YENİ YIL

Posted in KARİKATÜR | Leave a comment

PERDE ARKASI *** Üçüncü dalgaya başlarken…

Yeniçağ
Ahmet TAKAN
ahttakan@gmail.com
31.12.2015

Üçüncü dalgaya başlarken…

cılarla dolu dolu yaşadığımız yılın son gününde ezber bozalım…

Görünür fişekleme tarihi 2009 olan ve gerçek temelleri AKP iktidarının ilk yıllarında atılan ilk çözüm/çözülme süreci dalgası “Demokratik Açılım” süreciydi.  Habur ve benzeri skandallarla sarsılan süreç, üzerinde tepkilerin oluşmasından ötürü daha sonra “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” adıyla makyajla korundu. Bu süreç, Silvan olayı ve PKK’nın paralel meclis yapılanması DTK’nın “demokratik özerklik” ilan ettiği 2011 Haziran ayı ortalarında sona erdi.

Çözüm/çözülme sürecinde ikinci dalga 2013 yılı Ocak ayında İmralı ile başlayan heyet trafiği ile yeniden oluşturulan “şehitler gelmeyecek analar ağlamayacak” algısıyla daha güçlü ve kamuoyu desteğini azami seviyede arkasına alarak devam etti. Ancak bu süreçte Kobani olaylarıyla kilitlenirken, 7 Haziran seçimlerine giden dönemde  buzdolabına kaldırıldı.

7 Haziran sonrası HDP’nin yüksek oy oranına rağmen PKK eylemlerine yeniden başlayınca “çözüm süreci”  unutuldu (!) hatta bu süreci başlatanlar günah çıkarmaya yöneldi. Dolmabahçe ve İmralı mutabakatları askıda kaldı.  Dolmabahçe ayağında bulunan Yalçın Akdoğan yalnızlığa itildi. İmralı ayağını oluşturan Hakan Fidan ise sarayın hışmından Ahmet  Hoca sayesinde kurtuldu. 1 Kasım seçimlerinden AKP’nin ezici bir üstünlükle tek başına iktidara gelmesi, HDP’nin de Meclis’e yeniden girmesi ile Türkiye’nin  kaderi siyaseten AKP ile HDP arasında kaldı. Ancak, terör örgütünün siyasi kolu HDP’nin oylarının bir önceki seçime göre düşmesi, PKK’nın şehir savaşları  sürecine girmesi, yine PKK’nın çözüm sürecinde elde ettiği kazanımları savaş sürecine göre daha üst seviyede olduğunu biliyor olması, üçüncü bir çözüm süreci dalgasının başlamasına zemin sundu.

Ayrıca, Başkanlık sistemi için daha önceden İmralı ile yapılan görüşmeler ve müzakereler kapsamında Başkanlığa karşılıklı mutabakat kapsamında geçileceğinin işaretleri seçimden hemen sonra gündeme gelmeye başladı. Buzdolabına kaldırılan Yalçın Akdoğan’ın Dolmabahçe mutabakatı ile Hakan Fidan’ın İmralı mutabakatı, morg yolundan geri döndürüldü. “çözüm süreci”nin ilk iki dalgasında pasif misyon üstlenen ancak 7 Haziran seçimlerinde “Kürt sorunu”nda inisiyatifi eline alma şansı elde eden HDP, PKK’nın eylemleri, AKP’nin muhatap olarak HDP’yi geri plana itmek istemesi sebebi ile yeni çözüm/çözülme süreci dalgasında da pasif bir konumda kalacak gibi görünmektedir.

Bu durum bir yandan İmralı canisi için önemli bir fırsat zemini sunarken, bir yandan da Kandil’in siyaset zemininin  gölgesinde kalması riskini ortadan kaldıracak bir iklim oluşturdu. AKP açısından ise “çözüm süreci”nde HDP’yi etkin muhatap görmesi siyasal zeminde Kürtlerin tamamen HDP’ye kayması riskini doğuracağından böylesi bir eğilime girmek istemediği algısını güçlendirmektedir.

“Çözüm süreci”nin muhtemel üçüncü dalgasında önceki iki sürece göre daha güçlü bir algı yönetimi ile yola çıkılacağı sinyalleri verilmektedir. Yani, “şehitler ölmesin analar ağlamasın” sloganı artık yetmeyecek. Ancak bu süreçte İmralı ve Kandil arabulucu (yani üçüncü bir devlet veya uluslar arası kuruluşu) veya üçüncü göz olarak adlandırılan bir asli bir de yavru garantör isteyecektir.

Yavru garantörü gördük. Barzani Ankara’ya gelir gelmez ayağının tozuyla Yenimahalle’deki çözüm merkezine gitti ve orada bu garantörlüğün altına imzasını attı. Kendisinden yana sorun olmayacağını vurguladı. Asli garantörü ise burada yazmaya gerek yok siz “A” şıkkından anlarsınız. AKP, bu süreçte seçimlerden aldığı yüksek oy oranı sebebiyle önceki süreçte olduğu kadar tavizkar olmak yerine “savaşsa savaş” diyebilecektir,zaten diyor da!.. Zira, kamuoyu 7 Haziran’dan bu yana şehit haberlerine yeterince alıştı ve günlük hayatın bir parçası olarak görmeye başladı maalesef.

Baldıran zehrini yutan millet artık morfin almış gibi hiç bir şeye tepki vermiyor. Bayrağa sarılı tabutları, gözünden yaş akan yavruları gördüğünde bile midesel sorunlarla meşgul oluyor. Örgüt ve İmralı açısından AKP’nin bu algısal güçlü zemini önemli bir risk unsuru olarak görülürken, ikinci bir Uludere veya operasyonları boşa çıkartabilecek bir “false flag” operasyon beklentisi öne çıkmaktadır.Üçüncü “çözüm süreci” dalgası başlarken, 7 Haziran’dan bu yana hiç yıpratılmayan ve bir fanus içinde korumaya alınan terörist başı Öcalan’dan hiç beklenmeyen açıklamaların gündeme gelebileceğini hatırda tutmak gerekmektedir.

