Napolyon evet diyor… Sezar sen de var mısın kardeşim?

sozcu.com.tr
Yılmaz Özdil
4 Şubat 2017 

Napolyon evet diyor… Sezar sen de var mısın kardeşim?

Abdülhamid için pekçok olumsuz şey söylenebilir ama, asla cahil denemez… Fransızca, İtalyanca bilirdi. Kitap kurduydu, Yıldız Sarayı’nda özel kütüphanesi vardı, 18 binden fazla el yazması, 30 bine yakın kitabı vardı. İki bin kitaptan oluşan polisiye roman koleksiyonu vardı, çoğunu Osmanlıcaya tercüme ettirmişti. Matbaaya pek meraklıydı, makineler getirtti, kaliteli divan eserleri bastırdı. Avrupa’da yayınlanan önemli tüm gazetelere aboneydi, ciltletir, kütüphanesinde biriktirirdi. Sporcuydu, çok iyi biniciydi, yüzerdi, güreşi sadece desteklemekle kalmaz, bizzat güreşirdi. Hobileri vardı, marangozluk yapardı, usta işi mobilyalar üretirdi. Tiyatro ve operayı çok severdi, Yıldız Sarayı’na özel tiyatro salonu yaptırdı, yabancı kumpanyalar getirtir, ailesiyle birlikte seyrederdi. Nota bilirdi, piyano ve keman çalardı, viyolonsel dinlemeye bayılırdı. Dedim ya, olumsuz pekçok şey söylenebilir ama, asla bilgisiz denemez, özellikle tarih konusunda yüksek eğitimli, kültürlü bir aristokrattı.
*
Bu Abdülhamid’in “torunuyum” diye ortaya çıkan bi arkadaş var, kendisine “sultan” diye hitap edilmesini istiyor. Saltanat esnafı bi arkadaş… İnternette dükkanı var, tuğralı yüzük, padişah parfümü, püsküllü hanedan fesi, Osmanlı armalı çay bardağı filan satarak, üç beş yolunu buluyor. Referandum vesilesiyle -fırsat bu fırsat- dükkanı büyütmeye niyet etti, “parlamenter sistem canımıza yetti” falan diyerek “evet” kampanyası yürütüyor. Bir yandan Akp’yi şakşaklıyor, beri yandan “padişah dedemin tapulu mallarını geri istiyorum, mesela Boğaz’daki Suada’yı istiyorum, vermezlerse Avrupa insan hakları mahkemesine başvuracağım” diyor. Veraset davası için Napolyon’u şahit gösteriyor, “Napolyon’un Abdülhamid han hakkında meşhur sözü vardır” diyor, Napolyon’un “Abdülhamid han benden sonra ikinci zengindir” dediğini söylüyor.
*
Napolyon paradan iyi anlar.
*
Ama küçük bi pürüz var…
*
Napolyon öldüğünde, Abdülhamid henüz dünyaya gelmemişti.
İkinci Napolyon öldüğünde, Abdülhamid hâlâ dünyaya gelmemişti.
Üçüncü Napolyon öldüğünde, Abdülhamid henüz tahta çıkmamıştı.
Dördüncü Napolyon zaten yok.
*
Esnaf sultan sallıyor yani.
*
Dede zat-ı şahaneydi.
Torun zart-ı şahane.
*
Ve, temsil ede ede, bu engin bilgiye sahip arkadaş temsil ediyorsa gari…
Kırk yıl düşünsem, Abdülhamid’e üzüleceğim aklıma gelmezdi!

Posted in Yılmaz Özdil | Leave a comment

Evetçi rektörler… Bilim insanı mı? Saray imamı mı?

sozcu.com.tr
Yılmaz Özdil
1 Şubat 2017

Evetçi rektörler… Bilim insanı mı? Saray imamı mı?

