mad­de bu­lu­nu­yor. Bu doğ­rul­tu­da son üç gün­de sa­de­ce Hak­kâ­ri­’de bin mo­lo­tof ya­ka­lan­dı. Bir ay içe­ri­sin­de po­li­se, 42 sal­dı­rı ya­pıl­dı. Ör­güt, he­de­fin­de­ki bü­tün ka­ra­kol­la­rın ve as­ke­ri te­sis­le­rin ke­şif­le­ri­ni ta­mam­la­dı. Ay­rı­ca ka­ra­kol­la­rı tam kar­şı­dan gö­re­bi­le­cek nok­ta­la­ra mev­zi­ler ka­zıl­dı.”

KORUCULUK SİSTEMİ HEDEFTE

Raporda; PKK’nın seçimlere kısa süre kala asker ve polise yönelik de kaçırma eylemleri yapacağı, bu şekilde korku ve sindirme politikası izleyeceğine vurgu yapılarak şu bilgiler veriliyor: “Özellikle örgüt, Şırnak, Hakkâri, Diyarbakır ve Bingöl gibi illerde sansasyonel kaçırma eylemleri planlıyor. Bunun yanı sıra korucular üzerinde yeniden bir baskı politikası oluşturuyor. Korucuların terör örgütü yanında yer alması için çalışmalar aralıksız devam ediyor. Korucular örgütün teklifini kabul etmemeleri halinde aileleri ile tehdit ediliyor.”

11 BİN KİŞİ PKK’YA KATILDI

Raporda son dönemde örgüte katılımın göreceli olarak arttığına dikkat çekiliyor. Buna göre, sadece geçtiğimiz yıl Türkiye’den başta Hakkari, Şırnak, Bingöl, Diyarbakır, Şanlıurfa ve İstanbul gibi şehirlerden yaklaşık 3 bin 500 kişi örgüte katıldı. Ayrıca Suriye’den 5 bin, Irak ve İran’dan bin 500 ve Avrupa’dan bin kişi PKK saflarında yer aldı. Çalışmada bu kişilerin aldığı eğitimlerle ilgili de önemli bilgiler yer aldı. Buna göre, gençler öncelikli olarak KCK yürütme konseyi üyesi Duran Kalkan’ın talimatları doğrultusunda kurulan ‘kırsala dayalı şehir gerillası’ kapsamında öncelikli olarak şehir merkezlerinde siyasi eğitimlere tabii tutuluyor. Daha sonra 10’ar kişilik gruplar halinde Kandil’e götürülüyor. Burada yeni militanlara sabotaj, bombalama ve suikast gibi eğitimler veriliyor. Eğitimlerin tamamlanmasının ardından da gruplar şehirlere tekrar gönderiliyor. Şehir merkezlerinde yapılan eylemlerde de bu gençler ön plana çıkarılıyor. Özelikle Hakkâri’nin Yüksekova ilçesi ve Diyarbakır’da polisle çatışan gruplar arasında da militanlar göstericiler arasında silah kullandı.

GÖKHAN ÖZDAĞ – BUGÜN GAZETESİ

http://gundem.bugun.com.tr/korkutan-rapor-haberi/1032441

Posted in Bölücü KÜRTÇÜLÜK, PKK TERÖRÜ, SİYASİ TARİH | Leave a comment

KATİL ÖCALAN DEVLETİN 3.ADAMI YAPILMIŞ *** ‘İdris Naim Şahin’i de Öcalan görevden aldırdı’

Mart 26, 2014
Sözcü

‘İdris Naim Şahin’i de Öcalan görevden aldırdı’

Bugün televizyonunda Merkez Siyaset programına konuk olan Emekli İstanbul İstihbarat Şubeden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer, açıklamalarda bulundu.

Yılmazer, 2009 yılında Diyarbakır’da tek sıra halinde dizilmiş KCK tutuklularının fotoğrafının dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın senaryosu olduğunu, fotoğrafın Atalay tarafından basına sızdırıldığını söyledi. KCK ile uğraşanların tasfiye edildiğini belirten Yılmazer, “İdris Naim Şahin’i de Öcalan görevden aldırdı.”diye konuştu

Yılmazer,“Benim tasfiyemin gerçek sebebi Abdullah Öcalan ve PKK’dır, İdris Naim Şahin’i de Öcalan görevden aldırttı. KCK operasyonları 2008 yılında Güngören patlamasıyla başladı. KCK ile uğraşanlar tasfiye edildi.” ifadelerini kullanan Ali Fuat Yılmazer, şöyle devam etti:

“Devrimci Karargah elemanlarını Kandil’e götürüp eğitim verdiren ve Avrupa’ya geçiren kişi MİT’in elemanı çıktı. MİT, PKK muhbirine zorla Kalaşnikof verip eylem yaptırdı. MİT, KCK sürecinde çıkan bağlantılarını açıklayamadı. O dönemde MİT’ten gelen bilgiyle 1 tane bile eylem engellenemedi, bize bilgi gelmedi. Biz müzakereler ve barış süreci döneminde PKK’nın eylemselliğiyle uğraşıyorduk. 2008′de 25 canlı bombayı canlı halde etkisiz hale getirdik. Bu yüzden de KCK ile uğraşanlar tasfiye edildi.” dedi.

Posted in Bölücü KÜRTÇÜLÜK, EMPERYALİZM, FAŞİZM, PKK TERÖRÜ, SİYASİ TARİH, TERÖR | Leave a comment

CNN’de Erdoğan’a ağır sözler

Cumhuriyet.com.tr
25 Mart 2014 Salı

CNN’de Erdoğan’a ağır sözler

Türkiye’deki gelişmeleri yakından izleyen CNN International, yayınlarına katkıda bulunan ABD eski Başkanı George W. Bush’un özel yardımcısı, yazar David Frum’u Türk hükümetine ağır eleştirilerin yöneltildiği bir yoruma yer verdi. Frum, Türkiye’nin “ciddi biçimde yanlış istikamette gittiğini yalanlamanın artık mümkün olmadığını” savunuyor.

David Frum, yorumuna, “Twitter yasağı Türkiye’nin en küçük derdi” başlığı kullanılan yorumuna “Muhtemelen Türk hükümetinin Twitter’i yasaklama girişiminin çabucak çökerek bir maskaralığa dönüştüğünü duymuşunuz” sözleriyle girdikten sonra yasağın uygulamaya konulmasından ilk 24 saat sonra Türkiye’den 2.5 milyondan fazla Twitter gönderildiği bilgilere gönderme yapıyor.

İşlerin iyi olmadığını savunan Frum “Türkiye, NATO müttefiki, AB üyeliğine aday, İran, Suriye ve Rusya ile yüz yüze olan bir ön cephe ülkesidir ve ciddi biçimde yanlış istikamete gidiyor. Birçok insan, hoş olmayan bu haberi yalanlama çabasında çok zaman harcadı. Ama artık daha fazla yalanlanamaz” gibi ağır sözlerini sarf ediyor.

Frum, 10 yıl önce “Erdoğan tarzı bir Müslüman demokrasisi”nin radikal İslam’ın dikkat çekici bir alternatifi olarak gözüktüğünü, Erdoğan’ın Türk ekonomisini serbestleştirdiğini, etnik ve dini azınlıklara “tavizler” verdiğini, ABD Başkanı Barack Obama’nı Erdoğan ‘ı “en güvendiği beş yabacı liderden biri” olarak nitelediğini anlattıktan sonra “Ancak baştan beri, Erdoğan’ın İslami demokrasisinin güçlü bir otoriter kokusu vardı” savını öne sürüyor.

Bu bağlamda cezaevindeki gazeteci sayısı, 2007 yılında YouTube’nun yasaklanması, “yüzlerce subayın tutuklanması”, polis ve yargının “yeniden şekillendirilmesi” ne dikkat çeken Frum, buna karşı Türk seçmelerinin “bu ihlalleri gözardı ettiklerini ve affettiklerini” savunuyor.

David Frum, bunun ardından yolsuzluk iddiaları ve Berkin Elvan olayı gibi gelişmelere işaret ettiği yorumunda şu savları dile getiriyor:

YANITI “DAHA ÇOK SANSÜR, DAHA ÇOK KONTROL” OLDU

“Erdoğan’ın yanıtı ise, Twitter yasağı ile doruğu bulan, daha çok sansür ve daha çok kontrol oldu. Yasak başarısız oldu ama bunun temelindeki sorun devam ediyor. Yani, bir zamanlar Batı’nın İslam dünyasındaki en güvenilir ortağı olan ülke artık o kadar güvenilir değildir. Türkiye, İran ile ticarete konulan ambargolara meydan okuyor. Türkiye’nin dış politikası da, geleneksel Batılı ortaklarının dışındaki herkes ile ilişkileri tesis etmeyi amaçlıyor: Suriye, Çin, Rusya ile, herhangi biriyle.”

Rusya’nın Kırım’a el koyması ile Karadeniz bölgesinin “merkezi bir küresel kriz bölgesi” olarak ortaya çıktığına dikkat çeken Frum, “Eskiden olsa ABD ve Batı dünyası o denizin güney sahillerinde sağlam, sorumlu, demokratikleştiren bir müttefike güvenebilirdi. Artık yok. Twitter yasağı çöktü. Twitter yasağını empoze eden nahoş dürtüler yerlerinde duruyor ve Erdoğan’ın görevde kaldığı sürece öyle olacak” gibi ağır sözleri kullanıyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/54111/CNN_de_Erdogan_a_agir_sozler.html

Posted in DÜNYA ÜLKELERİ, Politika ve Gundem, SİYASİ TARİH | Leave a comment

BAŞBAKANDAN MUHALEFET PARTİSİ LİDERİNE KUMPAS *** Şok ses kaydı: “Baykal kasetini Erdoğan servis etti” iddiası

Cumhuriyet.com.tr
26 Mart 2014 Çarşamba

Şok ses kaydı: “Baykal kasetini Erdoğan servis etti” iddiası

İnternete düşen son ses kaydında, Başbakan Erdoğan’ın CHP eski lideri Deniz Baykal’la ilgili bir ses kaydını medyaya bizzat servis ettirdiği iddia ediliyor.

