Oynayan filmin adı: İkinci İsrail!

Necati Doğru
E-mail: necatidogru@sozcum.com
16 Ekim 2014
Sözcü

Oynayan filmin adı: İkinci İsrail!

Gelişmeler; “1 TOMA yakarsanız 10 TOMA alırız…
Sürece evet, şantaja hayır” diye algı avlamaya çıkmaktan öteye geçti.
Anlayışınızı masaya koyun.
Mantığınızı da yanına koyun.

Oynanan filmin adı:
İkinci İsrail oldu.
Görün. Görelim.
100 yıl önceydi.
Birinci İsrail kuruldu.
100 yıl sonra bugün.
İkinci İsrail kuruluyor.
100 yıl önceydi.
Koalisyonun başı İngiltere’ydi.
Yahudileri himayesine aldı.
Birinci İsrail’i hazırladı.
100 yıl sonra bugün.
Koalisyonun başı ABD oldu.
Kürtleri himayesine aldı.
Gizliyordu. Artık açık etti.
İkinci İsrail’i hazırlıyor.

* * * *

Bütün olup bitenler, yağan bombalar, evlerinden, yurtlarından kaçan aileler, verilen demeçler, bükülen kollar, kesilen kafalar, çıkan tezkereler; IŞİD’e karşı olmak gibi gösteriliyor.

Aslı İkinci İsrail’i kurmak.
Koskoca Musul düştü.
ABD kılını kıpırdatmadı.
Küçücük Kobani!
Kürt kanton şehri.
Düşecek oldu.

ABD’nin barış güvercini başkanı Obama şahinleşti. Batı dünyası (müttefik kuvvetler) İngiltere’sinden Fransa’sına, Hollanda’sından İtalya’sına ayağa fırladılar.

* * * *

Devlet, devletle savaşır.
Devlet, bir etnik grubun diğer etnik grupla boğazlaşmasının arasına girmeye tenezzül etmez. Bir etnik grubun devletleşebilmesi için ordu kurması gerekir. Bunun için tıpkı 100 yıl önce İngiltere’nin Dünya Yahudilerini Ortadoğu’ya kolhozlar kurarak yerleştirmesi ve Yahudilerin bir devlet olabilmeleri ve Araplarla savaşabilmeleri için İsrail Ordusu’nu kurmasına yardımcı olduğu gibi 100 yıl sonra bugün ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Kürtleri devlet yapacak bir ordu sahibi kılmaya girişti.

Eğitiyorlar.
Silahlandırıyorlar.

Verdikleri eğitimin ve silahın parasal karşılığını deftere yazıyorlar. İleride petrol, doğal gaz ve su parasından tahsil edecekler.

* * * *

IŞİD ne demek?
Açılımına bakalım:
I… Irak.
Ş… Şam.
İ… İslam.
D… Devlet.

Katıksız, lekesiz, temiz bir Türkçe ile baş büyük harf açılımı yapıp söylersek: Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) oluyor. İngilizler de IŞİD diyor, Amerikalılar da, Fransızlar ile Almanlar da… IŞİD’i Türkiye markası yaptılar. Sanki IŞİD’i Türkiye yarattı gibi yazıp söylüyorlar. Tayyip Erdoğan’ı da “IŞİD’i sen yaratmadıysan o zaman tezkere çıkart, karadan Mehmetçik gönder…

Kobani’de Arap ile Kürt çarpışıyor, sen Kürt’ün yanında yer al” diyerek sınava soktular. Tayyip Erdoğan’ı ve teslimiyetçi kadrosunu önce “Barış Süreci” dedikleri; “Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Türkiye’den ayrılması daha hayırlı olur. Burası zaten Türkiye’nin toprağı değil” noktasına getirdiler. Şimdi İkinci İsrail (Kürt Devleti) kurmaya destek için de Tayyip Erdoğan’ın kolunu büküyorlar.

100 yıl sonra bugün:
Ortadoğu’nun petrol rezervleri.
Ortadoğu’nun doğal gaz yatakları.
Ortadoğu’nun su havzaları.

Birinci ve İkinci İsrail tarafından korunup, kollanacak şekilde yeni haritalar çizildi. Film böyle:
İkinci İsrail kuruluyor. Türkiye bu filmin içine tükürür. Muhtaç olduğu kudret damarlarında var.

Yüzde oyunu

Ve pis yalan!
2014 yılında Abdullah Gül harcasın diye yapılan bütçe yola çıkarken 199 milyon 500 bin TL idi. Daha sonra ek ödeneklerle şişirildi. Yeni cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 2015 yılında harcasın diye başlangıç bütçesi için ayrılan para 397 milyon TL oldu. Bu yüzde 99 artış demek. Cumhurbaşkanlığı, bu kadar yüksek harcama artışını halktan gizlemek için yüzde oyunu yapıyor. 2014’ün ek ödenekle şişmiş Abdullah Gül harcama bütçesini, 2015’in henüz ek ödenekle şişmemiş Tayyip Erdoğan harcamasıyla kıyaslıyor, yüzde 48,97 artış buluyor. Şişmişi, şişmemişle kıyaslayan pis yalana başvuruyor.

Posted in DÜNYA ÜLKELERİ, EMPERYALİZM, NECATİ DOĞRU YAZILARI, ORTADOĞU ÜLKELERİ, PKK TERÖRÜ, RADİKAL İSLAM, SİYASİ TARİH | Leave a comment

Ak Saray

Yılmaz Özdil
16 Ekim 2014
Sözcü

Ak Saray

Hani, asrın lideri’nin memleketi yöneteceği Ak Saray var ya…
İşte o Ak Saray, Dolmabahçe Sarayı’nın beş katı büyüklüğünde.

Nohut oda bakla sofa yani.

Bizzat mimarı açıkladı.
Ak Saray 300 bin metrekare… Dolmabahçe Sarayı, rıhtımı, camisi, saat kulesi dahil, 64 bin metrekare.

(Gözünüzde biraz daha rahat kıyaslayın diye yazıyorum; hergün 500 bin kişinin girip çıktığı, 66 cadde ve sokağı, 4 bin dükkanı olan Kapalıçarşı, 45 bin metrekare… Ak Saray’a yedi tane Kapalıçarşı sığıyor!)

Obama’nın dünyayı yönettiği Beyaz Saray, tenis kortu, bowling salonu, sineması, yüzme havuzu, bahçesi dahil, 55 bin metrekare… Bizim Ak Saray, Beyaz Saray’ın altı misli birader… Türk halkı, Amerikan halkından altı misli daha zengin çünkü!

Kremlin Sarayı?
25 bin metrekare.
Kızıl Meydan?
73 bin metrekare.
Kremlin Sarayı’nın yanına Kızıl Meydanı ilave et, Lenin’in mozolesini de koy,
bizimkinin arsasında hala 200 bin metrekare boş yer kalıyor.

Buckingham Sarayı.
Kraliçe oturuyor.
775 oda, 78 banyo.
Sadece 77 bin metrekare.
Bizim asrın lideri’nin anca sığıştığı yere, dört kraliçe, lordlarıyla kontlarıyla ferah ferah sığıyor.
Prens William’la Düşes Kate Middleton’ın yaşadığı Kensington Sarayı desen, alt tarafı 40 oda,
bizim Ak Saray’da çaycıların bile daha fazla odası var.

Vatikan devleti…
Komple, 44 bin metrekare.

Elysee Sarayı, ki, Fransa cumhurbaşkanlarının resmi adresidir,
11 bin metrekare, bizimkinin yanında olsa olsa müştemilat olur!

Ve, hala deniyor ki, vay efendim cumhurbaşkanlığının bütçesi yüzde yüz zamlanmış,
neymiş efendim 397 milyon lira olmuş filan.

Az bile, az… Bu ego’yu doyurabilecek para icat edilmedi henüz.

Facebook: yozdilsozcu
Twitter: yilmazsozcu
E-mail: yozdil@sozcu.com.tr

Temmuz ayı sonunda tamamlanarak hizmete sokulması planlanan
yeni Başbakanlık binasının içinden ilk görüntüler ortaya çıktı

”6 DEVASA KABUL ODASI YAPILDI”

Şube Başkanı Tezcan Candan, bin odalı 3 bloktan oluşan bina ile ilgili şu bilgileri verdi: “Sayın Başbakan’ın odasının yer aldığı blokta 6 adet devasa kabul odaları yapıldı.İçeride yapılan kolonların metresine 200 dolar harcandı.Bu kolonlara özel Selçuklu motifleri işleniyor. Büyük bir hitap alanı oluşturuluyor.Binayı gezen arkadaşlarımızın söylediklerine göre bu hitap alanı Anıtkabir meydanından daha büyük bir alana oluşturulmuş.”

