SAHTE DAVALARIN PERDE ARKASINDAN *** CEMAATİN İSTANBUL POLİSİNDEKİ LİDERİ KİM * NEREYE ? DAHA KARPUZ KESECEKTİK (!) * BEYFENDİ HESABI ÖDEMEDİNİZ !!!

HANEFİ AVCI HALİÇ’İN SİMONLARI …ERGENEKON OLAYININ TERTİPÇİLERİNDEN ;

“Cemaatin İstanbul polisindeki lideri kim/kimler?” diye soracak olursanız onun yanıtı da kitapta gizli.Bu kişi aynı zamanda Hanefi Avcı’nın kitabı yazmasına sebep olan kişi? Avcı onu “İstanbul Emniyeti’ndeki cemaatin lideri konumundaki polis şefi” diye tarif ediyor.Peki kim bu polis şefleri?

Avcı kitapta ismini vermemiş ama sorduğumda söyledi: Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer ve İstihbarat Şube Müdürü Erol.Peki ne yapmış bu polis şefleri? Avcı kitabında bunu şöyle anlatıyor:

Ali Fuat Yılmazer’in arkasında Cemaat varmış. Ben Yılmazer’in Cemaat’le bir ilişkisinin olup olmadığını bilmiyorum ama onun neden güçlü olduğunu bildiğim çok net bir bilgiye sahibim. O, bu göreve getirildi çünkü onu Başbakan Tayyip Erdoğan istedi. İstanbul’a her geldiğinde de onunla mutlaka görüşüyor Erdoğan”.”
……….

Konu hakkında derin bilgi için okuyunuz :  http://nacikaptan.com/?p=3301

Kalem Zahide Uçar’dadır ;

Zahide UCAR
18 Ocak 2014

Nereye? Daha Karpuz Kesecektik(!)..

Cemaat’in kilit polislerinden İstanbul İstihbarat Şubesi eski Müdürü Ali Fuat Yılmazer emeklilik dilekçesini verdi. Dilekçesi işleme konmuş… Ali Fuat Yılmazer yüzlerce hayatın karartılmasında rol oynayan bir istihbaratçı… Ergenekon operasyonlarının beyni konumundaydı. Tüm teknik takip ve dinlemeler Yılmazer’in başında bulunduğu İstihbarat Şube Müdürlüğü bünyesinde yapıldı. Balyoz operasyonlarının mimarıydı…

Sahte deliller, kurulan tuzaklar, basın ayağı kullanılarak linç edilen insanlar. Onurlarıyla oynanan insanlar… Savcı Öz adına imza atan BTÖ(Beşiktaş Terör Örgütü)’nün beyni… Sehvenler, iftiralar, imzasız mektuplar. Aslında;
Polis, medya, siyaset, yargı ayağıyla asıl çeteyi kendileri kurmuştu. Biri imzasız mektup yolluyor, diğeri sahte delil üretiyor, öteki medya ayağıyla linç ediyor, öteki sabahın beşinde savaşa gider gibi gürültüyle ev basıyor, öteki siyaset ayağıyla meydanlarda “çeteleri bitirdik” diye haykırıyor. Tutuklamalar genelde hafta sonuna getiriliyordu ki, sorgulama işkenceye dönüşsün… Hep aynı hakimin nöbetine getirilen operasyonlar ve tabii ki “tutuklama”!..

Şimdi kendileri oldu çete. Türkiye Cumhuriyetinin adalet kurumuna “Adalet Sarayı” adı verildiği gün anlamıştım bir çapanoğlu olduğunu. Saray varsa eğer, o sarayın kadıları da vardır, Şeyhülislamları da…

Sadece Cumhuriyet’in Yargıçları yoktur. Olanlar da bir şekilde yok edilecektir.Boşuna ulemaya soralım demediler….FBI’dan eğitimli, CİA destekli iftiracı tetikçiler;

Onca ahı sırtına yüklenen Ali Fuat Yılmazer,

NEREYE?

Hesap vermeden kaçacaksın öyle mi?
Erken değil mi?
DAHA KARPUZ KESECEKTİK(!)… *1*

18 Ocak 2014
zahide@zahideucar.com

Cemaatten olduğu idia edilen Polis şefi Ali Fuat Yılmazer’i daha iyi tanıyabilmek için OdaTv’nin aşağıdaki yazılarını da okumanıza sunuyorum .

“CEMAATİN İSTANBUL POLİSİNDEKİ LİDERİ” KİM

31.08.2010
Odatv.com

Hanefi Avcı’nın “Haliç’te Yaşayan Simonlar” adlı olay kitabıyla ilgili çarpıcı bir bilgi bugün Nedim Şener’in köşesindeydi.Posta Gazetesi yazarı gazeteci Nedim Şener, bugünkü köşesinde; “cemaatin İstanbul emniyetindeki liderini” kaleme aldı.İşte “Avcı’ya kitabı yazdıran cemaatin İstanbul polisindeki lideri” başlıklı o yazı:

“Eskişehir Emniyet eski Müdürü Hanefi Avcı’nın yazdığı ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat’ adını verdiği ve Fethullah Gülen cemaatinin devleti ele geçirdiğini anlattığı kitap, tam bir bomba etkisi yarattı. Kitaptan Emniyet Genel Müdürlüğü’nün gayri resmi müdürünün ‘Kozanlı Ömer’ diye bilinen Osman Hilmi Özdil olduğunu öğreniyoruz. “Cemaatin İstanbul polisindeki lideri kim/kimler?” diye soracak olursanız onun yanıtı da kitapta gizli.

Bu kişi aynı zamanda Hanefi Avcı’nın kitabı yazmasına sebep olan kişi? Avcı onu “İstanbul Emniyeti’ndeki cemaatin lideri konumundaki polis şefi” diye tarif ediyor.Peki kim bu polis şefleri?

Avcı kitapta ismini vermemiş ama sorduğumda söyledi: Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer ve İstihbarat Şube Müdürü Erol.Peki ne yapmış bu polis şefleri? Avcı kitabında bunu şöyle anlatıyor:

“Uyuşturucu kaçakçılarına yardım ettiği iddiasıyla tutuklanan Emin (Aslan) Bey hakkında yapılan işlemlere karşı çıktığım için, ona kefil olduğumu söylememden bir süre sonra bu açıklamalarımdan memnun olmayan İstanbul Emniyeti’ndeki cemaatin lideri konumundaki polis şefleri benim toplumdaki saygınlığımı sarsacak bir çalışma başlattıklarını ve yakında işleme koyacaklarını söylemişlerdi.

Hakkımda araştırma yapıldığını söyleyen kişiler cemaatin İstanbul’daki en üst düzey polisleriydi”.Avcı kısa süre sonra bu polis şeflerinin kendi telefonlarını usulsüz dinlediğini öğrenir. Kendisine komplo kurulduğunu gören Avcı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi yetkilileri hakkında İçişleri Bakanlığı’na şikayette bulunur.

Avcı, kitabında Ali Fuat Yılmazer hakkında ilginç iddialarda da bulunuyor.“Hrant Dink cinayetinden sonra Ahmet İlhan Güler görevden alındı. Yerine ise normalde hiçbir zaman bu göreve gelemeyecek, gerekli niteliklere sahip olmayan (sol örgütler konusunda bilgi ve deneyim ile evveliyatında pratik sokak tecrübesi yeterli olmayan), hatta sosyal ve psikolojik açıdan sorunlu olduğunu değerlendirdiğim Ali Fuat Yılmazer bu göreve atandı. İstanbul Emniyet Müdürü (Celalettin Cerrah) sahip olduğu güce rağmen Ahmet’in gidişini engelleyemediği gibi Ali Fuat Yılmazer’e alenen muhalefet etmesine rağmen onun göreve getirilişini de engelleyemedi.

Belki elli tane müdürü İstanbul’a tayin ettirmemeye muktedir bir güce sahipti, herkese karşı dikleşebilirdi ama Ali Fuat ve benzerlerine karşı koyamadı. Belli amaçları olanlar, istedikleri gibi faaliyette bulunmak isteyenler bu konuda kendilerine mani olacak bir engeli daha önlerinden kaldırmış oldular”.

“BAŞBAKANLA GÖRÜŞÜYOR”

Ali Fuat Yılmazer ilginç bir isim.
Ergenekon Operasyonu konusunda oynadığı rolü vurgulayan bir isim. Ama aynı zamanda eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile beraber Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuyla Dink cinayeti konusundaki ihmali ortaya çıkan bir kişi. Ramazan Akyürek görevini kaybetti ama o halen İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı.

Peki bu nasıl oluyor?
Nasıl olduğunu Gülen cemaatine yakın olarak bilinen Emrullah Uslu 24 Ağustos 2010 günü Taraf Gazetesi’ndeki yazısından öğreniyoruz. Uslu şöyle yazıyor:

“…. Yılmazer’in arkasında Cemaat varmış. Ben Yılmazer’in Cemaat’le bir ilişkisinin olup olmadığını bilmiyorum ama onun neden güçlü olduğunu bildiğim çok net bir bilgiye sahibim. O, bu göreve getirildi çünkü onu Başbakan Tayyip Erdoğan istedi. İstanbul’a her geldiğinde de onunla mutlaka görüşüyor Erdoğan”.

İlginç değil mi?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “’Cemaat devleti ele geçirdi’ diyen Hanefi Avcı ile görüştünüz mü?” diye sorulduğunda “Muhatabı onun üstleridir. İl Emniyet Müdürü ile görüşmeyi fevkalade gereksiz bulurum” demişti.“Devleti bir örgüt ele geçirdi” diyen bir Emniyet Müdürü ile konuşmayan Başbakan, bir il emniyet müdür yardımcısıyla her İstanbul’a geldiğinde nasıl, neden ve nerede görüşür?” *2*

BEYFENDİ HESABI ÖDEMEDİNİZ

19.12.2013

Cemaate yakınlığıyla bilinen eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’nden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer’in geçtiğimiz günlerde 10 yıllık ABD vizesi aldığı ortaya çıktı. ABD Büyükelçiliği’ne başvuran Yılmazer’in ABD’ye gitmeyi planladığı öğrenildi. Yılmazer’in vize başvurusunun Hrant Dink cinayetinin kilit ismi Erhan Tuncel’in kendisiyle ilgili açıklamalarına ve hükümetle cemaat arasındaki savaşla aynı günlere denk gelmesi dikkat çekti. Ali Fuat Yılmazer’in vizesini ailece değil, yalnız aldığı da Odatv’nin edindiği bilgiler arasında.