İmralı canisi Öcalan, siyasal ve algısal zeminde AKP’nin ve Erdoğan’ın gücü karşısından dönemsel ve taktiksel bir biat seremonisine girme ihtimali yüksek görülmektedir. İhanet merkezi Kandil’in ise bu söylemler karşısında sessiz kalacağı, kamuoyunda ise Öcalan’ın bu sorunda son şans olduğu ve bir daha böyle bir fırsatın ele geçmeyeceği vurgusu öne çıkartılacaktır. Ancak üçüncü “çözüm süreci” dalgasında AKP’nin en önemli ve tek risk unsuru askerin tutumu olacaktır…

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ucuncu-dalgaya-baslarken-36746yy.htm

Posted in AHMET TAKAN YAZILARI, Bölücü KÜRTÇÜLÜK, ORTADOĞU ÜLKELERİ, PKK TERÖRÜ, Politika ve Gundem | Leave a comment

DUYGUSAL KOPUŞ

30 Aralık 2015
Rifat Serdaroğlu

DUYGUSAL KOPUŞ

Türkiye’nin başındaki dertlerin en önemlilerinden biri, benim “Okumuş Cahiller” dediğim “Çeyrek Aydınlardır.” Bu sepetlerde utanma, arlanma duygusu yoktur. Bunların İslamcı geçineni de, Devrimci geçineni de aynıdır. Eğer hedef TC Devleti ise anında birleşirler,kol kola girip devlete zarar vermek için çalışırlar.

Gün gelir “Bakın ama ordu camileri de bombalayacakmış” derler, gün gelir “İslamcılar da demokrat olur” derler, gün gelir “Yetmez ama evet” derler, dediklerinin hiçbiri doğru çıkmayınca, özür dileyip kenara çekileceklerine, “Kandırıldık, aldatıldık, çok safmışız be abi” deyip, yine kin kusmağa devam ederler…

Bu takımın şimdilerde yaymaya çalıştıkları konu “Güneydoğu’da halkta duygusal kopuş var” yalanıdır! Bir defa Güneydoğu’da yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızla, PKK katillerini kimse birbirine karıştırmasın!

PKK katillerinin en fazla zarar verdikleri kesim bölgede yaşayan vatandaşlarımızdır ve bunların Türkiye’den hiçbir şekilde kopmaları mümkün değildir. Çünkü Türk Devleti bölgeye hizmetten başka bir şey yapmamıştır.

PKK’lı katillere gelince; Eline silah alıp, çocuk-yaşlı-kadın-erkek-Türk-Kürt demeden sivil insanları öldüren, ülkenin milli serveti olan barajları, fabrikaları, iş makinelerini yakan, okulları hastaneleri kütüphaneleri bombalayan pisliklerde TC Devleti ile duygusal bağı varmış da, şimdi mi bu kopuş başlamış! Çok yazık, niçin başlamış bu duygusal kopuş?

TC Devleti, ülkenin batısında kuzeyinde güneyinde yaşayan vatandaşlarımıza melek gibi davranıyor da, Güneydoğu Bölgesinde zebani gibi mi davranıyor?

Yoo, eğer yasalara uyarsanız devlet size niye dokunsun ki?
Eksiklikler ve aksamalar evrensel şartları içeren gerçek demokratik rejime ulaşamadığımız içindir. Bu sıkıntı ise hepimizi yaralamaktadır. Örneğin ben İzmir-Kadifekale’de, sokakları hendeklerle kapatmaya çalışsam, her tarafa bombalı tuzaklar koysam ve gelen güvenlik güçlerine ağır silahlarla ateş açıp, asker-polis öldürsem, TC Devleti bana farklı mı davranırdı?

“Aman Rifat Bey, lütfen elinizdeki silahı bırakın. Aramızda buzdolabına kaldırılan barış sürecini yeniden başlatalım, duygusal kopuş başlamasın” mı diyecekti? Dünyada hangi devlet bunu der?

Ülkemizin bir iç savaş ortamına gelmesinin elbette ki çok sebebi var.
Fakat ülkeyi 14 yıldır tek kişinin eline bırakan AKP Hükümetleri, gerçek suçludur.Her akan kandan, her yitip giden candan, her sakat kalan insandan, her yakılan yıkılan milli değerin kaybından “SİYASİ SORUMLU” olarak AKP Hükümetleri sorumludur.

Bürokratlar olarak siyasi iktidarı uyarmayan, ondan gerçekleri saklayan, Cemaatin ne tehlikeli bir örgüt olduğunu Hükümetlere anlatmayan, Erdoğan’ı BOP Eşbaşkanı yapan ve onu yanıltan (!), Genelkurmay Başkanı-MİT Müsteşarı-Dışişleri Müsteşarı ve İçişleri Müsteşarı da birinci derecede sorumludur…

Değerli Okurlar;
Terörle boğuşan dünya devletlerinin, uzun yıllar içinde edindikleri değişmeyen bir kural vardır.O da, “Elinde silah olan örgüt ile asla müzakere yapılmaz, o silah bıraktırılıncaya kadar mücadele edilir.” Bu kurala uymayan devlet yöneticileri ya aptaldırlar, ya da haindirler…

Atatürk Cumhuriyeti, bu ülkede yaşamak isteyen herkesi, Anayasa ve yasalara bağlılık şartıyla hep kucaklamıştır. Bundan sonra da kucaklayacaktır. “Duygusal Kopuş” zaten Türk Milleti ve Türk Vatanı ile gönül bağını çok eskiden kopartmış kişilerde olur. Buna da kopuş değil temizlenme, arınma denir.

Yoksa bu aziz vatanı beraberce kurduğumuz vatandaşlarımız, etnik kökenleri ne olursa olsun TC Devletinden kopmaz…Duygusal kopuş yaşayanlara da şunu sormak gerek;

Barzani ile mi, Talabani ile mi, Irak’la mı, İran’la mı, Ermenistan ile mi yeni duygusal bağ kuracaksınız?

Sağlık ve başarı dileklerimle

http://rifatserdaroglu.com/2015/12/30/duygusal-kopus/

Posted in Rifat SERDAROĞLU yazıları | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN ** Gerçek bir Cumhuriyet öyküsü * “Dersim” dağlarında bir Çalıkuşu: Sıdıka Avar

Serap Yeşiltuna
Aralık14/ 2015

“Dersim” dağlarında bir Çalıkuşu: Sıdıka Avar

20. yüzyılın başında Cihangir’de dünyaya gelen bir memur çocuğu,  Çapa Kız öğretmen Okulu’nu bitirerek kolejlerde öğretmenlik yapmaya başlayan bir İstanbul Hanımefendisidir Sıdıka Avar.

Ancak emsalleriyle hiç de benzeşmeyen bir kaderi, kolayı değil zoru, hem de çok zoru seçen bir karakteri olacaktır.

