GÖKÇEK NASIL GÖZALTINA ALINDI *** BIRAKIN TALİMATINI KİM VERDİ ?

Saygı Öztürk
saygi@sozcum.com
25 Mart 2015
Sözcü

GÖKÇEK’İ GÖZALTINA ALDIKLARINDA

Melih Gökçek’le ilgili geçmişte de önemli iddialar gündeme getiriliyordu. O zaman biraz geriye gidelim ve Emniyet’te sorguya götürülüşünü anlatalım:

Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’ı bir gazeteci telefonla aradı. “Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in gözaltına alınış nedenini” sordu. Saral, “Çok gizli tutuyorduk. Gözaltına alındığını nereden öğrendin?” diye sordu. Gazeteci, tabii ki nereden öğrendiğini söylemedi.

Cevdet Saral, hemen yardımcısı Osman Ak’ı telefonla aradı. “Melih Gökçek’i gözaltına mı aldınız?” diye sordu. Osman Ak’ın da haberi yoktu. Saral, bu kez, Terörle Mücadele Şube Müdürünü aradı. Şube Müdürü, “Şu anda DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel ile birlikteyiz. Gökçek’i gözaltına almak için konutundayız” dedi.

Emniyet Müdürü, Melih Gökçek’in gözaltına alındığını, gözaltı işlemi başladıktan sonra öğrenmişti. Böyle bir operasyondan, haberi olmadığı için üzüldü, kızdı ama asla o şube müdürünü görevden almayı düşünmedi. Melih Gökçek’in, sabah saatinde karşısında polisi görünce bayıldığına ilişkin haberler yayımlanmıştı. Konuyu araştırdığımda bayılmadığı ancak o saatte polisi karşısında görünce doğal olarak çok heyecanlandığını öğrendim.

GÖKÇEK O TELEFON ÜZERİNE BIRAKILDI

Melih Gökçek gözaltına alındığında hücreye konulmadı. Şubenin “misafir odası”nda tutuldu. O gün, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican, Almanya’daydı. Genel müdür ile birlikte Almanya’da bulunan gazeteciler, en sıcak bilgileri Bilican ve birlikte olduğu Emniyet yetkililerinden alıyordu.

Gökçek’in serbest bırakılması için Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in devreye girdiği söylendi. Ama bu iddia doğru değildi. O soruşturmayı yürüten Savcı Nuh Mete Yüksel, “Serbest bırakılması için devreye giren Adalet Bakanlığı Müsteşarı Arif Yüksel’di” dedi. DGM Savcısı Yüksel, Gökçek’in serbest bırakılması için gece yarısı Emniyet’e sözlü talimat verdi. Ancak, Emniyet Müdürü Cevdet Saral bir türlü serbest bırakmıyor, yazılı talimat istiyordu. O belge geldikten sonra Melih Gökçek serbest bırakıldı.

Gökçek, gözaltına alınması konusunda hep sessiz kaldı ve “gözaltı edebiyatı” yapmadığı gibi o konuyu hiçbir zaman açmadı. O günlerde, suçlandığı konular, Bülent Arınç’ın bugün gündeme getirdiklerinden farklı değildi…

Posted in Haber, SAYGI ÖZTÜRK, SİYASİ TARİH | Leave a comment

Birbirinin ciğerini biliyorlar! *** “Bünye (dava) çöktü; Biri “Cumhurbaşkanı Tayyip’e söz söyletmem” havasına girdi. Diğeri “Başbakan Ahmet’e kem gözle baktırmam” rüzgarına yelken açtı. Kıbleleri tekti, 2 oldu, ayırıldılar. Birbirlerinin yüzüne tükürük atıyorlar.Ciğer tabak gibi ortada.”

Necati Doğru
necatidogru@sozcum.com
25 Mart 2015
Sözcü

Birbirinin ciğerini biliyorlar!

Güç zehirlenmesi oldu. Bünye çöktü. Kirli, karanlık, katmerli, gizleyici, perdeleyici, yalancı, sahteci, aldatıcı, sürekli biatçı ve hep takiyeci kalın deri yırtıldı. Bünyenin içi dışına çıktı.

Bak neler diyor:
Terbiyesiz.
Haysiyetsiz.
Tetikçi.
Yalancı.
Kucağa oturucu.

Belediye başkanı olmak için oy isterken bu yapının (Fethullah Gülen’in) kucağına oturmuştur. Bu yapıya Ankara’yı parsel parsel sattı. Yurt yerleri verdi. Zengin işadamlarına (Fethullahçı) okullar yaptırdı. İmar planlarında değişiklik yaptı.

Şimdi havlıyor.Bir yere (Tayyip’e) yaranmak istiyor.Oğlunu vekil yapmak istiyor.

Bu sıfatları, tanımlamaları, tarifleri, bünyenin içinde 5O yıldır “büyük dava adamı” diye duran Bülent Arınç söylüyor.
Kimin için söylüyor?

Bünyenin içinde 20 yıldır Başkent Ankara’ya belediye başkanı seçilsin diye “büyük davanın destek verdiği tek aday Melih Gökçek için” söylüyor.
20 yıldır sustu, sakladı.

20 yıl sonra; “Melih Gökçek’in tetikçi, haysiyetsiz, yalancı, kucağa oturucu, havlayan olduğunu” yeni açıklıyor.

Bak öbürü de neler söylüyor:
Fitneci.
İçimizdeki hain.
Ayrılık sokucu.
Son darbeyi vurucu.
Hakaret yağdırıcı.
Saldırgan.
Partimize hep dert açıcı.
Fethullah’ın kozu.
Paralelin gizli adamı.
Paralelden emir alıcı.
Gönlünün yarısı Fethullahçı.
Kızı fanatik paralelci.
Damadı paralelin üst görevlisi.
Bir gün öyle, bir gün böyle konuşucu.
Cumhurbaşkanımız ile Başbakanımız arasına fitne sokucu.
Bizi temsil edemez.
İstifa etsin, ettirilsin.