DAVALARIN KRİTİK İSMİ

Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesi sürecinde EGM İstihbarat Dairesi’nde C Şube Müdürü olarak görev yaparken olayda kusuru bulunduğu iddiasıyla hakkında Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca rapor düzenlenen Ali Fuat Yılmazer, başta Ergenekon olmak üzere Balyoz, Kafes, Askeri Casusluk, Odatv soruşturmalarının ön hazırlık aşamasında teknik takiplerden sorumlu istihbarat biriminin başında bulunmuştu. Ve bu davaların beyni durumundaydı.

Hükümet tarafından kızak göreve çekilen Ali Fuat Yılmazer, geçtiğimiz yıl 1. sınıf emniyet müdürü olmuştu.

Yılmazer son olarak Hrant Dink cinayetinin kilit ismi Erhan Tuncel’in itiraflarıyla gündeme gelmişti. 29 Kasım günü İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nda Savcı Muammer Akkaş’a ifade veren Tuncel, 3 Aralık’ta görülen Dink davasında “Karşımızda polis yok. Bir cinayet şebekesi var. Ben hepsine iyilik ettim. Hepsinin ortak özellikleri yalancı oldukları ve adli mercileri yanıltmalarıdır. Ali Fuat ve Sabri Uzun ölüm ihbarı yapmamış ve yanlış rapor düzenlenmiştir. Ali Fuat ve Ramazan Akyürek çetenin üzerindedir. Beni bir numaralı sanık yapıp kendilerini saklamıştır. Odatv, Cübbeli, şike, KCK, Hanefi Avcı suçsuz. Bunları yapan cemaat değil bu ikisidir. Ben bu şahıslara hiçbir kötülük yapmadım. Savcılık halen şahısların kurduğu tuzakla karşı karşıyadır.” ifadelerini kullanmıştı.

Yılmazer eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın yazdığı ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar’ adlı kitapta Cemaatin Emniyet’teki temsilcilerinden biri olmakla itham ediliyordu. *3* Odatv.com

DİP NOTLAR

*1* Zahide Uçar www.zahideucar.com
*2* http://www.odatv.com/n.php?n=cemaatin-istanbul-polisindeki-lideri-kim-3108101200
*3* http://www.odatv.com/n.php?n=beyefendi-hesabi-odemediniz-1912131200

Posted in DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, ERGENEKON - BALYOZ, FAŞİZM, Fetullah Gülen, HUKUK-YARGI-ADALET, Politika ve Gundem | Leave a comment

SİZİN ÇOCUĞUNUZ OLSAYDI

Geçmişten bir anı * Erdoğan ailesi piknikte.
Nereden nereye ???

***

14 Ocak 2014
Rifat Serdaroğlu

SİZİN ÇOCUĞUNUZ OLSAYDI

*Ahmet Burak Erdoğan;
Tarih; 11 Mayıs 1998. Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı.
Yer; İstanbul- Şişli İlçesi Abide-i Hürriyet Caddesindeki Yaya geçidi.
İnsanlar, karşıya geçmek için “Yaya geçidinde” beklemektedirler.
Yayalara “YEŞİL” ışık yanar, insanlar yürümeye başlar.

Tam o sırada, 04 Temmuz 1979 doğumlu Ahmet Burak Erdoğan’ın kullandığı 34 ABR 93 Plakalı Opel oto son sürat, yaya geçidinden geçmekte olan Türk Sanat Müziğinin Büyük Sanatçılarından Sevim Tanürek’e çarpar.Sevim Tanürek hastaneye kaldırılır. Belediye araçları derhal kaza yerini yıkayıp, fren izlerini yok ederler. Sevim Tanürek hastanede ecelle boğuşup can verirken, Ahmet Burak Erdoğan hemen babası tarafından İngiltere’ye “Dil Kursuna” gönderilir. Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi Başkanı Eyüp Çakmak, otosuyla yayaya çarpan A. Burak Erdoğan’ı suçsuz, yeşil ışıkta yaya geçidinden geçmekte olan Rahmetli Sevim Tanürek’i 8/8 suçlu bulur!

Ahmet Burak Erdoğan kurtulur, onu kurtaran Eyüp Çakmak ise, Türkiye Deniz İşletmeleri Kurumuna Genel Müdür Muavini yapılır.Türkiye’nin gözü önünde gerçekleşen “Cinayet” benzeri “Ölümlü” bu olayda, suç işleyen çocuk bir dakika dahi gözaltına alınmamıştır.

-Bu kişi Ahmet Burak Erdoğan değil de, sizin çocuğunuz olsaydı neler olurdu?

*Ahmet Burak Erdoğan;
Yıl 2000. Yer Kasımpaşa Deniz Hastanesi- İstanbul.
Askerliğe uygun olmadığını iddia eden A. Burak Erdoğan, “Çürük Raporu” almak için müracaat eder. Yapılan kontrollerde “Testis Kanseri” teşhisiyle Erdoğan’a “Çürük Raporu” verilir ve Askerlik Hizmetinden muaf tutulur.2001 Yılında yani 1 yıl sonra Ahmet Burak Erdoğan evlenir, çocukları olur.

Şimdi Türkiye’nin en zengin kişileri arasında gösterilmektedir.

-Testis Kanseri diye askerlikten muaf tutulan fakat bir yıl sonra evlenip çoluk çocuğa karışan kişi, Ahmet Burak Erdoğan değil de, sizin çocuğunuz olsaydı neler olurdu?

*Necmettin Bilal Erdoğan;
17 Aralık 2013 tarihinde Cumhuriyet Savcısı “Yolsuzluk-Hırsızlık-Rüşvet” suçlarıyla ilgili operasyon için düğmeye bastı.Bakan çocukları, milyonlarca Dolar-Avro ile oynarken yakalandılar ve tutuklandılar. Banka Genel Müdürünün evinde ayakkabı kutularında milyonlarca Avro bulundu, tutuklandı.

Devletten ihale alan bazı iş adamlarının, Necmettin Bilal Erdoğan’ın kurduğu Vakfa, demetler halinde milyonlarca Dolar-Avro verdikleri teknik takiple belirlendi, belgelendi. Cumhuriyet Savcısının isteğiyle ilgili Mahkeme bu iş adamlarının malvarlıklarına el koydu.

Üniversite Rektörlerini, TSK’nın Orgenerallerini, Bilim Adamlarını, Gazetecileri sabaha karşı polis gücüyle gözaltına alan Cumhuriyet Savcısı, ifadesine başvurmak üzere Necmettin Bilal Erdoğan’a davetiye gönderdi.

N. Bilal Erdoğan Cumhuriyet Savcısının davetine gitmedi. Kendisini almaya giden polisler Başbakanlık Korumaları tarafından tekme-tokat dövülüp, kovalandılar. Baba Erdoğan oğlunun Savcı tarafından aranması karşısında çılgına döndü ve adeta “Yemişim senin gibi Savcıyı” dercesine, Cumhuriyet Savcısını tehdide varan sözlerle yerden yere vurdu, hakaret etti.

-Cumhuriyet Savcısının davet ettiği halde gitmeyen kişi Necmettin Bilal Erdoğan değil de, sizin çocuğunuz olsaydı neler olurdu?

*Binali’nin Bacanağı;
Binali Yıldırım, taa İstanbul Belediyesinden beri Tayyip Erdoğan’ın sağ kolu ve sırdaşıdır. Kendisi yeni dönemin gizli zenginlerindendir. Oğlu da çabuk zengin olan, gemi filosu sahibi bir gençtir.

Bacanağının, Binali’nin Bakanlık Memurlarıyla birlikte yaptıkları rüşvet-avanta pazarlığı ve demet halinde para aldıkları filmi gözlerimizle gördük. Bacanak para aldığı iş adamlarına “iş tamam” diyordu.

Bacanak önceden haber aldığı için, kaçtı. Dört gün yakalanamadı.Bu arada on dört kişi tutuklandı. Dört gün sonra teslim olan bacanak, dosyaya hâkim olan Mahkeme beklenmeden, nöbetçi mahkemeye çıkarıldı ve serbest bırakıldı.

-Filmini seyrettiğimiz kişi, AKP İzmir Büyükşehir Başkan Adayı ve Başbakan Erdoğan’ın sırdaşı Binali’nin bacanağı değil de, sizin akrabanız veya oğlunuz olsaydı, neler olurdu?

Ekmek-su aş bekleyebilir / Temele taş bekleyebilir,Devlete baş dahi bekleyebilir / Adalete mutlak uyulmalı ve bekletilmemelidir, demişti şair.

12 yıllık AKP İktidarında yapılan her türlü yıkım onarılabilir, maddi kayıplar zor da olsa yerine konabilir. Fakat Adalet ve Hukuk Devletinde yapılan yıkımların tamir edilmesi, Türk Milletinin çok uzun zamanını alacaktır.

“Bir Hilal Uğruna Ya Rab, Ne Güneşler Batıyor” deyişinden
“Bir Bilal Uğruna Ya Rab, Adalet Batıyor” noktasına geldik.

“Hem Müslüman, Hem Lâik Olunmaz” diyen Recep Tayyip Erdoğan’a;
“Hem Müslüman, Hem Hırsız Olunur mu?” desek ne yanıt verir dersiniz?
Vah Türkiye’m vah, kimlerin eline kalmışsın!

