İlk taşı kim fırlatmalı? * Şevki Yılmaz ‘demokrasi nöbeti’nde konuşuyor!.. Egemen Bağış Taksim Meydanı’nda tebrikleri kabul ediyor!.. İ. Melih Gökçek ve Hüseyin Gülerce bize paralelin kötülüklerini anlatıyor!..

Servet AVCI
05.08.2016
====

İlk taşı kim fırlatmalı?

Akıl sağlığımız ciddi tehdit altında!..

Şevki Yılmaz ‘demokrasi nöbeti’nde konuşuyor!.. Egemen Bağış Taksim Meydanı’nda tebrikleri kabul ediyor!.. İ. Melih Gökçek ve Hüseyin Gülerce bize paralelin kötülüklerini anlatıyor!..

Buradan siyasî rant çıkarmak ve en önemli siyasî rakiplerini engellemek isteyen kimileri Meral Akşener’e çatıyor… Sık sık “Başbakan olacağım” dediğini hatırlatıyor!.. Meral Akşener de hatalı tabii, muhalif bir partinin genel başkan adayı olarak talip olması gereken yerin Başbakanlık değil, en fazla Mamak Belediyesi Zabıta Müdürlüğü olması gerektiğini bilmiyor!..

Dün ‘Fethullah Gülen’ deyip de arkasına ‘hocaefendi’yi eklemeyenlere ağız dolusu salyayla saldıran, şimdi şeytan taşlama törenlerindeki gibi öne geçip hınçla taş fırlatmak için diğer ‘aldatılmış’ın ayağına basıyor!..

Yaptığı büyük kıyakların karşılığı olarak karısının adına okul açılan Büyükşehir Belediye Başkanı, işin ucunun mutlaka kendisine geleceğini bildiğinden olsa gerek, feryatlarıyla yeri göğü inletiyor!..

Çocuklarını paralelin okullarında bedava veya indirimli okutmak için mahalle imamlarına bile kırk takla atan siyasetçi sınıfı televizyon ekranlarında dolu dolu konuşuyor, tehlikeye dikkat çekiyor!..

‘Mezardakilere bile oy kullandırılması’ talimatı geldiğinde Pensilvanya’ya ‘mübarek belde’ gözüyle bakan kimi politika tüccarı, Erdoğan’ın gözüne girmek için neft yağı içmiş gibi performans sergiliyor!..

Bütün şöhretini Ergenekon sürecindeki yazdığı iftira dolu kitaplara ve televizyonlardaki yalan söyleme potansiyeline borçlu olan ‘haksız şöhret’ takımı şimdi belli tarihten önceki yalan ve iftiraları için kendilerince ‘genel af’ ilân ediyor!..

***

Görüldüğü üzere sadece demokrasimiz değil akıl sağlığımız da ciddi tehdit altında!..

Milletçe aklımıza hedef gözeterek doğrudan saldırı var; ekranla, klavyeyle, mikrofonla, kızarmayan yüzlerle… Biraz daha bastırsalar, tek kusurları Türkçe Olimpiyatları’na katılıp horon etmek olan Tanzanyalı masum çocuk zannedeceğiz bunları!..

Aslında her şey o kadar açık ki… ‘İçinizde ilk taşı en masum olanınız fırlatsın’ denildiğinde yutkunmadan, tereddüt etmeden, kulaklarına kadar kızarmadan en öne kim geçebilir?

Türkiye’nin hasarlı da olsa büyük tehlike atlattığı açık bir gerçek… İyi de bugüne gelişi doğru yorumlayamayanlar sağlıklı geleceği nasıl kurgulayacaklar?

Bu kadar büyük malî güce ulaşılmasında belediyelerin büyük payı var… Özellikle büyükşehirlerdeki kirli ittifakların, aşağılık imar hareketlerinin ve resmî olmasa da herkesin bildiği o iğrenç ortaklıkların…

Peki bu büyükşehirler hangileri? Mogadişu, Dakar veya San Salvador olabilir mi? Ticaret odaları seçimlerini kazanmak daha düne kadar hangi büyükşehirlerde kimler kol kola yürüyordu?

***

Kabul, iç ve dış tehditler yüzünden çok kırılgan bir zeminde yürüyoruz… Siyasî rekabetin ötesinde sorumluluk gerektiren bir süreç bu… İyi de bu hâle gelişimizde her tarafta parmak izi olanların ülkemize daha huzurlu bir gelecek hazırlayabileceğinden nasıl emin olacağız? Güvenlik ve istihbarat bürokrasimizin içinde kimlere güvenip kimlere güvenmeyeceğiz?

Sembolik değerde olduğu için altını çizmekte fayda var: Şevki Yılmaz ‘demokrasi nöbeti’nde konuşacak ve biz de ‘demokrasimizi yaşatma adına’ heyecanlanıp alkışlayacağız öyle mi? Ya da Egemen Bağış Taksim’de vatandaşlarımızın yoğun ilgisi altında tebrikleri kabul edecek!.. Paralel tehlikeyi anlatmak da İ. Melih Gökçek ve Hüseyin Gülerce’ye düşecek, biz de ağzımız açık dinleyeceğiz!..

***

Akıl sağlığı üzerine yapılan araştırmalar, vücutta B12 eksikliğinin depresyon, paranoya ve anksiyeteye yol açtığını gösteriyormuş…  B12 ihtiyacımızı yumurta, tavuk ve süt ürünlerinden karşılayabilirmişiz…

Gördüklerimiz arttıkça galiba daha çok yumurta, tavuk ve süt ürünleri tüketmemiz gerekecek… Pek çok şeyi kaybettik,  bari akıl sağlığımızı koruyalım!..

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, FAŞİZM, Fetullah Gülen, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR | Leave a comment

FETULLAHİ DARBECİLERİ KİM BESLEDİ VE GÜÇLENDİRDİ

Posted in DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, DİN-İNANÇ, FAŞİZM, Fetullah Gülen, SİYASİ TARİH | Leave a comment

BİAT KÜLTÜRÜ * AKLINI TESLİM ETMEK * OKUMAK CEHALETİ BİLE ALMIYOR !!!

Posted in DİN-İNANÇ, Fetullah Gülen | Leave a comment

AKIL FİKİR YAZILARI * “DARBE”(!) İZLENİMLERİ. *** .“Abi, was sagst du für die Putsch Insinierung?” (Abi darbe oyunu/ mizanseni için ne diyorsun?)

18.07.2016
===========

“DARBE”(!) İZLENİMLERİ..

Kim yaptı,  neden, niçin yaptı, nasıl yapıldı bilmiyorum, danışıklı döğüş mü değil mi bilmiyorum, şu anda önemli de değil; önemli olan sonuç: Sonuçla ilgileniyorum ve sonuçta darbe girişiminin RTE ve AKP’ye en büyük iyiliği yaptığı gibi  Türkiye’ye  Türk toplumun birlikteliğine ve geleceğine yapılabilecek en büyük kötülüğü yaptığını düşünüyorum:

AKP/ Hükümet açısından son günlerde İsrail ile başlayan ilişkiler, Mavi Marmara, Davutoğlu olayı, Suriye ve Suriyeliler  vs. gibi nedenlerle gevşeyen saflar yeniden sıklaştırılmış, belki yeni “dostlar” da edinilmiştir.