Ne itmiştir bilmiyorum onu “Dersim” dağlarına… Palu, Ovacık, Mazgirt ovalarına…

Sadece Elazığ Kız Enstitüsü ile başlayan bir tayin hikâyesi olmasa gerek… İzmir Kadınlar Hapishanesi’nde başlayan okuma yazma kursları, Salepçioğlu Camii’nde işçi çocukları için açılan el sanatları kursu, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda başlayan beden eğitimi ve spor çalışmaları ve adanmış bir hayat…

Cumhuriyet’in aradığı idealist öğretmen olduğu açıktır Sıdıka Avar’ın. Ama onun gibi değerli bir öğretmen İstanbul’da boğaz kıyısında bir koleje ya da Ankara’da merkezde bir göreve değil, Elazığ’da kimselerin kıyısından geçmek istemediği bir Kız Enstitüsü’ne layıktır. Cumhuriyet fikri budur çünkü…

Türkçe bilmeyen, hatta konuşmayı bilmeyen, en basit görgü kurallarından bihaber, yemesini içmesini, gülmesini, uyumasını ve hatta yürümesini bilmeyen bu kızlara hayatı, Türkçeyi, Cumhuriyeti ve Cumhuriyet kadını olma fikrini öğretmektir onun görevi!

Dersim Ayaklanması bastırılmış, asiler cezalandırılmış, ortalık durulmuş ancak hâlâ şeyhin, seyidin, ağanın emri altındaki bölge halkı Cumhuriyete kazanılamamıştır, ne yazık ki. İşte Sıdıka Avar, bunun için Elazığ’dadır. Anılarında şöyle özetler durumu:

“Atatürk, bu dağ köylerinde bütün yoksunlukların Türkçe bilmemekten ileri geldiğini söylemiş, bunu isyan sebeplerinden biri olarak görmüştü. Onun için Türkçenin bu köylere ‘ana’ ile sokulmasını arzu etmişti. Bu en köklü öğretimdi. Tarihte örneği vardı. Rumeli vilayetlerinden ilk kız sultanisinin açıldığı bir ilden pek çok siyaset adamı yetişmişti. Buraya da Türkçeyi ‘ana’ ile sokmalıyız diyorlardı.”

Evet o kızları, geleceğin aydın nesillerini yetiştirecek bir “ana” haline getirmeye adayacaktı kendini Sıdıka Avar. Ama bir öğretmen olduğu kadar hatta bazen daha da fazla analık ederek o kızlara…

Enstitü’nün kapısından girdiği andan itibaren- bir öğretmen olarak girip, gözyaşlarıyla uğurlanan bir müdire olarak çıkıncaya kadar- her şeyi baştan sona değiştiren, dönüştüren, yenileştiren güzelleştiren bir sihirli güçtür.

Enstitüde hali vakti yerinde olan gündüzlü kızlarla, köylerden dağlardan toplanan yatılı kızlar bir aradadır. Saçları traş edilmiş, tüm temizlik işlerine koşturulan, az yemek yedirilip, az okutulan yatılı kızlar aşağılık duygusu içinde hiç de amaca uygun eğitilmezler. Mevcut müdür pek çok şeyi görmezden gelmekte, öğretmenler tayin günlerini beklemekte, okulu ise adeta gelen erzağı evlerine taşıyarak zenginleşen, kızları çalıştıran yan gelip yatan hademeler yönetmektedir.

Düzenleri bozmuştur Sıdıka Avar!

“Bunların çoğu isyan ile ilgili olayların yaşandığı köylerin kızlarıydı. Güzeli de, çirkini de, kabası da asisi de nihayet insan yavrusuydu. Bu yaralı küçük gönüller sevgi ve şefkatle tedavi edilmeli, Türklükle kaynaştırılmalıydı.” diyerek işe koyulur.

“Helbet yakacaklar sobayı, bunlar isyan eden Kürtlerin dölleri, dağ ayıları.”

“Yatılılar zeytin yemezler, köylerinde görmemişler ki!”

“Tatlı köfte günleri yetişmez yemekler, kızlar yardım etmezse hiç yetişmez!”

“Her zaman tatlıdan aha bir tanecik verirler bize, bugün sen durdun da iki tane virdiler.”

Duyduklarına inanamaz Sıdıka Avar. Hele ki teftiş günü gördükleri iyice sıkar canını. Abdullah Alpdoğan Paşa okula çok önem vermekte ve sık sık teftiş etmektedir. Geldiğinde, olması gereken düzen vardır, kızlar derste, mutfakta herkese eşit ve oldukça lezzetli yemek verilmekte ve hademeler iş başındadır.

Mutfağı denetleyen Paşa “aferin, hergün çocukların yemeklerini dikkatli pişirmelisin” diyerek ayrılırken, aşçı ağzı kulaklarında sırıtmaktadır.

Ancak kısa bir süre sonra, bu hain kadro yavaş yavaş işi bırakacaktır. Sıdıka Avar, yeni kurallar ve gece gündüz süren bir denetimle tüm sorumluluğu üzerine almıştır. Sanıyorum Alpdoğan Paşa’nın aradığı kadro bizzat kendisidir ve oraya gönderilişi hiç de tesadüf değildir.

Sıdıka Avar’ın anılarını okuduğumda, 2010 yılında tek tek tasnif ettiğim, her bir satırını ayrı bir özenle okuduğum Dersim belgelerini bir daha göz önüne getirdim.

Türkçeye kazandırma, Türkleştirme, ıslah etme, bölge halkını ağaya değil devlete bağlama politikaları her bir belgede özenle işlenmişti ancak bunun bir kadro meselesini olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum. Yüzlerce yıl süren bir geleneği yok etmek, ağaların ve seyitlerin yalanlarıyla baş etmek hiç de kolay değildi. Anlıyorum ki bir Sıdıka Avar değil, yüzlercesi gerekti.

Şöyle diyordu Avar:

“Yuva kuranlardan Lütfiye, okulda derdine, gözyaşına en çok ortak olduğum çocuktu. Teselli için bile ona yaklaşmaya korkuluyordu. Çünkü amcası Elazığ’da asılan asiler arasındaydı. Amca kabahatli de olsa çocuğun bunda bir suçu olamazdı ki. Evlenmişti. Mezuniyetinin üzerinden on bir sene sonra kızını okutayım diye bana getirmişti. Ne çok sevinmiştim. Çok güzel Türkçe konuşuyordu. Demek ki Ata’nın dediği olmuş, eve Türkçe ile görgü ve bilgi ‘ana’ ile girmişti.”

Bu elbette Avar’ın Lütfiye’ye gösterdiği analığın bir sonucuydu. Sadece o değil ki, onlarcası dizlerinde ağlamış, gece kâbuslarında kucağında uyumuş, dertlendiğinde koşup ona sarılmıştı. Bitlerini tek tek temizleyip, saç kesme geleneğine son vermesi bile Sıdıka Avar’ı kahraman yapmaya yetmişti. Genç kız, saçları omuzlarından dökülsün, köyüne döndüğünde başı dik, gururla yürüsün istiyordu.