Bu olaylar benim çocuğumun başına gelseydi, benim çocuğumda aynen Burak-Bilal-Binali gibi korunur, pamuklara sarılır diyorsanız, hiç durmayın, koşa-koşa AKP’ ye oy vermeye gidin. Yok, benim oğlumu perişan ederler, gençliğini söndürürlerdi, diyorsanız işte size fırsat; AKP’ye ve Kürtçü-Bölücü partilere oy vermeyin, verdirmeyin…

Sağlık ve başarı dileklerimle

http://rifatserdaroglu.com/2014/01/14/sizin-cocugunuz-olsaydi/

Posted in Rifat SERDAROĞLU yazıları | Leave a comment

HÜKÜMETİ KİM KURTARIYOR ?

Mustafa Yıldırım
13 Ocak 2013

HÜKÜMETİ KİM KURTARIYOR?

Paket paket, kutu kutu paralar, pazarlık görüntüleri, görüşme tutanakları ortalığa dökülüyor.Bakan çocukları, banka yöneticisi tutuklanıyor. Bir değil, dört bakanlar istifa ettiriliyor.Sarsılmak ne söz, hükümet sallanıyor; bunalıyor, düştü düşecekler, derken…

Babalar medyasının çoğunda başlık atılıyor atılıyor: “Devlet krizi var!”
Devlet krizi varsa gerisi ayrıntıdır diyen Deniz Baykal, zoraki genel başkanı Seyyid Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yetkiyi alıp koşturuyor Cumhurun reisine “Aman” diyor,” devlet krizi var!”

Baro başkanı da koşturuyor Cumhurun reisine ve sallanan hükümetin başkanına.Cumhurun reisi ve Hükümet başkanı derin bir “Oh” çekiyorlar.Pası alan Cumhurun reisi devlet katıyla, siyasal parti yöneticiliğiyle ilgisiz Hocaefendi’yle mektuplaşıyor.

Hükümetin başkanı kendisini toparlıyor; seri gezilere çıkıyor. O uzak ülkelerdeyken yüzlerce polis yöneticisi görevinden alınıyor.Derin derin soluklanan Hükümet başkanı sesini yükseltiyor:

“İçerde günahsızlar var!”

Kendi kendine gelin-güvey olan “devlet krizi” çözücüleri, “Kimdir o günahsızlar?” diye sormuyorlar.“28 Şubat mağduru” denilerek aklanmaya çalışanlar mı?

Humeyni-Kürt Hizbullahileri mi?

İran askeri kamplarında eğitilen yerli yabancı çok sayıda insana kıyan İslami hareketçiler mi, al-Kudüs Kuvvetleri elemanları mı?

Madımak davasında hüküm giyenler mi? (Zanlıların çoğu zaman aşımından kurtulunca Hükümet başkanı “Milletimize hayırlı olsun” demişlerdi.) İçerde “günahsızlar var” diyen Hükümet başkanının “28 Şubat post moderndi” dedikten hemen sonra “operasyonlar dost modern” deyişini duymazdan geliyorlar.

“Günahsız yatanlar ‘dost modern’ operasyonun mağdurları mı acaba?” diye de sormuyorlar.Oysa “dost modern” operasyondan bu yana Hükümet başkanının, Cumhurun reisinin, bakanlardan herhangi birinin ağzından “Ergenekon”, “Silivri”, “Metris”, “Hasdal”, “Balyoz”, “casusluk davası”, “kumpas” sözleri çıkmadı.

Yalnızca siyasal hiçbir sorumluluğu olmayan bir “müşavir” söz arasında “kumpas kuruldu” demişti, o kadar! Ortada fol yok, yumurta yokken kendi kendine gelin-güvey olanlar, yine işin kolayına kaçmışlardı!

Onlar ortamı yatıştırıp ham hayallere kapılırken fırsatı yakalayan Hükümet başkanı şeyhlere, hocalara baş eğdirdi; gücün her zaman maaş verende olduğunu gösterdi ve gelin-güvey olanlara, tıpkı eski günlerdeki gibi, sonucu bildiriverdi:

“Haddini bil!”

Hükümet başkanı konuşmadan önce önüne gelenin ırzına sözleriyle saldıran, Madımak avukatının TBMM’deki tekmesi “haddi” belirlemişti!

Yeniden yargılanma (yargıçları belliyken) çözümleri üretenler bir de baktılar ki “Yetmez, ama evet” ya da ünlü “devrim teorisyeni” Oya Baydar’ın “Gönül rahatlığıyla evet” anayasası daha yeterli oluyor ve hâkimler doğrudan emir altına giriyorlar!

Onu bunu bir yana bırakırsak, “devlet krizi” var deyip ortaya atılıverenler, teknik çözümler önermeye koşanlar, suç duyurusunda bulunuveren TSK yöneticileri başarılıdırlar.

Zaten ne zaman halk kıpırdanıp gerçek temizliğe girişiverecek hemen öne atılıp halkın önünü tıkıyorlar. Oysa savaş esirlerinin özgürlüğü için mahkeme kararı beklendiği tarihte görülmedi.

Posted in MUSTAFA YILDIRIM | Leave a comment

AKP’NİN YOLSUZLUK TARİHÇESİ * Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun bomba ayrıntıları!

Aralık 19, 2013
Sözcü

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun bomba ayrıntıları!

Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ve 17 Aralık Operasyonu kapsamında her gün yeni iddialar öne sürülüyor.
Rıza Sarraf’la ilgili 2012 yılında başlatılan soruştumanın dayanağının 2008′de MASAK tarafından hazırlanan Kara Para Aklama Raporu olduğu Sarraf’ın adının bu raporda ‘Şüpheli Şahıslar’ arasında yer aldığı belirtiliyor.

“SARRAF BAKANLARA RÜŞVET VERDİ”

Sarraf’ın bazı bakanlara rüşvet verdiği o bakanlardan birinin de İçişleri Bakanı Muammer Güler olduğu iddia ediliyor. Rüşvetin rakamsal büyüklüğünün 20 milyon TL olduğu iddia ediliyor. Rüşvet alışverişinin, teknik takip ve bu sırada yapılan dinleme ve görüntülemelerle delillendirildiği belirtiliyor.

“SORUŞTURMAYI SIZDIRAN İSİM İÇİŞLERİ BAKANI GÜLER”

Bakan Güler’le ilgili olarak rüşvet kadar şaşırtıcı olan bir başka iddianın da soruşturma dosyasına girdiği öğrenildi.Buna göre İçişleri Bakanı Muammer Güler soruşturmayı sızdırdı, bu nedenle operasyon düğmesine planlanandan erken basıldı.İddiaya göre Sarraf, onunla ilgili bir soruşturmanın yürütüldüğünü biliyordu. Ona bu haberi ileten kişi İçişleri Bakanı Muammer Güler’di.

SARRAF VE GÜLER’İN NASIL TANIŞTIĞI BİLE DOSYADA

Çok kapsamlı hazırlandığı öğrenilen soruşturma dosyasında İçişleri Bakanı Güler ile Sarraf’ın nasıl ve kim tarafından tanıştırıldığına yönelik tespitler bile var. İddiya göre Güler ve Sarraf’ın bu tanışmalarında bir rüşvet pazarlığı yapıldı, 1 milyon dolarla başlayan bu pazarlık 1 buçuk milyon dolarlık anlaşmayla sonuçlandı. Savcılığın bu iddiasını, bu sırada yapılan telefon dinlemeleri ve diğer teknik takip sonuçlarına dayandırdığı öğrenildi.

“İÇİŞLERİ BAKANI ŞU İŞLER KARŞILĞINDA RÜŞVET ALDI.”

Adliye ve polis çevrelerinden sızan bilgilere göre toplam 20 milyon TL olduğu belirtilen rüşvet karşılığında bakanın “hallettiği” iddia edilen işler de art arda sıralanıyor. Buna göre bakan Güler’in Sarraf’ın yakınlarının Türk Vatandaşlığına geçmesi için Bakanlar Kurulu kararı çıkarmak dahil bir çok işinde yardımcı olduğu ileri sürülüyor. Rüşvet karşılığı yapıldığı iddia edilen diğer işlerden bazıları da şöyle.

- Çin’deki paravan firmalarının oradaki bankalarla sıkıntıların giderilmesi için İçişleri Bakanı sıfatıyla Referans Mektubu yazılması

- Rıza Sarraf’ı MASAK’ın takip etmesine yol açan ihbarı yapan Emniyet Müdürü Orhan İnce’nin İstanbul’dan tayininin rüşvet karşılığında çıkarılması

- Sarraf’ın Trafik uygulamalarında durdurulmaması için 1.5 Milyon Dolarlık Rüşvet karşılığında Koruma Polisi tahsisi,

- Sarkuysan A.Ş. adlı şirketin Genel Kurul Toplantısı’nda için görevlendirilecek Bakanlık Temsilcisinin, Rıza Sarraf’ın talebi doğrultusunda belirlemesi.

- Rıza Sarraf’ın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi

“BAKAN GÜLER 20 MİLYON TL RÜŞVET ALDI”

Soruşturma dosyasında İçişleri Bakanı Muammer Güler’e verilen rüşvetlerin GÜLER’in oğlu Barış GÜLER’e teslim edildiği iddia ediliyor. Sözkonuşu rüşvet ilişkisinin maskelenmesi için taraflar arasında danışmanlık hizmeti kontratının imzaladığı belirtiliyor.Barış Güler’den danışmanlık hizmeti alınmasıyla ilgili 720.000 Dolarlık kontrat imzalandığı ileri sürülüyor.

SUÇ ÖRGÜTÜNÜN ADI : SARRAF

Soruşturmanın İçişleri Bakanı Güler ve oğlu Barış Güler ile ilgili bölümünde organizasyonun adı “Sarraf suç örgütü” olarak geçiyor. Söz konusu örgütünün faaliyet alanının Türkiye, İran, Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin ve Rusya’yı kapsayan düzeyde olduğu belirtiliyor. .

