DURUM VAZİYETİ 28.05.2016 Cumhuriyet * BAŞKANIN YARGIÇLARI

Posted in DURUM VAZİYETİ, FAŞİZM, HUKUK-YARGI-ADALET, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

BAŞKANIN YARGIÇLARI TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMELLERİ DERİNDEN SARSILIYOR” * Başkanın yargıçları Erdoğan’ın Başkanlık isteğini meşrulaştırmaya destek veriyorlar * Devleti ayakta tutan üç güç, bir hafta içinde atılan 3 adımla doğrudan Erdoğan’a bağlandı.

28.05.2016

BAŞKANIN YARGIÇLARI
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMELLERİ DERİNDEN SARSILIYOR”

Başkanın ! yargıçları Erdoğan’ın Başkanlık
isteğini meşrulaştırmaya destek veriyorlar

Başkanın yargıçları adalet dağıtabilir mi ?

Erdoğan muhalefeti eleştirdi, yolsuzluk dosyalarını darbe ilan etti, yüksek yargı alkışladı. Yargı temsilcileri, siyasi propaganda için yapılan yurt gezilerinin ayrılmaz parçası oldu.

Yürütme tam kontrol altına alındı…

Sıra yargıdaydı. Cumhurbaşkanı, yanında yüksek yargının 3 başkanıyla yurt gezisine çıktı. Bahane, Ahilik Haftası’ydı. Ama Erdoğan, her zamanki gibi partizanlık yaptı, muhalefete çaktı. Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay başkanları iştahla alkışladı. Bir yargı darbesiydi bu… Devleti ayakta tutan üç güç, bir hafta içinde atılan 3 adımla doğrudan Erdoğan’a bağlandı.

Yüksek yargı üyelerinin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rize gezisine eşlik etmesinin yarattığı tartışmalara rağmen yüksek yargı üyeleri Kırşehir’de Erdoğan’ın programına eşlik etti. Yargıtay başkanı İ.Rüştü Cirit ,Danıştay Başkanı Zerrin Güngör ,  Sayıştay Başkan Recai Akyel, HSYK Başkan Vekili Mehmet Yılmaz, YSK Başkanı Sadi Güven Erdoğan’ın gezilerinde yer aldı.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMELLERİ DERİNDEN SARSILIYOR”

“CÜBBELERİNİ ÇIKARMALARI LAZIM”

Kılıçdaroğlu gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Bir gazetecinin, yüksek yargı üyelerinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefeti eleştirdiği sırada alkışlamalarının sorulması üzerine şunları kaydetti:

“Yargıtay’ın, Danıştay’ın ve Sayıştay’ın başında olan yüksek yargı mensuplarının yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumaları gerekir. Üzülerek ifade edeyim; daha önce eleştirdim, yargı mensuplarının yürütme organı ile birlikte görüntü vermeleri hele hele alkışlamaları kabul edilemez, hiçbir demokraside kabul edilemez, yargı dünyasında kabul edilemez. Kendileri alkışlayabilirler elbette, kendilerini iktidar partisine yakında görebilirler. Ama cübbelerini çıkarmaları lazım. Alkışlıyorlarsa gelecekler parlamentoya. Cübbelerini çıkaracaklar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin artık elbisesini mi, kimliğini mi taşırlar ve gelirler parlamentoya, siyasete girerler.

Böyle bir tablo cumhuriyet tarihinde hiç olmamıştır. İlk kez böyle bir tablo ile karşı karşıyayız ve başkan diyorlar. Hangi başkandan bahsediyorsunuz siz, hangi başkandan? Devlet başkanı. Anayasada böyle bir tanım mı var? Kendisini o kadar kaptırmış ki Yargıtay Başkanı, şimdi kalkacak adalet dağıtacak. O Yargıtay başkanı Türkiye’de adalet dağıtamaz. O Danıştay başkanı Türkiye’de adalet dağıtamaz. Sayıştay başkanı zaten bir anlamda AKP’nin arka bahçesi konumuna gelmiştir. Adalet dağıtamazlar”

Posted in FAŞİZM, HUKUK-YARGI-ADALET, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Erdoğan’ın avukatından kafa karıştıran ‘diploma’ savunması * Erdoğan’ın diplomasında sadece mezuniyet tarihi var, üniversiteye giriş tarihi – fotoğrafı ve dekanın mühürü yok! – Mezuniyet belgesi ile lisans diplomasındaki okul numaraları farklı – Mevcut imza ise diğer orjinal diplomalardan farklı !!! * Diploma sahte ise ne olacak ?