Sabahattin Zaim Üniversitesi rektör yardımcısı profesör, “ben bu ülkede cahil, okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum, ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, cahil halktır, profesörden başlayarak en tehlikeli olanlar üniversite mensuplarıdır, en güvenilir olanlar, ilkokul bile okumamış olanlardır, okuma oranı arttıkça beni hafakanlar basıyor” dedi. Bu herifi YÖK’e yönetici yaptılar.
*
Kadın profesör Akp’den milletvekili adayı oldu, kazanamadı, rektör adayı oldu, gene kazanamadı, dindar cumhurbaşkanı tarafından metazori rektör yapıldı, tarihteki ilk türbanlı rektör oldu, yandaş medya tarafından ayakta alkışlandı, ne kadar Atatürkçü akademisyen varsa hepsine kan kusturdu, neticede fetocu olduğu anlaşıldı, tutuklandı! Senelerce başörtümüz yüzünden üniversiteye giremedik diye oy istediler, kendilerinin atadığı ilk türbanlı rektör darbeci çıktı.
*
Profesör Veysel Eroğlu, “NASA da kim oluyor, bizim teknolojimiz onlardan ileri, NASA bizim çok gerimizde” dedi. Hükümetimiz tarafından “ilim adamı” kabul edilen Cübbeli Ahmet, profesör Veysel Eroğlu’nu tasdikledi, “Mars’ta su var mı, Merih’te et var mı, but var mı, manyak manyak işler, masrafa değmez, akılsız, salak herifler, hepsi cahil zaten, ver bana 100 bin dolar hepsini anlatayım” dedi.
*
Hacettepe Üniversitesi profesörü, trenlere mescit yapılmasını istedi, Devlet Demiryolları inceledi, virajlarda kıble denk getirilemeyeceği için yapılamadı.
*
İTÜ profesörü, rüyasında tarikat şeyhi gördü, tarikat şeyhi “YÖK yanlış işler yapıyor” dedi, rüyasındaki şeyhin sözlerini dilekçeye döken profesör, başbakanlığa gönderdi, başbakanlık inceledi, “kardeşim arıza mısın?” demedi, gereğinin yapılması için milli eğitim bakanlığına havale etti, milli eğitim bakanlığı dilekçeyi inceledi, gereğinin yapılması için YÖK’e havale etti iyi mi.
*
Dumlupınar Üniversitesi doçenti, evini dergaha çevirdi, çarşaflı eşini peygamber ilan etti, çarşafın üstüne kafasına taç takıp, çıplak ayaklarını öptüren bu arkadaşın “gökyüzünde nikahımız kıyıldı” diyerek, gözüne kestirdiği müritleriyle yattığı anlaşıldı.
*
Selçuk Üniversitesi profesörü, dekolte giyen kadınların tecavüzü göze alması gerektiğini söyledi, “kadının evden çıkması caiz değildir, parfüm haramdır, kadının topuklu ayakkabı giymesi ayete aykırıdır, saç boyama caiz değildir, kadının fazla laf etmeden arada sırada konuşmasında sakınca yoktur” dedi.
*
Yıldız Teknik Üniversitesi profesörü, teknoloji panelinde konuştu, İslami usüllerle, helal bisiklet üretilebileceğini izah etti.
*
Lise mezunu dolandırıcı, sahte üniversite diplomasıyla Kastamonu Üniversitesi’nde bölüm başkanı oldu, kimse uyanmadı, şakır şakır ders verdi, mis gibi dekan olacaktı, profesör olarak Mustafa Kemal Üniversitesi’ne transfer olmaya kalktı, tesadüfen enselendi.
*
Yıldız Teknik Üniversitesi profesörü, Gezi parkına alışveriş merkezi dikilmesine karşı çıkanları “gavur” ilan etti, “Yahudi, Ermeni veya Rumsanız, Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı anlayışla karşılıyorum, soyunuzu araştırın” dedi.
*
TBMM’de dağıtılan imam hatip mezunlarının dergisinde, plajlarımızdaki boğulma vakalarını önlemek için “bilimsel” öneri getirildi. “Herhangi bir kişi denizde boğulmak üzereyken, samimi şekilde dua ederse kurtulur” denildi.
*
TRT’de “bilimsel” program yayınlandı, CIA ve Mossad’ın cinlerle istihbarat topladığı, KGB’nin cinler sayesinde düşman denizaltılarını takip ettiği açıklandı. NASA yetkililerinin uzayda kaybolan uyduların cinler tarafından tamir edilmesi için Türkiye’ye geldiği, Turgut Özal aracılığıyla Sakarya’daki bir hoca’dan yardım istediği anlatıldı.
*
İsmi Abdülhamid olarak değiştirilen GATA’nın profesörü, şizofreni hastalığının cin çarpması yüzünden meydana geldiğini izah etti. İnsan beynine yerleşen cinlerin şizofreniye sebep olduğunu, tedavi için dini şifacılarla üfürükçülerin faydalı olabileceğini söyledi.
*
TÜBİTAK başkan yardımcılığı da yapan YÖK başkanı profesör, akademik yıl açılış konuşmasında “domatesin içine öyle bir mekanizma yerleştirirler ki, milletimiz yok olabilir” dedi.
*
Selçuk Üniversitesi profesörü, kalçaya takılan platinleri, sanayi sitesinde tornacıya yaptırdı.
*
Profesör sağlık bakanımız, Türkiye’deki sağlık sisteminin ABD’den çok daha iyi durumda olduğunu söyledi, keneden korunmak için pantolon paçalarını çoraba sokmamızı önerdi.
*
Fahri profesör unvanı bulunan asrın liderimiz, neden matematik dersi, fizik dersi, “kimya” dersi tartışılmıyor da, din dersi tartılışıyor derken… Türk profesör Aziz Sancar “kimya” dalında Nobel kazandı.
*
Varlığıyla onur duyduğumuz Mardinli profesör Aziz Sancar, “bu ödül Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde kazanıldı” diyerek, Nobel ödülünü tam 19 Mayıs’ta Anıtkabir’e teslim ederken… Mardin üniversitesinin “imam” rektörü, şeytan rıdvan gibi video hazırladı, Cumhuriyet’in sonu anlamına gelen referandum için “evet diyorum” filan dedi.
*
Açıkça görüldüğü üzere…
Evet-Hayır seçimi değildir.
*