BİNANIN ÖZELLİKLERİ

- 3 bloktan oluşacak.

- Başbakan Erdoğan’ın makamı ve Başbakan Yardımcılarının bulunduğu bölüme giriş özel izinle ve eksi 2’nci kattan bir tünelle mümkün olacak.

- Başbakan’ın bulunduğu blok ile diğer idari bloklar arasında doğrudan bağlantı yok.

- Bazı bölümlere parmak izi ve retina okuma sistemiyle girilecek.

- Yasadışı dinlemelere karşı için de özel yalıtımlı sağır oda oluşturuldu.

Posted in Gundem, Haber, Yılmaz Özdil, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

TARİH ARAŞTIRMA *** Aydınlıktan Karanlığa I – II – III – IV

Naci Kaptan

Deniz Kavukçuoğlu
dkavukcuoglu@superonline.com
04 Ekim 2014 Cumartesi
Cumhuriyet

Aydınlıktan Karanlığa (1)

Emevi Halifesi I. Velid’in Kuzey Afrika Valiliği’ne ve İslam Orduları Komutanlığı’na atadığı Musa Bin Nusayr’ın İspanya’yı fethetmek üzere görevlendirdiği Tarık Bin Ziyad 711 yılında yedi bin kişilik ordusuyla daha sonra kendi adıyla anılacak olan Cebelitarık Boğazı’nı geçerek İspanya topraklarına ayak bastı. İlk işi ordusunu getiren gemileri yaktırmak oldu. Amacı askerinin geri dönüş umudunu kırmaktı. Şu sözler ona aittir: “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır kalmıştır. Düşmanın silahı, teçhizatı ve erzakı boldur. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız, erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz vardır.

Tarık Bin Ziyad o zamanlar İspanya’ya egemen olan Vizigotlar’ın kendisininkinden çok daha kalabalık ordularını yenerek kısa zamanda Cordoba, Granada, Malaga, Zaragoza, Sevilla gibi kentleri ele geçirdi. İslam orduları daha sonra ülkenin kuzeyine ve Fransa’nın bazı bölgelerine egemen oldular.

Endülüs’teki İslam egemenliği 6 döneme ayrılır: Valiler Dönemi (714-756), Endülüs Emevileri Dönemi (756-1031), Mülûkü’t- Tavâif (Beylikler) Dönemi (1031-1090), Murabıtlar Dönemi (1090-1147), Muvahhidler Dönemi (1147-1238), Gırnata (Granada) Sultanlığı (1232-1492). Bu sultanlığın yıkılışı ile 781 yıllık egemenlik sona erdi.

II. Abdurrahman, El Hakem ve Mansur’un yönetiminde iken (912-1002) bir milyondan fazla insanın yaşadığı Endülüs- Emevi devletinin merkezi olan Cordoba (Kurtuba), Bağdat ve İstanbul ayarında uygar bir kentti. 200.000 konut, 60 saray, 600 cami, 700 hamam, 17 üniversite ve 70 halk kütüphanesi bulunuyordu. Arap mühendisler Guadalguivir Irmağı üzerinde 17 kemerli bir köprü yapmışlardı. I. Abdurrahman’ın ilk işi bir suyolu inşa ettirerek Cordoba’da evlere ve bahçelere bol su getirtmek olmuştu. Müslümanlar döneminde Cordoba kütüphanesindeki elyazması eserlerin sayısı yaklaşık 400.000 idi. Bu kütüphanenin sadece kitap adlarına göre yapılmış olan kataloğu 44 cilt tutmaktaydı.

III. Abdurrahman tarafından kurulan Cordoba Üniversitesi o dönemde dünyanın en önemli üniversitelerinden biri oldu. Hem Kahire’deki El Ezher ve hem de Bağdat’taki Nizamiye medreselerinden daha önce kurulmuştu; yalnızca İspanya’dan değil, Avrupa, Afrika ve Asya’nın diğer bölgelerinden gelen her dinden öğrenciler için bir çekim merkeziydi.

***

Müslüman bilim adamları birçok alanda ortaçağ karanlığında debelenen Avrupa’ya ışık tuttular. Tarih, coğrafya, astronomi, tıp, matematik, botanik ve felsefe dallarında önemli yapıtlar verdiler, insanlığın gelişmesine katkıda bulundular.

1980’li yıllardan bu yana yaptığım Andalucia (Endülüs) gezilerinde hayran olduğum birçok mimari yapıt İspanya’ya Müslümanlar tarafından kazandırılmıştır. Cordoba’daki Kurtuba Ulucamii (el-Mescidü’l-Kebîr), Toledo’daki Bâbü Merdüm Camii, Granada’daki Alhambra Sarayı o dönemden günümüze kalan mimari şaheserlerdir.

Bu yazımızda İslam uygarlığını Endülüs ile sınırlı tuttuk. Amacımız böyle ileri bir uygarlığın nasıl olup da çöküşe geçtiği, İslam ülkelerinin/toplumlarının nasıl olup da günümüzdeki görünüme gerilediği sorusuna bir yanıt aramaktır.

Gelecek yazımızda Endülüs-İslam bilimadamlarından ve insanlığa kazandırdıklarından söz edeceğiz.

Ebu Mervan Hayyan b. Halef

Aydınlıktan Karanlığa (2)
08 Ekim 2014 Çarşamba

Endülüs İslam Devletleri döneminde, Ebu Bekir b. Ömer, Ebu Mervan Hayyan b. Halef, Abdülvahid el-Marrakuşî, İbnü’l-Faradî, İbn Başkuval, İbnü’l- Abbar, İbn Yahya, Said b. Ahmed el-Endelusî gibi ünlü tarihçiler yetişmiştir.

Abdullah b. Abdülaziz el-Bekrî ünlü bir coğrafyacıydı. El-Mesalik ve’l-Memalik (Yollar ve Hükümdar Ülkeleri) adlı yapıtı ülkelerarası yol gösterici bir kılavuz olarak kaleme alınmıştı.

Ortaçağın dünyaca en tanınmış coğrafyacılarından biri olan Ebu Abdullah Muhammed el-İdrisî, Cordoba’da okumuştu. Sicilya Kralı II. Rugerro’nun isteği üzerine Palermo’da Kitabü’l- Rucari’yi (Rugerro’nun Kitabı) yazdı. Bu kitapta, dünyayı yedi iklim bölgesine; her iklim bölgesini de on bölüme ayırıyordu. Bu yedi bölümden her biri de ayrıntılı bir harita ile resimlenmişti. Bu haritalar ortaçağ haritacılığının zirvesi oldu.

İspanyalı Müslüman astronomi bilimcileri arasında Cordobalı El-Mecritî, Toledolu Ez-Zerkalî ve Sevillalı İbn Eflah ilk göze çarpanlardır. Cordobalı Ebu İshak el-Bitrucî de Batlamius astronomisine karşı olan görüşleriyle tanınmıştır. El-Bitrucî, yıldızların birbirine göre durumlarını anlatan Kitabü’l Hey’e adlı eseriyle Kopernik’e yol göstermiştir.

Mesleme bin Ahmed, El-Harizmî’nin astronomik tablolarını İspanya’ya göre değiştirdi. Toledo’lu İbrahim ez-Zerkalî astronomik aletleri geliştirerek büyük bir ün kazandı. Kopernik onun “yıldız yakalar” diye de bilinen usturlap hakkındaki eserlerinden söz eder. Astronomik gözlemleri zamanın en mükemmel gözlemleriydi; gezegenlerin hareketlerini gösteren ve Toledo Tablosu diye anılan tablosu, uzun zaman bütün Avrupa’da kullanıldı.

***

Cebir, analitik geometri gibi trigonometri bilimi de geniş çapta Müslümanlar tarafından kurulup geliştirildi. Sıfır rakamının Avrupa’ya geçişi de Müslümanlar aracılığıyla Endülüs üzerinden olmuştur.