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Erdoğan’ın avukatından kafa karıştıran ‘diploma’ savunması

Ahmet D, Polatlı’da “paralel yapı” iddiası ile gözaltına alınmış, akabinde hakkında Cumhurbaşkanına hakaret davası açılmıştı. Ankara 39.Asliye Ceza Mahkemesinde “Cumhurbaşkanına hakaret”ten yargılanan Ahmet D, kendisinin paralel yapı ile alakasının olmadığını ancak bu suçlama ile gözaltına alındığını anlattı.

Haberdar’dan Arzu Yıldız’ın haberine göre, daha sonra hakkında Cumhurbaşkanına hakaretten açılan davaya ilişkin savunmasında,  MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun Erdoğan’ın diplomasına ilişkin yazıları delil olarak sundu. Ahmet D, Erdoğan için “Kendisi 4 yıllık fakülte mezunu değildir. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı görevini yapamaz. Dolayısıyla Cumhurbaşkanına hakaret suçu bu nedenle oluşamaz. Çünkü kendisi 4 yıllık fakülte mezunu değildir. Yusuf Halaçoğlu’nun tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum” dedi.

“EN AZ 4 YARI YILI KAPSAYAN…”

Bunun üzerine söz alan Cumhurbaşkanı avukatı ise “davanın esası olmayan bu beyanları kastın yoğunluğunu göstermektedir. Cumhurbaşkanına yönelik mezuniyeti ile ilgili çirkin yaklaşımları reddediyorum. 2547 sayılı kanunun 3 a maddesinde hüküm vardır. Buna göre yüksek öğretim tanımı orada yapılmıştır. Yüksek öğretim milli eğitim sistemi içerisinde, orta öğretime dayalı en az 4 yarı yılı kapsayan her kademedeki eğitim öğretimin tümüdür. Dolayısıyla cumhurbaşkanının ne Anayasa ne de siyasal olarak meştuiyeti ile ilgili zerre tartışma söz konusu değildir” dedi. Bunun üzerine Ahmet D. davanın Polatlı’da görülmesi gerektiğinin altını çizdi. Dosya Polatlı’ya gönderildi.

Polatlı 1.Asliye Ceza Mahkemesine alınan davada Ahmet D, Cumhurbaşkanının diplomasının ilgili kurumlara sorulmasını talep etti. Mahkeme talebi 28.06.2016 tarihinde değerlendireceğini belirterek davayı erteledi.

Cumhubaşkanına hakaretten yargılanan sanığın savunmasında geçen kanun maddesi ne diyor?

Madde 3 – (Değişik: 17/8/1983 – 2880/1 md.)

Bu Kanunda geçen kavram ve terimlerin tanımları aşağıda belirtilmiştir.

a) Yükseköğretim: Milli eğitim sistemi içinde, ortaöğretime dayalı, en az dört yarı yılı kapsayan her kademedeki eğitim – öğretimin tümüdür.

Yazılı açıklama yapan Ahmet D, şunları söyledi:“Cumhurbaşkanına hakaret davası nedeniyle hakkımda açılan davada sorgum esnasında gerekli savunmamı yaptiktan sonra,

Benden şikayetçi olan RTE nin  diplomasının sahte olduğu ve bu nedenle C.Başkanlığının geçersiz olduğu ve TCK.nun 299. maddesinde belirtilen suçun gerçek manada kanunun aradığı şartlarda Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenirse bu suçun subutu halinde sanığın cezalandıralacağı iddiasında bulundum.

6271 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunun 6. maddesinin ilgili fıkrasında C.Başkanı adayının 4 yıllık fakülte mezunu olma şartı aranmaktadır.

RTE nin 1981 yılında elden almış olduğu GEÇİCİ MEZUNİYET BELGESİ inceleneceği üzere, bu belgede ne dekanın mührü ne Erdoğan’ın resmi vardır.

Halbuki aynı okuldan mezun olan başka kişilerin diplomaları incelendiğinde dekanın imzası üzerinde mühür olduğu ve öğrencinin resminin mevcut olduğu görülecektir.

Kaldı ki Erdoğan’ın diplomasında Dekan olarak görünen Doc. Dr. Sinan ARTAN in imzasının dahi Erdoğan’ın diplomasında değişik olduğu diğer öğrencilerin diplomasının karşılaştırmasında da açıkça görülmektedir.