Posted in Yılmaz Özdil, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

TANIYOR MUSUNUZ ?

Posted in HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

AMERİKAN TİPİ BAŞKANLIK İŞTE BÖYLE BİR ŞEY ! Başkana dur diyen yargıç

Posted in CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK | Leave a comment

SÖZDE İSLAMİSTLER NEDEN HRİSTİYAN ÜLKELERE YERLEŞİRLER

Posted in YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

BİR YAZI BİR YORUM *** Gladyoyu anlama kılavuzu

From: Sabahattin Gökkaya
Date: 2.02.2017

Değerli okuyucular,

Ülkemizde on yıllardır süregelen istikrarsızlıklar, anormal şekilde seyreden politik çekişmeler, demokrasimizin bir türlü rayına girememesi, toplumsal yapıdaki güvensizlik, halk katmanlarının, cahillikle beraber ahlak düzeylerindeki çöküşler ve son olarak devletin ve milletin adeta intiharı olan anayasa değişikliği ve başkanlık iddiasındaki çabaların süregelmesi.. Attila İlhan, “hemen her ülkeni bir hain kontenjanı vardır, ama Türkiye’de bu oran çok yüksektir.” derdi.

Nedenlerini sıralarsak; Emevi İslam anlayışı dolayısıyla aydınlanmanın geç ve zayıf gelişi, tarikatların olumsuz etkileri, bilim ve teknoloji alanında geç kalınması, cumhuriyet devriminin kısa süre sonra ters yüz edilmesi; bunların hepsinin doğal sonucu olarak, birey olamamış, aklı mantığı hayatına yeterince uygulayamamış, yoksul ve geri kalmış, güdülmeye ve kötü yönlendirilmeye uygun halk yığınları çıkıyor karşımıza. İşte gladyo için çok uygun bir ortam. Bülent Bey’in bir ders notu niteliğindeki Türkçe yazılmış bu açık seçik, anlaşılır makalesi, herkesin bir okuyuşta anlayıp içselleştirebileceği gibi görünüyor.