Savcılık, bakan Güler’den rüşvet karşılığı Türk Vatandaşlığı talep edilmesinin İran’lı şüpheliler için bir zorunluluk olduğunu savunuyor.Şüphelilerin İran vatandaşı olmaları nedenleriyle, ABD, AB ve BM tarafından uygulanan ambargolar nedeniyle uluslararası bankacılık işlemlerinde hesaplarının bloke olması riskinin bulunduğu,

Dubai’de ikamet etmelerinden ötürü yürüttükleri faaliyetler alanında Dubai ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde ağır yaptırımlar ve cezai müeyyideler ve paralara el konulma riskiyle karşı karşıya oldukları,Türkiye’de sadece ikamet izniyle bulunmaları halinde ise karşılaşacakları olasi adli işlemler sonucu sınırdışı edilme riskini yaşayacaklarının altı çiziliyor.

1 MİLYON DOLARA BAKANLAR KURULU KARARIYLA “İSTİSNAİ TÜRK VATANDAŞI” OLDULAR

Savcılığın tespitine göre Sarraf bu problemleri ortadan kaldırmak için yakınlarını Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığına geçirmek için Bakan Güler’in kapısını çaldı, bu talebini iletti. İddiaya göre Bakan Güler, oğlu Barış Güler ve Rıza Sarraf arasında kişi başı 1 milyon dolar rüşvet karşılığı anlaşma sağlandı. İstisnai yoldan vatandaşlık işlemlerinin Bakan Güler tarafından bizzat takip edildiği,

Bakanlar Kurulunda gündeme getirdiği, sonuç olarak 5 İranlı’nın 5 milyon dolar karşılığında istisnai vatandaşlık yöntemiyle Türk Vatandaşlığını kazandığı belirtiliyor. O isimler de şöyle sıralanıyor. Rıza Sarraf’ın ağabeyi Mohammad Zarrab, babası Hoossein Zarrab, Shahram Mohaghegh, Orami Aresh Miangoggiah ve Rajai Mohammed Reza. Savcılık son üç ismin örgütün üst düzey yöneticisi ve komisyoncularından olduğunu ileri sürüyor.

“SUÇ ÖRGÜTÜNÜN DİĞER ÜYELERİNİ DE TÜRKİYE’YE ÇAĞIRDI”

Türk Vatandaşlığı kazanmanın yolunu açan Rıza Sarraf’ın suç örgütünün Dubai’de bulunan ve cezai işlemlerle karşılaşan elemanlarını da Türkiye’ye davet ederek trafiğin Türkiye üzerinden yönetilmesini talimatını verdiği tespit edildi.

“400 BİN DOLAR RÜŞVET KARŞILIĞINDA EMNİYET MÜDÜRÜNÜ SÜRDÜRTTÜ”

2003 – 2011 yıllarında Rusya’ya nakit para kaçakçılığı yapmak üzere Türkiye’de kurulu bulunan 10 paravan firmaya yönelik vergi müfettişlerince başlatılan denetleme sonrasında tedirginliğe kapılan Rıza Sarraf’ın para transferi sistemini değiştirerek, paravan firmaları Çin’e taşıdığı ve nakit akış trafiğini de İran’a çevirdiği belirtiliyor.

İddiya göre Emniyet Müdürü Orhan İnce takipteki örgütün eski bir üyesi Adem Gelgeç’ten Rıza Sarraf liderliğindeki örgütün yurtdışına paravan firmalar üzerinden usulsüz olarak 6 milyar dolar çıkardığını öğrendi. Bunun üzerine Sarraf’ın işlemlerinin incelenmesi için MASAK’a ihbarda bulundu.İşte bu ihbarın, Emniyet Müdürü’nün rüşvet karşılığı sürdürülmesiyle sonuçlandığı, Sarraf’ın İçişleri Bakanı Muammer Güler ve oğlu Barış Güler ile 400 Bin Dolar rüşvet karşılığında anlaştığı, Emniyet Müdürü’nün Haziran 2013′de Bakan oluruyla önce Osmaniye’ye ardından Zonguldak’a tayin edildiği iddia ediliyor.

400 BİN DOLAR BARIŞ GÜLER’İN OFİSİNDE

Sarraf’ın Emniyet Müdürünün tayini sonrasında, anlaşılan rüşvet miktarı olan 400.000 Doları suç örgütü içerisinde faaliyet gösteren Özgür Özdemir tarafından Barış Güler’in Nuruosmaniye’deki ofisinde teslim ettiği belirlendi.

SAVCILIĞIN DELİLİ TELEFON DİNLEMELERİ

Soruşturmayı yürüten savcıların “Rüşvetle Emniyet Müdürü Sürdürme” iddiasını bazı telefon görüşmelerine de dayandırdığı öğrenildi. Onlardan birinde, Emniyet Müdürünün tayininin hemen ardından oğul Güler’in Sarraf’ı aradığı, müjde verdiği, şahsın gittiğini söylediği, hatta Sarraf’ın bahsettiği ama ismini vermediği -gidecek başka birini- konuştukları belirtiliyor.. Sızan bilgilere göre işte bu kritik görüşme de kayıt altında ve soruşturma dosyasında.

3 MİLYON DOLAR RÜŞVET KARŞILIĞINDA MESLEKTEN İHRAÇ SÖZÜ

Öğrenildiğine göre Bakan Güler hakkında bir başka kritik suçlama da var. Güler’in 400 Bin Dolar karşılığında İstanbul’dan tayinini çıkardığı Emniyet Müdürünün Meslekten ihraç edilmesi için de 3 Milyon Dolar karşılığında rüşvet anlaşması sağladıkları ileri sürülüyor, bu iddianın da teknik takip ve görüntü kaydıyla tespit edildiği belirtiliyor.

Savcılığın Barış GÜLER’e rüşvet parası teslimatının zaman zaman Rıza Sarraf tarafından bizzat, zaman zaman da Özgür Özdemir isimli örgüt mensubu tarafından yapıldığını de tespit ettiği öğrenildi.Soruşturmadaki bulgu ve tespitleri göre 25 Ekim 2013 tarihinde Barış Güler’e 3 Milyon TL ulaştırıldı. Bu paranın akışı da adım adım 3 fiziki takip raporlarına yansıdı.

BARIŞ GÜLER SARRAF’IN ÖZEL UÇAĞIYLA İSTANBUL’A GETİRİLDİ

Emniyet Müdürünün tayini sonrasında Bakan Muammer Güler’in talimatıyla yüzyüze görüşmek üzere Rıza Sarraf ile buluşmaya çalışan Barış Güler’in, Sarraf’ın özel uçağıyla Ankara’dan alınarak İstanbul’a getirildiği de belirlendi.

BAKAN GÜLER VE OĞUL GÜLER ARASINDAKİ GÖRÜŞMENİN KAYDI DA DELİLLER ARASINDA

3 Milyon Dolar rüşvet teslimatı sonrasında Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’i aradığı, aleni olarak rüşvet teslimatı yapılmaması gerektiğini söylediği, ve bu görüşmenin kaydının da soruşturma dosyasına girdiği öğrenildi. 26 Ekim tarihinde yapılan bu görüşmede bakan Güler’in telefon dinlenmesi tehlikesinden bahsettiği, paranın birebir teslimini kastederek yöntemin değiştirilmesini önerdiği belirtiliyor.

“SARRAF İSTEDİ 3 BAKAN BASIN KURULUŞLARINA BASKI İÇİN SEFERBER OLDU”

Savcılığın iddiasına göre sürülen Emniyet Müdürü Orhan İnce’nin elinde bulunan belgeleri basın kurumlarına vermesinden şüphelenen Rıza Sarraf, 3 Bakandan medya kuruluşlarına baskı yapılmasını istedi. Bu bakanlar Çağlayan, Güler ve Egemen Bağış

BAKAN GÜLER:DEFTERİNİ DÜRECEĞİM O P..

Soruşturma dosyasına yansıyan telefon görüşmeleri dökümlerine göre Bakan Güler Sarraf hakkında ihbarda bulunan Emniyet Müdürüne ağır hakaretlerde bulundu. Soruşturma açılmasını sağladı. Meslek hayatını bitirebileceğini söyledi. Rıza Sarraf ve Bakan Güler arasında geçen Emniyet Müdürü’nün konu edildiği ikili görüşmenin de kayıt altına alındığı ve dosyaya girdiği belirtiliyor. O görüşme sırasında Güler’in Sarraf’a emniyet müdürünün ileri gitmesi halinde, onunla ilgili ifade vermesini, müdürün ondan rüşvet istediği yolunda beyanda bulunmasını önerdiği belirtiliyor. Güler bu işlemin yapılması halinde Emniyet Müdürü’nü meslekten attırabileceğini söylediği iddia ediliyor.

MÜDÜR MAHKEME KARARIYLA DÖNDÜ, ANCAK ZONGULDAK’A YİNE TAYİN EDİLDİ

Dosyaya giren bilgilere göre mahkeme kararıyla İstanbul’a dönen Emniyet Müdürü Orhan İNCE, mahkeme kararı olmasına rağmen tekrar tayin edilerek bu sefer Zonguldak’a gönderildi.Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında Halk Bankası’nın değil müdürüyle ilgili iddiaların soruşturulduğu öğrenildi. Salih Kaan Çağlayan’ın kaldığı dairede evin Bakan Zafer Çağlayan üzerine olması nedeniyle aramanın yapılamadığı belirtildi.

http://sozcu.com.tr/2013/gundem/yolsuzluk-ve-rusvet-operasyonunun-bomba-ayrintilari-426907/

http://galeri.sozcu.com.tr/2013/foto/genel/caglayan-ve-bagis-hakkinda-sok-belgeler.html?pid=14

Posted in Politika ve Gundem, SİYASİ PARTİLER, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

Kurban Olayım Senin Demokrasine…

Hikmet Çetinkaya
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr
17 Ocak 2014 Cuma
Cumhuriyet

Kurban Olayım Senin Demokrasine…

Baştan söylemiştim “ok yaydan çıktı, bunun asla dönüşü olmaz” diye…
Başbakan konuşuyor, devlet içinde devlet vurgusu yapıyor, cemaatin defterini düreceğini söylüyor.

Sabah gazetelerin birinci sayfaları…
“Denge değişti!”
Ne dengesi, diye sormaya hiç gerek yok!