Türkiye günlerdir 25 Mart tarihine kilitlenmiş çıkacak ses kaydını bekliyordu. Ancak 25 Mart’ta beklenen kayıt çıkmadı.NTV’de soruları yanıtlayan Başbakan ise bu konuda ’Bugün ayın 25’i ne oldu, bir şey oldu mu? Yarın da olmayacak’ diyerek ortaya çıkacak bir şey olmadığını söyledi.

Ancak Başbakan Erdoğan’ın bu sözlerinin üzerinden çok fazla geçmeden Youtube’da ‘dlmhack’ isimli bir hesaptan Başbakan Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen ve ‘ortam dinlemesi’ yoluyla elde edildiği bildirilen bir ses kaydı yayınlandı.

Yayınlandıktan çok kısa bir süre sonra kaldırılan ses kaydında, Erdoğan olduğu iddia edilen kişi, Deniz Baykal’a ait bir görüntünün videosunun hazırlanıp medyaya servis edilmesi konusunda çevresindeki kişilere talimat veriyor.

DANIŞMANIN HESABI MI HACKLENDİ?

Söz konusu ses kaydının Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Mustafa Varank’a ait mail hesabının hacklenmesi yoluyla ele geçirildiği iddia ediliyor.

İşte o ses kaydında Başbakan Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen sözler:

“Maalesef çok edepsiz ve ahlaksız şeyler. Burada bir müdahale olması lazım. CHP işin şirazesinden çıktı. Elimizde bu tarz şeyler var yayınlanabilecek belge…. Bunu versem nasıl yaparsınız? İnternet sitelerine mi pas ediyorsunuz? Tabi aslında türlü türlü görüntü var. O zaman öyle yapalım, ben şimdi bunu koyayım harddiske de. Ama kayıt çok kötü. Fotomontaj Falan Filan gibi bir şey diyemez mi? Bilmiyoruz ki böyle ahlaksız bir adam. Ülke için iyi bir şey değil. Bu ülkede CHP gibi bir partide bunun olması… Aslında evveliyatına ilişkin daha iyi şeyler elde edilse…Şimdi yalnız yani bunun süratle bilinmesi lazım. – Hemen başlayın, hemen şeye yükleyin…

Bir yandan bu işin görüntülerini vermek lazım. Bu önemli… Videonun devamını da verelim. O halde dediğim gibi… web sitelerinden dünyaya, gerekiyorsa televizyonlardan, belki onlar görüntü vermese de konuşmaları filan verir… CHP bitiyor. Kılıçdaroğlu için de çalışma yapılabilir, ama şey yapılması lazım, gereken dersleri almaları lazım. Bunun devamıyla alakalı konu nedir? Ev içi çekim yapabiliyor musunuz? Anladım, bizim için ilişkinin şeyi önemli. Bulursanız görüntüsünü konuştuğumuz gibi. … işte o tür şeylerde adım atmak lazım. Görüntü varsa gereği yapılır ama görüntü lazım. Yani bu şeyin farkında artık ilişkinin.” dediği öne sürülüyor.

ERDOĞAN VE BAYKAL’IN KASET POLEMİĞİ

CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, yasadışı dinlemeler ve internete sızdırılan ses kayıtları konusunda kendisini ses çıkarmamakla eleştiren Başbakan Erdoğan’a yanıt vermişti.

CHP eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Başbakan Erdoğan’ın ”Sayın Baykal bütün bu olanlardan sonra hala sen niye bekliyorsun? O kasedi bunlar servis etti” açıklamasına, ”Başbakan’ın elindeki delilleri açıklamasını bekliyorum. Ben zaten siyasi duruşumu ayrılırken ifade etmiştim” sözleri ile yanıt vermiş ve kaset konusunda Gülen Cemaatini suçlamaktan kaçınmıştı.

Meydanlardan sık sık “Kılıçdaroğlu’na da şantaj yapılıyor. Şantajla teslim aldılar” diyen Erdoğan, söz konusu ses kaydında “Kılıçdaroğlu için de çalışma yapılabilir” diyor.

Posted in FAŞİZM, Politika ve Gundem, SİYASİ TARİH, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

İSLAMCILARIN İSLAMA İHANETİ

Nurullah AYDIN
21 Mart 2014-ANKARA

İSLAMCILARIN İSLAMA İHANETİ

Onlar din, iman, kitap derler. Dediklerinin tam tersini yaparlar.İslam dünyasında; zenginlik içinde yaşayan dini önderler, sefaleti yaşayan halk yığınları var.

İslam tarihi boyunca; İslam alimi denen kişiler birbirlerini tekfirlikle suçlamışlar. Mezhepler kurmuşlar, tarikatlar kurmuşlar, böldükçe bölmüşler.Yaşananlar tarihte yaşananların devamıdır.Müslümanlar; kim doğru, kim haklı, kim gerçekçi soruları arasında boğuluyor, bunalıyor.

İslamcı siyasi liderler yandaş alim fetvalarıyla da katlettikçe katletmişler, soydukça soymuşlar. Geçmişte ilahi mesajları kendi ve yandaşlarını çıkarlarına uygun yorumlatmışlardı. Şimdi de aynı anlayış sürmektedir.

Siyasal İslamcı hareketler, sivil alanda birey ve toplumu hedef almaktan ziyade doğrudan devleti ele geçirmeyi hedefler. Devleti nemalanma aracı olarak görüyorlar.

İslam dünyasındaki katliamlar, İslamcıların kardeşlerini öldürme fahileşeliğidir.Müslümanları katledenler yanında katlettirenler de İslamcıdır. Müslüman Müslümanın katili, suçlayıcısı, itham edicisi, soyucusu, aldatıcısıdır.

Kimisi hırsızlığın meşru olduğuna,

Kimisi servetine servet katmanın arka planını araştırmaya gerek olmadığına,

Kimisi bağışın hırsızlık olmadığına,

Kimisi yalan söylenebileceğine,

Kimisi emeksiz, sebepsiz zenginleşmenin haram olmadığına,

Kimisi ölü eşle cinsel ilişki de bulunulabileceğine,

Kimisi kardeş katlinin caiz olduğuna,

Kimisi şeyhi ile badelenmenin caiz olduğuna,

Kimisi takiyye nin caiz olduğuna fetva veriyor.

Bunlar kendilerini Müslüman diye yansıtıyor. Öylesine ki İslam bunların tekelinde kendilerinden olmayanları Müslüman bile görmüyorlar.

Müslümanlar; olguları/kavramları içeriği yerine yüzeysel tartışıyor.Mağdur-mazlum, haklı-haksız kavramları içiçe geçmiş durumdadır.Övenler-yerenler, suçlayanlar-suçlananlar sürekli dini kavramlar üzerinden yapılmıştır.Güç, makam, şöhret, servet için çatışan, takiyye yapan, değişen dönüşen dönekler var.

Müslümanlar arasında, tuzu kuru olanlarla, yoksullar ilişkisi; biat-itaat-sorgulamama odaklı dengeye oturtulmuştur.Çelişkiyi sorgulayanlar; nefrete, öfkeye muhatap oluyor.

Müslümanlar;olan bitenleri analiz edemiyorlar,akılcı değerlendiremiyorlar.Samimi Müslümanlar; Maddi hayatla manevi hayat konusunda ikilem yaşıyorlar.

Samimi Müslümanlar; Gerçeklerle yüzleşemediler, yüzleşemiyorlar.

Samimi Müslümanlar; Beyana güven duyma saflığı, Müslümanları bunaltıyor.

Samimi Müslümanlar; Her seferinde güvendikleri kişilerce, hayal kırıklığı yaşıyor.

Samimi Müslümanlar; önderleri olanları sorgulamadılar. Görmek istediklerini görüyorlar, duymak istediklerini duyuyorlar, çelişkileri, istismarı yok sayıyorlar.Fikir ayrılıklarını içtihat/yorum ayrılığı görüyorlar. Fikir ayrılığında ihtilafta rahmet var, diyorlar. Oysa fikir ayrılığının çıkara dayalı derin fikir ayrılığı olduğunu fark edemiyorlar.

İslamcı önderlerdeki döneklik; bir kişilik zafiyetidir ama Müslümanlar derindeki kişilik zafiyetini göremiyor, anlayamıyor, yakıştırmıyorlar.İslamcı önderler; dinî üslubu ve motifleri, iktidar tekelinin tutkalı olarak kullanır.

İslamcı önderler; iktidarı bırakmazlar. Gerekirse çocuklarını, kardeşlerini, halkı katleder.

İslamcı önderlerde; servet/mal biriktirme, para/maaş, makam/koltuk, ün/şöhret gibi maddi hayat talebi, manevi değerlerden önde gelir. Nefis açlığını doyuramazlar.

Gerçekleri konuşanlara, yazanlara karşı; nefret ve öç alma tutkusu ile hareket ederler. Kazan-Kazan, kullan-kullan anlayışı İslamcıların sinsi sloganıdır. Amaca ulaşmak için her yol mübah derler.