Gelin görün ki bu iş öyle kolay değil. Ortam uygun değil. İnsanlar okumuyor, yeterince ilgi duymuyor, okusa da bilince yerleştiremiyor, hayatına yön veremiyor. O yetenekten yoksun, seviye çok düşük. Aydın diyebileceklerimizin ise, gladyonun güçlü etkisiyle kafaları karışık, cüzdanlarıyla vicdanları arasında git-gel halindeler. Oysaki normal toplumlarda aydınlar, genellikle millidir, halktan kopuk değillerdir, her fırsatta onları aydınlatırlar. Gladyonun sadece bir kolunun (fetö) toplumun yüz binlercesini nasıl vatan haini haline getirdiği anlaşılıyor olsa gerek. Bu hal, yüzyılımızda milletler arasında benzersiz bir durum, daha doğrusu bir rekordur. Çok acı ve de çok gerçek.

Sabahattin Gökkaya

Bülent Esinoğlu
bulentesinoglu@gmail.com
2 Şubat 2017

Gladyoyu anlama kılavuzu

2.2.2014 Tarihinde gladyo ile ilgili bir yazı yazmıştım. O tarihte henüz Fethullah örgütü bu derece deşifre olmadığı için bazı bilgileri açık istihbarattan okuyarak öğreniyorduk. Ancak halen Gladyo’nun yeterince kavranmadığı kanaatini taşıdığımdan 2.2.2014 tarihli yazımı hiç değiştirmeden aşağıda tekrar yayınlıyorum.

 

Gladyo Cemaatten ibaret değildir

Şimdi bile Gladyoya, gladyo diyemiyorlar.Paralel yapı, dış güçler gibi somut olmayan ifadeler kullanıyorlar.

Nasıl ki, emperyalizme, emperyalizm diyemezler, onun silahlı veya silahsız parçası olan Gladyo’ya, gladyo diyemiyorlar.Bu durumun, çok mantıklı bir açıklaması; Gladyo ile işbirliği yapmış olanlar, gladyo diyemezler.

Öyle bir algı oluşturuldu ki, Gladyo, sadece Cemaatten ibarettir. O da, ABD ile ilişkilendirilmeden…Deşifre edilmiş ve görünen kısmı olarak, Cemaatin, Gladyo’nun verdiği görevleri yaptığı anlaşılmıştır.

Ancak, bu iş bu kadar kolay geçiştirilemez.Gladyo, Cemaatten ibaret değildir.Cemaat, Glaryo’nun dini örgütler içindeki sadece bir parçasıdır.Aslında Gladyo’yu anlatan, dünyada ve ülkemizde birçok kitap vardır.Benim bu kısa yazıda anlatmaya çalışacağım şey; beş maddede, Gladyo’yu anlama kılavuzu diyebileceğimiz, birkaç ana hattın açıklamasından ibarettir.

1-Gladyo’nun beyni ve kumanda merkezi, NATO Karargâhıdır.

2-Amacı; Amerikan çıkarlarını savunmak, bu çıkarlara uygun, devlet ve hükümet yöneticisi yetiştirmek ve işbaşına getirmektir.

3-Normal zamanlarda, ideolojik ve siyasal müdahaleler yapmak, olağan üstü durumlarda ise, provokasyon ve silahlı müdahalelerde bulunmak.Olağanüstü duruma, sıcak bir örnek, Ukrayna’dır.Şimdi Ukrayna’daki, yönetimi değiştirir ve işbaşına Amerikancı veya Batıcı birisini işbaşı yaptırabilirlerse, sonrasına sonra bakacaklardır.