HSYK dengesi.HSYK’de Yargıtay ve Danıştay kökenli beş üye Adalet Bakanlığı’yla birlikte hareket etmiş… Böylece hükümet dokuza karşı 13 çoğunluğa ulaşmış.Önemli atamaların önü açılmış.Devlet içinde devlet dediğin bu işte!

Dokuz üye cemaatin, 13 üye hükümetin…

Hani AKP-cemaat koalisyonu denildiğinde çok kızıyorlardı daha altı ay önce!Her şey açık seçik ortaya çıktı!Cemaat, Hizmet ya da Fethullah Gülen hareketi çete falandı ya!HSYK’de iddiaya göre dokuz üye cemaate yakınsa, onlara ne ad vereceğiz?

HSYK’de kıl payı bir denge oluştu.Çünkü, HSYK yasa gereği 15 üyeyle toplanıyor, 12 oyla karar alıyor.Bundan sonra neler olacağı belli…
Atamalar, soruşturmalar.Başbakan Erdoğan gibi “ihanet şebekesi” desek hemen yargıçlar harekete geçer, hakkımızda soruşturma başlatır.
Boynumuza bir örgüt yaftası asarlar, tutuklarlar…

Demek ki Türkiye’nin evrensel hukuka, demokrasiye, özgürlüklere, yargının bağımsızlığına gereksinimi var.HSYK Genel Kurulu’ndan çıkan sonuca bakıldığında yargımız bağımsız değil. Hükümet ve cemaat arasında bir güzel paylaşılmış.

***

Türkiye’de hiçbir siyasal iktidar kendisini eleştiren gazetecilerden, bilim insanlarından, hukukçulardan, sanatçılardan, aydınlardan, emekçilerden hoşlanmadı.Türkiye’de siyaset hep kirliydi ama bugünkü kadar hiç kirli olmadı…

Başbakan ve kendisine yürekten bağlı olanlar kendilerinin hem hükümet hem devlet olduğunu sanıp, doğru bulmadıkları, inanmadıkları her şeyi ayıp, yanlış, günah olarak görüyor.Medya patronlarını baskı altında tutuyor, beğenmedikleri gazetecileri, televizyoncuları işlerinden attırıyor.

Gezi Direnişi sürecinde bunların hepsini yaşamadık mı?
İşadamlarına ve medya patronlarına nasıl baskı yaptılar!
Başbakan sanki en büyük dini lider!
En yüce anayasa hukukçusu!

Türkiye’de tüm çocuklar, tüm gençler onun buyruğundan çıkmayacak, kendi çocukları gibi muhafazakâr yaşam biçimini seçecek!
Tüm savcılar, tüm yargıçlar onun gibi düşünecek!
Başbakan’ın buyruğuna uymayanlar, bir bakıma ona biat etmeyenler günahkâr!
Başbakan “van minit” çekerken, “kardeş Mursi, katil Sisi” derken tüm Türkiye aynı sloganı atacak!

Oysa demokratikleşme, yargı bağımsızlığı, evrensel hukuk, adalette eşitlik, özgürlük gibi kavramlar böyle bir şey değildir.Etnik-dini, inanç farklılıklarıyla ötekileştirilmiş insanların da istemleri vardır demokrasilerde…

O yüzden onları karalamak, itelemek, toplumdan dışlamak otoriter demokratikleşmedir.Yani sandık demokrasinin bir ayağını oluşturur!
Onu geliştirmek, bireyin özgürlüğüyle, yasalarla, demokrasiyle gelişir; yasaklarla değil…

***

Televizyon kanallarında Gülen hareketi tartışmalarını izlerken inanın şaşırıp kalıyorum.Bir yanda cemaate yakın ve ilişkisi olanlar, öte yanda iktidar yanlısı gazeteciler…

Daha düne dek cemaatin peşinden gidenler şimdi cemaate tüm güçleriyle saldırırken, çalıştıkları gazeteler 90’lı yıllarda pek çok bilgi ve belgeyi ortaya çıkaran polis müdürlerinin açıklamalarını manşetlerden veriyorlar.

O yıllar ben, tüm bunları yazdım.
O yıllar bu genç meslektaşlarımın bazıları gazeteciliğe başlamamıştı…
Başbakan Erdoğan MSP’nin İstanbul İl Başkanı’ydı.90’lı yıllarda cemaatin hem polis hem yargıda hem de Milli Eğitim’de gücü vardı…
Erdoğan sanki cemaati yeni tanıdı…

Tanrı aşkına söyleyin kim kimi kandırıyor?
İktidar ortaklığı bitti, Pandora’nın kutusu açıldı…
Fethullah Gülen bu hareketin lideri değil mi 40 yıldan beri?

***

Hoca sıkıştı, bankası batırılacak, yardım istiyor…
Uçurumun kıyısında!
Ellerinde ne belgeler ve dosyalar vardır daha!
Bekleyelim!
Beklemesine bekleyelim…
Ama dün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yolsuzluk soruşturmasının 3. dalgası için düğmeye basıldı basılmasına da.Organize Şube Müdürlüğü acaba soruşturmayı engelledi mi?

Kurban olayım ben sana, böyle demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına.Yolsuzlukları ortaya çıkarmak, suçluları yakalamak…
İhanet şebekesi mi?..

Posted in DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, FAŞİZM | Leave a comment

Haşhaş ve Bilal Oğlan!

Özgen Acar
ozgenacar@gmail.com
17 Ocak 2014 Cuma
Cumhuriyet

Haşhaş ve Bilal Oğlan!

Pazar günü Yeni Şafak gazetesinde Yusuf Kaplan, Feto cemaatini “Taban, Allah rızası için koşturuyor. Tavan ise Türkiye’ye karşı komplo üstüne komplo kuruyor” sözleri ile “Hasan Sabbah çetesine” benzeten bir yazı yayımladı.Salı günü de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu sözlerden esinlenerek ya da kopya çekerek şöyle konuştu:

“Tarihte de bunu gördük. Haşhaşiler denilen gözü dönmüş gizli bir örgütün devlet bünyesini nasıl esir almaya çalıştığını, gerektiğinde düşmanlarla nasıl işbirliğine gittiğini, asırlar önce millet olarak yaşadık ve gördük. Devlet, bu sinsi virüslere, sızıntılara asla geçit vermez…”

Kaplan’ın sözünü ettiği Hasan Sabbah’ın önderliğindeki yapılanmayı Başbakan “Haşhaşiler” olarak kullandı.

***

İran’ın Kum kentinde doğan Hasan Sabbah (1032?-1124) Alamut devletini kurduğu, yüksekçe bir tepede aynı addaki kalede yaşamını sürdürmüştü. (Bir geri dönüş yapalım! Kum kentinde yetiştirilen Türk kökenli fedailerin, başta Uğur Mumcu olmak üzere pek çok Türk aydınını öldürdüklerini de anımsayalım!)

Hasan Sabbah, sınırlı askeri güce sahip, 167 yıl süren devletini Bağdat halifelerine, Selçuklulara, Haçlılara, Moğollara karşı korumak amacıyla değişik bir savunma yöntemini yaratmıştı.

Seçkin “fedailerden” oluşturduğu vurucu gücüyle, genelde camilerde önemli hedefleri öldürterek, çevrede “psikolojik baskı” yaratıyordu. Örneğin, dönemin ünlülerinden Nizamülmülk, Alparslan, Melik Şah ve Şemsi Tebrizi’yi bu yöntemlerle öldürttüğü söylenegelmiştir.

Örneğin, Musul-Halep’in Türk valisi El Porsuki, hiçbir kılıcın işleyemeyeceği zırhlı elbisesi içinde Musul Ulu Cami’de korumalarının eşliğinde cuma namazını kılıyordu. Hasan Sabbah’ın “fedaileri” de namaz kılarken bir anda yerlerinden fırlayıp El Porsuki’nin boğazını bıçakla keserek öldürmüşlerdi.

Kaçabilirlerdi, kaçmadılar. Valinin korumalarınca parçalanmalarını sevinçle bile karşılamışlardı! Hasan Sabbah’ın amacı, etkili bir eylemle yalnızca can almak değil, çevrede korku ve dehşet yaratmaktı. Bu nedenle “fedaileri”, kendilerini “feda” ediyorlardı!

***

Ünlü İtalyan gezgin Marco Polo, Hasan Sabbah’tan 150 yıl sonra, 1273’te uğradığı Alamut Kalesi ziyaretini de yazmıştır. Marco Polo’ya göre Hasan Sabbah’ın “fedailerinin tarikatının” adı “haşhaş” sözcüğünden geliyordu.

Marco Polo’ya göre Hasan Sabbah; “fedai adaylarını” kaledeki güzel ve gizli bir bahçeye götürüp “cennetin anahtarı bende” derken, güzel kızlar da onlara hizmet ediyor, bir yandan “haşhaş” bitkisinin kellesinden çıkarılan “afyon sakızından” yutturuyormuş.Ardından da “haydi cennete” diyerek beyni afyonla uyutulmuş “fedaisinin” kaleden atlamasını emrediyormuş! Anlaşılan kaleden atmadıklarını ise “afyonkeş” yapıp, onlarda yarattığı “bağımlığı” sürdürerek camilerde “feda” eylemleri gerçekleştiriyor olmalıydı.

Bu arada basınımızda bu olayla bağlantılı çıkan yorum ve yazılarda fedailere “haşhaş” verildiği yazılıyor. “Haşhaş” bitkisinin kozası içindeki “haşhaş tohumları” uyuşturucu değildir. Halkın “heşkeş” dediği bu tohumlardan, Mustafa Balbay’ın annesinin özlediği “haşhaş çöreği” gibi ekmeği de yapılır. Ayrıca basılarak üretilen “haşhaş yağı” da Anadolu’da yüzyıllardır kullanılmaktaydı.

Dolayısıyla Hasan Sabbah’ın “fedailerine” verdiği “haşhaş” değil, kellesinin çizilmesinden elde edilen “afyon sakızıdır”. Bu sakızdan, ilaç olarak “morfin” ve uyuşturucu olarak “eroin” yapılır.