Bu kadar net ayrıntıyı, alameti, işareti, ifadeyi ve eksiksiz, bilinir ve tanınır hale getirmeyi bünyenin içinde 20 yıldır Ankara’da kesintisiz belediye başkanı olsun diye desteklenmiş Melih Gökçek söylüyor.

Kimin için söylüyor?
Bünyenin içinde hep ikinci adam, dava yoldaşı, onsuz olunmaz ağabey, eski yolları kapatan, dava için yeni yürünecek yollar açan, lideri cumhurbaşkanı yapmak için sarp vadilerin geçilmesine kılavuzluk etmiş, başbakan yardımcısı, hükümet sözcüsü, davanın direği olmuş Bülent Arınç için söylüyor.

20 yıldır, sır yaptı.20 yıl sonra; “Bülent Arınç’ ın fitneci, ayrılık sokucu, hain niyetli, gizli Fethullahçı olduğunu” yeni açıklıyor.

Tetikçi ve Fitneci!
İkisi birbirini tanıyor.
Ailecek iç içeler.
Aynı tarlanın 2 mahsulü.
Aynı bostanda büyüdüler.
Birbirinin ciğerini biliyorlar.
Beraber çalıp, oynadılar.
20 yıldır gerçeği gizlediler.

Bünye (dava) çöktü; Biri “Cumhurbaşkanı Tayyip’e söz söyletmem” havasına girdi. Diğeri “Başbakan Ahmet’e kem gözle baktırmam” rüzgarına yelken açtı. Kıbleleri tekti, 2 oldu, ayırıldılar. Birbirlerinin yüzüne tükürük atıyorlar.Ciğer tabak gibi ortada.

Tayyip efsanesi balonu!

İktidar yandaşı bir araştırma şirketi AKP’nin oylarının yüzde 48-50 bandında olduğunu açıkladı. İki araştırma şirketi ise iktidar partisi AKP’nin oylarının yüzde 40 civarına gerileyip 8 puan birden eridiğini açıkladı. Bir başka araştırma şirketinin başkanı da “Yedi yıldır alanda anketler yapıp izliyorum. Halkın tamamında ilk defa Tayyip Erdoğan’dan nefret edenler, Tayyip Erdoğan’ı sevenleri geçti” diye yazdı.

Besleme basındaki kalemler de “Tetikçi-Fitneci” kapışması olunca panikledi, “büyü bozuldu, AKP’de ANAP ve DYP gibi tabelaları eskiciye satılan parti haline gelebilir” diye endişe yazıları döktürmeye başladı. Tayyip efsanesi 12 yıllık bir balondu, balon patladı.

Posted in Bekir Coşkun yazıları, Politika ve Gundem | Leave a comment

SİYASİ GÜNDEM *** AKP BÖLÜNÜYOR * Hükümeti görevden alma tehdidi! – Arınç’ın, Gökçek’e yönelik ağır eleştirilerinin perde arkası netleşti *”Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu, tam da kuruldan önce “fırçalayan” Erdoğan, ikinci Bakanlar Kurulu’nda ise Davutoğlu’na yönelik ağır eleştirilerde bulundu.Erdoğan, hükümet üyelerini görevden alabileceği mesajını verdi. Erdoğan, bu aşamada, “Ben bu hareketin lideriyim. Sadece benim onay verdiğim çizgide gidebilirsiniz. Aksi halde Anayasal görevden alma yetkilerimi kullanırım”

HÜSEYİN ÖZAY / TARAF
25 Mart 2015

Hükümeti görevden alma tehdidi!
Arınç’ın, Gökçek’e yönelik ağır eleştirilerinin perde arkası netleşti.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e yönelik ağır eleştirilerinin perde arkası netleşti. Arınç’ın Gökçek’e yönelik eleştirileri, “kendiliğinden” gelişti. Saray ile hükümet arasındaki gerilimin fitilini ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 9 Mart’ta Beştepe’de yapılan ikinci Bakanlar Kurulu toplantısında hükümeti görevden alabileceğini ima etmesi ateşledi. Bunun üzerine, AKP içinde ikinci yenilikçi hareketin startı verildi. Davutoğlu ve ekibi, yurt dışından da destek alarak AKP’nin 2000’li yıllardaki itibarını yeniden kazanmayı hedefliyor.

BEŞTEPE’DE İPLER KOPTU
Saray ile hükümet arasında iplerin kopmasına neden olan gelişme Beştepe’de 9 Mart’ta yapılan ikinci Bakanlar Kurulu toplantısında yaşandı. Beştepe’de 19 Ocak’ta yapılan ilk Bakanlar Kurulu toplantısında, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu, tam da kuruldan önce “fırçalayan” Erdoğan, ikinci Bakanlar Kurulu’nda ise Davutoğlu’na yönelik ağır eleştirilerde bulundu. Davutoğlu’nu doğrudan hedef alan Erdoğan, bakanların önünde Davutoğlu’nun hatalarını tek tek sıraladı. Erdoğan, hükümet üyelerini görevden alabileceği mesajını verdi. Erdoğan, bu aşamada, “Ben bu hareketin lideriyim. Sadece benim onay verdiğim çizgide gidebilirsiniz. Aksi halde Anayasal görevden alma yetkilerimi kullanırım” dedi. Bu sözler bakanları şaşkına çevirdi. Bakanlar, Bakanlar Kurulu’nda yaşadıklarının şokunu uzun süre üzerlerinden atamadılar.

İKİNCİ “YENİLİKÇİ HAREKET”
Erdoğan’ın, “hükümeti görevden alabilirim” mesajı Davutoğlu ekibininin bir süredir üzerinde çalıştığı, yeni AKP projesinin de başlamasına yol açtı. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de dışarıdan destek verdiği ikinci yenilikçi hareketin içinde Beşir Atalay, Bülent Arınç, Ali Babacan ve Hüseyin Çelik’in de dahil olduğu isimler var. Erdoğan’ın siyasi baş danışmanı ve Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da yenilikçi harekete destek veren kişilerin başında geliyor. Yenilikçi harekette, MİT Müsteşarı Hakan Fidan da bulunuyor.

ERDOĞAN FARKEDİNCE…
Başbakan Davutoğlu ve ekibinin tüm adımlarını yakından takip eden Erdoğan, ikinci yenilikçi hareketle ilgili çalışmaların hız kazanması üzerine, hükümete eleştiri bombardımanına başladı. AKP oylarının MHP’ye kaymasını da dikkate alan Erdoğan, eleştiri için çözüm sürecini seçti. Sonra da “izleme komitesi”, “Dolmabahçe pozu”, “10 maddelik mutabakatı” doğru bulmuyorum açıklamalarını yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu açıklamaları ile AKP’deki oy kaybını bir anlamda durdurmayı ve hükümeti de köşeye sıkıştırmayı amaçlıyor.

BAKANLAR KURULU’NDA DA KONUŞULDU
Cumhurbaşkanı’nın “İzleme komisyonuna karşıyım” yönündeki açıklamalarına Hükümet sözcüsü Arınç cevap verdi. Arınç’ın ilk açıklamaları, “ortak karar” çerçevesinde yapılmadı. Ancak, Arınç’ın açıklamaları hükümetin bu konudaki ruhunu yansıtıyor. Son olarak, Çankaya Köşkü’nde önceki gün yapılan Bakanlar Kurulu’nda da, Erdoğan’ın ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Arınç’la ilgili sözleri masaya yatırıldı. Bakanlar Kurulu’nda, “Saray’ın hakaret etmeden uyarılması” yönünde görüş birliğine varıldı. Melih Gökçek’in açıklamaları ise bunun için uygun zemin oldu. AKP’li yöneticiler, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Melih Gökçek’i hedef alarak yaptığı açıklamalar için, “Bülent Bey, Saray’ın surlarını dövdü” yorumu yaptılar.

KAVGA BÜYÜRSE GÖKÇEK GÖREVDEN ALINACAK
Bakanlar Kurulu’nda, “Gökçek’i muhatap almayalım” diyenler oldu. Ancak, Gökçek’e sessiz kalınmasının, yeni Gökçeklerin ortaya çıkmasına zemin yaratacağı görüşünü dile getirenler de vardı. Sonunda Gökçek’e cevap verilmesi kararlaştırıldı. Melih Gökçek ise, Bülent Arınç’a yönelik sözleri ile oğlunun milletvekili adaylığını netleştirmek ve seçimlerde Veysey Tiryaki’yi öneren Bülent Arınç’tan intikam almak istiyordu. Fakat, Gökçek’in planı bu kez ters tepti. Hükümetin planları arasında, kavganın büyümesi halinde Gökçek’in görevden alınması da yer alıyor. Plana göre, İçişleri Bakanlığı, mülkiye müfettişlerini görevlendirecek. Ardından da soruşturmanın selameti için, Gökçek görevden alınacak.

http://www.gercekgundem.com/siyaset/113289/hukumeti-gorevden-alma-tehdidi

Posted in Politika ve Gundem, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

Siyah beyaz TV devrinde “BEŞ DAKİKA İÇİNDE HERŞEY OLABİLİR” isimli heyecanlı bir dizi vardı Çocuklarla birlikte TV karşısına oturur seyrederdik. O BEŞ DAKİKA bir türlü bitmezdi. Arkası yarın … *** Aşağıda okuyacağınız olay adeta şaka gibi ama gerçek….Ülkemizde HER AN HER ŞEY OLABİLİR ! *** Görme engelli yurttaşa şaka gibi hırsızlık suçlaması

Ali Ufuk Arikan
Cuma, 13 Mart 2015

Görme engelli yurttaşa şaka gibi hırsızlık suçlaması

Can Kırca’nın başına gelenler, Türkiye’de adalet mekanizmasının nasıl çalıştığına ilişkin en ilginç örneklerden biri olarak şimdiden kayıtlara geçeceğe benziyor…

Doğuştan görme engelli olan Can Kırca, 10 Mart günü emniyetten bir telefon aldı. Bir daireye pencereden girdiği, iPad, takı, bilezik, taşınabilir bilgisayar ve hard disk, araba anahtarı başta olmak üzere bazı eşyalar çaldığı ileri sürüldü. Telefon sonrası neye uğradığını şaşırdı. Bir daireye pencereden nasıl girebilirdi ki?
Gelin gerisini Can Kırca’dan dinleyelim…

‘ALO, DURUŞMANIZ VAR’

Türkiye’de adalet sistemi, açılan davalar ve sonuçları oldukça tartışmalı. “Pardon” denilen davalar da bir hayli fazla. Sizin yaşadıklarınızla başlayalım isterseniz. Başınıza gelen olayı anlatabilir misiniz?

Büyük bir firmada çalışıyorum, doğuştan görme engelli bir vatandaşım. 10 Mart 2015 Salı günü 14.00 sularında emniyetten arandım. Bana 11 Mart günü saat 10.00′da bir duruşmam olduğunu, konuyla ilgili bilgim olup olmadığını sordular. Daha önceden hiç bilgim olmadığını söyleyip daha detaylı bilgi istedim. Beni adliyeye yönlendirdiler. Verilen dosya numarasıyla adliyeyi aradım, kimlik bilgilerimi ve dosya numaramı iletip bilgi istedim.

‘BİR EVE PENCEREDEN GİRMİŞSİNİZ’

Sonra neler oldu?

Bana Kâğıthane’de bir eve pencereden girilmek suretiyle birkaç iPad, takı, bilezik, taşınabilir bilgisayar ve hard disk, araba anahtarı başta olmak üzere birtakım eşyaların çalındığını, evde benim de parmak izimin bulunduğunu ve “sanık” olarak yargılanmak üzere çarşamba günü 10.00′da duruşmada bulunmam gerektiğini, gelmediğim takdirde yakalama kararı çıkarılacağını söylediler.

Elim-ayağım birbirine dolaştı, ben, hırsızlık, pencereden girmek, bir şeyler çalmak, sanık olarak yargılanmak… Hemen firma yetkilimle temasa geçtim ve adliyeye gidip gerekli evrakların çıktısını aldım.

Durumumu belirtip ifademi hemen vermek istediğimi söyledim; ancak kabul edilmedi. Aldığım evrakları bir avukat arkadaşıma ilettim, incelediler ve durumun oldukça karışık olduğunu belirttiler.

Evraklarda bana ulaşılmaya çalışıldığı fakat ulaşılamadığı gibi birkaç ilginç detay yer alıyordu. O gece sabaha kadar uyuyamadım, hayatımda ilk kez mide ağrısının ne demek olduğunu öğrenmiştim…

Duruşma günü avukatımla birlikte 53. Asliye Ceza mahkemesine gittik. Yakalanan ve suçunu itiraf ettiği için tutukluluk hali devam eden sanıktan sonra hâkime hanım parmak izimin evde bulunan ve şirketimizin kullandığı resmi poşetlerden birisi üzerinde bulunduğunu söyledi.

İlgili şirkette çalıştığımı, her müşterimize bu poşetlerden vermekle yükümlü olduğumuzu anlattım. Maalesef karar çıkmadı ve diğer sanığın şikâyetçinin zararını karşılaması için duruşmanın bir ay sonra yapılmasına karar verildi.

Avukatım duruşmanın iyi geçtiğini söyledi; ancak beraat kararı çıkmadığı ve ben halâ asla içerisinde yer alamayacağım bir konudan dolayı davalı durumda olduğum için iğrenç bir psikolojinin pençesindeyim.

‘KARANLIĞA GÖMÜLDÜM SANKİ’

Karakoldan gelen telefon sonucu ne hissettiniz. Şaka sanmış olmanız yüksek ihtimal herhalde…

Önce anlayamadım, detaylar netleştikçe ben karanlığa gömüldüm sanki. Hayatımda hiç olmadığı kadar üzüldüm, incindim. Hırsızlık damgası yemiştim, ifademe başvurulmadan sanık olarak çağırılmıştım. O gece… Ömrümden ömür gitti sanki. Ve tüm bunların sebebi hazırlanan eksik dosya, tamamlanma gereği duyulmayan ön incelemeydi…
Bir de gündüz vakti pencereden girmiştim o eve tabi!

PASAPORT İÇİN VERİLEN PARMAK İZİ…

Bir telefon aldınız ve hırsızlıkla suçlandınız, adliyeye gittiniz, mahkemeye çıktınız. Yok yere birçok suçlamayla karşılaştınız. Yaşadıklarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Parmak izimi pasaport için vermiştim emniyete, nereden bilebilirdim böyle bir şey çıkacağını? Hepimiz insanız, hatalar yapılabilir, buna hiçbir itirazım yok. Ama yüzde 90 engelli raporumla ve çalıştığım firma, sosyo ekonomik durumum belliyken ne işim var benim elin penceresinde?

Bunu da geçtim, neden çağırılıp ifadem alınmadı? Belki de konu emniyette anlaşılacak ve ben şu saatlerde bir yerlerde “hırsızlık sanığı” olarak kaydedilmiş olmayacaktım! Üstelik bana ulaşılamadığını belirtmişler, ne hikmetse tarafıma yollanan davet mektubunun kopyası dosyamda bulunamadı.

Daha kısa bir zaman önce bir bakanlık 28 bin engellinin T.C kimlik numarası, adres bilgileri gibi kişiye ait en özel verileri webte paylaşmışken, yukarıdakiler ihtiyacım olduğunda yanımda duracaklar mı?
Ya günün birinde, herhangi bir yerde bu konu yüzünden hakkımda olumsuz bir karar verilirse, bu dosyayı hazırlayanlar beni savunacaklar mı?

Bize bunu yapmayın lütfen, bari elinizde tuttuğunuz bilgilerin tek bir ekranda görüntülenmesini sağlayın da kadın askere gitmesin, daha kaldırımlar ve yollar berbatken Can’ların evlere pencerelerden girdiği iddia edilmesin…

Posted in HAYATIN İÇİNDEN, HUKUK-YARGI-ADALET | Leave a comment

Yabancılaşmanın bir sonucu: IŞİD’leşme ***

Rıfat Okçabol
okcabolr@gmail.com

Yabancılaşmanın bir sonucu: IŞİD’leşme

Yabancılaşma sınır tanımıyor. AKP iktidarında, cumhuriyet savcılarından yargıya, eğitim bakanlığından üniversiteye ve Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan güvenlik güçlerine kadar Cumhuriyeti kollayıp savunması gereken tüm kurumların temel işlevlerine yabancılaştıkları görülüyor. Bu kurumların kendi işlevlerine yabancılaşması, bireylerin laiklik, bilimsellik, eşitlik ve insan hakları gibi değerlere yabancılaşmasını kolaylaştırdığı gibi, onların toplumu yabancılaştırmasını da kolaylaştırıyor, bu yöndeki çabaların artmasına da yol açıyor.

Bu nedenle her geçen gün, kendisine, toplumuna ve insanlığa yabancılaşmış kişiler çoğaldığı gibi, bunların toplumu yabancılaştırmaya yönelik söylem ve eylemlerinin çoğaldığı da görülüyor.

Bir söyleşi için 22 Şubat’ta gittiğim Gaziantep’te bir kadın öğretmen, kendi ilkokulundaki kimi kadın öğretmenlerin kızları türbana zorladıklarını, evlerinden başı açık gelen ilkokul öğrencilerinin okula girerken türbana kapandıklarından yakınmıştı. Bu durum öğrencinin özgürleşmesine yardımcı olmakla görevli olan kimi öğretmenlerin, mesleğine yabancılaştığını ve şimdi de küçücük kızları, günahla korkutarak ve gelişimlerini belirli bir anlayış doğrultusunda sınırlayarak onları kendi yeteneklerine yabancılaştırmaya soyundukları anlamına geliyor.

Laik ve bilimsel eğitimi savunan sivil toplum kuruluşlarına göz açtırmayan bakanlık, geçen Eylül, öğretmenlerin, ders kitabı dışında öğrencilere kitap önermelerini yasaklamıştı. Öğretmenlere bu yasağı getiren bakanlık, aynı anda TÜRGEV ile internet sitelerinde, “İmam Hatip Camiası, bir mektep mensubiyeti ya da bir diploma değildir. Bir Zihniyettir, Bir Misyondur” diyen ENSAR vakfına, imam hatiplerde kitap dağıtma ve etkinlik yapma yetkisi vermişti.

Son günlerde de, bir Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, internet sitelerinde amaçlarının Milli Görüşçü öğrenci yetiştirmek ve cihatçı fikirleri yaymak olarak açıklayan Şuurlu Öğretmenler Derneği’ne tüm ilkokul, ortaokul, lise ve dengi okullarda etkinlik yapma izni veriyor. Bu durum, cihatçı fikirleri savunarak, çağa, barışa ve insanlığa yabancılaştığı anlaşılan Şuurlu Öğretmenlerin, şimdi de, hem de bakanlıkla işbirliği içinde, öğrencileri yabancılaştırmaya soyundukları anlamına geliyor.

Antalya’da bir lisesinin müdür yardımcısı, hem de bir kadın, okulda erkek öğrencilerden bir taciz timi kuracağını ve bu timin etek giyen kızları önce uyaracağını sonra etek giymeye devam ederlerse taciz edeceğini açıklıyor. Kendine yabancılaşan bu öğretmen, açıkça öğrencilerin de yabancılaşmasını istiyor.

Tokat’ta bir ortaokulun din kültürü ve ahlak bilgisi dersi öğretmeni, hem de bir kadın, kız öğrencilere, “Zaten başınızı örtmüyorsunuz, size tecavüz de mubah, kötülük de mubah” ve Özgecan Aslan için kentte düzenlenen eyleme katılan öğrencilere de, “Siz koşarak eyleme gittiniz. O toprağın altında, Fatiha okudunuz mu? Siz de Özgecan gibi olursunuz” diyor. Bu söylemler, kendisine yabancılaşmış öğretmenin, öğrencilerinin de yabancılaşması için çaba harcadığını gösteriyor.

Bir başka söyleşi için 28 Şubat’ta gittiğim İskenderun’da ise, bir kadın öğretmen ilkokul öğrencilerinin kendisine, “Hocam, biliyorsun kadınların başlarının açık olması günah, siz ne zaman kapanacaksınız?” dediklerinden dert yanmıştı. Çocukların aile içinde öğrendiklerini değil de okullarda öğrendiklerini çevrelerine yansıtmaya çalıştıkları biliniyor. Öğrencilerin bu davranışı okulda edindikleri anlaşılıyor.

İstanbul’un bir ilçesinde milli eğitim müdürlüğü ile AKP’li belediye ortaklığı ile gerçekleştirilen “Bir Kitap Bir Dünya” projesi kapsamında, ilkokul 4’üncü sınıf öğrencilerine “Çiçek Bahçesi” adlı bir kitap dağıtılıyor. Darbe yapmak isteyen hayvanların anlatıldığı bu kitapta, çalışan kadınların “Dişi hayvan” olarak tanımlandığı ve “Dişi hayvanlara özgürlük verdiğimizde, kendilerini erkeklerle bir tutacaklar. Çalışmaya başladıklarında, ailelerine ayıracak vakit bulamayacaklar” dendiği söyleniyor.

Laiklik, bilimsellik ve insan hakları gibi değerler yanında mesleğine de yabancılaşan öğretmenler nedeniyle artık öğrencilerin de devreye sokulmaya çalışıldığı görülüyor. Bu tür söylem ve etkinliklerle, bu öğrenciler ilköğretimi bitirince ya da lise sonrasında ne yapacaklar?

Laiklik, bilimsellik ve toplumsal barış elimizin altından kayarken, Cumhuriyetin kurucu partisi olmakla övünen partinin de kendine yabancılaştığı görülüyor. Bu parti, toplumun din toplumuna dönüştürülmesini engelleme yönünde pek bir şey yapmazken, dolardaki artışın yoksul ve dar gelirli milyonlara getirdiği ek yükün değil de, (varlıklı oldukları için) hacca gidebileceklere getirdiği ek yükün devlet tarafından karşılanması için kanun teklifi veriyor!

Bu söylem ve tutumlarla, gençlerimizin IŞİD’leşmesini önlemek mümkün olur mu?

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI, DİN-İNANÇ, EĞİTİM, Gundem, İrtica, RADİKAL İSLAM | Leave a comment

BAADDİN DER Kİ ;……….

Posted in DUYURULAR, SEÇİM - SEÇSİS | Leave a comment

TEKNİK SERVİS GİBİYİZ *** “Bunları başımızdan atacağız, yenisini getireceğiz. Çünkü bu memleketin sahibi bizleriz. Biz Teknik Servisiz. Arızaları düzeltiriz, düzelmemekte ısrar edeni de geri dönüşüm kutusuna atarız…”

24 Mart 2015
Rifat Serdaroğlu

TEKNİK SERVİS GİBİYİZ

Çok satan bir ürünün, örneğin ünlü bir çamaşır makinesi markasının teknik servisi gibiyiz. Tüm arızalar bizi buluyor.Her yere yağmur yağıyor, bize ise “Arıza” yağıyor…Arızayı anlamak, çözüm aramaktan günlük işlerimizi yapamaz hale geldik.Tam birini tamir ediyoruz, zart diye başka bir yerden, biri arızaya bağlıyor.

Arıza 1:
Cumhur’un Başı Recep Erdoğan, Denizli’de işadamlarına konuşuyor;
“10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle bir dönem bitmiştir. Yeni bir sistem gelene kadar millet, parlamenter sistemi askıya almıştır!”

Al sana koskocaman bir arıza! Yahu arkadaş, sen kimsin ki yürürlükte olan Anayasa’da olmayan yetkileri kullanmaya kalkarsın? Sen kimsin ki, yürürlükteki Anayasayı çiğnersin?

Bilmez misin ki bu Anayasa, yenisi Türk Milleti tarafından yapılıp kabul edilinceye kadar, istesen de istemesen de seni de, beni de, hepimizi de bağlar. Ona uymak zorundayız. Aksi kargaşa olur ki, bu da bir milletin başına gelebilecek en büyük felakettir. Anayasa çizgisine gel ve sakın ayrılma!

Arıza 2:
Cumhur’un Başı ile AKP Hükümeti, Cumhur’un Başı ile Hakan Fidan ve Merkez Bankası Başkanı arasındaki kavgayı yatıştırmak için “Durun, yapmayın etmeyin,siz aynı yolun yolcususunuz, vurmayın” diye bağırırken, Arınç-Gökçek öyle bir arıza yaptılar ki, anlatılır değil!

“Rabbim verdikçe veriyor” mu desem, “AKP bağırsaklarını temizliyor” mu desem, şaşırdım kaldım yahu…Gökçek; “Seni istemiyoruz, çek git” diye tek el ateş ediyor!

Arınç; “Çökçek tetikçidir. Ankara’yı Paralelcilere parsel-parsel satmıştır.Biz kimin nerede havlayacağını, hangi işler çevireceğini iyi biliriz. Haysiyetli bir insan değildir” diye makinalı ile Gökçek’in sülalesini tarıyor…

Beştepe-AKP Hükümeti-Arınç-Gökçek arasındaki arızayı ben çözemem. Ben karışırsan bu takım kesin küme düşer. En iyisi, Boduroğullarından Efe Ahmet’ atıp, Yılmaz Vural’ı takımın başına getirsinler. Belki kurtulurlar!

Yalnız unutulmamalı ki, turpun büyüğü heybede! Ne demek istiyorum?
Milletvekilleri adayları sıralama listeleri canım. Esas kavga o zaman kopacak!

Arıza 3;
CNN Kürt ve NTVRTE televizyonları, Diyarbakır Nevruz Meydanında yapılan kutlamaları canlı olarak yayınladılar. CNN Kürt Televizyonu aynen şunu söyledi; “Meydan çok kalabalık. Şu an bu meydanda tam 2,5 MİLYON insan var.” NTVRTE ise meydandaki insan sayısını 2 MİLYON kişi olarak verdi! Dedik ya işimiz gücümüz “Arıza” düzeltmek.

Diyarbakır Nevruz Meydanının yüzölçümü 117 dekar yani 117.000 metrekaredir. Lütfen herkes evinde eline metre alıp, kendine bir tane “metrekare” yapsın. İçine, yerinden kıpırdamamak şartıyla ancak 4 tane yetişkin insan sığdırabilirsiniz. Devamlı halay çekmeye kalkarsanız, rakam 2’ye kadar düşer.

Biz “Arıza Tamir Ekibi” olarak, metrekareye 5 kişi sığdırıldığını kabul edelim! 117.000 X 5 = 585.000 kişi etmez mi? CNN Kürt ve NTVRTE televizyonları niçin arıza yapıyorlar? Çünkü korkuyorlar! Korkunun ecele hiçbir faydasının olmadığını bir türlü öğrenemediler.
Bir kez de dik durmayı deneseler!

Arıza 4;
Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ı göremedik. HDP’den yapılan açıklamaya göre, partinin Genel Başkanı, kalabalık yüzünden sahneye çıkamamış! İşte size başka bir arıza daha!

Adam, gerçek bir Genel Başkan olacak ve partisinin düzenlediği bir toplantıda sahneye çıkamayacak! Böyle bir saçmalık olabilir mi? İşin doğrusu şudur; Son zamanlarda fazla öne çıkan Demirtaş, PKK militanları tarafından alıkonulmuş, sahneye çıkması engellenmiş ve kendisinden, örgüte ve liderliğe bağlılığı konusunda özeleştiri alınmıştır. Olay budur.

Demirtaş eğer hala kendini Genel Başkan olarak görüyor ve Türk Milletinden kendisine inanmasını bekliyorsa, yapacağı çok basit bir iş vardır.HDP mitinglerinde, PKK-YPG bayraklarından başka bir bayrak yok. Mademki barış istiyorsun, bir arada yaşayalım diyorsun, mitinglerinde-toplantılarında bir tane olsun Türk Bayrağı astır…

Yapabilir misin? Bak sana, zor bir görev vermiyorum. Yıllardır PKK Narko Terör örgütünde üst düzey yönetici olan ağabeyini getir, adalete teslim et demiyorum. Türkiye sınırları içinde, Türk Devletinin egemen olduğu topraklarda Türk Bayrağını astır, diyorum.
Hadi, arıza yapma da, cevap ver…

Değerli Okurlar;

Bu arızalı iktidardan da, arızalı PKK temsilcilerinden de kurtulmanın yolu,7 Haziran’da kullanacağımız oylardan geçiyor. Bunları düzeltmek, onarmak, arızadan çıkarmak mümkün değildir.Bunları başımızdan atacağız, yenisini getireceğiz. Çünkü bu memleketin sahibi bizleriz. Biz Teknik Servisiz. Arızaları düzeltiriz, düzelmemekte ısrar edeni de geri dönüşüm kutusuna atarız…

Sağlık ve başarı dileklerimle

http://rifatserdaroglu.com/2015/03/24/teknik-servis-gibiyiz/

 

Posted in Rifat SERDAROĞLU yazıları | Leave a comment

ULTRA LÜKS SARAYIN EFENDİSİ NEDEN KORKUYOR ? SARAYA DAKİKADA 1100 MERMİ ATAN AĞIR SİLAHLAR KONMASI PLANLANIYOR *** ““Atatürk Orman Çiftliği’nde yapılan ağaç katliamıyla inşa edilen şaaşalı , gösterişli bina gerici bir kompleks, cumhuriyetle savaş halinde olan bir yaklaşım biçimidir. Katliamla oluşan binadaki bu bağnazlık kaçak binayla taçlandırılmıştır” …

Naci Kaptan
24 Mart 2015

Cumhurbaşkanı, büyük devlet olmanın gereğini büyük saray sanıyor, Şu anda 5 bin 109 metrekareyle ABD’de bulunan Beyaz Saray dünyanın küçük saraylarından. ABD küçük bir devlet anlaşılan. Demek ki büyük saray ile büyük devlet olunmuyor (Ankara Mimarlar Odası başkanı)

Dünyanın en büyük israf harcamalarının yapıldığı Kaç-Aksarayın dudak uçuklatan lüksün neler olduğunu anlamaya ve öğrenmeye çalışırken bu kez de şaşırtıcı başka gerçekler de ortaya çıkmaya başladı .Kaç-Aksaray dakikada 1100 mermi atabilen ağır silahlarla donatılacağı gündeme geldi.

Atatürk’ün halkına vasiyet ederek bıraktığı Çiftliğine dışarıdan gelen sıcak ve borç parayla kaçak olarak yapılan ve akıl almaz lüks harcamalar yapılan sarayın masraflarını  anımsayalım ;

Maliyetinin 1 milyar 350 milyon TL olduğu açıklanan  Fakat Ankara mühendis ve mimarlar odasının açıklamasına göre maliyetin şimdilik 5 milyar TL’ye ulaştığı hesaplansa da ek inşaatların devam ettiği gözden kaçırılmamalıdır.

Açık kapalı yüzme havuzları , saunaları , ithal ve çok pahalı mobilyaları,
taşları , seramikleri Guatelema ve Hindistan’dan ,
17 milyonluk 63 asansörlü
Ağaç ve bitkileri Holanda ve İtalya’dan 280 tırla gelen,
bir ağacı 5 bin Euro olan
Özel sinema salonu akıl almaz lüksü
Mabadın makamına göre 10 bin liralık klozetler .
Bin liralık kadehler ,
Takımı 1 milyon 200 bin lira olan koltuk takımları,
Metre karesi 9 bin euro olan içi gazlı, kurşun geçirmez
toplamda 22 bin m2- toplamda 701 milyon TL Amerikan camlar.
Tüm Türkiye’yi kapsayan anında görüntü merkezi,
İsrail firmasının yaptığı 50 milyon maliyetli 3 bin kamera
Çelik kasa odaları,
Gizli tünelleri,
Sultana ait özel hastahanesi ,
Çeşnicibaşını ,özel doğal bitki uzmanı danışmanını,
Şimdilik 1150 kişilik özel koruma ordusunu,
Sultanın kızına yapıldığı söylenen at pisti.
Cumhurbaşkanlığı envanterinde var olan dünyanın en pahalı
uçaklarına ve helikopterlerine ek olarak
Cumhurbaşkanı ne taşıyacaksa ;ağır yük , top , 55 asker taşıyabilen
CH- 47F Chinook tipi VIP helikopteri
Orijinal planında olmayan bir at çiftliğinin de saray planlarına eklenmesi
Aylık elektrik tüketimi 1 milyon 140 bin lira
Sezonluk ısınma gideri 10 milyon lira,
Soğutma aylık gideri 600 bin lira
Saray’ın iç ve dış temizlik maliyeti aylık ortalama 8 milyon lira,
aylık peyzaj bakım maliyeti ise 9 milyon lira
Aylık sabit giderleri şimdilik toplamda 21 milyon lira , ki;
Bu parayla 240 bin kişinin 1 aylık temel giderleri karşılanabilir

Ankara Mimarlar Odası başkanı Tezcan Karakuş Candan diyor ki ;
Cumhurbaşkanı kendisine 250 odalı bir konut yaptırıyor.Cumhurbaşkanı’nın oturacağı rezidans, yaklaşık metrekaresini 7000 metre kare olarak hesapladık. Yerüstünde 4000 metrekareye oturuyor. Bir odayı 20 metrekareden hesaplarsak kendisine 250 odalı bir konut yaptırıyor. Maliye Bakanlığı konut maliyetini de açıklamalı.”

Mimarlar Odası’nın sert eleştirileri Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Namık Kemal Kaya diyor ki;  Kaya, “Atatürk Orman Çiftliği’nde yapılan ağaç katliamıyla inşa edilen şaaşalı , gösterişli bina gerici bir kompleks, cumhuriyetle savaş halinde olan bir yaklaşım biçimidir. Katliamla oluşan binadaki bu bağnazlık kaçak binayla taçlandırılmıştır” dedi.

24 mart 2015 Sözcü gazetesinde Erdoğan SÜZER şaşırtıcı bir haber yaptı ;

Saray, dakikada 1100 mermi atan ağır silahla korunacak

Gösteriş abidesi Cumhurbaşkanlığı Sarayı, savaş uçakları ve helikopter saldırılarına karşı da koruma altına alınacak.ASELSAN Genel Müdürü ‘Korkut’ adlı silah için görüşmelerin başladığını açıkladı…

Atatürk Orman Çiftliği arazisine kaçak olarak 1 milyar 370 milyon liraya inşa edilen 1150 odalı Cumhurbaşkanlığı Sarayı bu kez olağanüstü koruma önlemleri ile gündeme geldi. 50 milyon liraya 3 bin kamera ile donatılan, 1500 kişinin koruduğu kaçak Saray’a, savaş uçağı ve helikopter saldırılarına karşı özel olarak geliştirilen ve ‘’Korkut’’ adı verilen ağır silah yerleştiriliyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olası bir hava saldırısına karşı tank görüntüsündeki bu silahla korunacak.

AK SA­RA­Y’­DA KA­MUF­LE EDİ­LE­CEK
Tank ben­ze­ri iki ay­rı zırh­lı mu­ha­be­re ara­cın­dan olu­şan Kor­kut, çev­re­ye olum­suz gö­rün­tü ver­me­me­si için Sa­ra­y’­a ka­muf­le edi­le­rek yer­leş­ti­ri­le­cek.

DAKİKADA BİN 100 MERMİ

ASELSAN Genel Müdürü Faik Eken, ‘’Korkut’’ adlı silahın havadan ve yerden atılan füze saldırılarını, mermi şemsiyesi ile durdurduğunu açıkladı. Bu silahın Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı için de kullanılabileceğini söyledi. Eken ‘’Bu amaçla gerekli görüşme ve çalışmalara başladık.’’ dedi.

Korkut’un üzerinde MKE yapımı iki adet 35 milimlik top bulunuyor. Hareket halinde de atış yapabilen Korkut, iki ayrı mermi besleme sistemi kullanarak, namlulardan biri arızalansa dahi diğer namlu ile atışa devam edebiliyor. Otomatik mühimmat besleme sistemi de olan Korkut, dakikada bin 100 atış yapabiliyor. Her bir mermi, 160 adet 35 mm parça mermiye bölünerek adeta duvar oluşturuyor.

Etkili menzili 4 kilometre olan sistem, hava-yer füze ve mühimmatı, seyir füzeleri ve İHA tehdidini yok etmeye göre geliştirildi. Korkut, otomatik hedef takibi yapabilen kontrol radarı ile de donatıldı. Bu radar dakikada 30 devir dönüş yapabiliyor. Sistem yüzde 100 yerli ve Türk mühendisler tarafından geliştirildi.

Silah sistemi MKE tarafından, elektronik sistemi ASELSAN tarafından üretildi. Silah 2 namlulu tank ve 3 boyutlu arama radarıyla birlikte çalışıyor. Havadan ya da yerden atılan füze ya da mühimmatı hedefine ulaşmadan durdurmak amacıyla geliştirilen Korkut, 4 kilometrelik alan içerisinde etkili. Gece görüş sistemiyle donatılan Korkut 24 saat tetikte bekliyor.

Ankara mimarlar odasına göre sarayın toplam maliyetinin 10 milyar liraya ulaşabileceği düşünülüyor. Sarayın lüksünün dışında ağır silahların da yerleştirilerek korunmaya alınmasının planlanması  çok düşündürücüdür ?

Gezi olaylarında polise EMRİ BEN VERDİM diyen Erdoğan bu silahları kime karşı kullanmayı düşünmektedir?
Var olduğu iddia edilen tünel/ler , çelik odalar neden yapılmıştır.?
Tünel nereyle bağlantılıdır ?
Cumhurbaşkanına alınmakta olan Chinook ağır yük helikopteri ne taşıyacaktır.?

Görülen odur ki cumhurbaşkanı endişe ve korku içindedir.

KAYNAKLAR

Posted in EĞİTİM, FAŞİZM, Gundem, Haber, YOLSUZLUKLAR | 2 Comments

Aslı öküz gribidir…*** “343 kişiye bir cami, 61.000 kişiye bir hastane” düşen memlekette, laboratuvar yapılacak alanın projesini değiştirip cami koydular yerine…”

Bekir Coşkun
24 Mart 2015
Sözcü

Facebook: BEKIRCOSKUNVEYAZILARI
Twitter: bekrcoskn
E-mail: bcoskun@sozcu.com.tr

Aslı öküz gribidir…

39 ölü…
Allah korumuş…
Yani salgından insanlar ölürken, Sağlık Bakanlığı salgını saklamaya devam etseydi,
can kaybı sıfır de sen…Ama bakan domuz gribini açıklayınca, “Ölümler resmiyet kazandı” dediler…

Doktorunuza öyle sorarsınız:
“Benim durum resmiyet kazandı mı?..”

“Domuz gribi” diyorlar ama domuzla bir ilgisi yoktur…
Aslı; öküz gribidir…

“343 kişiye bir cami, 61.000 kişiye bir hastane” düşen memlekette, laboratuvar yapılacak alanın projesini değiştirip cami koydular yerine…  Laboratuvar gereksiz bir şeydir…

Tüm hastanelere mescit açıldı, yer bulamayan bir çok yerde, hasta bekleme salonlarını mescite çevrildiler…Üst üste bekleme salonunda grip kapmazsan, yanındaki hastanın serum hortumu dolanır, kapıp çıkarsın…

Kadın hastaları ellemeyen erkek doktorlar ile erkek hastalara bakmayan kadın doktorların çoğaldığı hastanelerde ve sağlık ocaklarında 45 bin doktor açığı var…
230 bin hemşire açığı var…
15 bin laborant açığı var…
150 bin hasta bakıcı açığı var…
Hastanelere “imam kadrosu” verdiler…

Dolayısıyla kadavralara don giydirmek gerekti…

Sonuçta…
Salgın gribin görüldüğü AB ülkeleri afişlerle insanları uyarıyorlar…
Amerika’da televizyonlar 24 saat grip uyarısı yapıyor…
Sağlık Bakanlığı ise “salgın yok“ diyerek salgını gizledi…
39 kişi ölünce resmiyet kazandı demek, baktılar var…

Meksika’da ölüm sayısı 470…
Diğer ülkelerde toplam can kaybı; 17 bin…
Yani küçümsemeyin…

“Benimki resmiyet kazandı mı?” diye sorun doktora…
Resmiyete binmişse…
Laborant yok da, imam kapıda…

Posted in Bekir Coşkun yazıları, Gundem, Saglik | Leave a comment

KOLTUK MESELESİ !

Posted in Politika ve Gundem | Leave a comment