Günümüz İslam dünyasında hemen her ülkede İslamcı siyasetçilerin, şaşkın İslam alimlerinin ve samimi Müslümanların durumu bu.

Peki ya İlahi mesaj ne diyor?

Günün Sözü: akıl bilim ve sanattan mahrum insan şaşkındır.

Posted in DİN-İNANÇ, İrtica | Leave a comment

AKP * PKK İŞBİRLİĞİ SON AŞAMADA *** Abdullah Öcalan MİT’ten kadro istiyor * Rojava’da KANTON sistemi MİT’le birlikte planlanmış !

Pazar, 23 Mart 2014
@AydinlikGazete

Abdullah Öcalan MİT’ten kadro istiyor

Öcalan’ın İmralı’da BDP’li İdris Baluken ve Pervin Buldan ile 14 Ekim 2013’te yaptığı görüşmenin tutanakları ortaya çıktı. Tutanaklarda, Öcalan’ın serbest bırakılmasına ve siyaset yasağının kaldırılmasına kadar geniş bir liste üzerinde mutabakat sağlandığı görülüyor

Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nde BDP Milletvekilleri İdris Baluken ve Pervin Buldan ile 14 Ekim 2013’te yaptığı görüşmenin tutanakları ortaya çıktı. İhanet süreci adlı twitter hesabından yayınlanan tutanaklarda, Öcalan ile MİT-Erdoğan görüşmelerinde AKP ile ittifaktan, Öcalan’ın serbest bırakılmasına ve siyaset yasağının kaldırılmasına kadar geniş bir adımlar listesi üzerinde mutabakat sağlandığı görülüyor. Tutanaklarda en dikkat çekici ayrıntılardan birisi, MİT Müsteşar Yardımcılarından birinin PKK’dan atanması ve Türk Ordusu içinde bir Kürt birimi oluşturma önerisinin görüşmelerde gündeme gelmiş olması. Tutanakta Öcalan, “Hükümlü”, görüşenler de “Ziyaretçi” olarak yazılmış.

İşte o tutanaktan çarpıcı bazı bölümler:
‘Ben heyeti, heyet hükümeti hazırlıyor

Öcalan: Ben heyeti çözüme ikna ediyorum, heyet de hükümeti çözüme hazırlıyor. Heyetle tartışmalarımız var, ileride bir gün yayınlanması lazım.

AKP şark kurnazlığı yapmasın. Tek taraflı paket kesinlikle olmaz. Sayın Fidan da bunu söylüyor. KCK, Ergenekon, hukuk komedisi, trajedisi ile de ilgilenebilir. Çok önemli iki şeydir. Bunları çözümlemezsek Başbakanı da götürür.

Öcalan’dan MİT’e Müsteşar Yardımcısı…

Öcalan: Heyetle her şeyi geniş bir şekilde ele alabiliyoruz. Mesela bir MİT Müsteşar Yardımcısı Kürt hareketinden olabilir mi gibi? Seçimle iş başına gelen bir köy güvenlik birimi mesela. Belediyelere bağlı trafik polisi, zabıta, bekçi gibi. Türk ordusu bünyesinde bir Kürt birimi niye olmasın. Devletle bütün bu konuları tartıştım. Belli bir uzlaşma düzeyi yakalanmış durumda. Ancak faşist iktidarların yıllardır toplumun beynini sömürmesi var. Toplumun hazır olması gerekiyor.

‘PKK yasadan yararlanıp meşrulaşacak’

Öcalan: Pratik ilerlemenin olması gereken dönemdeyiz. Bakanla görüşüp söyleyin, gerekirse 50 yasa çıkaracaklar. PKK yasadan yararlanıp meşrulaşacak. Amacımız bu yasadışılığı bitirmek. Ayrıca Beşir Bey’in bilmesi lazım. Onunla periyodik, derinlikli toplantılarınız önemle, titizlikle planlanmalı, kararlar hayata geçirilmeli. Erdoğan’ı ikinci bir Mursi’ye çevirirler. Paralel devlet devrede ama boşa çıkarabiliriz.

BDP Heyeti: Bu arada cezaevlerindeki hasta tutsaklarla ilgili gelişmeler bekliyoruz.

Öcalan: Zaten yasal çerçevesi oluşturuldu. Hasta mahkûmlarda Adalet Bakanı çok seri davransın. Kendisine selam söyle.

‘Federasyon ve özerklikten vazgeçmedim’

Öcalan: Abdulkadir Selvi, Eyüp Can gibi adamlar yalan yanlış konuşmuş. Basına yanlış şeyler yansıyor. Öcalan bağımsızlıktan, federasyondan, özerklikten vazgeçti dediler. Ben hiçbir şeyden vazgeçmedim.

‘Rojava’ İmralı’da planlandı

Öcalan: Beni şaşırtmayın. Tarihî çatışma sürecini sona erdirdik dediysem banş oldu demiyorum. Aşağıdaki (Kandil’i kastediyor) arkadaşların başka aktarımları oldu, Cuma ne yapıyor, yaşlanmış mı?

BDP Heyeti: Başkanım size devrimci selamlarını yolladılar. Çizginizi pratikleştirme noktasındaki kararlılıkları en üst seviyede. Suriye konusunda geniş tartışma imkânı oldu. Şu anda 12 bine yakın bir gücün orada bulunduğunu, bunun çok kısa bir zaman içerisinde 20 binli rakamlara doğru evrilebileceğini aktardılar.

Öcalan: Tabi tabi 50.000’e kadar çıkarmalılar. Daha önce söylemiştim. Suriye konusunda kesinlikle geç kalmasınlar. Benim geçmişte yaptıklarım üzerine bir şeyler bina edebilirler. Suriye konusunda çok geç kaldılar. Önümüzdeki günlerde Suriye’deki duruma dair heyetle de konuşacağız, bazı kararlar alacağız herhalde. Yeni oluşacak Suriye’de bizimkiler başat rol oynayacaklar. Orada özerk bölgeler olur, İsviçre gibi özerk bölgeler. Oradaki azınlıkların da Asuri, Nusayri, Yezidilerin desteği de sağlanmalı, onlara da temsil imkânı… Suriye’de kim demokratik özerkliğe evet diyen onula anlaşsınlar. Bakın heyete söyledim, Esad etrafını sarar sen de kapıları açıp devlet olarak yardım etmezsen Esad’la da anlaşırım. Kendimi nasıl koruyacaksam öyle korurum tabi ki. Kaldı ki Suriye ile Maliki ile ittifak durumu var. Ben de çılgınlık yapmaz diye düşünüyorum.

Apo serbest kalacak

Öcalan: Tabi ki eğer tümüyle normalleşme denen süreç yaşanacaksa büyük kongrede dışarı çıkıp yara bizzat toplayıp, silahlı mücadeleyi… Size karşı tümden bitirdik demem lazım. Yasa çıkaracaklar biz de yasanın içine dâhil olacağız. Hadi bana ve yönetime 5 yıl siyaset yasağı falan olur, bu fedakârlığı yaparız. Yarın bir gün ben gerillaya konferans yapsam ne diyeceğim, silaha gerek yok, siyaset hakkınız var demem gerekir.

BDP Heyeti: İttifak politikalarına ağırlık verme yönünde bir eğilim var.

Öcalan: İttifak da olabilir. AKP ile anlaşırsak onla da olabilir. CHP-MHP faşisttir. Kürtleri fiziken tasfiye peşinde koşup durdular. Metropollerde biz kime oy versek o kazanır. Çok yönlü pazarlıklar olabilir. AKP İstanbul Belediyesi’nde bize on bin kadro versin mesela.

BDP Heyeti: Mersin Akdeniz ve Toroslar da.

Öcalan: Tabi onu da. O da var. Metropollerde biz onları destekleriz. Akdeniz gibi Toroslar’da. Karşılıklı yani. İstanbul’da, Ankara’da biz…

‘Bakan kim oluyor’

BDP Heyeti: Başkanım sizinle bu defa fotoğraf çekecektik ama makine yokmuş bir dahaki sefere çekelim. Tabî bakanla falan konuştuk, sorun yok diyor.

Öcalan: Ne bakanı… Bakandan izin mi alacağız çekeriz… Bunlar normaldir. Ben heyete de söyledim.

BDP-HDP’den yalanlama

Twitter’dan yayınlanan İmralı tutanaklarına İmralı’ya BDP-HDP heyetinden yalanlama geldi. Sırrı Süreyya Önder, İdris Baluken ve Pervin Buldan imzanı açıklama metninde “Bugün bazı internet sitelerinde dolaşıma sokulan kaynağı belirsiz ‘İmralı tutanakları’ başlıklı haberlerin gerçekle herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Psikolojik savaş amaçlı olarak servis yapılan bu tür gerçek dışı haberler dün Diyarbakır Newroz’unda bir kez daha ortaya konulan çözüm ve barış iradesinden, kararlılığından rahatsız olan odakların işidir. Heyetimizin İmralı görüşmeleri sonrası rutin olarak kamuoyuna yaptığı açıklama ve değerlendirmeler dışındaki haber ve yorumlara kamuoyu itibar etmemelidir” denildi.