***

Gerçekte bu tarikatın adı “haşhaş’tan” değil Hasan Sabbah’ın ilk adı olan “Hasan’dan” gelir. Tarikatın adı “haşşaşin” değil, yerel söylemindeki “hassasin” olup “Hasan’cılar” anlamındadır. Sonraları bu sözcük Batı dillerine “assasin (katilsuikastçı)” ve “assasination (suikast)” olarak geçti.

***

Papalar da “cennetin anahtarını” vaat ederek on binlerce Hıristiyanı, Haçlı seferlerine “fedai” olarak gönderip öldürtmediler mi .2. Dünya Savaşı’nda Japon “kamikaze” pilotlarının Hasan Sabbah’ın “fedailerinden” farkları var mıydı?

Ya da günümüzde İslami cemaatler arasındaki kavgalarda kullanılan zavallı “canlı bombaların” Hasan Sabbah’ın afyon yutturulmuş
“fedailerinden” ne farkı var?

İster papa, ister yönetici, ister kral olsun kendileri saraylarda cenneti yaşarken “fedailerini” ve onların kurbanları ile ailelerini cehennem yaşamına mahkûm etmeleri Tanrı nezdinde ne ölçüde makbuldür?

***

1256’da Moğol komutanı Hulagü Han Alamut Kalesi’ni kendisinden öncekiler gibi ele geçiremeyince, ilginç bir yönteme başvurmuştu. Kalenin bulunduğu tepenin altına tüneller kazdırıp bu tünellerin de içlerinde havuzlar yaparak o yıllarda keşfedilen petrolle doldurtmuş ve bu havuzları ateşleyip patlattıktan sonra kaleyi ele geçirmişti.

***

Başbakan, Türk büyükelçilerinden, 17 Aralık’taki “bu en ahlaksız darbe girişimini” görev yaptıkları ülkelerde yabancılara iyice anlatmalarını istedi.

Kendisini iktidara taşıyan Feto Efendi’yi, önce Hasan Sabbah’ın “haşhaşileri” ile eş düzeyde tutan Başbakan’a karşılık “4 bakanın yolsuzlukla” suçlanması ve oğlunu yargının elinden kurtarmak için Emniyet’te, savcılıklarda ve yargıçlar arasında yaptığı tarihte görülmemiş değişiklikleri acaba elçiler nasıl anlatacaklar?

Madem “ahlaksız darbe” vardı da MİT neden uyudu? Yoksa “yedirmem” dediği MİT hor hor horluyor muydu?

Büyükelçiler, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Başbakan değil, başçalan” sözlerini görev yaptıkları ülkelerde nasıl görmezden gelecekler?

Eğer dürüstlükten dem vuruluyorsa Bilal oğlan yargının önüne çıkıp alnının babasının AK Partisi gibi ak olduğunu kanıtlamazsa, tarihe babası ile birlikte lekeli alınla geçmeyecek mi?

Posted in FAŞİZM, İrtica, Politika ve Gundem | Leave a comment

Allah Gözünü Doyursun…

Bekir Coşkun
bcoskun@cumhuriyet.com.tr
16 Ocak 2014 Perşembe
Cumhuriyet

Allah Gözünü Doyursun…

“Adnan Menderes’in idam gömleğini ne yaptık biz,
Allah’ın izni ile korkmadan adeta giyip geldik…”
İyi de…
Ceket; Ramsey…
Kravat; Bisse…
Gömlek; Pierre Cardin…
Çorap; Levante…

*

“Öbür tarafa ne götüreceksin, gideceğin yer noktasında, şuradan şöyle,
şuradan da şöyle iki metreküp bir çukur biliyorsun…”
Tamam ama…
Çamlıca’da havuzlu villa…
Keçiören’de lüks daire…
Güneysu’da 2 bin metrekare arsa…
Başbakanlık Konutu…
Dolmabahçe Sarayı…
Boğaz’da konut…
Çalışma ofisi…
Yetmedi;
Atatürk Orman Çiftliği’nde orman kesilerek 1 milyara Başbakanlık Sarayı…
Yetmedi; Vahdettin Köşkü’nün 50 dönümlük ormanı konuk evi…

*

“Geliyoruz 17 Aralık’a, bir nevi darbe girişimi görüyoruz…
Biliyorsunuz örgüt devlete sızmış, şuradan buradan girmiş…”
İyi de…
Kutuda 4.5 milyon dolar…
İmar değişikliği 7 milyar…
Bakanın kolunda 700 binlik saat…
Elbise torbası dolusu para…
Oğlanın evinde 6 kasa…
Zanlı dört bakan…
50 milyar dolar kayıp para…
20 tutuklu…
30 dava…
Bilal sotede…

*

“Şimdi biliyorsunuz üç dönem demiştik…
Üç dönem yapan bir daha yapmasın noktasında,
biz de netice olarak gerekirse bir şekilde çekilmeyi adeta biliriz…”
Tamam da…
Yasama…
Yürütme…
Yargı…
Yetmedi, istiyor ki Cumhurbaşkanı da olsun…

*

Nasıl denir?
Allah gözünü doyursun…

Posted in Bekir Coşkun yazıları | Leave a comment

AKP’NİN YOLSUZLUK TARİHÇESİNDEN * Bağış, Çağlayan ve Güler kaç TL rüşvet aldı * Başbakan Erdoğan’ın ses kaydı

15 Ocak 2014 Çarşamba
Cumhuriyet

Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan: 28 kez toplam 52 milyon dolar rüşvet almak. Suç işlemek için örgüt kurmak, sahte belgelerle ihracat, Kaçakçılık Yasası’na muhalefet. Rıza Sarraf ile telefon konuşmasında “Cari açık düşüyor, 3 aylığına altın ihracatına yönelelim” dediği, Gana’dan 1 Ocak 2013 tarihinde uçakla “minarel sample (doğal taş)” bildirimi yapılarak Türkiye’ye 1.5 ton altın sokulmak istendiği, bunun 1280 kilogramının tespit edildiği, 250 kilogramının ne olduğunun bilinmediği, sahte belgelerle 5 bin tonluk gemiyle 150 bin tonluk ihracat yapılmasına onay verdiği ileri sürülüyor. Fezlekede, şüpheliler arasında geçen konuşmalarda 150 bin tonluk ihracatla ilgili, “Bu işi doğru dürüst yapın, bu kadar olur mu? 5 bin tonluk gemiyle 150 bin ton ihracat nasıl yapılır” ifadelerinin kullanıldığı kaydediliyor

Bağış, Çağlayan ve Güler kaç TL rüşvet almakla suçlanıyor?

4 eski bakanla ilgili Adalet Bakanlığı’na sunulan fezlekede yer alan suçlamaların ayrıntılarına Cumhuriyet ulaştı. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu kapsamında 4 eski bakanla ilgili olarak savcılık tarafından hazırlanarak Adalet Bakanlığı’na sunulan fezlekelerde, eski bakanlar Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar ile ilgili ciddi suçlamalara yer verildi.

4 eski bakanla ilgili Adalet Bakanlığı’nın incelemeye aldığı fezlekelerin ayrıntılarına Cumhuriyet ulaştı. Toplam 27 klasör ve 504 sayfadan oluşan dosyalar, soruşturmayı yürüten savcılık tarafından 2 Ocak’ta Adalet Bakanlığı’na gönderildi. Fezlekeler, 4 Ocak’ta Adalet Bakanlığı kayıtlarına girdi. Çağlayan, Güler ve Bağış’ın dosyası tek fezlekede, Bayraktar’ın dosyası ise ayrı bir fezlekede düzenlendi.

BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN DA SES KAYDI ÇIKTI! İŞTE TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİNE BOMBA GİBİ DÜŞEN DİYALOG!

Başbakanlık’ta şüphelilerle enerji pazarlığı

El Kadı’nın da aralarında bulunuğu şüpheliler enerji projeleri içi Erdoğan’dan onay almış.2. dalga rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasında isimleri şüpheli listesinde bulunan işadamlarının Başbakanlık resmi konutunda enerji projeleri için Başbakan Tayyip Erdoğan’dan onay aldıkları iddia edildi. Soruşturma dosyasında yer alan telefon tapelerinde şüphelilerin onayını aldıkları enerji projelerini daha sonra usulen Enerji Bakanı Taner Yıldız’a bilgi verdikleri öne sürüldü.

BİLAL ERDOĞAN İLE İLGİLİ YENİ İDDİALAR…

Soruşturma dosyasına giren fezlekede şu ifadelere yer verildi: “Örgüt üyelerinin enerji konusu ile ilgili Başbakan’dan onay aldıkları, Bakan Yıldız’a bir şey sormadıkları sadece bilgisi olsun diye sunum yapacakları anlaşılmıştır.”

Konuya ilişkin H.D. isimli kişi ile Kutub arasıdaki telefon görüşmesinde, ‘amca’ diye tanımlanan Yasin el Kadı, Kutub, Abdulkerim Çay ve Muaz Kadıoğlu’nun konutta enerji ihalesiyle ilgili sunuma katılacakları, toplantıya Bilal Erdoğan’ın da katılabileceği belirtiliyor. Görüşmede, Yasin el Kadı’nın Başbakan’la görüşmesinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da olması istemesi dikkat çekti.

Konuyla ilgili yine Kutub ile H.P’nin görüşmelerine ilişkin bilgi notunda şu ifadelere yer verildi: “9 Ekim 2013′te Başbakanlık rsmi konutundaki toplantılarda Başbakan’ın Yasin el Kadı’ya ‘Çok ciddi acele etmeniz gerekiyor’ dediği, H.P’nin müsteşar ile yaptıkları toplantıda konu ile ilgili hazırlanan tablolardan Merkez Bankası rakamlarının kaldırılarak kendi istdikleri rakamları kabul ettirdiklerini anlaşılmıştır.”