Endülüs’te yetişen Müslüman tıp bilimcilerinin en önemlilerinden biri Ebu Mervan İbn Zühr’dür. Batı dünyasında “Avenzoar” diye tanınır. Tıp alanında yazdığı altı kitaptan üçü günümüze kadar gelmiştir. Bunlardan en değerlisi tedavi ve perhizle ilgili olan, dostu İbn Rüşd’ün isteği üzerine yazdığı El-Teysir fi’t-Müdâvât ve’t-Tedbir adlı yapıtıdır. İbn Zühr’ün özelliği klinik tasvirlerinin üstünlüğündedir. Yapıtı Avrupa tıbbını çok etkilemiştir. İbn Zühr, Er-Razî’den sonra İslam dünyasında yetişmiş en büyük klinik uzmanıdır.

Diğer bir tıp uzmanı ise III. Abdurrahman’ın saray hekimi olan Ebu’l-Kasım ez-Zehravî’dir. En büyük Müslüman cerrahı olarak bilinen ez- Zehravî’nin Et-Tasrif limen Aceze ani’t-Tealif adlı tıp ansiklopedisi üç cerrahi kitabından ibaretti. Latinceye çevrilerek İspanya ve Avrupa’daki tıp okullarında cerrahi el kitabı olarak okunmuştur. İbn Sina’nın El Kanun adlı yapıtının 1500 yılına kadar 16 baskısı yapılmış, 1650 yılından sonra da okunarak tarih boyunca en çok okunan tıp kitaplarından biri olmuştur.

İspanya’da yetişen botanikçilerden biri Ebu Cafer el Gafikî’dir. Onun ilaç yapılan şifalı bitkilerle ilgili El-Edviyetü’l-Müfrede adlı önemli bir yapıtı vardır. Yine Yahya bin Muhammed bin Avvam’ın ziraat konusundaki El-Filaha adlı yapıtı 585 bitki türünden söz eder. Aşı yapma tekniği, toprağın yapı özellikleri, gübreleme usulleri, ağaç ve üzüm köklerine arız olan çeşitli hastalıkların belirti ve görünüşleri ile bunların tedavi yollarını açıklar.

Önemli bir eczacı olan Ahmed bin el-Baytar aynı zamanda bir botanikçidir. Onun El-Muğnî fi’l-Edviyeti’l-Müfrede adlı yapıtı, tıbbi tedavi ile ilgili maddeleri kapsar. El-Cami fi’l-Edviyeti’l-Müfrede adlı yapıtı ise şifa veren ve kendilerinden ilaç yapılan hayvan, ot ve minerallerden bahseder. 1400 konu işlenen yapıtın kısmen Latinceye çevirisi olan Simplicia,1758 yılında İtalya’da Cremona’da basılmıştır.

***

Bu yazımda bilerek felsefeyi ele almadım. Çünkü felsefe ile İslam uygarlığının çöküşünün nedenleri arasında bağlantılar vardır. Yukarıda ancak küçük bir bölümü verilen büyük bir uygarlığın aydınlıktan karanlığa doğru gerilemesini gelecek bölümde ele alacağız

Aydınlıktan Karanlığa (3)
11 Ekim 2014 Cumartesi

Pozitif bilimler gibi Endülüs-İslam düşünürlerinin Avrupa’da felsefenin gelişmesine de önemli etkileri olmuştur. Avrupa, eski Yunan felsefesiyle Müslüman felsefeciler aracılığıyla yeniden buluşma olanağı bulmuştur. İspanya’da yetişmiş İslam felsefecileri arasında Zaragoza doğumlu akılcı (rasyonalist) düşünür İbn Bacce (ö. 1138), İbn Bacce’nin öğrencisi Granada doğumlu hekim ve düşünür İbn Tufeyl (1106-1185) ve Cordoba doğumlu ünlü Aristo yorumcusu İbn Rüşd’ü (1126-1198) sayabiliriz. Batı’da Aristo’nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn-i Rüşd’ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye çevrilmesiyle başlamıştır. İslam tasavvufunda büyük bir yeri olan İbn Arabî de (1165-1240) Endülüslüdür.

Müslüman olmamakla birlikte ortaçağın en büyük Yahudi felsefecisi, Cordoba doğumlu İbn Meymun’u (1135-1204) da bu çerçevede anmak gerekir. 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Endülüs’ün düşünce yaşamında görülen gerilemenin bu felsefecilerin artık hayatta olmaları gibi çok sayıda emirliklere bölünmüş İslam toplumundaki çözülmenin de etkisi olmuştur. Fakat esas belirleyici olan İmam-î Gazali’nin geliştirdiği akımdır.
***
Horasan’ın Tus kentinde doğan Gazali (1058-1111), “İhya-i Ulum ud-Din” (Din Bilimlerinin Dirilmesi) kitabında, akıl yürütmeye dayalı eğitim ve öğretimin, din duygularını öldürdüğünü iddia ediyor, bilimsel düşüncenin egemenliği kırılmadıkça dinsel duyguların dirilmeyeceğini savunuyordu. Kitabında genç Müslümanlara şöyle seslenmişti:

“Ey oğul! Elinden geldiğince, hiç kimse ile herhangi bir konuda düşünsel tartışmaya girişme! Çünkü düşünsel tartışma, birçok yıkımlara neden olur. Zararı yararından büyüktür. Çünkü düşünsel tartışma ikiyüzlülük, kıskançlık, büyüklenme, düşmanlık, böbürlenme gibi çok kötü huyların kaynağıdır.”

“Tahafüt’ül-Felasife” (Filozofların Tutarsızlığı) adlı kitabında da felsefenin gereksizliği ve zararı üzerinde durmuştu. “…Akıl ile inancı uzlaştırmaya çalışmak boşunadır. Akıl ile inancın karşıtlığını kabul etmeyen düşünürler, kaçınılmaz olarak hakikatten uzaklaşacaktır. Tanrı’yı akıl ile açıklamaya çalışmak, Tanrı’yı yadsımaktır. Neden-sonuç ilişkisinin araştırılması, Tanrı’nın iradesini inkâr sonucunu verebilir. Akıl ve felsefe sorularına yanıt bulmaya çalışırken çelişkiye düşüldüğüne göre hakikate ulaşmak imkânsızdır.”
***
Gazali, akla dayalı düşünceye şöyle karşı çıkıyordu: “Aristo’nun felsefesini aktarırken, hem bu filozofları hem de onların İslam filozofları arasındaki İbni Sina ve Farabi gibi yandaşlarını imansızlar olarak addetmeliyiz… Örneğin bir parça pamuğun ateşle yandığını ele alalım. İnançsız düşünürler, pamuğu yakan şeyin ateş olduğunu söyleyeceklerdir. Bunu inkâr ediyor ve diyoruz ki:

O pamuğu yakan ateş değil, pamuktaki siyahlığı ve kısımlarının ayrışmasını yaratan Tanrı’dır. Çünkü ateş, bir eylemi olmayan cansız bir şeydir; ayrıca ateşin yanmanın aracı olduğunu gösteren ne gibi kanıt vardır ki? Gerçekte Tanrı’dan başka bir neden yoktur, pamuğu yakan Tanrı’dır.”

Konuyu gelecek yazımızda noktalayacağız

Aydınlıktan Karanlığa (4)
15 Ekim 2014 Çarşamba

İslam dünyası Yusuf Has Hacip (1019-1085) gibi bilgeler de yetiştirmiştir. Hacip’in Kutadgu Bilig adlı yapıtına göz atalım: “Ey bilgin düşünür, amacım söz söylemekti, us (akıl) ve bilgiden söz etmek istedim: Us karanlık gecede ışık saçan bir çıra gibidir; bilgi seni aydınlatan bir ışıktır. Kişi usla yükselir, bilgiyle büyür; us ve bilgi ile kişi saygı görür (…) Kitaplar yazılmasaydı, felsefe ve bilgileri biz nasıl öğrenebilirdik? Çok kitap okumalı, konuşmayı bilmeli, şiirden anlamalı, gökbilimden ve tıptan anlamalı, aritmetiği ve geometriyi kavramış, alan ölçümü bilimini bilmelidir.”

Ne var ki İslam dünyasındaki akıl-inanç çatışmasında kazanan akıl karşıtı Gazali gericiliği olmuştur. Cengiz Özakıncı, İslam’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü adlı kitabında (Otopsi Y. İstanbul 2006) “Haçlı Seferleri’nin, usa dayalı bilimci Bağdat yönetimini, Gazali gericiliğine sarılmaya ittiği söylenebilir” diyor. Haçlılara karşı, Müslüman devlet yönetimi, sorgulayan, tartışan ve düşünenler yerine, kendilerine buyrulanı hiç sorgulamaksızın yerine getirecek insanlara gereksinim duymuşlardır. Bu bağlamda, toplumu egemenlikleri altına alabilmek için tarikat ve tekkeler biçiminde örgütleyerek Haçlılara karşı kullanmaktan başka kurtuluş yolu bulamamışlardır.

