Dış Politika * BERLİN’DEKİ BALANS AYARI * İktidar, Libya’da en başından itibaren yanlış işler yaptı ve ülkemizin güvenliği, güvenirliliği, itibarı ve çıkarları aleyhine faaliyetlerin içinde oldu.

BERLİN’DEKİ BALANS AYARI

Türker Ertürk

İktidar, Libya’da en başından itibaren yanlış işler yaptı ve ülkemizin güvenliği, güvenirliliği, itibarı ve çıkarları aleyhine faaliyetlerin içinde oldu. Aynen Irak’ta Suriye’de, Sudan’da, Kıbrıs’ta, İsrail’de ve Doğu Akdeniz’de olduğu gibi!

Yanlışlar serisi daha 2011’de, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Libya bacağını gerçekleştirmek için sahneye konan Kaddafi’yi devirme operasyonuna yardım ve yataklık yaparak başladı. Bugün Libya’da kaos, iç savaş, istikrarsızlık ve akan kan var! Taraflar arasında ateşkes ilan edilmiş olsa da uzun soluklu olacağı konusunda çok ciddi şüpheler var!

İktidarın Libya ve diğer yerlerde bu yanlışları yapmasının nedenleri ise;

Türkiye’nin kurucu ideolojisi ile sorunu olması,
“Siyasal İslamcı” ideolojiye, mezhepsel bakış açısına ve “Yeni Osmanlıcı” hayale sahip olması,
Çağdışı ideolojisi, hayali ve bakış açısı nedeniyle her yerde İhvan’ı desteklemesi ve Sünni İslam dünyasının liderliğine oynama isteği,
Dış politikanın tamamen iç politikanın esiri durumuna düşürülmesi,
Devlet aklının verilen kararlarda tamamen yok sayılmasıdır.
Taraf Değil, Arabulucu Olunmalıydı!

Türkiye’de devlet aklının iki önemli ayağı Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’dır. İktidar, yaptığı operasyonlarla Osmanlı’dan beri süzülüp gelen, Cumhuriyet’le zirveye çıkan Dışişleri Bakanlığı’nı, “monşer” diyerek ve esasında yüksek nitelikli ve çağdaş diplomatlara düşmanlık yaparak bu duruma getirdi. Bugün, bazı vahalar hariç Dışişleri Bakanlığı çok kötü durumda. Şu an ülkemizi yöneten iradenin iktidar süresi uzadıkça o vahalar da çölleşecektir, şüpheniz olmasın! Genelkurmay Başkanlığı’nın durumu da gördüğünüz gibi!

İktidarın sahip olduğu çağdışı ideolojisi ve kararlarının arkasında devlet aklı olmadığı için Türkiye, Libya’da çok yanlış işler yaptı ve daha da kötüsü emperyalist destekli iç savaşta taraf oldu. Olduğu taraf da tabii ki İhvan! Hâlbuki Türkiye taraf değil, arabulucu olmalıydı. Bugün dünyada bu rolü Libya’da oynayabilecek en doğru ülke Türkiye. Nedeni ise tarihi! Türkiye, geniş Arap coğrafyasında Osmanlı geçmişi nedeniyle pek sevilmez. Libya ise Türkiye’nin göreceli olarak sevildiği nadir bir Arap coğrafyasıdır. İktidar, tarihinden gelen bu olumlu mirası iç savaşta taraf olarak imha ediyor. Taraf olmasaydık; Berlin’deki Libya Zirvesi, Ankara veya İstanbul’da olabilirdi!

İktidarın İlkeleri, Milli ve Evrensel Değerleri Yok!

Ayrıca; iktidarın ilkeleri, milli ve evrensel değerleri de yok. Durumu kurtarmak için geliştirilen ama birbiriyle çelişen söylemleri, fırsatçı ve güven vermeyen davranışları adeta bir politika olarak belirlemiş. Bakınız; iktidar Libya’da, İhvan yönetimine verdiği desteği meşrulaştırabilmek ve halkın gözünde aklayabilmek için “Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan yönetimi destekliyoruz” diyor. Ama Suriye’de, BM tarafından tanınan yönetime düşmanlık yapıyor ve yine orada da Suriye’nin PKK’sı durumundaki İhvan’a ve radikal İslami örgütlere destek veriyor. Yani; ilkesel bir yaklaşım söz konusu değil!

Berlin Zirvesi’nin toplanmasını, Türkiye’yi yöneten iktidarın Libya’da yaptığı ve asker göndererek pekiştireceği yanlış işler tetikledi. Zirve sonunda alınan kararlar, Türkiye’nin asker göndermesinin önünü kesmek içindi. BM denetimindeki silah ambargosu bile esasında fiili olarak Türkiye’yi hedef alıyor. Çünkü Libya’nın yüzde 94’ünü kontrol eden ve Trablus varoşlarına kadar ulaşan Hafter’i enerjik olarak destekleyen Mısır, Libya’nın sınır komşusu. Ambargoya rağmen Hafter’i gizlice destekleyebilir. Ama Türkiye bu işi gizlice yapamaz, coğrafya müsait değil. Daha açık bir ifade ile Libya, Suriye gibi bir taş atımı mesafede değil.

İhvan Libya’da da Kaybedecek

Libya’nın batı yönündeki komşuları olan Tunus ve Cezayir de Türkiye’yi desteklemiyor ve Libya’da savaşan güçler arasında taraf olmak istemiyor. Kaddafi’nin kızı Ayşe Kaddafi de Hafter’i destekliyor. Hafter, radikal İslami terör örgütleriyle mücadele ettiğini söylüyor. Bu söylemin dünyada bir karşılığı var. İhvan Suriye’de, Mısır’da ve Sudan’da kaybetti. Bu ülkelerde İhvan’a destek veren Türkiye de kaybetti. İhvan, Libya’da da kaybedecek!

Türkiye’nin bu tip yanlışlar yapmak gibi bir lüksü yok. Böyle devlet yönetilmez! Türkiye bir an önce parlamenter rejime geçmeli, ortak aklı egemen kılmalı ve tahrip olan devlet aklını ve kurumlarını onarmalı, iyileştirmelidir. Bu gidiş, iyi gidiş değildir!

Türker Ertürk

BERLİN’DEKİ BALANS AYARI

Resmi Internet Sitesi:

Anasayfa

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, DIŞ POLİTİKA, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

1)EĞİTİMDE DERİN DİNSELLEŞME 2)Kemalden Notlar

1)EĞİTİMDE DERİN DİNSELLEŞME 2)Kemalden Notlar


BAĞLANTILI YAZILAR
http://nacikaptan.com/?p=75448  http://nacikaptan.com/?p=75440  http://nacikaptan.com/?p=75437

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, şunu diyen bir yazı ‘com İlahiyatçı yazar CEMİL KILIÇ Beni taşlayabilirsiniz…

Türkiye AKP VE MHP’nin politikaları yüzünden ARAPLAR tarafından tam anlamıyla savaşsız bir şekilde istila ediliyor. Şehirlerimiz, Dağlarımız, Yaylalarımız, Ovalarımız, Tarlalarımız ARAP sermayesi tarafından haraç mezat satın alınıyor. UYANIN ARTIK…’——–

***

 

Petrol kaynaklı Arap sermayesi mal, mülk satın alıp ülkeyi adım adım işgal ederken, ilkel ortaçağ Arap ideolojisi de Atatürk’ün erken ölümünden sonra insanlarımızın beynini işgal altına almıştır. Herkesi uyandırabilirsiniz ama beynini Arabın kör inancına kaptırmış olanları asla!… Tek çare, bilimsel, akılcı, çağdaş eğitimdir fakat AKP en çok onu tahrip edip arabeskleştirmiştir. Geç de olsa, CHP büyük tehlikeyi nihayet fark edip uyanmaya başlamış gibi görünüyor.