Ayrıca bu konu gündeme geldiğinde Marmara Üniversitesinden tanzim edilen ve ne dekanın ne rektörün imzalarını taşımayıp Lisans Diplomasının incelendiğinde 1981 yılında Erdoğan’ın almış olduğu geçici mezuniyet belgesinde okul numarasının 2443 iken Marmara Üniversitesinden verilen lisans  Diplomasında ise 8345 olarak görünmektedir.

Kaldı ki yine bu diplomada dekan olarak imzası bulunan Prf. Dr. Ömer Faruk BATIREL’in Erdoğan’ın mezun olduğu 1981 tarihinde Doçent olduğu 1982 yılında kurulan ve faaliyete geçen Marmara Üniversitesinde de prof. olarak 1982 yılında görevine başladığı ama Erdoğan’ın bu diplomasının üzerinde imzası olmadığı gibi Prof. olarak adı geçmektedir.

Nasıl oluyor da 1982 yılında Prof. olmuş bir kişi 1981 yılında Doçent iken bu  diplomada Profesör olarak görünüyor bu da bu diplomanın sahte olarak tanzim edildiğini ortaya koymaktadır.

Hal böyle olunca 6271 sayılı kanun gereğince Erdoğan, C.Başkanı adayı olduğunda mutlaka talep dilekçesine bir üniversite diplomasını eklemesi gerekmektedir. Ekleyecek ve YÜKSEK SEÇİM KURULUDA Erdoğan’ın eklediği bu diplomayı inceleyerek kanunun aradığı şartlarda 4 yıllık bir üniversite mezunu olup olmadığını saptayacaktır.

Benim sure gelen bu davamda bu nedenle Erdoağn’ın Yüksek Seçim kuruluna sunmuş olduğu diplomasının tasdikli bir suretinin incelenmek üzere mahkemece celp edilmesi talebinde bulundum. Mahkeme 28.06.2016 tarihinde yapılacak duruşmada bu konuda bir karar verecektir.

O makamın gerçek sahibi olmadığı için TCK.nun 299 md.sindeki suçta kesinlikle oluşmamaktadır.

Böyle bir iddianın sanık tarafından sürüldüğünde de sanığın savunmasında bu ileriye sürdüğü ciddi iddiasına karşılık mahkemesinin de gerekli araştırmayı mutlaka yapması lazım yapamaz ise bu da sanık için SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI İLKESİNE aykırılık teşkil eder YARGITAYDA MUTLAKA böyle bir kararda BOZULMAYA mustahaktır.”

Erdoğan’ın sadece mezuniyet tarihi var, üniversiteye giriş tarihi yok!

Diğer taraftan Cumhurbaşkanlığı Resmi Sitesinde ve wikipedia’da Erdoğan’ın özgeçmişinde üniversiteden mezuniyet tarihi verilirken, okula giriş tarihi verilmiyor. Yine mezun olduğu fakültenin kuruluş tarihi ile Erdoğan’ın mezuniyet tarihi çelişiyor.

Üniversite Gazeteci Ayşe Hür’e mahkeme talep etsin yanıtını vermişti

Diğer taraftan Gazeteci Ayşe Hür, tartışmaları bitirmek adına Marmara Üniversitesi’ne Erdoğan’ın diploması ile ilgili sorular yöneltmiş, ama üniversiteden gelen cevapta “özel hayat” denilerek bilgi paylaşımı yapılmamıştı.

Posted in EĞİTİM, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Osmanlı Olmak..*** Osmanlı bir imparatorluktu. Büyük bir coğrafya’da hüküm sürdü.Eğitim konusunu çözemediği için çürüdü.Ve günümüze gelemedi.Gelemezdi de.Eğitim konusunu çözemeyen her devlet batar…

Kültür & Sanat
Turan Akıncı Türk Tarihi
Turan Akıncı
19 Ocak, 2015

Osmanlı Olmak..

Benim dedem Osmanlı idi.
Ben de Osmanlı olmak istiyorum” diyenler var.
Bir reklam arası da ben yazayım.

Ben İstanbul Erkek Lisesi mezunuyum.Bizim okul binamız, eski Duyunu Umumiye binasıdır.Okula giren her öğrenciye Osmanlı’nın borçları öğretilir.Ahmet Davutoğlu da benden beş sınıf küçüktür.