4-En önemli husus ise, yerli elemanların nasıl devşirildiği ve Gladyo’nun Karargâhı ile nasıl işbirliği yaptığıdır.

Bu konu, belki de, bir doktora tezi olabilecek kadar derin konudur.Amerika ve Avrupa’daki istihbarat okullarının eğitim konuları bunlardan oluştuğu anlaşılmaktadır.Böyle okullarda, eğitim gören, Türk yöneticiler, gazeteciler, profesörler, dernek ve sendika yöneticileri, milletvekilleri, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olanlar var.Hatta bazı gazeteci ve yöneticilerin, çocukları da, bu eğitim merkezlerinde, eğitim alarak, Gladyo’nun önemli kişileri haline gelmektedir.Yani Gladyo’nun babadan oğula geçen durumları da var.

5-Gladyo, öyle sadece dini örgütler içinde, örgütlenecek kadar stratejiden yoksun bir örgüt değildir.

Dini örgütler içinden devlete sızmak, daha kolay olduğu için, dini örgütler tarafına, ağırlık vermiş olmaları doğaldır.Ancak bu demek değildir ki, MİT, Ordu, Emniyet içinde yoktur. Zaten MİT, Ordu ve Emniyette örgütlenmeyen bir Gladyo, gladyo değildir.Bu gün, Cemaatin etkin olmasının nedeni de budur.“Cemaate dokunan yanıyor” özdeyişi de buradan çıkmıştır.

MİT, Ordu ve Emniyet’teki Amerikancıların temizlenmesi, Gladyo’nun temizlenmesi anlamına gelir. Örgütlerin içindeki bu Amerikancılar olmasa, Gladyo nasıl etkin olabilir?

Çünkü Gladyo, işlerini kendisi görmez, gördürür.İşini gördüreceği kişi, Amerikancı ve Batıcı olmazsa, nasıl iş gördürecek?

Bu amaç doğrultusunda görev yapmayanları, ya da en azından görevler yapılırken sessiz kalmayanları, Gladyo etkin örgütler içinde istemez.Bazı safların, görevden neden alındıklarını anlayamamaları bundandır.

Zaten devlet içinde, çıkar çelişkilerinin ana zemini budur. Milli hareket edenle, Amerikancı hareket eden arasındaki uyuşmazlıktır.Gladyo’nun resmi/yarı resmi görevlilerini artık anlayabiliyoruz.

Asıl anlaşılmaz olan; ne yaptığını bilmeden, fakat Gladyo’ya hizmet edenlerdir.Kanımca, en çok kullanılanlarda bunlardır.

2.2.2014, bulentesinoglu@gmail.com

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BÜLENT ESİNOĞLU YAZILARI, FAŞİZM | Leave a comment

BAHÇELİ’ye UYARI MEKTUBU

ALPARSLAN Türkeş’in danışmanı ve eski MHP Merkez Karar Kurulu Üyesi Miraç Demirbaş’ın anayasa değişikliği paketi henüz komisyonda görüşülerken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yazdığı mektup ortaya çıktı.

Demirbaş’ın Bahçeli’nin yanısıra Ahmet Davutoğlu ve Kemal Kılıç- daroğlu’na da yolladığı mektupta şu ifadelere yer verildi:

“Son günlerde iktidar partisi AKP’nin çağrısı ve CHP, MHP ve HDP liderlerinin de buna katılacaklarına dair beyanları ile başlatılmış olan ‘Yeni Anayasa’ başlıklı bir yıkım ittifakı yeniden kurulmuş bulunmaktadır. Anayasa dışı bir operasyonla ‘YOK’ sayılmış olan Haziran 2015 genel seçim sonucuyla esasen milletçe gündemden kaldırılarak tarihin çöplüğüne atılmış olan bu habis ‘BOP’ projesi yeniden sahneye konmuştur !