Ülkede 90 bin cami var.
Bu camilerin altlarında
marketler var,
dükkanlar var,
ofisler var.
Ancak
bir tek caminin altında
aşevi yok,
yetimhane yok,
yoksula, evsize barınacak bir tek yer yok,
hiç bir toplumsal yaraya merhem yok.
Bu nasıl iştir????????


İnsanlar bu dünyada acı çektikleri ölçüde öbür dünyanın nimetlerinden yararlanabilecektir. Camiler bu inanç doğrultusunda, yani acı çekmeyi kutsayarak hizmet vermektedir.

Kemal Rastgeldi / 24.01.2020

Posted in DİN-İNANÇ, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, TARİKAT VE CEMAATLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

POLİTİKA GÜNDEM (Y)CHP * KILIÇDAROĞLU’NUN Y-CHP’Sİ VE 2.CUMHURİYETÇİLER

         

 yazıya YORUM

Değerli öğretim üyesi Prof.Dr. Süleyman Çelik Kılıçdaroğlu’nun yönetiminde CHP’nin nasıl yörüngesinden saptırılarak YENİ CHP’ye dönüştürüldüğünü ve kuruluş amaçlarından ters bir yönde ve emperyalizmle uyumlu bir yapının politikalarını benimsediğini anlatan akılcı yazısını küçük bir yorumla paylaşıyorum. 


Ülkemizde ana muhalefet partisi dahil demokrasi oyunu oynanıyor. Ne yazık ki CHP yönetimi de bu oyunun bir parçası olup, emperyal işgal politikalarını ve AKP’yi gizlice destekliyor. Bunun üç somut örneği ;

* Deniz Baykal’ın Erdoğan’a siyaset yapma yolunu açacak olan anayasa değişikliğini yapmasıdır.

* Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığı için henüz adının anılmadığı dönemde yazılmış olan SILKROAD ENSTİTÜSÜNÜN raporu ; Amerikan-İsveç merkezli Silkroad Enstitüsü’nün, Ekim 2008’de yayımladığı bu rapor, CHP’deki liderlik değişimiyle ilgili şaşırtıcı bilgiler içeriyor. Enstitü, Türkiye ile ilgili hazırladığı senaryoda tam iki yıl önce Baykal’ın yerine Kılıçdaroğlu’nun geleceğini ve CHP’nin politikalarının değişeceğini öngörmüş. Enstitü, 2008’deki raporda “Yeni CHP”yi “Avrupa tarzı sosyal demokrat bir parti” olarak tanımlaması .

Silkroad Enstitüsü, “Yeni CHP”yi 2008’de yazmış; “CHP yeniden Avrupa tarzı ve merkezi bir sosyal demokrat parti olarak ortaya çıktı. Partinin yeniden düzenlenmesi Avrupalı partiler, Avrupa Birliği kurumları ve Avrupa sivil toplum kuruluşlarının verdiği desteğe çok şey borçludur. ” Özetle bu ABD-İsveç düşünce kuruluşu CHP’deki yönetim ve YCHP adını ve tüzük değişikliğini 2 sene önce öngörmüş!!!

* Ekmelettin İslamoğlu gibi laiklik ve cumhuriyet karşıtı, siyasette dini referans alan bir kişiyi parti yönetiminden dahi habersiz cumhurbaşkanı adayı göstermesi.

Ülkemizin çok ağır tehditler altında olduğu bu dönemde ve KOYUNUN OLMADIĞI YERDE, KEÇİYE ABDURRAHMAN .ÇELEBİ derler sözünün ışığında ve de kerhen CHP’yi desteklemekten başka demokratik bir yol yok. Türkiye’nin demokrasi ve parlamenter rejime dönmesi ve CHP’nin iktidara gelebilmesi için Kılıçdaroğlu ve kadrosunun yönetimden uzaklaştırılmaları ve yönetime gerçek yurtsever kadronun gelmesi gerektir. Özetle truva atlarının ayırdına varmak zorundayız.

Naci Kaptan


KILIÇDAROĞLU’NUN Y-CHP’Sİ VE 2.CUMHURİYETÇİLER

Süleyman Çelik / 24.01.2020 / scelik44@gmail.com

Süleyman Çelik Kılıçdaroğlu, yanına Ekrem İmamoğlu ve Canan Kaftancıoğlu’nu da alarak, temel felsefeleri emperyalizm (AB-D) yandaşlığı ve Atatürk düşmanlığı olan, 2.Cumhuriyetçi, liboş/ dönek solcuların toplandığı T24 yazarlarıyla, yemekli bir toplantıda bir araya gelmiş. Yanına da Atatürk düşmanlığının şampiyonluğunu kimseye bırakmayan Murat Belge’yi oturtmuş!..

T24 yazarları, eskiden AKP ile kol kola idiler. O kadar ki örneğin, Tayyip Erdoğan Hasan Cemal’e “Hasan Abi” diyordu. Hepsi yandaş medyada bir köşe tutmuş, AKP’nin nasıl demokrat olduğunu anlatıyor, buna karşı özellikle Atatürk ve İnönü üzerinden CHP’ye saldırıyor, tek parti diktatörlüğünden, hatta faşistliğinden söz ediyorlardı.

Uğur Mumcu bunların “Kemalizm Sendromu” hastası olduklarını söylerdi: “Kemalizm sendromu adını da verebileceğimiz, Kemalizm’i aşağılayan entel hastalığı, gerici tarikat yuvaları, Babıâli yokuşu, İkitelli semti, İstanbul barları ve siyasete meraklı holding çevrelerinde hızla yayılıyor. Bu entel ve mental hastalık, genellikle düşünce tembelliğinden kaynaklanıyor.” (Cumhuriyet, 10 Ağustos, 1992,Tembel Savaşçılar…)

Laik Demokratik Cumhuriyet’i yıkmak için, TSK’yı çökertmek ve ulusalcıları yok etmek gerekiyordu. Bu amaçla CIA’nın kurguladığı ve FETÖ ile AKP’yi taşeron olarak kullandığı Ergenekon ve Balyoz gibi kumpasların bunlar ateşli destekçileri idiler. Bu davalara gerekçe bulmak amacıyla gene CIA-FETÖ tarafından provokasyon amacıyla işlenmiş Hırant Dink cinayetini ve Zirve yayınevi katliamını Ergenekon’a bağlamaya kalkmışlardı. İronik olan, Ergenekon mağdurlarından Tuncay Özkan’ın da Kılıçdaroğlu’nun heyetinde yer alması!..

Kumpas davalarında önemli yol alındıktan sonra, sıra Cumhuriyet’in Anayasal düzenini savunma görevini yüklenmiş “Bağımsız Yargı”yı yok etmeye gelmişti. Demokratik-laik Cumhuriyeti yıkmak için bu engelin de ortadan kaldırılması gerekiyordu. Liboşlar, bu amaçla yapılan 2010 Referandumunda “yetmez ama evet” diyerek gene AB-D ve AKP ile omuz omuza çalıştılar.

Kendisinin yerine FETÖ’yü getirmek isteyen emperyalistlerle AKP’nin arası açılınca emperyalistlerin safında yer alan liboşların da AKP ile yolları ayrıldı ve yandaş medyadaki köşelerinden kovulan bunlar T24 Sitesine sığındılar…

Kılıçdaroğlu, genel başkan olup kadrosunu oluşturduktan hemen sonra, “biz 1930’ların CHP’si değiliz” diyerek “reddi miras” beyanında bulunmuştu. Elbette o zamandan bu yana partide bu doğrultuda düzenlemeler/ temizlikler yaptı. Ancak bu toplantıda muhataplarından özür dilercesine, tam temizlik yapamamış olduğunu, “partimizin tabanında ’emekli öğretmen’ diye özetleyebileceğim bir kesim var; zaman zaman bize çok kızıyor, bize ders veriyorlar” sözleriyle ifade etmiş.

“Emekli öğretmen” derken, tümcedeki ‘öğretmeni küçümseyici ifadeyi’ bir kenara korsak, Atatürk İlke ve Devrimlerini yurdun en ücra köyüne kadar yaymak üzere Cumhuriyet’in eğitim seferberliğine katılan “İrfan Ordumuzun Askerleri” örneğinden hareketle, Atatürk’ün CHP’sinin temel felsefesini savunan Kemalistlerden söz ediyor. Evet, o ülküde olanların hepsi çoktan emekli oldu. Zamanımızda da elbette Kemalist öğretmenlerimiz, aydınlarımız var, ama artık her yerde öğretmenler değil, Kılıçdaroğlu’nu mutlu edecek mollalar çoğunlukta.

Muhafazakâr dünyanın kanaat önderiyle de görüştüklerini ve onlara “asıl muhafazakâr biziz, yıllar yılı değişmemek için direndik” demiş. Ayrıca

“Bizim geçmişte ekonomiyi yönetmede iyi bir sınav vermediğimiz de bir gerçek” diyerek Eski CHP’ye taş atmış.

Değişim emperyalizm yandaşları ve özellikle dönek solcuların sık kullandıkları bir sözcüktür. Bunlar değişimden “emperyalizmin güdümüne girmeyi” anlamaktadırlar. Kılıçdaroğlu da onlardan esinlenmiş. Sevgili Uğur Mumcu bunları şöyle yanıtlıyordu: “İdeolojiler değişiyor, devletler, sınırlar değişiyor. Değişmeyen bir tek gerçek var o da emperyalizmin ta kendisi!…” (Cumhuriyet, 11 Ağustos 1992, Değişmeyen Gerçek…)

Altı Ok’tan birinin Devrimcilik olduğunu, devrimciliğin sürekli değişim demek olduğunu; Atatürk’ün “ben hiçbir dogma/donmuş ve kalıplaşmış ideoloji bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır” dediğini, bilimin de “sürekli gelişim” demek olduğunu Kılıçdaroğlu’na nasıl anlatmalı?

Devrimci olmasının gereği olarak bu kapsamda CHP, DP döneminde muhalefette iken kendisini yenilemiş, ülkede gerçek demokrasinin oluşabilmesi için belirlediği yeni ilkelerini “İlk Hedefler Beyannamesi” adıyla halka açıklamış ve bu ilkeler 1961 Anayasasının temelini oluşturmuştur. Fakat Kılıçdaroğlu bunu bilmez. Çünkü emperyalistler, halkı uyandıracağı için bizim gibi ülkelerde gerçek demokrasi istemezler. Nitekim işbirlikçi politikacılar ve generaller aracılığı ile 12 Mart 1971’de bu anayasanın kollarının/ kanatlarının kesilmesini, 12 Eylül’de de tamamen ortadan kaldırılmasını sağladılar.

CHP, 1960’lı yıllarda “Ortanın Solu” hareketi ile kendisini gene yenilemiş, “Halkçılık” ilkesini yeniden yorumlayarak kooperatifçilik, Köy-Kent benzeri projeler geliştirmiş, işçilere “Toplu Sözleşme ve Grev” hakkını kazandırmıştır. Emperyalisler ve yerli işbirlikçiler bunlardan hoşlanmadığı için Kılıçdaroğlu bunları değişim olarak kabul etmemiş olsa gerek!…

Beğenmediği 1930’larda, CHP’nin ekonomiyi nasıl yönettiğini öğrenmesi için, oğlu şu anda Erdoğan’ın bakanı olan, sağcı/ muhafazakar bilim insanı ve politikacı Ekrem Pakdemirli’nin yazmış olduğu “Sayılarla Türk Ekonomisi” kitabını okusun…

Belki de Ecevit’in 1970’lerdeki Başbakanlığı döneminde yaşanan yoklukları, kuyruklardan söz eden Tayyip Erdoğan gibi ekonomik başarısızlık olarak görmektedir. Yoklukların, Ecevit’in “haşhaş ekim yasağını kaldırması” ve “Kıbrıs Barış Harekatını yapmış olması” nedeniyle emperyalistler ve başta TÜSİAD olmak üzere içerideki işbirlikçiler tarafından yaratılmış olabileceğinin, elbette ayırdında değildir. Çünkü o bir emperyalist sevicidir. CIA ajanı Enver Altaylı’nın son dönemde en sık görüştüğü kişinin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Rasim Bölücek olduğu açıklandı.

Aslında Kılıçdaroğlu’nun bu adamlarla toplantısı önemli bir olay değil. Çünkü, şu anda partinin üst düzey yöneticileri, milletvekilleri, belediye başkanları ve örgüt yöneticileri arasında bu adamlarla aynı görüşte olanlar çoğunlukta. Kılıçdaroğlu, “emekli öğretmen!” benzerlerini atarken partiyi bunlarla çoktan doldurdu, zaten…

Bu bakımdan olaya bir aile yemeği olarak bakmak daha doğru olur…

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, Politika ve Gundem, SİYASİ PARTİLER, SÜLEYMAN ÇELİK | Leave a comment

KALPAKSIZ KUVAYİ MİLLİYECİ, SAKINCALI PİYADE UĞUR MUMCU’nun KATLİNİN 27. YILI *

Sesleniş

Uğur Mumcu / Cumhuriyet, 25 Ağustos 1975

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken, bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım unutma bizi!..

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık, kışlık katlarımız, arabamız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım unutma bizi!..

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terkedildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı, bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.

Hücrelere atıldık ey halkım unutma bizi!..

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde, öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezartaşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi!..

Kanserdik. Ölüm her gün bir sinsi yılan gibi, dolaşıyordu derilerimize. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında, bırakıp gittik bu dünyayı ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi!..

Giresun’daki yoksul köylüler. Sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım unutma bizi!..

Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle, başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz-sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi!..

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk: Komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında, emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı, daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi.

Bir kez anlamak istemediler bizi…
Vurulduk ey halkım, unutma bizi!..

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline, değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki, korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik, boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi!..

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı, bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım unutma bizi!..

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi… Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi…


Kalpaksız Kuvayi Milliyeci: Uğur Mumcu

Alev Coşkun / Cumhuriyet / 24.01.2020

Uğur Mumcu’nun gazetecilikte yükselişi Cumhuriyet’te “Gözlem” sütununda yazdığı yazılarla olmuştur. Uğur’un 12 Eylül öncesi Cumhuriyet’teki silah kaçakçılığı ile yazı dizisi büyük ses getirmişti.

Uğur, silah ve uyuşturucu kaçakçılarını, onlarla resim çektiren valileri, güvenlikçileri yazıyor ve “terör örgütleriyle silah kaçakçıları arasındaki yoğun ilişkiyi” ortaya koyuyordu.

Öldürülmeden önce, ABD’nin Ortadoğu’daki politikalarını ve ılımlı İslam devletinin unsurlarını irdeleyen yazılar yazıyordu.

Uğur, Ortadoğu’da Arap, Müslüman şeyhlerin derdinin imanının para olduğunu belirtiyor ve “Dünyada insan insanın kurdudur. Ama Ortadoğu’da Müslüman, Müslümanın kurdudur” diyordu.

Bilardo Teorisi

Ortadoğu ile ilgili “Bilardo Oyunu” yazısından söz etmek istiyorum. Uğur, şöyle diyordu:

“(…) Körfez savaşı sonrasının diplomasisi bir ‘bilardo oyunu’ gibi oynanıyor. ABD, bilardo sopası ile Irak’ı vuruyor, Irak topu Kürt topuna vuruyor. Kürt topu da Kıbrıs topuna! Bu ‘zincirleme reaksiyon’ Türk dış siyasetinin manevra alanını iyice daraltıyor. Türkiye, Kürt-Ermeni-Rum-Avrupa ve Amerikan kıskacında büyük bir yalnızlığa itiliyor. Ve bunun adı da ‘aktif politika’ oluyor.(…)” (Cumhuriyet, 16 Mart 1991)

Uğur, Aralık 1992’de “Tarikat-Siyaset-Ticaret devletin resmi ideolojisinin üç ayağını oluşturuyor” diyordu.

Uğur ve İmam Hatipler

Uğur’un aşırı dincilerin tepkisini çeken en son yazısı, “İmam-Subay” adını taşıyan yazıdır. Uğur, imam hatipli doktor, İmam hatipli yargıç, imam hatipli kaymakam ve vali devrinin açılacağını belirtiyor ve “Yaşa var ol Harbiye / Selamünaleyküm sivil toplum/ Maşallah ikinci cumhuriyet/ Ruhuna el fatiha laiklik” diyordu.

Uğur Mumcu Gazeteciliği

Uğur Mumcu yazılarında bir konuyu alır, inceler somut verilere ulaşır, irdeler ve yazısını yazardı.

Kimileri, “Uğur Mumcu gazeteciliği bana bir şey ifade etmiyor” diyor. Uğur Mumcu gazeteciliği, çalışmaktır, araştırmaktır, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve laik ilkelere inanmak ve savunmaktır. Uğur Mumcu gazeteciliği “Yetmez ama evet”çi değildir. Uğur Mumcu gazeteciliğinde “Bizi de kandırdılar” cümlesi hiçbir biçimde yer almadı. Bu nedenle “yetmez ama evetçiler” Uğur’u sevmezler. Uğur Mumcu gazeteciliğinden de anlamazlar.

Neden Kalpaksız Kuvayi Milliyeci?

Uğur Mumcu’ya neden “Kalpaksız Kuvayi Milliyeci” deniliyordu? Çünkü genç yaşta Anadolu İhtilali’nin temel köklerini benimsemişti. Atatürk’ün antiemperyalist duruşunu özümsemişti. Aydınlanma devrimlerini, çağdaş ve laik Türk toplumunun önemini kavramıştı. Uğur, onun için “Kalpaksız Kuvayi Milliyeci”dir.

Ne demişti Atatürk? “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” İşte bu onurlu düşünceyi Uğur tüm benliğinde duyumsuyordu. İşte bu nedenlerle antiemperyalist, Kuvayi Milliyeci, Atatürkçü Uğur’u öldürdüler.

 

Posted in FAŞİZM, UĞUR MUMCU | Leave a comment

DURUM VAZİYETİ * Sevr ile Türkiyeyi paylaşma hevesinde olanlar, Lozan’ı yok edip Türkiye’yi parçalayıp bölme çabasıyla ABD’yi de arkalarına alarak bugünkü rezil tabloyu yarattılar.

Teoman Ak / 22. Januar 2020

Sn. Naci Kaptan’ın teşhislerine % 100 katılıyorum. Sevr ile Türkiyeyi paylaşma hevesinde olanlar, Lozan’ı yok edip Türkiye’yi parçalayıp bölme çabasıyla ABD’yi de arkalarına alarak bugünkü rezil tabloyu yarattılar. Bu aslında Sn Kaptan’ın belirttiği gibi bir projedir ve bir 6. kol faaliyeti ürünüdür.

(Bilindiği gibi 6. kol faaliyeti, bir ülke üzerinde kendi ülkesinin menfaatleri doğrultusunda; siyasi, ekonomik, kültürel, askeri, eğitimsel, dini ve sosyal ayrımcılıklar yaratarak, o ülkenin parçalanıp yok edilmesi için yapılan faaliyetlerin tümüne verilen ortak addır. ) Ordu ve kolluk güçlerinin yanında, yandaşlardan oluşacak bir destek milis gücünün de organize edilmesi, gayeye ulaşımdaki enstrümanların en önemlilerindendir. AKP iktidarının doymak bilmez rant ve yolsuzluklarını özellikle umursamamaları, bu partiye “sen ve yandaşların istediğiniz kadar yiyin ama bizim planlarımızı da uygulayın” talimatıdır.

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR | Leave a comment

KANAL İSTANBUL ve OLASI ÇEVRE FELAKETLERİ (6) 

KANAL İSTANBUL ve OLASI ÇEVRE FELAKETLERİ (6) 


Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey,
kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.
————–Mustafa Kemal ATATÜRK


Kanal İstanbul’a 10 yeni köprü!

Ulaştırma Bak. Cahit Turan, Kanal İstanbul projesi kapsamında
10 adet köprü yapılacağını açıkladı (15.11.2018-Sözcü)

Değerli arkadaşlar,

Aşağıda 3.4.2018 tarihinde yani 1,5 yıl önce, sizlere göndermiş olduğum KANAL İSTANBUL ve OLASI ÇEVRE FELAKETLERİ başlıklı 5’nci yazımda belirtmiş olduğum “Kanal İstanbul yapımından önce kanal üstüne yapılacak ve yükseklikleri en az 60 m olacak 10 köprü için hazırlıklar yapılıyormuş.

Bu köprüler bitmeden kanal açılması mümkün değilmiş. Söz konusu köprüler hem kara taşımacılığına ve hem de tren ulaşımına da destek verecek şekilde düzenlenecekmiş. Yani bu süreçte Trakya ve Avrupa ile her türlü kara ve demiryolu ulaşımında büyük zorluklar yaşanacak. Bu yapımlar sırasında hem çevresel felaket ve hem de kara yoluyla ulaşım açısından çok büyük kaygılar duymaktayız.” uyarımı yeniden anımsatmak istedim.

Şimdi 10 Köprü sayısı, uzunlukları 3500 m ile 1520 m arasında değişen 7 ye indirilmiş ve 7 köprünün maliyeti Çiğdem Toker’in, Sözcü gazetesindeki 20.01.2020 tarihli yazısında belirttiği gibi 3,4 milyar $ olmuş. En büyük köprüler güzergahın güneyindeki E-5 ve TEM yolları için yapılacakmış.

Değerli Arkadaşlar,

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 10.1.2020 tarihinde düzenlemiş olduğu KANAL İSTANBUL ÇALIŞTAYI’na katıldım. Bu çalıştay “Kanal İstanbul’un dünü-bugünü” sunumuyla açıldı. 4 adet salonda saygıdeğer Bilim Adamları ve Uzman kişiler tarafından yapılan sunum konu başlıkları;

KANAL İSTANBUL’UN EKONOMİ POLİTİĞİ,
MEKANSAL PLANLAMA, ŞEHİRCİLİK VE ULAŞIM,
ÇEVRESEL BOYUT, SU VE EKOLOJİ,
TOPLUMSAL BOYUT VE KATILIM,
HUKUKİ ÇERÇEVE VE GÜVENLİK,
AFET RİSKİ VE DEPREMSELLİK,
MEKANSAL PLANLAMA, ŞEHİRCİLİK VE KÜLTÜREL MİRAS,
ÇEVRESEL BOYUT; TARIM, İKLİM VE EKOLOJİ oldu.

Oldukça kaliteli ve bilimsel verilere dayalı sunumları, zevkle ve merakla izledik. Bu çalıştaya KANAL İSTANBUL’un yapımı konusunda karar verme yetkisi olan tüm yöneticilerimizin ve danışmanlarının da katılmasını isterdim. Belki de gelip izlemişlerdir!!!

Merhum yazar Aytunç Altındal’ın, 2006 da ABD Dışişleri bakanı Condaleezza Rice’ın ülkemize neden geldiğini içeren açıklamasında belirttiği gibi “AB-D emperyalizminin bir dayatma projesi olan KANAL İSTANBUL” için oluşan kaygı ve uyarılarımızı; umarım tüm yöneticilerimiz ve danışmanları da duyar ve de bir kez daha düşünürler. Aksi halde güzel İstanbul’umuzu, Trakya’mızı ve Marmara denizimizi çok kötü günler bekliyor.

Sevgi ve saygılarımla (20.1.2020).
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR


KANAL İSTANBUL ve OLASI ÇEVRE FELAKETLERİ (5) !!!

Kanal İstanbul bir AB-D emperyalizm projesi mi??? (İlk kurşun)

Değerli Arkadaşlar,

1950 de ABD’nin Montrö anlaşmasını delmek ve istediği zaman Karadenize açılmak için güzel İstanbul’umuza ikinci bir boğaz geçişi planlıyor. Ne yazık ki güzel İstanbul’umuza ve Trakya’mıza yaşatılacak olan KANAL İSTANBUL isimli çevre felaketi yeniden gündeme alındı. Son açıklamalara göre;

ALTYAPI FEDA EDİLECEK. CED süreci henüz tamamlanmayan “çılgın” Kanal İstanbul projesi için güzergahtaki mevcut ve planlanan tüm alt yapı tesisleri değiştirilecek (31.3.2018-Cumhuriyet).

ÇILGIN PROJE FAYLAR ÜSTÜNDE. En son belirlenen geçiş projesinin güzergahında yer alan Küçükçekmece tabanında 3 adet aktif fay hattı olduğu belirtildi (31.3.2018-Cumhuriyet).

İSTANBULUN FELAKETİ. Kanal İstanbul’un yaratacağı yıkım, TMMOB İstanbul şubesi konferans salonunda düzenlenen basın toplantısında madde madde sıralandı (29.3.2018-Cumhuriyet).

TALAN İSTANBUL. Tartışmalı Kanal İstanbul’dan Emlak Konutun rant projeleri çıktı. Doğada büyük tahribat yaratacağı ve ekonomik olmayacağı gerekçesiyle ağır eleştiriler alan Kanal İstanbul Projesindeki ısrarın nedeni ortaya çıktı. Emlak Konut, Kanal İstanbul güzergahındaki konut projelerini internet sitesine koydu (2.3.2018-Cumhuriyet).

KANAL İSTANBULDAN 250 MİLYAR $’LIK RANT. TOKİ Emlak Konut tarafından yapılacak projeler ile 150 milyar $’lık gelir hedefleniyor. Yine çıkacak hafriyat ile yapılacak her biri Fatih ilçesi büyüklüğünde 3 adadan da 100 milyar $’lık rant yaratılacak (30.12.2017-Sözcü).

KANAL İSTANBUL ÇED İÇİN ASKIDA. Kanal İstanbul için 23.000 kilometrekare alan kamulaştırılacak. Kanal İstanbul kazısından çıkan malzemeler kullanılarak Marmara Denizinde ve kanalın solunda 2 adet ve sağında 1 adet olmak üzere Büyükçekmece, Berylikdüzü ve Bakırköy kıyılarında 3 adet ada grubu oluşturulacak (27.2.2018-Sözcü).

ÇILGIN PROJE İÇİN ÇALIŞMA GRUBU OLUŞTURAN TEMA VAKFI UYARDI: İstanbul’da yaşanmaz. TEMA Vakfı, “Kanal İstanbul projesi ile Karadeniz ve Marmarayı herhangi iki deniz gibi birleştirmek Marmara Denizi ve İstanbulu yaşanmaz hale getirme riskini taşıyor” dedi (30.1.2018-Cumhuriyet).

İSTANBUL BATIYOR. İki duayen akademisyen Kanal İstanbul çılgınlığı için yorum yaptı: “Son güzergah ile Sazlıdere barajı devre dışı kalacak ve Terkos gölü bitecek, yeraltı suları yok olacak” dediler (27.1.2018-Cumhuriyet).

KANAL İSTANBULUN YOLU BELLİ OLDU, ÇEVRECİLER TEPKİLİ: Kanal İstanbul’un ekolojik sorunları saymakla bitmiyor: Uzmanlara göre en önemlisi. Marmara’da 2. Ve 3. On yıllarda oksijen tamamen tükenecek. Bakteri ve Mantarlar hidrojen sülfür(çürük yumurta) açığa çıkacak. Marmara’da balıklar yok olacak. Sahiller oturulmaz hale gelecek. (16.1.2018-Cumhuriyet).

İŞTE İKİNCİ BOĞAZ: Kanal İstanbul’un Küçükçekmece-Sazlıdere-Durusu hattını izleyeceği açıklandı. Marmara ve Karadeniz’i bağlayacak 45 km’lik 2. Boğaz için bu yıl içinde kazma vurulacağı belirtildi.

(16.1.2018-Milliyet)


Değerli arkadaşlar,

Kanal İstanbul yapımından önce kanal üstüne yapılacak ve yükseklikleri en az 60 m olacak 10 köprü için hazırlıklar yapılıyormuş. Bu köprüler bitmeden kanal açılması mümkün değilmiş. Söz konusu köprüler hem kara taşımacılığına ve hem de tren ulaşımına da destek verecek şekilde düzenlenecekmiş. Yani Trakya ve Avrupa ile her türlü kara ulaşımında büyük zorluklar yaşanacak. Bu yapımlar sırasında hem çevresel felaket ve hem de kara yoluyla ulaşım açısından çok büyük kaygılar duymaktayız.

Ayrıca 25 milyar $’lık maliyet bedeli düşünülen KANAL İSTANBUL bittiğinde, bu kadar harcamayı karşılamak için gelir nasıl temin edilecek? Çözüm için de Kanal bittiğinde, İstanbul Boğazı Tanker trafiğine tamamen kapatılacakmış. Çünkü Kanal İstanbul için Panama Kanalı model olarak alınıyormuş. Yüzlerce mil denizde gitmek yerine Panama Kanalını kullanmak çok büyük bir tasarruf örneğidir. Bu nedenle binlerce gemi Panama kanalını tercih ediyor. İstanbul Boğazından bedava geçen tankerler, Kanal İstanbulu hem de ücret ödeyerek neden tercih etsinler ki?

Üstelik Montrö anlaşmasına göre de bu geçişler ücretsiz olmak zorundadır. Çünkü, Uluslararası Deniz Hukuku kuralları ve Fesih şartlarında da belirtildiği gibi gemilerin transit geçiş hakkı gereği sözleşmenin değişmesi durumunda dahi Türk Boğazlarından geçecek hiçbir gemiden zorunlu ücret talep edilemeyecektir (7.10.2014-Sabah).

Yine, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Anabilim Dalı Üyesi ve Deniz Hukuk Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr Dolunay Özbek, Kanal İstanbul inşa edilse bile, İstanbul Boğazı’ndan geçişin hukuken yasaklanamayacağına vurgu yapan Özbek, “Montrö Sözleşmesi feshedilse de Türkiye ticari gemi geçişlerini yasaklama yetkisine sahip değil. Öte yandan Boğaz’daki riski ve trafiği azaltmak için yapılacak projede, Kanal ücretini vermek isteyen ve aslında riskli olan firmalar yine Boğaz’ı seçecek. O zaman risk azalmayacak. Ücret alınmazsa da bu projenin finansmanı nasıl sağlanacak” dedi (9.11.2014-Hürriyet).

Umarım, bu uyarılarımızı yöneticilerimiz ve danışmanları da duyar ve bir kez daha düşünürler. Aksi halde güzel İstanbulumuzu, Trakyamızı ve Marmara denizimizi çok kötü günler bekliyor.

Sevgi ve saygılarımla (3.4.2018).
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

Posted in DOĞA - ÇEVRE, Doga - Cevre - Ekoloji - Tarim, DOĞAL YAŞAM | Leave a comment

AH BE TOPRAK DEDEM, AĞAÇ AMCAM, EREZYON SAVAŞÇISI DAYIM HAYRETTİN KARACA

AH BE TOPRAK DEDEM, AĞAÇ AMCAM,
EREZYON SAVAŞÇISI DAYIM HAYRETTİN KARACA


Çok da vakitsiz gittin,

ON’lar “Ben çevrecinin daniskasıyım” diyerek milyonlarca ağacı katlederken…

ON’lar meralara apartmanlar dikerken, küresel yabancı firmalara tarım alanlarında fabrika kurma izinleri verirken!!!

ON’lar ülkenin dört bir yanında onbinlerce, yüzbinlerce, milyonlarca Ağacı keserken, insanları gölgesiz, sincapları, kuşları, börtü böceği yuvasız bırakırken!!!

ON’lar en yeşil vadilerde, binlerce senedir şırıl şırıl akan derelerin türkülerini sustururken, dere yataklarını kurutarak yandaşların HES’lerine terk ederlerken!!!

ON’lar ülkemizin en güzel, çok ender endemik bitkilerin yetiştiği, oksijen deposu yeşil dağlarımızı, Yüzbinlerce ergen, çam, dişbudak,ceviz,kayın ağaçlarını küresel maden şirketlerine terk ederken!!!

Meydan namerde kaldı…

Onurlu, şerefli uzun yaşamını erezyon, toprak, ağaç, doğa için bir donkişot gibi savaşarak geçirdin. Doğa ve ağaç düşmanları rant peşinde koşarken sen cebinden harcadın.

Hannover Üniversitesi’nden ekoloji profesörü Franz H. Meyer, senin için “Şimdiye kadar hiç böylesine kişisel çıkar gütmeden, kendini insanlığın yararına çalışmaya adamış birine rastlamadım.” diyordu…

Sen “Alternatif Nobel” ödülüne layık görülürken. Birleşmiş Milletler tarafından “Orman Kahramanı” seçilirken ,ON’lar görmez ve duymazdan geliyordu.

Toprağın, ağaçların, akarsuların dedesi, amcası, dayısı, babası güzel insan Hayrettin Karaca İnanıyorum ki ardından ağaçlar rüzgarla ortak olup sana şarkılar söylüyor. Akarsular ardından acılı türkülerle akıyor.

Zümrüdü ankanın kanatlarında en yeşil ormanlara gittin.
Huzur içinde uyu.

Naci Kaptan 23.01.2020

Posted in DOĞA - ÇEVRE, Doga - Cevre - Ekoloji - Tarim, DOĞAL YAŞAM, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

CIA * ‘Bugün olsa yine yapardım’

CIA’in ‘gelişmiş sorgulama tekniklerini’ tasarlayan psikologlardan biri 11 Eylül Davası’nda ifade verdi: ‘Bugün olsa yine yapardım’

11 Eylül saldırılarının ardından ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın işkence yöntemlerini tasarlamak ve uygulamaktan sorumlu psikologlar Guantanamo Körfezi’ndeki askeri mahkemede tanık olarak ifade vermeye başladı. Ön duruşmada pişmanlık sergilemeyen psikolog James Mitchell, saldırıların kurbanları için ifade verdiğini söyleyerek, “Bugün olsa yine yapardım” dedi.


22 Ocak 2020 Çarşamba, 14:14
Guantanamo

Getty Images

ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) ‘gelişmiş sorgulama tekniklerini’ tasarlamak ve uygulamaktan sorumlu sözleşmeli psikologlar Guantanamo Körfezi’ndeki askeri mahkemede tanık olarak ifade vermeye başladı.

New York Times gazetesinin haberine göre 11 Eylül Davası’nın Salı günü görülen ön duruşmasında pişmanlık sergilemeyen psikolog James Mitchell, saldırıların kurbanları için ifade verdiğini söyleyerek, “Bugün olsa yine yapardım” dedi.

2 bin 977 kişinin hayatını kaybettiği 11 Eylül saldırılarının ardından eski ABD Başkanı George W. Bush tarafından kurulan Guantanamo Hapishanesi’nde tutulan 5 sanık da mahkemede hazır bulundu.

Mitchell ve meslektaşı Bruce Jessen tarafından uygulanan işkence yöntemleri arasında su altında tutarak havasız bırakma, küçük kutulara koyma, uykusuz bırakma da bulunuyor.

Yargılananlar arasında 2001 yılında New York, Washington ve Pennsylvania’da ki saldırıların mimarı olmakla suçlanan Halid Şeyh Muhammed de var.

Pakistanlı bir radikal İslamcı olan Muhammed, Küba’daki Guantanamo Hapishanesi’nde işkence gördüğünü söylemişti. CIA belgeleri de Muhammed’in boğulma etkisi yaratan bir işkence türünden 183 kez geçirildiğini doğrulamıştı.

Mahkemeye çıkarılan diğer 4 sanık, Velid bin Attaş, Remzi bin el Şibh, Ammar el Beluşi ve Mustafa el Havsavi’nin de ABD’ye götürülmeden önce farklı ülkelerdeki ‘siyah alan’ denilen yerlede CIA tarafından sorgulandıkları biliniyor.

New York Times’ın haberine göre, 11 Eylül saldırılarının kurbanlarının aileleri de mahkeme salonunda bir perdenin arkasından, gözlerden uzak bir şekilde duruşmayı izledi.

Gazetenin haberine göre psikolog Mitchell tanık olarak verdiği ifadede, pişmanlık duymadığını söyledi ve gözleri dolu bir şekilde Amerikan halkı için bunları yaptığını ifade etti.

Mitchell, “Amerikalıları korumak olan ahlâki görevimin, bize karşı gönüllü bir şekilde silaha sarılan teröristlerin yaşadığı rahatsızlıktan üstün geldiğini düşünüyorum” dedi.

Mitchell sanıklara ithafen, “Siz yıllardır bana ve Doktor Jessen’e karşı gerçek olmayan ve kötü niyetli şeyler söylüyorsunuz” ifadelerini de kullandı.

Gazetecilere göre sanıklar herhangi bir duygu belirtisi göstermeden ifadeleri dinledi.

Afganistan'ın başkenti Kabil'deki bu yerin CIA'in 'siyah alan' adı verilen gizli sorgulama merkezlerinden biri olduğu öne sürülüyor

Getty Images
Afganistan’ın başkenti Kabil’deki bu yerin CIA’in ‘siyah alan’ adı verilen gizli sorgulama merkezlerinden biri olduğu öne sürülüyor

Söz konusu 5 sanık aralarında ‘terörizm’ ve ‘3 bine yakın cinayet’in de olduğu savaş suçlarıyla yargılanacaklar. Suçlu bulunmaları halinde ölüm cezası ile karşı karşıya kalabilirler.

Mitchell, basınçlı su ile sorgulama ile diğer ‘zorlayıcı fiziksel baskı’ yöntemlerinin El Kaide’nin ABD’ye bir nükleer saldırı ya da başka bir uçağa daha saldırı düzenleyeceği korkusunun hakim olduğu bir ortamda geliştirildiğini kaydetti.

Sanıkların askeri mahkemede yargılanmasına 11 Ocak 2021’de başlanacak.

Mitchell ve Jessen’in tanıklık yapmaları El Beluşi’nin avukatları tarafından talep edildi, ancak kendilerine savunma avukatlarının tümü tarafından sorular yöneltilmesi bekleniyor.

Sanıkların işkence gördüğü merkezler arasında şu an CIA Direktörü olan Gina Haspel’in bir zamanlar yönetiminde bulunan Tayland’daki ‘siyah alan’ da bulunuyor.

11 Eylül saldırıları nasıl gerçekleştirildi?

11 eylul

Getty Images

11 Eylül 2001’de toplam 19 hava korsanı aşağı yukarı aynı saatlerde kalkış yapan dört yolcu uçağını kaçırdı.

Bu uçaklardan biri New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin kuzey kulesine, bir diğeri ise güney kulesine çarptı.

Uçakların çarpmasının ardından kulelerde yangın çıktı ve yaklaşık iki saat sonra her iki kule de geride 1,8 milyon ton enkaz bırakarak yıkıldı.

İkinci uçağın da kuleye çarpmasından kısa bir süre sonra açıklama yapan dönemin ABD Başkanı George W. Bush, olayı “terör saldırısı” olarak nitelendirdi.

Bu açıklamadan brkaç dakika sonra ise, başka bir yolcu uçağı ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) batı tarafına çarptı.

Kaçırılan dördüncü uçak ise Pennsylvania eyaletinde boş bir araziye düştü. Halid Şeyh Muhammed ve Remzi bin el Şibh verdikleri ifadede, son uçağın hedefinin ABD Kongre binasını olduğunu söyledi.

Saldırılarda, 2 bin 977 kişi hayatını kaybetti, 6 binden fazla kişi yaralandı. Ayrıca uçakları kaçıran 19 hava korsanı da öldü.

ABD ekonomisinin uğradığı maddi zarar 120 milyar doların üzerinde hesaplanırken, saldırıların New York şehrinde yarattığı maddi hasar ise 60 milyar dolardan fazla oldu.

11 Eylül saldırıları, dünyada güvenlik politikaları ve diplomasi alanında birçok değişikliği de beraberinde getirdi. Bu nedenle birçok kişi tarafından “dünyanın değiştiği gün” olarak tanımlanıyor.

Posted in FAŞİZM, İSTİHBARAT KURUMLARI | Leave a comment

UYARI * SAĞLIK VE TEMİZLİK MALZEMELERİ * Deterjanlarda büyük tehlikeye dikkat

Deterjanlarda büyük tehlikeye dikkat


Ticaret Bakanlığı, etiketsiz deterjanlardan uzak durulması gerektiğini belirtti. ‘Nitrik’ yani kuvvetli asit deterjanlarda sağlığı en çok tehdit eden kimyasal madde. Bu asidin deterjanlarda belli bir miktarda bulunması gerekirken, değeri aştığı tespit edilen ürünler toplatılıyor. Deterjanların yanlış kullanımı da istenmeyen sonuçlar doğurabiliyor. İki deterjan ürününün birbirine karıştırılması ölüme bile neden olabilecek kazalar ortaya çıkarabiliyor. Bu nedenle iki farklı deterjanın asla karıştırılmaması gerektiğinin altı çiziliyor.

Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması, Piyasa Gözetimi ve Denetimi Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Meral Karaaslan, tüketicilerin kullandıkları deterjanların içeriğini mutlaka kontrol etmesi gerektiğini ifade ederek, “Deterjanlar kimyasal ürünler. Dolayısıyla bunların tüketiciler tarafından mutlaka kullanım talimatlarına uygun olarak kullanılması gerekiyor. Biz bakanlık olarak yaptığımız denetimlerde laboratuvar incelemelerinden önce mutlaka içerikleri ve etiket bilgilerinin uyumlu olup olmadığını kontrol ediyoruz. Güvenlik bilgi formları var. Bu formlarla, etiket bilgilerini kontrol ediyoruz. Örneğin etikette aşındırıcı olduğuna dair bir bilgi var mı, göze, solunum yollarına zarar verir, eldivenle kullanılmalıdır gibi bir takım uyarıların bulunması gerekiyor. Bu uyarıların da mutlaka içeriğe uygun olarak yapılması gerekiyor. Laboratuvara geldiği zaman öncelikle içerikleriyle, tehlike sembollerinin uyumlu olup olmadığını kontrol ediyorlar” şeklinde konuştu.

“ETİKETİ VE AMBALAJI OLMAYAN ÜRÜNLERDEN UZAK DURULMALI”

Ticaret Bakanlığı Daire Başkanı Meral Karaaslan, vatandaşlara çağrıda bulundu. Etiketi olmayan ürünlerin kesinlikle kullanılmaması gerektiğini ifade ederek, “Bizim tüketiciler için en önemli uyarımız. Tüketicilerin açıkta satılan deterjanlardan uzak durmaları gerekiyor. Üzerinde hiçbir şekilde etiket ve uyarı yok. İçeriğinde ne olduğu belli değil. Bir çocuk çok kolay bir şekilde plastik şişeye doldurulmuş ürünü meyve suyu zannedip içebilir. Maalesef bu şekilde oluşmuş çok fazla kaza var. Bu tür etiketi, ambalajı olmayan ürünlerden tüketicilerimizin mutlaka uzak kalması gerekiyor” şeklinde konuştu.

“ÖLÜME KADAR GİDEN VAKALAR OLUYOR”

“Hiçbir ürün, başka bir ürünle karıştırılmamalı” diyen Meral Karaaslan, iki ürünün karıştırılması sonucu ölümlerin ve ağır kazaların yaşanabildiğini ifade ederek bu tür işlemden tüketicilerin kesinlikle uzak durması gerektiğini belirtti. Karaaslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazen çamaşır suyu ve yağ çözücü karıştırılıyor. Bazen kir çözücü karıştırılıyor. O kadar tehlikeli ki. İki ürünün karışması sonucunda yüzey temizleyicinin içerisinde amonyak varsa zehirli klor gazı ortaya çıkıyor. Bu gazın solunması direkt olarak solunum yollarını etkileyen hatta ölüme götüren bir vaka. Zaten bu tür temizlik dar alanlarda yapılıyor. Dar bir alanda tüketici çamaşır suyuyla,  kireç çözücüyü karıştırırsa bronşit, astım gibi bir hastalığı varsa maalesef ölüme kadar giden vakalar oluyor. Dolayısıyla hiçbir şekilde karıştırmamak gerekiyor. Lavabo açıcılarda ise bazen bir ürün kullanılıyor. Lavabo açılmıyor. Bu sefer sıvı versiyonu karıştırılıyor. Katı ve sıvı ikisi bir arada kullanıldığı zaman bomba etkisi yapan bir vakalarla karşılaşılıyor. Bu tür durumlardan tüketicilerimizin uzak durması gerekiyor. İki ürün hiçbir şekilde birbiriyle karıştırılmamalı. Bazen büyük ambalaj alınıyor. Bunlar kullanımı kolay olsun diye küçük kaplara koyuluyor. Bu da son derece yanlış.”

“NİTRİK ASİT MİKTARININ YÜZDE 20’Yİ AŞMAMASI GEREKİYOR”

Yapılan denetimlere değinen Meral Karaaslan, bazı ürünlerde miktarı aşan nitrik asit tespit edildiğini ve bu ürünlerin toplatıldığını belirterek, “Kuvvetli asit baz dediğimiz ürünlerde özellikle, kireç çözücü, yaz çözücü gibi ürünlerde nitrik asit çok önemli bir kimyasal. Evsel kullanımlarda bu nitrik asit miktarının içeriğin yüzde 20’sini aşmaması gerekiyor. nitrik asit yani kuvvetli asitle ilgili tespitlerimiz oldu. Limiti aşan ürünlerle ilgili de güvensizlik kararı vererek, bu ürünleri toplattık. Bazen içerikte çok küçük bir eksik görebiliyoruz. Üreticiye mutlaka bunları düzeltmesi gerektiğini söylüyoruz” ifadelerini kullandı.

VİTRİNDE PAKETLİ, ARKADA AÇIK DETERJAN

Açık deterjanlar, temizlik ürünleri ve sabunlar sokak aralarında bulunda temizlikçi dükkanlarında satılıyor. Dükkanların ilk bakışta vitrinlerinde paketli, markalı ürünlerin bulunduğu görülüyor. Ancak bu dükkanların arka taraflarında, bidonlar ve kovalar içinde açık ürünler bulunuyor. Açık ürünler kilo ve litre hesabı satılıyor. Vatandaşların büyük bir çoğunluğu ise açık deterjan kullanmadığını belirtiyor. Çağla Kaleli, açık deterjan kullanmadığını belirterek, “Zararlıdır mutlaka TSE onaylı olması gerekir diye düşünüyorum” dedi. Şefika Savan ise “Kapalı deterjan tercih ederim, açıksa zararlıdır” diye konuştu.

“HİÇBİR ZAMAN İÇERİĞİNİ OKUMUYORUM”

Deterjanları içeriğini okumadan kullandığını ifade eden Halime Balkan, “Hiçbir zaman içeriğini okumuyorum, tanıdığım markadan alıyorum. Bu konularda biraz bilinçsiz hareket ediyoruz. Küçücük, karınca gibi yazıyorlar. Kim okuyacak onu? Şu ana kadar içeriğini hiç okumamıştım. Bundan sonra okuyacağım” şeklinde konuştu.

“DETERJANLARI HİJYENİK OLSUN DİYE KARIŞTIRIYORUM”

Deterjan alırken önce markasına dikkat ettiğini belirten Nurten Erdem, “Kullanma talimatı ve içeriği genellikle dikkatimi çekmiyor. Okumuyorum ama sağlık açısından kaliteye önem veriyorum. Bazen deterjanları birbirine daha hijyenik olsun diye karıştırıyorum. Aslında dikkat etmek lazım. Birbirine karıştırdığımda daha temiz olduğunu düşünüyorum ama riskli” ifadelerini kullandı.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1715766/deterjanlarda-buyuk-tehlikeye-dikkat.html
Posted in Saglik | Leave a comment

DENİZ VE GEMİLER * Titanik’in enkazı uluslararası koruma altına alınıyor

Titanik’in enkazı uluslararası koruma altına alınıyor


Buz dağına çarparak batan Titanik gemisinin enkazı, İngiltere ve ABD arasında imzalanan anlaşmayla korunacak.

AA 21 Ocak 2020 Salı,

İngiltere Ulaştırma Bakanlığı’nın açıklamasına göre, İngiltere’nin 2003’te imzaladığı anlaşma, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun 2019 sonunda onayının ardından yürürlüğe girdi. 

Anlaşma, İngiliz ve Amerikan hükümetlerine enkaza girme veya enkazdaki objeleri çıkarma ruhsatlarını kabul veya reddetme yetkisi tanıyor. 

İngiltere Denizcilik Bakanı Nusrat Ghani, yaptığı açıklamada, “Enkazı korumak için ABD’yle yapılan bu önemli anlaşma, bin 500’den fazla kişinin ebedi istirahatgahının hassasiyet ve saygıyla muamele göreceği anlamına geliyor.” ifadesini kullandı.

Ghani, İngiltere’nin enkaza daha fazla koruma sağlamak için diğer Kuzey Atlantik devletleri ile yakın iş birliği içinde çalışacağını da belirtti. 

TİTANİK GEMİSİ

Titanik, 1912’de İngiltere’nin Southampton kentinden ABD’nin New York kentine yaptığı ilk seferinde buz dağına çarparak batmıştı. 

Kazada, bin 514 kişi hayatını kaybederken, geminin enkazı 1985 yılında uluslararası sularda bulunmuş ancak koruma altına alınmamıştı.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1715570/titanikin-enkazi-uluslararasi-koruma-altina-aliniyor.html
Posted in DENİZ VE DENİZCİLİK | Leave a comment