Tutanağın ortaya çıkardığı gerçek

Öcalan-BDP heyetinin tutanağının ortaya çıkardığı en önemli gerçek şu: Erdoğan ve Öcalan kapalı kapılar arkasında bir yol haritası üzerinde mutabakata varmış ve bu, adım adım uygulanıyor. Yol haritasında PKK’nın yasallaşmasından Öcalan’ın serbest kalmasına ve siyaset iznine, federasyondan güneydoğudaki özerklik planının uygulamasına, hatta PKK’nın bölgede askeri güç haline getirilmesine kadar ayrıntıların karşılıklı konuşulduğu görülüyor. Yapılan kimi sert açıklamalar kamuoyu oluşturma amaçlı. Öcalan, MİT’e ve Erdoğan’a angaje olmuş durumda, kendi örgütünü de ikna etmeye çalışıyor. Diğer görüşmelerde de dönüp dönüp MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı övmesinin nedeni bu. Öcalan, fotoğraf çekilmesiyle ilgili Bakan’ın izni konusunda gösterdiği “Bakan’dan izin mi alacağız” tepkisi Bakanlardan daha yüksek bir yerden yani Erdoğan’dan sağlam güvence aldığını göstermek istiyor.

Ayrıca Beşir Atalay ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile daha “özel” bir ilişki içinde olduğunu gösterecek ifadeler kullanması dikkat çekiyor. Atalay ile “derinlikli ve periyodik bir görüşme”den söz ediyor. Öcalan, Aralık ayında Türkiye’nin gündeminde ağırlıklı yer tutan “paralel devlet” tartışmalarıyla ilgili olarak da konuşuyor. Tayyip Erdoğan’ı savunma ve korumaya çalıştığı başka değerlendirmeleriyle de ortaya çıkan Öcalan’ın, “Erdoğan’ı ikinci bir Mursi’ye çevirirler. Paralel devlet devrede ama boşa çıkarabiliriz” diyor.

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/36365-abdullah-ocalan-mitten-kadro-istiyor.html

Posted in Bölücü KÜRTÇÜLÜK, EMPERYALİZM, PKK TERÖRÜ, SİYASİ TARİH, TERÖR | Leave a comment

KURUMLARA VE KİŞİLERE KUMPAS KURAN BİR İKTİDAR *** F TİPİ POLİS ŞEFİ ALİ FUAT YILMAZER İTİRAF ETTİ:

YAZIYAyorum

Emekli polis müdürü ve günün itirafçısı Ali Fuat Yılmazer Fetullahi cemaat ile AKP iktidarının kavgası sonucunda  AKP iktidarının , Tayyip Erdoğan’ın kirli çamaşırlarını ortaya dökmekle görevlendirilmiş olduğu yaptığı açıklamalarla ortaya çıkmıştır.Bu itiraflar çok önemli olup Ergenekon , Balyoz , Odatv davalarının AKP iktidarı ve Fetullahi cemaatin işbirliğinle yapıldığının da açık bir kanıtıdır.Ali Fuat Yılmazer Başbakanın her İstanbul’a gelişinde ,elinde kumpas dosyalarıyla başbakanı karşılayan ve bu davanın nasıl kurgulanacağı konusunda başbakanı bilgilendirerek onun görüş ve talimatlarını alan kişidir.

Ne de güzel söylemiştir Anadolu bilgeleri ;
“Merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatini söyler ”
Ali Fuat Yılmaz’ın da durumu işte budur.

İktidar Fetullahi kavgası, uçuruma gitmekte olan Türkiye’nin gerçekleri , tuzakları , işbirliğini ve yolsuzlukları görmesine vesile olmuştur.Hergün yapılmakta olan açıklamaları okudukça Türkiye’nin AKP iktidarı eliyle ne kadar kirletilmiş olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Naci Kaptan

***

ZAMAN.COM.TR
22 Mart 2014,Cumartesi

***

F TİPİ POLİS ŞEFİ ALİ FUAT YILMAZER İTİRAF ETTİ:

“AKP’Yİ KAPATILMAKTAN KURTARMAK İÇİN ERGENEKON TERTİBİNİ BAŞLATTIK!
KESİN KAPANACAKTI,DENGEYİ DOĞU PERİNÇEK’E OPERASYONLA DEĞİŞTİRDİK!”

İşte o itiraflar:

Emekli İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, Bugün TV’de Merkez Siyaset programına konuk oldu. Ali Fuat Yılmazer’in konuşmalarından satırbaşları,

Başbakan A’dan Z’ye yalan dedi. Sizi savcılarla kanka olmakla itham etti. Ne diyorsunuz?

Öncelikle şunu ifade etmiş olmalıyım ki üzüntü verici bir açıklama oldu. İlk programda yaptığım açıklamalarda meselenin ciddiyetini üzerine konuştum ama iftira atmadım. Bizzat yaşadıklarımı herkesle toplumla paylaştım. Doğru bildiğim bilgileri de aynen anlattım.

TC Başbakanı’na yakışmayan bir üslup için üzüldüm. Burada bir izahat cevaplama yok. Sadece son dönemde sıklıkla karşılaştığımız baskı sindirme var bunların cevapları bunlar değil. Hele ki ben yanlış da yapsam sürçü lisan da yapsam bir Başbakan’a milli iradenin temsilcisine bu lisan yakışmamaktadır.

Gerçekleri örtbas etmek isteyen bir Başbakan’ın utan içindeyim ülkemin geldiği noktada. Belli ki gündemin yoğunluğu Başbakan unutmuş olabilir. Konuştuğumuz meseleler unutulacak gibi değil. En azından maruz kaldığım iftiranın tüm hayatım boyunca asla tahammül edeceğim bir durum değil.

Türkiye bu sıkıntılara maruz kalmasıydı benle mezara gidecek meseleydi. Artık benim dışımda gelişti. Belki de köprüden önceki son çıkışı ıskalamak üzereyiz. Hükümete çok yakın olup bir dönem o sürecin içinde olan hakkımda iftira isnatları kullanmaktan çekinmeyen o kesimlerin de hatırlamasında fayda olacak 2008’i anlatacağım.

2007 ve sonrası için ne söyleyeceksiniz?

2007 Mart ayında İstanbul’a tayinim çıktı. Haziran’da Ergenekon süreci başladı. Hangi dalgalar oldu onu hatırladım. 2007’nin dışında Ankara’da Atabeyler ve Danıştay saldırılarına katkılarım oldu. Ondan dolayı tayinimle ilgili atıf yapıldı.

BAŞBAKAN’IN AĞZINDAN ATABEYLERİ HİÇ DUYMADIM

2006’da yapılan Atabeyler ve Danıştay sürecinde kimseyle görüşmedim. Danıştay Hakimine yapılan saldırıda hükümet Kocatepe’ye giremedi. Ciddi irticai faaliyetle suçlanma vardı. Cemil Çiçek’e arbede yaşandı. Türkiye’nin çok ciddi kaosa sürüklendiği cenazeye katılamadım. 2006’da yine Atabeyler. Başbakan’ın ağzından hiç duymadım. Çok ciddi bir soruşturmayı kimse tartışamadı, ağzına alınamadı. Sarı zarfla ağzı kapatıldı. Suikast planlaması delilleriyle engellenmiş suikastı hükümet yandaş medya ağzına almadı konuşamadı. Ben uğraştım ben. Kimseyle paylaşamadım. Kimseyle konuşamıyordum. 2007 azınlık cinayetlerinin olduğu hükümetin kaygılandığı ve siyasal gerilimin hat safhada olduğu zamandı.

Telefon ihbarıyla Trabzon Jandarmasının İstanbul’a yönlendirdiği istihbarat ve şahsımın hiç bilgisi olmayan konuyu bana haber verilmesi üzerine ilişkiler ağını çözmekle Ergenekon süreci başladı. Dalga dalga başladı. Ben yine kimseyle konuşamadım. İşin vahametini tehlikenin boyutunu paylaşacak bir tanıdığım yoktu. Bunu bana soran da yoktu. O dönemleri kastediyorsa doğru benle görüşmüyordu. Ama o günü sokakta insanları tehdit edenlerdi. Üzerinde baskısını hisseden insanlardı. Hırant o tedirginliği yaşıyorsa o bürokratların görevi toplumun huzurunu sağlamakla görevli olanların vurdumduymazlığını yaşıyorduk. Yine üzerine gitmedim.

BAŞBAKAN İLE İLK 2008 ŞUBAT’TA GÖRÜŞTÜM

Bir bakıyorum ne zaman görüştüm. Bugüne kadar ciddi şekilde düşündüm. 2008 Şubat’ta görüştüm. Onun da neden Şubat olduğunu söyleyeceğim. İkinci dalgada Ergun Poyraz, bu ülkenin başbakanı ve cumhurbaşkanı hakkında düzmece kitap yazdığı ama kimsenin sen kimsin diyemediği kişiydi.

O GÜNLERDE GÖRÜŞEBİLECEĞİM KİMSE YOKTU

O günlerde görüşebileceğim kimse yoktu. 3. Dalga da Veli Küçük’ün de aralarında olduğu Dink’in 1. Dereceden tehdit aldığı dönemdi. Yine görüştüğüm kimse yoktu. Nedir bunlar diye beni arayan olmadı.

Ocak 2008 bir başka programda İstanbul’da maruz bırakıldığım baskıları anlatacağım. Makam odası yaptırıp büro amirleri ve şubelerle ilgili o dönemin Ergenekon operasyonlarını nasıl engellemeye çalıştığı dönemin başsavcısının nasıl baskısına maruz bırakıldığım dönemi anlatıyorum. Veli Küçük alınmış senin durumun nedir diye anlatan yok.