Önce şunu açıklayayım.Ben Osmanlı Mimarisi ile uğraşıyorum.Osmanlı’nın 600 yılda İstanbul’da inşa ettiğiBinaları bir envantere almak için emek veriyorum.600 yıldır bu yapıları kaydetmek kimsenin aklına gelmemiş.Bir mimar olarak iki yıldır bu işe emek veriyorum.Yani günde 12 saat bu işle uğraşıyorum.

İstanbul’daki 1600 binayı envantere aldım.2000-2500 yapı daha var. Bu yapıların sayısını Türkiye’de bilen yok.Bu bilgileri www.tas-istanbul.com sayfasında yayımlıyorum.Hiçbir kurumdan 1 lira dahi destek almadım.Ben bu işe 2 yılda çok ciddi para harcadım.Bu işi kimsenin zoruyla da yapmıyorum.

Bu çalışma iki yıl daha sürecek.Osmanlı sanatını öğrenince, Osmanlı’daki kişileri de öğreniyorsun.Kim kimdir. Halil Rıfat Paşa’yı öğrenince,Oğlunu öğreniyorum.Sonra torununun Eyüp’te mezarını buluyorum.Bunları niye anlattım.

Ben Osmanlıcıyım.
Ama bunun bir dönem olduğunu biliyorum.
Ölmüş babanı canlandırabilir misin? Hayır.

Osmanlı bir imparatorluktu. Büyük bir coğrafya’da hüküm sürdü.Eğitim konusunu çözemediği için çürüdü.Ve günümüze gelemedi.Gelemezdi de.Eğitim konusunu çözemeyen her devlet batar.Osmanlı medreseleri ve mektepleri ile İlgili tüm orijinal bilgiler bende.

Bu din ağırlıklı eğitim doğru olsaydı,Osmanlı batmazdı.Şimdi doğru düzgün adını yazamayanlar,Osmanlıcı olmuşlar.Osmanlı hakkında tek kitap okumadıklarından eminim. Okuduklarım bana yetmiyor.Ben Osmanlı için görevimi yapıyorum.Osmanlı lafıyla milleti sömürenler ne yapmış? Biz Osmanlıyız diyen Laleci Milletvekili ne yapmış?
İBB’ye senede 3 trilyonluk çiçek satıyormuş.

Osmanlı’nın Muharrem kararnamesini çıkardığını bilen var mı?
Ya da Ramazan Kararnamesini duymuş olan var mı?
İstanbul’un işgali sırasında İslam Halifesi’nin,Korkudan Cuma selamlığına gidemediğini bilen var mı?
Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin İngiliz Ajanı olduğunu bilen var mı?
Öğrenmek isteyen varsa,Otuz gün isim isim Osmanlı anlatırım.

Bizim okul binamız, eski Duyunu Umumiye binasıdır.Okula giren her öğrenciye Osmanlı’nın borçları öğretilir.Herhalde Davutoğlu bu bilgiyi iyi anlamamış.Bu işi politik malzeme yapıyor.Ülkenin cahilleri de oltaya geliyor.

Turan Akıncı

http://turkiye.net/turan-akinci-2/

1976 yılında DGSA Mimarlık Fakültesinden mezun oldu. 1978 yılında Berlin Teknik Üniversitesinde Doktora çalışmaları yaptı. Alman Ortaçağ kentlerinin restorasyonun da görev aldı. 35 yıl sanayicilik yaptıktan sonra 2010 yılından bu yana İstanbul’daki Osmanlı Mimari yapılarının araştırmasını sürdürmektedir.

www.tas-istanbul.com  sayfasında 1.500 Osmanlı yapısı hakkında makaleleri vardır.

* * * *
Yazarın bu yazısını ve diğer yazılarını arşivde bulabilirsiniz (her gün eski yazıları eklemeye başladık):  http://turkiye.net/kultur-sanat/osmanli-olmak/

Posted in Tarih | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN * Yaşamın içinden masallar da kayboluyor * Masal bir varmış bir yokmuş

Gülperi Putgül Köybaşı
Psikiyatrist
01/06/2015 Pazartesi

Masal bir varmış bir yokmuş

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içindeeee …

Biz hangi ara bir çocuğa masal anlatır olduk?  İnsanın masal dinler halinden masal anlatır haline geçiş süreci gerçeklikle yüzleşme serüveni bir yönüyle. Çocuk aklımızla kucakladığımız kahramanlar bir bir vücut buldular biz büyürken, ya da hayal kırıklıklarıyla bir bir yokoldular. Masalın büyülü dünyasından çıktık belki ama masalla büyüyen zihinlerimizin bir köşesinde hala “iyiler kazansın kötüler kaybetsin” yatmakta.