Bu bir ‘Türk milletine meydan okuma’ halinin ve ‘Türk siyasetinin Türk devletine savaş açması’ eyleminin dik alasıdır! Çok açık bir ‘İç savaş kışkırtıcılığı’ ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma girişimidir! Aranızdaki bazı küçük görüş ayrılıklarına rağmen her birinizin esas amacı; ABD ve Avrupa Birliği’nin Türkiye üzerindeki plan ve hedeflerinde onların ‘çözüm ortağı’ olmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin omurgasını teşkil eden ilkeleri ve devletin milli üniter ‘Türk devleti’ niteliğini ortadan kaldırmaktır.

Bu eylem ve politikalarınızın tamamı vahim Anayasa ihlalleri olup yürürlükteki Türk kanunlarına göre ‘suç’ teşkil etmektedir. YEMİNİNİZİ ÇİĞNEMEYİN Anayasa’nın Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin ‘and içmesi’ni düzenleyen 81. ve 103. madde hü- kümleriyle yemin metinlerini de- ğiştirmeye yeltenmeniz halinde bu eyleminiz, Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve Türk Anayasası’na sadakat yükümlülüğünüzü reddettiğiniz anlamına gelecektir ki bu durum dahi ‘Meşruiyet’inizi ortadan kaldıracak, mevcut Cumhurbaşkanı’nın “Cumhurbaşkanı” olmak sıfatını ve sizlerin de milletvekilliği statünüzü sona erdirecektir.

ANAYASA’YA GÖRE ÜLKEYİ YÖNETİN Sizleri, ‘Anayasa’yı ortadan kaldırma’ amaçlı ‘Yeni Anayasa’ yapma saplantı- nızdan, ‘Yerel Yönetimleri Güçlendireceğiz’ masalıyla vatan topraklarının bir kısmını PKK’ya devretme niyetinden dönmenizi, dışarıdan gelen direktiflerle ülke yönetmek tarzından vazgeçerek akliselim ile ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre ülkeyi yönetme’ düzenine yönelmenizi bekliyor, ‘Türk’ün devletini ve töresini kimsenin yıkamayacağı’nı hatırlatıyorum!”

Posted in ANAYASA, FAŞİZM, Politika ve Gundem, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ | Leave a comment

Ve size söz veriyorum: Türk Milleti’nin ortak milli değeri olan Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş uygarlık aleminin asli bir parçası olarak sonsuza dek yaşayacaktır

Metin Feyzioğlu
Odatv.com

“Yetmez ama evet” kampanyası yürüten bu ekibe, küresel güçler de destek oldu, elbette. Cumhuriyetten rövanş alırken birlikte yürüyenlerin hiçbiri diğerini kandırmadı. El ele yaptı hepsi, ne yaptıysa. Her kesimden, tertemiz vatandaşlarımız hedef alındı ve kutuplaştırıldı.

Potansiyel vaad edenleri zaten kendi elleriyle yıllar önce seçmiş, burslarla yurt dışında okutmuş, yetiştirmişlerdi. Sonra da, sermaye sağlayıp kurdurdukları gazete ve televizyonları tahsis ettiler bu “Yeni Türkiyeci”, yeni tip “aydın” ve “gazeteci”lere.

Böylece tüm Ortadoğu’nun ve sömürgeleştirilmiş milletlerin çıkış yolu olan Atatürk Milliyetçiliği, Türk Milleti, herkesin inancını yaşamasının, özgürlüğünün, bağımsızlığın ve çağdaşlığın vazgeçilmez şartı laiklik “kötü” ilan edildi. Küresel kuklacıların hedeflerindeki milletleri sömürgeleştirirken kullandıkları sözler ise baştacı yapıldı. Örneğin, Türk Milleti renkli bir mermer iken, kolayca dağılıp gidecek bir mozaiğe benzetildi. Bizi 90 yıl barış içinde yaşatmış olan yurtta barış dünyada barış ilkesi pısırık bir dış politikası ilkesi olarak takdim edildi. Bölücü örgütün ele başı dahi bilge bir barış elçisine dönüştürüldü adeta. Türkiye sonu bilinmez maceralara sürüklendi.