MUZAFFER TEKİN’İ HERKES HAZIR OLDA KARŞILIYORDU

Veli Küçük’ü anlatmaya gerek yok. Muzaffer Tekin’i anlatayım. Emekli diyorlar. Bir yüzbaşı. İstanbul’a gittiğimde şehit cenazeleri geliyor. İstanbul’daki camilerde kılınıyordu. O kadar geniş çaplı bakanlar cami avlularına giremiyorlardı. İstanbul Emniyeti’nin gücü yetmiyordu. Şehidinin yanına yaklaştırmıyorlardı. Çok ciddi büyük gösterişli şeylerle Muzaffer Tekin geliyordu. Herkes hazır olda karşılıyordu. Veli Küçük Ergenekon diye bilinen yapının en üst yapısı. Veli Küçük’ü nasıl aldık. Bizim geleneksel değerlerimiz var. Ben kadere inanmış insanım. Geçmişte yaptıklarımı anlatmaktan utanırım. Ama kadere inanmışımdır. Ben her şeyden önce hakka dayandım yaptığım işin doğruluğuna inandım. Onun dışında dayandığım başka dayanağım yoktu. Olaylar başlamış 1 yıl geçti yol açılmış. Neden sonra yine benim gayretlerimle bir ilişki tesis edilmişti.

Şubatı nereden çıkardım. Dedim ki benim sicilimde idari cezam yok. Sözlü yazılı ikazım yok. 25 yıllık memuriyetimde benim yasalara devlete bağlılığıma gölge düşürecek en küçük leke yok. Burada beni utandıran o zaman mevzu etmedim. Türkiye’nin ayıbı diyeceğim 2008’de Türkiye bir kâbusundan kurtulmuş geleceğe ilişkin inanç harekete geçmiş. Fakat bir soruşturma geçirmişim ben. Tek soruşturmam bu. Şimdi ikinci soruşturmayı geçiriyorum.

BAKAN’A GİTTİM ÜZERİMDEKİ BASKI İKİ KAT ARTTI

Bu soruşturmayı niçin geçirdim. Raporluyken izinsiz il dışına çıkmaktan soruşturma geçirdim. Hastayım üzerimdeki baskı yoğun, bunaldım tıkandım. Bir ilişki üzerinden Cumhurbaşkanımızdan randevu ayarlandı. Cumhurbaşkanımıza soruşturma yapamadığımızı anlatmaya gittim. Raporluyken gittim. Ondan dolayı soruşturma gitti. Dönemin emniyet müdürü her türlü izin kullanmam il dışına çıkmam yasaktı. İlk bir yılı esaret altında yaşadım. Gittiğimi duyar duymaz yurtdışında döndü bana talimat gönderdi. Ben randevum olduğu için dönemeyeceğim söyledim. Bu soruşturmayı açtılar. Tek soruşturmam budur. Bunu biz çağırdık buraya denilmedi. Bana ne söylendi o ayrı bir yürek acısı. Cumhurbaşkanına gittim bakana yönlendirdi üzerimdeki baskı iki kat arttı. Bin pişman oldum. Gerekmedikçe buraya girmeyeceğim. Hiç bir şey yapamaz hale geldim.

HER TÜRLÜ BASKININ ALTINDAYDIM

O dönemde başbakanın bana gönderdiği İTO yöneticisi. Başbakan çözüm bulamamış. İstihbarat daire başkanı bana yönlendirdi. Az bir çalışmayla şantajın kaynağını bulduk. Aradan bir zaman geçti yeniden nüksetti. Tekrar geldi o geldiği dönemde benim yaşadıklarıma vakıf oldu. Ağlaşan bir insan değil. Anlattım artık dayanacak takatim yok. Her türlü baskının altındayım. Ülkeye benim anlayışıma göre ciddi darboğaza sürükleniyor. Anlattıkça bana Murat Yalçıntaş bunu başbakana anlatmalısınız dedi.

İstanbul İstihbarat Müdürü ile ilk görüşmemiz yaptık. Önceki yaşadığım travmalardan sonra başbakanın yaklaşımı olumlu oldu. İstanbul’da görüştük. Kendisine anlattım. Bunlarla ilgili görüşeceğini anlattı. Benim haberim olsun bana bunların bilgisini ver. Benimle doğrudan görüşebilirsin dedi. İlk görüşmelerimiz 6-7 ay sürdü. Bunlar alabildiğine gizli tutulmuş görüşmelerdi. Korumaları buna şahitti. Özellikle havalimanlarında oldu. Karşılamalarda ve uğurlamalarda oldu.

BAŞBAKAN İLE GÖRÜŞMEMİZ 30-40’DAN AZ DEĞİL

Bunu herkes biliyordu. Zamanla bu daha rahat oldu. Şoförlerimle gidiyorum Başbakanlık korumaları var. Vali Emniyet müdürleri orada bu iş biliniyor. Bir defa uçak bekletti. Görüşmenin uzamasından dolayı. 2-3 ile 30-40 defa olmasının arasında bir fark yok. 2008 Şubattan itibaren her seferinde kendisiyle görüştüm. Ortaya çıkan dokümanlar konusunda görüştüm. Kimlerin gözaltına alınması gerektiği konusunda listeyi kendisine takdim ettim. Yeni çıkan dokümanlar operasyon sürecinde sayı ortaya çıktı. 30-40’dan az olması mümkün değildir. Aradaki küçük görüşmeler hariç.

2008 yılı içindeydi. İzne ayrıldım. 5 günlüğüne tatile gittim. Uçak kayıtlarında ertesi gün geri döndüm. Aynı gün uçakla tekrar tatil yerine ailemin yanına gittim. 5 günlük tatile gitmişsiniz. Aydındaydım oraya gitmişim 1 gün sonra geliyorsunuz akşam geri dönüyorsunuz. Arif Doğan’ın tutuklandığı dönemdi. Başbakan çağırmasa kim günübirliğine gider gelir. Bunların detayları da var. Gerek olmadıkça girmem.

Şimdi eğer ben kendisiyle 2-3 defa görüştüysem Başbakan 2007 – 2008 yılında yada 2009 yılında ilk planda her hafta görüşüldü. Her İstanbul’a gelişte görüşmelerde Başbakan’ın emniyetle yaptığı görüşme kameralara yansıdı. Ben hep geri planda kaldım. Hüseyin Çapkın geldikten sona bu ilişki rahatladı. İstanbul emniyet müdürü o ilişkiyi devraldı. Başbakan o dönem ben bu soruşturmanın savcısıyım demişti. Ben arz etmediysem kim arz etti. Bilmiyormuş mu açıklama yapmış mı. Yarım kilo esrar için basın açıklaması yapan kimse Ergenekon için yapmış mı?

Şimdi bu teyide belgeye ihtiyaç duyan bir durum değil. Basında da bu konuyla ilgili bir sürü haber yapıldı. Ama dediğim gibi benim iddiam o değil. Hiç bunları telaffuz etmedim.

Görüşme meselesi benim vurgulamak istediğim şey değildi. Neden konuştum. Ben her hangi bir ilişkiyi deşifre etmek için karalama için yapmadım. Bunları konuşmamın tek sebebi var. Benim hakkımda bir sürü iddia oldu sineye çektim. 3 yıldır inziva hayatı yaşıyordum. Ülkeme hizmet etmişim feda olsun. Bir beklentiye girmeden yaptım. Ama öyle ağır isnatlar var ki, 7 Şubat’ta Başbakan’a komplo kurulmuş. Her şeyi kaldırırım ama bu komployu kaldıramam. Her türlü fedakârlığa hazırım beni ülkeme ihanetle itham edemez. Ne yaptıysam birinci dereceden sorumlu olduğum Başbakan’ın bilgisi ve talimatları ile yaptım. Bunu en iyi kendisi bilirken şimdi ben bu iddiaları Başbakan’ın ağzından dinliyorum. Ogün yapılan çalışan insanların hakkı hukuku için topluma mükellefiyet adına yapıyorum. Yoksa benle mezara giderdi. Spekülasyona girmezdim. O yakıştırılacak sıfatlara layık insan değilim. O sıfatların bana ne kadar yakışmayacağını biliyor.

Savcılık makamından, resmi düzeyden yapılmış açıklamalar, konuyu yeterince vuzuha kavuşturmuştur. Başbakan bir açıklama yaptı, “Bunlar savcılarla kanka olmuş.” Bundan daha tabi, daha alkışlanacak bir işbirliği olabilir mi? Biz savcılara, hakimlere bağlı olmadan yaptığımız illeri nasıl yapacağız. Ben tabi isim vermedim, gerekli hassasiyetleri gözeterek. Ben yürekten inanıyorum, o dönemin savcılarına da hakimlerine de, emniyet teşkilatı mensuplarına da. Yanlış bir iş yapmamak için çok dirayetli davrandılar. Operasyonda ele geçirilen deliller çok önemli, alınan ifadeler önemli, mahkemede hakimin aldığı ifadeler önemli.

Şimdi çok küçük bir katkı sunmak istiyorum. İlker Başbuğ meselesi. Özellikle de o rahatsız etmiş. Ona tepki vardı. 16 Ocak 2014 tarihinde kamuoyuna yönelik bir açıklama metni gönderdim. 19 Ocak’ta Yıldıra Oğur bir yazı yazdı. Nazlı Ilıcakla sözde benim ilişkim, yazdığı kitabın benim tarafından yazdırıldığı konusunda. Yakında Türk toplumu görecek, zannedilmesinki böyle kalacak. Bu yazıların nasıl yazdırıldığını ben anlatacağım, şimdilik onlara girmiyorum.