Avar, onlara Cumhuriyet karakteri olduğu kadar, kadınlık karakteri de kazandırıyordu. Köylerine döndüklerinde “iki kadın almak yasak”, “hükümet nikâhı şart” diyen kızlar sadece geleceğin nesillerini değil, kendi analarını da eğitiyorlardı. Okuma yazma bilmeleri, biçki dikişten anlamaları, ufak pansuman bilgisine sahip olmaları bile onları köyün öğretmeni, doktoru, terzisi yapmaya yetiyordu. Öyle büyük bir ilerlemeydi ki o dönemin Tunceli köyleri için!

Artık Sıdıka Avar’ın bir ideali daha vardı. Okula mümkün olduğunca çok kız toplamak, okulla ilgili tüm önyargıları yıkmak!

Birgün tüm özgüveni ile Alpdoğan Paşa’ya çıkacaktır:

– Paşam, kızlarımızın Jandarma ile toplanması hem çocukları hem de aileleri ürkütüyor. İzin verirseniz köylere çocuk toplamaya ben gideyim. Aileler kime teslim ettiklerini, kimin okutacağını görürlerse rahat olmazlar mı?

– Kelleni koltuğuna aldığının farkında mısın?

-Efendim, bu kelle düşerse kızımı okutur musunuz?

Ayağa kalkar, askerce:

-Evet, der.

O sırada yanında sadece yaz tatillerinde yanına alabildiği küçük kızı Bahu vardır. Sadece kendi kızının değil yüzlercesinin anası olmaya adanmış Avar, onu Cumhuriyete emanet ederek yollara koyulacaktır…

(Haftaya: At sırtında dağlarda bir öğretmen, “Kızımı da götür Avar”)

http://www.turksolu.com.tr/dersim-daglarinda-bir-calikusu-sidika-avar/

Posted in EĞİTİM, HAYATIN İÇİNDEN, SİYASİ TARİH | Leave a comment

Çoktan bölünmüşsün…*** Bugün 2016’nın ilk günü… Ya bu millet artık uyanır, kapına dayanıp geri ister; vatanını, toprağını, huzurunu, barışını… Ya da hep birlikte tarihe geçersiniz: Uyduruktan bir diktatör ve onun peşine düşmüş bir millet…

Sözcü
Bekir Coşkun
Ocak 1, 2016

Çoktan bölünmüşsün…

Bölünmek nasıl olur usta?..
Arabana bin, havadan helikopterler,
yerden binlerce polis, keskin nişancılar
bacalarda olmadan git bir Güneydoğu kentine…
Gidebilir misin?..
Senin muhtar da kaçmış…
O zaman oranın neresi senin?..

Vergi toplayamadığın, eğitim veremediğin,
kaymakamı alıp kaçtığın,
sokağına çıkamadığın yer toprağın mıdır?..
Midilli’ye gidersin, kimse kılına ilişmez…
Git balık ayran, dolan gel…
Ama kendi yönettiğin yere, 5 bin koruma olmadan,
yer gök ablukaya alınmadan adım at göreyim…
Bölünmemişsin de neyin kalmış…

Allah’ın parmağı yok derler ama var…Bir yerden çıkacaktı…
Urfa’da iki polisin esrarengiz şehit edilmesi üzerine,
bir anda başlatılan operasyonlar, kaybedilmiş bir seçimi geri almak içindi…
Bir anda Türkiye kan gölüne döndü ve açık açık millete “AKP’ye oy vermezseniz,
bakın istikrar kaçtı” denildi, anlamıştık…
Sonunda seçim geri alındı…
Ama Türkiye gitti…

Son durum şu:
Kazandığını sandın, kaybettin…
Başardın gibi geldi, yitirdin…
Geliyorum sandın, gittin…
“Kaldım” diyorsun ama bittin…

Şu ödlek yalak medya istediği kadar görmemezlikten gelsin, gizlesin…
Alman medyası (Suddeutsche Zeitung) başlık attı:
“Türkiye çoktan bölündü…”

Bugün 2016’nın ilk günü…
Ya bu millet artık uyanır, kapına dayanıp geri ister;
vatanını, toprağını, huzurunu, barışını…
Ya da hep birlikte tarihe geçersiniz:
Uyduruktan bir diktatör ve onun peşine düşmüş bir millet…

http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/bekir-coskun/coktan-bolunmussun-1025318/

Posted in Bekir Coşkun yazıları, FAŞİZM, Politika ve Gundem | Leave a comment

İKTİDARA YAKIN GAZETECİDEN HÜKÜMETE AĞIR ELEŞTİRİLER *** YEDİĞİNİZ HALTLARI BİLİYORLAR, GİRENLER ÇIKANLAR KAYIT ALTINDA * Gelin fuhuştan, işretten, alkolden, uyuşturucudan ve kumardan vazgeçin. Ankara’da, İstanbul’daki ve diğer illerdeki günah evlerinizi, otellerde, yatlarda yediğiniz haltları ve inlerinizi biliyorlar. Girenler-çıkanlar kayıt altında.

Abdurrahman Dilipak, hükümete çok sert göndermelerde bulunarak “Yurt dışına giden bazı politikacıların işret alemlerinin kasetleri de gün gelir, söz dinlemedikleri bir gün birileri üzerinden deşifre edilir” diye yazdı.

“Şeytan her zaman kadın, içki, kumarla gelmez. Bazen makam teklif eder, bazen para..” diyen Dilipak, hükümete uyarıda bulunarak “En çok da kim iktidarda ise ona en yakın, güvenilir birileri üzerinden gelmeye çalışacaklardır. ifadelerini kullandı.

YEDİĞİNİZ HALTLARI BİLİYORLAR, GİRENLER ÇIKANLAR KAYIT ALTINDA

İktidarın sık sık kullandığı argümanlar üzerinden göndermede bulunan Dilipak “Radikal olmayacaksın, dünyayı sen mi düzelteceksin! “One minute”, “Mavi Marmara”, “Dünya 5’ten büyüktür”müş. Germeyeceksin. Böyle düşünmeye başladı iseniz, kendinizi gözden geçirin derim..” dedi ve bazı “günah evleri”nden söz etti. Bu evlerin kapatılması teklifinde bulunan Abdurrahman Dilipak,  “Gelin fuhuştan, işretten, alkolden, uyuşturucudan ve kumardan vazgeçin. Ankara’da, İstanbul’daki ve diğer illerdeki günah evlerinizi, otellerde, yatlarda yediğiniz haltları ve inlerinizi biliyorlar. Girenler-çıkanlar kayıt altında..” diye yazdı.

İşte Dilipak’ın yazısından ilgili bölümler:

“Bu yazımda öncelikle zenginleri, politikacıları, bürokratları, STK temsilcilerini uyarmak istiyorum. Aslında bu uyarı herkesi ilgilendiriyor. Ama özellikle, öncelikle tepedekileri uyarmak istiyorum, çünkü onların yediği haltlar bütün topluma sirayet ediyor ve bu işin faturasını bütün bir toplum ödüyor.(…)

KAYITDIŞI ÇOCUKLAR...