***

Bilim ve düşünce dünyası çölleşen İslam ülkeleri yüzyıllar içinde Batı’nın gelişmiş güçlerinin boyundurukları altına girmişler, sömürgeleşmişler ya da ilhak edilmişlerdir. Bu yazgının dışında kalmayı başaran yalnızca Şii İran ile çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazından artakalan Anadolu ve Doğu Trakya’da emperyalist işgalci güçlere karşı zaferle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı’yla kurulan Türkiye Cumhuriyeti olmuştur.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’ni tüm diğer İslam ülkelerinden ayıran en önemli özelliği 10 Nisan 1928 tarihinde anayasanın 2. maddesinde yer alan “Devletin dini İslamdır” hükmünün anayasadan çıkarılmasıdır. Ayrıca milletvekillerinin yeminlerindeki “vallahi” sözcüğü “namusum üzerine söz veririm” ifadesiyle değiştirilmiş, yine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevleri arasında yer alan “ahkâm-ı şer’iye’nin tenfizi” (dinsel hükümlerin yerine getirilmesi) hükmü anayasadan çıkarılmıştır. 1937 yılında da “laiklik ilkesi” anayasaya alınmıştır. Laiklik Türkiye’de aydınlanmanın, özgür düşüncenin, bilimin ve demokrasinin yolunu açmıştır.

İslam dünyası bugün toplumları ileriye götürecek ne düşünce ne de bilim üretebilmektedir. Akılcı düşüncenin olmadığı yerde demokrasinin de olamayacağı doğaldır.

***

Laiklik ülkemizde son yıllarda birçok yara almıştır. AKP iktidarının Sünni mezhep kardeşliği temelinde biçimlenen Yeni Osmanlıcılık hayali Türkiye’yi karanlığa, Ortadoğu’nun kan, ateş, ölüm bataklığına çekmektedir.

AKP’nin gelişmişlikten anladığı yalnızca parasal zenginliktir. İktidar, kentleri görkemli saraylarla, gökdelenlerle donanmış, sokaklarında pahalı arabalar gezen petrol varsılı emirlik, şeyhlik, krallık, diktatörlük ve sultanlıkların şaşaalı görüntülerini ölçüt almakta, kentlerimizi benzer yapılarla donatmaktadır.

2003 yılında 70 olan üniversite sayısı AKP iktidarı döneminde devlet ve vakıf üniversiteleri olmak üzere 2013-2014 ders yılında 196’ya yükselmiştir. Dünya sıralamasında ilk 400’e giren üniversitelerimizin tümü (ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ, Sabancı, Bilkent, Koç) 2003 yılından önce kurulmuş olan üniversitelerdir. Akademik gelişmişlik üniversitelerin sayıları ile değil, bilgi üretimleriyle ölçülür.

Eski Başbakan, yeni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hocalarına “Yazıklar olsun!” dediği, öğrencilerini “solcu, ateist, terörist” diye suçladığı(!) ODTÜ 83. sırada ilk 100’e girmiştir. Bu bir rastlantı değildir.

Özetle, bir ülkenin gelişmişliğinin ölçütü ekonomik konumuyla birlikte düşünce özgürlüğünün, bilim üretiminin, insan haklarına gösterilen saygının, kadın-erkek eşitliğinin, çevre korumacılığının, barış kararlılığının; her türlü din, mezhep, soy, ırk, dil ayrımcılığına karşı koymanın ve demokrasinin eriştiği düzeydir.

Posted in Bilim ve Teknoloji, Tarih | Leave a comment

YENICAG GAZETESININ YAYINLAMAYA CEKINDIGI YAZI

YENICAG GAZETESININ YAYINLAMAYA CEKINDIGI YAZI

Savaş Süzal
savassuzal@karsinokta.com
15 Ekim 2014

Herkese çamur atıp duruyorsun, ama farkında mısın hemşerim, Türkiye’nin sorunu sensin. Bir söylediğin, bir söylediğine uymuyor. Biz biliyorduk ta, işin acısı yabancılarda fark etti. Bugün ne için bağırıyorsan, yarın tersini söylüyorsun. Anladık sırtında yumurta küfesi yok. Sana destek verenlerde, cehaletin taşıdığı, kuyruk acıları yüzünden, memleketi, felakete sürüklemene alkış tutuyor. Şöyle sakin bir oturup, vicdan muhasebesi yaptın mı? Tabii vicdanın varsa?

Mesela, açılım-saçılım yalanıyla, oy için başlattığın, terörist ve katille pazarlık, nereye uzadı? Bak bugün bundan da çark ettin. Yanlış anlama, biz başından beri olayın, yalan olduğunu biliyorduk, ama sen, her zaman, tersini savundun. Sonunda, bebek katiline, telefon bağlantısı da sağladın anlaşılan. Ne dedi Demirtaş, İmralı ile yazışmış, hem de gece yarısı. Dünya da, bu kadar hızlı bir posta yok. Ya katile internet ve elektronik posta olanağı sağladın veya telefon şansı verdin. O da taraftarları ile rahat, rahat, görüşüp talimat verdi. Yakında, kız arkadaş da yollarsınız, ihtiyaç için.

Bir başka terörist, İŞİD ile pazarlık etmedin mi? Konsolosluk görevlilerini kurtarmak için, batı basınında, isim, isim, yayınlanan 180 kadar teröristi, serbest bırakmadın mı? Bu yüzden, batı ülkeleri, büyükelçimizi çağırıp, nota vermedi mi? Teröristle pazarlıkta, yarın başka kim için, pazarlık edip, görüşeceksin? Bunlara silah vermedin mi? Eğitim vermedin mi? Tedavi etmedin mi? İftira diyorsun. Ama yakalanan İŞİD’li Türkiye’de eğitim gördüğünü, savcılar, silahların İŞİD’e gittiğini söylüyor. Tamam, bunlara hayır diyorsan, bu konular üzerindeki yayın yasağını kaldır araştırıp gerçekleri dökelim. Esat’la sen resim çektirmedin mi, ona küfredip, babanın adına parası ile inşa edilen okulu açmadın mı? Aslında Türk siyaseti senin gibisini görmedi.

Diyorsun ki, “Türkiye 90’lara dönmeyecek”. İyi de, şu anda Türkiye, bırak 90’ları, Osmanlı çöküş dönemini yaşıyor. Osmanlı imparatorluğu parçalanma dönemi gibi topraklarımızı satmıyor musun? Başında olduğun yönetim, ucuz bütçeyle çevrilmiş uyduruk TV dizisi gibi. Rating almamana rağmen, tehdit ve korku salıp, zorla yayında kalıyorsun.

Hep hataların için, bir kötü adam buldun. Sonra da, yanlışların için, kalkıp muhalefeti suçluyorsun. İyi de, iktidarda, onlar değil, sen varsın. Ne onların oyları, ne de sözleri, seni yolundan döndürebildi. Hatta hırsızlık ve yolsuzlukları bile soruşturmaya zorlayamadılar.

Şimdi gelelim gerçeklere. Batının terslemesi ve şantajı ile şimdilik bazı projelerinden, çark etmiş gibi görünüyorsun. Onlar senin, her an onları satabileceğini bildikleri için, şimdilik seni kıstırdıkları noktaları, sıkı, sıkıya tutuyorlar. Çevrende, Azerbaycan dâhil, hiçbir komşu, seninle aynı fikirde değil. Şu anda yaptığın, memleket turlarının da, 2015 genel seçimlerine yönelik olduğunu biliyoruz. Senin açıklamalarının, madde, madde, yalanlamasını yazacaktım, ama baktım ki, sayfalar ve bu köşe yetmez. Vazgeçtim.

ABD Dışişleri Bakanı Kerry bile, komşularımızın, Türk askeri istemediğini itiraf etti. Daha önce, katillere verdiğin gibi, öteki katilleri de, eğitme talimatı verildi. Öldürüp çalmayı da öğretmeni isteyebilirler. Bak Beyaz Saray açıklamasına. Hani iki yıl önce, Beyaz Saray’da, düzmece istihbarat raporlarını kale almayan Amerikalı yetkililer, istihbaratçına talimat verdiklerini yayınlıyor.