İlker Başbuğ’un tutuklandığı günlerde bana gelen sms mesajları. 10 Ocak 2012 tarihli bir mesaj. Peşi sırası 11 Şubat 2012′ye kadar bana gönderdiği mesajlar var. Bunları ben savcılığa sundum. Önce birincisi, çok önemli, şu an bu kastettiğim yazar, bugün Başbakan’a en yakın yazarlardan birisi. Paralel yapı iddialarının ortaya çıkmasında katkıları olan biri. Demiş ki “Sayın müdür, bizim Takvim gazetesi, İlker Başbuğ bülteni gibi çıkıyor. Bundan rahatsızım. Patronla da konuştum. Ben rahatsızlığımı ilettim. Aktaracaklarım var.” Bunlar gerçek. Ben de şunu demişim, “Ben bu işlerin dışındayım. Siz bu süreci medyadaki arkadaşlarla değerlendirseniz iyi olur.” dedim. 9 Şubat 2012′de gelen mesaj “Bu işin bu noktaya gelmesi beni çok üzdü Ali Fuat müdür. Sizi kahraman olarak görüyorum. Bu noktaya geleceğini biliyordum, o yüzden görüşelim diyordum. Tamamen yol arkadaşı olarak.” Şimdi bana 9 Şubat’ta bana kahraman diyeceksiniz. Ben daha ne diyeyim?

‘Başbakan’ın vesayete karşı tutumu ne zaman ve nasıl değişti?’ diye soruyorlar. 2008′in Mart ayı ortalarında Ak Parti kapatma davası açıldı. Ergenekon’un ilk zamanları. Bu bir karşı hamle olarak yorumlandı. 1 Temmuz 2008′de ilk iddianame yayınlandı. AK Parti kapatma davası da Temmuz ayında sonuçlandı.

O günün şartları zordu, 2008 dönemi. Kapatma davası sürecini biz tek başımıza, adeta tırnaklarımızla bu sürece tutunarak, başta kimsenin umudu olmadığı bir süreci o günlere taşıyabildik. Kapatma davasının hemen öncesinde, Başbakan’la ilk görüşmemizin olduğu dönemlerde. O günlerde yaptığım her şey deşifre oldu. İstihbarat şubeye 2 yıl tek tayin yaptıramadım. İlk görüşmelerimde Başbakan’a, “partiyle ilgili kapatma davası geliyor, ciddi bir hazırlık var, açanlarda bunlar var.” dedim. Türkiye’de bütün mekanizmalar bir anda durdu, herkes oraya kilitlendi. AK Parti kapatılacak mı kapatılmayacak mı? O sürede Ergenekon’a karşı küçük bir dalga yapmışız ama biz de kapatma davasına kilitlenmiştik. Beklemeye başladık ve her geçen gün iş kötüye gitti. Kapatmanın kesin olacağı bir beklentiye dönüştü. O dönemde en az 1 sefer gittiğimi hatırlıyorum Başbakan’a. O dönemde Aydınlık grubuna yapacağımız bir operasyon engellendi. Başbakan’a arz ettim. Başbakan aynen bana şunu demişti, “2,5 leyhte oyumuz var.” O günün iktidarı bir üyeye %50 tesir etmiş. O dönemde Anayasa Mahkemesi 11 üye vardı. Operasyona odaklıyım, oradan çözeceğimize inanmışım, oradan bağlantıyı deşifre edersek, bunun etkili olacağını düşünüyordum. Dosyanın içeriğinin sağlam olup olmadığını soranlar oldu, ben anlattım öngörülerimizi. Ben de bu operasyonu harekete geçirdim ve ortaya çıkan gerçekler bizim öngörülerimizi teyit etti. 2,5 üye 5′e çıkıyor. Parti 6′ya 5 oy ile kapatılmaktan kurtuluyor. Sonuçta kapatmaya yetecek çoğunluk oluşmadı ve AK Parti kapatılmadı.

Ben bunları anlatırken utanan, mahcubiyet duyan bir insanım. Başbakan’ın yakınındaki beni çok iyi tanıyan insanlar o günler hatırlasınlar. Nasıl çırpındığımı hatırlasınlar. Başbakan “hepsi yalan” diyor da, “bu operasyonlardan haberim yoktu” demiyor, bana bilgi verilmedi demiyor. Eğer bu süreç böyle değilse, söyleyin, siz ne diyorsanız amin diyeceğim. Onu Allah biliyor başta.

En son Emniyet’teki tasfiyelere tepki Tunceli’den geldi. Tunceli Emniyet Müdürü Hayati Yılmaz, 2 yıldır devam ettirdiği görevinden istifa etti. “Canlar yerine camlar kırılsın” demişti. Siz tasfiye edilmediniz belki ama emeklilik dilekçesi vermek zorunda kalmıştınız.

Bu açıklamalar insanın yüreğini yakıyor. Geçmişte hukukumuz olan insanların bu sözleri üzüyor. Ben kaçmadım, emekli olmak zorunda kaldım. Şimdi yeni operasyon modası var. Hayretle izliyorum. Başbakan, “Yakında onlar görecekler” diyor. Bu kadar operasyon yaptım, hiç ilan etmedim. Öyle bir noktaya geldi ki, “Sizin hakkınızda operasyon yapacağız ha!” diyor, o noktaya geldi. Başbakan, liyakatsiz insanlara kalmış. En büyük talihsizliği bu, ülkenin. Başbakan’a sesleniyorum, sizi kandırıyorlar. Böyle bir şey olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde davulla zurnayla operasyon yapılmaz. Operasyon olmaz. Koskoca Başbakan’ı ne hale getirmişler.

Görevde olmayan bir adamı ne demek açığa almak? Böyle bir uygulama yok. Şimdi Terör Şube Müdürü’nü açığa alıyorsunuz, benim duyduğum gerekçe doğruysa vay bu ülkenin haline? Nasıl gerekçeyle alınıyor biliyor musun, oradaki bilgilerin kamuoyuna sızmasında gerekli tedbirleri almadılar diye. Benim için de, onlar için de rüşvet tok, ahlaksızlık yok, işkence yok. El insaf! Ne var peki? Yalan, dolan, iftiradan başka ne var? Başbakan diyor, “Size gelince somut, bize gelince” diyor. Ben soruşturmadan kaçmadım, bu arkadaşlar da kaçmadı, delil karatmadı. Nedir bu baskı ya? Neden korkuyorsunuz? Anlamakta güçlük çekiyorum. Çocuğunu çoluğunu ihlal ederek hizmet ettiler bu ülkeye. Yazık! Gayretullah’a dokunur böyle şeyler. Bu arkadaşlarımıza karşı hassasiyetimin simgesi. O çocuklara kıyamıyorum.

AK Parti kapatma davasında nasıl denge değişti? Nasıl oldu da 2,5 üye 5′e çıktı? Hükümetle Genelkurmay arasında ya da Anayasa Mahkemesi arasında bir köprü oldu mu?

İşin doğrusu çok girmek istemiyorum. Benim orada vurgulamak istediğim şudur. Kim o dönemi incelerse, Aydınlık Operasyonu dışındaki hiçbir şey onun kadar tesiri olmamıştır.

“KCK soruşturmasında bazı operasyonlarda karşımıza hep MİT elemanları çıktı, Başbakan’a ilettim, o dönem hayret etti.” demiştiniz. 7 Şubat 2012 önemli bir kırılma oldu?

7 Şubat’ın ne olduğu ve ne olmadığı anlaşıldı bana göre. 7 Şubat fezlekesinde ne vardır. MİT yöneticileriyle ilgili benim bildiğim fezleke hazırlandı, Başbakan’a gönderildi. Şu an yeni MİT yasası, dünyada örneği olmayan bir düzenleme. İzahı mümkün olmayan bazı suçları, suç olmaktan çıkartan bir girişim bu. Yarın önünü alamayacağınız badirelerle karşı karşıya kalırsınız. Ciddi bir şey. Önleyici bir şey olmadığı gibi eyleme yönlendirici bir şey. Böyle bir istihbarat bilmiyorum ben. Niye engellemediniz. Madem biliyordunuz, bizi niye yordunuz bu kadar? 2007′de 25 tane canlı bomba yakalamışız. O bombalar patlasaydı başbakanın en önemli gündemi şehit cenazeleri olurdu. Durup düşünmek lazım. Çok mu anlaşılması zor şeyler söylüyorum. 7 Şubat’ta Başbakan’a, herhangi bir kuruma komplo yoktur. Keşke Türkiye bu noktalara gelmeseydi, ben de burada konuşmak zorunda kalmasaydım.

Böcek ve dinlemeler konusu. 2011′in Aralık ayı yanlış hatırlamıyorsam. Başbakanlık makamında bir dinleme cihazı bulundu. İddia o ki, karşıdaki Yargıtay binasına kadar gittiği. Bugün, böyle bir şey olabilir mi?

İstihbaratçı olarak bunu değerlendireyim. Etkili düzeyde kullanmış bir kişiyim. Teknik bir yönüm yoktur ama en üst düzeyde teknik kapasiteye sahip arkadaşlarla çalıştık. Bir sürü iddia var, bir tane gerçek yok. Yazık, günah. Bir tane, küçücük bir misal bulamaz mısınız, ortaya çıkmaz mı 2 yıldır? Şu böcek meselesi çok enteresan. Şimdi anlaşıldı, zamanında ben Başbakan’a anlatmaya çalışmıştım. Şu akıllı telefonların güvenilir olmadığını, bir dünya elektronik cihazın bu işlerde kullanılabiliyor. Böcek dediğiniz şey demode bir şey, biz kullanmıyoruz artık. O böceği bulan kişinin üzerinde durmak lazım. Böcek yeniden alınmak üzere konulmaz. Böcek demirbaş değildir, sarf meselesidir. Yerleştirirsiniz, sonra operasyon aşamasında denk gelir bulursanız alırsınız. Kaydı tutulmaz. Bir daha geri alamayacağınız bir şeyi, başbakanın ofisi, ki orada her türlü teknolojik cihaz var. Kim Başbakan’ın ofisine böcek koyar bu dönemde. Dünya bize gülüyor. Hangi ülkeye sorarsanız sorun, bütün istihbaratçılar “Eğer böyle bir böcek bulunduysa, bulan koymuştur” der. Çok kolaydır bunu bulmak. Bunlar yapılmamış. Savcılığa haber verilmemiş. Kimse inanmaz. Komik durumdur.