***

Toplumsal yaşam açısındansa; güvenlik kuvvetleri birbirleriyle karşı karşıya getirilmiş;  toplum daha çok ayrıştırılmış; Ordu ve polisin hem araları açılmış hem de kendi içlerindeki çatlak derinleşmiş; mahallede komşu komşuya  daha bir kinlenmiştir. Baş kesilmiş(!), yüzlerce insanın kanı dökülmüş, kan davası doğmuştur.

Görünen o ki iktidardakilerin “Seçimle gitmeleri” de iyice imkansızlaşmıştır; “Seçim”bundan sonra sadece slogan veya fantasi olarak kalmaktan ileri gidemeyecek; seçimlerde kaybetseler bile birilerinin „Seçimlerde hille yapıldı“ demesi “sela” okunması ve iktidar yandaşlarının sokağa dökülmeleri için yeterli olacaktır.

Anlaşılan o ki bu “mağdurluk” da geçmiştekiler gibi  daha çok kullanılacaktır.

***

Eğer bu girişimin arkasında önünde “paralel” varsa AKP iktidarına şimdiye kadar yapamadıklarını da yapma fırsatı sağladığı için bence “paralel” ile barışılmalı, nikah tazelenmese bile en azından bir muta nikahı yapılmalıdır..

Özetle:

Görünüş o ki bu darbe Laik Cumhuriyet’e vurulan son darbedir, Belki de “Teokratik devlet” yolundaki altın vuruştur.

Başkanlık/Halifelik (araya başka bir şey girmezse) garantilenmiş gibidir: Şimdilik kaydıyla hayırlı olsun.16.7.16

* * *

Öğleden sonra bir alış veriş merkezinde  şarküteri işi yapan bir İranlı tanıdığa uğradım.

Daha görür görmez “Abi, was sagst du für die Putsch Insinierung?” (Abi darbe oyunu/ mizanseni için ne diyorsun?)

Yapanlara, yaptıranlara sebep olanlara, kan dökenlere bir süre birlikte verip veriştirdikten,  ölenlere ayırım yapmadan üzülüp birlikte rahmet dilekdikten sonra ayrılırken

– Ne diliyorum biliyor musun? dedi

– Bilmem, ne diliyorsun?

– Türkiye’nin de İran gibi olup molla rejimi altında yaşamalarını, o zaman anlarlar”

***

Anlaşılan İranlı arkadaşım  bu ülkede molla rejimini dört gözle bekleyenler olduğu gibi bir o kadar olmasa da IŞID rejimini özleyenler de bulunduğunu  bilmiyordu.

Yani onun “ilenmesi” iktidar yandaşlarının çoğunun canına minnetti.. 16.7.16

* * *

“Hükümet/Devlet TSK, istihbarat vs. nasıl haberdar olamadı” deniliyor.

Ya haberdar olunup da bu günlere hazırlık olarak göz yumulduysa?

Yani bir tür  “11 Eylül İkiz Kuleler” olayı gibi “bahane yaratmak” amaçlı engellenmediyse..18.7.16

* * *

İlk gece karanlıkta  “el yordamıyla” önümüzü görmeye çalışıyorduk; şimdilerde “Kibrit” ve “mum”la aramaya başladık:  Görünen o ki “Spot”lar yanıncaya kadar daha çok “varsayımlar” duyacak , “olasılılar”la  yaşayacağız..

Aydoğan 18.7.16

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI, VATANDAŞIN KÖŞESİ | Leave a comment

AKIL FİKİR YAZILARI * Hitlerin Başarısının sırrı ; R-kompleksle yönetmek * Kant, Hegel gibi büyük filozofları, Einstein gibi bilimcileri, Goethe gibi büyük yazarları, Wagner gibi büyük bestecileri çıkarmış bir Alman toplumu, nasıl olur da Hitler gibi bir delinin peşinden gitmişti?

 

A.Kadir Çaylı
11 May 2016

Hitlerin Başarısının sırrı ; R-kompleksle yönetmek

Normal şartlarda Türklerin iyi roman yazdığını düşünsem de, kişisel gelişim, sosyoloji, bilimsel temelli kitaplarda Türk yazarların pek başarılı olduğunu düşünmediğimden raflarda defalarca görmeme rağmen, Mümin Sekman’ın ‘Her şey beyinde başlar’ isimli kitabını okumak için içimde bir heves uyanmamıştı. Sonunda isteksizliği yenerek okudum ve ne kadar önyargılı yaklaştığımı anladım. Bazı şeyleri anlamlandırmak adına fikrimi değiştiren kitaplardan biri oldu.

Her şey beyinde başlar;

Beyin vücudun anatomik hiyerarşisinin en başında bulunuyor, geçmişe takılıp kalmayalım diye de gözlerimizi önüne almış.

Vücut ağırlığımızın %2’sine sahip olmasına rağmen geri kalan %98’i yönetiyor. Nasıl bir gücü olduğunu tahmin edin ve ona gereken önemi verin!

İnsanın sahip olduğu beceriler 2 gruba ayrılıyormuş:

Temel ve türev. Temel beceriler konuşmayı öğrenmek, türev beceriler sohbet etmek. Temel beceriler 3-4 yaşlarında öğrenilmesi gereken beceriler.

“Çoğumuz dışımızdaki hayatın tasarımını anlamak için kullanırız beynimizi. Bazılarımız içinde tasarladığımız hayatı dış dünyada gerçekleştirmek için. Birinci grubun en iyileri bilge olur, ikinci grubun en iyileri başarılı.’ Bence en önemlisi hangisi olmak istediğinize karar vermek.”

Biraz nörolojik bilgi de aktarayım.

Beynin 3 katmanı var:

1. Katman: Reptilian sistem-Sürüngen beyin-İlkel beyin- R-Kompleks:

Sürüngen beyin, adı “aşağılayıcı çağrışımlar yapsa da, “hayatta kalma” içgüdüsünün merkezidir. Bu beyin bölgesine, sürüngenin ingilizcesinin (reptilian) ilk harfinden hareketle R-kompleks de denilmektedir.

En yaşlı beynimiz, sürüngen ve kertenkelelerde de mevcut.

Öncelikli hedefi hayatta kalmak, ikinci hedefi soyunu çoğaltmak. İyi haber bizim beynimizin %10’unu sürüngenlerin beyninin ise tamamını kaplıyor. Düşünmez, içgüdüseldir.  Yeni şeyler öğrenmeyi sevmez. Tehlike anında kalp atışını, refleksleri uyarır, yani tehlikeli bir şey gördüğünüzde yüzünüzün renginin kaçmasını sağlar çünkü o anda kan akışını kaçmanızı sağlayacak bacaklarınıza yönlendirmiştir.

Bencil ve gösterişçidir.  Çıkarlarına endekslidir, başkaları ne der diye düşünmez. Güçlüyse saldırır, güçsüzse dedikodu yapar. Konuşmak yerine eylemlerle kendini ifade eder. Sanattan, kitaptan hoşlanmaz. Kan bağına bağlı yakınlık kurar. Sabit fikirlidir.