Sonuç. Bizi bu bataklığa sen sürdün. Araplar kardeşim Kürtler kardeşim dedin, askerimizi bu batağa sen gömdün. Ülkeyi, bir bataktan ötekine sokup duruyorsun. O kadar çok açığın var ki, yabancıların her türlü şantaja açıksın. Hayatta kaldığın ve ülkenin başına bela olmaya devam ettiğin sürece, daha da ne belalar gelecek başımıza bilemem. Ama iyi şeyler olmayacağı açık.

Aylardır Ebola salgını konusunda uyarıyorum. Ebola, hani Afrikalı kardeşlerin vardı ya, onlardan geliyormuş. ABD’de ölen hastalardan biri, İstanbul çıkışlıymış. Tüm büyük şehir sokakları, saat satan, çakmak satan, dilenen Afrikalı kardeşlerinle dolu. Ama onları da muhalif partiler getirtmiştir mutlaka senin suçun yok. Ekonomi desen mükemmel. Devlet dairelerinde bütçeyi kısarken, kendininkini yüzde yüz artırıyorsun. Anlaşılan, ülke kaz, millet sazan, yolalım diyorsun.

Posted in Bölücü KÜRTÇÜLÜK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, FAŞİZM, ORTADOĞU ÜLKELERİ, PKK TERÖRÜ, Politika ve Gundem, SİYASİ TARİH | Leave a comment

Erdoğan, Davutoğlu, Fidan ve Obama hakkında şok başvuru *** Hey! Leaders! Leave Our Kids Alone!

Mehmet Yaşar Yıldız

Çarşamba, 15 Ekim 2014
Aydınlık

Erdoğan, Davutoğlu, Fidan ve Obama hakkında şok başvuru
Kabul edilirse ‘savaş suçlusu’ olarak yargılanacaklar

Libya’da, Irak’ta ve Suriye’de işlenen savaş suçları Aydınlık Daily yazarı James Ryan tarafından Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşındı. Ryan, ABD ve Türkiye gibi bazı ülkelerin Roma Hukuku’nu çiğnediğini öne sürdü

ABD West Point Askeri Akademisi’nden emekli ve aynı zamanda Aydınlık Daily yazarı James Ryan, ABD ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu bir dizi ülke için, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Kanununun 7. ve 8. maddelerini ihlal ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Ryan suç duyurusunun gerekçelerini ise bir rapor haline getirip Uluslararası Ceza Mahkemesine sundu. Söz konusu raporda Ryan, Suriye’deki binlerce insanın ölümünden, başta ABD olmak üzere İngiltere, Fransa, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Belçika, Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan’ı sorumlu tutuyor.

ÖSO’YA DESTEK YASADIŞI

ABD’nin Suriye’deki rejimi değiştirmek için desteklediği Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) Katar ve Suudi Arabistan’ın finansal destek verdiğini belirten Ryan, Türkiye’nin ise Hatay’ın güneyinde Suriye sınırında sağladığı destek konusunda anahtar bir rol üstlendiğini ifade ediyor. Ryan, Türkiye’nin Esad karşıtı Özgür Suriye Ordusu’na(ÖSO) hastane, barınma desteği ve eğitimleri konusunda da önemli katkıları olduğunu belirtiyor.

Sunulan raporda Irak’ın 2003’te işgal edilmesinden, Libya’da Muammer Kaddafi’nin yıkılması için muhalif teröristlere verilen silah ve para yardımlarına kadar olan savaş suçlarını içeren bir dizi iddia bulunuyor. Ryan bununla birlikte IŞİD terörünün de bu devletlerin silah ve para yardımı yaparak büyütüldüğünü belirtiyor.

Aydınlık Daily yazarı Ryan yazmış olduğu raporda, 2003’te Irak’ın işgal edilmesinin ve bugün Suriye’nin bombalanmasının yasadışı olduğunu vurguluyor. Roma Hukuku’na göre, imzacı ülkerin Uluslararası kamuoyunu etkileyecek derecede ciddi suçları (soykırım, insanlık karşıtı suçlar, savaş suçları gibi) işlemesi durumunda yargılanma şartını kabul ettiğini belirten Ryan, Batının parası ve orduları aracılığla yasadışı para ve silah yardımı yapıldığı ve İslam Devleti(IŞİD) gibi canavarların ortaya çıkartıldığını vurguluyor.

Ryan raporda, Batılı devletlerın şimdi ise yarattıkları canavarı ortadan kaldırmaya çalıştıklarını ifade ediyor. James Ryan, ABD, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan, Roma Hukuku’na imza atmayan ülkeler olmasına rağmen iddia edilen suçları Romanya, Ürdün gibi imza atan ülkelerle ortak gerçekleştirdikleri için Uluslararsı Ceza Mahkemesi yargı statüsüne dahil oldukları belirtiyor.

ERDOĞAN VE OBAMA DA DAHİL

James Ryan, bu sebeplerin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne şikayet etmek için yeterli olduğunu vurguluyor. Ryan’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne sunduğu raporda ABD’den Barack Obama, Hillary Clinton ve John Kerry gibi isimler, Türkiye’den ise Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Hakan Fidan gibi isimler suçu işleyenler arasında gösteriliyor. Son olarak raporunda bu suçlara karşı alınacak yasal önlemleri açıklayan Aydınlık Daily yazarı James Ryan suçlu olduğunu iddia ettiği kurum ve kişilerin işledikleri suçlara ait belge ve konuşmaları yer ve zaman belirterek raporda belirtiyor.

YAZININ İNGİLİZCESİ

James Ryan
Published 14-10-2014
Aydinlikdaily.com

Hey! Leaders! Leave Our Kids Alone!

James Ryan discussed his criminal complaint against 12 countries including the US and Turkey to the International Criminal Court due to war crimes and shows us the way to deal with the criminal politicians turning world into a mass grave.

They must be stopped, these so-called leaders, these so-called champions of democracy, these war criminals, these killers of hope and truth and youth.

And they must be stopped now! That’s why I requested in my Criminal Complaint that the International Criminal Court (ICC) issue warrants for the arrest of the 27 accused so-called world leaders who by their deeds are enemies of humanity. They are armed and dangerous. They finance, arm and encourage the scum of the world as illegal mercenaries to overthrow a sovereign nation, Syria. They continue to commit the crime of aggression and crimes against humanity thus violating Articles 7 and 8 of the Rome Statute, a body of law dedicated to the prevention of grave crimes that threaten peace.

If you haven’t read my interview in Aydinlik Daily at http://aydinlikdaily.com/Detail/James-Ryan-We-Are-Witnessing-The-Disaster/4728#.VDzqmhb-sYM, if you haven’t read the Criminal Complaint I filed with the International Criminal Court at http://www.brighteningglance.org/criminal-complaint-international-criminal-court-6-october-2014.html, or the press release at http://www.brighteningglance.org/press-release-war-crimes-charges-filed-8-october-2014.html you should. Therein you will learn the details regarding my Criminal Complaint entitled Criminal Carnage in Syria by the Criminal Cabal for Perpetual War.

But in the interests of time, and time is scarce because the Cabal’s deeds are foul and fast, I list their names below:

U.S. citizens

Barack Hussein Obama, Hillary Rodham Clinton (Foreign Minister-FM), John Forbes Kerry (FM), John Owen Brennan (CIA), Michael Joseph Morell (CIA), David Howell Petraeus (CIA), and Leon Edward Panetta (CIA);

Turkish citizens

Recep Tayyip Erdoğan (PM), Ahmet Davutoğlu (FM) and Hakan Fidan (MIT);

Saudi Arabian citizens

King Abdullah bin Abdulaziz and Prince Saud al-Faisal (FM);

Qatari citizens

Tamim bin Hamad Al Thani, Abdullah bin Nasser bin Khalifa (PM) and Al Thani Hamad bin Khalifa Al Thani;

Jordanian citizens

King Abdullah II ibn al-Hussein and Abdullah Ensour (PM);

The names of the Cabal’s accomplices, ten other individuals from six European nations, can be found in the above-cited documents.

My Complaint cites widespread and systematic violations of laws designed to end the impunity of perpetrators of the most serious crimes that plague the international community. Furthermore, secret and illegal arms transfers from Libya and eastern European nations, primarily through Turkey into Syria, have fueled an enormous bloodbath crime against humanity. Jordan is a particularly serious violator of the Statute, procuring and delivering armaments and allowing foreign intelligence services to operate terrorist mercenary training camps in its own territory. Amazingly, Jordan is a signatory to abide by the provisions of the same Statute it has violated. A special place for Jordan’s two principals should be reserved at the Detention Center.

