Herkesin sorduğu soruyu aydınlatıyoruz! F tipi, kumpası böyle kurdu

Herkesin sorduğu soruyu aydınlatıyoruz! F tipi, kumpası böyle kurdu

Gülen Cemaati’nin, Emniyet ve yargıda yürüttüğü tertipleri Aydınlık, Beşiktaş Terör Örgütü (BTÖ) manşetiyle duyurmuştu. F-Tipi polislerle Beşiktaş Adliyesi’ndeki özel görevli savcıların kumpasları, kanıtları ortaya serildi

Başbakan Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın “Cemaat Ordu’ya kumpas kurdu” çıkışının ardından gözler, sahte delil ve üretilmiş belgelerle yürütülen Ergenekon ve Balyoz davalarına çevrildi. Ordu’ya kurulan kumpas geçen hafta gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu toplantısının da gündemine geldi. 3 gazeteye manşet olan habere göre, Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, Yalçın Akdoğan’ın kumpas açıklamasına atıf yaparak, komutanlara sahte belgelerle kumpas kurulduğunu söyledi.

Türkiye Barolar Birliği, İstanbul ve Ankara Baroları başta olmak üzere hukuk kurumları bu davaların yeniden görülmesi ve tutukluların derhal serbest bırakılması için üst üste açıklamalarda bulundu. Yeni Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş da yeniden yargılama için düzenleme yapılabileceği açıklamasında bulundu. Son olarak dünkü Vatan gazetesinin manşetten duyurduğu haberde Genelkurmay’ın Ergenekon ve Balyoz’daki iddiaları tek tek incelemeye aldığını duyurdu. Habere göre Genelkurmay Adli Müşavirliği, Ergenekon ve Balyoz’da yeniden yargılanmanın yolunu açabilecek incelemeyi başlattı.

Merkez Beşiktaş’daki özel görevli savcılar
Türkiye, Ergenekon ve Balyoz davaları üzerinden TSK, İşçi Partisi, aydın, yazar ve gazetecilere kurulan kumpası konuşurken, soru işaretleri “Bu kumpası kim ve nasıl kurdu?” sorusu üzerine odaklandı. Fethullah Gülen cemaatinin, Emniyet ve yargı içindeki örgütüyle yürüttüğü operasyon merkezini Aydınlık, Beşiktaş Terör Örgütü (BTÖ) manşetiyle duyurmuştu. F-Tipi polis şefleri ile Beşiktaş Adliyesi’ndeki özel görevli savcılar ortaklığıyla kurulan kumpas, bugüne kadar yüzlerce kanıtla ortaya serildi. BTÖ adını Beşiktaş’taki özel görevli savcılıktan aldı.

Ergenekon ve Balyoz operasyonalrının yürütüldüğü Beşiktaş Terör Örgütü, Türk Yargısı’nın bir parçası değildi. Türk Yargısı, oraya giremedi. Orada Türk Hukuku işlemedi. ABD’nin Türkiye’ye dayattığı Gladyo operasyonu geçerliydi. Beşiktaş Adliyesi, Türkiye’nin egemenlik alanı dışındadır! “Ergenekon soruşturması” Cumhuriyet Savcılığı’nca değil, Emniyet içindeki “F tipi” yapılanma tarafından yürütüldü. Savcılık tarafından yapılması gereken işlemler Emniyetçe hazırlandı.
Beşiktaş Terör Örgütü’nün faaliyetinin esası, başta Türk Yargısı olmak üzere Türkiye güçlerini yıldırmaktır, sindirmek, korkutmak ve bastırmak. Bu amaçla yapılan yasadışı işler şunlar:

-Türk Ordusunu, Türk yargısını ve Türkiye güçlerini dinlemek, izlemek.
- Hakimleri, savcıları, parti başkanlarını, generalleri fişlemek.
- Hedefteki milli kadrolara tertipler hazırlamak, santaj yapmak.
-Silivri’de olduğu gibi özel yargı yerleri kurmak.
-Kamuoyunu yönlendirmek için gazete ve televizyonlara el koyup devlet parasıyla yandaşların mülkiyetine geçirmek ve F Tipi medya inşa etmek.
- Gazeteci ve yazarları ABD ve AB fonlarıyla ve devlet olanaklarıyla yemleyip bir psikolojik savaş mangası örgütlemek.
-Terör örgütü itirafçılarından gizli tanıklar yaratmak ve operasyonlarda kullanmak.
- Kâğıt parçaları, ıslak imzalar, uydurma yoğun diskler (CD), elyazılı sahte krokiler imal edip operasyonlarda kullanmak.
-Tertip mahallerine mühimmat gömmek, evlere sahte belge yerleştirmek, yasadışı dinleme yapmak, dinleme tapelerine eklemeler yapmak.

Genelkurmay raporlarına girdi
oErgenekon Mahkemesi’nin talebi üzerine Genelkurmay’ın gönderdiği harddiskleri inceleyen Hakim Hüseyin Çalmuk’un raporu, TSK’nın Ergenekon tertibine bakışını ortaya koyuyor. Harddisklerden çıkan ve Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi tarafından hazırlanan bilgi notlarında, Ergenekon tertibinin ABD tarafından kurgulandığı ve Emniyet ile yargı içindeki cemaat mensuplarınca yürütüldüğü saptanıyor.

Genelkurmay, ABD’nin amacının “TSK’nın direnişi kırmak” olduğunu vurguluyor. “Çete propagandası üzerinden Silahlı Kuvvetleri yıpratma kampanyalarına ilişkin inceleme”başlıklı 2009 yılında hazırlandığı tahmin edilen bilgi notunda çok kritik 8 madde sıralanıyor. İşte o maddelerden bazıları:

- Özellikle F.Gülen grubunun Emniyet içerisinde çok güçlü bir yapılanması mevcuttur. Bu grup, diğer tarikat ve cemaatlere göre kendini çok iyi düzeyde kamufle edebilmekte ve içinde bulunduğu ortamlarda “çalışkan, işini iyi bilen, güvenilir, dürüst, görevine sadık” kanaatini kolayca yayabilmektedir.

- Operasyon için gerekli olan dinleme, göz altına alma, arama yapma vb. gibi yargısal yetkiler, dinci bir yapıda olan, ideolojik donanımlı, genellikle Fetullah Gülen yanlısı belli hakimlere aldırtıIrmaktadır. Böylece yargı elemanlarının operasyonun gerçek sebebini ortaya çıkaracak hareket tarzları sergileme olasılığı ortadan kaldırılmaktadır.Emniyetin ülke genelinde her türlü telefon ve bilgisayar iletişimini izleyebilme yeteneği son derece gelişmiştir. Yasal herhangi bir kurala bağlı kalmadan telefon ve internet sağlayıcı şirketlerin yardımlarına ihtiyaç duymadan bu dinleme ve izlemeleri gerçekleştirebilmektedir.

- Operasyonları gerçekleştiren istihbarat+operasyon ekibi, özel olarak yetkilendirilmiş bir çalışma grubu şeklinde veya istihbarat ünitelerinde kadrolaşmış belli görüşe sahip kişilerden seçilmektedir. (Ağırlıklı olarak F.Gülen grubundandır Aralarında dinci yapıda, TSK karşıtı elemanlar da bulunmaktadır.) Bu sayede operasyonların öncesinde, devamında ve sonrasında operasyonun amacını ortaya çıkaracak emarelerin ortaya saçılması engellenebilmektedir.”