Kimi zenginler işret uğruna, gizli nikahlar, kayıtdışı çocuklar uğruna, kimi uyuşturucu belasına, kimi kumar uğruna saadetini, sağlığını, itibarını kaybediyor.. Yazık değil mi?

Kaç işadamı var, ortalıkta adı dolaşan, kaç politikacı, kaç bürokrat, gazeteci. Eskiden kumar borcu yüzünden partisini değiştiren adamlar da vardı. İşret uğruna siyasi kariyeri noktalanan insanlar var.

GÜN GELİR O DIŞARIDA BEKLEYEN SİVİL RESMİ KORUMALAR KONUŞUR

Bu iş artık istihbarat ajanlarının, örgütlerin, mafyanın iş tuttuğu alanlar.. Bu bataklık her gün yeni birilerini yutmaya devam ediyor. Herkes bu gerçeğin üzerini örtüyor. Birileri de bu ayıplarını başkalarının bilmediğini sanıyor. Yarın, gün gelir o dışarıda bekleyen sivil, resmi korumalar konuşur, tehditler, şantajlar sizi de, ailenizi de perişan eder. O insanların da hayatlarını karartırsınız. Hem bunca VIP insan bu işlere bulaşmışsa sıradan insancıklar neler yapmaz ki..

Bu tipler, iktidar çevrelerinde de var, muhalefet çevrelerinde de.. Yurt dışına giden bazı politikacıların işret alemlerinin kasetleri de gün gelir, söz dinlemedikleri bir gün birileri üzerinden deşifre edilir.

İKTİDARA YAKIN BİRİLERİ ÜZERİNDEN GELMEYE ÇALIŞIRLAR

Şeytan her zaman kadın, içki, kumarla gelmez. Bazen makam teklif eder, bazen para.. Fon kaynaklı kredilerin arkasında kim var dersiniz. Siyonist fonlar, Avrupa üzerinden, Amerika’dan ya da İslam ülkelerinin birinin üzerinden kapınızı çalabilirler. En çok da kim iktidarda ise ona en yakın, güvenilir birileri üzerinden gelmeye çalışacakladır. Mevcut şirket bir bakmışsınız sessiz sedasız el değiştirmiş. Coca Cola’nın adı mesela “Zemzem Cola” olmuş.

HACCA DA GİDERSİNİZ, ANNENİZ ADINA CAMİ DE YAPTIRIRSINIZ

Gümüş motor piyasaya çıktığında Lamborghini bir anda fiyat kırıp, Gümüş motorun maliyet fiyatının altında mal satmaya başlamıştı. Stratejik öneme sahip ihalelere giren birileri inanılmaz fiyatlar teklif edebilirler.. Güvenlik işleri, güvenlik yazılımları mesela. Siz bu işlerin farkına vardığınızda zaten çok geç olmuştur. Sizinle ilgilenenler, eşinizle, oğlunuz, kızınızla, kardeşlerinizle çoktan yakın dostluklar kurmuşlardır. Kayınbiraderiniz, bacanağınız sizden önde koşmaktadır. Ve herkes bu yeni dünyalarında çok mutludurlar. Eee artık biraz da sizin dünyadan kâm almaya hakkınız yok mu? Haccınıza, Umrenize de gidersiniz, annenizin adına cami de yaptırırsınız..

DÜNYAYI SEN Mİ DÜZELTECEKSİN! “ONE MİNUTE”, “MAVİ MARMARA…

At arabadır, avrat garsoniyerde sizi bekler, pusat dersen o parasını verdiğinde gözünü kırpmadan senin için tetik çekecek adamındır. Artık sizi kim durdurabilir ki. Her şeyi alabilir, satabilirsiniz. Artık size yeni bir din lazım, hani dostluklar, yeni aşklar, yeni heyecanlar. Uyuşturucu ve alkol vicdan zonklamasına iyi gelirmiş. Derin düşünmeyeceksin, eğleneceksin. Ye, iç, eğlen. Hayat çabuk geçiyor, yeni ufuklara yelken açmak gerek, yeni aşklar yaşamalı insan, değil mi.. Radikal olmayacaksın, dünyayı sen mi düzelteceksin! “One minute”, “Mavi Marmara”, “Dünya 5’ten büyüktür”müş. Germeyeceksin. Böyle düşünmeye başladı iseniz, kendinizi gözden geçirin derim..(…)

O GÜNAH EVLERİNİZE GİRENLER-ÇIKANLAR KAYIT ALTINDA

(…)Gelin fuhuştan, işretten, alkolden, uyuşturucudan ve kumardan vazgeçin. Ankara’da, İstanbul’daki ve diğer illerdeki günah evlerinizi, otellerde, yatlarda yediğiniz haltları ve inlerinizi biliyorlar. Girenler-çıkanlar kayıt altında..

Posted in FAŞİZM, İrtica, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

KÖTÜLÜK ve VİCDANSIZLIĞIN TARİFİ Hasan Karakaya’dır * Karakaya R.T. Erdoğan’ın has adamlarından birisidir … Laik Cumhuriyet’e, gerçek aydınlara, demokrasi ve insan haklarını sahiplenenlere kin ve öfke kusan hakaret eden , hayatını kaybeden aydınların ardından küfürler eden Yeni Akit Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya yapmış olduğu kötülüklerle öldü …

Bağlantılı yazı http://nacikaptan.com/?p=34112

Yeni Akit Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya, Akil İnsanlar Komisyonu’na girdi.

 

HASAN KARAKAYA’NIN UNUTULMAZ KÜFÜRLÜ YAZISI

Akit’i yöneten Hasan Karakaya ise zihinlerde Fatih Altaylı için kaleme aldığı küfürlü yazısı ile duruyor. Bu yazıyı hatırlayanlar haliyle ‘Karakaya’dan akil insan olur mu?’ diye sormadan geçemiyor. İşte o yazıdan bir bölüm;

OR.PU ÇOCUĞU(…) Bugüne kadar; Bu köşeyi hanımlar da okuyor diye, mümkün olduğu kadar argo”kullanmamaya, mümkün olduğu kadar “sövmemeye” özen gösterdim. Ne var ki; okuma hakları ellerinden alınan “Başörtülü” öğrenciler için “fahişe” diyebilecek kadar adileşen, pespayeleşen bir “orospu çocuğu“na, hakettiği dilden cevap vereceğim.O BOKTUR…

Dikkat edin; “Orospu’nun çocuğu” değil, “orospu çocuğu” diyorum. Çünkü; “ana”sının kabahati yok. Bilseydi, büyüyünce böyle bir “Mahlukat” olacağını hiç doğurur muydu onu?.. Evet; O, kafası orospulaşmış bir fahişe!.. O, bir orospu çocuğu!.. O, mümkün değil ki, anasının rahminde büyümüş bir “Cenin” olamaz!.. Olsa olsa; ’9 ay 10 gün çektiği kabızlık”tan sonra makatından defettiği bir “bok”tur!.. Düşünüyorum da; bir “insan”dan, mümkün değil, böyle bir “yaratık” çıkamaz!.. Bir kadın, böyle bir “enik” doğuramaz! Aklım, havsalam almıyor. Hiçbir ana-baba, böylesine bir “pislik”, böylesine bir “mikrop” üretemez!.. Hele hele; 9 ay boyunca taşıyamaz bünyesinde!.. O halde, nereden çıktı bu mahluk?.. “insan” desen, insana benzemiyor!..