The evidence of the crimes of all of these infamous leaders is solid. It is up to the Court’s Chief Prosecutor to launch a detailed investigation to bring the Cabal and its accomplices to trial. I argue for their immediate arrest because they behave like uncontrollable serial murders who lie and kill with impunity. And they are now about bombing the very same group(s) they have armed.

The prime minister of Turkey, America’s naughty-boy enabler, unable to protect the borders of his own country, now argues to train more “moderate” fighters and topple Bashar al-Assad. This is where the current catastrophe began, with Erdoğan supplying his “moderate” al-Nusra friends with weapons. This would be laughable if it weren’t so criminal—a head of state admitting that he intends to continue committing war crimes! This alone deserves arrest. But this is the attitude and manner of speech of the Cabal. I have yet to hear any expert—and, as we all know, only experts appear on television—speak about the overwhelming illegality of this rape of Syria.

Oh, but won’t ISIS or ISID or ISIS and some violent Muslim from the Arab world or Florida or Minnesota or Dublin, Ireland come and slit our throats so much it will make our heads spin?

A good, logical question. My answer is, with what? If the criminals from the Criminal Cabal are now in jail, the page turns. The new page has no money, no weapons, no black market oil flowing into Turkey, no uniforms, no white vehicles, no nothing. No financing, no war. Too simple? Think about it…and think about the above list of criminal politicians and their hacks who are determining the future of our children and grandchildren. Arrest them, now!

Law and life are sacred things. Without the former, the latter is valueless and predatory. Today, we approach that sad condition. When it doesn’t suit their immediate interest, nations honor bound to abide by the humane purposes and principles of the Charter of the United Nations blithely ignore their airy promises and attempt to destroy sovereign nations not to their liking. Talk is cheap and bombs are loud and deadly.

Lies and deceptions fuel barbaric, murderous hordes on the payrolls of the great powers and their secretive intelligence operators. Justice too long delayed is justice denied, said Martin Luther King almost fifty years ago. Can we not arrest this rush to chaos, this deadly, immoral, illegal marathon of aggression? Only the law can stop these deadly, dark powers. This court, the International Criminal Court, is now the only judicial institution that can save the international community that it has pledged to protect.

But with the courageous support and determination of the International Criminal Court we, the vast majority of peace-loving members of the international community, can become a huge force for international restraint and even peace.

But first we must eliminate the toxic, morally corrupt “leadership” that knows only hate, violence and treachery. We can do it. We are smarter and braver than all the ignoramuses that put the world in this catastrophic condition. Put them away forever! Let them spend the rest of their lives trying to understand the dark sarcasm that they’re now just another brick in four walls without bricks.

http://www.aydinlikdaily.com/Columnist-Detail/Hey!-Leaders!-Leave-Our-Kids-Alone!/3040#.VD-2CcscRdh

Posted in DÜNYA ÜLKELERİ, EMPERYALİZM, HUKUK-YARGI-ADALET, SİYASİ TARİH | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN *** GÜLÜMSE * ŞEYTANIN TAŞLARI

Hacca giden müslümanlar
üç gün üst üste şeytan taşlamaya gider.
Şeytana atılacak taşların sayısı toplam olarak 49′dur
İlk gün sadece büyük şeytana 7 taş atılır.
İkinci ve üçüncü gün ise bütün şeytanlara taş atılır.
Dolayısıyla ikinci gün 21 ve üçüncü gün de 21 olmak üzere
ilk üç günde toplam 49 taş atılmış olur.
Önce büyük şeytan,sonra da
küçük şeytan ve Orta şeytan taşlanır..

Peki şeytana atılan bu taşlar ne oluyor.

Suudi Arap bunu düşünmüş.
Atılan taşlar resimde görüldüğü gibi aşağıdaki delikten
iner,orada kurulan tesiste yeniden yedişerli olarak yeniden
poşetlenir.bu poşetlenmiş taşlar hacılara poşeti 3 dolardan
yeniden satılır.

5 milyon hacı,herbiri 9 poşet taş alıyor.
Etti mi 45 milyon poşet taş..
Tanesi 3 dolardan eder 135 milyon dolar.
Ne güzel değil mi?

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, HAYATIN İÇİNDEN, MOLA ZAMANI | Leave a comment

Arap sabunu Kuveytli midir?

Yılmaz Özdil
15 Ekim 2014
Sözcü

Arap sabunu Kuveytli midir?

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde konuşan Recep Tayyip Erdoğan, “Araplar bizi sırtımızdan hançerledi deniyor, sokaklarda dolaşan köpekler Arap Arap diye çağırılıyor, köpeğe o ismi niye veriyor, hep bağlarımızı koparmak için, Ortadoğu’yu bataklık göstermek için” dedi.

Halbuki, Arap atı da var.
Hem de, safkan Arap!
Ona niye itiraz etmiyor?
At normal de, köpek mi anormal?

Üstelik, köpek sırtımızdan mı ısırıyor? En sadık hayvan değil midir?
Hançerleyene Arap diyorsak, can dostumuz köpeğe niye Arap diyelim?

Almanlar bizi sırtımızdan hançerlediği için mi Alman Kurdu diyoruz? Sibiryalılar bizi ne zaman hançerledi? Afganistan’ı bataklık olarak göstermek için mi Afgan Tazısı diyoruz? Çinlilerle bağımızı koparmak için mi ördeklere Pekinli dedik? Japon balıkları çekik gözlü müdür? Kuzguncuk’ta karga yavruları mı yaşıyor?

Memleketin adı, Hindi… Başkentin havalimanı esen Boğa birader!

Hayvana benzetilmek hakaretse… Migros, kangurular alışveriş yapsın diye mi kuruldu? Pencereyi açık bırakırsan, oturma odandaki Kelebek mobilya uçarak kaçıyor mu? Altımıza işeten Penguen dergisi, kutuplarda mı satılıyor, yoksa esprileri mi soğuk? LC Waikiki’yi şempanzeler mi giyiyordu? Lacoste timsah olduğuna göre, sahte Lacoste kertenkele midir? Selpak havlu, fil değil midir? Devekuşu kabareyi, kafamızı toprağa gömerek mi seyrediyorduk? Milli piyangonun güvercini ensene pislesin istemez misin?

Türkiye’nin en zengin ailesi, Koç değil mi? Denizli horozu, Van kedisi, Sivas kangalı, Ankara keçisi, ayıp mıdır? Sarı kanarya, aslan, kara kartal, utanç mıdır?

Balina Aydın, Dana Ferhat, Piton Pakize, Fil Bahadır, chp’nin kedisi Şerafettin… İnsan, sevmediği hayvana insan ismi, sevmediği insana hayvan ismi takar mı? İnek Şaban, Horoz Nuri, Küçük Ceylan, Panter Emel, Balık Ayhan… Yunus Emre… Yusuf’un oğlu mudur Yusufçuk? Obama’nın önünde esas duruşta bekliyorsun, partisinin amblemi Eşek!

Köprüyü geçene kadar ayıya dayı, bana dokunmayan yılan, devlet malı deniz yemeyen domuz, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez, balık baştan kokar, deveyi diken… Sor bakayım Burhan Kuzu’ya, hayvanat bahçesinin atasözleri midir?

Madem sokaklarda dolaşan köpekleri Arap Arap diye çağırıyoruz… Tüyleri sarı veya beyaz köpeği Arap diye çağıranı duydunuz mu hiç bugüne kadar?

Demem o ki…Her konuda olduğu gibi, bu konuda da “ak”la “kara”yı karıştırıyor.

O konuşma yaptığı üniversite, vere vere “sazan”a “Recepi” adını verdi, bu hala Arap’a rencide oluyor!

Facebook:yozdilsozcu
Twitter: yilmazsozcu
E-mail: yozdil@sozcu.com.tr

Posted in Yılmaz Özdil | Leave a comment

İttifaklar çöküyor, çok şey değişiyor

Bülent ESİNOĞLU
bulentesinoglu@gmail.com
15.10.2014,

İttifaklar çöküyor, çok şey değişiyor
Aslında başlık dünya içinde geçerli ama biz iç dünyamıza bakalım
.

2002 Genel Seçimleri yapılmadan önce, Erdoğan’ı iktidara taşıyan, Kutsal İttifakı hatırlatmak, neden çok şeyin değiştiğini ve değişeceğini bize anlatacaktır.Bölücü Kürtler, Türkiye sermayesini elinde tutan kişiler ve başta F-Tipi olmak üzere dini cemaatler bu kutsal ittifakın bileşenleriydi.