Zaman Atatürk’ü ve Türkiye Cumhuriyeti’ni haklı çıkardı. Çünkü Atatürk ve Cumhuriyeti kuran kadro, Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini ve dış politikasını, Yeni Ortadoğu’yu ve Yeni Türkiye’yi planlayanların aksine istihbarat örgütlerinin masalarında yazmamışlardı. Türkiye’nin kurucuları bu ilke ve politikaları, Afrika’da, Yemen’de, Kars’ta, Balkanlar’da, Çanakkale’de, Sakarya ovasında yazmışlardı. Osmanlı’nın neden çöktüğünü biliyorlardı. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti’ni, tarihin verdiği derslere göre sapasağlam şekillendirmişlerdi.

Atatürkçü, Cumhuriyetçi, vatansever nice aydınımız canlarını verdi ama yitip gitmedi. Yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor bu kahramanlar.

Şehit edilişinin 27. yılında Ankara Barosu’nun önceki başkanı, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu başkanı Av. Prof. Dr. Muammer Aksoy’u ve şehit edilen tüm aydınlarımızı rahmetle anıyorum.

Ve size söz veriyorum:

Türk Milleti’nin ortak milli değeri olan Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş uygarlık aleminin asli bir parçası olarak sonsuza dek yaşayacaktır. Çünkü Milletimiz, geleceğine ve bağımsızlığına sahip çıkma azminde ve kararlılığındadır. Bizim de görevimiz, dinlenmemek üzere çıktığımız bu yolda, yorulmadan Milletimize hizmete devam etmektir.

Posted in ANAYASA, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Erdoğan bugünkü sözlerinin ucunun kime dokunduğunu biliyor mu

Odatv.com
Kerem Çalışkan

Erdoğan bugün Saray’da düzenlenen TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) ödül töreninde konuştu. Sanki 15 yıldır FETÖ’cüleri devletin tüm kurumlarına yerleştiren bizzat kendisi değilmiş gibi, yine FETÖ’cülere verdi veriştirdi

Sanırsın FETÖ’cüler onbinler halinde gelip Erdoğan’dan habersiz gizli gizli devlete, TÜBİTAK’a, yargıya, eğitime, orduya vs.. sızdılar…

Sanırsın FETÖ’cüler Erdoğan’dan habersiz YAŞ toplantılarına katılıp Atatürkçü subayları tasfiye ederek kendi generallerini adım adım TSK’ya yerleştirdiler…

Sanırsın FETÖ’cüler, yandaş yazarlar daha önce açıkça yazdığı halde, MİT’e daha önce raporlar gittiği halde Erdoğan’dan habersiz 15 Temmuz darbesini tezgahladılar…

Erdoğan bunlarla da yetinmedi, darbe girişimi sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisinin bombalanmasıyla Osmanlı Meclis-i Mebusanın kapatılmasının aynı şey olduğunu vurguladı.

Erdoğan şöyle dedi:

“FETÖ’nün Türkiye Büyük Millet Meclisini bombalamasıyla Osmanlı Meclis-i Mebusanın kapatılması aynı şeydir. Aynı amaca yöneliktir. Orada bir fark yok. Her ikisi de milli iradenin tecelligahı olan bu kurumları işlemez hale getirerek ülkenin işgaline zemin hazırlama amacı gütmektedir.”

Doğrusu Erdoğan’ın Meclis’e böyle sahip çıkması gözyaşartıcı…

Sanırsın şimdi Anayasa değişikliği ile ‘milli egemenliği’ Meclis’ten alıp hooop Saray’a devreden Erdoğan değil, belki de FETÖ…

Hadi biraz daha tarih…

Meclisi Mebusan’ı kim ne zaman kapattı?

1876’da askeri darbe ile kurulan Meclisi Mebusan’ı, yani Erdoğan’ın deyimi ile ‘milli iradenin tecelligahı’nı, önce darbecilere anayasa ilanı sözü vererek tahta oturtulan II. Abdülhamit kapattı… 1878’de Rus-Osmanlı savaşını bahane ederek…

Osmanlı Meclisi Mebusanı tam 30 sene kapalı kaldı…

Sonra 1908’de İttihatçı subayların Rumeli’de dağlara çıkıp isyan ederek zorlaması ile 30 sene sonra tekrar açıldı…

Açıldıktan üç ay sonra İstanbul’da bu kez şeriat isteyen 31 Mart ayaklanmacıları (1909) Meclisi Mebusan’ı basarak Meşrutiyet’in kalkmasını, anayasanın iptalini ve tekrar Padişah-Halife-Şeriat sistemine dönülmesini istediler…

Tıpkı günümüzde AKP’lilerin Meclis’i içerden basarak ikinci 31 Mart vakası halinde, Meclis’i işlevsiz hale getirmek istedikleri gibi…

Rumeli’den gelen Hareket Ordusu 31 Mart’ı bastırdı ve Osmanlı Meclisi Mebusanı’nın şerefini ve varlığını kurtardı… Meclis I. Dünya Savaşı boyunca varlığını sürdürdü…

Savaşın sonunda, İstanbul’un İngilizler tarafından 13 Kasım 1918’de işgalinden sonra 1919’da bu kez Damat Ferit İngilizlerin emriyle Osmanlı Meclisi Mebusanı’nı kapatıp dağıttı…

Mustafa Kemal’in Sivas Kongresi’nden sonra bastırması ile son Osmanlı Meclisi Mebusanı 1920 Ocak ayında İstanbul’da tekrar toplandı..

Son Osmanlı Meclisi Mebusanı ‘Misak-ı Milli’yi’ kabul etmesi üzerine 16 Mart 1920’de İstanbul’u ikinci kez işgal eden İngilizler tarafından işgal edildi. Rauf Bey ve bazı mebuslar tutuklanarak Malta’ya sürüldüler…

İngilizlerin kuklası Padişah Vahdettin Osmanlı Meclisi Mebusanı’nı 11 Nisan 1920’de resmen kapatıp feshetti…

Bunun üzerine Mustafa Kemal Ankara’da ‘Hakimiyet Milletindir’ diyerek 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni (TBMM) açtı…

Böylece ‘Hakimiyet’, yani egemenlik Saray’dan ve padişah’tan alınarak ‘milli iradenin tecelligahı’ olan TBMM’ye geçti…

Şimdi 97 yıl sonra, TBMM’nin kuruluşunun 100. yılına üç kala, Erdoğan ve arkadaşları TBMM’ye içerden darbe yaparak, egemenliği yeniden Meclis’ten alarak Saray’a taşımak istiyorlar…

Eğer millet, referandumda ‘Evet’ derse, ‘milli iradenin tecelligahı’ artık TBMM değil, Saray olacak…

Böylece FETÖ’cülerin 15 Temmuz’da bombalaması ile Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ikinci kez ‘Gazi’ ünvanı kazanan TBMM, fiilen feshedilecek…

Şimdi Erdoğan’ın deyimiyle Osmanlı Meclisi Mebusanı’nı kapatıp ‘Milli iradeyi’ yok edenleri sayalım:

II. Abdülhamit, Vahdettin, Damat Ferit, İngilizler…

Ve şimdi ‘milli iradenin tecelligahı’ Meclis’in fonksiyonlarını yok ederek devredışı bırakmak isteyenleri sayalım:

1-FETÖ’cüler 2-AKP’liler…

Bu işte bir sakatlık var, ama acaba nerede?..

Posted in FAŞİZM, Fetullah Gülen, Politika ve Gundem | Leave a comment

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ AKParti DEVLETİ OLDU * T.C. yasalarına göre kamu görevlisi olanlar siyasi partinin bir parçası olarak T.C. düzenine ihanet ediyorlar

Posted in ANAYASA, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment