PERDE ARKASI *** ERGENEKON , BALYOZ’cu POLİSLER YAPTIKLARININ HESABINI VERECEKLER – BÖLÜM III * Yaşar Büyükanıt’ın kızının mahrem görüntülerini Amerika’lılara sundular * Böyle ahlaksızlık görülmedi * Müfettişler: Kayıtları Akyürek sildirdi

Salı, 29 Temmuz 2014
AYDINLIK

Yaşar Büyükanıt’ın kızının mahrem görüntülerini Amerika’lılara sundular

F tipi polis şefleri, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ı da hedef almıştı. Başlarında Yurt Atayün’ün bulunduğu F tipi polis şeflerinin, ABD Büyükelçiliği’nde elçilik ve FBI yetkililerine verdiği brifingte Büyükanıt ile ilgili söylenenler WikiLeaks yazışmalarında ortaya çıkmıştı. Aydınlık’ın 3 Şubat 2012 tarihinde sürmanşetinden duyurduğu olaya göre, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde, 21 Kasım 2008’de yapılan brifingte, Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın kızının özel hayatına ilişkin fotoğraflar sunuldu.

KONUYA İLİŞKİN HABER ŞÖYLE

02 Şubat 2012

Org. Büyükanıt’ın kızının yatak odasını izlemişler.Böyle ahlaksızlık görülmedi

WikiLeaks’te, Türkiye ile ilgili vahim bir belge ortaya çıktı. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde, 21 Kasım 2008’de yapılan brifingte, Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın kızının özel hayatına ilişkin fotoğraflar sunuluyor

ABD Büyükelçiliği Siyasi İşler Müsteşarı Daniel O’Grady imzasıyla gönderilen kriptoda, Türk polisinin Büyükelçilik’te Ergenekon operasyonları konusunda birifing verdiği ifade ediliyor. Polisin elindeki belgelerle ilgili bilgi verilen kriptoda, şöyle deniliyor: “Eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın kızının cinsel aktiviteleri hakkında fotoğraflar ve belgeler bulundu.”

O tarihte Genelkurmay Başkanı

Kriptoda yer alan bilgiye göre Türk polisi, Büyükanıt’ın kızıyla ilgili fotoğrafları, 26 Haziran 2007’de Eskişehir’de yapılan Ergenekon operasyonunda ele geçirdiğini öne sürüyor. Bu bilgiden, Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde, özel hayatını ilgilendiren bilgiler depolandığı anlaşılıyor. Genelkurmay Başkanlığı görevini, 30 Ağustos 2008’de Orgeneral İlker Başbuğ devralıyor.

Görsel sunum yapılıyor

Polisin, Amerikalılara yaptığı sunumda görsel malzeme de kullanılıyor. Kriptodaki bilgiye göre ilk kez ABD’lilere böyle geniş kapsamlı bir sunum yapılıyor. Bu ifadelerden, Büyükanıt’ın kızıyla ilgili görsel malzemelerin, sunum esnasında ABD’lilere gösterildiği şüphesi de ortaya çıkıyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden 23 Kasım 2008’de Washington’a gönderilen “gizli” ibareli belgede şu ifadeler yer alıyor: “Hukuk Müşaviri kanalıyla doğrudan yaptığımız resmi başvuru üzerine Türk polisi, 21 Kasım’da Büyükelçilik’e, AKP hükümetine karşı bir darbe planladığı iddia edilen Ergenekon adlı gizli bir grup hakkında kapsamlı bir brifing verdi. Brifing genel fikir edinmeyi sağlayacak yoğun bilgi dolu sunuma sahipti. Türk polisi, Ergenekon soruşturmaları hakkında kapsamlı; görsel malzeme desteği ile tamamlanmış bir birifing verdi. Brifing verenler daha önce hiçbir ülkeye bu kadar ayrıntılı bir sunum yapılmadığının altını çizdiler.”

‘Ergenekon baskını’ uydurması

Polis, Büyükanıt’ın kızına ait görüntüleri, 2007 yılına ait bir Ergenekon operasyonunda ele geçirdiğini öne sürmüştü. Kriptoda bu bilgi, şu şekilde yer alıyor: “Brifing verenler, Ergenekon soruşturmaları başladığında hiç kimsenin bu kadar hızlı ilerleme sağlanacağını tahmin edemediğini belirttiler. Herşey İstanbul’da bir evde 2007 yılında el bombaları ihbarıyla başladı. Bazı el bombalarında parmak izleri vardı. Bütün el bombaları aynı seridendi. Polis, Eskişehir’de bir evde büyük bir silah deposu ortaya çıkardı. Bu deponun büyüklüğü ve çeşitliliği bunun, büyük bir grup olduğunu açıkladı. Bütün malzeme askeri menşeliydi. Eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın kızının cinsel aktiviteleri hakkında fotoğraflar ve belgeler bulundu.”

Kriptoda adı geçen baskın

Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın kızına ait görüntülerin bulunduğu idddia edilen baskın, 26 Haziran 2007’de yapılıyor. Süreç, şöyle işliyor: Ergenekon operasyonları, 12 Haziran 2007’de İstanbul Ümraniye’deki gecekonduda el bombası bulunduğu iddiasıyla başladı. Ardından emekli Binbaşı Fikret Emek’in annesine ait Eskişehir’deki evde 26 Haziran 2007’de yapılan aramada 11 kilo plastik patlayıcı ve suikast tüfeği ‘Kanas’ ele geçirildiği öne sürüldü. 15 Temmuz’da Ergün Poyraz gözaltına alındı. Bu gözaltının ardından Ergenekon operasyonları dalga dalga eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’a kadar uzandı.

ABD Büyükelçiliği Siyasi İşler Müsteşarı Daniel O’Grady imzasıyla 23 Kasım 2008’de Washington’a gönderilen kriptoda, Türk polisinin Büyükelçilik’te Ergenekon operasyonları konusunda birifing verdiği ifade ediliyor. Polisin elindeki belgelerle ilgili bilgi verilen kriptoda, şöyle deniliyor: “Eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın kızının cinsel aktiviteleri hakkında fotoğraflar ve belgeler bulundu.”

Salı, 29 Temmuz 2014 14:15
AYDINLIK

Müfettişler: Kayıtları Akyürek sildirdi

Müfettişlerin Emniyet Genel Müdürlüğünde yaptıkları inceleme sonrasında hazırladıkları raporda Ramazan Akyürek’in Emniyet’in log kayıtlarını (tüm işlemlerin bilgisayar ortamında kayıt altına alınması) sildirdiği yazıyor ve “Görevden alınmadan altı gün önce kayıtları imha ettirdi” deniliyor.

F tipine yönelik operasyonun temelini oluşturan 13 klasör ve binlerce sayfadan oluşan müfettiş raporunu içeren dosyaya ulaşıldı. Daha önce MHP Milletvekili Özcan Yeniçeri’ye yapılan şantaj ve polislerin dinleme taleplerinde yaptıkları usulsüzlüklere ilişkin bilgileri paylaşan El Cezire, rapordan bilgiler verdi. Müfettişlerin yasadışı ve usûlsüz telefon dinlemeleri sebebiyle hakkında yaptıkları inceleme sonrası hazırladıkları raporda polis şefleri listesinin en başında, 2012’ye kadar altı yıl Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı görevinde bulunan Ramazan Akyürek yer alıyor.

Rapordaki verilere göre Akyürek hakkındaki inceleme esas olarak emniyetin log kayıtlarının silinmesine dair. Müfettişler kayıtların 10 Ekim 2009 tarihinde Ramazan Akyürek’in onayı ile imha edildiğini yazdılar. Bu tespit şöyle yer aldı:

“… (imha talep) yazısının Daire Başkan Yardımcısı İkinci Sınıf Emniyet Müdürü Hüseyin Özbilgin tarafından onaya sunulduğu, ‘olur’un Daire Başkanı Birince Sınıf Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek tarafından imzalandığı, onaydan bir gün sonra 10 Ekim 2009 tarihinde log kayıtlarının imha edildiği…”

Rapordan, Akyürek’in kayıtların silinmesi talimatını verdikten altı gün sonra Emniyet’ten ayrıldığı anlaşılıyor. Müfettişler raporda bu bilgiyi şu şekilde ifade ediyor:

“Görevden ayrılmasından altı gün önce işlem bilgilerini imha ettirdiği, böylece yetkili aşımı yapılmak suretiyle İçişleri Bakanı tarafından onaylanan yönetmeliğin en önemli maddelerinden birinin teknik ve hukuki bir temele dayanmaksızın genel bir yorum yapılmak suretiyle fiili olarak değiştirildiği, yetkisini kötüye kullanan veya suç işleyen görevlileri tespit etmede en önemli delil olan log verilerin imha edildiği…”

http://www.aydinlikgazetesi.com/mansetler/8388-org-bueyuekantn-kznn-yatak-odasn-izlemiler.html

http://www.aydinlikgazetesi.com/guendem/47084-mufettisler-kayitlari-akyurek-sildirdi.html

Posted in Dizi Yazilari, ERGENEKON - BALYOZ, Fetullah Gülen, HUKUK-YARGI-ADALET, TSK | Leave a comment

CUMHURBAŞKANI SEÇİM SONUÇLARINI OY VERMEYENLER BELİRLEYECEK

02.07.2014

Gezici Araştırma Şirketi’nin yaptığı ankete göre,
Cumhurbaşkanlığı sonuçlarını, seçime katılım oranı belirleyecek
.

30 Mart yerel seçim sonuçlarına en yakın tahmin eden Gezici Araştırma Şirketi, Cumhurbaşkanlığı ile ilgili yaptığı anketi açıkladı.

Türkiye genelinde 21 – 22 Haziran 2014 tarihlerinde, TÜİK örneklem verileri dikkate alınarak Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde, 36 il ve 192 ilçede bunlara bağlı 210 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 1.646′sı kadın toplam 3.292 katılımcıyla, hanede yüz yüze görüşme metoduyla yapılan ankete göre;

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine tatil yapanların sandığa gitmezse;

Tayyip Erdoğan: 47.2
Ekmeleddin İhsanoğlu: 45.5
Selahattin Demirtaş: 7.3 oranda oy oranlarına sahip
.

Bütün seçmenlerin sandığa gitmesi halinde ise;

Tayyip Erdoğan: 43.3
Ekmelleddin İhsanoğlu: 48.9
Selahattin Demirtaş: 7.8 oy oranlarına sahip
.

SANDIĞA GİDİLMEZSE İLK TURDA ERDOĞAN SEÇİLEBİLİR

Araştırma şirketinin yaptığı değerlendirmeye göre; sandığa gitmeyip tatil gibi plan yapan seçmen yanılıyor, sandığa gitmeleri durumunda sonucu değiştirebiliyor. Eğer sandığa gitmezlerse ilk oylamada Tayip Erdoğan seçilme ihtimali yüksek. Sandığa gitmeyenlerin % 65′i CHP ve MHP’li.

2002 SEÇİMLERİNDE AYNISI OLDU

2002 yılında yapılan genel seçimlerde halkın % 20.9 oy vermedi ve o dönem Ak Parti büyük bir çoğunlukla seçimi kazandı. Türkiye’nin kaderi ilk oylamada; ‘adayım kazanamaz, ben 2. oylamaya katılayım’ diyen veya tatil planı olan seçmene bağlı.

Posted in Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ PARTİLER, SİYASİ TARİH | Leave a comment

20. yüzyılın en büyük lideri

The Nature of Political Leadership’ adlı eserde A.M. Ludwig adlı ünlü bir psikiyatrın yaptığı 20 yılda tamamlanmış araştırmanın ve Eylül 2002’de ABD Kongresinin televizyonunda tüm dünyaya açıklanan sonuçlarına göre, 20. yüzyılda yaşamış 1941 Devlet Başkanı arasından Atatürk, 20. yüzyılın en büyük lideri seçilmiştir. 377 liderin bulunduğu son istatistik listesinde ise 31 puanla en başta Atatürk ve onu Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Mao Zedong ve ABD Başkanı F. D. Roosvelt izlemiştir.

Posted in ATATURK | Leave a comment

Her mağrur bir gün mağduriyeti tadacaktır!

Cüneyt Ülsever
cuneyt.ulsever@yurtgazetesi.com.tr
24 Temmuz 2014,

Her mağrur bir gün mağduriyeti tadacaktır!

Ergenekon-Balyoz-Odatv ve benzer davalarda insanları gözaltına alan (belki de sahte belgeleri de hazırlayan, sahte gizli tanıkları da üreten) polisler tıpkı başkalarına zalimce yaptıkları gibi bir gece evlerinden hoyratça alınarak, kelepçelenerek gözaltına alındılar.

Ben hemen dileğimi bildireyim:

‘Amirallere Suikast Davası’nda yargılanırken başına tek el ateş ederek intihar eden Yarbay Ali Tatar’ın ağabeyi Ahmet Tatar diyor ki:

“Bugünün gözaltıları için ne düşündüğümü soranlara: Aklıma önce güzel insanlar geliyor. Hepsini bir kez daha saygıyla rahmetle anıyorum. Dünün mağrurlarına, bugünün ‘mağdurlarına’ ise: Çok canımızı yaktınız. Çok zulmettiniz. Umarım siz adil hukuktan mahrum kalmazsınız.”

Ben Ahmet Tatar Bey’in acısını bir kez daha paylaşırken aynen katıldığım sözleri için kendisini candan kutlarım.

***

Yaşanan son gözaltılar türü olayları büyüklerimiz zamanında iki muhteşem deyişle anlamlandırmışlar:

“Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste!”

“Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!”

Rahmetli annem de çocuk iken bana: “sanma ki yaptığın kötülüklerin hesabı mahşere kalır, bu dünyanın hesabı bu dünyada görülür” derdi.

Ne zaman birine kötülük yapsam, birinin hakkını yesem, muhakkak koşarken düşerek, bir ağaca çarparak ya bacağımı, ya kolumu, ya da başımı yarardım.

Düştüğüm anda da aklıma annemin sözleri gelirdi.

O gün bugün kötülüğün hesabının bu dünyada görüldüğüne inanırım.

Gözaltına alınan polisler ne kadar çok insanın ahını, bedduasını aldılar!

Ancak, gözaltılar ile ilgili yaman çelişkiler manzumesine değinmeden de edemeyeceğim!

***

1) Gözaltına alınan polisler aynı zamanda 17-25 Aralık operasyonları ile “akıl almaz miktarlara dayanan yolsuzlukları” ortaya çıkaran kişiler. 17 Aralık tapeleri her ne kadar kanun dışı yollarla elde edilse de bu polisler memlekete büyük hizmette de bulundular. RTE ve şürekâsı artık dünyanın her köşesinde bu yolsuzluklarla anılıyor. RTE’nin dünyadaki “itibarsız”, “yalancı” sıfatlarına şimdi de “yolsuz” sıfatı eklendi. Ben inanıyorum ki, yolsuzlukların hesabını RTE ve şürekâsı, tıpkı polisler gibi, bu dünyada verecekler.

***

2) Hükümet katiyen bu gözaltılara Ergenekon, Balyoz, Odatv vb. davalarda yaşanan hukuk rezaletlerinin hesabını sormak için girişmedi. O kendi paçasını kurtarmanın derdinde. Gözaltıların tek amacı 17-25 Aralık’ın hesabını sormak, intikamını almak, etkisini azaltmak, bilgi/belge sahiplerini itibarsızlaştırmak!

***

3) Hükümet Silivri Davaları’nda bu polisler ile ortaktı. Bu polislerin bağlı olduğu Cemaat yakın zamana dek AKP’nin koalisyon ortağı idi. RTE Silivri Davaları’ndan en az bu polisler kadar sorumludur.

***

4) Nasıl polisler, dönemin acar savcıları-yargıçları Cemaat’in adamları ise, polisleri gözaltına alan adalet temsilcileri, kolluk güçleri de RTE’nin adamları! 17 Aralık’ı temize çeken, bakanları ve mahdumları kollayan, Rıza’ya “yardım eden” kişiler bu savcılar/yargıçlar. Onun adamları şimdi bunun adamları tarafından bertaraf ediliyor. Ortada bağımsız yargı, devletin tarafsız güvenlik güçleri falan yok!

***

5) Ülkemiz “Vesayetler Cumhuriyeti” olmaktan bir türlü kurtulamıyor. Önceleri “Askeri Vesayet” ile yaşarken sonraları AKP-Cemaat koalisyonun oluşturduğu “Sivil Vesayet”e mahkûm olduk. Şimdi de tek-adamlı “RTE vesayeti” başlıyor. (Eğer kazanırsa) Ağustos ayından sonra dananın kuyruğu beter kopacak.

***

Ülkemiz yaman çelişkiler yumağı.

Ülkemizde bir Müslüman güç en büyük günahı işler, başkasının hakkını (yolsuzluklar) hayâsızca yer, diğer Müslüman güç eski ortağının kuyusunu kazmak için her türlü hile ve desisiye başvurarak en az ilki kadar günaha batar!

İki saatliğine bile Gazze’ye gitmeye yüreği yetmeyen RTE, Filistinlilerin hamisi kesilir.

Hemen hemen kimse görmek istemez ama RTE esasen Filistinlilerin değil, Hamas’ın babasıdır!

Hamas’a sahip çıkan RTE, IŞİD’in kaçırdığı dış işleri mensuplarımız, zulmettiği Türkmenler ile ilgili olarak kılını kıpırdatmamaktadır.

Türkiye’de her başbakan seçim dönemlerinde rakipleri ile canlı yayında tartışmış, muhalif gazeteciler ile yüzleşmiştir. Kasımpaşa’nın şerefinden her fırsatta yararlanan, muhalefete, basına, Pensilvanya’ya yüklenirken mangalda kül bırakmayan RTE bugüne dek ne muhalif gazeteciler ile ne de rakipleri ile televizyonda canlı yayına çıkmaya cesaret edebilmiştir.

RTE, Sünni İmparatorluğun başı olmaya adaydır ama bugüne dek milleti boş İsrail Konsolosluğu önünde eylem yapmak için kışkırtma dışında Filistin adına hiçbir somut yaptırıma soyunamamıştır.

Son söz:

“Milletler layık oldukları idarelere kavuşurlar!”

Posted in FAŞİZM, Politika ve Gundem, SİYASİ TARİH | Leave a comment

ADD Genel Merkezinin Dikkatine *** ATATÜRK`ÜN KEMİKLERİNİ SIZLATANLAR …

Onemli:

Aydın Degirmencioglu
Stuttgart, Germany

ATATÜRK`ÜN KEMİKLERİNİ SIZLATANLAR …

Mannheim Atatürkçü Düşünce Derneği`nin, hakkında yolsuzluk iddiaları bulunan eski bakan Egemen Bağış`ı UTED`le birlikte ağırlaması ve ondan, ’’ Atatürk ilke ve devrimlerini benimseyen, Türk bayrağının yanında onurla duran ’’ birisi olarak bahsetmesi, Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Birliği olarak bizleri derin düşüncelere itmiştir.

Atatürkçü Düşünce Derneği gibi bir kurumda, Egemen Bağış`ın, Recep Tayyip Erdoğan`ı, ikinci Atatürk olarak ilan etmesi ve bu saygısızlığa, Mannheim Atatürkçü Düşünce Derneği yetkililerinin ve üyelerinin sessiz kalması büyük talihsizliktir.

Atatürk, dönemlere göre, kişilere göre ve bazı çevrelere göre değişik biçimlerde yorumlanamaz. Düşüncesiyle, hareketiyle ve karekteriyle sadece Türk milletine değil, insanlığa örnek olan eşsiz bir lider omuştur. ’’Ya istiklal, ya ölüm! ’’ parolası ile en güç şartlar altında, Türk milletine güvenmiş bir millî kahramandır;

onun için bizlerin sembolü olmuştur, bayrağı olmuştur. Hiç kimse ve hiç bir kurum milletin bağrında ikinci bir Atatürk yaratamaz ve yaşatamaz ! Bu nedenle, Mannheim Atatürkçü düşünce Derneği`nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu talihsiz buluşmayı ve basına yapılan açıklamaları, Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Birliği olarak kınadığımızı kamuoyuna duyururuz.

Avrupa Atatürkcü Düsünce Dernegi Birligi adina yazilmis bir basin aciklamasidir. Yarin basinda yer alacaktir.

Tesekkür eder iyi aksamlar dilerim.

mesajlarinizi siteye yazabilirsiniz

https://www.facebook.com/AddMannheim

Posted in ATATURK | Leave a comment

3. havalimanı 70 göleti bitirdi * 70 gölet bir anda yok oldu

Erdinç ÇELİKKAN
26 Temmuz 2014
Hürriyet

3. havalimanı 70 göleti bitirdi
70 gölet bir anda yok oldu

TMMOB, 3. havalimanı inşaatı nedeniyle 70 göletin denize karıştırıldığını ve 8 derenin kurutulduğunu iddia ederek, “Ciddi su krizi yaşanacak” uyarısında bulundu.

TÜRK Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, 3. havalimanı inşaatı nedeniyle 70 göletin denize karıştırıldığını ve 8 derenin kurutulduğunu iddia ederek, “2.5 milyon ağaç katledilmişken yağmur beklemek boşuna. Ciddi su krizi yaşanacak” uyarısında bulundu. İSKİ’nin barajlardaki ölçüm oranlarına göre 2005 yılından bu yana ilk kez İstanbul barajlarındaki su seviyesinin yüzde 20’nin altına indiğini belirten Bozoğlu, Hürriyet’e “Defalarca bu tehlikeye dikkat çekmiştik, bugün uyarılarımız ne yazık ki tek tek gerçekleşiyor“ dedi. Bozoğlu, son günlerde yaşanan su sıkıntısıyla ilgili şunları söyledi:

8 DERE DE YOK OLDU

“3. havalimanı projesi 70 gölet ile 8 derenin yok edilmesine neden olacak. Bölgedeki sulak alanlar Trakya’ya, İstanbul’a hayat veren Terkos gibi önemli havzaları besliyor. Kuraklığın temel nedeni az yağmur yağması değil, yanlış yerde yanlış inşaatların, plansız ağaç kesimlerinin, zaten sınırlı olan yağmurların toprakla buluşamadan betonlar üzerinden akarak kanalizasyona, denize karışmasıdır. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nde, sulak alanlar bilime, doğa kanunlarına aykırı bir şekilde, ulusal öneme haiz sulak alanlar ve mahalli öneme haiz sulak alanlar gibi iki ana başlığa ayrıldı.

CİDDİ KRİZ OLACAK

BU yönetmelikle, önemli biyoçeşitliliğe sahip olan, orman alanlarını, endemik türleri, bitkileri barındıran bölgelerde, imar çalışmaları yapılabilecek, rantın, talanın hukuki zemini tamamlanmıştır. Özetle, kavramsal kargaşa yaratılarak, bu sulak alanların önemsiz gösterilmesi sağlandı. Ciddi bir su krizinin bizi beklediği su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkacak. Terkos Gölü yakınındaki 70 göletin suyu denize boşaltılmaya başladı. Bilimden uzak, ÇED raporları ya hiç istenmeden ya da göz ardı edilerek, oldu bittiyle yürütülen 3. havalimanı ve 3. köprü gibi projeler sonunda İstanbul’u susuz kalmanın sınırına getirdi. Bundan sonra yağacak yağmurların barajları doldurmaya yine faydası olamayacak.”

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/26882062.asp?utm_source=newsletter&utm_medium=mailling&utm_campaign=gunluk-bulten

Posted in DOĞA - ÇEVRE, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

Gözaltına alınan F Çete üyeleri bağırıyor: “Haram yemedik(!)…” Öyle mi ??? * İNTİKAM DEĞİL İLAHİ ADALET * VİLLA, GUCCİ, ARMANİ

Sabahattin Önkibar Ergenekon ve Balyoz tertiplerinin planlayıcılarından olan Ali Fuat Yılmazer için şöyle yazıyor ;

İNTİKAM DEĞİL İLAHİ ADALET!

Diyorlar ki bu operasyon Tayyip’in 17 Aralık intikamı!Orası öyle ama hadise tartışmasız ilahi adaletin tecellisidir.Evet Cemaat yaptığı alçaklıkların bedelini ödüyor.Kuddusi Okkır’ların, Ali Tatar’ların, Kaşif Kozinoğlu’ların ve Murat Özenalp’ların katledilişlerinin ilahi karşılığıdır bu olanlar.

Hiç kuşku edilmesin gün gelecek Tayyip Erdoğan yine hukuk önünde çok daha ağır bir bedeli ödeyecek zira aynı tertibin tepesinde o vardı.Birileri şimdi operasyonu yaptıran Tayyip Erdoğan diye bu alçak güruha sahiplenir konumdadır ki bunların başında CHP ile MHP geliyor.

Kılıçdaroğlu dün cemaate kalkan olurken MHP de bu rezillerin safında yer aldı.

Bre aymazlar bunların kim olduğunu hala öğrenemedi iseniz mebuslarınız olan Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, Sinan Aygün ve Engin Alan’a yapılanlara bakınız!

F Tipi örgüt devletin organlarına girmiş emperyal bir ur ya da tümördür.Bu illeti kesip atan cerrah kim olursa olsun böyle bir operasyona hayır demek ülkenin geleceğine kast etmektir.

VİLLA, GUCCİ, ARMANİ!

Adam polis…
Adığı maaş belli.
Soruşturdum babadan mirasyedi değil.

Ama buna rağmen İstanbul’un zengin muhiti Zekeriyaköy’de muhteşem villada oturuyor ki o villa polis maaşı ile sekizbin beş yüz sene çalışsa yine alınamıyor.Keza gözaltına alınırken taktığı Gucci gözlük polis maaşının nerede ise yarısı…Yine ithal gömleği ise eski para ile milyar ediyor.Evet Ergenekon tezgahının yapımcısı Ali Fuat Yılmazer’den bahsediyorum.

Pardon ama arkadaş bu servetinin kaynağı nedir!
Yoksa örgüt sana gizli maaş mı veriyor?

Değilse trilyonları aşan servetinin kaynağını açıkla, yayınlayacağım…

Posted in ERGENEKON - BALYOZ, FAŞİZM, Fetullah Gülen, Zahide Uçar | Leave a comment

Operasyon(!).. AKPKK Brezilya Dizisi…

Zahide Uçar

Operasyon(!).. AKPKK Brezilya Dizisi…

Salı günü gözümüzü açtık, kelepçeli operasyon… Bu sefer operasyona uğrayanlar Ceyar’ın, yani kötülüğün çocukları…

AKPKK’nın şefi, BOP görevlisi zat, 2007 yılından beri kaos üzerine kurgulanmış bir filmi gösterime sokarak ülke yönetiyor. Şokla aptallaştırdığı Batakistan Devleti sakinleri, ülke gerçeklerini algılayamadan, kurgulanmış sanal bir dünyada yaşıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yapılan bu operasyonlar manidar(!).. F çete seçimin son günlerinde “Erdoğan hakkında yeni bilgileri basına verecek” haberi alınmış olabilir mi? Arınç, Gülen çetesine mesaj gönderiyor;

“ Onlar bu işleri yapmaktan vazgeçer ve nedamet getirirlerse, yargı görevini bir an önce yaparsa önümüzdeki süreç inşallah çok daha barışçıl bir süreç olur. Bizi affedin demeleri lazım. Bakarsınız beraat ederler….”

Bu adamın hukuk diplomasını nereden aldığını gerçekten merak ediyorum. Hukuk katili Ar(H)ınç;

Bize teslim olursanız, elinizdeki bilgi ve belgeleri yok ederseniz biz de operasyonları durdururuz demeye getiriyor. Medya aracılığı ile pazarlığa hazırız mesajı gönderiyor(!)…

AKPKK ve şefleri bir koyundan kırk post çıkarmakta çok mahirdir. Geçmişi hatırlayın. Ergenekon ve Balyoz gibi operasyon süreçlerinde kimlere operasyon yapılacağı, kimlerin linç edileceği, kimlerin tutuklanacağı önceden belliydi ama operasyonlar sis bombası olarak da kullanıldığından işleyecekleri karanlık işleri örtmek için sıraya konuyordu. AKPKK ne zaman içeride ve dışarıda bir sıkıntıya düşse, F çete harekete geçip bir operasyon yapıyordu. Böylece ortam karartılıyor, kamuoyu cambaza bak ile oyalanıyordu. Ne zaman meclisten bir ihanet yasası geçse; hemen bir operasyon imdada yetişiyordu… Yandaş medya, F çete esir alınanları linç etme görevini yürütüyordu. Hem de ağızlarından salyalar akıtarak… Operasyonun dört ayağı vardı: F tipi polis çetesi, F tipi yargı çetesi, AKPKK iktidarı, yandaş medya-Tayyip Recep Televizyonu… Hatta insanları linç etmeyi öyle bir şehvetle bekliyorlardı ki, TRT-2 operasyon yapılmadan önce operasyonun haberini bile yapmıştı…

Davanın savcısı olduğunu söyleyen zat bütün meydanlarda;

“-Çeteleri bitirdik…” diye bas bas bağırıyordu.

17-25 Aralık Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu ile başlayan süreçte, karanlığın çocukları, kutsal ittifak(AKPKK+F çete) çömlek patlattı.

Geçmiş tecrübelerimizden hareketle, eli uzun adam Ergenekon’dan Paralele geçiş yaparak arkayı kurtarma, kambur haline gelen F Çeteden kurtulma dizisine geçiş yapmıştır. İğdiş edilen asker ile barış çubuğu tüttürebilmek için bütün suçu F Çeteye yıkıp aklanma derdine düştü. Operasyonların önceden kararlaştırıldığı anlaşılıyor. Yalnız öyle ucuzdan piyasaya sürmek olmazdı değil mi?

Yıllardır Filistin sömürüsü üzerinden siyaset yaptılar. Filistin’i bombalayan İsrail jetlerinin yakıtını Barzani ve Erdoğan koalisyonunun verdiği ortaya çıktı. Yetmedi, Kürecik Radar Üssü’nden Filistin savaş uçaklarının kalkışı hakkında İsrail’e bilgi sağlandığı ortaya çıktı. AKP tabanında tepkiye neden olan bu durum nasıl karartılır? Önceden F tipi çeteye yapılması planlanan operasyonu patlatarak. Yani;

“Zamanlama manidar(!)..” Yolsuzluk-rüşvet-hırsızlık unutturuluyor. İsrail’e sağlanan destek karartılıyor. Hatırlayın, askeri alan içinden PKK lı bir alçak tarafından bayrağımızın gönderden indirilişinde millette oluşan infialin hemen arkasından IŞİD Konsolosluk görevlilerini esir almıştı(!).. Bayrağımızın indirilişi unutulmuş, IŞİD ve esir alınan konsolosluk elemanları ile TIR şoförleri konuşulur olmuştu.

Karanlığın çocukları, şeytanın hizmetkârı kırk haramiler iş başında…

**

İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yapılan operasyonla toplanan isimlerin birçoğu malum isimler. Çok can yaktılar. İftira, kumpas, yalan, sahte delil üretme… Ve tabii ki cinayet!!..

Bu durum bizlerin duru akılla düşünmemizi engellememeli. F çete nefrete yatırım yaptı. Bu çete Türk Ordusu mensuplarını ABD, İsrail adına AKPKK ortaklığında esir etti. Çok canlar yaktılar ama bizler sadece F Çete elemanlarına operasyon yapıldığından emin olamayız. Görevini yapan ve hırsızlar çetesi için problem olan herkes bu çuvalın içine atılabilir. Böylece ikinci sindirme operasyonu da F Çete üzerinden sürdürülebilir.

Bu arada F Çete ekibi de bizleri epey güldürüyor. Öldürdükleri yargıdan insaf, boğdukları adaletten hukuk, dumura uğrattıkları vicdandan vicdan, kırk yerinden bıçakladıkları insanlıktan insanlık, zehirledikleri basından doğru haber bekliyorlar. Karanlığın çocukları “su testisinin suyolunda kırılacağını” unutmuş görünüyor.

Savcı Öz “büyük dağları ben yarattım” edası ile yürüyordu. Tecavüzcüler, sapıklar, kadın satıcıları ve PKK’lıdan gizli tanık devşiren şahıs… Şimdi arsızca, yüzsüzce adaletten bahsedebiliyor.

Rahmetli Kuddisi Okkır’ın katilleri… Kaşif Kozinoğlu’nun katilleri… Ali Tatar, Kahramanlık madalyasına sahip Emekli Jandarma Albay Abdülkerim Kırca, Albay Berk Erden, Kıdemli Yüzbaşı Olgun Ural, Emekli Albay Belgütay Varımlı, , Erhan Göksel, Uçkun Geray… Ölümüne neden olduğunuz insanlar…

Bir de PKK ile mücadele ederken Orduya ait olup kayıttan düşülmeden emniyete verilen silahların askere karşı kullanılışı var. Göm göm, sonra bul oyunu. Zannedersiniz ki it kemik saklama oyunu oynuyor. İşte o silahları bilen Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay şaibeli bir intihar vakası ile yok oldu(!).. Ölmeden önce depolarda bulunan ve Orduya ait olan silahların dökümünü istediği yazılıp çizildi. Bana göre, Behçet Oktay’ın şaibeli ölümü yeniden ele alınmalıdır.

Ergenekon’dan terör örgütü çıkartabilmek için tezgâhlanan Dink cinayeti… Yargıtay cinayetinde adı geçen Şeyh Salih Kunter ve unutturulan Gülen’in yeğeni… Zeynep Küçük hafiye gibi iz sürerek Yargıtay cinayetini çözmüştü. Çözmesi bir işe yaramadı. Belgeler F Çetenin yargı duvarına çarpıp geri döndü.

Gözaltına alınan F Çete üyeleri bağırıyor: “Haram yemedik(!)…”

Öyle mi Ergenekon fetişleri? Haram yemedin mi? İftira ettin, sahte delil ürettin, cinayete azmettirdin. Aileleri parçaladın. Yani kul hakkı var üzerinizde. İnsanların yatak odalarına gizli kameralar koydun. Ahlaksızca topladığın bilgileri şantaj aracı olarak kullandın. Yetmedi, Türk Ordusu’nun mahremine girerek bir milletin güvenliğiyle ilgili planları ele geçirdin. İç ve dış güvenliğimize darbe vurdun. Kimlerin, hangi ülkelerin adına yaptığın ortaya mutlaka çıkartılacaktır. Bugün olmazsa yarın… Devlet sırrı olan bilgileri iddianameye yazarak başka ülkeler adına casusluk faaliyeti yürüttün. MİLGEM(milli gemi) projesini yürüten mühendisleri derdest ettin. MİLGEM’e ait bilgileri ele geçirdin. Nerelere verdiğinizi henüz bilmiyoruz. Milli silah üreterek ülkeyi dış bağımlılıktan kurtarmak için kendini adayan HAVELSAN Genel Müdürü Faruk Yarman’ı hangi silah şirketleri adına derdest ettiniz?

Siz ekmek yediğiniz ülkeyi ciğerinden bıçakladınız.

Ana ve babalarınız sizleri teselli etmiş(!).. Siz haram yemediniz demişler. Güler misin, ağlar mısın?

Ey analar, ey babalar, siz iftira ile derdest edilen Prof. Fatih Hilmioğlu’nu bilir misiniz? Kahrından kanser oldu. Yetmedi, evladını kaybetti. Hilmioğlu’nun çığlıkları esir evi duvarlarında çınlarken sen nerede idin? Kendileri esir iken evlatlarını, annelerini, babalarını, damatlarını kaybeden insanlara evlatlarınızın yaptığı muameleleri ne çabuk unuttunuz? Sizler ne kadar çok insanın içeride sağlığını kaybettiğini, tedavilerinin engellendiğini, koridorlarda geçerken esirlerin selamlaşmasının bile engellendiğini, görüş günü esir çocuklarının donuna kadar soyularak düşman harp yöntemleri uygulandığını ne çabuk unuttunuz?

Polis polise bunu yapar mı diyorsunuz. Gözaltı yöntemlerini eleştiriyorsunuz. Masumiyet karinesi diyorsunuz. Çüş, bunları şimdi mi hatırladınız? 70 yaşındaki insanlara yapılanları unuttunuz mu? Kanser tedavisi olan Türkan Saylan’a yaptıklarını unuttunuz mu? “Haliçteki Simonlar” kitabını yazarak F çeteyi deşifre eden Hanefi Avcı’ya yaptıklarını ne çabuk unuttunuz? Emin Aslan’a yapılanları ne çabuk unuttunuz? Onlar polis değil miydi? Hanefi Avcı’nın odasını boşalttıktan sonra dolabın üzerine suç oluşturmak için konan kasetleri ne çabuk unuttunuz? O zaman neden anne-baba olduğunuzu hatırlamadınız? O insanlarla sizin de mi bir kin davanız vardı?

Sizin adalet dilenmeye ne yüzünüz var, ne de hakkınız. Çünkü o istediğiniz mevhumları AKPKK ile ortaklık kurarak sizlerin çocukları öldürdü.

Gene bizler adil yargılama isteyen taraf oluruz. Dün nasıl adil yargıyı savunduk isek, bugün de aynı adil yargıyı sizlerin çocukları için de istiyoruz. Adil yargılamayı hak ettikleri için değil, evrensel hukuk kurallarına sahip çıkmak adına istiyoruz. Gerçek suçlamalar ve gerçek deliller üzerinden yargılanmalarını istiyoruz.

Bir de yargıçlar yargıçları içeri attı deniyor. Sizler şaka mısınız? Erzincan Cumhuriyet Savcısı Cihaner’e kurulan kumpası ne çabuk unuttunuz? Dava dosyası İstanbul-Erzurum-Erzincan üçgeninde gezdirilmiş, dosya kaçırılmıştı. Cihaner hukuk cinayeti işlenerek gözaltına alınmıştı. Diğer yargıçlara yapılan iftira ve kumpasları da unutmayalım.

**

Gözaltına alınan F Çete üyeleri bağırıyor: “Haram yemedik(!)…”

Bak kırmızı yanaklı badem, nasıl kul hakkı yediğinizi ben size anlatayım:

Polis okulu sınav sorularını ele geçirip o sınava giren vatandaşların hakkını yiyerek kul hakkına girdiniz. Üniversite, TUS, memur yerleştirme sınavları sorularını F Çete çaldı. Binlerce genç insanın hayallerini ve hakkını çaldınız siz. Sayenizde hırsızlık olmadan yapılan tek bir sınav bile yok. Milletin hakkını koruması beklenen savcı kılıklı zibidileriniz yükselme sınav sorularını çaldı. AK çetenin ahlaksızlığı sizlerin ahlaklı olduğunuzu göstermiyor. Firavun’un Firavunluğu, Nemrut’un Nemrutluğunu örtmez. Firavun ile Nemrut’un varislerinin çatışmasını ibretle izliyoruz. Dün Basra’nın sokak itleri gibi koyun koyuna olduklarınızla hırlaşmanız sizleri bağlar. Çünkü biz hangi kemik için kavga ettiğinizi bilmiyoruz.

Not:

Halk TV bavulcu Baransu’ya bağlanarak fikrini sordu(!).. Görevli insanların fikri mi olurmuş? Daha önce de geçmişte AKP’nin yalakalarından olan tosuncuk Mehmet Altan’ı kanala çıkarmışlardı.

Halk TV Erdoğan çetesinin kullanıp attığı beşinci el ürünleri masumlaştırıp, kuru temizlemeden geçirerek vitrine koyuyor. YUH!!.

zahide@zahideucar.com
www.zahideucar.com

Posted in Fetullah Gülen, Zahide Uçar | Leave a comment

HIRSIZLIĞI DİNE UYDURMAK

Rifat Serdaroğlu
30 Haziran 2014

HIRSIZLIĞI DİNE UYDURMAK

Müslümanları “Allah” ile aldatanlar, hırsızlığı-soygunu dine uydurduğunu sananlar insanî mertebelerin en zelil, en aşağılanmış yaratıklarıdır.Bunların gideceği yer, cehennemin en dibi olarak bilinen “Esfel-i Sâfilin”dir.

*Ağzınız, Türkiye “Lâik bir Cumhuriyet”tir diyecek, kalbiniz “İslam ve Lâiklik ikisi bir arada olmaz, ya o, ya diğeri” diye inanacak! Bu kişiler inandığını söylemekten aciz, korkak, aşağılık kişilerdir. Bunlar insanları “Allah” adını kullanarak aldattıklarını zanneden zavallılardır.

*Hocam; Bir hayırsever “Sen devletin başındasın, devleti yönetiyor ve İslam’a hizmet ediyorsun. Al şu kutu-kutu paraları harca” dedi, caiz midir?

-Elbette caizdir. Ülke, devleti yönetenlerin mülküdür. İstediğin gibi tasarruf etmek senin hakkındır.

*Hocam; Bazı işadamlarına ihale verirken, desteğimi koyuyor ve arkalarından kaktırıyorum. Sonra da onlardan ihale bedelinin % 10-15-20’sini alıyorum.Caiz midir?

-Caizdir. Çünkü sen o paradan hem fakir-fukara, garip-gureba ’ya yardım ediyor, hem de İslam’a hizmet ediyorsun. Caizdir, al-al!

*Hocam; Adamlarım, yabancı bir işadamından avanta almışlar. Kendileri aldıkları gibi çocukları da malı götürmüşler. Milyonlarca doları da istiflemişler.Bunlar caiz midir?

-Caizdir, caizdir. Sana caiz olan, adamların içinde geçerlidir. İçiniz müsterih olsun.

Yaşşa be hocam, derin ilminiz önünde saygı ile eğiliyorum. Önümü açtınız, elimi rahatlattınız. Aklınızla bin yaşayın, şu kutuyu kabul ederseniz beni mutlu edersiniz.

-Koy evladım oraya, ne de olsa biz hizmet kervanının garip bir kuluyuz, değil mi?

PKK ve ona ısrarla “Terör Örgütü” demeyenler, AKP’yi siyasi arenada boyunduruk altına aldılar. Hesapları açık ve net;

“Ver Kürdistan’ı-Al Çankaya’yı.”

AKP buna dünden razıdır. PKK denen uyuşturucu kaçakçısı ve katiller sürüsü ile yaptığı pazarlığın gereğini yerine getirmek için çırpınıyor ve TBMM’ yi de suçuna ortak etmek istiyor.Şimdilik 6-7 maddeden oluşan bir kanunu kabul ettirmeye çalışıyorlar.Bu çıkarılacak kanun, Anayasamıza tamamen aykırı bir kanun olacaktır.

-Bu kanun, anayasamızın “Eşitlik” ilkesine kökten aykırıdır.

-Bu kanun, Demokrasimizin ve Anayasamızın olmazsa-olmaz şartı “Kuvvetler Ayrılığı” prensibine aykırıdır. AKP Hükümeti, çıkaracağı kanunla yürütme olarak yargının yerine geçecektir.

-Bu kanun, aziz şehitlerimizin-yakınlarının ve Türk Milletinin sırtına AKP tarafından saplanan bir hançerdir.

-Bu kanun, devletine-yasalara bağlı-namuslu vatandaşlara yapılan en büyük hakarettir.

-Bu kanun, teröristleri “AF” edecek bir yasadır.

-Bu kanun, ülkedeki terörist faaliyetleri durduramayan AKP’nin “Ben teröristler içinde ‘teröre bulaşmamış olanları biliyorum, sadece onları af edeceğim’ dediği saçma-sapan bir kanundur.

-Bu kanun “Teröristleri Rehabilitasyona tabi tutacağız diye teröristlere devlette iş ve kadro verme kanunudur.

Eğer bu kanun çıkarsa AKP, Müslümanları Allah ile aldatanlarla-Hırsızlığı, soygunu dine uydurmaya çalışanlarla birlikte Esfel-i Sâfilin deki yerini alacaktır.

Duaların kabul edildiği mübarek Ramazan Ayında, Allah’tan dileğim şudur;
Kim ki Türk Milletine düşmanlık eder, kim ki milletten aldığı emaneti hırsızlık-yolsuzluk yapmak için kullanır, kim ki kutsal dinimizi kullanarak insanları aldatır, Allah onları kahretsin. Âmin…

Sağlık ve başarı dileklerimle

http://rifatserdaroglu.com/2014/06/

Posted in Rifat SERDAROĞLU yazıları, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

YAPTIKLARI , YAPACAKLARININ TEMİNATIDIR * YENİ TÜRKİYE’NİN YÜZÜ *** İşte 12 yılda AKP iktidarının yaptıkları

İşte 12 yılda AKP iktidarının yaptıkları

Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’na aday olduğunu açıkladıktan sonra kendini överken “Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır” demiştir. Bu sözü duyunca “Yandık” demekten kendimi alamadım. Bir anda yaptıkları tek tek düşüncemi doldurmaya başladı. Sizinle paylaşmak, “yandık” demekte haklı olup olmadığımın takdirini size bırakmak istedim. İşte 12 yıllık iktidarı boyunca Başbakan Erdoğan’ın yaptıklarının kimileri:

DOKUNULMAZLIK/YOLSUZLUK

“Dokunulmazlıkları kaldıracağım” diye göreve başladı. Bu konuda Deniz Baykal ile birlikte çıktığı televizyon programında söz de verdi. İktidar olduktan sonra dokunulmazlığa sarıldı. AKP milletvekilleri ve kendisi hakkındaki yüzlerce fezleke TBMM tozlu raflarına terk edildi.Son örneği 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında yaşandı. “Yolsuzluk ve yoksullukla mücadele edeceğim” diye işbaşına gelenler;

doğrudan Hükümeti ilgilendiren bu soruşturmaların üzerini örtmek için her şeyi yaptılar. Kimi bilgi ve belgeler uydurma bilirkişi raporlarıyla yok edildi; Emniyet görevlileri, savcı ve yargıçlar değiştirildi; fezlekeler milletvekillerinden ve kamuoyundan kaçırıldı. Son olarak TBMM Soruşturma Komisyonu Başkanı, “dizi pusulası yok” sudan bahanesiyle dosyayı savcılığa geri gönderdi. Oysa dizi pusulasının dosyada bulunduğunu Odatv ortaya çıkardı. Zaten dizi pusulasız bir savcılık fezlekesi düşünülemezdi Adalet Bakanlığı da daha önce aynı şeyi yapmış; Meclis’e gelmeden önce fezleke değiştirilmiş, ek klasörlerin sayısı 42’den 14’e düşürülmüştü. Şimdi yine aynı şey mi yaşanacaktı?

Amaç, önce yerel seçimler, sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi daha sonra da genel seçimlerde milletin dosya içeriğindeki ayrıntılardan bilgi almasını önlemekti. Bunun için yalan söylemek bile mübahtı. Zaten artık gözümüzün içine baka baka yalan söylemek olağanlaşmıştı. Caminin ahıra çevrilmesi, anayasayı “iki sarhoş”un hazırlaması, camide içki içilmesi,“türbanlı bacı”nın deri eldivenlilerce dövülmesi gibi… “Devlet Gücü”nün tek elde toplanması bu pervasızlığın dayanağıydı. Hesap sorulamıyordu. Tam tersine hesap sorandan, hesap soruluyordu.

Bırakınız milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırmayı kendilerinin bile eleştirdiği kamu görevlilerinin dokunulmazlığını daha da artırdılar. MİT Müsteşarı ve görevlileri yargı karşısında dokunulmaz kılındı. Özel görevli yargıçlar, yaptıkları hukuksuzluklar nedeniyle tazminat ödemekten kurtarıldı. Yeni çıkarılan bir yasayla terör örgütü ile masada müzakereye oturan kamu görevlilerini “hukuken sorumsuz kılacak” bir düzenleme yapmaktan kaçınmadılar.

Yolsuzluk olağan duruma getirildi. “Hırsız var!” diye, kimseyi hedef almadan ortalığa bağıranlar bile gözaltına alındı. “Saat kaç?” diye soranlar hakarete uğradı, işinden edildi.Rant için önce İstanbul, sonra güzel ülkemiz yabancılara ve yandaşlara peşkeş çekildi. Vatan toprağı, varlıkları, kaynakları “babalar gibi” yok pahasına yandaşlara satıldı. Üniversitelerin tıp fakülteleri ödenek verilmeyerek zor duruma düşürüldü, önce Maliye ve Sağlık bakanlıklarına muhtaç edildi; sonra çok değerli taşınmazlarını satmak zorunda bırakıldı.

AKP yandaşı İslami sermaye yaratıldı. Devlet kaynaklarından beslendi, büyütüldü; İstanbul sermayesini gölgede bıraktı. Tüm ihaleler yandaşlara verildi. Hazine arazileri, özel mülkler kamulaştırılarak yandaşlara tahsis edildi. Yaratılan sermaye havuzlar oluşturup siyaseti besledi. Ne demişti maden sahibi Somalı işçilere, “Bu ilçede AKP kazanmazsa madeni kapatırım, işsiz kalırsınız.” Böylece dönüşümlü bir çark kurulmuştu.İslami bankacılık, İslam’a uygun senet ve kredi düzeni kuruldu.

EĞİTİM

Laik eğitimi din ağırlıklı eğitime dönüştürüldü.

Önce Kuran kursları ile işe başlandı. Kaçak kurs açanlar ile burada öğreticilik yapanların cezaları kaldırıldı. Kuran kurslarına katılma yaş sınırlaması kaldırıldı. Okullarda, öğrenci yurtlarında ve kamu kurumlarında kurs açılması sağlandı. Kuran kurslarının denetimine son verildi.

İmam hatip ortaokulları yeniden açıldı. İmam hatip liselerinin sayısı 952’ye, öğrenci sayısı 675 bine ulaştı. Genel/düz liseler kaldırılarak, Anadolu, fen vs gibi liseleri kazanamayan gençlerimizin imam hatip liselerinde okumaları zorunlu duruma getirildi. Başarılı öğrencilerin imam hatiplere yönlendirilmesi için genelgeler gönderildi. Müfredatla oynanarak ve farklı katsayı uygulaması kaldırılarak imam hatip liselerini bitirenlere yükseköğretimin tüm programlarında okuma olanağı sağlandı.

Kuran ve Peygamberin hayatı dersleri konularak ve fiiliyatta zorunlu duruma getirilerek tüm eğitim-öğretim imam hatipleştirildi.Türban ilk, orta ve yüksek öğretim kurumlarında, hukuk ve Anayasa dolanılarak fiilen serbest bırakıldı. Anayasal görevini yerine getiren öğretim elemanları cezalandırıldı.

Zorunlu öğretim 12 yıla çıkarılırken kesintili duruma getirilip açık lise olanağı sunularak, lise çağına gelmiş kız çocuklarının evlerine kapatılmasının önü açıldı. Çocuk gelinlerde patlama yaşandı.

Milli Eğitim Bakanlığı hemen tüm programlarını Diyanet İşleri Başkanlığı ve dinci vakıflarla birlikte yapar oldu. Müfredattan ve kitaplardan Atatürk ilke ve devrimi ile felsefe dersleri; okullardan Atatürk köşeleri kaldırıldı. Öğrenciler topluca Cuma namazına götürülür oldu. Liselerde mescit açılmaya başlandı. Özel okullarda sağlık birimi açılması isteğe bırakılırken ibadethane açılması zorunlu kılındı.

İlahiyat fakültelerinin okul ve öğrenci sayıları inanılmaz ölçüde artırıldı; okul sayısı 42’ye, öğrenci sayısı 9 bine ulaştı. İlahiyat fakülteleri ile yetinilmeyerek İslami ilimler fakülteleri açılmaya başlandı. 8. Avrasya İslam Şurası kararının gereği yerine getirilerek, İstanbul’da Uluslararası İslam Üniversitesi kurulması için yasa tasarısı hazırlandı.

YÖK’e ve üniversite yönetimlerine AKP ölçütlerine uygun kişiler atandı. Türbana selam duran, selam durmayanları cezalandıran, “Siz görevi Atatürk’ten değil, ancak benden alırsınız” ya da “Sıkıysa AKP’li olmayın” diyen rektörler türedi.

Üniversiteler bilim yuvası olmaktan çıkıp medreseye dönüştü. Bunu öneren öğretim üyeleri alkışlandı. Medreseye dönüşü hızlandırmak için dinci vakıfların üniversite kurmasına yeşil ışık yakıldı. Üniversitelerde Said-i Nursi kürsüleri kuruldu. Atatürkçü Düşünce Topluluklarının etkinlikleri engellendi hatta bu Topluluklar dağıtılmaya başlandı. El Ezher gibi şeriat öğretimi yapan üniversitelere denklik verilmeye başlandı. Sosyal tesislere içki yasağı getirildi. Camii ya da mescidi olmayan üniversite neredeyse kalmadı.

Devlet yurt yapmayıp gençlerimizi cemaat-tarikat yurtlarına mahkûm etti. Devlet üniversiteleri bile resmi web sayfalarında öğrencileri tarikat yurtlarına yönlendirmekten çekinmez oldu.

“Kinine sahip dinci” AK gençliğin yetiştirilmesi için bir yandan imam hatip açılmasına hız verilirken, bir yandan da TÜRGEV kuruldu. Başbakan ailesinin yönetiminde olduğu TÜRGEV, “AK gençliği” yetiştirmek için kolları sıvadı. Vakfa yardım yağarken, belediyeler kamu arazilerini tahsis için yarışa girdi. Vakfın çok sayıda okul ve yurt yapması, Cemaatin kendine uygun gençlik yetiştirmek için başlangıçta yaptıklarını anımsattı.

ULUSAL BİRLİK

Türkiye Cumhuriyeti’nin “TC” kısaltması, Atatürk resimleri ve “Ne mutlu Türküm diyene” ulusal birlik çimentosu sözler, kurum adlarından, web sayfalarından, dağlardan taşlardan silindi. Ulusal Ant’ımız kaldırıldı. Sudan nedenlerle ulusal bayramların kutlanması yasaklandı. 19 Mayıs Bayramı’nın stadyumlarda kutlanması uygulamasına son verildi; Devlet törenine tüm Devlet erkânı yerine yalnızca Bakan’ın katılması yeterli görüldü.

Ulusal bayramlarda Atatürk Anıtı’na çelenk konulması yasaklandı. Otomobile bayrak asanlar, Atatürk posteri çıkarması yapıştıranlar cezalandırıldı.Askeri birlik içinde bayrağımızın gönderden indirilmesine, subaylarımızın kafalarına torba geçirilmesine, bir savaş gemimizin batırılmasına, bir terör örgütünün konsolosluk çalışanlarını rehin almasına göz yumuldu.

Yurttaşlarımız Atatürkçü ve laik olanlarla, bunlardan öç alacak kindar ve dinci kesim diye ikiye ayrıldı. Yetmedi Sünni-Alevi ayrışması sağlandı. Yetmedi, Kürt açılımı denilerek PKK ile mücadele yerine “müzakere” dönemine geçildi; “Terör örgütüyle masaya oturduğumuzu söyleyenler şerefsizdir” diyenler, terör örgütü PKK ile masaya oturdu. Güneydoğu bölgemizin fiilen bölünmesine neden olundu; kısa gelecekte hukuken bölünmesi için gerekenin yapılacağı sözü verildi. Bunun için bölgesel Kalkınma Ajansları kuruldu, bütün şehir belediye yasası çıkarıldı.

DEMOKRASİ

Çağdaş demokrasinin kurucu öğeleri erkler ayrılığı, denetim-denge düzeneği, hukuk devleti, laiklik, temel hak ve özgürlükler, özellikle ifade özgürlüğü ve tamamlayıcısı basın özgürlüğü yok edildi.

Yasama, yürütme ve yargı erki tek kişide birleştirildi. Tek adam yönetiminde “parti devleti” kuruldu.

Yasamanın yürütme üzerindeki siyasal dengeleme, Cumhurbaşkanı’nın Hükümet üzerindeki hukuksal dengeleme denetimine son verildi. Yasama işlevi yozlaştırıldı. Anayasal rejimi ilgilendiren çok önemli yasalar bile Meclis’e tasarı değil teklif yöntemiyle getirilir oldu. Yasalar “torbaya” dolduruldu. “Geceyarısı yasası” baskın uygulaması hız kazandı. Temel yasa bahanesiyle yasaların Meclis Genel Kurulu’nda ayrıntılı incelenmesi engellendi. Dolayısıyla yasalar, kabul edilmeden önce kamuoyunun bilgisinden kaçırıldı.

Yetmedi, zaten AKP Genel Başkanı’nda olan yasama yetkisi yürütmeye devredildi. Bakanlar Kurulu’na, kamu kurum ve kuruluşlarının RTE’nin isterleri doğrultusunda, başkanlık rejimine uygun biçimde yeniden yapılandırılması için yasa çıkarma yetkisi verildi. Bu yetki sonuna kadar kullanıldı ve KHK’lerle kamu örgütü yeniden yapılandırıldı. Yapılan atamalarla önce AKP-C memuru, sonra AK memur dönemleri başlatıldı. Kamu kurum ve kuruluşları işgal edildi.

Yetmedi, yasaların soyut, genel ve nesnel olması evrensel ilkesinden vazgeçilerek kişiye özgü yasalar çıkarıldı. AKP’ye gönül verenlerin suçlarının affı için birden fazla af yasası çıkarıldığına tanık olundu. MİT Müsteşarı ile görevlileri, kumpas davalarına bakan özel görevli yargıç ve savcıları, PKK gibi terör örgütleri ile görüşme yapan görevlileri hukuksal sorumluluktan kurtaracak yasalar kabul edildi. Necmettin Erbakan’ın mahkûmiyetini evinde çekmesi için özel yasa çıkarılmasından bile çekinilmedi. Dahası 17 Aralık Yolsuzluk ve rüşvet olayına adı karışan iş adamını cezadan kurtarmak için “altın kaçakçılığına” verilen hapis cezası kaldırıldı, para cezası düşürüldü.

Yetmedi, “yok yasa, yap yasa” faşist modeli yoğun biçimde uygulamaya konuldu. “Sen yap, biz gerekirse yasa çıkarır, seni kurtarırız” dönemi başlatıldı; bu tür talimatlar telefon dinlemelerine takıldı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin seçkin ve saygın komutanlarına kumpas kuranları yasallaştırmak için Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kuruldu. İstihbarat hizmetleri TSK’dan, Emniyet’ten ve Jandarma’dan alınarak MİT’e bağlandı. MİT’in başına Başbakan’ın çok güvendiği biri atandı. İlker Başbuğ, “Sağır sultanın bile bildiği” bilgilerin MİT tarafından kendisine verilmediğinden yakındı. Yani istihbarat hizmeti bizden alındı bu duruma düştük demek istedi.

Basın özgürlüğü yok edildi.

Tüm yurttaşların dinlenebilmesi için Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kuruldu. “Büyük gözaltı” başladı. Tüm telefon görüşmeleri kayıt altına alınmaya başlandı. Yetmedi Twitter ve YouTube yasağı getirildi. Şimdi çıkarılan bir yönetmelikle de, tüm internet kullanımının kayıt altına alınması ve bu kayıtların iki yıl boyunca saklanması yetkisi verildi.

Medya’nın izlenip ceza yöntemiyle susturulması için RTÜK kuruldu ve AKP’li üyelerin çoğunlukta olduğu bir yapıya kavuşturuldu. RTÜK günümüzde, Cumhurbaşkanı adayı Başbakan’a 2 saat, diğer adaylardan birine 3 dakika yayın süresi ayıran, bir diğerinin konuşmasını hiç yayımlamayan TRT’ye, “Başbakan dünya çapında bir lider” gerekçesiyle ceza vermezken; cılız karşıt sesleri de kesmek için Ulusal Kanal’a, Halk TV’ye ceza yağdıran bir merkez durumuna dönüştü.

Medya zaten çoktan RTE cumhuriyetinin yayın organı durumuna getirilmişti. Basın yayın organlarının çoğu, Sermaye Piyasası Kurulu aracılığıyla ya doğrudan AKP’ye bağlanmış ya da AKP’li işadamlarına teslim edilmişti. Bunun için gerektiğinde kredi, gerektiğinde havuz yöntemi uygulanmıştı. Yandaş medya kamu reklamları aracılığıyla ekonomik yönden güçlendirilirken Kalan % 20’lik muhalif gurubun üzerine ise vergi denetimleri, ceza uygulamaları ile gidilerek zor durumda kalmaları sağlandı.

Gizlilik kararları ve tazminat davalarıyla basın susturuldu. Gazeteciler sudan nedenlerle tutuklandı. Basın özgürlüğü en kötü ülkeler listesinde Çin’le yarışır olduk. Pek çok karşıt gazeteci Başbakan’ın talimatıyla işten atıldı. “Sıfırla” diyenler hakkında değil, bunu haberleştirenler hakkında dava açıldı.

Gezi Direnişi’nde demokratik protesto haklarını kullanmak isteyenlere karşı acımasızca saldırıldı. Demokrasi şehitleri verildi. Bu uygulama tüm demokratik protesto haklarını kullanmak isteyen muhaliflere karşı sürdürüldü. Direnişe katılanlar ya da destekleyenler hakkında soruşturmalar yapıldı, davalar açıldı ve bunlar en ağır biçimde cezalandırıldı. Gezi’yi andı diye bir öğrencinin 1.’lik ödülü elinden alındı.

Demokratik yönetimin birincil koşulu olan şeffaflık yok edildi.

Denetim ortadan kaldırıldı. Yasamanın yürütmeyi denetlemesi demek olan siyasal denetim mekanizması, AKP çoğunluğunun elinde oyuncağa dönüştürüldü. Muhalefet yok hükmünde sayıldı. Soru önergelerine bile yanıt verilmedi. Bakanlıkların teftiş birimleri, Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu kapatıldı. Sayıştay denetiminin kısıtlanıp, raporlarının nasıl kuşa çevrildiği, çok kısa geçmişte gazete sayfalarında yer aldı.

YARGI

2010 Anayasa değişikliğiyle yargı ele geçirildi. Önce bu değişikliğe konulan kurallarla Anayasa Mahkemesi ile HSYK’nun defteri dürüldü. Bir ay içinde yapılan atamalarla bu iki yüksek yargı organı AKP’lileştirildi. Sonra Yargıtay ve Danıştay yasalarında yapılan değişiklikler ve yapılan atamalarla, bu yüksek mahkemelerde AKP çoğunluğunun oluşması sağlandı. Daha sonra yeni yapılandırılan HSYK aracılığıyla istenilen yargıcın istenilen yerde görevlendirilmesi; AKP’ye gönül veren yargıç ve savcıların ödüllendirilmesi, görevini Anayasa, yasa ve vicdan üçgeninde yapmayı sürdürenlerin cezalandırılması uygulamasına başlandı. Yine HSYK eliyle istenilen yargıç ve savcı Yargıtay ve Danıştay’a üye yapıldı.

Kısacası önce Cemaat Yargısı oluşturuldu; şimdi de AK Yargı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu bağlamda, şaibeli olduğu ÖSYM tarafından bile kabul edilen sınavda kazandırılan avukatlar yargıç olarak atandı.

Anayasa’nın ve TCY’nın açık kurallarına karşın yargı kararları uygulanmadı. MİT Müsteşarı’nın ve 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonlarında AKP’ye gönül verenlerin yargıya ifade vermeleri fiilen önlendi.

Yargının “durdurulsun” kararına karşın, “Gücünüz yetiyorsa gelip durdurun” karşı duruşuyla AK-SARAY’ın ve villaların yapımı tamamlandı.

Özelleştirmeye ilişkin yargı kararlarının uygulanmaması için bir yasayla Bakanlar Kurulu’na yetki verildi. Şimdi de özellikle atamalara ilişkin yönetim aleyhine olan yargı kararlarının 2 yıl süreyle uygulanmaması için yasa çıkarıldı.

Yeni AYM ve yeni Danıştay’ca türbanlı yargıya izin verildi.

Sonraları “Devlet içinde devlet oldular” yakınmasının hedefi özel görevli mahkemeleri kurarak pek çok Atatürkçü aydın yurttaşın, suçsuz olduğu biline biline canının yakılmasına neden olundu. Ergenekon, Balyoz gibi davalarda, bugün Anayasa Mahkemesi’nin de saptadığı pek çok hukuksuzluklar yaşandı.

Ne acıdır ki, o günkü hukuksuzluklara neden olan ve 4 ay önce kaldırılan bir kural yeniden konulmaya çalışılıyor. Savcılığın istemi üzerine yargıç kararıyla, avukatların dosya içeriğine ulaşması yeniden engellenmeye çalışılıyor. Kısaca adil yargılanma hakkı yeniden tırtıklanmaya başlanıyor.

TSK

Türkiye Cumhuriyeti’nin gerici bir rejimle yönetilip, bölünmesi önündeki en büyük engel olan, terörle mücadele eden, ulusal çıkarları savunan TSK’nın kahraman ve seçkin komutanları, düzmece deliller, özel görevli mahkemeler, gizli tanıklar, siyasal davalar, hukuksuzluklar karmaşası içinde tutuklanıp yargılandı ve mahkûm edildi. Önce danışmanı, sonra Başbakan, iş işten geçtikten sonra kurulan kumpası itiraf etmek zorunda kaldı.

Ordu’nun istihbarat gücü elinden alındı. Jandarma Genel Komutanlığı’nın genel müdürlük olarak yeniden düzenlenmesi için çalışma başlatıldı. Genelkurmay’ın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması çalışmaları hep gündemde tutuldu.Yeni Türkiye’de, AK basın, AK yargı, AK eğitimden sonra, yapılan sıra dışı atamalarla AK ordu yaratıldı.

YAŞAM

Çağdaş yaşamdan İslami yaşama geçiş başladı. Toplumsal ve kamusal yaşamın din kurallarıyla yeniden düzenlenmesi dönemine gelindi.Parklarda ve evlerde kızlı oğlanlı oturma yasağı getirildi. Kılık kıyafete karışılmaya başlandı. Gemilerden inenlerin etek boyu eleştirildi. Tesettür otelleri, havuzları ve plajları yapıldı. Helal gıdadan sonra helal hizmet ve helal otel ölçütleri saptandı.

Siyasal söylem ve eylemlerden sonra AYM laikliği yeniden tanımlayıp, dinci eğitimi uygun bulup, türbanlı yargıya izin vererek bu yolda siyasilerin işini kolaylaştırdı.

Sokaklarda, plajlarda şeriat propagandası yapan ve kendilerine “tebliğci” diyenlere göz yumuldu; böylece etkinliklerini artırmaları sağlandı. Osmanlı’nın son Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi’nin Atatürk’e hakaret içeren bildirileri evlere dağıtılır oldu.

Ramazanda içki içen turistler bile darp edilmeye başlandı. Anadolu’nun neredeyse tüm illerinde, iftardan önce lokantasını açık tutmak cesaret işi oldu. Namaz saatinde cami yanına rahat park edilmesini sağlamak amacıyla yollar kesilmeye başlandı. Neredeyse namaz polisi devreye girecek kaygısı oluştu.

Umre yarışı başladı. Öğrenciler umreyle ödüllendirilir, sosyetik güzeller ve sanatçılar basına poz vererek umreye gider oldu.

Türban bireysel yaşamdan sonra toplumsal ve kamusal alanı da işgal etti. İlk, orta ve yüksek öğretim, kamu kurum ve kuruluşları, Meclis ve yargı türbandandı. Cüppe ve sarıklı kamu görevlileri türedi.

Kaç çocuk yapılacağına ve nasıl doğrulacağına yönetenler karar vermeye başladı.

Devlet’in dini denetlemesi amacıyla 1924’te kurulan, Anayasa’ya göre “laiklik esası çerçevesinde” görev yapmak zorunda olan Diyanet İşleri Başkanlığı ne yazık ki fetva makamı durumuna getirilerek yaşamın her alanına sokuldu. Cumhuriyet’in öğretmenlere verdiği “toplum önderliği” görevi imamlara verildi. Cezaevi ve hastanelerde, “manevi psikolog” adı altında din adamı uygulaması planlandı. Yargı bile karar vermeden önce “ulemaya” sormaya başladı. Meleler din adamı kadrolarına; din adamları başta Milli Eğitim olmak üzere bakanlık kadrolarına atandı.

Tek adamlığa soyunanlar için saraylar yapıldı. Padişah köşkleri ve sarayları oturup çalışsınlar, zevk-ü sefa sürsünler diye milyarlarca lira gider yapılarak onartıldı, yeni eşya ile donatıldı. Manzaralarını kapatan yoksulun evi başına yıkıldı.

İçki yasağı getirildi. Önce kentlerde içki içilebilen kırmızı sokaklar oluşturuldu. Sosyal tesislerde içki yasaklandı. İçki ruhsatı verilmesi güçleştirildi. Satışına zaman sınırı getirildi.

Yüce önderimiz Atatürk’ün, “Beyler siz her şey olabilirsiniz, milletvekili ve hatta cumhurbaşkanı bile olabilirsiniz, ama sanatçı olamazsınız” diye onurlandırdığı sanatçılara “Siz kimsiniz ya” denildi. Sanatın içine tükürüldü, yontular “ucube” yakıştırmasıyla yıkıldı, reklam panoları tesettürlendi.

Cahili ve yoksulu yönetmek kolaydır. Cahil dinle, yoksul parayla kandırıldı. Önce yoksulluk artırıldı, sonra onlara sadaka niteliğinde yardım yapıldı; yardıma alıştırıldı ve “bağlı kul” durumuna getirildi. Yoksulu, “AKP giderse yardım kesilir mi?” korkusu sardı.

DIŞ POLİTİKA

Yüce Atatürk’ün dünyanın esin kaynağını oluşturduğu “Yurtta barış, dünyada barış” sav sözünden vazgeçildi. Yeni Osmanlıcı “Stratejik Derinlik” tezlerine uyularak komşularla “sıfır sorun” politikasından “sıfır komşu” sonucuna ulaşıldı. Dost ülkelerin tümü düşman oldu. Libya Mısır, Suriye, Irak, İran’la sorunlu dönem başladı; sorunlu olmayan komşu ülke kalmadı.

ABD’nin bölgedeki çıkarlarını korumak için BOP projesinde eş başkanlık rütbesi kabul edildi.

Terörist örgütlerin bölgeye yerleşip devlet kurmalarına, yakın gelecekte ülkemizi de tehdit edecekleri düşünülmeyerek yardımcı olundu.

YAPILACAKLAR

Yine uzun bir yazı oldu; af ola. Atatürk Cumhuriyeti’ni İslami cumhuriyete dönüştürme yolunda atılan adımların bir bölümünü özetlemeye çalıştık. Bu bir bölümü; gerisini siz hesap edin.

İşte geleceğe teminat olan “yapılanların bir bölümü özetle bunlar.

“Yapılacaklar” döneminde ne mi olacak? Yapılanlara bakılarak bizi nasıl bir geleceğin beklediğini kestirmek olanaklı. Cumhurbaşkanı seçiminden sonra “Padişah lezzetinde” fiili bir “RTE türü başkanlık” sistemine geçilecek. (Ne var ki halifelik IŞİD’e kaptırıldı.) Bu anlamda da Anayasa’nın ihlali sürecek.

Sonra böyle bir başkanlık sistemine ve İslami cumhuriyete yasal dayanak oluşturmak için Anayasa değiştirilecek. Laik, demokratik Cumhuriyet sona erecek. Dönüşüm tamamlanacak.

Geçmiş olsun Türkiye!

Bülent Serim
Odatv.com

Posted in DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, FAŞİZM, Politika ve Gundem, SİYASİ TARİH | Leave a comment