Arazi satışından ihaleye fesat iddiası

Pendik’teki arazi için kendi kontrolündeki şirketleri devreye soktukları dosyada yer aldı

Canan Coşkun/Cumhuriyet
13 Ocak 2014 Pazartesi

17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun 2. dalgası olarak bilinen ve Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’la Yasin El Kadı’nın da şüpheli olduğu soruşturma dosyasında yeni iddialar ortaya atıldı. İddialara göre, dosyanın şüphelilerinin, Halk Bankası’nın alacağı nedeniyle ipotekli olan Pendik ilçe sınırları içerisindeki bir araziyi Kadıköy 3. İcra İflas Müdürlüğü’nce satışı sonrasında kendi kontrolündeki şirketleri devreye sokarak ihaleye fesat karıştırdı. Halk Bankası’nın bu şekilde zarara uğratılarak ihaleye fesat karıştırma suçunun işlendiği öne sürüldü.

Halk Bankası yöneticisi S.A’nın yardımıyla bilirkişilerin 198 milyon TL değer biçtiği Pendik’teki arazinin 120 milyon TL bedelle pazarlık usulü ile satışa çıkartıldığı belirtildi. 30 Kasım 2012 günü yapılan ihaleye 2. yolsuzluk operasyonunun şüphelileri arasında yer alan işadamlarının kendi kontrollerindeki Akabe İnşaat ve Güven Enerji unvanlı firmalar ile girdiği öne sürüldü. Firmaların birinin diğerinin teklif ettiği rakamdan biraz fazla teklif vererek ihalenin düşük rakamla kendilerinde kalmasını sağladıkları iddialar arasında yer aldı. Ortaya atılan iddialar telefon tapelerine de yansıdı.

Halk Bankası’ndan destek

Telefon tapelerinde bir şüphelinin Halk Bankası yöneticisi S.A’dan kendilerine ihalenin peşin satışla pazarlık usulü şeklinde olmasıyla ilgili destek olmasını istediği dikkat çekti. Şüphelinin dosyanın bir başkan şüphelisi ile yaptığı telefon görüşmesinde de Belirlenen şirketlerin isimlerini söylediği belirlendi. Şüpheliler arasında yapılan telefon konuşmalarında da girilecek ihale ile ilgili hangi şirketin daha az teklifte bulunup hangisinin fazla teklifte bulunacağı detayları yer aldı.

Fezlekelerde, eski bakanlarla ilgili şu isnatlarda bulunuldu:

Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan: 28 kez toplam 52 milyon dolar rüşvet almak. Suç işlemek için örgüt kurmak, sahte belgelerle ihracat, Kaçakçılık Yasası’na muhalefet. Rıza Sarraf ile telefon konuşmasında “Cari açık düşüyor, 3 aylığına altın ihracatına yönelelim” dediği, Gana’dan 1 Ocak 2013 tarihinde uçakla “minarel sample (doğal taş)” bildirimi yapılarak Türkiye’ye 1.5 ton altın sokulmak istendiği, bunun 1280 kilogramının tespit edildiği, 250 kilogramının ne olduğunun bilinmediği, sahte belgelerle 5 bin tonluk gemiyle 150 bin tonluk ihracat yapılmasına onay verdiği ileri sürülüyor. Fezlekede, şüpheliler arasında geçen konuşmalarda 150 bin tonluk ihracatla ilgili, “Bu işi doğru dürüst yapın, bu kadar olur mu? 5 bin tonluk gemiyle 150 bin ton ihracat nasıl yapılır” ifadelerinin kullanıldığı kaydediliyor.

Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler: 10 kez toplam 10 milyon dolarlık rüşvet almak, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, nüfuz suiistimali, suçluları kayırmak.

Eski AB Bakanı Egemen Bağış: 3 kez 1.5 milyon dolarlık rüşvet almak.

BAŞBAKANLIK’TA YOLSUZLUK ŞÜPHELİLERİ İLE ENERJİ PAZARLIĞI! İŞTE ŞOKE EDEN İDDİALAR!

Bakanlık inceliyor

Adalet Bakanlığı, anayasanın 100. maddesi uyarınca söz konusu bakanlarla ilgili işlem tesis edilmesi istemli fezlekeleri inceliyor. İncelemenin ardından fezlekelerin akıbeti netleşecek. Adalet Bakanlığı’nın fezlekeleri savcılığa iade edebileceği de konuşuluyor. Fezlekeler, TBMM’ye gelmesi durumunda milletvekillerinin bilgisine sunulacak. 55 milletvekilinin imzasıyla bakanlar hakkında soruşturma komisyonu kurulması için önerge verilebilecek. Anayasanın 100. maddesi gereğince, soruşturma komisyonunun kurulup kurulmayacağı TBMM Genel Kurulu’nda gizli oyla belirleniyor. Kurulacak komisyonun raporu ve ilgili bakanın Yüce Divan’a sevk kararı da yine gizli oyla karara bağlanıyor.

Posted in Gundem, Politika ve Gundem, SİYASİ TARİH, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

AKP’NİN YOLSUZLUK TARİHÇESİ * Şimdi de Erdoğan’ın ses kaydı çıktı!

Şimdi de Erdoğan’ın ses kaydı çıktı!

Kirli kaset savaşları tüm hızıyla sürüyor. Geçtiğimiz akşam Fethullah Gülen’e ait ses kayıtlarının yayınlanmasının ardından bugün de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ait olduğu öne sürülen ‘tape’ler yayınlandı.

Yolsuzluk ve rüşvet skandalının yankıları sürerken, kaset savaşları da devam ediyor. Fethullah Gülen’e ait dinleme kayıtlarının yayınlanmasının ardından bugün de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ait olduğu öne sürülen ‘tape’ler yayınlandı.

Artı 1 televizyonunda Can Dündar’ın sunduğu ‘Canlı Gaste’de yayınlanan habere göre, Erdoğan telefonun diğer ucundaki BİM marketlerinin sahibi Latif Topbaş’a Beykoz’daki orman arazisine ilişkin talimatlar veriyor. Haberde yer alan dinleme kayıtlarına göre Latif Topbaş, Erdoğan’a özel orman arazilerine ilişkin kanunu soruyor.

Başbakanlık’ta şüphelilerle enerji pazarlığı

El Kadı’nın da aralarında bulunuğu şüpheliler enerji projeleri içi Erdoğan’dan onay almış.

Canan Coşkun/Cumhuriyet
14 Ocak 2014 Salı

2. dalga rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasında isimleri şüpheli listesinde bulunan işadamlarının Başbakanlık resmi konutunda enerji projeleri için Başbakan Tayyip Erdoğan’dan onay aldıkları iddia edildi. Soruşturma dosyasında yer alan telefon tapelerinde şüphelilerin onayını aldıkları enerji projelerini daha sonra usulen Enerji Bakanı Taner Yıldız’a bilgi verdikleri öne sürüldü.

DİNLEMELER FEZLEKEYE TAKILDI: İŞTE O SÖZLER…

‘Bu kadar para parfümde temizlenmez’

Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın elinden alınan, yolsuzluk iddialarıyla yürütülmek istenen ikinci soruşturma kapsamında yapılan telefon dinlemeleri ve iddialar polis fezlekesine yansıdı.


Veysel Eroğlu

Soruşturma dosyasına giren dinleme tape’lerinde, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanı İlker Aycı ile Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu arasında geçen telefon görüşmeleri de yer aldı. Polis fezlekesinde,

“orman arazisinde usulsüz maden işletilmesi ve para aklandığı” iddiaları da yer alıyor. Fezlekede, Aycı ile Eroğlu arasındaki telefon konuşmasında “Beyefendi” diye geçen kişinin Başbakan Tayyip Erdoğan olduğu belirtiliyor. Polis fezlekesindeki dinleme tape’lerine göre Aycı, Eroğlu’na, “Öncelikle teşekkür edeyim bu maden meselesi için, dün beyefendi sizi aradı galiba, beni de aradılar kendileri. Bu konuyla ilgili diğer detayları sordular, sizi de aramışlar efendim. Ben özellikle size teşekkür ediyorum. İşi vaktinde tamamlamamızda büyük destek verdiniz” diyor.

Eroğlu “Hayırlısı olsun, hayırlısı olsun inşallah” deyince Aycı, “Sayenizde bu işi tamamladık. Bu yüzden dolayı gerçekten çok memnunum. Ben de beyefendiye bu konuyu aktarmıştım” karşılığını veriyor. Aynı fezlekede, işadamı Cengiz Aktürk ile Usame Kutub arasında yapılan telefon konuşmasında “kurulacak bir şirket üzerinden Türkiye’ye sokulacak paranın söz konusu edildiği”savunuluyor. Fezlekedeki telefon tapesinde, kozmetik işleri de bulunan Aktürk’ün Usame Kutub’a “Ama parfümde o kadar para ben anladım yani para temizlenmesi lazım, parfümde o kadar para temizlenmez yani şey realize edilmez” sözleri de yer alıyor.

Savcı Muammer Akkaş’ın el çektirildiği 2. dalga soruşturmada yeni iddialar gündeme geldi. Şüpheliler arasında yer alan Usame Kutub’un, Hasan Pehlivan ve Bakan Yıldız arasıda geçen telefon konuşmalarına yer verilen fezlekenin dosyaya girdiği belirtildi. Kutub ile Yıldız arasıdaki görüşmelerde Kutub, Başbakan’a projeleriyle ilgili sunum yaptıklarını, Yıldız’a da sunum yapacağını söylüyor.

BİLAL ERDOĞAN İLE İLGİLİ YENİ İDDİALAR…

Arazi satışından ihaleye fesat iddiası

Pendik’teki arazi için kendi kontrolündeki şirketleri devreye soktukları dosyada yer aldı

17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun 2. dalgası olarak bilinen ve Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’la Yasin El Kadı’nın da şüpheli olduğu soruşturma dosyasında yeni iddialar ortaya atıldı. İddialara göre, dosyanın şüphelilerinden Avni Çelik, Abdullah Tivnikli ve Mustafa Latif Topbaş, Halk Bankası’nın alacağı nedeniyle ipotekli olan Pendik ilçe sınırları içerisindeki bir araziyi Kadıköy 3. İcra İflas Müdürlüğü’nce satışı sonrasında kendi kontrolündeki şirketleri devreye sokarak ihaleye fesat karıştırdı. Halk Bankası’nın bu şekilde zarara uğratılarak ihaleye fesat karıştırma suçunun işlendiği öne sürüldü.