Bakın Selam Tevhid Kudüs Ordusu. Yargıtay’dan cezası onaylanmış ve terör ürgütü olarak tescillenmiştir. Adalet Bakanı diyor, “Biri selam demiş, diğer aleykümselam demiş Olmuş terör örgütü.”. Siz böyle mi bakıyorsunuz adalet mevzularına. Bu örgüt basite alınacak bir örgüt değildir. Bu konuları bilen bir insanım. Boş beleş işler için 3 yıl çalışılmaz.

http://www.zaman.com.tr/gundem_ali-fuat-yilmazerden-onemli-aciklamalar_2206533.html

Posted in ERGENEKON - BALYOZ, Fetullah Gülen, HUKUK-YARGI-ADALET, SİYASİ TARİH | Leave a comment

Artık hukukun değil, tarihin yasaları geçerlidir

Merdan Yanardağ
merdan.yanardag@yurtgazetesi.com.tr
23 Mart 2014
Yurt

Artık hukukun değil, tarihin yasaları geçerlidir

Türkiye’de Birinci Cumhuriyetin tasfiye edilmesi ve ılımlı bir İslam rejimi kurulmasının teorik temeli ve tarihsel gerekçesini, Müslüman ülkelerdeki Batı tipi modernleşme girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlandığı varsayımı oluşturuyordu.

İslam dünyasının tarihine, coğrafyasına, kültürüne/dinine ve toplumsal dokusuna özgü; Batı’yla uyumlu yeni bir modelin oluşturulması gerektiği uzunca süredir ABD ve Batı medyası ile akademik çevrelerde tartşıldı.
Büyük Ortadoğu Projesi de Arap Baharı da bu arayışın ürünüydü.

Dolayısıyla, ülkemizde sıkça gündeme gelen ‘Ilımlı İslam’ kavramı ve stratejisi, ABD ve Batılı ortaklarının aktüel ihtiyaçlarının bir sonucu olduğu kadar, böyle fikrî arka plana ve tarih tezine de dayanıyordu.
İşte bu tezin bir hipotez olmaktan çıkıp, hayat ve tarih içinde sınanmış bir modele dönüştürülmesi gerekiyordu. Bu model Türkiye olacaktı.

Model ülkenin, modernleşme ve aydınlanma sürecinde görece başarılı sonuçlar almış Türkiye’nin olması kaçınılmazdı. Çünkü Türkiye hem bu projenin yaşama geçirilmesi için uygun bir gelişkinlik düzeyine sahipti hem de İslam dünyasından neredeyse bütünüyle kopacak ölçüde uzaklaşmıştı. Yapılacak tek şey, Türkiye’deki laik cumhuriyet mimarisini yıkarak, onu yarı laik bir hurma cumhuriyetine, diğer bir ifade ile bir ılımlı İslam rejimine çevirmekti.
AKP ve Cemaat bu ihtiyacın ürünüdür.

GERİCİ TARİH TEZİNİN ÇÖKÜŞÜ
Ortada bir sorun bulunuyordu; tarih içinde ne kadar aşındırılsa da, bütün kusurları ve sınırlılıklarına karşın laik cumhuriyet güçlü bir toplumsal temel oluşturmuştu. Yüz yıllık muhafazakâr ve İslamcı tez yaşam tarafından yanlışlanmıştı; Cumhuriyet bir avuç seçkinin rejimi değildi ve sanılanın çok ötesinde büyük bir toplumsal desteğe sahipti.

Böylece milletle cumhuriyeti barıştırma tezi de dramatik şekilde çöktü. Cumhuriyete yönelik ilerici ve devrimci eleştiri ile gerici itirazın bir ve aynı şey olmadığı anlaşıldı. Bu alanda liberallerin yaptığı ideolojik hile açığa çıktı.

Bu gerçek, son cumhuriyet mitinglerinden itibaren bütün ulusal bayramlarda ve Gezi/Haziran direnişinde eylemli bir şekilde ortaya çıktı. Milyonlarca yurttaş ve çalışan hem insanlığın ilerici birikimine hem de cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıktı. Ay yıldızlı bayrak, gericiliğin ve faşizmin elinden alınarak bir direniş sancağına dönüştü.

Gezi/Haziran direnişinin büyük bir tarihsel ve siyasal meşruiyete sahip olmasının nedeni buydu.

EMPERYALİST TARİH MÜHENDİSLİĞİ
ABD’nin ve Batılı emperyalist güçlerin desteklediği dinci-muhafazakâr tarih tezine göre, Türkiye İslam dünyasına daha çok yakınlaştırılacak, radikal eğilimleri terbiye edilecekti. Böylece seçim sandığına dayalı Batı yanlısı bir İslami rejim oluşturularak bölgedeki emperyalist çıkarlar güvence altına alınacaktı.

İşte yukarıda kabaca özetlediğim bu stratejik siyaset planlaması çöktü. Siyasal İslam bütün bölgede başarısızlığa uğradı. Modern çağda toplumları yönetme ve 21. yüzyılın ihtiyaçlarıyla uyumlu rejimler oluşturma yeteneğine sahip olmadıkları ortaya çıktı.

AKP-Cemaat iktidarının Gezi/Haziran direnişine çarparak dağılması ve Suriye halkının ve rejimin gerici-emperyalist saldırıyı yenilgiye uğratması bu başarısızlığın temelini oluşturdu.

AKP DİRENECEK
AKP’nin tarihsel ve siyasal ömrünü doldurmasına karşın iktidarda tutunmaya çalışması, ülkede gerilimi arttıran en önemli etkeni oluşturuyor. Öyle anlaşılıyor ki AKP eline geçirdiği iktidar gücünü kolay kolay bırakmayacak.

Gülen Cemaati’nin AKP ile çatışmasının başlıca nedenini, ele geçirilen devlete kimin egemen olacağı konusunda ortaya çıkan ihtilaf oluşturdu. AKP durmak ve eski rejimle (1.Cumhuriyet) kendi paralel programı arasında bir ortalama almak istedi. Elde edilen başarıyı, kendi siyasal İslamcı hedefleri bakımından yeterli gördü. Kendisine biçilen misyonu (görevi) abarttı.

Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da daha özerk hareket ederek, ABD’nin vazgeçtiği Sünni siyasal İslamcıları desteklemeye ve kendi liderliğinde bir bölgesel eksen oluşturmaya kalkıştı.

Cemaat ise tasfiyelere devam ederek bir yandan mutlak bir zafer, yani “altın neslin” egemenliğinde İslami bir rejim oluşturma peşinde koştu; diğer yandan da kaderini bağladığı ABD-İsrail çizgisinden kopmayı ısrarla gözeten bir çizgi izledi.

YÜZ YILLIK HESAPLAŞMA VE YARATICI YIKICILIK
AKP, temel olarak kendi dar siyasal İslamcı programını bütün milletin talebi gibi sunma girişiminde başarısızlığa uğradı. Tarih dışı bir girişimdi. Bir önceki çağın değerler dünyasından beslenen bir siyasal ve toplumsal projenin başarılı olması zaten çok zordu.

Ancak bu topraklarda başlayan Osmanlı-Türk modernleşme hareketleri ve aydınlanma girişimiyle birlikte başlayan yüz yıllık bu tarihsel hesaplaşma tamamlanmadan ülkenin yeni yüzyılda yol alması da artık imkansız hale gelmişti. Türkiye bu yükü artık taşıyamazdı. İkiyüzlü bir toplum ve ülke olarak daha fazla ayakta kalmak imkansızdı.

İşte ülke ve toplum bu hesaplaşmanın içinden geçiyor. Tarih bizi yeni bir yaratıcı yıkıcılığa çağırıyor. Ülke ya gericiliği, tarihsel ilerlemesinin önündeki engelleri ortadan kaldırarak yoluna devam edecek ya da içine kapanarak kıytırık bir Ortadoğu hurma cumhuriyeti olarak kalacak.

KRİZ VE FETRET
Rejimin yeniden ‘fetret’e düşmesinin ve krizin büyük bir hızla derinleşmesinin nedeni budur. AKP iktidarının gerçek (gizli) programının açığa çıkması, insanlığın ilerici birikimine yönelik açık saldırının başlatılması, çağdaş yaşam tarzına yönelik aşağılayıcı tutumun derinleşmesi, yaygın bir toplumsal tepkinin açığa çıkmasına neden oldu.

Hesaplaşma tamamlanmış değil. Çatışma sertleşerek devam ediyor. AKP’nin iktidarı bırakmayacağı ve direneceği anlaşılıyor. Abartılı gelebilir ama çatışmanın bir iç savaş potansiyelini de içinde taşıdığı (en azından bir olasılık olarak) söylenebilir.

Berkin Elvan’ın cenaze törenine yaklaşık bir milyon insanın katılması, Fenerbahçe Kulübü’nün yüz binlerce kişinin katılımıyla adalet gösterileri yapması Gezi Direnişi sırasında ayağa kalkan milyonların (İçişleri Bakanlığı’na göre yaklaşık 11 milyon insan eylemlere katılmış) geriye çekilmediğini ve her an sokağa çıkabileceğini gösteriyor.