Kutsal İttifakın yapıştırıcısı da, Atlantik ötesiydi. Ve uzantısı olan Avrupa’ydı.Kutsal İttifakın önüne konulan program da, Amerika’nın programıydı.Programın içinde, üniter devletin bölünmesi ve uluslararası sermayenin önündeki tüm engellerin kaldırılmasıydı.İttifak ve yapıştırıcısı tamam da, halk Erdoğan’ın arkasına nasıl yığılacaktı?

İktidarı ele geçirme, bir medya savaşı meselesi olduğundan, medyada halka karşı ağır bir savaş sürdürüldü. Bildiğiniz gibi tüm savaşlar medyada başlar orada biter.Siyasi iktidar kuvvet kazandı. 13 yıldır iktidarını medya savaşı ile sürdürüyor.Ancak kutsal ittifakın önemli bileşenlerinden olan Cemaat, iktidardan aldığı payı büyütmek isteyince, kutsal ittifakın anlaşmalarını bozdu.

Cemaatin ittifaktan çıkarılması pek de kolay olmadı.Ayrılma tam olarak gerçekleşmiş değil.Cemaat polis ve yargıda örgütlü olduğundan bu iş uzadı.Sonuç itibariyle, Cemaatle olan ittifak bitmiştir.Cemaatin, ABD ile olan ilişkileri düzenliyor olmasından ötürü, ABD’nin ittifak içindeki yapıştırıcı işlevini sekteye uğratmıştır.Yeni bir gelişme olarak; Yargının bağımsızlığını yeniden elde etmiş olması; hem siyasi iktidara, hem de Cemaati zayıflatmıştır.

Kutsal İttifakın Kürt bileşenine gelince; Açılım adı altında bir süreç yürütülmüşse de, bunda da sona geliniştir.Çünkü İttifakın karşısında tek bir Kürt Hareketi yoktur. Kürt burjuvazisi başka şey istiyor, silahlı ve şiddet yanlısı olanlar başka şey istiyor.

Şiddet ve Türk devleti ile savaştan yana olanlar ittifakı bitirmiştir.Başka bir deyişle, siyasi iktidarın, Açılım süreci diye yürütebileceği bir süreç ortadan kalkmıştır. Her ne kadar Amerikan bağımlısı liberal sermaye bölünmeye desteğini sürdürse de…

Yetmez ama Evetçiler, yani liberal sermayenin kültürel temsilcileri ittifaktan zaten çekilmişlerdi.İttifakın bu üç ana bileşeni siyasi iktidarı desteklemekten vaz geçince, ya da kerhen destekler gibi görününce, ABD desteği de sorunlu hale gelmiştir.

Buna, ABD ve Batının, Türkiye çıkarları ile uyumlu olmayan talepleri de gelince, bu uygulanması imkânsız taleplere TSK direnince, ABD desteği iyice azalmıştır.Amerikan gazetelerinde “Türkiye artık bilim müttefikimiz değil” manşetleri gelince; ABD’nin siyasi iktidara karşı tavrı sertleşmiş olduğu netlik kazanmıştır.

Böyle bir durumda, siyasi iktidarın Türk Ordusunun dediklerini yapmaktan başka sığınacak yeri kalmamıştır. İttifak dağılmış, siyasi iktidar boşlukta kalmıştır.Amerika Türkiye’de destekleyebileceği bir düzen partisi aramaktadır.ABD, CHP ve MHP’yi, Türkiye’yi yönetebilecek ve bölgedeki Amerikan çıkarlarını koruyabilecek örgütlenmeler, olduğuna inanmıyor.

Özetle, düzen partisi olabilecek ve ABD’nin çıkarlarını sürdürebilecek bir örgütlenme ortada görünmüyor.Onun için, sermaye çevreleri, milli görünümlü bir Amerikancı parti nasıl üretebilirizin çabası içindedir.Kolay bir iş değil. Görüntü milli ve halkçı olacak, işlev egemen çevrelerin isteklerini yerine getirecek bir parti!

Öte yandan Türkiye’yi zorlu bir ekonomik kriz bekliyor.Siyasi iktidarın zayıfladığı, ancak, kriz sebebiyle acıtıcı karalar almak sürecinin dayattığı, bir döneme giriyoruz. Yani zor kullanan iktidar gerekiyor.Böyle durumlarda, ABD’nin Türkiye’de ne yaptığını çok iyi biliyoruz. Amerika ile bütünleşen bir darbe; Türkiye ve halkımız için yıkım olur.Öyle inanıyorum ki, büyük sermaye çevrelerinin tek isteği; ABD’nin örgütlediği bir darbedir.

Posted in BÜLENT ESİNOĞLU YAZILARI | Leave a comment

Tayyip efsanesi bitti!

Necati Doğru
E-mail: necatidogru@sozcum.com
13 Ekim 2014
Sözcü

Tayyip efsanesi bitti!

İçeride PKK bataklığı, dışarıda IŞİD bataklığı, derinden derine gelmekte olan ekonomik kriz bataklığı.
Üçlü kıskaca girdik.
Türkiye zavallı ülke değil.
Üçlü kıskaçtan da çıkar.

Bu iktidar inanılır olma mukayeseli üstünlüğünü yitirdi. Muhalefet halka güven verse 2015 seçimleri sonrası bir gün kalamazlar. Tayyip Erdoğan’ın “gövdemi koyarım, bedenimi altına yatırırım” diye panik dozu yüksek savunmayla kurtarmaya çalıştığı durumu halk gördü. Kobani’de Kürt’ün evini IŞİD’li Arap yakıyor. İstanbul’da kurtarılmış mahallede PKK’lı Kürt komşusu Türk’ün evini ateşe veriyor. Bu tablo; “Tayyip Erdoğan’ın barış süreci adını verdiği temelsiz siyasi kurnazlığının acı meyvesi olarak” ortaya çıktı.
Halk aptal değil.
Tayyip efsanesi bitti.

* * * * *

Efsane(!)
Ortadoğu’yu da anlamadı. Türkiye’nin gerçek gücünü de kavrayamadı.
Ortadoğu’nun 4 ayağı:
1-Petrol parası.
2-Doğalgaz geliri.
3- Silaha harcama.
4- Din ve inanç ticareti.
Ortadoğu’yu 100 yıldır “bu dörtlü” şekillendirirdi, bugün de bu dörtlü biçimlendiriyor. Ortadoğu’da ulus olma çabasındakiler, aşiret yapısı içinde kalanlar, ümmetçilikten millete geçmeye çalışanlar sürekli olarak “Tek güçlü adamlar, diktatör liderler” ürettiler.

Tek adam modeli!
Bataklık oldu.
Ortadoğu’ya yapıştı.
Sanayileşemediler.
Ekonomiyi geliştiremediler.
İnsanın beynini, emeğini, ruhunu özgürleştiremediler.

Kadın erkek eşitliğini kuramadılar. Hukukun üstünlüğünü sağlayamadılar. Adalet sistemini tek güçlü adamın, diktatör liderin elinde oyuncak olmaktan çıkartamadılar ve dini de götürüp bu diktatörün beslemesi olmuş üfürükçü, yalancı, çıkarcı, avantacı yandaşlarına teslim ettiler.

* * * * *

Bu yapıdan ne çıkar?
Gerilik çıktı.
Cahillik çıktı.
Fakirlik çıktı.
İç çatışma çıktı.
Allah amigoluğu çıktı.
Mezhep şakşakçılığı çıktı.
Dinci terör çıktı.
Batı kuklacılığı çıktı.

Ortadoğu’nun bütün tek adamları yani ister darbeyle ister seçimle gelsin diktatör tipleri ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın kuklası oldu çıktı. Tek adamlar; petrol, doğalgaz, silah alımı komisyonları ve din ile inanç ticaretinden sağladıkları gelirlerin büyük bölümünü kendi yakınları, yandaşlarına aktararak zenginleştiler.

Az sayıda avantacı zengin.
Çok sayıda cahil halk.
Ortadoğu’nun kaderi oldu.

* * * * *

Tayyip Efsanesi(!)
Türkiye’yi Ortadoğu’nun bu zavallı kaderine vidalamaya kalktı. Ortadoğu’daki “tek adamlığı” ve onun yarattığı; yakınları ve siyasi destekçilerini zengin etme çürümüşlüğünü Türkiye’ye taşıdı.