Yargı hücresini Gülen açıkladı
ATV henüz Çalık’a satılıp yandaş olmadan önce, 21 Haziran 1999 günü akşamı Fethullah Gülen’in müritleriyle yaptığı gizli bir toplantının görüntülerini yayınlandı.O güne kadar gizlenen Gülen gerçeğini bütün çıplaklığıyla, üstelik kendi sesinden, kendi görüntüsüyle ortaya koyan kasetler büyük olay yaratmıştı.

Fethullah Gülen, kendi sesi ve görüntüsüyle yayımlanan o konuşmaları inkar etmek için, Zaman gazetesini harekete geçirdi. Gülen, ertesi gün Zaman gazetesine ne kadar “Türk dostu”, ne kadar “Atatürk’e saygılı” olduğu yalanlarını yazdırıp, o zaman günlük baskısı 173 bin olan gazeteyi 1 milyon adet bastırarak ücretsiz dağıttırdı.

‘Şakirtler’ hakim ve savcı oldu
Gülen’in konuşmalarının bant çözümleri, Ankara Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel’in 1999/420 numaralı dava iddianamesinde yer aldı. 8, 9 ve 10 numaralı kasetlerin çözümlerinden bazı bölümleri, resmi belgelerden aktarıyoruz:

‘Sivrilmeden, hissettirmeden can damarında dolaşın!’
“Bir adliyede, bir mülkiyede, hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, böyle ferdi mevcudiyetler gibi ele alınıp böyle değerlendirilmemelidir. Yani gelecek adına bizim o ünitelerde garantilerimizdir. Bizim varlığımızın bunlar nabzıdır.”

“Muntazam terfilerin arkasında bir ölçüde bu vardır. Sizin ileriki dönemde daha hayati, daha önemli yerlere gelmenizin arkasında da bu vardır. Yani sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitmek, işte bu iki müessesede olduğu gibi hayati, dinamik bir kısım müesseseler de söz konusudur. Ta ilerilere gitme, böyle can damarları içinde dolaşma ve eğer dönülüp gelinecekse yara alınmadan, hissettirmeden dönüp geriye gelme.”

http://aydinlikgazete.com/mansetler/30957-herkesin-sordugu-soruyu-aydinlatiyoruz-f-tipi-kumpasi-boyle-kurdu.html

Posted in ERGENEKON - BALYOZ, Fetullah Gülen, HUKUK-YARGI-ADALET | Leave a comment

Ve operasyon Erdoğan ve Ciner’e uzandı * 17 Aralık operasyonu 2. dalga-Mehmet Fatih Saraç kimdir?

25.12.2013
Odatvcom

Ve operasyon Erdoğan ve Ciner’e uzandı

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın ikinci dalga operasyonu çok kritik isimlere uzandı.Bugün Savcılık ile Emniyet arasında krize neden olan 30 kişilik listede bulunan bulunduğu iddia edilen isimlerden biri de Mehmet Fatih Saraç.

Peki kim bu Saraç?

Başbakan Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen ve Habertürk gazetesinin yönetimine girmesiyle gündeme gelen Mehmet Fatih Saraç sadece gazetenin yönetimine değil, Ciner Medya Grubu’nu kontrol eden Ciner Yayın Holding’in de başında.

Birleşik Devletler’in El Kaide terör örgütüyle bağlantısı olduğu iddiasıyla malvarlığını doldurduğu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ise “Kefilim” dediği Arap işadamı Yasin El Kadı’nın eski ortağı olan Mehmet Fatih Saraç, Park Holding ve Habertürk’ün sahibi Turgay Ciner ile birlikte Kasımpaşaspor Faaliyetleri A.Ş. yönetim kurulunda görev yapıyor.

Başbakan’ın eski danışmanı Cüneyt Zapsu ile BİM’de de eski ortak olan ve halen mağazacalık yapan Saraç ile Ciner’in ilginç iş ortaklığı, UCZ Mağazacılık Ticaret A.Ş. ile başladı.

Bu şirket, 10 Nisan 2012’de kuruldu.

Şirketin ortakları: Park Holding, Mes Yatırım Danışmanlığı Limited Şirketi, Nedim Şener, Orhan Yüksel, Doğan Pençe.

Sermayesi 3 milyon lira olan şirketin % 89’u Park Holding’in; yani Ciner’in. % 10’u da Mes Yatırım’ın. Mehmet Fatih Saraç, Mes Yatırım’ı temsilen yönetim kurulu başkanlığına seçildi.

UCZ Mağazacılık, 8 ay önce kurulmuş olmasına karşın İstanbul’da tam 199 şube açarken, Mes Yatırım, 2008’de kurulmuş 5 bin lira sermayeli bir şirket. Şirketin sermayesi 2010 yılında 500 bin liraya çıkartırıldı.

Saraç’ın Ciner’le medya alanındaki işbirliği ise Ciner’e C Görsel Yayınlar A.Ş.’nin 21.12.2012’de yapılan genel kurul toplantısında yönetim kuruluna girmesiyle başladı. Saraç, yönetime girmekle kalmadı, başkan yardımcılığına getirildi.

Şirketin 90 milyon liralık sermayesinin 89 milyon 980 bin liralık bölümü Ciner Medya Yatırımları A.Ş.’ye ait. Saraç’ın şirketten hisse alıp almadığına ilişkin bilgi yok. Bir başka deyişle Saraç’ın şirketin yönetimine profesyonel yönetici olarak mı, yoksa ortak olarak mı girdiği konusunda henüz bilgi bulunmuyor.

Ancak bu derece zengin birisi neden Ciner’in maaşlı elemanı olur anlamak da pek mümkün değil. Bu nedenle Saraç için Ciner’in perde arkasındaki ortağı yorumu yapılıyor.

Turgay Ciner’e ait Habertürk Gazetesi, Habertürk TV, reklam ve yayın hizmetleri şirketlerini bünyesinde toplayan Ciner Yayın Holding en son 24 Eylül 2012’de sermaye artırımı yaparak, sermayesini 210 milyon liraya yükseltti. Şirketin sermayesinin 209 milyon 999 bin 900 lirası Turgay Ciner’e ait. Kalan 100 liralık hisse ise Ciner’in şirketlerinin profesyonel yöneticileri olan Mehmet Kenan Tekdağ, Gürsel Usta, Fercan Aykutlu, Eyüp Erzan Tanyel, Naci Övünç ve Fatih Altaylı’ya ait.

SARAÇ HÜKÜMET KOMSERİ Mİ

Saraç’ın holding hisselerini satın alıp almadığı ya da ne kadar hissesini satın aldığı henüz bilinmiyor. Ancak Saraç, holdingin 26 Aralık 2012 tarihinde yaptığı olağanüstü genel kurul toplantısında yönetime girdi ve yönetim kurulu başkan vekilliğine getirildi. Saraç, İstanbul Ticaret Odası sicil kayıtlarında ise Mehmet Kenan Tekdağ ile birlikte Ciner Yayın Holdingin Müşterek Yönetim Kurulu Başkanı görünüyor.

Habertürk Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.’nin 28.6.2012’de sermayesi 250 milyon liradan 400 milyon liraya yükseltildi. Şirketteki Ciner Yayın Holding’in payı 249 milyon 998 bin 980 liradan 399 milyon 998.980 liraya yükseldi. Kalan bin 20 liralık hisse Ciner’in profesyonel yöneticilerine ait.

Saraç, İTO kayıtlarına göre; Habertürk Gazetecilik ile Ciner Medya TV Hizmetleri A.Ş.’nin de yönetim kurulu üyeliğine getirildi. Ancak Ticaret Sicil gazetesinde buna ilişkin herhangi bir bilgi bulunmuyor.

Saraç’ın, perakende piyasasına girmeye çalışan Ciner’in UCZ Mağazacılık şirketine sadece 300 bin lira sermaye ile ortak olmasına karşın, Ciner Yayın Holding’in başına getirilmesi ve grubun bütün yayın şirketlerinde yönetime girmesi işin arkasında hükümetin olduğu, Habertürk’ü kendi medya grubuna kattığı iddiasını güçlendiriyor.

ATİLLA KART’TAN İLGİNÇ SORULAR

CHP milletvekili Kart, AKP iktidarı döneminde Kamu yönetiminde illegal ve denetlenemez ilişkiler ağı olduğuna dikkat çekerek, özelleştirme, ihaleye fesat karıştırma, Kamu İhale Kurumu ve TMSF gibi kurumlar aracılığıyla haksız kazanç, yolsuzluk, bağımlı ve sansürcü medyanın oluşturulduğuna vurgu yapmıştı.

CHP’li Kart, yakın zaman önce TMSF tarafından el konulan Akşam gazetesindeki değişimi ve Gezi Parkı eylemleri sırasında Habertürk’ün iktidardan yana tavrını da bu ilişkiler ağıyla açıklamıştı.

KARANLIK SAYFALAR ARALANIYOR

CHP’li vekil, 7 Temmuz 2006 tarihinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikte Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı’na Yasin El Kadı, Mehmet Fatih Saraç, H.Cüneyd Zapsu’nun da aralarından bulunduğu 8 kişi hakkında; Kara Para aklanması, sahtecilik yapmak ve terörle mücadele kanununa muhalefet etmekten suç duyurusunda bulunduklarını söyledi.

CHP yaptığı suç duyurusuna dayanak olarak Mali Suçları Araştırma Kurulu, Müfettiş Raporu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları, Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Ve Araştırma Genel Müdürlüğü’nün resmi yazıları, Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın resmi kayıtlarını gösterdi.

Peki bu raporlar da neler yer alıyor?

CHP’li Kart, o kayıtlara ilişkin açıklamasına şöyle devam etti: “Yasin El Kadı, Türkiye’de görünürde 8-9 şirketin ortağıdır. M.Fatih Saraç da bu şirketlerin büyük bölümünde ortaktır. İslami çevrelerde etkili bir isim olan Emin Hoca’nın oğlu olan Mehmet Fatih Saraç’ın , Tayyip Erdoğan’ın Mali Danışmanı olduğu ifade edilmektedir. Emin Saraç’ın ise, Fazilet Partisinin parçalanması sürecinde Tayyip Erdoğan’la Necmettin Erbakan’ı evinde görüştüren kişi olduğu ve camiada etkin olduğu bilinmektedir.

VERGİ DAİRESİNDE KAYDI YOK

Yasin El Kadı’nın, birkaç trilyona ulaşan hesaplarına rağmen Vergi Dairesinde kaydı bulunmamaktadır. Yani, adı geçen kişinin kendi adına kurduğu ya da işlettiği bir ticarethanesi mevcut değildir. Oysa, bu hesaplara herhangi bir ticari ilişki içerisinde bulunulmayan şahıslar tarafından paralar yatırılmakta, yine herhangi bir ticari ilişki içerisinde bulunulmayan şahıslara bu hesaptan ödemeler yapılmaktadır.”

Yani ortada Yasin El Kadı’ya ait olduğu belirtilen hesaplarda trilyonlar var, aynı kişinin Türkiye’de şirketleri var ve bu hesaplara paralar yatırılıyor, ödemeler yapılıyor ancak Yasin El Kadı’nın Vergi dairesinden kaydı bulunmuyor.

Atilla Kart açıklamasının devamında, Başbakan’ın mali danışmanlığını da yapan ve Yasin El Kadı’nın şirketlerine ortak olan Mehmet Fatih Saraç’la ilgili olarak ise, bulundukları suç duyurusundaki ilgili rapordan bilgi aktardı.

HESAPSIZ ÖDEMELER

Kart’ın sözüne ettiği raporun 39. sayfasındaki ilgili bölüm şöyle:

“Şüpheliler arasında bulunan M.Fatih Saraç’ın hesaplarında 1997-2001 döneminde 621.993.232.277.00 TL’lik bir meblağ işlem görmüştür. M.Fatih Saraç’ın herhangi bir ferdi işletmesi ya da Vergi Dairesine kaydı bulunmamaktadır. Adı geçen kişinin kendi adına kurduğu veya işlettiği bir ticarethanesi mevcut değildir. Bu hesaplara herhangi bir ticari ilişki içerisinde bulunulmayan Şahıslarca para yatırılmakta, yine herhangi bir ticari ilişki içerisinde bulunulmayan şahıslara bu hesaptan ödemeler yapılmaktadır.”

Atilla Kart, raporlardaki bu gerçeklere dayanarak Avrupa Birliği, BM Güvenlik Konseyi ve T.C. Bakanlar Kurulu kararlarıyla; bütün para, mal, hak ve alacakları dondurulan Yasin El Kadı ve ortağı Mehmet Fatih Saraç’ı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmasının zorunlu olduğuna dikkat çekti.

CİNER GRUBUYLA İLİŞKİLER

Benzer ilişkilerin Ciner gurubuyla da yaşandığını belirten Atilla Kart, Mehmet Fatih Saraç’ın Ciner’in şirketlerine ortak olduğunu ve Aralık 2012 yılında Habertürk Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevine geldiğini belirtti.CHP’li Kart, Saraç’ın doğrudan Başbakan Erdoğan’ın isteğiyle bu göreve getirildiğini ifade etti.

Atilla Kart, Habertürk TV’nin Gezi Parkı eylemleri sırasında iktidardan yana yayın politikasını değiştirmesini de bu ilişkiler ağıyla açıkladı.

Yasin El Kadı’nın MİT Müsteşarı’yla olan diyaloğuna da açıklık getirilmesi gerektiğini söyleyen Kart, 15 Şubat 2013 tarihinden Bakırköy’de meydana gelen kazanın, içinde birçok soruyu barındırdığını söyledi. Bu kazada arabanın içinde, Erdoğan’ın finansörü olduğu iddia edilen Yasin El Kadı, iş ortağı Usame Kutub ve Başbakan’ın koruması İbrahim Yıldız’ın yaralandığı yazılmıştı.

HABERTÜRK’ÜN GİZLİ PATRONU

Atilla Kart açıklamalarını şu sözlerle bitirdi:

Hiç kimse hakkında hüküm kurmuyoruz. Başbakan ile özel yakınlığı olduğu bilinen M.Fatih Saraç’ın nüfuz ilişkileri yoluyla, bir Medya Grubunun nasıl gizli patronu haline geldiğini yasama denetimi sorumluluğu ve anlayışıyla irdeliyoruz.

Yargıda, Kolluk’ta, Medyada, sivil toplumda, meslek kurumlarında Hükümet eliyle yaratılan “Hükümet Komiserliği” mekanizmasının yarattığı talanın ve kirli ilişkilerin sonuçlarını, haksız kazanç yapılanmalarını sorguluyoruz.

Bu yapı sebebiyledir ki; insanların , temel hak ve özgürlüklerinin tehdit altında olduğunu; Hükümet eliyle doğrudan ya da dolaylı olarak bilgi kirliliği yaratıldığını; Türkiye’nin , gerçek sorunlarının konuşulamadığını; toplumun, Başbakan eliyle inançlar üzerinden ve nefret söylemiyle ayrıştırıldığını kaygıyla görüyor ve gözlemliyoruz.

Bu fotoğraf, “temiz” değildir.

Bu fotoğrafı yaratanlar “temiz ilişkilerin” içinde değildirler.

Bu ilişkileri yaratanlar; haklarındaki ciddi ve somut iddiaları ortadan kaldırmak istiyorlarsa; kamuoyunun ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin denetim organlarının, bu ilişkileri denetlemesini engellememelidirler. “Flu ilişkiler ve fotoğrafların” yoğun olduğu sistemlerin adı Demokrasi değildir. Bu ilişkileri ve fotoğrafları bundan böyle de sorgulamaya devam edeceğiz.

Kimdir Yasin Al Kadı?

Kimdir Mehmet Fatih Saraç?

Bu kişilerin yolları nerede kesişiyor? Hangi kritik aşamalarda kesişiyor? Bu kritik aşamalarda, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıyla neden ve nasıl biraraya geliyorlar? *1*

Odatv.com

17 Aralık operasyonu
2. dalga-Mehmet Fatih Saraç kimdir
?

27.12.2013

17 Aralık operasyonu tüm hızı ile devam ederken dün ajanslara bomba gibi bir haber düştü. O haber 17 Aralık soruşturmasında 2. dalga geleceği idi. 2.dalgada adı geçen isimlerin iddialara göre işadamlarına yönelik olduğu belirtildi. O iş adamlarının arasında hükümete yakınlığı ile bilinen isimlerde vardı.

2.dalga soruşturmasını yürütecek olan Savcı Muammer Akkaş bu haberler üzerine dosyadan el çektirildi. Savcı Muammer Akkkaş yazılı bir basın açıklaması yaparak gelen baskılar üzerine soruşturma görevini bıraktığını söyledi. Bu iddialara ise çok geçmeden Başsavcı Turan Çolakkkadı tarafından cevap geldi. Çolakkkadı kameraların karşısına geçerek iddiaları sert bir dillle yalandı.

Bu soruşturma dosyasında dikkat çeken isimlerden birisi de BİM AŞ ortakların Mehmet Fatih Saraç. Mehmet Fatih Saraç aynı zamanda Kasımpaşaspor yönetim kurulu üyeliği görevini de yürütüyor. Mehmet Fatih Saraç Yasin El Kadı’nın eski ortağı aynı zamanda

Mehmet Fatih Saraç kimdir?

Mehmet Fatih Saraç, 1960 İstanbul doğumlu. Mehmet Fatih Saraç Mekke Üniversitesi mezunudur. Bim A.Ş.,Yeni Mağazacılık A.Ş. (A101), Ak Gıda A.Ş. kurucu ortağıdır ve eski Yönetim Kurulu Üyesidir.

Mehmet Fatih Saraç, halihazırda UCZ Mağazacılık A.Ş./ Dogal Gıda Ürünleri A.Ş. ve Mes Yatırım Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanıdır.

Arap işadamı Yasin El Kadı’nın eski ortağı olan Mehmet Fatih Saraç, Park Holding ve Habertürk’ün sahibi Turgay Ciner ile birlikte Kasımpaşaspor Faaliyetleri A.Ş. yönetim kurulunda görev yapıyor.

Bir dönem Habertürk gazetesinin yönetimine girmesiyle gündeme gelen Mehmet Fatih Saraç sadece gazetenin yönetimine değil, Ciner Medya Grubu’nu kontrol eden Ciner Yayın Holding’in de başında bulunuyor. *2*

*1* http://www.odatv.com/n.php?n=ve-operasyon-erdogan-ve-cinere-uzandi-2512131200
*2* http://www.haberevet.com/haber/20131227/719314/17-aralik-operasyonu-2-dalga-mehmet-fatih-sarac-kimdir.html

Posted in YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

YURTTAŞ’TAN PAŞAYA AZİL MEKTUBU

Murat Binzet
29.12.2013

Sayın Özel paşa,

Silivri, Hasdal ve Maltepe’deki, savaşmadan esir alınan Türk ordusunun kahraman fertlerine, silah arkadaşlarınıza sahip çıkamamanızı, AKP´nin tüm kumpas/komplo itiraflarına rağmen halen onları savunmak/kurtarmak için bir teşebbüste bulunmamanızı, şehitlerimiz için ‚boşuna öldüler‘ diyenleri değil de bu tutumu tenkid eden cesur ve dürüst köşe yazarlarını mahkemeye vermek hatasında bulunduğunuzdan dolayı sizi şiddetle kınıyorum.

Sizin, genelkurmay başkanı olarak görev anlayışınızı ve tutumunuzu asla beğenmiyorum. Azletme yetkim olmadığı için, vatanını seven bir Türk vatandaşı olarak sizi protesto ediyor, bu kutsal görevden istifa etmenizin çok doğru ve asil bir davranış olacağını bilmenizi istiyorum.

Murat Binzet, Hannover-Almanya

Posted in ERGENEKON - BALYOZ, HUKUK-YARGI-ADALET, TSK | Leave a comment

The İmam’ın sır bağlantısı

ABDURRAHMAN ŞİMŞEK
FERHAT ÜNLÜ
28 Aralık 2013
SABAH

The İmam’ın sır bağlantısı

Türkiye’nin en gizemli adamlarından ‘paralel devletin imamı’ Osman Hilmi Özdil’i görüntüleyen SABAH, imamın sıra dışı bağlantılarını da açıklıyor: Özdil kendi adına değil, Osman Varol adına kayıtlı bir telefonla ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde görevli David Johnson’la görüşüyor

Türkiye’nin en gizemli adamlarından ‘paralel devletin imamı’ Osman Hilmi Özdil’i bulup görüntüleyen SABAH Özel İstihbarat Bölümü, imamın sıra dışı bağlantılarını da açıklıyor. Söz konusu bağlantılar, Özdil’in telefon trafiğini izleyen istihbarat birimlerince tespit edildi. Bu görüşme trafiği, esrarengiz uluslararası bağlantılar içeriyor. Osman Hilmi Özdil’in bir başkasına adına kullandığı telefonla yaptığı görüşmeler gizli bağlantılarını ortaya koyuyor. Özdil, bu telefon vasıtasıyla bazı emniyet yöneticileriyle, aracılar üzerinden basın mensuplarıyla ve (şimdi sıkı durun) yabancı ülkelerin büyükelçilik görevlileri ile görüşüyor.Osman Hilmi Özdil’in kullandığı telefonlardan biri kendi adına kayıtlı değil. Osman Varol adına kayıtlı 0532 … .. 53 numaralı bir telefon.

Gerçek Osman Varol 1962 Çorum İskilip doğumlu. Varol’un eşi, evlere gündelik temizlikçi olarak gidiyor. Yani Varol maddi durumu iyi olmayan biri. Osman Hilmi Özdil’in TC Kimlik Numarası 133 … .. .. , Osman Varol’ınki ise 129 … .. … Osman Hilmi Özdil, Osman Varol adına kayıtlı telefonla Amerika Birleşik Devletleri’nin(ABD) Ankara Büyükelçiliği’nde çalışan (Ki Büyükelçilik çalışanlarının çoğunun gizli servis mensubu olduğu bilinir) David Johnson’la telefonla görüşüyor. Buraya mim koyup devam edelim: Özdil’in Yasin Özdil adında 1976 Adana Kozan doğumlu bir kardeşi var. Ankara’da ikamet ediyor. Kütahya’da Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü’nde doktora yapıyor.

AYTAÇ’LA DOLAYLI TEMAS

‘Paralel devletin imamı’ Osman Hilmi Özdil’in kardeşi Yasin Özdil’e ait 0506 … .. 46 numaralı telefonla görüşen iki tanıdık isim var. Bu isimlerden biri, Bugün Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi gazeteci Adem Yavuz Arslan. Yasin Özdil’le görüşen diğer isim ise Başbakan Erdoğan’ın da adının geçtiği bir tweette küfürlü ifadelere yer verdiği gerekçesiyle Polis Akademisi’ndeki görevine son verilen Önder Aytaç’ın Danıştay’da tetkik hâkimi olan kardeşi Ali Özgür Aytaç.

Adem Yavuz Arslan, doğrudan Osman Hilmi Özdil’le görüşmek yerine kardeşiyle görüşüyor. Önder Aytaç ise daha dolaylı bir yol izliyor ve Osman Hilmi Özdil -nam-ı diğer Kozanlı Ömerile irtibat kurmak için kendi kardeşini Osman Hilmi Özdil’in kardeşi ile görüştürüyor. Adem Yavuz Arslan’ın, bilgi almak için, yani gazetecilik saikiyle Osman Hilmi Özdil’in kardeşiyle görüştüğünü varsaymak mümkün. Ancak resmi bir sıfatı olmayan ve sivil olduğu halde devletin bürokratlarını yöneten bir ismin verdiği bilgilerin hangi amaca hizmet ettiği soru işareti.

TÜRK EMNİYETİ’NİN MAHREM BİLGİLERİ FBI’DA

Hanefi Avcı’nın kitabında yer alan bilgilere göre ABD’ye 2007 yılında gittiğinde dönüşte ülkenin gümrük çıkışında da tekrar sorgulanan Osman Hilmi Özdil’in üzerinde bulunan Emniyet’le ilgili mahrem bilgilerin kopyası ABD tarafından alınmış. Bu olay kitapta şöyle anlatılıyor:

“FBI sorgusunda ABD’de daha önceden defalarca ziyaret ettiği Emniyet Müdürü S. T. isimli kişiyi ziyaret maksadıyla bulunduğunu ifade etmiş, ifadelerinin birer sureti ile kendisinden alınan bilgi ve belgeleri birer kopyası Emniyet Genel Müdürlüğü’ne intikal ettirilmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü’ne intikal ettirilen bilgi ve belgeler arasında bazı üst düzey emniyet yetkililerinin ve eşlerinin bilgileri de tespit edilmiştir.

Örnek, Emniyet Müdürü M. Y. T. Ankara İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Z. G.’nin eşinin isim ve telefon bilgileri, Emniyet teşkilatları mensuplarının da bulunduğu USAK isimli araştırma merkezinin danışmanı olduğuna ilişkin Ömer Bey’in kendi adına düzenlenmiş kartvizit vb.) Yukarıda özetlenen olayın akabinde Emniyet Müdürü S. T.’nin ABD vizesi iptal edilmiştir. Yine bu olayın akabinde iki FBI ajanı New Jersey’de ikamet eden ve New York Bölgesindeki emniyetçilerin manevi sorumlusu olan Emniyet Müdürü A. Ç.’nin evinde ziyaret ederek Ömer Bey’i kampa götüren araç hakkında bilgi istemişler, aracın başkası adına kayıtlı olmasının gerekçesini soruşturmuşlardır.”

Posted in ERGENEKON - BALYOZ, Fetullah Gülen, Haber, İrtica | Leave a comment

İşte size bir çanta hikayesi

Saygı Öztürk
Sözcü – 29 Aralık 2013

İşte size bir çanta hikayesi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörle Mücadele 10. maddesiyle Yetkili Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın, “Çıkar Amaçlı Suç Örgütü Kurmak ve Kurulan Örgüte Üye Olmak” suçlamasıyla yürüttüğü soruşturma, kritik isimlere dayandı.

Mahkemeden şüpheliler hakkında yakalama ve gözaltına alma kararı almasına rağmen, Emniyet bu emri yerine getirmedi.Başsavcı, bu duruma tepki göstereceğine, HSYK gibi savcıya sahip çıkacağına savcısının elinden soruşturmayı alıyor, ona yapılan saldırılara sessiz kalıyor…

Savcı da gördü ki, Reza Zarrab ve adamlarının giremediği kapı yok. Üstelik de girişler hep çantalı oluyor.Ancak giren kişinin çıkışta çantasının olmadığı da görülüyor.

Bunların rüşvet parası olabileceğini Başbakan hiç düşünmüyor ve “Eeee ne varmış bunda?” diyor.Peki, çantasını bırakmak şöyle dursun, yanından ayırmayan dönemin CHP Milletvekili Ahmet Ersin’in başına getirilenleri anlatalım, Başbakan’ın bu duruma ne diyeceğini de merak edelim…

Cihaner yaka-paça

Rüzgarın farklı yönden estiği, AKP’nin kendilerinden olmayan hemen herkesi köşeye sıkıştırmaya çalıştığı olaylardan birisi de Erzincan’da yaşanıyordu.

İsmailağa Cemaati hakkında soruşturma yürüten Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, makamına gelen Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı, polise verdiği talimatla Cihaner’i yaka-paça Erzurum’a götürülmesini sağladı.Olay yalnız Cihaner’le kalmadı. Orgeneral Saldıray Berk hakkında gözaltı kararı çıkarıldı.

Erzincan’ın eski ve yeni Jandarma alay komutanları, MİT bölge başkanı, iki yardımcısı, jandarma istihbaratta görevli subay ve astsubaylar da tutuklanmıştı. Orada bir fırtına esiyor, “AKP ve Fethullah Gülen’i Bitirme Planı” sözde ilk kez Erzincan’da uygulamaya koyuluyordu.

CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, hukukçu olduğu için partisi tarafından görevlendirildi, İlhan Cihaner’i 18 Şubat 2010’da cezaevinde ziyaret etti, olayı yerinde incelemek ve mümkün olabilirse Orgeneral Saldıray Berk’le de görüşebilmek için Erzincan’a gitti.Yanında, Ankara’dan gelen televizyon ve gazete muhabirleri de bulunuyordu.Berk, Erzincan dışında olduğu için o görüşme yapılamadı.

Gizli Tanığa para

Tarih 19 Şubat 2010’u gösteriyordu. Kaldıkları Eliza Oteli’nde gazeteciler ve partili 10-12 kişiyle kahvaltı yapılıyordu. Ersin, kahvaltıdan sonra otelin terasında izlenimleriyle ilgili kameralar önünde açıklama yapacaktı.

Kahvaltı sırasında kendilerini 8-10 kişi ziyaret etti. Gelenlerden birisi de, eşiyle problemi olduğunu, karısının evi terk edip babasının evine gittiğini, İzmir ya da Ankara’da yeni bir hayata başlamak istediğini ve bu konuda kendisine yardımcı olunmasını istedi.Ersin, bu kişiye yapacak çok bir şeyinin olmadığını anlattı.Ama bu görüşme birileri için yetmişti…

Çünkü, otelin kahvaltı salonunda, herkesin yanında görüştüğü kişi, sonradan adının “Munzur” kod adlı kişi olduğunu öğrendiği Erzincan soruşturmasının gizli tanıklarından “Munzur”dan başkası değildi.

“Cemaat” ve “yandaş” basının gündeminde müthiş bir “çanta haberciliği” başlamıştı.Her fırsatta “çantada ne vardı?” diye soruluyor, çantada para bulunduğu ve bunun gizli tanığa ifadesini değiştirmesi için getirildiği ima ediliyordu…

Bir milletvekilinin yıllar önce hediye ettiği bu çanta öyle bir gündeme gelmişti ki, AKP’nin o dönem TBMM Grup Başkanvekili olan Bekir Bozdağ da “Açıkla sayın Ersin, o çantada ne vardı açıkla?” diyordu.

Çantaya 27 yıl

“Gizli Tanık Munzur”un Başsavcı vekili ve iki savcı tarafından alınan ifadesinde, kendisine para teklif edildiğini asla kabul etmiyordu. Ne olduysa sonradan oldu, “Munzur” ifadesini değiştirdi.

Ahmet Ersin, Erzurum Özel Yetkili 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Ergenekon terör örgütüne yardım etmek, bağımsız yargıyı etkilemeye çalışmak, gizli tanığa rüşvet vermeye teşebbüs etmek” suçlamasıyla tam 27 yıl hapis istemiyle yargılanıyor.

Ersin, her duruşmadan bir gün önce içine pijama ve tıraş takımını koyduğu aynı çantayla Erzurum’a gidiyor, duruşmadan sonra da uçakla Erzurum’dan ayrılıyor.

Dün Ahmet Ersin’i arayıp çantasını sorduğumda şunları söyledi:

“Benim çantam rüşvet için suç delili sayıldı. Şimdinin Adalet Bakanı da, çantamı gündeme getirip ortalığı ayağa kaldırıyordu.Başbakan, ‘Moda oldu, çantayla girdi, çantasız çıktı demek. Eee belki kitap filan getirmiştir’ diyor. Onlar içeriye çantalarla giriyor, çantasız çıkıyor. Peki nasıl oluyor da, benim yanımdan hiç ayırmadığım içinde pijamam, tıraş takımım bulunan çantam, rüşvet parası oluyor? O çantalar suç delili olmuyor da, benim çantam nasıl suç delili oluyor?”

Hukukçu Ahmet Ersin, tam anlamıyla “gizli tanık” sarmalına alınmış.
CHP, bir dönem en zor görevleri verdiği milletvekilini de yalnız bırakmış gibi gözüküyor.

Ne diyelim:

Birisi Milletvekili Ahmet Ersin’in çantası, diğeri adı rüşvetle, yolsuzlukla gündeme gelen Reza’nın?

Birisi rüşvet parası oluyor, diğeri kitap…

Posted in DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, HUKUK-YARGI-ADALET, İrtica, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

Bilal’in vakfından pis kokular geliyor

Sol, 23 Aralık 2013

Bilal’in vakfından pis kokular geliyor

Başbakan Erdoğan’ın yakınları ve akrabalarının yönetimindeki TÜRGEV adlı vakıfla ilgili sürekli yeni şaibeler ortaya çıkıyor.Bu defa yolsuzluk soruşturması kapsamında Rıza Sarraf’ın kuryesinin vakfa çanta bıraktığı görüntüler ortaya çıktı.

Erdoğan’ın çocuklarının da yöneticilik yaptığı TÜRGEV’e Ali Ağaoğlu’nun 20 dönüm arazi bağışladığı, Fatih Belediyesi’nin de kamuya ait arazileri bu vakfa peşkeş çektiği daha önce basına yansımıştı.

Yurt, 21 Aralık 2013

Bilal dosyada

Başbakan Erdoğan’ın oğlu rüşvet soruşturmasında.
Yolsuzluk ve rüşvet çarkına, Erdoğan’ın oğlu Bilal’in adı da eklendi.
Erdoğanların aile vakfı TÜRGEV’e 3 milyon aktarıldığı iddia ediliyor.
SİT alanına yapılan öğrenci yurdu da ücretsiz olarak vakfa devredildi
.

Posted in Politika ve Gundem, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

Yolsuzluğu soruşturanı suçlamak sorumsuzluk * AB’DEN HÜKÜMETE TEPKİ YAĞIYOR

Pazar,29 Aralık 2013
EMRE DEMİR -PARİS
Zaman, 29 Aralık 2013

Yolsuzluğu soruşturanı suçlamak sorumsuzluk

AB’DEN HÜKÜMETE TEPKİ YAĞIYOR

Yargının ‘bağımsız ve rahat’ bir şekilde çalışması gerektiğini ifade eden Helene Flautre “Yolsuzluk iddialarını aydınlatmak yerine soruşturmayı yürütenlerin suçlanması sorumsuzluktur.” dedi. Flautre, AB sürecinde yapılan yargı reformlarına dikkat çekti ve acilen gerçek bir adlî kolluk oluşturulması gerektiğini söyledi.

Avrupa Birliği’nden (AB), rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını karartma girişimlerine bir tepki daha geldi.

AB–Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, iddialarla ilgili soruşturmayı yürüten resmî makamları suçlamasını eleştirdi. Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller grubu üyesi Flautre, “Başbakan’ın kredisini ciddi şekilde etkileyen Türkiye’deki gelişmeleri büyük bir dikkatle takip ediyorum. Yakınlarına yönelik ağır yolsuzluk iddialarını aydınlatmak yerine soruşturmayı yürütenleri suçlaması sorumsuzluktur.” dedi.

Flautre, gerçeğin ortaya çıkması için yargının ‘bağımsız ve rahat’ çalışması gerektiğini söyledi.

AB üyelik sürecinde yargı bağımsızlığı ve saygınlığı için önemli reformlar yapıldığını hatırlattı ve acilen gerçek bir adlî kolluk oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’de ‘ağır bir siyasî kriz’ yaşandığını kaydeden Flautre, “AB, hukuk devletinin savunulmasından yana kararlı bir tavır almalıdır. Tam üyelik perspektifi dün olduğu gibi bugün de Türkiye’de demokrasinin derinleşmesi için en büyük destektir.” ifadelerini kullandı.

Flautre’nin önceki akşam yaptığı yazılı açıklama AB içinden hükümetin rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrasındaki icraatlarına yönelik gelen en son eleştiri oldu.

Daha önce de hem AB Komisyonu hem de AP’den benzer tenkitler yükselmişti.

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun 17 Aralık’taki gözaltılar ile başlamasının ardından hükümet, önce Emniyet içerisinde tarihte görülmemiş kapsamda bir görevden alma dalgası başlatmış, sonrasında ise Adlî Kolluk Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle soruşturmaların gizlilik içerisinde yürütülmesini hukuken imkânsız hale getirmişti.

Hâkim ve savcıların tayin ve terfilerinden sorumlu üst kurul HSYK’nın “Kuvvetler ayrılığına, Anayasa’ya ve kanunlara açıkça aykırıdır.” dediği değişikliğin yürütmesi önceki gün Danıştay tarafından durdurulmuştu.

Bu karar Türkiye’nin tam üyelik için katılım müzakerelerine devam ettiği AB’yi memnun etti.Re’sen bir açıklama yayınlayan AB Komisyonu Genişleme Komiseri Stefan Füle, “Askıya almayı memnuniyetle karşılıyorum.” dedi.

Soruşturmanın “bağımsızlığı ve tarafsızlığı”nı ihlal konusunda daha önce de endişelerini paylaştığını hatırlattı ve iddiaların şeffaf şekilde araştırılmasını istedi.

Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten de aynı gün yaptığı yazılı açıklamada, hukukî sürece müdahale edilmemesi çağrısında bulundu.

Polis ve savcılara yönelik baskılar için “Şoruşturmaların tarafsızlığı ve güçler ayrılığı hakkında kaygılara neden olmaktadır.” ifadelerini kullandı.

İddia edilen suçların, soruşturmanın karartılması yoluyla örtbas edilmesi girişimlerine AP’deki en büyük ikinci grup olan Sosyalistlerden de tepki gelmişti.

Sosyalist ve Demokratlar İlerici İttifakı (S&D) lideri Hannes Swoboda, perşembe günü yaptığı açıklamasında hükümetin rüşvet ve yolsuzluk iddiaları karşısında komplo teorilerine sığınmasını tenkit etti.

Muhalefet ve sivil toplumla diyaloğa geçilmesi tavsiyesinde bulunan Avusturyalı siyasetçi, “Devam etmekte olan soruşturmalar sekteye uğratılmamalıdır, ister kamuda ister özel sektörde olsun yolsuzlukla mücadele eden kamu görevlileri vazifelerini ifa ettikleri için cezalandırılmamalıdır.” demişti.

Posted in Politika ve Gundem, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

Bilal Erdoğan nasıl şirket sahibi oldu?

Bilal Erdoğan nasıl şirket sahibi oldu?

Cumhuriyet.com.tr
27 Aralık 2013 Cuma

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Oğlum üzerinden bana geleceklerdi” sözleriyle gözlerin çevrildiği oğul Bilal Erdoğan, AKP iktidarı döneminde kuyumculuktan yemeğe, sabunculuktan kozmetiğe kadar pek çok alanda “atılım” yaptı.

Harvard’da kamu yönetimi eğitimi Alan, Dünya Bankası’nda çalışan Bilal Erdoğan, ilk olarak ağabeyiBurak Erdoğan ile birlikte değeri tapu kayıtlarına 1 milyon lira olarak yazılan Kısıklı’daki bir villayı aldı. 5 bin 20 metrekarelik bir arazi üzerinde yer Alan villalardan birinin sahibi de kız kardeşi Vesile Erdoğan’ın eşi Ziya İlgen olmuştu.

Okyanus ötesinde ev

Bu ev Bilal Erdoğan’ın ilk evi değildi. Bilal Erdoğan 24 Ağustos 2005 tarihinde de “okyanus ötesinde”bir konutun sahibi olmuştu. Oğul Erdoğan, ABD’nin Maryland eyaleti, College Park’ta DA bir ev satın almıştı. 146 metrekaralik bu ev, Bilal ve eşi Reyyan Erdoğan adına kaydedildi.

Başbakan’ın 4 çocuğunun DA yurtdışındaki eğitim masraflarını işadamı Remzi Gür üstlenmişti. Başbakan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın satın aldığı “gemicik” o günden beri tartışılıyor. İlginç olan ise oğul Erdoğan’ın gemiyi kendisine burs veren Remzi Gür’ün eşinin kardeşleri Hasan veHüseyin Doğan’dan satın almış olmasıydı.

Tıpkı abisi gibi Bilal Erdoğan DA BMZ Group Denizcilik ve İnşaat A.Ş şirketi ile denizcilik sektörüne adım attı. Kuruluş sermayesi 3 milyon lira olan şirketin hissedarları ise amcası Mustafa Erdoğan ile eniştesi Ziya İlgen’di.

Mis gibi iş

Bilal Erdoğan, Maye Dış Ticaret isimli şirkete ortaklığıyla kozmetik sektörüne de girmişti. Maye, ABD’li makyaj malzemesi üreticisi Bellapierre Cosmetics’in ürünlerini Türkiye’de satıyor. Bellapierre, satışlarını alışveriş merkezlerine kurduğu stantlarda yapıyor.

Bilal Erdoğan, Mis Hediyelik Eşya Sanayi Ticaret Limited Şirketi ile de kokulu meyve sabunu işine girmişti. İstanbul’da Cevahir AVM ile birlikte 3, Antalya’da 1 stand açan Mis Hediyelik Eşya, ABD’de de Virginia eyaletinde Tyson’s Corner AVM’de stant açarak ihracata başladı. Bilal Erdoğan’ın ortak olduğu Mis Hediyelik Eşya şirketinin 50 bin TL sermayesi bulunuyor. Sermayesinin 2 bin 500 TL’si Bilal Erdoğan’a, 2 bin 500 TL’si Ali Bahadır Yeşil’e, 5 bin TL’si Mustafa Esankal’a geri kalan sermayenin 40 bin TL’si ise yine Bilal Erdoğan’ın şirketi olan Maye Dış Ticaret şirketine ait.

Oğul Erdoğan, Doruk Izgara Limited Şirketi ile de fırıncılıktan tabldot yemeğe; otel işletmekten, kahvehaneye; kuruyemişçilikten aktarlığa kadar pek çok alanda daha faaliyet yürütebilmenin adımını atmıştı. 300 bin TL sermayeli şirketin ortakları DA Mustafa Esenkal ve Ali Bahadır Yeşil.

Altın gibi iş

Bilal Erdoğan, ağabeyi Burak Erdoğan’ın eşi Sema Erdoğan ile birlikte Atatürk Havalimanı’nda Atagold’un kuyumculuk mağazasına ortak olmuşlardı. Erdoğan ailesinin diğer ortakları ise Başbakan’ın DA yakın arkadaşı olan Atasay’ın sahibi Cihan Kamer’in çocukları Atasay ve Simay Kamer’di. 500 bin lira sermayeli şirketin yüzde 25’i Bilal, yüzde 25’i de Sema Erdoğan’ın olmuştu.

Posted in YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

Türkiye Başbakan’ın servetini öğrenebilecek mi?

Türkiye Başbakan’ın servetini öğrenebilecek mi?

Yusuf Yavuz

Türkiye 17 Aralık’tan bu yana her gün sarsıcı bir gündeme uyanıyor. Yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla başlayan operasyonların ardından cemaat ve hükümet arasında karşılıklı sert açıklamalarla süren kasırga dalgası bugün yeni bir boyuta geldi.

Bugün sabah saatlerinde İçişleri Bakanı Muammer Güler ile Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın istifasının ardından, öğle saatlerinde Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar da istifa ettiğini açıkladı. Ancak TOKİ’nin başındayken bakan yapılarak çevre politikalarında Türkiye’nin dünyanın en kötüleri arasında girmesini sağlayacak uygulamalara imza atan Bayraktar’ın Başbakan Erdoğan’ı da suçlayarak “o imar planlarından haberi vardı, o da istifa etmeli” demesi çarpıcıydı…

TEK ADAMDAN HABERSİZ İHALE VERİLEBİLİR Mİ
Bayraktar’ın Başbakan’a yönelik sözleri zorlamayla alınmış bir kararın ardından yapılan açıklamalar gibi algılanabilir ancak bu açıklamaların işaret ettiği yerin herkesi malumu olanı ilan etmesinden başka bir şey değildir. Zira Başbakan Erdoğan hemen her alanda tek yetki sahibi olmak için çırpınan, kendisinden habersiz ihale, proje ve uygulamalara izin vermeyen bir portre çiziyordu.

Bu konuda kamu mallarıyla ilgili tahsislerin doğrudan Başbakan’a bağlanmasını sağlayan genelgelerin çıkartılması, Başbakan’ın tek adam tavrının sadece siyasi bir eğilim olmadığını, doğrudan devletin politikası haline getirildiğini de unutmamak gerek…

Gelinen noktada durumu özetlemek gerekirse, 11 yılık AKP iktidarı boyunca Başbakan Erdoğan ve çevresinde kümelenen zümrenin elde ettiği zenginliğin, tek elden yönetilen devletin olanaklarıyla bütün kamunun hakkı olan değerlerin üzerinde yükseldiğini söylemek yanlış olmaz…

BAŞBAKAN’IN ADIYLA BAKANLIĞI TEHDİT EDEN YATIRIMCILAR
Başbakan’ın adını kullanarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkililerine tehdit dolu başvuru mektupları yazan, “yatırım yapacağım SİT’i kaldırın” diyebilen türedi ‘yatırımcılar’ın devlet bürokrasisini tarumar ettiği günlerin ardından gelen bu istifalar durumu kurtarma gayretinden başka bir anlam ifade etmiyor. Son on yılda Başbakan’ın nüfuzuyla Güney kıyılarında el değiştiren trilyonluk arazilerin ve bu araziler için belediyelere imar baskısı yapan ‘girişimciler’in elde ettiği haksız kazançlarda oluşan servet dağlarının da sorgulanması gerekiyor.

Dünyanın 8. zengin Başbakanı olduğu öne sürülen Erdoğan’ın Gezi’nin ardından havaalanında kendisini karşılamaya gelenlere yaptığı konuşmanın bir benzerini de dün akşam Pakistan dönüşü yapması durumu kurtarmaya yetmediği ortada.

TÜRKİYE BAŞBAKAN’IN SERVETİNİ ÖĞRENEBİLECEK Mİ
Ancak bugün gelinen noktada asıl merak edilen soru şu; zamana yayılan post-modern bir iktidar değişikliğine sahne olan Türkiye’de 11 yıllık iktidarı boyunca değme diktatörlüklere rahmet okutan uygulamaların mimarı olan Başbakan Erdoğan ve çevresindekilerin servetleri ne olacak?

DİKTATÖRLERİN LÜKS SAPLANTISI
1965-1986 yılları arasında Filipinler’i demir yumrukla yöneten Ferdinand Marcos’un kişisel servetinin yanı sıra lüks çılgınlığıyla bilinen karısı İmelda Marcos’un 3 bin çift ayakkabı koleksiyonun olması siyasi magazinin gündeminden düşmemişti. Öyle ki, ‘Demir Kelebek’ lakabıyla anılan Bayan Marcos’un ABD ve Filipinler’de bulunan onlarca lüks evinin yanında, 508 gece elbisesi, 12 vizon kürkü ve bin çanta; yoksul Filipin halkının kazanımlarının nasıl harcandığı konusunda fikir vermeye yetiyordu.

Ancak yakın tarihte renkli devrimlerle Ortadoğu’da yaşanan iktidar değişimlerinin ardından ortaya dökülen diktatör servetleri daha dudak uçuklatıcı boyutlardaydı.

SAHTE CENNETE KAÇAN MÜBAREK’İN 70 MİLYON DOLARLIK SERVETİ
Şubat 2011’de Mısır’da başlayan protestoların ardından görevini ordu ve anayasa mahkemesine devrederek Mısır’ın sahte turizm cenneti Sharm El Şehyk’e sığınan Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık iktidarı boyunca biriktirdiği servetin 70 milyon Dolara ulaştığı söyleniyordu. Tahrir Meydanı’nda protesto gösterisi yapanların çoğunluğu Mübarek ve çevresinin malvarlığının araştırılması ve yolsuzluklarla mücadele edilmesi için Mısırlı savcıları göreve çağırmışlardı.

BİN ALİ’NİN KARISININ 1,5 TON ALTINI
Ortadoğu’daki bir başka örnek de Tunus’un devrik lideri Zeynel Abidin Bin Ali’nin servetiydi. 23 yıllık iktidarı boyunca Tunus’un neredeyse tüm kaynaklarını ailesi ve çevresinin zenginleşmesi için kullanan Bin Ali’nin 33 yakını Tunus’taki olayların ardından yolsuzluk suçlamasıyla gözaltına alınmıştı. Ailesinin pek çok alanda yaptığı yatırımların yanında Bin Ali’nin karısı Leyla Trabelsi’nin Cote d’Azur ve Paris’teki malikâneleri ve otelleri bir yana merkez bankası kasalarında 1,5 ton külçe altını olduğu ortaya çıkmıştı.

TÜRK HALKI DERİN UYKUDAN UYANACAK MI
Türkiye henüz Başbakan Erdoğan’ın kişisel servetinin boyutlarını bilmekten uzak. Sayıştay raporlarının bile yazılamadığı bir süreçte kamu mallarının kime ne amaçla kullandırıldığının ayrıntıları elbette er geç ortaya çıkacaktır. Ancak burada asıl can yakıcı olan nokta, turizmden inşaata, taşımacılıktan sağlık sektörüne, tarımdan eğitime Başbakan’ın yakın çevresinde kümelenenlerin yarattığı illüzyonla büyülenen halkın önemli bir kesiminin hala olup bitenler karşısında uyanamamış olmasıdır.

‘MÜSLÜMAN YOLSUZLUK YAPMAZ’ ANLAYIŞI, YOLSUZLUĞA TEŞVİKTİ
11 yıldır içimiz dışımız yıkıldı, yağmalandı. Dışımızdaki yıkımı yaşam zaman içinde ve bir şekilde onaracaktır elbette. Ancak asıl içimizdeki yıkımı onarmak zorundayız. Bu büyük yıkılışın altından kalkıp birbirimizin yüzüne bakarak bir gelecek kurgulamak istiyorsak, bu halkı birbirine düşürerek açtıkları yaralardan rant devşirenlere hesap sorabilecek iradeyi de göstermek zorundayız. Aksi durumda tıpkı “bunlar Müslüman abi, namaz kılan adam yolsuzluk yapmaz” mantığıyla iktidarın devredildiği siyasal İslamcı kadroları adeta “yemeye” yüreklendiren vurdumduymazlık ve ağır miskinlik uykusu, “bu kötüydü, bunlar iyi” mantığıyla bir başka kadronun da avuçlarını ovuşturmasına hizmet ediyor olacak…

Posted in YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

Mukadderat

Bekir Coşkun
25 Aralık 2013
Cumhuriyet

Mukadderat

Orada oturmaması gerektiğini ilk bir at fark etti…
Attı üzerinden…
Önceki gün, Pakistanlılar olanları bilmedikleri için,
buna at getirdiler…
“Bin” dediler…
Binmedi tabii…
***

İçinde “at” varsa uzak dur…
***

Cema-at…
Türkiye’yi cemaatle paylaştığını itiraf etti Başbakan…
“Ne istediler de vermedik” dedikten tam üç hafta sonra,
cemaatin ne olduğunu bizzat kendisi sıraladı:
“Devlet içinde çete…”
***

Türkiye’yi ne hale getirdikleri daha iyi nasıl anlatılır işte?..
İfşa-at…
***

Vuku-at çıkınca aralarında…
Başladı temizlemeye…
Emniyet müdürleri, genel müdür yardımcıları, daire başkanları,
birim amirleri, şube müdürleri, şefler…
Teşkil-at…
***

Sadece kutu operasyonunda görevli olanlar değil…
Türkiye’nin dört bir yanından… Bir gecede…. Eliyle koymuş gibi…
Çünkü o dediği “devlet içindeki çeteyi” daha iyi kim bilebilirdi?..
Yirmi gün öncesine kadar ortaktılar…
Menfa-at…
***

Ben size söyleyeyim…
Bu işin sonu kötü…
Düşüyor saltan-at…
Dünyanın en ilkel devleti dahi böyle bir rezaleti taşıyamaz…
Her ne kadar şu uyuşuk siyasi muhalefet, muhalif-at
Cihan kadar olamadıysa bile, bu ülke sırtında taşıyamaz bu yükü…
***

Amerika’da otağ kurmuş bir cemaatle el ele…
Ordusundan sermayesine, eğitiminden yargısına,
rejiminden cumhuriyetine kadar tarumar edip…
Vurgun kutuları ve bavulları ile yakalanınca
“Çete, örgüt, ihanet, şebeke” diyerek suçunu açıkça itiraf edeni…
Yüce Divan er geç yargılar…
Ödetirler adama bunca suçun bedelini…
Yazın bir yere…

Posted in Bekir Coşkun yazıları | Leave a comment