ERDOĞAN YALNIZLAŞTI
Bu çatışmada AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan hızla yalnızlaşıyor. ABD ve Batı, AKP iktidarını gözden çıkarmış durumda. Öngörülemez ve iki yüzlü bulunuyor, güven duyulmuyor. İstanbul burjuvazisi de başlangıçta zoraki bir uzlaşmaya yöneldiği ve bütün kirli işlerini yaptırdığı AKP’yi terk etmiş durumda.

AKP son beş yılda, özellikle 12 Eylül 2010 Anayasa referandumundan sonra hızla dar bir klik partisine dönüştü. Öyle ki egemen sermaye sınıflarının ortak çıkarlarını temsil etmediği gibi, İslamcı-muhafazakâr sermaye çevrelerinin tümünü temsil etme yeteneğini de yitirdi.

ULUSALCILARLA İTTİFAK CİNLİĞİ TUTMADI
Özel yetkili mahkemeleri kaldırarak Ergenekon ve benzeri davaların tutuklu sanıklarının serbest bırakılması yoluyla cumhuriyetçi ve ulusalcı çevrelerle yeni bir ittifak oluşturma girişimi de başarısız oldu. Çünkü insanlar hapishane duvarlarının yıkılmasını sağlayan gücün toplumun vicdanı ve siyasal muhalefetin mücadelesi olduğunu gördü. Bu konuda bir sahtekârlık yapılmasına izin vermedi.

ERDOĞAN-ÖCALAN İTTİFAKI
Öyle görünüyor ki, AKP ve Erdoğan’ın yanında PKK/BDP’den başka bir güç bulunmuyor. Daha doğrusu PKK/BDP’nin tamamı da değil, Abdullah Öcalan dışında AKP iktidarına ve Erdoğan’a destek veren etkili bir siyasal aktör yok.

Kürt sorununun Türkiye gericiliğiyle çözüleceğine ikna edilen, böylece ülkenin dinci-faşizan dönüşümüne dolaylı da olsa destek vermeleri hedeflenen Kürt siyasal hareketinin bu politikada ısrar etmesi halinde bir yarılma yaşanması kaçınılmaz görünüyor.

Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır’daki Nevruz törenlerine gönderdiği mesaj, açık bir AKP Hükümeti ve Erdoğan desteği anlamına geliyor. Belli ki, Öcalan AKP ve Erdoğan’dan hâlâ ümidini kesmiş değil. Ancak, 21 Mart kutlamalarına canlı yayınla katılan KCK Genel Başkanı Cemil Bayık ise açık bir AKP eleştirisi yaparak hem Öcalan’ın angajmanından bir ölçüde ayrılıyor hem de yeni muhataplara açık olduklarının mesajını veriyor.

GERİCİ ÇÖZÜM FELAKETTİR
Türkiye gericiliği ile Kürt sorununun adil ve onurlu bir çözümünü gerçekleştirmek imkansızdır. Türkiye’nin modern, aydınlanmacı, cumhuriyetçi, ilerici ve demokratik damarından koparak Kürt sorunu çözülemez. Bu yolla ancak Türkiye gericiliği yeniden üretilir ve güçlendirilir. Daha da önemlisi bu tutum, ülkenin bütün ilerici, sol ve devrimci güçlerine de “ihanet” anlamına gelir.

Gericiliğin ve dinci faşizmin güçlendirildiği bir çözüme katkı sunmak, hiçbir gerekçeyle hoş görülemez. Bu nedenle Kürt hareketine karşı bugüne kadar verilen kredinin vadesinin dolduğunu görmek, geriye çekilen eleştirileri güncellemek gereklidir.

AKP YÖNETEMİYOR, İKTİDAR ANİDEN ÇÖKEBİLİR
AKP iktidarı bütün yönetme meşruiyetini yitirmiş durumda. Artık iktidar ülkeyi eskisi gibi yönetemiyor. CHP sağa kayarak siyasal alanda büyük bir boşluk bırakmış durumda. Bu boşluk ya daha sol güçler tarafından doldurulacak ya da yozlaşarak sistemin kendisini yeniden üretmesinin alanı haline gelecek.

AKP iktidarı artık olağan koşullarda bu ülkeyi yönetemeyecek. Bunu Erdoğan da görüyor ve gerilim siyaseti izliyor. Öyle ki, bir dizi karanlık provokasyonla ülkeyi bir olağanüstü hal rejimine götürüp, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesini bile gündemi getirebilir. Bu bakımdan yerel seçimlerde ortaya çıkacak sonuç çok önemli olacak. AKP, hile dahil her yolu kullanarak seçimleri kazanmaya çalışacak. Ancak etkili bir sonuç alsa bile ülkeyi yönetecek meşruiyeti bir daha elde edemeyecek.

AKP bugün sadece polis zoruyla iktidarını sürdürebilen bir parti konumundadır. Seçimlerden sonra AKP iktidarı her an çökebilir. Ülke beklenmedik gelişmelere son derece açık durumda. Hiçbir gelişme toplumu şaşırtmayacaktır. Artık hukukun yasaları değil, siyasetin ve tarihin yasalarının hükmü geçerli olacaktır.

Posted in SİYASİ TARİH | Leave a comment

Bu kez ! * Gazeteci ve Bakan bir olmuş. Kuran’la gırgır geçiyorlar.

Necati Doğru
necatidogru@sozcum.com
23 Mart 2014
Sözcü

Bu kez!

Kadir Topbaş, vapura bindi. Yanında Egemen Bağış da vardı. Adaya gitti. Adalılardan oy istedi. Kadir Topbaş, “yanımda Egemen Bağış’ı görünce vatandaş bana tekrar oy verir” diye düşünüyor olmalı.

Sağır Sultan duydu.
Yazılıp yayınlanıyor:
Şarlatan işadamı bulundu.
Bakan beyler rüşvetçi yapıldı.

55 gün kapı kapı dolaştırılıp içinde ne var ne yok öğrenildikten sonra Meclis’e gelen, fakat AKP milletvekillerinin oylarıyla “uyutulmaya yatırılan fezlekede” yazıyor: Şarlatan işadamı çikolata kutusunun altına dolar demetlerini dizdirdi. Egemen Bağış’a getirdiler. Kabul etti. Rüşvetçi şarlatan işadamı bu tür altı dolar üstü çikolata hediye paketleriyle Egemen Bağış Bakan’a 1.5 milyon dolar avanta yedirdi.

Bir kenara koyulmaz ya!
Hadi bunu bir kenara koy.
Üzerinde durma.
Bakanlıktan atıldı.
Partiden de atılır.
Kendini böyle teselli et.
Git tekrar AKP’ye oy ver.

* * * * *

Sahtekarlığı ne yapacaksın?
İman etmişlere geldi.
Ben de sizin gibiyim.
Gerçek Müslüman’ım.
Amentü’yü ezberledim.
Bir daha unutmadım.
Pozitif bilgiler okudum.
Fakat hem kazaya inanırım.
Hem kadere iman ederim.
Peygamber sevgim hudutsuzdur.
Dinle dünyayı ayırmam.
Dini devlet işinden ayrı tutmam.
Siirt’te şeyh eli de öperim.
Türbanlı kızımızı ayrı tutarım.
Kuran kurslarını gözetirim.
Cami yaptırmayı teşvik ederim.
Herkes inancını yaşasın isterim.
Ben de sizin gibiyim.
Halktan geldim.
Halkın içinde eriyeceğim.
Rüşvet alan da melundur.
Rüşvet veren de Cehennemlik.
Ben buna inanırım.
Mehmet Akif’i severim.
Akif başka türlü düşünmez.
Başka türlü konuşmazdı.
Ne düşünürse onu konuşurdu.
Dinine, imanına göre yaşardı.
Mehmet Akif öldü.
Bütün serveti yelek cebindeydi.
Bütün serveti kefen parası kadardı.
Ben de Mehmet Akif gibiyim.
Bütün şiirlerini ezbere bilirim.

* * * * *

Egemen Bağış, AKP’ye oy vermiş imanlı insanlara “Ben de inanmışım” dedi, onların güvenini aldı. İmanı ve inancı bütün göründü.Milletvekili seçildi, bakan oldu. Bir “Hacivat gazeteci”den arkadaş edinmiş, onunla telefon konuşması yayınlandı.

Gazeteci ve Bakan bir olmuş.
Kuran’la gırgır geçiyorlar.
Ayetle alay ediyorlar.
Bakara…
Makara…
Kah kah gülüyorlar.

Bakan’ın eşi de “çarpılacaksınız!” diye onların neşesine renk katıyor.
Neticede özel bir konuşma.Egemen Bağış istediği gibi düşünür, istediği gibi konuşur. Kişisel fikridir, kimseyi ilgilendirmez deyip geçilebilir fakat “Kuran’a, ayetlere, hadislere” inanıyormuş gibi yapıp oy istemesi, her Cuma günü twitter hesabından bir ayet yazıp inananları aldatması dini istismar.

Bu kez son olur mu?.
Bu kez AKP’ye oy vermiş inançlı insanlar, “sahtekârca din dalkavukluğu yaparak kendilerine yaklaşanlara” bir hafta sonra sandık şamarı vurur mu?

AKP’ye oy veren gerçekten inanmış insanları ben biraz tanıyorsam vurur!

Posted in NECATİ DOĞRU YAZILARI | Leave a comment