DOMUZ BİLE TEMİZ KALIR

“Hayvan”desen, tüm mahlukata hakaret olur!.. Kendi dışkısını yiyen “Domuz” bile temiz kalır bu “necaset”in yanında!.. iyi de; kim bu alçak?.. Nereden çıktı bu şerefsiz?.. Öyle bir “necaset parçası” ki, hiçbir “ana”nın rahminden çıkması mümkün değil!.. Onun gözünde; okumak için üniversite kapısında bekleyen “başörtülü” öğrenciler birer “fahişe!… ” Hem de; “Bellenmesi gereken bir fahişe!… ” Depremde çektikleri “acı”ların üzerine, bir de “okula girememe” baskısıyla karşılaşan bir “depremzede öğrenci”nin zulmü protesto için açtığı “7.4 yetmedi mi?” pankartına takmış kafayı.

HOMOSEKSÜEL DEYYUS

Diyor ki; “Size neyin yetip yetmediğini ben biliyorum da, size değmez!.. Onu yapmaya bile değmezsiniz!.. Sizi gidi alçak fahişeler sizi!… ” Ben de diyorum ki; hayır; böyle bir “şey”e “insanca” cevap vermek mümkün değil… Ona neyin yetip-yetmeyeceğini ben de çok çok iyi biliyorum ama, değmez!.. Çünkü; yazdığı kalem bile “küçük” gelir ona!.. O ki; oturduğu “Cola Şişesi”nden bile zevk alan bir “homoseksüel”dir!.. Dolayısıyla; “kalem”ler, “şişe”ler değil, “budaklı odun” lazım, bu alçak homoseksüele!.. Ya da, çok iyi bildiği “çarpışan mızrak”lardan ikisi!.. Bu “necaset” var ya; program yaptığı “kanalizasyon”dan aradım kendisini: “O şimdi burada yok, denize doğru akıyor o bok!”dediler!.. Ağzından “kusmuk” kaleminden “irin” dökülen bu it, asla “yazar” olamaz. Büyük bir ihtimalle ya “boynuzlu” bir pezevenk, ya da en yakınlarını pazarlayan bir “deyyus”tur!.

http://www.gazeteciler.com/gundem/hasan-karakayadan-akil-insan-olur-mu-64700h.html

Yukarıdaki ağır ,aşağılaycı yazının sahibi siyasal İslamcı gazeteci Hasan Karakaya Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun övgü dolu sözleriyle defnedildi . Yeni Akit gazetesi yazarı Karakaya ve Akit gazetesi kendilerinden olmayan aydınların , sanatçıların ölümleri ardından karalayıcı , hakaret içeren yazıları yazma geleneğine sahip bir akımın da uygulayıcısıdırlar. Hem Müslümanım diyeceksin hem de ölenlerin ardından aşağılayıcı , iftira dolu yazılar yazacaksın !!!

Ehh madem ki Yeni Akit Gazetesi böylesi bir geleneği başlattı , her ne kadar etik olmasa da şimdi de Yeni Akit ve tayfası gelen ağır sözleri göğüslemeye hazır olsunlar …

Ahmet Şık / Gazeteci-Yazar

Ey cemaat! Hasan Karakaya’yı nasıl bilirdiniz…?
Kötü Bilirdik, Yeri Cehennemdir!

Filiz AKGÜN
flzadm@hotmail.com
01 Ocak 2016

Ölümün rezervasyonu yok..

Gideceğimiz rezervesiz iki mekan var..O da belli..Ben bu ülkenin en iyi halini görmek isteyen, çoğunluğa merdiven dayamış az insandan biriyim. Son oy oranlarına göre düşünürsek..!
 
Gerçekler demişken, ölüm de bu gerçeklerin en önemlisi..Dün insanlara belden aşağı giydiren Hasan Karakaya, bugün kefen giydi..Hepimizin giyeceği, gideceği randevusuz tek mekan..
 
Bu kadar da kırıp geçirmeye değer miydi..?
Örnek ölümler çoğaltılabilir ama hiçbir ölü Karakaya kadar nefret söylemlerine maruz kalmamıştır.. Hiçbir ideolojik, etnik, vs.. eleştiri belden aşağı yapılan eleştiri kadar, insanın canını acıtamaz..
 
Hasan Karakaya ağır söylemleriyle çok can acıttı..Öyle ki ölümünün ardından El Cezire Televizyonu’nu montajlayıp ‘Viyagradan öldü’ algısı yaratacak kadar nefret ve kin kusanlar var..
 
‘Ahmet Hakan’ın dediği gibi; ‘Ölümün bile yenemediği karşılıklı bir büyük nefret…Ölümün bile baş edemediği bir bölünmüşlük…Ölümün bile bağışlatamadığı bir devasa hınç. Ölümün bile yumuşatamadığı bir korkutucu öfke. Allah’ım! Bu gidiş nereye?”

cumhuriyet.com.tr
01 Ocak 2016 Cuma

Hasan Karakaya’nın ‘unutulmaz’ altı skandal çıkışı

Yeni Akit Yazarı Hasan Karakaya’nın ölümünün ardından arkada bıraktığı bu nefret yazıları kaldı.

“Ölülerin arkasından konuşulmaz diye bir kural yok” diyen Yeni Akit Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya’nın ölümünün ardından, sadece kendi yazılarını hatırlayalım.