2. Katman: Limbik sistem – Duygusal:

Duygusal beynimiz. Kedi, köpek ve keçilerde mevcut. Bizimde beynimizin %20’lik alanını kaplıyor. Hafıza üzerinde güçlü etkiye sahip. Yoğun acıya ve zevke odaklanır. Belleğe arşivler. Travmatik anıyı unutmayı engeller. Sevdiklerimiz için yaptığımız fedakarlık, empati, annelik duygusunun ana kaynağıdır.

3. Katman: Neo-korteks- Düşünen beyin:

Mantıklı, düşünen beynimiz. Kültürün kaynağı. En genç beyin katmanı ve sadece insanlarda mevcut. Beynimizin %70’ini kaplar. Hem hayatımızda hem de anne karnında en son olgunlaşan kısım. 25 yaş civarında tamamlanıyor. Dürtü kontrollerini yapar, kitap okur, yazı yazar, hayal kurar.

“Sadece katmanları bilmenin bize faydası ne derseniz, biraz daha derin düşünme ile kendimizi ve sosyal çevreleri analiz etmemize ve dolayısıyla insan ilişkilerini düzenlemeye faydalı.”

Mesela az gelişmiş toplumlarda ilkel beyin baskın karakterler bulunurmuş. Şöyle bir düşünün tecavüz, şiddet, bencillik en çok hangi toplumlarda var ve bu toplumlar ne kadar gelişmiş?

Ama ben burada yazarın örnek verdiği çok etkileyici bir noktayı paylaşmak istiyorum.

“Bende, günümüz Türkiye’si ile ilgili aydınlanma yaşamamama neden oldu, bakalım sizde de benzer duygular yaşatacak mı?”

Hitler ve Almanların akıl tutulması

Kant, Hegel gibi büyük filozofları, Einstein gibi bilimcileri, Goethe gibi büyük yazarları, Wagner gibi büyük bestecileri çıkarmış bir Alman toplumu, nasıl olur da Hitler gibi bir delinin peşinden gitmişti? Üstelik 20 milyondan fazla insanın ölmesine neden olduğu halde? Hitler “mühendis kafalı” olmalarıyla ünlü Almanlara ne yapmıştı? Onların mantıklarını nasıl “servis dışı” hale getirmişti?  Sorunun özü;

Mantıklı insanların / toplumların mantıksız davranmaya başlamasına sebep olan neydi?

Uzun süren araştırmalarla cevabın bazı parçaları keşfedildi. “R-kompleks”

Yukarıda bahsettiğim R- kompleks, yani “Sürüngen beyin bölgesi” bu mantıksız davranışların sebebi.. Her beyinde bulunur.

R-kompleksle yönetmek, kitlelerin beynindeki “ilkel içgüdüleri aktive ederek, mantıksal düşünmeyi baskılamak” demektir.

Peki bu tip liderlerin metodu neydi?

Sosyal psikoloji araştırmalarına göre, bir insanın beyinin R-kompleks seviyesine indirgemenin en iyi yollarından biri onu bir gruba dahil etmekti. İnsanları “biz ve onlar” diye ayırmaktı. İç bağları sıkı bir grup içindeki kişi “akıl ihalesi” yoluyla mantığını kullanmaktan vazgeçebiliyordu.

Bu amaçla kullanılan ikinci yol, kitleleri “korku kültüründe” yaşatmaktı. Aynı şekilde “dış düşmanlar” göstererek korkuya dayalı politik propaganda yapılarak da kitleler R-kompleks seviyesine indirilebiliyor. Gerçek dış düşmanlar yoksa, da hayali dış düşmanlar yaratılıyordu!

3-D Stratejisi

Araştırmacılara göre, bu siyasi stratejide 3-D çok önemlidir:

Düşman göster,
Dayanışma duygusunu kışkırt,
Düşündürme!
Sürekli çatışma çıkar ki, taraftarların düşünemesinler!

İnsanların mantığına değil içgüdülerine hitap et!

Peki kitleler bu tip “R kompleksli” liderlerde ne buluyorlar?

1.D- Özdeşlik kurma;   En önemli açıklamalardan biri özdeşlik kurma psikolojisiydi. Araştırmacılara göre, kendi hayatında yenik, ezik, kompleksli kişiler, bu tür gücü ve otoriteyi temsil eden liderler üzerinden, kendilerini ezen kocalarından, patronlarından, üst sınıftan kendilerince intikam alıyorlardı.

2.D- İntikam aracı olma;   R-komplekse hitap eden liderlerin en büyük sırrı, kendinden olmayanlara karşı, taraftarlarına kendisini bir “intikam aracı” olarak sunmalarıydı. Onlar hep; Kaybedenlere oynayarak kazanıyorlardı! Bildiğiniz mağdur edebiyatı yani..

3.D-Düşman yaratma ; Kimliklerini bir düşmana göre konumlandırıyorlardı. Sürekli çatışma çıkartarak gündemde kalıyor, Düşman yoksa, hayali düşmanlar yaratıyorlar, eğitimsiz ama öfkeli kitlelerin enerjisini bu yöne kanalize ederek, oy kazanıyorlardı.Sürekli kendi kitlesinin mantıklarına değil içgüdülerine hitap ediyorlardı.

Taraftarlarına empoze ettikleri korkuların başlıcası “Biz onları temizlemezsek, yakında onlar çoğalıp bizi temizleyecekler”di. Otomatikman bu hayatta kalma refleksi R-korteksi uyarıyor, sorgusuz  ve körükörüne sadakati, bu hayatta kalma isteği ile biraraya getiriyordu.

Mesajları şöyleydi: “Ben de senin gibiyim ama senin olmadığın bir yerdeyim, oyunla bana güç ver nefret ettiğin herkesin canını okuyayım!” Bu tip liderler kolaylıkla iktidara gelebilirken, gidişlerinde büyük bedel öder ve ödetirler. Çünkü hakim durumlarını kötüye kullanıp, kendilerini tek seçenek olmaya zorlarlar.

Bu tip liderler aslında içinde yaşadıkları toplumlar için bir zeka testidir.

Bu zeka testinden başarıyla geçebilmek için beynimizin R-korteks ( Sürüngen beyin) kısmına seslenenleri görerek, duymazdan gelmekle ve Neo-korteks ( Düşünen beyin ) kısmını kullanmaya başlamamızla mümkün olacaktır.

Aklımızı başımıza toplayalım.

Bu tarih, bu vatan,  bu ülke, bu bayrak bizim.

Hepimizin.
Esen kalın.

Yazan Kişi
A.Kadir Çaylı

Kaynak: Her şey beyinde başlar – Mümin Sekman

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI, FAŞİZM | Leave a comment

Yılmaz Özdil ÜÇ’lemesi *** Evin direği…* Kalpak da takar bunlar * O ağacın altı…

sozcu.com.tr
03.08.2016

Evin direği…

19 Kasım 1938… Türk donanması, tarihinin en hüzünlü görevini yerine getiriyordu, bu toprakların yetiştirdiği en değerli insan, Anıtkabir’e götürülmek üzere İstanbul’dan İzmit’e taşınıyordu.

Atatürk’ün naaşı 12 generalin omuzunda Dolmabahçe’den çıkarıldı, top arabasına yerleştirildi, mahşeri kalabalık eşliğinde, gözyaşı seliyle, tam dört saatte Sarayburnu’na getirildi, bu yürüyüş sırasında Yavuz zırhlısından her beş dakikada bir selam topu atılıyordu, Zafer muhribi 15 Mayıs 1919’da Samsun’a gitmek üzere yola çıktığı Sarayburnu rıhtımına yanaşmıştı, yine 12 generalin omuzlarında, rıhtımdaki duba üzerinden Zafer muhribine aktarıldı, Zafer muhribi aracılığıyla da, Haydarpaşa önünde demirli bulunan Yavuz zırhlısına nakledildi, güverteye yerleştirildi. Seyir esnasında birer dakika arayla matem topu atacak olan Yavuz’a, Hamidiye kruvazörü, Zafer ve Tınaztepe muhripleri, Dumlupınar ve Gür denizaltıları, Doğan ve Martı hücumbotları eşlik ediyordu. Türk donanmasının sancak gemisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin denizlerdeki gücünün simgesi olan Yavuz, tarihinin en zor görevini yerine getirmek üzere yola çıktı.

Ve…
Bu Yavuz jilet yapıldı.

Kahraman muharebe kruvazörü Hamidiye’yi hurdacıya verdiler.
Zafer muhribi tencere oldu.Tınaztepe muhribi tava oldu.

Bandırma vapuru çatal kaşık yapıldı. Nusrat’ın sadece maketi var. Savarona’dan önceki makam yatı Ertuğrul’u kilosu 13 kuruştan hurdacıya sattılar. Ertuğrul’dan önceki makam yatı Söğütlü, çürüdü, söküldü. Gazi unvanlı Alemdar’ı duba yaptılar. Kırım kahramanı kalyon tekne, Mahmudiye, tersane işçilerinin ödenemeyen maaşları yerine, kışlık odun olarak dağıtıldı. Çanakkale’de efsane Goliath’ı batıran Muavenet-i Milliye, dökümcüye gitti. İlk ve son transatlantiğimiz Gülcemal’i önce depo olarak kullandılar, sonra eritip, trafik levhası yaptılar. Atatürk’ün en sevdiği gezinti motoru Sakarya söküldü, teneke kutu oldu. Savarona’yı önce kerhane yaptılar, sonra güya sahip çıktılar, güvertesine kaçak kat çıktılar! Amerika’ya giden Türk bayraklı ilk gemi Gülcemal, Haliç’te çürüdü, neyi var neyi yok çalındı, İtalyan hurdacıya satıldı, römorkörle sürükleye sürükleye götürüp, söktüler. Çanakkale savaşında hastane yapılan Reşitpaşa vapuru, Ankara vapuru, Ege vapuru, İzmir vapuru, Karadeniz vapuru, hepsi yok edildi. 70’li yılların başında ulusal imkanlarla Gölcük’te inşa edilen ilk milli gemi Berk, denizkurdu tatbikatında hedef gemisi yapıldı, torpidoyla batırıldı. Birinci dünya savaşında Yavuz, Midilli ve Hamidiye’yle birlikte Karadeniz’de vuruşan Peyk, hurdacıya gitti.

Bu hoyrat tablo, sadece şuursuz ahalinin eseri değildi. Mustafa Kemal’in ölümünden itibaren, tarihimizi yok edip, alternatif tarih yazmaya çalışan karşıdevrimcilerin sinsi çabalarıydı.

Üç tarafımız denizlerle çevrili, kendimize ait “Türk havuzu” denilen bir denizimiz vardı ama… Çaka Bey’den bu yana, bin senelik donanma tarihimizden elimizde kala kala, sadece Yavuz’un direği kalmıştı.

Çünkü… Yavuz 1950’de hizmet dışı bırakıldı, müze yapılabilirdi, elbette yapılmadı, çürümeye terkedildi, 21 sene öylece bekletildi, 1971’de hurdacıya satıldı, tam sökümü başlarken, dönemin deniz kuvvetleri komutanı Kemal Kayacan dayanamadı, bari hatıra kalsın dedi, başdireğini söktürdü, 1973’te Heybeliada Deniz Lisesi’nin iskelesine diktirdi.

O direk… Türk denizcilik tarihinin en önemli gemisinden, Atatürk’ün naaşını taşıyan gemiden geriye kalan tek hatıradır.

Heybeliada Deniz Lisesi’nin kapatılması, Türk donanmasının “evinin direğinin yıkılması”dır.

sozcu.com.tr
31.07.2016

Kalpak da takar bunlar

Akp’yle cemaat imam nikahlıyken sakal bırakıp, umreye koşanlar, şimdi Atatürk posteri asıp, utanmasalar kalpak takacaklar.

Gençler soruyor haliyle…
Nasıl oluyor da oluyor?

Aslında bunun cevabı sadece bir kelimedir ama…
Üç kitaptan oluşur.

Esir şehrin insanları
Esir şehrin mahpusu
Yol ayrımı

Kemal Tahir üçlemesidir.
Tee 1956’da yazdı.

Esir şehrin insanları… İşgal altındaki devletin, yiğit evlatlarıyla verdiği milli mücadeleyi anlatır. Birinci dünya savaşının hemen sonrasıdır, Osmanlı yenilmiştir, İstanbul işgal edilmiştir. Romanın kahramanı Kamil bey, konaklarda büyümüştür, çünkü padişahın vezirlerinden birinin oğludur, zengindir, Avrupa’da yüksek tahsil yapmıştır, yabancı lisanlar bilir, savaş sırasında İspanya’dadır, önce biraz ortalığın durulmasını bekler, ancak, sonra bakar ki bu işin durulacağı filan yok, tası tarağı toplar, yurda döner, İstanbul’a gelir, savaşın getirdiği yoksulluk Kamil beyi ve ailesini de vurur, mal varlığını satsa, kime satacak, ortalık yangın yeri, işsiz güçsüz beş parasız kalır, bir dostu aracılığıyla bir gazetede iş bulur, gazetenin sahibi milli mücadeleye destek verdiği için hapistedir, gazetenin yazarları hep kuvvacı’dır, gazete aynı zamanda, Anadolu’ya gizli belge taşıyan örtülü bir istihbarat ağının parçasıdır. Kamil bey el bebek gül bebek büyümüştür ama, karakterli adamdır, bana ne demez, direnişe kayıtsız kalmaz, çalıştığı gazete sayesinde milli mücadele hareketine katılır, ateşten gömleği giyer, günler akıp giderken, maalesef, Anadolu’ya gönderilecek bir evrağın teslimi sırasında yakalanır, işgal güçleri tarafından tutuklanır. O anda öğrenir ki, gazete sayesinde tanıştığı ve milli mücadeleci olarak bildiği pek çok kişi, aslında Osmanlı hafiyesidir, bildiğin haindirler, işgalcilere gammazlamak için aralarına sızmışlardır. Kamil bey dürüsttür, namusludur, yurtseverdir, araya girenlerin ısrarına rağmen milli mücadeleye sadakatini korur, kimseyi ihbar etmez, yedi sene hapse mahkum olur.

Esir şehrin mahpusu…
Kamil bey hapistedir. Memleketin kurtuluş mücadelesi sürerken, kendi kurtuluş mücadelesiyle başbaşa kalır. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demediği için, vatan direnişine katıldığı için, itle uğursuzla aynı koğuşa atılır. Ailesi bile sırtını döner, kendin ettin kendin buldun demeye getirirler. Kamil bey, hayatının bu en zor döneminde, bir zamanlar ait olduğu toplum kesiminin gerçek yüzüyle karşılaşır, yakın arkadaş bildikleri aramaz sormaz, aman bulaşmayalım, onun yüzünden bizim başımız da derde girer diye selamı sabahı keserler. Kişisel menfaat için vatanı satmakta mahsur görmeyen, memleket elden gitmişken hâlâ cüzdanını doldurmaya çalışan, işgalcilerin gözüne girmek için yatağına bile girmekten çekinmeyen, çürümüş, kokuşmuş, işbirlikçi insanlar görür Kamil bey… Güce nasıl taptıklarını, paraya nasıl tamah ettiklerini, ne denli çıkarcı, ne denli şuursuz, ne denli puşt olduklarını görür.

Yol ayrımı… Cumhuriyet’in ilk yıllarını anlatır. Kamil bey özgürdür artık, milli mücadele kazanılmıştır, Türkiye kurtulmuştur, tehlike geçmiştir. Memlekette ne kadar tescilli yavşak, ne kadar kaypak, ne kadar dönek, ne kadar fırıldak varsa, hepsi anında millici olur! Daha üç gün önce işgalcilerin kıçını öpenler, en büyük Atatürkçü olur. Zor zamanlarda masanın altına saklananlar, biz şöyle direndik böyle direndik filan diye, kahraman olurlar. Vatan için ağır bedeller ödeyen Kamil bey gibilerin hayatı kayarken, omurgasızlar baştacı edilirler.

100 sene önce böyleydi.
100 sene sonra aynıdır.

Kamil beysen, ömrün boyunca eziyet çeken adamsın.
Yavşaksan, her devrin adamısın.

Ve aslında, Türkiye’nin başına gelen tüm felaketlerin… Silahlı-silahsız işgallerin, devleti ökse otu gibi saran tarikatlerin, emperyalist maşası casus cemaatlerin, “the darbe”lerin, yolsuzlukların, hırsız siyasilerin, suratına tükürsen yarabbi şükür diyen yandaş işdünyasının, soyuyorsa beni soyuyor diyen gönüllü cehaletin, gelene ağam gidene paşam diyen hacıyatmaz bürokrasinin, aydın ihanetinin, kiralık gazetecilerin, hepsinin sebebi… Bu ülkede bazı şeylerin hiç değişmemesinin temel sebebi, işte bu “ikiyüzlülük”tür.

sozcu.com.tr
30.07.2016

O ağacın altı…

Maltepe askeri cezaevinin avlusunda, sisler içindeki Büyükada’nın karşısında, oturmuş yazarım bu şiiri… / Eylül başlarında bir cumartesi sabahı, lodos titretiyor ağaçları, yağmur geceden yıkamış çiçekleri / gökyüzü mavi, bulutlar beyaz, ardından baharın geçti koca bir yaz, hapisteyiz hâlâ ve güzün ilk serinlikleri / avlunun dört bir yanı dikenli teller, tellerin gerisinde nöbetçiler bekler, kapanır uykusuzluktan gözleri / on gündür çocuk sesi duymadım, özledim “baba” deyişini kızımın, özledim beni görünceki sevincini / hayatım benim, kırk yıllık hayatım, seni başarabildiğimce dürüst yaşadım, içim burada da pırıl pırıl şimdi / geçer, güzelim, bu günler de geçer, sökülüp atılır dikenli teller, koparır halk bir gün zincirlerini.

Varlığıyla onur duyduğumuz Ataol Behramoğlu’na ait bu mısralar.

Büyük ozan’ı otuz sene evvel, çeşitli iftiralarla Maltepe askeri cezaevi’ne tıkmışlardı, 12 Eylül rejiminde… Hayata küseceğine, hayatı yeşertmiş, ayva fidanı dikmişti bahçesine.

Asrın iftirasına uğrayan arkadaşlarım, bu ayva ağacının kuytusunda oturdu, üç sene… Yazın gölge oldu, kışın şemsiye… “Baba” deyişini özledikleri evlatlarına, o ağacın altından yazdılar mektuplarını… Yapraklarından kitap ayracı yaptılar.

Hani, nüfus cüzdanlarını, ehliyetleri falan şeffaf plastikle kaplarız ya, işte aynen öyleydi… İki yaprak, üstünde Mustafa Kemal’in imzası vardı, altında bir not, “gölgesinde oturduğumuz ayva ağacının yaprakları, Maltepe, 2013” yazıyordu.

Babasıyla konuşurken gözyaşlarını yutkunan Ece’nin içine içine nasıl ağladığını gördüm ben o ağacın altında… Gözleri dolu dolu Efe’nin kimseye belli etmemek için dişlerini nasıl sıktığını gördüm. Atahan’ın Ege’nin kahraman babalarına nasıl hasretle baktığını, etraftan farkedildiklerini anlayınca, gözlerini nasıl telaşla kaçırdıklarını gördüm. Sessiz çığlık deniyor ya… Ben o avaz avaz sessizliklerin şahidiyim. Rüya’nın Denizhan’ın Cansu’nun Aysu’nun Beril’in Elif’in Naz’ın Cenkay’ın Omayra’nın… Henüz altı yaşındaki bızdığım Beray’ın, babalarına moral vermek için sarfettikleri, boylarından büyük gayretlerin hayranlıkla şahidiyim. O ağacın dili olsa da anlatsa.

Ve dün, Yüksek Askeri Şura kararları açıklandı.

O ağacın altından altı amiral çıktı.

Bu…
Şu anlama geliyor.

2023’ün deniz kuvvetleri komutanı, o ağacın altından çıkıyor!

Biz bu onuru… Ataol ağabeyin hayata tutunmamızı sağlayan şiirlerine borçluyuz. Asrın iftirasına uğrayan tüm kahramanlarımıza iletilmek üzere, Maltepe’ye mektup yazan 1 milyon 300 bin yurtsevere, dünyanın en büyük ailesine borçluyuz. Herkes masanın altına saklanmışken, tek başına, cübbesini giyip, Anayasa Mahkemesi’nin önünde Adalet Nöbeti başlatan, anıt kadın, avukat Şule Nazlıoğlu Erol’a borçluyuz. Sesini çıkarmayıp kuvvet komutanı olmak varken, esir subaylarına destek vermek için kendi kariyerini yakan, çaka bey, Atilla Kezek’e borçluyuz. Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Tansel Çölaşan’a, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Profesör Aysel Çelikel’e, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’a, hapishane hapishane dolaşıp biraz olsun yüzlerini güldürmeye çabalayan Levent Kırca’ya, Müjdat Gezen’e, tutuklanma tehdidine rağmen elini taşın altına koyan, okunmasından bile korkulan kitapları şakır şakır basan Kırmızı Kedi’nin sahibi Haluk Hepkon’a, Türkiye Gençlik Birliği’ne, Fenerbahçe camiasına, Çarşı grubuna borçluyuz. Kar kış demeden, Silivri duvarlarına dayanan, diri diri betona gömülmelerine izin vermeyen bir avuç yurtsevere borçluyuz. Maltepe’ye Hasdal’a Hadımköy’e Mamak’a Sincan’a Şirinyer’e gidip, hiç tanımadığı subaylara astsubaylara, börek yapıp getiren, kazak örüp getiren, yüreğini getiren, Türkiye’nin güzel kadınlarına borçluyuz.

Demokrasi nöbeti filan, geçiniz kardeşim…Demokrasiyi değil, dombırayı, Tayyip Erdoğan’ı korumak için sokaklara çıkıldığını hepimiz biliyoruz.

Biz bu demokrasi onurunu…Bozguna uğrayan bademlerin Atatürk’e teslim oluşunu… Akp’yle cemaat imam nikahlıyken, herkesin götünden korktuğu dönemde “iftira tankları”nın önüne dikilenlere borçluyuz!

Posted in Yılmaz Özdil | Leave a comment

Rifat Serdaoğlu ÜÇ’lemesi * DÜNYA, DÜNYA LİDERİNE KARŞI * KİM FETÖ’CU KİM DEĞİL * 1 NUMARA ERDOĞAN MI ?

05 Ağustos 2016
Rifat Serdaroğlu
rifatserdaroglu.com

DÜNYA, DÜNYA LİDERİNE KARŞI

Hepsi paralelci olmuş bunların, ama hepsi! Dörtbir yanımızı sarmışlar, biz fark edememişiz. Çok safmışız be, hem de baya safmışız, çok!

Biz Reza Zarraf çocukcağızı için “Hayırseverdir” ama ağzından hiç “Hayır” çıkmaz, hep “Evet” der, diyoruz, Amerikalı dostlarımız ağzı dualı, alnı secdede olan İranlı çocuğumuzu alıp, şrak diye hapse atıyorlar!

Van münits yani! Bir deneyin bakalım, size de ne yardımlar yapacak? Belki bizimki gibi, sizin de cari açığınızın %15’ini tek başına kapatacak! Denemeden bilemezsiniz ki!

Bak Obama! Senin bu tutumun bizim Amerika ile olan ilişkilerimizi zedeler.Ben zaten Suriye’deki asabi ve sinirli çocukları, “siz onlara IŞİD diyorsunuz” tutmakta zorlanıyorum. Bi salarsam görürsünüz ebenizin damını…

Temel’in Fadime, gide-gele kasabanın yakışıklı doktoru ile işi pişirmiş!
Dedikodu almış yürümüş. Temel’in arkadaşları bu müessif olayı ona nasıl söyleyeceklerini tartışırlarken, Temel’in çocukluk arkadaşı Dursun; Baa pırakun uşaklar, ben ona diyeceğum” demiş.Temel akşam kahveye geldiğinde, Dursun bağırarak sormuş;

“Ula Temel, senin Fadime ne zaman profesör olayı?” Temel, “Delirdin mu Dursun, ne profesörü? Fadime okuma-yazma bilmez daa!” Dursun, “Bilmem, kasabadaki herkes Fadime doktora veriyi diyi daa!

Bilal Oğlan, Doktora vermek için gittiği İtalya’nın Bolonya şehrinde, onlarca silahlı korumasıyla güzel-güzel okurken İtalyan Paralelciler Bilal’imizi, bizim ok atarken bir “Ya Hak” çektiğinde, Hong-Kong’daki gökdelenlerin titrediği aslan yiğidimizi “Kara Para aklıyor” diye hapse atmaya kalktılar!

Allahtan Bilal Oğlanda pasaport, denizdeki kum gibi! Suudi pasaportu ile İtalya’dan kaçan Bilal Oğlan, Gürcistan pasaportu ile babasının hava sahasına girip kurtulmuş…

Bizim Dünya Liderimiz, İtalyan TRT’si denen RAİ Televizyonuna demeç verdi ve konuya açıklık getirdi; (Demeci aynen yazıyorum)

Şu anda İtalya Yargısı, şu anda girmiş olsa benim oğlumu belki de tutuklayacaklar. Nedir söyleyin bakalım dediğimde, söyleyebilecekleri hiçbir şey yok. Oğlum Doktora için İtalya’da bulunurken, bana diktatör dediler.PKK’ya destek gösterileri düzenlediler! Yetkilere sesleniyorum, neden devreye girmiyorsunuz? Bu mu hukuk devleti? Bu mesele bizim İtalya ile ilişkilerimizi zora sokabilir! Benim oğlum parlak bir adam ama Kara Para aklamakla suçlanıyor! Benim oğlumu bırakın da, kendi mafyanızla uğraşın…”

Dünya liderimizin üslubundaki zarafete, devlet adamı kalitesine, hukuk anlayışındaki çağdaşlığa bakar mısınız? Boşuna mı ona “Dünya Lideri” diyoruz!

İtalya Başbakanı Renzi! Sana sesleniyorum, duy beni! Senin, Londra Belediye Başkanı ve yeni İngiltere Dışişleri Bakanı gibi Türk olduğunu, gerçek adının Tepecikli Remzi olduğunu, Paralel olduktan sonra Renzi adını aldığını iyi biliriz. Kendine gelesin! Büyük, büyük, büyük, büyük dedemiz Atilla Han’ın yarım bıraktığını bize tamamlatmayasın! Sonra seni, o Papa Papazı bile elimizden alamaz!

Bir defa Bilal Oğlandaki paranın hepsi AK Para! Onda kara veya pembe para bulunmaz. Yakalanan iki-üç bavul para senin için büyük olabilir ama Bilal Oğlan için çerez parasıdır onlar! İyisi mi yol yakınken vazgeç bu işten, bizi ayağa kaldırtma…

Almanya Şansölye ’si Merkel Hanım, sen de dinle!
Elinin hamuru ile erkek işine karıştın, yüzüne gözüne bulaştırdın.
Dünya Liderimizin sesini ve görüntüsünü kesmişsin! Kendine gel be!
Yetti gari bu çekememezliğin, ne kıskanç kadınmışsın yahu! Valla şimdi Cüppeli Hoca’ya gider bir muska yazdırırım, kel kalırsın kel.Sen kim, Dünya Liderinin sesini kesmek kim? Aklını aldırtma bize…

Değerli Okurlar;
Gördüğünüz gibi tüm dünya, dünya liderimize karşı birleşmiş durumda. Niçin? Niçin olacak kıskançlıktan! Obama’ya bak aynen kara marsık, Merkel’i gece rüyanda gör dilin tutulsun, İtalyan Remzi ise bugün var yarın yok! Ya bizimki; Boysa boy, ses se ses, güçse güç, paraysa para! Allah özenmiş de yaratmış. Tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biri iken, terörde kendi kendine yeten 7 ülkeden biri yaptı bizi…

Yaşasın Dünya Lideri…

Sağlık ve başarı dileklerimle

03 Ağustos 2016
Rifat Serdaroğlu

KİM FETÖ’CU KİM DEĞİL

Amerika Pensilvanya ’da bir kadın, kocasını ameliyat eden hastane hakkında tazminat davası açar! Dava dilekçesinde şunları yazar;

“Kocam hastanede ameliyat geçirdikten sonra benimle seks yapmıyor. Gayet düzenli olan seks hayatımız mahvoldu.Bu nedenle hastanenin tarafımıza 1 Milyon Dolar tazminat ödemeye mahkûm edilmesi…” Yargıç, hastane yönetiminden konu ile ilgili olarak açıklamalı bir rapor ister.Hastane yönetiminden sadece bir cümlelik yanıt gelir;

“Hanımefendinin kocası, hastanemizde gözlerinden katarakt ameliyatı geçirmiş ve %95 olan görme kaybı, %5’e indirilerek, gözleri açılmış bir halde sağlıklı olarak taburcu edilmiştir!”

Türk Milletinin büyük bir kısmının gözlerinin açılması ve gerçekleri görmesi için tek-tek katarakt ameliyatı geçirmesi gerek galiba! Ben mi anlatamıyorum,onlar mı anlamak istemiyor, bir türlü çözemedim…

Kabul edilmesi şart olan genel kural şudur; Türk Milletinin başına gelen ve gelecek belaların kaynağında öncelikle ve mutlaka Kürtçü Bölücüler ile Şeriatçılar aranmalıdır. Bunlardan sonra, dış güçlerin etkisine bakılmalıdır. Kendisini Türk Milletinin özgür bir bireyi sayan, bu toprakları “Vatan” olarak kabul eden, Türk Bayrağına, Lâik Cumhuriyete, devletimizin kurucusu Büyük Atatürk’e saygı duyan herkesin, bir tehlike anında bakacağı yerler buraları olmalıdır.Bu gerçeği kabul etmeyenlerin başlarından bela, gözlerinden yaş, altlarından da ıslaklık eksik olmaz…

Türk Gençliğine kitap olarak sunmak üzere yıllardır Cumhuriyet öncesi ve sonrası devlete karşı yapılan isyanları, silahlı kalkışmaları, terör saldırılarını ve nedenlerini inceliyorum. Bu saldırıların tamamının kökeninde bu iki grup vardır.

Size bir örnek vermek isterim;
Osmanlı’nın kuruluşundan bu yana Papa’ya “İşbirliği-dinlerarası diyalog” adı altında 3 adet ihanet mektubu yazılmıştır.

Birinci mektup; 1950 yılında “Said-i Nursi” tarafından yazıldı.

İkinci mektup; 9 Şubat 1998 yılında “Fethullah Gülen” tarafından yazıldı.

Üçüncü mektup; 1998 yılında Abdullah Öcalan tarafından yazıldı.
Vatikan Doğu Kiliseler Birliği PKK’yı destekleme kararı aldı. Sonrasında ABD, Türkiye’ye Öcalan’ı asılmamak şartıyla verdi ama yerine Fethullah Gülen’i aldı.Bugün FETÖ okullarının Türkiye dışındakilerde çalışan her üç kişiden biri CIA ajanıdır…

2005 yılında da Dönemin Başbakanı Erdoğan, İspanya Başbakanı ile birlikte Dinler-Medeniyetler Arası Diyalog Grubu Eşbaşkanı oldu. Erdoğan bir de bildiğiniz gibi milyonlarca Müslümanın ölümüne, tecavüze uğramasına neden olan BOP Eşbaşkanı idi…

Bu gerçekleri görmeyenler, Erdoğan’ın yaptığı gibi hala kim FETÖ’CU kim değil araştırıyorlar! Ben sizlere yardımcı olayım;

-Türk Ordusu, belediye çöp kamyonlarıyla garnizon ve lojmanlara tıkılacak kadar tehlikeli FETÖCU,Ankara’yı parsel-parsel FETÖ’ne satan İ. Melih Gökçek FETÖ’CU değil.

-Askeri Bando’ da çalışan klarnetçi Astsubay darbeci ve FETÖ’CU,
FETÖ’nün “”Büyük Abi” dediği Kadir Topbaş FETÖ’CU değil!

-Kuleli Askeri Lisesi son sınıf öğrencisi Mustafa, FETÖ’CU;
“Fethullah Gülen, bu ülkenin yetiştirdiği bir kıymettir” diyen Bekir Bozdağ FETÖ’CU değil.

-Ekmek parası ve devlet tarafından atanamadığı için bir dershanede çalışan zavallı öğretmen FETÖ’CU, “Değerli Hocamın bizden bir emirleri olur mu” diyen Erdoğan FETÖ’CU değil…

Melih Gökçek-Kadir Topbaş-Bekir Bozdağ-Recep Tayyip Erdoğan FETÖ’CU değiller ve üstelik hepsi Demokrat ve Demokrasi Kahramanı! Hele Melih Gökçek! Darbe girişimi sırasında, kendisini arayan iki astsubaydan, mahallesi yakınındaki bir gecekondunun bodrumunda saklanıp öylesine yiğitçe bir demokrasi mücadelesi verdi ki, duyanların gözleri yaşardı!

Eyy Türk Milleti;
Lütfen Türkiye’de oynanan “Erdoğan Başkanlık Tiyatrosunu” görün.Algı operasyonu nasıl yapılırmış anlayın! Son günlerde; Yapılan hırsızlıklardan-soygunlardan-ayakkabı kutularındaki milyonlarca dolardan, sıfırlama çalışmalarından-100 milyon dolarlık bağışlardan, çocuk tecavüzlerinden-kadın cinayetlerinden-Rıza Zarrab’dan bahseden var mı?

Sanki tüm bu rezillikler 2002 öncesi yaşamış gibi gösteriliyor!
Hırsızdan, soyguncudan, utanmazdan, kul hakkı yiyenlerden, binlerce ocağı söndürenlerden, kendi ordusuna karşı savaş açanlardan değil demokrat, insan olunmaz, insan…

Not;
Bu Şapşik Bademler bir kere de bizleri şaşırtsalar ya!
Yolsuzluk bantlarının montaj olduğunu hissederek anlayan fikirsiz Fikri, yine saçma sapan bir fikir açıklamış! “Olağanüstü dönemden geçiyoruz, bu sene 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları yapılmayacak!”

Temel’in karısı Fadime grip olmuş, hem de domuz gribi! Uzun tedaviden sonra zar-zor iyileşmiş. Temel’i çarşıda gören İdris sormuş; Nasildur yence?

Temel; Gripi geçtu geçmesuna da, domizliği devam ediyiii…

Türk Devletinin kuruluşunu sağlayan en büyük zaferden bile nefret ediyorlar! Bir türlü Türk Milleti ile birlikte sevinemedi bu sepetler.30 Ağustosta, Suudi Kralı veya Onur Konuğu Barzani gelseydi, zil takıp oynayacaklardı…

Sağlık ve başarı dileklerimle

02 Ağustos 2016
Rifat Serdaroğlu
rifatserdaroglu.com

1 NUMARA ERDOĞAN MI ?

Bir darbe girişimi yaşandı ise, bu darbe girişiminin bir tane başı ve cuntası olmalıdır. 20 gündür, bu darbe girişiminin ne başı ne de yöneticileri açık-net olarak Türk Milletine anlatılamadı.

Yapılan, yoğun bir medya bombardımanı ve AKP teşkilatları, Belediye İşçileri, Belediyeye iş yapan yüklenicilerin işçileri, AKP’li sanayicilerin çalışanları, İmam Hatip Okulları öğrencilerinin her akşam meydanlara gelmeleri ve bayrak sallamalarıdır. Ulaşım, yemek ve şarkıcılar bedava olunca ne kadar gariban varsa doğru demokrasi nöbetine…

Kim olabilir bu bir numara? Hadi beraberce bakalım;
Kim 14 yıldır Türkiye’yi ve tüm devlet kurumlarını TEK BAŞINA yönetiyor? Erdoğan!

-Kim 14 yıldır Bakanları-Milletvekillerini-Askeri ve Sivil Bürokratları TEK BAŞINA seçip tayin ediyor? Erdoğan!

-Kim 14 yıldır hem devlet gücünü hem de en büyük para gücünü TEK BAŞINA kullanıyor? Erdoğan!

-Türk Ordusu Komuta Heyetine, FETÖ-CIA ortaklığının KUMPAS kurması sırasında o davanın Savcısı kimdi? Erdoğan!

-Kim 14 yıldır FETÖ elemanlarını devletin en hassas birimlerine yerleştirdi? Erdoğan!

-Kim Balkon konuşmasında, Tüm dünyanın gözü önünde FETÖ’ye açıkça teşekkür etti! Erdoğan!

-FETÖ’nü öven konuşmaları sürekli olarak yapan Başbakan-Başbakan Yardımcılarının lideri kimdi? Erdoğan!

-TBMM kürsüsünde geçen yıllarda FETÖ’nü devamlı olarak öven,15 Temmuzdan sonra yerden yere vuran Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın lideri kimdi? Erdoğan!

-Ankara’yı parsel-parsel FETÖ’ne satan Melih Gökçek ve bu iddianın sahibi Bülent Arınç’ın lideri kimdi? Erdoğan…

Değerli Okurlar;
Yukarıdaki gerçekler bile, Erdoğan’ın FETÖ’ne yardım ettiğinin kesin delilleridir.Bu suçlar Türk Hukuk sisteminde “Vatana İhanet” olarak tanımlanır.Makamı ne olursa olsun, vatana ihanet eden kişi yargılanır ve en ağır cezaya çarptırılır.

Tüm bu değerlendirmeleri ve açık belgeleri dünyanın herhangi bir ülkesindeki hukukçunun önüne koyun size vereceği mütalaanın son cümlesi şu olur;

“FETÖ organize bir suç örgütüdür ve darbe girişiminde bulunmuştur. Örgütün bu suçları işleyebilecek hale gelmesi için mutlaka Siyasetin tepesinden destek ve ortak alması şarttır. Bu kişi Erdoğan olabilir!

Günlerdir yazıyoruz;
Biz Erdoğan ve ekibini ciğer röntgenlerine kadar iyi tanıyoruz. Erdoğan ve ekibinden çok şey çıkar ama asla Demokrasi çıkmaz. Atalarımız ne güzel söylemişler; “Demedik mi size, şaptan olmaz şeker, cinsini sevdiğim cinsine çeker!”

Erdoğan bizi yine yanıltmadı. Olağanüstü Hal Kanununda bulunmayan bir yetkiyi kullanarak Türk Ordusunun damarlarını kesti. Yaptıktan sonra da Bin Ali’yi, Erdoğan’ın ponpon kızları olan Kılıçdaroğlu ve Bahçeliye narkoz için gönderdi. Ponpon kızlar, karşılarında gerçek bir Başbakan var sanıp, büyük zengin Bin Ali’yi ciddi-ciddi dinleyecekler! Allah akıl fikir versin…

Bu karmaşada öyle suçlar işleniyor, suçsuz insanlara öyle karalar çalınıyor, insanların ekmekleriyle öylesine densizce oynanıyor ki! Antalya Valisi, Akdeniz Üniversitesinde yapılan operasyonda 20 Akademisyenin YANLIŞLIKLA gözaltına alındığını söyleyip, özür diliyor! A sepet Vali, o insanların kırılan onurları ne olacak? Adam gibi iş yapsana!

TC Devletine mi yoksa el altından FETÖ’ne mi çalışıyorsun?

Ekonomiden sorumlu yırtık donlu, boyalı saçlı Bakan var ya! Hah, o da bir OHAL Kararnamesi yayınlatıp, “İkinci bir emre kadar, kimse iflas edemeyecektir. İflas erteleme talebinde bulunmak yasaktır” demiş. Bu genelgeyi bence Nobel’e aday gösterin…

Sağlık ve başarı dileklerimle

Posted in Rifat SERDAROĞLU yazıları | Leave a comment

Atatürkçü olduğuna inansak!..

Bekir Coşkun
31 Temmuz 2016
===========

Arkadaşlar bir anda “Atatürkçü” oldular…

Sevindik tabii ki…“AKP binasında Atatürk posteri görüldü”, “İşte gerçeği buldular”, “AKP Atatürk’e sarıldı” diye müjdeli haberler verdi medya…
Bizim kuzen arada bir gidip köşeden baktı Atatürk posteri duruyor mu…
Her seferinde aradı:

“Daha duruyor…”
“Olduğu gibi mi?..”
“Evet, şimdi yine gidiyorum bakmaya…”

14 senedir Türkiye’yi yöneten, Hükümeti, Başbakanı, Cumhurbaşkanı orada oturan bir partinin Atatürk posteri asmasına sevinmemize bakın…Ne haldeyiz?…

Sebep ne olursa olsun, Atatürk’ün bir posterine dahi yüreğimiz serçe gibi çırpınır…
İyi bir şey…Şimdi samimiysen, yap şunları:
– Atatürk adı silinmiş onbir stada, otuz hastaneye, yüzden fazla cadde ve meydana ismi yeniden verilecek mi?..

– Kaldırılan, yıkılan, çöpe atılan büstleri, heykelleri yerine konulacak mı?..

– Her Allahın günü Atatürk’e ağır hakaretler, iftiralar, yalanlar sıralayan ve Atatürk devrimlerine tepkisi nedeniyle başında fesle dolanan Kadir Mısıroğlu Cumhurbaşkanının danışmanlığına devam edecek mi?..

– Cumhurbaşkanı “iki ayyaş” sözünü geri alacak mı?..

– Dersim isyanı, camileri ahır yapmak, diktatör ya da faşist gibi, Atatürk dönemi ile ilgili asla doğru olmayan bir sürü iddiasından dolayı özür dileyecek mi?..

– Okullarda tırpanlanan, Atatürk’ün çok önemsediği laik eğitimi yerine geri konulabilecek mi?…

– Anayasanın giriş bölümünde ifade edilen “Atatürk devrimleri” hazırladıkları yeni anayasada yerinde duracak mı?..

Yap şunları…Kendi adıma “O benim cumhurbaşkanım” diye yazmak boynumun borcu olsun…Söz…

Yazarın Diğer Yazıları

Posted in ATATURK, Bekir Coşkun yazıları | Leave a comment

DURUM VAZİYETİ 04.08.2016 HaberTürk * Kumpastan İhanete

Posted in DURUM VAZİYETİ, FAŞİZM, Fetullah Gülen, Gundem, Haber, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, TSK | Leave a comment

DURUM VAZİYETİ 04.08.2016 Vatan * Savcıdan iade-i itibar

Posted in DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, ERGENEKON - BALYOZ, Fetullah Gülen, Gundem, Haber, HUKUK-YARGI-ADALET | Leave a comment