Çocuk gelişimi üzerine fikirleriyle çığır açmış psikolog Piaget der ki, 2-7 yaş arası çocuk büyüsel ve doğaüstü düşünceye sahiptir. Dil gelişimi çok hızlı olan çocuk bu yaşlarda sıklıkla sembolik oyunlar oynar. Oyuncakları konuşturur, yakınlarını taklit eder, elindeki nesneyi hayali olarak başka şeylere dönüştürür. İşte çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için çok önemli olan bu dönemde sıklıkla masallara ilgi de başlar. Çünkü masallar, çocuğun gerçeküstü dünyasına heyecan dolu bambaşka bir pencere açar. Anne babalar için de çocuğunun dünyasına bakabilmek hatta içine girebilmek için bir fırsat.

Çocuğun sınırsız, kuralsız hayal dünyasına masallarla girdiğimizde ona ve bize neler oluyor peki? Birlikte eğleniyoruz, çocuğumuza belki en kolay ulaşabildiğimiz zamanlar, onun zihinsel duygusal gelişimine faydası tartışılmaz, biz çocuksu mutluluğumuza kısa bir süre için bile olsa yeniden kavuştuk. Ya sonra? Böylesi önemli bir işlevi varken masalın, anlattığımız şeyin ne olduğu da çok önemli tabii ki. Masalların evrensel ortak özelliklerinin yanında doğduğu topluma has özellikleri olduğunu biliriz. Sıklıkla mutlu sonla biten, iyilerin kazandığı, çocuklara dostluk, yardımseverlik gibi güzel mesajlar veren masallar. Bir de pek çoğumuzun farkında bile olmadan kanıksadığı, üzerinde pek de durmadığımız alt mesajları var masalların.

Masal deyince aklımıza ilk gelenlerdendir güzel, iyi kalpli, üvey anne ve çirkin kız kardeşlerin zulmüne sabırla dayanan “Külkedisi”. Sihirli bir değnek, zengin yakışıklı prense kavuşma ve mutlu son. Kahramanların tüm özellikleriyle iyi ya da kötü olarak uçlarda olduğu masal, çocukların konuyu kavrayışını bu basitliği nedeniyle kolaylaştırır. Sıklıkla kız çocukların ilgisini çeken (sıklıkla kız çocuklarına okunan/anlatılan, ana karakter nedeniyle kız çocuklarının özdeşim yapma olasılığının daha fazla olduğu ) bu masal, çocuğun zihninde  “iyilik” ve “kötülük” ile güzellik, çirkinlik, zenginlik, üveylik gibi kavramların eşleşmesine zemin hazırlama riski taşır. İyiyse güzel olmalıdır, kötüyse çirkin, (çirkinse kötü), üvey anne/babalar kötüdür olarak yerleşebilir çocuğun algısına. Aynı zamanda ezilen ama ses çıkarmayan, sabırlı, iyi kız ve seçen, kurtaran, güçlü, zengin erkek tipi olumlanarak sunuluyor masalda. Bir kuleye kapatılmış kurtarılmayı bekleyen Rapunzel, beyaz atlı prensinin öpücüğüyle hayat bulan Pamuk Prenses diye uzar gider liste.  Ataerkil toplum yapısının dayattığı boyun eğen, edilgen kadın figürü, bazı masallarda iyiliğin içine harmanlanarak çıkıyor karşımıza.

Hayal dünyalarının sınırsız güzelliğine karışan bu semboller çocuk için zamanla anlam kazanmaya başlar. Çocukların kendisi ve dünyayı algılayışına ektiğimiz tohumlara karışıp gider masal kahramanlarıyla yaptıkları özdeşimler. Bir bakmışız ille de başında tacı güzel bir prenses olmak ister kızımız, oğlumuz elinde kılıcıyla güçlü bir prens. Elbette bu özellikler pek çok çocuğun isteyebileceği türden ve tümden sakıncalı olduğunu söylemek yanlış olur. Tüm bunların farklı kılıklarda tekrarlanarak çocuğa sunulması ve özendirilmesidir  üzerine düşünmemiz gereken. Kapitalizmin tüketici ve saldırgan yapısıyla ya da dinsel motiflerle sarmalanmış yeni nesil kitaplar, bilgisayar oyunları,  oyuncaklar bu tip masalların şekil değiştirmiş halleri olarak sunuluyor günümüzde. Aynı yazıya sığdırmanın zorluğu nedeniyle  ne yapmalı, neye dikkat etmeli? sorularına yanıt arama işini başka bir haftaya bırakıyoruz.

Gerçeklik süzgeçinden geçip masal anlatan olduğumuz yaşlarda masallarımızı yeniden yaratma gücümüz olduğunu unutmayalım. Bize dayatılanın ötesinde çocuğumuzla başka bir dünyayı paylaşabiliriz. İyinin, doğrunun, adil olanın daha güzel anlatılabileceğine olan inancımızla…

Katkı ve öneriler için; dunyayiverelimcocuklarasol@gmail.com

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

Duşa ’kabine’ oğulları…*** Değişik bir şey ortaya çıktı, bu dünyada başka hiç bir rejime benzemiyor…Kendi yazdığı bakanlar kurulu listesini, kendisi kabul edip… Kendi listesini imzalayarak onaylayan bir yetki biçimi de yok…

Bekir Coşkun
26 Mayıs 2016

Duşa ’kabine’ oğulları…

İşte; Cumhurbaşkanı kabinenin başına oturdu…Değişik bir şey ortaya çıktı, bu dünyada başka hiç bir rejime benzemiyor…Kendi yazdığı bakanlar kurulu listesini, kendisi kabul edip… Kendi listesini imzalayarak onaylayan bir yetki biçimi de yok…

Cumhurbaşkanı, kendi yazıp gönderdiği kabine zarfını geri getiren Başbakan’a sordu:
“Bakalım kimler var kimler?..”
Başbakan kafasını yandan uzatarak baktı, yazdığı listeyi ilk defa görüyor çünkü:
“Ben var mıyım?..”
“Eee en baştasın ya…”
Başbakan başta olduğuna sevinir, çünkü listeyi yapanın sağı solu yok, Sümeyye’nin kayınbabasını başbakan yapsa, koca ülkede itiraz eden bir tek kişi çıkmaz…

Cumhurbaşkanı zarfı açıp okudu:
“Başbakan; Binali Yıldırım…”
“Allah razı olsun…”
“Bak koydum en üste, adeta başbakansın…”
“Cemil cümlemizi utandırmasın rabbim…”

Tiyatro gibi farz edin…
Ya da merdivenlerdeki duşakabinoğulları’nın, kabine şekli…

Hepimiz oturup “Kabine listesi Cumhurbaşkanı’na sunuldu” haberlerine baktık ya…
O listeyi Cumhurbaşkanı’nın oturup yazdığını, zarfın tur atıp geldiği yere dönüp gittiğini bilmeyen bir tek salak var mı bu memlekette?..

Sıra geldi ilk kabine toplantısına…Masanın başında bir sandalye var, iki sandalye koysalar iki başlı gibi olacak… Arka arkaya otursalar arkadakine masa yok kağıtlarını koysun…
Tek sandalye, üst üste otursalar alttaki gözükmeyecek…

Ben size söyleyeyim; Binali “Başbakan” değil, “Devlet Bakanı” oldu aslında…

Koca Türkiye Cumhuriyeti’nin düştüğü hale bakın…
Anayasası bir yana atılmış, gelenekleri silinmiş, sistem çökmüş, rejim deforme olmuş… Dünyadan ve milletten çekinmeden, sıkılmadan, alay eder gibi böyle yaptılar…

Kafalara bir soytarı külahı eksik…

Posted in Bekir Coşkun yazıları, Politika ve Gundem | Leave a comment

Kara parayla bağış olur mu? *Maliye Bakanlığı’na yapmış olduğum ihbarda, 30 milyar Euroluk kayıt dışı paranın beyan edilmediğini gördüm.Bu parayla ilgili 405 sayfadan oluşan hesap ekstrelerini ve banka hareketlerini Maliye’ye teslim ettim.

Uğur Dündar
27.05.2016

Kara parayla bağış olur mu?

“Sevgili Başbakanım ben (…)
Size bu mektubu yazmamın bir vatandaşlık görevi olduğunu düşündüm. 11.12.2012 tarihinde (17/25 Aralık’tan bir yıl önce. UD) Maliye Bakanlığı’na bir ihbarda bulundum.
23428 evrak kayıt numaralı bu dosyanın ihbarcısıyım.

Maliye Bakanlığı’na yapmış olduğum ihbarda, 30 milyar Euroluk kayıt dışı paranın beyan edilmediğini gördüm.Bu parayla ilgili 405 sayfadan oluşan hesap ekstrelerini ve banka hareketlerini Maliye’ye teslim ettim. Aynı dosyanın bir örneğini Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, MASAK ve MİT’e de gönderdim…

Aradan 11 ay geçmesine rağmen bir sonuca varılamadı. Maliye incelemenin sürdüğünü söyleyince, konuyu 13 Ekim 2013 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde manşet haber olarak yayınlattım. Başka bir gazete de bu haberle ilgili olarak (Reza Zarrab hakkında) benimle görüştü. Ancak 2 bakanla bir (AKP) Genel Başkan Yardımcısı, gazeteyi arayarak, haberin çıkmasını engelledi…

Ben bu konunun sizin bilginizin dışında olduğunu düşündüğüm için sizden randevu talep ettim, fakat başarılı olamadım.Çok yoğun olduğunuzun farkındayım.Konunun daha sonra şahsınız ve partinizin yıpratılması amacıyla kullanılabileceğini düşünüyorum.İlgili isimleri size bildirmem gerekiyorsa hazırım.Herhangi bir tehdit almadım ama can güvenliğimin olmadığını belirtmek istiyorum.Ayrıca 1905 sayılı kanun gereği ihbarcılık hakkımın ödenmesini talep ediyorum.

Sevgi ve selametle ellerinizden öperim…
(Adı, soyadı, imzası ve telefon numarası)

*  *  *

Peki Reza Zarrab‘ın ipliğini pazara çıkaran bu mektup Başbakanlık’a ulaştıktan sonra ne yapılıyor?

Hiçbir şey!..Ayrıca Tayyip Erdoğan, Reza Zarrab konusu kendisine sorulduğunda kara para aklayıcısından “Hayırsever işadamı” diye söz ediyor!..

Ama hakikat topallayarak da olsa hedefine doğru yürüyor ve ABD’li Savcı Bharara,Türkiye’de talimatla kapatılan dosyayı hiç beklenmedik bir anda açıveriyor!

Önceki günden bu yana “Pandora’nın Kutusu”ndan ortalığa saçılan pislikleri hep birlikte izliyoruz: Akıllara durgunluk veren rüşvetler, kapkaranlık ilişkiler, uçak dolusu altınlar, yasa dışı işler…Yani rezalet üstüne rezalet, kısacası tam bir kokuşmuşluk!

Hemen belirteyim; bunlar daha başlangıç! İddianamenin tamamlanması ve yargı sürecinin başlamasıyla ortalığa neler dökülecek neler! Örneğin kara para kaynaklı altın sevkiyatını devletin resmi belgelerinde ihracatmış gibi göstererek cari âçık düşürmeler, malum vakıflara yapılan bağışlarla (!) rant yağması için imar plânı değiştiren belediyeler, bavullar dolusu kara parayla futbolcu transferi yapan AKP destekli kulüpler, iktidar hizmetkârı mafyatik yöneticiler, kısacası rüşvetlere dayalı dudak uçuklatan faaliyetler!..

Hepsinden önemlisi ve acısı da, ülkemizin giderek eriyen saygınlığına çok ağır darbe indirecek uluslararası bağlantılar…Kanımca Türkiye asıl şoku, bunlar ortaya çıktığı zaman yaşayacak!..

Reza Zarrab aysberginin su üstünde görünen kısmına ve ABD savcısının mahkemeye sunduğu kayıtlara bakarak şimdilik şunu söyleyebiliriz:

Kara parayla bağış olur mu?
Olmaz!
Olursa, Egemen Bağış olur!..

Posted in DUYURULAR, UĞUR DÜNDAR, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

DURUM VAZİYETİ 27.05.2016 Sözcü ( Türk Halkının onurunu kıran bir açıklama ) SATILMIŞ TÜRK SİYASETÇİLERİ

Posted in DURUM VAZİYETİ, Gundem, Haber, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

FUAT AVNİ’den HABERLER * 24.05.2016

Fuat Avni’den haberler
24.05.2016

fuatavni ‏@fuatavni_f

1. Faşist’in MİT’teki ve Dışişlerindeki ‘sır küpleri’ (!) Fidan ve Sinirlioğlu’nun en zor günleri. İkisi de yolcu.

2. Faşist’in pis işlerini yaparak konumlarını koruyacaklarını sanıyorlardı. Yanıldıklarını anladılar ama artık çok geç.

3. Faşist, Fidan ve Sinirlioğlu’nun çok şey biliyor olmasından çok rahatsız. Onlardan bir an evvel kurtulmak istiyor. Formül aranıyor.

4. Fidan’ın, Binali’nin oğlu ve yeğeni ile ilgili görüntüleri basına sızdırması Faşist’i çıldırttı. ‘Bana ihanet ediyor’ dedi.

5. Faşist, Sır Küpü’nün kendisiyle ilgili bilgileri sızdıracağı paranoyasını yaşıyor. Her zaman yaptığı gibi korktuğunu yok edecek.

6. Damat Berat için birkaç alternatif düşünüyor. Henüz karar veremedi. ‘Dışişlerini veya ekonomiyi vereyim’ diyor.

7. Faşist, Dışişlerindeki yapının kendi insiyatifi dışında işlediğini, Gül ve Davutoğlu ekibinin kökünün kazınması gerektiğini düşünüyor.

8. Faşist, son dönemde yaşananlar yüzünden Sinirlioğlu’nu en tehlikeli adam olarak görüyor.

9. Faşist, Sinirlioğlu için ‘Güvenmekle hata ettim, aldatıldım’ dedi. Yurtdışında kimseyle görüşememesinden onu sorumlu tutuyor.

10. Faşist, Davutoğlu’nun Obama ile görüşeceğini duyduğunda ‘Beni bertaraf ettiler, kuyumu kazıyorlar, bunu Sinirlioğlu ayarladı’ demişti.

11. İsrafsaray’daki istihbaratçılar, Sinirlioğlu hakkında kapsamlı araştırmalar yaptı. Aylarca çalışılıp rapor hazırlandı.

12. Raporda ‘Sinirlioğlu’nun İsrail ajanı olduğu, kritik görevlere adamlarını atadığı, yurt dışında Faşist’in aleyhine çalıştığı’ yazılıydı.

13.İHH’nın ‘İsrail lehine imza atan bürokratlar var’ açıklaması bahane edilip, Sinirlioğlu ve ekibi ‘Siyonist, Mason’ denilerek gönderilecek

14. Faşist, bir yandan harcamak istediği bürokratın işini bitirecek, diğer yandan da İslamcı tabana şirin gözükecek.

15. Suriye ve Rusya konularındaki fiyaskolar, Davutoğlu, Fidan ve Sinirlioğlu’na ihale edilecek. Faşist, kendini aklama derdinde.

16. Yalakalığın Nirvanası olan Yiğit Bulut’un da kullanım süresi doldu. O da gidici.

17. Cuma kılmayıp cuma mesajları, kandil bilmeyip kandil tebrikleri göndermekten usanmıştı Bulut. Kurtuluşa erecek garibim (!)

18. Yiğit Bulut gibi Yalçın Akdoğan da bir zamanlar Faşist’in gözdesi olan ama gözden düşüp dağılan isimlerden.

19. Faşist, Yalçın Akdoğan’ı sağda solda gördüğünde onun yüzüne bile bakmıyor. Yalçın kıvranıp duruyor, zavallı.

20. Faşist, diğerleri gibi Yalçın’ı da kullanıp attı. Yakında miadını doldurmuş ‘eski bakanlarımızdan’ olacak. Bıyık da kurtaramadı.

21. Avaneler, zaman zaman Fidan, Akdoğan ve Yiğit acaba Fuat Avni olabilir mi diye diye yediler adamların başını (!)

22. İsmi geçenleri toplasanız tek adam etmez. Gitmelerinde payımın olmasını şahsen kendime hakaret sayıyorum.

23. Faşist, Narsizm hastalığı yüzünden sadece kendisine değil çevresindekilere de cehennem hayatı yaşatıyor.

24. Burak’tan sonra Bilal’e de kafayı yedirtti. ‘Salmayın bu hastayı bir yere, ne yapacağı belli olmaz’ diye şehzadeyi kafese kapattı (!)

Posted in FUAT AVNİ | Leave a comment

DURUM VAZİYETİ 27.05.2016 Milliyet * PKK ÇÖZÜLDÜ

Posted in Bölücü KÜRTÇÜLÜK, DURUM VAZİYETİ, Gundem, Haber, PKK TERÖRÜ | Leave a comment