İşte Karakaya’nın kaleme aldığı ve büyük tepki çeken yazılarından 6 örnek:

1- Hem “Demokrasi” diyeceksin, hem “Demokratik tepki hakkımı kullanıyorum” diyeceksin, hem de polise taş ve molotof atarken yüzünü “maske” ile gizleyeceksin!.. Ulan “köpek oğlu köpek!” Ulan pezevenk!..  Ulan kaltak!.. (1 Temmuz 2013 – Gezi Direnişi sırasında)

2- “Resmi araçların camları”nı tuz-buz eden, Başbakan’a ve Müşavir’ine“hakaretler ve küfürler” savuran, “kravatından tutup darp etmeye” çalışan bir “provokatör”ün hakkı “kötek”tir!..“Tekmelerine sağlık Yusuf!” (16 Mayıs 2014 tarihli yazıdan – Soma Katliamı sonrası)

3- Ne malûm dövülerek öldürüldüğü,Belki,Kafasını taşlara çarpmıştır!..Belki de Koşarken dengesini kaybedip kafasını duvara çarpmıştır!Ya da,Ne bileyim, merdivenden düşmüştür!” (15 Temmuz 2013 tarihli yazısından – Ali İsmail Korkmaz’ın ölümünün ardından)

4- Şu mübarek Ramazan günlerinde “sapık eğilimleri meşrulaştırıcı” bir eylem yapmak, üstüne üstlük “Müslümanın inancına saldıran bir slogan”atıp, pankart taşımak, düpedüz “orospuluk”tur!..Kadınının da, erkeğinin de yaptığı, tek kelimeyle “orospuluk”tur!.. (2 Temmuz 2015 tarihli yazısından – Polisin saldırdığı Taksim’deki Onur Yürüyüşü sonrası)

5- Şimdi onun ardından nutuklar atılıyor!.. Şöyle bilim insanıydı, böyle çağdaştı falan, filân!.. Hep öyle olur ya; kel ölür, sırma saçlı olur ya, Türkan Saylan da kıymete bindi!..
Ama, açık ve net söylüyorum: Türkan Saylan, hayatı boyunca benden, benim gibi düşünenlerden ve inançları gereği örtünen hanımlardan/öğrencilerden hep nefret? etti!.. (…) geçirdiğiniz tüberkülozun, sizde bıraktığı bir izden dolayı böyle bir yola tevessül ettiniz!.. (19 Mayıs 2009 tarihli yazısından – Türkan Saylan’ın ölümünün ardından)

6- Uludere’ye hemen her gün ve hemen her fırsatta ‘ağıt’ yakanlar, ‘PKK’nın ekmeğine yağ’ sürmektedir…Açık ve net söylüyorum Uludere için akıtılan ‘gözyaşı’,PKK için ‘cansuyu’dur!.. Ben bunu bilir, bunu söylerim!..” (19 Mayıs 2012 tarihli yazısından – Roboski Katliamı sonrasındaki tepkilere dair)

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/457095/Hasan_Karakaya_nin__unutulmaz__alti_skandal_cikisi.html

Posted in FAŞİZM, İrtica, MEDYA, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR | Leave a comment

Her yıl 31. Aralık günü bu yazıyı yayımlayacağıma dair sözüm var ** Yeni bir yıla giriyoruz.

Cumhuriyet
Deniz SOM
31. 12. 2007

Her yıl 31. Aralık günü bu yazıyı yayımlayacağıma dair sözüm var.

Yeni bir yıla giriyoruz.

Aydınlık bir gelecek yerine sanki bir yandan emperyalizmin  boyunduruğunda ,bir yandan da yobazlığın sarmalında çok ağır bir karanlığa doğru sürükleniyor gibiyiz.

Laik Cumhuriyetin bittiği söyleniyor; ulus devletin tükendiği anlatılıyor, yeni bir anayasa ile son darbenin indirileceği konuşuluyor.

Hiç umurumda değil
Bekliyorum

Hem yeni yılı bekliyorum hem de önderim Kemal Atatürk’ün verdiği buyruğu yerine getireceğim günün gelmesini bekliyorum. Şu sıralar, Atatürk’ün Bursa Nutkunu okuyorum.

Artık bu ülkenin polisinden, jandarmasından, ordusundan, yargısından medet ummuyorum. Polisin tarikatçıların eline geçtiğini biliyorum;  jandarmanın İslamcı hükümetle çalıştığını biliyorum, ordunun ayrılıkçı teröre karşı emperyalist ülkelerle eşgüdüm içinde olduğunu biliyorum, yarının ele geçirilmeye çalışıldığını biliyorum ve önderim Kemal Atatürk’ün söylediği gibi bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır demiyorum.

Cumhuriyetin ve cumhuriyet devrimlerinin gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanıyorum, bunları benimsiyorum ve cumhuriyet devrimlerini güçsüz düşürecek kıpırtıların giderek patırtı haline dönüştüğünü görüyorum ve bu gidişin sonunda sanırım çok yakında çok büyük bir patlamanın yaşanacağını düşünüyorum. Atatürk’ün emanetini çıplak elle koruyabilirim.

Elime taş alabilirim
Sopa alabilirim
Silahım olabilir

Neyim varsa onunla, bana emanet edilen eseri, yani benim eserimi korumak
için her şeyi yapmaya hazırlanıyorum. Polis, jandarma, ordu, yargı umurumda olmayabilir!

Beni tutuklayabilirler, yargılayabilirler, hapsedebilirler. Ama ben eserimi korumakta kararlıyım. Emperyalizmin uşaklarına, işbirlikçilere, mandacılara, yobazlara, tarikatçılara, bölücülere, demokrasi maskesi takmış sahtekarlara,özetle karşı devrimcilere koyun gibi boynumu uzatacak değilim.

Yeni yıla yeni umutlarla giriyorum.

Önderim Kemal Atatürk’ün 5 Şubat 1933’te Bursa’da verdiği buyruğu yerine
getireceğim günlerin çok yakında olduğunu biliyorum.

Bekliyorum.

***

Davut Arslantürk dostuma teşekkür ediyorum

Posted in HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

DAYANIŞMANIN GÜCÜ * KUYRUKTAKİ ADAM

Değerli dostlar,

Ülkemizin ve Dünyanın büyük insani acılar çekmekte olduğu bu günlerde Yeni yılı kutlamak bana anlamsız geliyor. Tek dileğim 2016′nın tüm dünyaya barış , huzur ve eş paylaşım getirmesi , evlerini ve Vatanlarını terk etmek zorunda kalanların evlerine dönebilmesi , çocukların ağlamamasıdır.

Aşağıda sizlere çok anlamlı bir video sunuyorum. Paylaşabilmek ve bunu da karşı tarafı rencide etmeden yapabilmek bizlere insani ve vicdani huzur verecektir. Hoşgörünüze sığınarak yapmaktan sevinç duyduğum çok basit fakat insani duyguları kucaklayan birkaç davranışı da yazmak isterim ;

* AVM’lerde kasa önünde ödeme yapmak için alış veriş arabasıyla beklerken , birkaç adet ürün almış veya benden yaşlı , hamile veya engelli kişilere sıramı veririm. Sıramı vereceğim kişi genç ise bir ricada bulunurum ; “Sıramı size ödünç veriyorum , başka bir zaman siz de bu borcu ihtiyacı olana ödeyin ”

* Özellikle ihtiyacı olan genç öğrencilere yardımcı olmak istediğimde ; Gücümün yettiği kadarını onurunu kırmadan verebilmek için ; ” Bunu sana borç olarak veriyorum, sen de para kazandığında bu borcunu ihtiyacı olan bir başka öğrenciye ödeyeceksin”

Toplum dayanışmayla büyür ve güçlenir.

ŞİMDİ LÜTFEN AŞAĞIDAK LİNKİ TIKLAYARAK İZLEYİN

Posted in HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

KUT KUTAT KUTADGU * Efkan Ala kadar, bulunduğu Devlet Makamlarını kanunsuz olarak, kişilerin yararına kullandıran, yetkisiz ve kanunsuz emirler veren birini şimdiye dek görmedik! Tam Yüce Divanlık bir Bakan!

29 Aralık 2015
Rifat Serdaroğlu

KUT KUTAT KUTADGU

Ne adamlar gördüm! Önden Deli Yürek, arkadan Fatih Ürek” demişti Filozof Bergamus! Bademlerin içinde de öyle adamlar var ki, sustuklarında “Âlim” zannedersiniz, konuştuklarında ise “Zır zır cahil” oldukları meydana çıkar!

Bizleri yönetenlerden örnek verelim mi? İyi, alın öyleyse;
Efkan Ala; Batman, Diyarbakır Valisi-Başbakan Müsteşarı-Milletvekili- İçişleri Bakanı…

Efkan Ala kadar, bulunduğu Devlet Makamlarını kanunsuz olarak, kişilerin yararına kullandıran, yetkisiz ve kanunsuz emirler veren birini şimdiye dek görmedik! Tam Yüce Divanlık bir Bakan!

Cumhuriyet Savcısı emri ile yürütülen bir soruşturmada Polis Müdürüne
“O Savcının emrine uymayacaksın! Kimmiş o? Şimdi 3-5 adam gönderip
onu da tutuklatırım” diye yetkisiz-kanunsuz emir veren o!

Polis Müdürüne, “Bilal Erdoğan’ın evine yaklaşan kim olursa olsun vurun” diye yetkisiz-kanunsuz emir veren o!

İçişleri Bakanı olmadığı halde, Ağrı ve Erzurum’da Valilere yetkisiz-kanunsuz emir veren yine o!

Kara Vezir namı ile anılan bu kişi, televizyonda bir türlü Kutadgu Bilig, diyemedi.Kut dedi, kut-kut dedi, yanındakiler bağırdılar ama bir türlü diyemedi! Üstelik Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hacip’ten hiç bahsetmedi. Yusuf Has Hacip yerine, Kutadgu Bilig’i bize Ali Emiri armağan etti, dedi. Ali Emiri, Yusuf Has Hacip’in kitabını sahafta bulup, 33 liraya satın alan kişidir.

Peki, Kara Vezir neden Yusuf Has Hacip’ten bahsetmez de, Ali Emiri’den bahseder? Yusuf Has Hacip, Doğu Türkistan’da doğmuş bir Türk’tür, Ali Emiri ise Diyarbakır’da doğmuştur. Bu nedenle Kara Vezir, Ali Emiri’ yi Kürt zannetmektedir. Diyarbakır’ın tarihteki en kadim Türk Şehri olduğunu bilmez.

Diyarbakır, Artuklular-İnanoğulları-Selçuklular-Akkoyunlular-Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti zamanında Türk Devlet ve Beyliklerinin şehridir.Kara Vezir de aynen patronu gibi Türk’ü sevmez, Türk Milleti diyemez! Herkesi kucaklayacağına, insanları etnik kökenine-inanışına göre ayırmaya bayılır.

Kara Vezir, Hakan Fidan’la birlikte “Çözüm Süreci” denen bölünme-parçalanma sürecini başlatan kişidir. Tüm bu süreç boyunca şehit olan ve yaralanan evlâtlarımızın, ölen vatandaşlarımızın, özellikle çocuklarımızın öldürülmelerinin dört sorumlusundan birisi Kara Vezir Efkan Ala’dır… (Erdoğan-Ala-Özel-Fidan)

TC Başbakan’ı Ahmet Davutoğlu;
PKK Narko-Terör örgütünün siyasi temsilcisi HDP ve diğer sözüm ona STK’lar bir araya geldiler ve 14 maddelik bir “Bölünme Vesikası” yayınladılar…Bunun üzerine Davutoğlu bir hafta önce kendisinin randevu istediği HDP ile görüşemeyeceğini açıkladı!

“Stratejik Derinlik” adlı kitabı da bulunan Davutoğlu’nun uzak görüş süresinin “BİR HAFTA” olduğunu da böylece öğrenmiş olduk…

Bir hafta da mı anladınız PKK ve HDP’nin gerçek yüzünü? Bir hafta önce görüşmek istiyor ve randevu talep ediyorsunuz, bir hafta sonra “Bunlar da bizi aldatmışlar, bunlar cici çocuklar değilmiş, kaka çocukmuş bunlar” mı diyorsunuz? Bir hafta sonrasını dahi görmekten uzak kişilerden değil Başbakan, kır bekçisi bile olmaz.Olursa o ülkenin durumu aynen bizimki gibi olur. Şehitler katar-katar gelir…

Meryem Gündoğmuş, AKP Sancaktepe Belediyesinde görevli;
Anadolu’da güzel bir laf vardır; “Bizim kız bizden kaçar, başını örter kıçını açar” diye!

Tam da bu lafa uygun davranan Meryem Gündoğmuş şöyle konuştu;
“Reis-i Cumhur Hazretleri uygun görürlerse onun zevcesi olabilirim. Sahabe Hazretleri de cihat eden Peygamber Efendimize zevcelerini ikram ederlerdi!” Özrü, kabahatinden büyük diye buna denir.

-Erdoğan bu işe ne der? Emine Hanım ne der?
-Erdoğan ne zaman cihat etti?
-Hz. Peygamberimiz böyle bir rezaleti kabul eder mi?
-Bu Hatun kişi tüm Sahabe’ lerin erkeklerini gavat, kadınlarını da ikram edilecek mal durumuna düşürdüğünün farkında değil mi?

Yazının sonunu Kutadgu Bilig’ ten bir sözle getirelim;
Akıl senin için en iyi ve yeminli bir dosttur.
Bilgi senin için çok merhametli bir kardeştir…

Hadi Kara Vezir heceleyerek söyle; Ku- tad- gu Bi-lig…

Sağlık ve başarı dileklerimle

Posted in Rifat SERDAROĞLU yazıları | Leave a comment