Tayyip efsanesi bitti.
Dışarıda IŞİD batağına girdi.
İçeride PKK batağında boğuldu.
Türkiye, Tayyip’e mahkum değil.
Türkiye zavallı ülke değil.
Üçlü kıskaçtan çıkacaktır.

Posted in NECATİ DOĞRU YAZILARI | Leave a comment

Hacıağa 99!

Necati Doğru
E-mail: necatidogru@sozcum.com
15 Ekim 2014
Sözcü

Hacıağa 99!

Ken­di ab­dest su­yu­nu ib­rik­le evin­den ge­ti­rip va­kıf su­yu kul­lan­ma­yan kül­tü­rü sıç­ra­ma tah­ta­sı ya­pıp cum­hur­baş­ka­nı olun­ca ma­kam, mev­ki, ün ve al­kı­şı da çok se­ver ol­du.

Na­fi­le oru­cu tu­tar mı!
Yer­yü­zü do­lu­su al­tı­nın ol­sa.
O oru­cun, se­va­bı et­mez.
Tut­sa ne ya­zar!
Har­ca­ma­sı 99’u vur­du.

Her yıl ekim ayın­da büt­çe ha­zır­lı­ğı­na gi­ri­şi­lir. Ma­li­ye Ba­kan­lı­ğı bü­tün ba­kan­lık­la­ra, on­la­ra bağ­lı mü­dür­lük­le­re ve kuş­ku­suz Cum­hur­baş­kan­lı­ğı­na da so­rar: Ge­le­cek yıl (2015’de) si­ze ne ka­dar pa­ra ayı­ra­lım ki, har­ca­ma­la­rı­nı­zı kar­şı­la­sın. Ba­kan­lık­lar, ona bağ­lı bi­rim­ler ve cum­hur­baş­kan­lı­ğı, “har­ca­mak için ne ka­dar pa­ra (büt­çe) is­te­dik­le­ri­ni­” bil­dir­di­ler.

Tay­yip Er­do­ğan da bil­dir­di.
397 mil­yon TL is­te­rim.
Yüz­de 99 ar­tış.
Ka­bul edil­di.
Halk ke­mer sı­kı­yor.
Re­is Tay­yip şi­şi­yor.

* * * *

3 yıl­lık OVP ya­pıl­dı.
(OVP: Or­ta Va­de­li Plan)
2015 he­def­le­ri şöy­le ol­du:
Enf­las­yon yüz­de 6 ola­cak.
(2014 yüz­de 9.54’le ka­pa­nı­yor)
Bü­yü­me yüz­de 4 ola­cak.
(2014 yüz­de 3.3’le ka­pa­nı­yor)
Me­mu­ra yüz­de 3 ar­tı 3 zam.
(Bu da sa­de­ce 123 li­ra tu­tu­yor)
Ge­nel Büt­çe yüz­de 6 ar­ta­cak.
Ya cum­hur­baş­kan­lı­ğı büt­çe­si?
İş­te o büt­çe, yüz­de 99 ar­ta­cak.

Ye­ni Cum­hur­baş­ka­nı Tay­yip Er­do­ğan, el etek öpen­le­ri çok ol­sun di­ye, hal­kın ver­gi­le­riy­le ha­cı­ağa ya­pıl­dı. Bun­dan ön­ce­ki 11 cum­hur­baş­ka­nın hiç­bi­ri­nin dö­ne­min­de; ke­mer sık­ma yıl­la­rın­da ge­nel büt­çe ar­tı­şı kı­sı­lır­ken Cum­hur­baş­ka­nı büt­çe­le­ri şi­şi­ril­me­di.

* * * *

1 yıl­da 397 mil­yon TL.
Ay­da 32 mil­yon TL’­den faz­la.
Gün­de 1 mil­yon­dan faz­la
1 sa­at­te 42 bin TL’­den faz­la.

Bu har­ca­ma­la­rı ye­ni Cum­hur­baş­ka­nı ya­pa­cak. AO­Ç’­de­ki 1000 oda­lı ye­ni sa­ray ya­pı­mı ve es­ki sa­ray­la­rın ona­rı­mı bu har­ca­ma­nın için­de de­ğil. Çün­kü ye­ni Cum­hur­baş­ka­nı­’nın kul­la­na­ca­ğı 4 sa­ray­dan bi­ri Kal­kın­ma Ba­kan­lı­ğı büt­çe­sin­den ak­ta­rı­lan pa­ray­la bi­ti­ri­li­yor ve pa­di­şah­lık­tan kal­ma di­ğer 3 sa­ray da TBMM büt­çe­sin­den ona­rı­lıp, ye­ni­le­ni­yor. Or­ta Va­de­li Prog­ram he­def­le­ri tut­sun di­ye halk ta­sar­ruf fa­re­si ha­li­ne ge­ti­ri­lir­ken ye­ni cum­hur­baş­ka­nı har­ca­ma ca­na­va­rı ya­pı­lı­yor.

* * * *

Bu­ra­ya ya­zı­yo­rum.
Yü­zü olan uta­nır.

Ata­türk için ay­yaş di­yor­lar. 1923-1938 ara­sın­da Cum­hur­baş­kan­lı­ğı yap­tı. Cum­hu­ri­ye­tin ilk büt­çe­si 1924 yı­lıy­la baş­la­dı. Sa­vaş­tan çı­kıl­mış­tı. Ül­ke ha­rap­tı. Ge­lir kay­nak­la­rı çok az, ih­ti­yaç (har­ca­ma­lar) sa­yı­la­ma­ya­cak ka­dar çok­tu. Ül­ke­nin hız­la kal­kın­ma­sı, sa­na­yi­leş­me­si, tam ba­ğım­sız­lı­ğı­nı sür­dür­mek için cum­hur­baş­ka­nı da­hil her­ke­sin “çok ça­lı­şıp-az har­ca­ma­sı­” he­def­len­miş­ti.

1929 yı­lın­da dün­ya­yı sar­san “29 eko­no­mik kri­zi­” pat­la­dı. Tür­ki­ye­’yi de de­rin­den et­ki­le­di. Bu­na rağ­men kar­şı­lık­sız pa­ra ba­sıl­ma­dı, 15 yıl bo­yun­ca denk büt­çe ya­pıl­dı. Ba­ğım­lı­lık ya­ra­ta­cak dış borç alın­ma­dı, sa­de­ce mil­li­leş­tir­me yap­mak için dış kre­di kul­la­nıl­dı. Dev­let ve Ha­zi­ne mal­la­rı, ulu­sal de­ğer­ler bu­gün­kü gi­bi “büt­çe­ye ge­lir sağ­lı­yo­ru­z” di­ye­rek ya­ban­cı­ya ve yer­li zen­gi­ne ha­raç me­zat sa­tıl­ma­dı. Her yıl yüz­de 8 yüz­de 9 çok yük­sek bü­yü­me­ler ger­çek­leş­ti. Ata­tür­k’­ün cum­hur­baş­kan­lı­ğı yap­tı­ğı 15 yıl­da ge­nel büt­çe­de­ki (hal­kın büt­çe­si) ar­tış, cum­hur­baş­kan­lı­ğı büt­çe­sin­de­ki ar­tı­şın hep önün­de ol­du.

* * * *

So­ru­yu vic­dan­lı so­ra­lım:
Halk­tan top­la­nan ver­gi­ler­le yüz­de 99 ar­tış ya­pa­rak har­ca­ma sar­ho­şu ola­na “Ha­cı­ağa 99” de­nil­mez­se baş­ka ne de­nir.

OKU­RA­ NOT:
Cum­hur­baş­kan­lı­ğı, dün ge­ce ak­şam geç va­kit bir açık­la­ma yap­tı ve büt­çe­sin­de­ki ar­tı­şın yüz­de 48,97 ol­du­ğu­nu ile­ri sür­dü. Oy­sa Mec­li­s’­te ka­bul edi­len 2014 büt­çe­sin­de Cum­hur­baş­kan­lı­ğı­’na ay­rı­lan 199 mil­yon 500 bin li­ra (öde­nek­siz) ola­rak ka­bul edil­di. 2015 yı­lı için ise 397 mil­yon li­ra (öde­nek­siz) ay­rı­lı­yor.
Bu da yüz­de 99 ar­tış ya­pı­yor.

Posted in Ekonomi, NECATİ DOĞRU YAZILARI | Leave a comment