Halk Bankası yöneticisi S.A’nın yardımıyla bilirkişilerin 198 milyon TL değer biçtiği Pendik’teki arazinin 120 milyon TL bedelle pazarlık usulü ile satışa çıkartıldığı belirtildi. 30 Kasım 2012 günü yapılan ihaleye 2. yolsuzluk operasyonunun şüphelileri arasında yer alan işadamlarının kendi kontrollerindeki Akabe İnşaat ve Güven Enerji unvanlı firmalar ile girdiği öne sürüldü. Firmaların birinin diğerinin teklif ettiği rakamdan biraz fazla teklif vererek ihalenin düşük rakamla kendilerinde kalmasını sağladıkları iddialar arasında yer aldı. Ortaya atılan iddialar telefon tapelerine de yansıdı.

Halk Bankası’ndan destek

Telefon tapelerinde Abdullah Tivnikli’nin Halk Bankası yöneticisi S.A’dan kendilerine ihalenin peşin satışla pazarlık usulü şeklinde olmasıyla ilgili destek olmasını istediği dikkat çekti. Tivnikli’nin dosyanın şüphelilerinden Sinpaş Yapı Şirketi yöneticisi Avni Çelik ile yaptığı telefon görüşmesinde de Tivnikli’nin Çelik’e belirlenen şirketlerin isimlerini söylediği belirlendi. Tivnikli ile Mustafa Latif Topbaş arasında yapılan telefon konuşmalarında da girilecek ihale ile ilgili hangi şirketin daha az teklifte bulunup hangisinin fazla teklifte bulunacağı detayları yer aldı.

Soruşturma dosyasına giren fezlekede şu ifadelere yer verildi: “Örgüt üyelerinin enerji konusu ile ilgili Başbakan’dan onay aldıkları, Bakan Yıldız’a bir şey sormadıkları sadece bilgisi olsun diye sunum yapacakları anlaşılmıştır.”

Konuya ilişkin H.D. isimli kişi ile Kutub arasıdaki telefon görüşmesinde, ‘amca’ diye tanımlanan Yasin el Kadı, Kutub, Abdulkerim Çay ve Muaz Kadıoğlu’nun konutta enerji ihalesiyle ilgili sunuma katılacakları, toplantıya Bilal Erdoğan’ın da katılabileceği belirtiliyor. Görüşmede, Yasin el Kadı’nın Başbakan’la görüşmesinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da olması istemesi dikkat çekti.

Konuyla ilgili yine Kutub ile H.P’nin görüşmelerine ilişkin bilgi notunda şu ifadelere yer verildi: “9 Ekim 2013′te Başbakanlık rsmi konutundaki toplantılarda Başbakan’ın Yasin el Kadı’ya ‘Çok ciddi acele etmeniz gerekiyor’ dediği, H.P’nin müsteşar ile yaptıkları toplantıda konu ile ilgili hazırlanan tablolardan Merkez Bankası rakamlarının kaldırılarak kendi istdikleri rakamları kabul ettirdiklerini anlaşılmıştır.”
Gülen’in de kasedi çıktı

AKP ile Cemaat arasındaki kaset savaşları tam hızla sürerken, son olarak Fethullah Gülen’in de dinlendiği bir ses kaydı internete düştü

Fetullah Gülen’in beş ayrı yasadışı dinlenme kaydı video sitelerine yüklendi. Kasetlerde, cemaat üyelerinin yapılacak konular hakkında Fethullah Gülen’e bilgi vermesi ve talimat almasıyer alıyor.

Bu ses kaydının internette yayınlanmasının ardından AKP’ye yakınlığı ile bilinen gazetelerin internet siteleri konuşmayı “son dakika” olarak geçti.

Gülen’in ses kaydının alınması sosyal medyada AKP’nin, güç gösterisi olarak yorumlandı.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/29975/Simdi_de_Erdogan_in_ses_kaydi_cikti_.html

Posted in Fetullah Gülen, SİYASİ TARİH, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

AKP’NİN YOLSUZLUK TARİHÇESİNDEN * Binali vak’ası

Taner GÜRAN

Binali vak’ası

Recep Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde İstanbul Deniz Otobüsleri Genel Müdürü’ydü. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından hazırlanan raporlarda, yolsuzluk yaptığı belgelendi ve İDO Genel Müdürlüğü’nden alındı.

Almanya’daki yolsuzluk olayına karışan Sancak Line şirketinin yönetim kurulu başkanıydı. Bu şirketin kasasından yüklü miktarda… parayı AKP’nin kurulması için Tayyip’in hesabına aktardı. Zaten bu hizmetinden sonra AKP’nin daimi çete yöneticisi oldu. Dokuz buçuk senedir aynı makamda görev yaparak bir rekor kırdı.

Siemens’ ten alacağı 10 milyon Euro’nun tahsili için harekete geçen Aycell, Bakan Binali Yıldırım’ın engeline takıldı. Aycell, 2001 yılında Siemens ile sözleşme imzaladı. Ancak, Siemens yükümlülüklerini yerine getirmedi. Konuyu araştıran Aycell Komisyonu ve Hukukçular, bu nedenle Siemens’in günlük 96 bin Euro ceza ödemesi gerektiğini belirledi Miktar artınca, Aycell alacağını tahsil etmek için girişimlere başladı. . ..

Bu aşamada devreye Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım girdi. Aycell Yönetimi, apar topar değiştirildi. Yönetim Kurulu Başkanlığı’na, Bakan Yıldırım’ın Gemi Sanayi A.Ş.’de beraber çalıştığı Cahit Paksoy getirildi Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun’un oğlu Osman Yıldırım Coşkun , AKP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Erkan Topal, AKP Konya Milletvekili Adayı Osman D. Ilgın AYCELL Yönetim Kurulu üyeliklerine getirildi. Bu sırada Siemens de, milletvekillerine Aycell hattı karşılığında bedava cep telefonu dağıttı. Bunun ardından 10 milyon Euro alacak rafa kaldırıldı.

Aycell, Siemens’ten alacağı 10 milyon Euro’yu faizleriyle birlikte AVEA’ya devretti. Daha sonra AVEA, (Berlusconi’nin ricasıyla) Lübnanlıya satıldı fakat alacağı olan 3 milyar dolar (yani AVEA’nın zararı) Türkiye Cumhuriyeti’nin hazinesine devredildi. Siemens’e hortumlatılan bu paranın da olduğu toplam dört buçuk milyar YTL’lik hortum, fakir-fukaradan alınan vergilerle kapatıldı.

Daha sonra Siemens’in Türkiye’de bir çok bürokrata toplam 57 milyon Euro rüşvet dağıttığı gündeme geldi. Siemens’in ihale kazanmak için hükümetten bazı kimselere rüşvet verdiği iddiaları ortaya atıldıktan sonra, AKP hükümeti bu konuyu kararttı. Amerika, Almanya, Yunanistan ve Arjantin, Siemens’in dağıttığı rüşvet olaylarını ortaya çıkarırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümeti karartma yolunu seçti. Çünkü Binali Yıldırım da dahil bir çok şahıs bu pisliklere bizzat bulaşmıştı. Siemens olayı açılırsa, Binali Yıldırım ile birlikte yüzlerce AKP’linin Adalet önünde hesap vereceği biliniyor.

Bakan Binali Yıldırım’ın bilgileri dahilinde TCDD, Ankara-Eskişehir tren yolu ihalesi yapıldı, 206 km.lik yolun yapımı için maliyet 435 milyon dolar olarak belirlendi. Ek işlerle söz konusu ihale 600 milyon dolara çıkarıldı. Projeyi yapan firma ile imalatı yapan firma aynı firma olduğu ortaya çıktı. Bir firmanın hem projesini, hem de işin maliyetini üstlenmesi İhale Yasası’na aykırı olduğu gibi, böyle bir durumda proje maliyetine yansıyacak imalat rakamları, firmanın çıkarları doğrultusunda belirleneceği ve hiçbir yerde bu tarzda bir ihale yapılmadığı da bilinen bir gerçekti.

Söz konusu ihalede usulsüzlük olduğu ortadaydı ve devlet milyonlarca dolar zarara uğratıldı.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın 24 yaşındaki oğlu Erkan Yıldırım, babasının sunduğu imtiyazdan yararlandı ve ihalesiz olarak Ankara Feribotu’nu satın aldı. Görüntüde Santur isimli şirket almış oldu. Bu feribotun, günlüğü en az 15 bin dolardan kiralanması gerekirken, 9 bin dolara kiralandığı ortaya çıktı.

Ankara feribotunun işletildiği hatta devlete ait Samsun isimli bir feribot daha vardı. Ancak Bakan Binali Yıldırım’ın oğlu bilet fiyatlarında indirim yaptı ve yolcusunu ikiye katladı. Aynı hatta çalışan devletin feribotu ise aynı fiyattan devam etti ve yolcu sayısı düştü, devlet zarar ettirildi. Yani Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın oğlu devletten “imtiyazla” ve ihalesiz aldığı feribotla rekabet yaptı ve rekabet yapmayan Devlet kaybetti.

Bir şey anlamadınız değil mi? Binali Yıldırım’a sorun, o anlatsın. Madem ki bu iş karlı, Devlet feribotunu neden sattı ve üstelik rekabet yapmayıp neden zarar ettirildi? Devletin feribotunu işleten hangi bakanlık ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın “imtiyazlı” oğlu bu rekabetten kaç köşe döndü?

İşte bu zat da, 83 yolsuzluk davasından AK’lanamamış Tayyip’in, üzüm üzüme baka baka kararır misali, kendine benzettiği bir tarikatdaşı…

Himaye ettiği bu tarikatdaşları arasında, “temiz geçmişiyle topluma örnek olabilecek” bir müridi var mı, henüz rastlamadım. İnşallah bir tane çıkar da mahçup ve madara olurum. Allah sonlarını hayır ve ıslah eylesin..

Posted in SİYASİ TARİH, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment