Muhabbet sokağı numara doksan!

Servet AVCI
avciservet@hotmail.com
17 Ağustos 2018

Muhabbet sokağı numara doksan!

İyi değilim bu aralar…

Mazgallara kola dökerek yaptığım büyük eylemden sonra memleketimde törenlerle kola fabrikası açıldığını görünce psikolojim bozulmuştu…

Bi ara toplamıştım kendimi… Dâvâm için gerekirse güneşte amele gibi yanacak ama o Yahudi malı güneş kremini orama burama sürmeyecektim… Deterjan yerine Arap sabunu kullanacaktım… Hazır çorbayı ağzıma sürmeyerek Siyonizm’i ayaklarımın altına alacaktım…

Ardından petrol ticaretini öğrenince yıkıldım resmen… Mücadeleyi bıraktım mı? Bırakmadım tabii ama kalbimde bir ufak kırıklık oluşmadı dersem yalan olur…

Amerikalılar konusu kafamı çok karıştırıyor… Öyle bir hava esiyor ki, medyanın gazına gelip, tam balta-nacak eşliğinde Pasifik’ten çıkarma yapacağımızı zannederken, bir anda ‘hiç olmadığımız kadar yakın’ olduğumuzu okuyorum, şaşırıyorum…

‘Türk Lirası korkusuna kapılmış ABD’ haberlerini inceledikçe rahatlıyor, onların nasıl diz çöktüğünü gördükçe gururlanıyorum… Trumph’ı, harfler benziyor diye ‘turp’ yapıp dişleyerek ağır mesajlar veren vatandaşımıza şahit oldukça göğsüm kabarıyor…

Tam havaya giriyorum, sonra birden bire ABD’den ithal pirincin vergisini yükseltirken Pirinçlik’in ve de İncirlik’in neden kapatılmadığını dert ediyorum… Ardından protesto için kendimi vergisi yüzde 140’a çıkarılmış olan ABD menşeli alkollü içkiler yerine ucuz yerli ispirtoya veriyorum…

‘Stratejik ortak’, ‘hiç olmadığımız kadar yakın dost’, ‘PKK’yı silahlandıran düşman’, ‘İsrail’in koruyucusu emperyalist’ gibi git geller yaşıyorum ispirtoyu çektikçe… Hayal kırıklığımı ve ümidim, kızgınlığım ve aşkım birbirine geçtikçe “Bir daha denesem mi? Elimde çiçekle kapıyı tıklasam mı?” diyorum ama aklıma o dizeler geliyor, tedirgin oluyorum:

“Yanlış mı aklımda kalmış acaba / Muhabbet sokağı numara doksan / Boşa mı gidecek bu kadar çaba / İçim ürperiyor ya evde yoksan…”

Resmi Gazete’de son olarak yayımlanan karardaki ABD’den ithal manikür ve pedikür malzemelerine yüzde 60 vergi konulması muazzam bir şey… Halkımızın, Amerikan malı manikür ve pedikür malzemesi kullanmayarak ABD ekonomisine ağır darbe vuracağından hiç şüphem yok…

Bundan sonrasını artık onlar düşünsün düşünmesine de 11 milyar Dolarlık Boeing siparişimizi neden iptal etmediğimizi kafam bir türlü almıyor… İşte o zaman da yine vergisini yüzde 60’a çıkardığımız ABD malı ‘yaprak tütün ve tütün döküntüleri’ yerine mısır püskülü sarıp, derin derin ciğerlerime çekiyorum…

Neyse ki Almanya biraz hizaya geldi… Topraklarında bizi konuşturmayıp, PKK’ya yer verince çok kızmıştık… Galiba hatasını anladı…

O yüzden boykotu kaldırıyorum… Ve daha önceki yaptırımlarımı iptal ediyorum… Söz: Dr. Oetker’in doktorluk lisansını iptal etmeyeceğim, emeklilik hakları kendisine tekrar verilecek… Seçim akşamları turlar Mercedes’lerle, Ford’larla, BMW’lerle, Audi’lerle, Wolksvagen’lerle, Skoda’larla atılacak… Braun’a kapılarımız sonuna kadar açılacak, oraya buraya Nivea sürülebilecek…

Adidas giyen yağlı kurşunlara gelmeyecek, Bayer marka ilaçlardan şifa aranacak… Siemens kullanan asla çarpılmayacak… Deutsche Bank “Açlıktan ölüyoruz” diye kapımıza düşerse ‘dost ve kardeş banka’ muamelesi görecek… Dünya kupalarında Almanya tutulmaya devam edecek ve hepsinden önemlisi bundan sonra hangi savaşta olursak olalım Almanya yenildi diye biz de yine kendimizi yenilmiş sayacağız!..

Bu arada Hollanda’yla da arayı düzeltmek lâzım… Onlara kızgınlıkla sokaklarda kameralar karşısında az portakal hacamat etmedik hani… Bizim her şarta uyum sağlama üstadı kıvrak gazetecilerimiz ve de aydınlarımız için Amsterdam hukukuna göre evlenme izni verirseler neden olmasın…

Yazımın başında her ne kadar “İyi değilim bu aralar” dediysem de hepten ümitsiz değilim… Parası döviz cinsinden zaten ödenmiş Iphone’a mermi yağdıran, balyozla girişen, tamamen yerli ve millî hakiki Çengelköy hıyarlarını gördükçe gelecekten ümitleniyor insan… Ayrıca Samsung’u Osmanlı sikkeleriyle ithal ettiğimiz için bir nebze de olsa rahatlıyorum…

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/muhabbet-sokagi-numara-doksan-48519yy.htm

Posted in DIŞ POLİTİKA, Politika ve Gundem | Leave a comment

KÖY ENSTİTÜLERİ * Mahmut Makal’ın önemi..

Cumhuriyet
Selçuk Erez
16 Ağustos 2018 Perşembe

Mahmut Makal’ın önemi..

Geçenlerde yitirdiğimiz Mahmut Makal, bu ülkede önemine orantılı olarak tanınmayan, bilinmeyen bir insandır. Oysa 1950’de yazdığı “Bizim Köy” ve köylerimizin durumunu, o tarihe kadar görülmemiş gerçekçi bir üslupla anlatan diğer yapıtları, Almanca, Rusça, Fransız, İngilizce vb. birçok dillere çevrilmiş, 1967’de UNESCO tarafından “Dünya Gençliğine Örnek İnsan” seçilmiş bir köy enstitüsü mezunudur.

Köy Enstitülerinin kapanmasının memlekette bilgi ve kültürün yayılmasını nasıl kısıtladığını bilmek isteyenler Mahmut Makal’ın kitaplarını okumalıdırlar. Demokrasimizin bu günkü yoz haline nasıl geldiğini öğrenmek isteyenler de onun kitaplarını okumalıdırlar.

Mahmut Makal anlatır:

Aksu Köy Enstitüsü’ne Sağlık Bakanı gelir bir gün. Öğrenciler okul alanına toplanacak, Bakan da onlara nutuk atacak.. Kampana çalıp alan dolunca başlar Bakan, “Siz ne biçim öğrencisiniz? Kiminizin paçası, kiminizin yeni sallanıyor..” demeye.

Bir öğrenci fırlar: “Toplantınıza yetişmek için koştum, paçamın lastiği koptu. Sözünü ettiğiniz öğrenci benim. Herkesi suçlamayın” der…
Paçasının lastiği kopan öğrenci Abdullah Aksakal’dır….

Aksakal’ın böyle uluorta yanıtına kızan Bakan, konuşmayı da keserek Aksakal’a, “Sen benimle idareye gel” der. Lastikle birlikte yüzyılların alışkanlığı da kopmuş, bir öğrenci bir bakanın karşısına çıkmıştır. Bu durum Köy Enstitülerinde doğaldır…

Saygı-sevgi sınırı içinde müdürü de, öğretmenleri de eleştirmek doğaldır. Düşündüklerini söylemekten onları alıkoyacak hiçbir engel yaratılmadığı gibi olan engeller de ortadan kaldırılmıştır.

Mahmut Makal, Köy Enstitülerini şöyle tanımlamıştı:

“Köy Enstitülerindeki özgür düşünme ve tartışma ortamı, öğrencilerin toplum sorunları üstünde düşünmelerine yol açıyordu. Yeri geldiğinde, çekinmeden düşüncelerini açıklıyorlardı. Köydeki haksızlıkları önleyeceklerini, köylünün eğitim yoluyla uyandırılıp haklarına sahip çıkmasını sağlayacaklarını, çağa uygun bir yaşam düzeyinin sağlanması açısından düşünsel ve ekonomik yeniliklerin köye girmesi için uğraşacaklarını söyleyip yazıyorlardı.”

Bugün kocaman kurumları yöneten işadamlarının ve kadınlarının, köşe yazarının, üniversite yöneticisinin sergileyemediği uygar cesareti sergileyebiliyordu Köy Enstitüsü öğrencileri.

Sadece bunları öğreneceğimiz kaynakları bize bıraktığı için değil yaşamı boyunca demokrasi uğrunda, köy kalkınması uğrunda sergilemiş olduğu örnek tutumu nedeniyle de saygı ile, hayranlıkla anmamız gerekir Mahmut Makal’ı.

Bu ara Makal’ın değerini o henüz bir Köy Enstitüsü öğrencisiyken sezmiş, yazılarını 1948’den başlayarak Varlık dergisinde yayımlamış olan Yaşar Nabi Nayır’ı da anmamız gerekir: Başka önemli bir yayımcının, Ahmet Halit Yaşaroğlu’nun Nayır’a, “Bu yazılar bana gelse çöpe atardım” demiş olduğunu Mahmut Makal’dan dinlemiştim. Nayır’ı da birçoğumuzun değerini henüz kavramamış olduğu Makal’ın önemini bunca yıl önce bilip onu gün ışığına çıkarmış olduğu için bu vesileyle anmalıyız.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1056489/Mahmut_Makal_in_onemi…html

Posted in KÖY ENSTİTÜLERİ | Leave a comment

ALTIN BOZDURMAK

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

SIKIŞTIKLARINDA “Aynı gemideyiz” ŞARKISINI SÖYLEYENLERE *** ORTAK TAVIR 1 – 2

Rifat Serdaroglu
15 Ağustos 2018

ORTAK TAVIR (1)

Dede Korkut Atamızın “Oğuzname” adlı eserinde
hikmetli sözleri vardır.İki örnek verelim;

-Adam odur ki, kişinin ayıbını yüzüne diye, araya vasıta koymaya!
Er tavrı açık gerek, kaş ile göz saçık gerek…

-Kindar olan, dindar olamaz…

Yani kadim Türk geleneği diyor ki;
Eğer adamsan, eleştirdiğin kişinin yüzüne konuş, arkasından konuşma, araya başkalarını koyma, gözün başın oynamasın. Bunu yap ki sana adam diyelim.Birde, sen kinini frenleyemiyorsan, yeri geldiğinde unutamıyorsan, elindeki emanet olan devlet yetkilerini kinini kusmak, intikam almak için haksız yere kullanıyorsan, sen asla dindar olamazsın. Bağışlamasını bilmeyen, dindar olamaz…

Ben yıllardır ülke yönetimi hakkındaki görüşlerimi açıkça yazarım. Siyaset veya Devlet görevlisi olan kişiye hakaret etmeden onu eleştiririm.Her yazım yüzbinlerce kişi tarafından okunur.

Bazıları mahkemeye verir, bazen işgüzar Savcılar “Görevli Memura Hakaretten” dava açarlar, ben de mahkemeye gider, savunmamı yaparım. Ben giderim ama, beni mahkemeye verenlerden bir tanesi bile gelmez! Avukatlarını gönderirler. Tazminata mahkûm oluruz öderiz, çoğunda beraat ederiz. Şu an toplam 34 ay 10 günlük mahkûmiyetim var. Yargı süreci devam ediyor!
Yani yaptığım her şey açık, ortada, kayıtlarda!

Son yazılarımdan birini Sayın Emin Çölaşan köşesine taşımış. Sayın Çölaşan’a çok teşekkür ederim. Yazıda, yaşamakta olduğumuz ekonomik krizin ve ekonomik çöküntünün “Tek Sorumlusunun Erdoğan” olduğunu yazmıştım.

Çok sayıda mail aldım.
AKP’de akıllı adam kıtlığı olduğundan “trol” denen köpeklerini insanların üzerine saldırtırlar. Bu abdesthane bardaklarının zerrece hükmü yoktur.En sonunda sahiplerine bulaşırlar ve belalarını bulurlar.

Bazı iyi niyetli okurlarımız ise;
“Rifat, seni içeri atacaklar, senin işin gücün yok mu, ne uğraşıyorsun bunlarla, senden başka yazan mı var? Başını derde mi sokmak istiyorsun” diye dertlenirler!

Bazıları da bizimle toplum içinde görünmekten kaçınırlar ve arkamızdan
“Ne yapıyor bu yahu, kahraman mı olmak istiyor ne” diye kendi beyinleri büyüklüğünde eleştirirler.

Gelin beraberce, Cumhuriyeti, Lâikliği, Demokrasiyi, Sosyal Hukuk Devletini savunma görevini kimden aldığımı, kimin bana EMİR verdiğini, kimin ADAMI olduğumu belirleyelim. Birbirimiz hakkında en ufak bir şüphe kalmasın, kafalarımız rahat olsun. Çünkü önümüzdeki günlerde birlikte çok işimiz olacak. Yarın da son günlerde bizlerden “Ülkenin zor günlerinde ORTAK TAVIR almamızı” bekleyen, tarikat ve cemaat artıklarının bu taleplerine yanıt verelim…

Şimdiye kadar yapılan ve Türk Milleti tarafından kabul edilen Anayasaların BAŞLANGIÇ kısımları birkaç kelime değişikliği ile şöyle başlar ve şu şekilde sonlanır;

1924 Anayasası Başlangıç kısmı;
(Türk Vatanı ve ebedi varlığını ve Yüce Türk Milletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda) diye başlar ve,

Son Anayasamızın Başlangıç kısmı;
(Topluca Türk Vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebi hakları bulunduğu;

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk Evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur) diye biter…

İşte benim yazma nedenlerimden en önemlisi budur.
Benim amirim de bana emir verebilecek tek merci de Türk Milletidir…

Bu güzel ülkenin insanları, Cumhuriyetin Savcıları, Yargıçları, sivil ve askeri Bürokratları, Türk Milletinin kendilerine verdiği bu emrin farkında olsalardı ve Anayasadaki görevlerini yapsalardı, Türkiye bugün ne ekonomik olarak sıkıntıya düşerdi ne de Trump denen geri zekâlı birinin deneme tahtası olmazdı…

Ayrıca hepimiz şu bilinçten milim geri adım atmamalıyız;
Bizi yönetenlerin harcadıkları paraları biz, yani Türk Milleti veriyoruz. İçtiğimiz suda, yediğimiz ekmekte kullandığımız mazotta, benzinde kısacası attığımız her adımda vergiyi bizler veriyoruz. Asıl bizleriz, vekil onlar. Tabii ki hesap soracağız, tabii ki yakalarına yapışacağız. Biz emanetimize sahip çıkacak kişileri seçtik. Onlar başımıza diktatör olsunlar diye değil. Güç Türk Milletinde.Bizim başımızı derde sokacak, bizleri üzecek yöneticileri anında alaşağı ederiz!

Eyy cahil AKP’liler;
Sizlere ORTAK TAVIR nasıl alınır, hangimiz yanlış yerde duruyoruz,
kim kimin yanına gelmeli, bunu da yarın anlatayım, olur mu?

Rifat Serdaroglu
16 Ağustos 2018

ORTAK TAVIR (2)

Bak AKP’li Kardeş!
“Ülkemiz ekonomisine yapılan dış kaynaklı saldırıya beraberce “Ortak Tavır” koyalım, çünkü hepimiz aynı gemideyiz” diyorsun! Eyvallah, karşı koyalım.

Dıştan gelecek her saldırıya karşı koymak, Türk Milletinin yapısında zaten var.Elbette canımız pahasına karşı koyarız. Sakarya Meydan Muharebesinde, savaş meydanından kaçan %46’nın kim olduğuna bakmadan düşmana saldırır onu püskürtürüz.

Peki, içerden yapılan saldırılara ve saldırganlara karşı beraberce karşı koyacak mıyız?

Ama O benim patronum, O benim partim deyip yine yan mı çizeceksin?

17 senedir Türkiye’yi TEK BAŞINA AKP Hükümetleri yönetmiyor mu?
Başımıza açılan dertlerin SİYASİ SORUMLUSU senin partin olan AKP değil mi?
AKP’nin, beğenmediğin yanlış bulduğun, bir tane uygulamasına neden karşı çıkmadın?

Nelere mi karşı çıkacaktın?
-Amerika, Irak’ı işgal ettiğinde tüm AKP’liler sustunuz. Amerikan Askerleri yüzbinlerce kadına-kıza tecavüz ederken sustunuz. Irak’ta camiler yıkılırken, binlerce yıllık el yazması Kur’an-ı Kerimler nişan tahtası yapılırken sustunuz.

1,5 Milyon Müslüman öldürülürken sustunuz.Bu dünyada da öteki dünyada da başınızı eğik gezdirecek bu uygulamaya niçin karşı çıkmadın be AKP’li kardeşim? Neden korktun? AKP senin ekmeğini mi kesecekti? AKP yokken sen yaşamıyor muydun?

Allah’ı var içinizden bir kişi konuştu! Dönemin Başbakanı Erdoğan!
O da ne dedi, hatırlıyor musun?

“Amerikan Askerlerinin sağ-salim olarak evlerine dönmeleri için dua ediyorum”!
Sen böyle korkunç bir vahşet karşısında susarken, Türkiye’nin terörle mücadele etmiş kahramanları zindana atıldılar, sen yine sustun ve zalimi alkışladın. Nasıl bir “Ortak Tavır” alacağız be Müslüman?

-AKP, Türk Milletine ve Türk Tarihine bir kara leke olarak “Habur Rezaletini” yaşattı. Sen sustun!

Türk Askerini-Polisini öldüren katiller, davul zurna ile üzerlerinde gerilla (!) kıyafetleriyle karşılandılar, şeref tribünlerinde ağırlandılar. İşte o gün vatan toprağının altındaki şehitler ağladı be AKP’li kardeşim. Ama sen sustun. AKP’den gelecek üç-beş kuruş için şehitlerini sattın, tek kelime etmedin!

Hakkını yemeyelim, içinizden bir kişi konuştu! Yine Dönemin Başbakanı Erdoğan! Ne demişti?

“Habur’da yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Türkiye’de güzel şeyler oluyor, umut verici görüşmeler oluyor…” PKK katillerinin öldürdüğü kundaktaki bebekler ağlarken, sen hem sustun hem de PKK koruyucusu Barzani denen eşkıyayı kongrende alkışladın.

Nasıl bir “Ortak Tavır” alacağız be Müslüman?

Ortak Tavır mı istiyorsun? Yukarıdaki gibi onlarca olayı, soygunu, rüşvetleri düşün! FETÖ’yu ve “Ne istedilerse verdim” sözünü iyi düşün.Sen evine ekmek götürmek için yırtınırken, AKP’li Bakanların veletlerinin aylık kirası 20 Bin Avro olan rezidanslarda yaşadığını düşün. Bir de bizlere bu ülkeyi emanet eden Büyük Atatürk’ün ve arkadaşlarının yaşadıkları sade hayatı düşün. Dön bir de 1150 odalı Sarayı, binlerce korumayı, tantanalı yaşantıyı, yalnız alışveriş için mağazaları kapatıp, bir defada yüzbinlerce dolar harcayan, öküz gözü kadar kocaman yüzük taşıyan elleri düşün.

Terk et bu tayfayı, özüne dön, gel o zaman beraberce ortak tavır alalım…

AKP’ye kaynak yaratma örnekleri;
-Devletin tüm misafirhaneleri senin iken, yaptırmaya başladığın 300 odalı YAZLIK SARAY inşaatını hemen durdur.

-Binali Bey’i görevlendirin. Nasıl ki Sabah Medya Grubunu satın alırken, muazzam bir organizasyonla devletten iş alan müteahhitlerden bir defada 630 MİLYON DOLAR aldıysa, şimdi hepsi “Dolar ile Hazine Garantili” yapılan yandaş müteahhitlere verdiği işleri, TL’ye çevirttirsin. Nasılsa hepsi aynı adamlar…

-Gazeteci Aslan Bulut yazdı:
AKP, son 15 yılda “BOT ve Pİ Pİ Pİ” yoluyla yaptığı ihalelerin toplam tutarı 800 MİLYAR DOLAR. Bu işten alınan 200 MİLYAR DOLAR komisyonun Katar-Singapur-Malezya bankalarına yatırıldığının belgeleri, istihbarat örgütlerinin elinde olduğu biliniyor. AKP olarak, derhal bu komisyoncunun peşine düşüp, paralarımızı hazinemize getirin, lütfen…

-Reza Zarrab’ın patronu Babek Zencani; “Biz Türkiye’de 8,5 MİLYAR DOLAR rüşvet dağıttık” dedi. Hem de İran’da mahkemede! Kardeş İran ile konuşup, bu paranın kimlere gittiğini bulun ve hazinemize getirin, lütfen…

-Binali Bey’in Hollanda-Malta’daki mal varlığının da kendisi tarafından hazinemize bağışlanacağına olan inancım tamdır.

-MAN Adasından kendiliğinden gelen 15 MİLYON DOLAR da TL’ye çevrilip, hazinemize yatırılmalıdır, lütfen…

-Ayrıca son 17 senede açılan ve vergiden muaf tutulan Vakıflarımız var. Bazılarının malvarlıkları MİLYAR DOLAR eder. Önce Sayın Emine Hanım’ın,Sayın Sümeyye Hanım’ın, Bilal Bey Oğlumuzun vakıflarından başlarsak, hepimiz çok mutlu olacağız. Ülke battıktan sonra Vakfın olsa ne olur, olmasa ne olur? Değil mi Müslüman?

Not;
Devletin yaptığı tüm harcamaları TBMM’nin ve Sayıştay’ın denetimine niçin açmıyorsunuz?

Açın kardeşim, incelesinler! Kimin malını kimden saklıyorsunuz ki?
Pazartesi’ye kadar yokum! Pazartesi görüşmek üzere…

Posted in Politika ve Gundem, Rifat SERDAROĞLU yazıları | Leave a comment

MEKTUP

MEKTUP 

Serendip Altındal – 15.08.2018

Aslında Trump’a teşekkür borçluyuz. Çünkü adam, bizim hanidir ihmal ettiğimiz, bakımsız bıraktığımız değerli aksesuarımız olan milli şuurumuzun tozunu alıp, yeniden cilalayıp, parlatmamıza yardımcı olarak, onu öz mekânımızda hep layık olduğu eski yerine tekrar yerleştirmemizi sağladı.

Bursa’nın Mudanya yolundaki Çağrışan Köyü bölgesinde yeşil alanda 3 yıl önce yapılmış olan rant yangını 11 Ağustosta yeni bir versiyonuyla aynı usulde tekrarlandı. Hergele, vatan haini şerefsizler her defasında değerli rant bölgelerini hedef alıyorlar. Ve ülkemizin en değerli bölgelerinde kalan en son yeşili de hiç uğruna, ceplerindeki bozuk para gibi harcıyor haramiler. Doğayı kurutmaktan başka, yaktıkları börtü böceğin, hayvancağızın da haddi hesabı yok.

Devlet ne mi yapıyor, izlemeye devam ediyor muhtemel rantçı biraderlerini. Öyle ya caydırıcı ihtiyati tedbirler almadıklarına göre ve benimkiler yetersiz kaldıysa, uygun bulduğunuz kelimeleri siz koyun artık burada yerlerine….

Birilerinin artık buldukları her deliği dişleyen bu inşaat kunduzu vatan haini şerefsizlere dur demesi gerekiyor. Yoksa vatandaşın silahlanıp bunu kendi usulüyle mi yapması hedefleniyor. Helikopterler bütün gün su taşıdı sahilden. Poyrazda kuvvetli estiğinden yangının önü bir türlü alınamadı. Bazı bölgelerde ağaçlar kazınarak alevlerle arada boşluk yaratıldı. Bazı yerlerde de tahrip kalıpları kullanıldı herhalde.

Yapılan çabayı, dökülen masrafı ve ülkeye verilen zararı bir araya koyduğumda alevlerin çabuk yayılması için hızlandırıcı maddeler de kullanan bu kanı bozuk şerefsizleri, işverenleriyle birlikte en iyisi, duvarın önüne dizip zımbalamak, sonrada gıyaben yargılayarak ölü bedenlerini, ibret için bir süre sallandırmaktır diye düşünmeden edemedim. Çünkü neticede tek noktadan tetiklenen vatan haini eylem grupları değil mi bunlar? İyi de bunu yapacak o Devlet nerede.

AB’nin BM’de ve ABD kuyruğunda daha fazla kalmayacağı kesindir de ayrılık zamanı şimdilik belli değildir. Ne var ki Trump ABD’sinin başına buyruk siyasası, bu süreci hızlandırmaktadır. ABD ise AB den vazgeçer; ama Avrasya kapısı olan

Türkiye’den vazgeçemez. Lakin eşeği yokuşa sürüp işi patron kompleksine soktukça da gittikçe battığını ve olası bütün bağların koptuğunu göremiyor.

Mesela ayrılmaz kardeşler olan İngiltere ile ABD için artık aynı sıfatı kullanmak mümkün değildir. Hele diğer AB Devletlerinin de küçük ve büyük Asya menfaatlerini ABD yoluna heder edeceklerini düşünmek de akılcılıkla bağdaşmaz. Zira onlarda ister istemez paylaşmayı öğrenecek ve haklarına razı olacaklardır. Çünkü artık ne sömürge ne de sömürgeci gücü kalmıştır devamlı küçülen bu Dünyada. Ve o eskimiş ‘hep bana’ Okyanusta boğuldu artık.

Bakın bir zamanların sömürge Şampiyonu İngiltere’nin Prensi bile bugün delik pabuçla dolaşıyor. Demek ki bir takım mesajlar veriyorlar Dünyaya. O halde almak lazımdır o mesajları. Bağlamında da ABD ve bilhassa da küçük İsrail, artık akıllarını başlarına almalıdırlar, yol yakınken. Yoksa onlar içinde çıkış yolu artık Gayya kuyusuna açılacaktır.

Tam da bu noktada pek bilinmeyen veya hatırlanmayan; ama hatırlatmakta yarar gördüğüm bir alıntıyı hemen paylaşalım o zaman. Ki yazdıklarımızı da tamamlasın.

ATATÜRK’ÜN LENİN’E YOLLADIĞI ÖNEMLİ MEKTUP

Atatürk’ün Bolşevik liderlerin Türkiye’nin emperyalizmin uydusu olacağı yolundaki kuşkularını dağıtmak için, 4 Ocak 1922 günü Lenin’e gönderdiği mektup ilginçtir. Atatürkçü dış politikayı anlamak bakımından önemli olan bu mektup, bütünüyle şöyledir:

Sayın Başkan, Ankara’da genel bir saygı ve sempati kazanan Yoldaş Frunze’nin ülkemizden ayrılış vesilesinden yararlanarak kişisel duygu ve düşüncelerimden başka, gizli olarak, Türk politikası konusundaki görüşlerimi ve özellikle Türk-Rus ilişkilerini size kısaca açıklamak isterim.

Bildiğiniz gibi, Türk ve Rus halkları yüzyıllarca sürdürülmüş boyunduruk zincirlerini bir hamlede silkip attıktan sonra, kendi halklarının da bu yolu izleyeceklerinden dolayı büyük korkuya kapılan Batılı emperyalist ve kapitalist kuvvetlerin saldırısına uğradığından, halklarımız arasındaki yakınlık ve anlaşma kendiliğinden gelişmiştir. Hatırlayacağınız gibi, ortak umutların ve benzer koşulların sonucu olarak ortaya çıkan düşüncelerin gelişmesi, Hükümetlerimiz arasında resmi ilişkilerin kurulmasına yol açmış ve özellikle bu ilişkilerde kesin bir rol oynamıştır. Türkler ve Ruslar, tarihleri, yüzyıllarca sürdürtülmüş savaşlarla doldurulduktan sonra anlaşmış ve uzlaşmışlardır.

Bu durum, öteki milletleri şaşkınlığa uğratmıştır. Pek çoğu, dostluğun geçici olduğu ve koşulların zoruyla sağlandığı konusunda bir inanca sahip olmuşlardır. Hala da bu inançtadırlar. Fakat iki halkın hangi koşullarda ve ne ölçüye kadar birbirlerini anlayıp sevdiğini ve eski kavgaların, zalim yöneticilerin kışkırtmalarıyla çıkmış olduğunu, son savaşta subayların birbirleriyle nasıl isteksizce savaştığını görmüş olanlar, yeni durumun sürekli ve istikrarlı olduğunu kabul etmekte gecikmeyeceklerdir. Türkiye’nin rejim değiştirmesi, Rusya’da olduğu gibi, toplumsal bir devrimle ortaya çıkmış olmayıp yabancı devletlerin saldırı ve egemenliklerine karşı bir başkaldırma türünde olduğundan dünyanın dikkatini çekmemiştir. Bu başkaldırış, canlı ve gerçek olarak dile getirilmemiştir. Yüzeyden de olsa, Ülkemiz hakkında bir bilgiye sahip olanlar, 1918 Mütarekesi’nden; özellikle 16 Mart 1920’den beri alınan yolun çok uzun olduğunu kabul edeceklerdir.

Yüzyıllardan beri her şeyde efendilerine ve saraylılara ve daha sonra oligarşiye bağlı kalan Türk halkı, 1919 yazında girişilen savaşla, kendi kaderinin sahibi olmayı başarmıştır. Açık konuşuyorum. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde bir araya gelen delegeler, insanların kendi kaderlerinin kendilerince saptanmasını öngören bir yargıya varmışlardı.

Siz, Sayın Başkan, daha Dünya Savaşı’ndan önce bu hususu savunmaktaydınız. Bu kongrelerde kabul edilen kararlarla, İstanbul’un yetersiz ve yeteneksiz ellerindeki iktidarı tasfiye edilecek ve yeni yöneticileri, bizzat milletin kendisi seçecekti. Bu büyük halk toplantısında bulunan, Türkiye’de yeni bir dönemin başladığını ve Türk halkının artık kendi liderlerinin koruyuculuğu altında değil, kendi kendini yöneteceğini ilan ettiler. 16 Mart 1920’den sonra Ankara’da toplanan halk temsilcileri, milletin iradesini ve kaderini bağımsız ve egemen bir varlık olarak saptama arzusunu ilan ettiğinden, bu isteğin bütünüyle gerçekleşmesi, milli bir amaç olmuştu. Şimdi bütün bunlar gerçekleşmiştir. Halk tarafından seçilmiş olan temsilciler, yalnızca yasama yetkisini değil, aynı zamanda yürütme görevini de ellerinde bulundurmaktadırlar.

İstisnai olarak, milletin bağımsızlık ve güvenliğinin söz konusu olduğu yerlerde, halk temsilcileri yasama yetkisini de yerine getirmektedir. Görüldüğü gibi, Batı’da kapitalist sınıfın tüm millet üzerinde egemenlik kurmasına benzer bir durum, bugün Türk ülkesinde yoktur. Bu bakımdan biz, kapitalist sistemden ötede, halkçılık sistemini gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Toplumsal alanda da, ülkemizde benzer değişmeler olmuştur. Yeni durumumuzun ve ekonomik koşulların gereği olarak, toplumun artık sömürüye baş eğmeme konusundaki kararının sonucu olarak, herhangi bir çaba göstermeksizin, başkalarının emeği ile yaşayan asalaklar sınıfı bütünüyle ortadan kalkmamışsa bile, bu sınıfa girenlerin sayısında büyük bir azalma olmuştur.

Modern Türkiye’de imparatorluk döneminin efsanevi zengin sınıfı artık yoktur. Büyük arazi sahiplerinin gelirleri artık düşmüştür. Şimdi Türkiye’de herkes çalışmak zorundadır. Sonuç olarak, bugünün Türkiye’si Batı Avrupa’ya olduğundan çok, bir bakıma, Rusya’ya daha yakındır. Sonra ülkelerimiz arasında bir başka benzerlik, bizim kapitalist ve emperyalist düzene karşı savaşmamızdır. Kapitalizm, Türkiye’de Rusya’da olduğundan daha zayıftır. Fakat durum, büyük girişimlerdeki hemen bütün kapitalin yabancılar tarafından yatırılmış olması yüzümden karmaşıktır. Halkımızın sömürüsünü kolaylaştırmak için kurulmuş olan kapitülasyon sistemi gelişmemizi engellemiştir. Türkiye’nin hala açık, ya da kapalı olarak çılgınca saldırılara hedef olmasının nedeni, bütün mazlum milletlere kurtuluş yolunu göstermiş olmasıdır.

Bütün bunlar, Türkiye’nin bütün kurumlarıyla ve bugünkü hükümetiyle yalnızca Sovyet Rusya’da güven duygusu yaratabileceği, Batı’nın ise bize düşman gözüyle bakmasını gerektireceği gerçeğini ortaya koyar. Milletlerarası politika alanında, Türk-Fransız anlaşması, Rus-İngiliz anlaşması gibi, koşulların zoruyla meydana gelmiştir. Bu anlaşma gelecekte imzalayacağımız anlaşmalar gibi, dostluk anlayışımızı zedeleyemez. Size TBMM’nin Sovyet Rusya’ya karşı izlediği politikanın değişmediğini, söylentilerin gerçeğe dayanmadığını belirtmek isterim. Hükümetlerimizin, dolaylı, ya da dolaysız olarak, birbirlerine karşı bir anlaşmaya ve koalisyona girmeyeceklerine inanıyorum. Aramızdaki yanlış anlaşılmalar, Ankara-Moskova arasındaki yazışmaların yavaşlığı yüzündendir. Gerçeklere açıklık veren bu mektubumun, ilişkilerimizin kuvvetlenmesine yardımcı olacağı kanısındayım, Sayın Başkan» (Doğan Avcıoğlu – Milli Kurtuluş Tarihi 2 s. 855)

Yazı dikkatle okunmalı ve dönemin gerçekleriyle önder Atatürk’ün görüşlerinin nasıl birebir örtüştüğü de ibret alınarak, bir Devlet Liderinin nasıl olması gerektiği, tarafsız olarak yorumlanmalıdır. Zannediyorum ki bu analiz birçok yırtığımıza da yama olacaktır. Daha önce biraz karışık olan ilişkiler, Stalin’i de çok etkileyen bu mektuptan sonra güven tazeleyen ve bu güvenini de çok saygın bir mektupla Atatürk’e belirten Stalin’in buyruğu üzerine tekrar rayına oturmuş ve kesilen Rus yardımları derhal gelmeye başlamıştı. Ve böylece tam havlu atmak üzereyken, yeni bir gayretle savaşı lehimize dönüştürebilmiştik.

Ve asla unutulmamalıdır ki; şayet 1917 de Hızır gibi imdadımıza yetişen kaderdaş bir Bolşevik devrimi olmasaydı, en yakınında bile mandacılarla çevrili yüce Atatürk’e rağmen, kim bilir bugün ne şekilde eyaletlere parçalanmış bir Osmanlı artığı olarak kimlerin kucağında, kimliksiz ikinci sınıf insan müsveddeleri olarak oturuyor olurduk. O halde Rus derken iki defa düşünelim, hele de bu günlerde. Zira biz de onların kaderiyiz. Emperyal Batıdan ise yüksek faizle alınmış ödeyemeyeceğimiz borçlardan başka da bir menfaatimiz(!) olamaz. Hoş onu da sağlayacak kredimiz bile yoktur.

Bir de denir ki ABD yardımlarıyla Kızıl Ordu kurularak, harp galibi İngiltere ve Fransa’nın Avrasya da yerleşmesi önlenmiş. İyi de Wilson doktrini ile yürüyen aynı ABD neden Türkiye’yi ortadan kaldırmak istemişti. Ve biz Bolşeviklerden yardım almak zorunda kalmıştık. Oysa Türkiye’nin savunma gücünün takviyesi onlara çok daha ucuza mal olurdu. Nitekim en yüksek savaş gücüne Türkler sahipti neticede. Lakin emperyal saldırıya dik durmaya kararlı Atatürk korkusu, daha fazlaydı ABD de, Bolşevik korkusundan. Bu ise hiç sorulmadı işte.

O dönemde bile şartlar daha da uygunken Enver Paşa, Talat Paşa vs. gibi havari ve aklı uçukların Panislamizm, Pantürkizm hayalleri hüsran olduğuna göre bugünkü Erdoğan ve takım arkadaşlarının çok daha dikkatli olup ülkeyi, sonu belirsiz maceralara sürüklememeleri gerekir ki sonları bunu daha önce deneyenlerden çok daha vahim olmasın.

Atatürk çok akıllı adammış velhasıl. Bu hayalleri bile gerçekleştirmeye herkesten çok daha yakın bir konumda olduğu halde onların tutmaz olduklarını görmüş ve ülkesinin menfaatleri bağlamında en akılcı ve en tutarlı yolu seçmişti ki bu sayede bugün varız.

Bizde ise ‘paranın imanı yoktur’ diyen Erdoğan, anlaşılıyor ki Trump’ın 10 Tl yapacağını söylediği Dolarları yüzünden bizatihi imana gelecektir. 24 Haziran’da devrilen AKP Hükümeti şimdilik Başkanlarıyla işi götürüyor. Ne var ki 16 yılda ülkenin içine ettiler. Hâlbuki milli kaynakları yok etmeseler, kendi kuyruğunu yiyen inşaat sektörüne dalmasalar ve ithalat sanayiine bağlı bir manda ekonomisine yönelmeselerdi, bugünkü Dolar kıskacına asla düşülmezdi.

Ne var ki büyük birader kendisine biçilen misyonu aynen uyguladı ve daha arkası da var. O halde ülkemizdeki BOP başlıklı bu sapkın yapılaşmayı 16 yıldır alışa alışa izleyen, muhalefeti ve seçmeniyle konu mankeni biz muhterem seyircilere, şimdi şikâyet etme hakkı da kalmadı demektir. Her şeye rağmen çok iyi biliyoruz ki kadim Türk Ulusu, önünde sonunda iterek dürterek veya sokup çıkartarak bu açmazdan da çıkacaktır. Bilmem anlatabildim mi???

Bütün okur, dost ve aile bireylerimizin Kurban Bayramını en kansız ve barışçıl duygularımla kutluyor, hepinize sağlık, esenlik ve mutluluklar diliyorum…

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır…
serendipaltindal.blogspot.com
serendipaltindal@gmail.com

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, ATATURK | Leave a comment

SANAYİ TARİHİ * Sanayi Devrimi

Sanayi Devrimi

Sanayi Devrimi buhar gibi yeni güç kaynaklarının kullanımı ve makineleşme sayesinde üretim yapısında ve ekonomide meydana gelen büyük ve köklü değişimdir. Sanayi İnkılabı şeklinde de ifade edilir. 18. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de başlamıştır.

KISACA ÖZET

Nedenleri

– Avrupa’da genel nüfus artışı ve şehirlerin nüfusunun artması.
– Sömürgecilik sayesinde sermaye birikiminin oluşması.
– Teknolojik ilerlemeler sonucunda buhar makinesi gibi yeni üretim araçlarının ortaya çıkması.
– Kapitalizmin gelişmesi (bankacılık, sigortacılık, çok ortaklı şirketler, vs.), girişimciliğin artması ve ticaret hukukunun gelişmesi sayesinde sanayi yatırımlarının artması.
– Özel mülkiyetin, ekonomik ve ticari hakların güvence altına alınmasıyla güvenli ve istikrarlı bir ekonomik ortamın oluşması.
Gelişmeler
– 18. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de başladı. Daha sonra Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’ya yayıldı.
– İlk olarak tekstil ve demir-çelik sektörlerinde başladı.
– İlk dönemlerde buhar gücüyle işleyen makine ve araçlar (tren, gemi, vs.) ortaya çıktı. Daha sonraki dönemlerde elektrikli ve benzinli makine ve araçlar kullanılmaya başlandı.
Sonuçlar
– Şehirlerin nüfusu arttı. Kırsal bölgeler ve tarım sektörü eski önemini kaybetti.
– İşçi sınıfı ortaya çıktı. İşçi mücadelesi, sendikacılık ve sosyalizm doğdu.
– Sömürgecilik yaygınlaştı. Sanayileşen ülkeler arasında sömürgecilik rekabeti ortaya çıktı. Bu durum 1. Dünya Savaşının çıkmasına etki etti.
– Çevre sorunları arttı.
– İnsanların genel refah düzeyi arttı.
– Bilimsel ve teknik gelişmeler hızlandı.

Sanayi Devriminin Nedenleri
Nüfus Artışı ve Şehirlere Göç

Avrupa’nın nüfusu 16. yüzyıldan itibaren artmaya başlamıştır. Artan nüfus tüketici talebinin artmasını, ticaret ve ekonominin canlanmasına sağladı. Kırsal kesimlerde artan nüfusun bir bölümü kentlere göç etti. Böylece sanayi üretiminde çalışmaya hazır bol iş gücü oluştu. Tüm bunlar Sanayi İnkılabına zemin hazırladı.

Sömürgecilikten Gelen Sermaye Birikimi
Coğrafi Keşifler ve sonrasında başlayan sömürgecilik sayesinde Avrupa’da 16. yüzyılın başından itibaren büyük bir zenginleşme yaşandı. Sömürge topraklarından gelen zenginliklerin oluşturduğu refah ortamı, tüketim talebi ve sermaye birikimi Sanayi Devriminin doğmasında önemli bir rol oynadı.

Bilimsel ve Teknik Gelişmeler

James Watt, Buhar MakinesiJames Watt’ın buhar makinesi (1763) Sanayi Devrimini başlatan en önemli teknik gelişmedir.

18. yüzyılda Avrupa’da bilim ve teknik alanında büyük bir gelişme yaşandı. Bu yüzden bu döneme Aydınlanma Çağı denilmiştir. Buhar makinesi icadı, tekstil makinelerinin geliştirilmesi gibi teknik gelişmeler sayesinde üretim yapısı değişti.

 

Kapitalizmin ve Girişimciliğin Gelişimi

Avrupa’da 15. yüzyıldan itibaren burjuvazi ve kapitalizmin gelişmiştir. Önceleri en önemli zenginlik kaynağı toprakken, yavaş yavaş sermaye, ticaret ve girişimcilik ön plana çıkmaya başlamıştır. Bankacılık ve sigortacılığın gelişmesi büyük sanayi yatırımlarının doğmasını sağlamıştır. Şirketler hukukunun gelişmesiyle çok ortaklı büyük şirketler ortaya çıkmıştır. Ayrıca ticaret hukukunun gelişmesi ve özellikle patent olgusunun ortaya çıkması önemlidir. Patent sayesinde yeni icatların mali olarak korunmaya alınması ve böylece büyük miktarlarda parasal gelir elde edilmesiyle teknik gelişmeler hızlandı.

Hukuki Gelişmeler
17. ve 18. yüzyılda özellikle İngiltere’de bireysel hak ve özgürlükler açısından önemli gelişmeler yaşandı. Özel mülkiyet kanunların güvencesi altına alındı. Bu durum sanayi ve ticari faaliyetler açısından güvenli ve istikrarlı bir ortam yarattı.

Sanayi İnkılabının Başlaması
James Watt’ın 1763’de buhar makinesini bulması Sanayi Devrimini tetikleyen olayların başında gelir. Buhar makinesi önce kömür madenlerinde ve tekstil atölyelerinde kullanılmaya başladı. Daha sonra buharlı tren ve gemi ortaya çıktı. Bir başka önemli teknik gelişme kaliteli ve büyük miktarlarda çelik üretimini sağlayan üretim süreçlerinin geliştirilmesidir. Çelik üretiminin gelişmesiyle makineleşme arttı. Tekstil makinelerinin geliştirilmesiyle kitlesel üretim ve fabrikalar ortaya çıkmaya başladı. İngiltere’de ortaya çıkan sanayileşme önce Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’ya, daha sonra Avrupa’nın diğer bölgeleri ve Japonya gibi ülkelere yayıldı.

Buharlı tren Sanayi İnkılabının en önemli sembollerinden birisidir.

İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Sanayi Devrimleri
Buhar makinesi, kömür, çelik ve tekstil sektörünün ön planda olduğu sanayileşmenin ilk aşamasını bazı tarihçiler Birinci Sanayi Devrimi olarak nitelemektedirler. 19. Yüzyılda elektrik enerjisinin ve petrol, doğalgaz gibi akaryakıt kaynaklarının kullanımı, elektrikli ve benzinli motorların geliştirilmesi, otomobil, uçak ve benzeri araçların icadı gibi ilerlemeler neticesinde sanayileşme yeni bir aşamaya ulaştı. Bu gelişme İkinci Sanayi Devrimi olarak adlandırılıyor.

1960’lı yıllardan itibaren bilgisayar teknolojisinin gelişmesi ve sonrasında meydana gelen gelişmeler Üçüncü Sanayi Devriminin kapısını aralamıştır. Son yıllarda robot teknolojisinin gelişmesi, yapay zeka, üç boyutlu yazıcılar, Nesnelerin İnterneti, sürücüsüz arabalar gibi üretim yapısını tamamıyla değiştirmeye aday gelişmeler de Dördüncü Sanayi Devrimi veya Sanayi 4.0 olarak nitelendirilmektedir.

Sanayi İnkılabının Sonuçları
Sanayi Devrimi sadece üretim ve ekonomik yapıyı değil, insan hayatının tüm alanlarını derinden etkileyen sonuçlar doğurdu.

Şehirlerde Nüfus Artışı
Fabrikaların ortaya çıkmasıyla şehirlerde iş imkanlarının artmasıyla, kırsaldan şehirlere olan göç hızlandı. Şehirlerin nüfusu arttı.

İşçi Sınıfının Ortaya Çıkışı ve Sosyalizm
Sanayi sektörün büyümesiyle işçi nüfusu arttı. İlk dönemlerde çok yoğun bir emek sömürüsü vardı. İşçilerin çalışma ve yaşam şartları çok kötüydü. Küçük yaşlardaki çocuklar işçi olarak çalıştırılıyorlardı. Bu durum işçi mücadelesinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu gelişme giderek sosyalizm ve komünizm akımlarının doğmasına yol açmıştır.

19. Yüzyılda fabrikada çalışan çocuklar. Sanayileşmenin ilk dönemlerinde çocuk emeği sömürüsü çok yaygındı.

Sömürgeciliğin Yayılması
Sanayi İnkılabıyla birlikte üretim için ham madde ve üretilen mallar için pazar ihtiyacı arttı. Sömürge toprakları sanayileşen ülkeler için hem ham madde kaynağı, hem de pazar haline geldiler. Ayrıca Batı ülkeleriyle dünyanın geri kalanı arasındaki gelişmişlik ve teknoloji farkı iyice açıldı. Batının askeri ve ekonomik üstünlüğü perçinlendi. Tren ve buharlı gemilerle ulaşımın kolaylaşması sömürge topraklarının askeri ve siyasi kontrolünü kolaylaştırdı. Tüm bu sebepler sömürgeciliğin yayılmasına sebep oldu. Ham madde ve pazar arayışı sanayileşen ülkeler arasında sömürgecilik yarışının doğmasına sebep oldu. Bu nedenle çıkan çatışma ve rekabet Birinci Dünya Savaşını hazırlayan en önemli faktörlerden birisidir.

Buharlı traktör

Çevre Sorunları
Sanayileşmeyle birlikte fosil yakıtların tüketimi çevre kirliğini arttırdı. Ormanlar, tarımsal araziler ve benzeri doğal kaynakların yok olması hızlandı.

Genel Refahın ve Yaşam Düzeyinin Artması
Sanayi Devriminin işçi sınıfı ve sömürge halkları üzerinde olumsuz etkilerinin yanı sıra, uzun vadede tüm insanlar için olumlu etkileri de olmuştur. Sağlık alanındaki gelişmeler sonucunda veba, humma, sıtma gibi önceki dönemlerde milyonlarca insanın ölümüne sebep olan hastalıklar ortadan kalktı. Ortalama insan ömrü uzadı. İşçi sınıfı mücadeleleri sonucunda sosyal ve ekonomik haklar ortaya çıktı. Geniş halk kesimlerinin genel refah seviyesi önceki dönemlere göre iyileşti.

Bilimsel ve Teknik Gelişmelerin Hızlanması
Sanayi Devrimiyle birlikte bilimsel ve teknik gelişmelerin ekonomik kalkınma ve zenginleşmedeki rolü arttı. Bu durum devletlerin ve şirketlerin bilimsel araştırmalara çok daha fazla yatırım yapmalarını sağladı. Böylece bilimsel ve teknik gelişmeler hızlandı. 19. Yüzyılda bilimsel icatlar adeta patlama yaptı.

Sanayi Devrimi

Posted in Bilim ve Teknoloji, Tarih | Leave a comment

AKIL FİKİR YAZILARI * MİLLİYETÇİLİĞİN M’Sİ * Fransız İhtilalinin Sonuçları

Habip Hamza ERDEM
16.08.2018 05:12:37

MİLLİYETÇİLİĞİN M’Sİ

Şimdilerde Türkiye’de bir ‘Millîlik’, bir sözde ‘Milliyetçilik’ teranesi süregitmekte. Öncelikle bu ‘kavram’ın Türkçesinin ‘Ulusallık’ ve ‘Ulusalcılık’ olduğunu söyleyelim.

Burada belki bir ‘eski’lik ve ‘yeni’lik tartışması açılabilir.

Eğer gerçekten bir ‘eski’likten sözedilecekse, bu ‘eski-rejim’ (ancien régime) yani devrim-öncesi (anté-révolution) rejim ve onun kavramları olabilir.

Devrim ise 1789 ‘Fransız Devrimi’dir.

‘Millîlik’ yani doğru söylenişiyle ‘Ulusalcılık’ın ‘Miladı’ demek ki Fransız Devrimi imiş, bu bir.Bu devrimin bir de ‘ideolojisi’ var ki, buna da Fransız İdeolojisi denilebilir.

Her konuda, örneğin ‘ekonomi politikte’, toplumbiliminde ve çok daha ‘genel’ olarak toplumsal bilimler ya da insan bilimlerinde bu ‘Fransız İdeolojisi’nin ‘katkısı’ azımsanacak gibi değildir.

Bunun karşısında ise, yine her konuda, bir ‘anglo-sakson ideolojisi’ vardır.
Hangi taşı kaldırsanız bu iki ideolojinin ‘etki’sini görebilirsiniz.

Şimdi, her konudan biri olan ‘millî’lik yani ‘ulusallık’ı, bu iki ideoloji açısından ele alacak olursak; devrim-sonrası, yani ‘Milat’la birlikte, ‘millî’lik, yurttaşların eksiksiz bütününü kapsayan, yasallık’a (légalité) dayanan biçimsel (formelle) aidiyetidir denilebilir.

O kadarla kalmaz, uluslararası karşılıklı tanımayı ve bu tanımanın da biçimsel yasalarla güvence altına alınmasının gerektirir.

Şimdi, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti’ denir sözü ile ‘Yurtta barış dünyada barış’ sözü bir arada, tam bir Fransız İdeolojisi yansımasıdır, ki bunda gocunak bir şey olmadığı gibi, tam tersine övünülecek çok yanı vardır.

Bunda Montesquieu vardır, Rousseau vardır, Voltaire vardır, Robespierre, Marat ve Danton vardır.

Karşısında ne vardır denilecek olursa; bugün emperyalizm denilen meretin ideolojisi olan ‘anglo-sakson ideoloji’ vardır.Bu ideoloji, yani devrim-öncesi ‘eski-rejim’in ‘millî’lik anlayışına göre ise, belirleyici olan dil, din, kültür ve tarihsel geçmiştir.

Bu ‘millîlik’, camia (communauté)ya ve ‘tarikat’a dayanır ve buradaki ‘aidiyet’ her türlü ‘öznel’ yoruma açıktır.Tam da bu nedenle, bugün ‘emperyalizm’ denilen meret bu tür bir ‘millîlik’in bayraktarlığını yapar.

Başta ABD olmak üzere İngiltere ve uydu ülkelerin tüm üniversitelerinde, bu tür bir ‘millîlik’ öğretilir.‘Bilim’ adı altında, o çok şaşalı üniversitelerde doktora-moktara yapanlar, Türkiye gibi ülkelerde ‘bilimadamı’ diye el üstünde tutulurlar.

Harvard-marvard’lı prof-mroflar bu gruba girerler.

Şimdi canalıcı soru şudur: bir ‘ulus’un tanımında dil, din, kültür ve tarihsel geçmişin hiç mi önemi yoktur?

Bu aptalca soruyu yanıtlamaya bile değmez.

Çünkü, Mustafa Kemal’in yukarıda andığımız sözlerine dönülecek olursa, eğer bir ‘Cumhuriyet’ kurmaya karar vermiş halk uzaydan gelmedi ise aynı dili konuşup, aynı aynı kültürü paylaşıyor demektir.

Çoğu aynı dinden olabilirler ve büyük olasılıkla aynı tarihsel geçmişe sahiptirler.Yani burada arabayı öküzlerin önüne koyup, sonra öküz altında buzağı aramaya gerek yoktur.

Ancak ve ne var ki, ‘Anglo-sakson’ ideoloji, her konuda, örneğin ‘ekonomi politikte’, toplumbiliminde ve çok daha ‘genel’ olarak toplumsal bilimler ya da insan bilimlerinde bu tür ‘pür ideolojik’ manipülasyonları yapmakta ustadır.

Savım olsun, Türkiye’de hiçbir sosyoloğ-mosyoloğ, profesör-mrofesör bu ‘ideolojik tutum’un ayırdında değildirler. Tam da bu nedenle, eveleyip-geveleyip, Nasrettin Hoca’nın eşşeğine söylediği gibi, ‘o da haklı’, ‘bu da haklı’ ve kendilerinden sözederek ‘ben de haklıyım’ demektedirler.

Şimdi sözü Türkiye’de Dr Recep’in ‘millet’i ve ‘millî’liğine getirirsek, ‘canım o da haklı’ diyeceklerdir.Ve belki de, Dr Recep’ten çok ‘milliyetçi’ oldukları için, onun yanına, önüne ya da arkasına geçeceklerdir.

Eee ben bunlardan bir şey olmaz diyecek olsam?…

Diyeyim o zaman:

‘Çok milliyetçi’ Osmaniyeli Devlet gibi, ben de bunları ‘alayı’na sesleneyim: “Vallahi de billahi de, siz ne kadar Atatürkçü olursanız olun, eğer Fransız Devrimi’ni bilmiyorsanız, iki cihanda da millîliği kavrayamayacaksınız demektir.

Ve Dr Recep ve Osmaniyeli Devlet ve Küpçü Mustafa’nın ‘Devlet’ olduğu yerde, ne ‘Millet’ olur, ne ‘Millîlik’; ne hak olur, ne hukuk; ne yasa olur ne anayasa.

Ve çok daha ilerisini söyleyeyim; ne ‘insan’ olur ve ne de ‘yurttaş’.Olsa olsa ‘sürü’ olur.Aynı dili konuşan, aynı dinden, aynı kültür ve aynı bilmem ne için birarada zorla tutulan ‘şey’ler olunur.

Bakılıp sadece utanılabilecek olanlar olur.
Ve ben de sadece utanıyorum zaten.
Kendimi Eiffel Kulesinden aşağı atacak değilim ya..

Fransız İhtilali sırasında ilan edilen İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi

Naci Kaptan

YAZIYI DERİNLEŞTİRMEK AMAÇLI KATKI 

Fransız İhtilalinin Sonuçları
1789-1799 yılları arasında meydana gelen Fransız İhtilali modern dünyanın şekillenmesinde en etkili olaylardan birisidir. Fransız İhtilaliyle Yeniçağ’ın sona erdiği ve Yakınçağ’ın başladığı kabul edilir. Fransız İhtilalinin sonuçları şunlardır:

Özgürlük ve Eşitlik Fikirlerinin Yayılması
Fransız İhtilalinin en önemli sloganı “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik”ti. İhtilal sonrasında soylulara ve din adamlarına sağlanan tüm ayrıcalıklar kaldırıldı. Tüm vatandaşların kanun önünde eşit olması ilkesi getirildi. Bireysel özgürlük anlayışı gelişti. Kölelik kaldırıldı.

İnsan Hakları Anlayışının Gelişmesi
Fransız İhtilalinin başlamasının hemen sonrasında İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ilan edildi. Sonrasında yapılan anayasayla bu haklar garanti altına alındı. Dünyada insan hakları anlayışının gelişmesine önemli bir katkı yaptı.

Demokratik Gelişmelerin Hızlanması
İhtilal öncesinde Fransa’da Kralın mutlak iktidarına dayanan mutlakiyetçi monarşi rejimi vardı. İhtilal sırasında önce meşruti monarşi, daha sonra da Cumhuriyet kuruldu. Millet Meclisi ortaya çıktı. Demokratik seçimler yapılmaya başlandı.

Milliyetçilik Fikrinin Yayılması
Millet anlayışı Fransız İhtilalinin çok öncesinde ortaya çıkmıştı. Fransız İhtilaliyle millet kavramı siyasi bir nitelik kazandı. İhtilalciler Krala ve soylulara karşı Milleti temsil ettiklerini düşünüyorlardı. Milli meclis, milli ordu, milli bayrak, milli marş gibi olgular ve semboller ortaya çıktı. Milliyetçilik siyasi bir ideoloji haline geldi. Milliyetçiliğin Avrupa’da yayılmasıyla tüm milletlerin kendi ulus-devletine sahip olması gerektiği fikri yaygınlaştı.Bu durum çok uluslu imparatorlukların sonunu hazırladı. Fransız İhtilalinin sonuçları içerisinde Osmanlı Devletini en çok etkileyen budur.

Laiklik ve İnanç Özgürlüğünün Yayılması
Fransız İhtilaliyle Kiliseye ve din adamlarına verilen tüm ayrıcalıklar kaldırıldı. Kilisenin mallarına el koyuldu. Katolik Kilisesinin ekonomik, siyasi ve toplumsal gücü azaldı. Din ve devlet işleri tamamıyla ayrıldı. Katoliklik dışındaki din ve mezheplere karşı yapılan kısıtlamalar kaldırıldı. Dini serbestlik ve hoşgörü gelişti.

Burjuvazinin Yükselmesi
Devrim öncesinde burjuvazi zaten ekonomik olarak büyük bir güç kazanmıştı. Devrimden sonra burjuvazinin siyasi ve toplumsal gücü arttı. Toplumun en etkili kesimi haline geldi. Ayrıca soyluların ve kilisenin el koyulan mallarının çoğu burjuvazinin eline geçti. Ekonomik güçleri daha da arttı.

Fransa’da Baskı, İç Savaş ve Katliamlar
Fransız İhtilalinin sonuçlarının tümü olumlu değildir. Devrimin diğer yüzünde zulüm, iç savaş ve katliamlar vardır. Baskıya uğrayan grupların başında soylular ve din adamları geliyordu. Bu gruplar imtiyazlarını kaybetmekle kalmadılar, mallarına el koyuldu, türlü baskılar ve cezalarla karşı karşıya kaldılar. Büyük bir kısmı Fransa dışına göçmek zorunda kaldı. Yüzlercesi hayatını kaybetti. Devrim sırasında çıkan halk ayaklanmaları şiddetle bastırıldı. Soykırıma varan uygulamalar yaşandı. İhtilalcilerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklar da çoğu kez ölümle sonuçlandı. Devrim mahkemeleri yüzlerce devrimciyi ölüme mahkum etti. Bu şiddet ve çatışmanın Fransız toplumunda bıraktığı izler uzun süre kapanmamış, siyasi bölünmüşlük on yıllar boyunca sürmüştür.

Fransız İhtilali sırasında binlerce insan giyotinle idam edilmiştir.

Avrupa’da Uzun Süren İhtilal Savaşları
Fransız İhtilalinin sonuçları Avrupa açısından da bazı yıkıcı etkiler getirmiştir. İhtilal savaşları neticesinde neredeyse tüm Avrupa savaş sahası haline gelmiştir. Bu savaşlar ihtilal sonrasında Napolyon döneminde de 1815 yılına kadar sürmüştür.

Fransız İhtilalinin Sonuçları ve Osmanlı Devleti
Fransız İhtilaliyle yayılan insan hakları, bireysel özgürlükler, eşit vatandaşlık, anayasal düzen gibi fikirler Osmanlı aydınları arasında yayıldı. 19. yüzyılda Osmanlı devlet düzeninin reformu için yapılan çalışmalarda bu fikirler etkili olmuştur. Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ve Kanun-i Esasi düzenlemelerinde bu fikirlerin izleri görülmektedir.

Fransız İhtilaliyle yaygınlaşan milliyetçilik fikri Osmanlı Devleti içinde bulunan etnik grupların bağımsızlık taleplerini arttırdı. Ayrılıkçı hareketler ve isyanlar çoğaldı. Bu durum Osmanlı Devletinin dağılmasında etkili oldu.

Fransız İhtilalinin Osmanlı Devletine Etkileri hakkında daha fazla bilgi için tıklayın: Fransız İhtilalinin Osmanlı Devletine Etkileri

Fransız İhtilalinin Sonuçları

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, Tarih | Leave a comment

TOLUM SAĞLIK * AKP, ‘uyuşturucu’ önergesini reddetmişti: Türkiye sentetik uyuşturucuyla ölümde Avrupa birincisi

abcgazetesi
15.08.2018 21:02

AKP, ‘uyuşturucu’ önergesini reddetmişti:
Türkiye sentetik uyuşturucuyla ölümde
Avrupa birincisi

Herkes için Acil Sağlık Derneği Başkanı Dr. Ülkümen Rodoplu, işsizliğin artmasının uyuşturucu sorununu büyüttüğünü belirtti. Avrupa Acil Tıp Birliği Konsey Üyesi ve Herkes için Acil Sağlık Derneği (HİASD) Başkanı Dr. Ülkümen Rodoplu, uyuşturucu maddelere ulaşmanın kolaylaştığını, bağımlılık yaşının 10’lara kadar düştüğünü, sentetik uyuşturucuyla ölümde Türkiye’nin Avrupa’da birinci olduğunu belirtti.

Devletin resmi rakamlarına göre son 10 yılda uyuşturucu madde bağlantılı suçlardan dolayı ceza infaz kurumlarında bulunanların sayısının yüzde 410, madde bağımlılığından kurtulmak için tedavi merkezlerine ayaktan başvuru yapanların sayısının ise yüzde 674 oranında arttığını söyledi.

‘HASTANELERE BAŞVURUDA ARTIŞ VAR’

Dr. Ülkümen Rodoplu, Türkiye’de uyuşturucu madde kullanımı ile ilgili verileri paylaştı. Uyuşturucu madde konusunun fazla gündeme gelmediğini, ancak madde bağımlılığının ülkenin kanayan yaralarından olduğunu söyleyen Dr. Ülkümen Rodoplu, sorunun halının altına süpürüldüğünü ifade etti. Türkiye’de madde bağımlılığının büyük boyutlara ulaştığını kaydeden Dr. Rodoplu, “Madde kullanan kişi sayısında, hastanelere başvuru oranlarında ciddi bir artış var. Özellikle sentetik uyuşturucu madde, yani bonzai kullanımı ve buna bağlı sorun yaşayan kişilerde ciddi artış var. Ayrıca bağımlılık yaşının çok düştüğünü görüyoruz. 11, 12, 13 hatta 10 yaşında madde bağımlılığı için hastaneye getirilen çocuklar var” diye konuştu.

Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Dairesi verilerine göre sentetik uyuşturucu kullanımı sonucunda yaşanan ölümlerde Türkiye’nin, Avrupa ülkeleri arasında 1’inci sırada yer aldığına dikkat çeken Dr. Ülkümen Rodoplu, uyuşturucu maddelerin, vatandaşa, çocuklara ve gençlere ulaşmasının kolaylaştığını söyledi.

‘MADDE BAĞIMLILIĞI GENÇ NÜFUSU TEHDİT EDİYOR’

Devletin resmi rakamlarına göre 2015 yılında 580 kişinin yüksek dozda uyuşturucu kullanımı nedeniyle yaşamını yitirdiğini vurgulayan Dr. Rodoplu, şöyle konuştu:

“Sentetik uyuşturucunun en yaygın olarak kullanılanı bonzai. Bunun nedeni, diğerlerinden ucuz olması. Uyuşturucu tacirleri, ‘Fakir fukara çocuklar da kullansın’ diyor. Bu çok ciddi bir sorun. Resmi rakamlara göre son 10 yılda uyuşturucu madde bağlantılı suçlardan dolayı ceza infaz kurumlarında bulunanların sayısı yüzde 410 arttı. Madde bağımlılığından kurtulmak için tedavi merkezlerine ayaktan başvuru yapanların sayısı son 10 yılda yüzde 674, madde bağımlılığından kurtulmak için yatarak tedavi olanlar yüzde 381 oranında arttı. Yatarak tedavi gören hastaların, maddeyi ilk kullanma yaşına bakınca da dehşet verici bir tablo var. Hastaların yüzde 10.9’u, 15 yaşından küçük. Yüzde 39.2’si 15-19 yaş, yüzde 30.1’i 20-24 yaş arası, yüzde 11.6’sı ise 25-29 yaş arasında. Madde bağımlılığı, Türkiye’de genç nüfusu tehdit ediyor. Geleceğimizi de yok ediyor. Bonzai, ilk kullanımda öldürebiliyor. Son 2 yıldır ilk kullanımda ölenlerin sayısında bir gerileme var. Bu, kullanımın azaldığı anlamına gelmiyor. İnsanlar, hangi dozun öldürücü olduğunu öğrendi.”

‘BİR TADINA BAKAYIM DESE BİLE BEYİN HASARI BAŞLIYOR’

Sentetik uyuşturucunun içine fare zehrinden, naftaline, saman parçalarından çiçek tozlarına kadar değişik maddelerin karıştırılabildiğini belirten Dr. Ülkümen Rodoplu, “İlk kullanımda dahi beyin hasarı başlıyor. ‘Bana bir şey olmaz, merak ediyorum. Bir tadına bakayım’ diyerek bir tek doz dahi alsa, beyin hasarı başlıyor. Bu durum bonzaide daha belirgin olmak üzere bütün uyuşturucu maddeler için geçerli. Uyuşturucu madde kullananlarda 50’li-60’lı yaşlardan sonra Parkinson, Alzheimer görülme oranı yüzde 60’larda” dedi.

Bu maddeleri kullanan kişilerde ilk dozdan itibaren karaciğer ve böbrek hasarının oluştuğuna değinen Dr. Rodoplu, hiçbir uyuşturucu maddenin coşku verici, özgüven arttırıcı etkiye sahip olmadığına dikkat çekti. Tam tersi uyuşturucu madde kullanan kişinin içine kapandığını, depresyona girdiğini ve ölümü düşünmeye başladığını anlatan Dr. Rodoplu, “‘Kendimi daha iyi hissedeyim, mutlu olayım, sevdiğim insana daha rahat açılayım’ gibi bir algı ile uyuşturucu madde kullanımı yaygınlaşıyor. Birey bunu kullandığında umduğunu bulamayınca dozunu arttırıyor. Daha güçlü bir maddeye geçiyor. O nedenle tehlike çok hızlı büyüyebiliyor” diye konuştu.

‘İŞSİZLİK CİDDİ BİR SORUN’

Uyuşturucu maddeyi bir kez kullanan kişinin bağımlı olma olasılığının yüzde 50 olduğunu, bunun da insanların hayatları için yazı-tura atmak gibi olduğunu vurgulayan Dr. Ülkümen Rodoplu, şunları söyledi: “Biz de yaptığımız çalışmalarda, tedavi olmak için hastaneye başvuranlarda özellikle genç yaşlardakilerin yüzde 90’ının işsiz, yüzde 80’inin ise ilkokul terk, ilkokul mezunu olduğunu gördük. İşsizlik ciddi bir sorun. İşsizlik arttıkça bu sorun büyüyor. Ama bireyin işi varsa, bir gelecek umudu varsa, madde bağımlılığına yakalanmıyor. Eğitim arttıkça bağımlılık oranı düşüyor. İşsizlik ve eğitimsizlik temel sorun. Çağdaş dünyaya baktığımız bu sorunun eğitim sayesinde alışabildiğini gördük.”

UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE ÖNERGESİ AKP OYLARIYLA REDDEDİLMİŞTİ

2017 yılında MHP Grubu’nun, ‘Uyuşturucu maddeyle mücadele konusunda’ verdiği Meclis Araştırma Önergesi AKP’nin oylarıyla reddedillmişti.

https://www.abcgazetesi.com/saglik/akp-uyusturucu-onergesini-reddetmisti-turkiye-sentetik-uyusturucuyla-olumd/haber-100042
Posted in HABER GÜNDEM, Saglik | Leave a comment

MEMLEKETİMDE NELER OLUYOR ?

Prof.Dr. Coşkun Özdemir
15.08.2018

MEMLEKETİMDE NELER OLUYOR ?

Bu memleketi   Laik  Atatürk Cumhuriyeti olmaktan çıkarıyorsunuz .Ona karşı dindar ve kindar gençler yetiştiriyorsunuz.90 yıllık  enkazı kaldırıyoruz, demokrasi hedef değil, binip inilecek tramvaydır diyorsunuz .Osmanlı hayranlığı ile Türkiye cumhuriyeti bir reklam arasıdır ,bu parantez kapanacaktır, halk isterse laiklik elbette kalkacaktır diyorsunuz .Biz laiklerle birlikte yaşayamayız ancak onlara tahammül ederiz diyorsunuz .Kadınlar sesli gülmesin kahkaha atmasın ,nişanlılar el ele tutuşamaz  diyorsunuz .Tıbbı Nebevi enstitüleri kuracağız, onlar peygamber efendimizin hadislerinde var olan tedavilerin ip  uçlarını ortaya çıkaracak diyorsunuz .Atatürkçü ordunun darmadağın edilip hapse sokulmasında  Fetocularla   yakın işbirliği yapıyorsunuz. Bu cemaatin tüm devlet kurumlarına yargıya, eğitime, emniyete Mite, orduya ustaca sızıp oralara hakim olmasını sağlıyor, ülke bütünlüğünü altüst ediyor,eğitim yoksunu çoğu yoksul Türk halkını kutuplaştırıyor birbirine düşman cepheler haline  getiriyorsunuz. Bin odalı sarayda ağırladığınız  sözde tarihçi keşke Yunan kazansaydı ,10 kasımlarda anıt kabire gideceğinize kenefe gidin diyor, ona hiç itiraz etmiyor hastanede ziyaretine gidiyorsunuz.

Şimdi bir ekonomik kriz baş gösteriyor.Amerikanın saldırısı yeni değilki 4o larda .önce sizin ağababalarınızla birlikte eğitime saldırdılar .Emperyalizmin düşmanlığı  70 yıldan beri devam ediyor.Siz onların  eş başkanlığını yapıyorsunuz.Bu defa sizin hatalarınızdan kaynaklanan yeni bir saldırı  gerçekleştiriyorlar. Ayni gemideyiz haydi hemen ardımıza geçin, birlik olalım diyorsunuz.İnanılır mı size?.Hem ayni gemide değiliz ki.Sizin gemiden yükselen şu seslere bakar mısınız? Müziğin her türlüsü günahtır ,örtünmeyen kadınlar fuhuşu davet ederler.Giyinip yalnız sokağa çıkan kadınlar rastladığı her erkekle  zina etmiş sayılır.Bir azize sayılmak gereken Türkan Saylana “zıbarıp gitti,cehennemde onu zabaniler karşılayacak.Atatürkçüleri yanına çağırsın”.Avrupa şampiyonu bir atlet kızımıza “kaltak kız utanmıyor musun o kıyafetinden, atletizmin şampiyonu olacağına  islamın   şampiyonu ol”

.Bizim gemiden ancak aydınlanma çağrısı yapılır .Mustafa Kemalin askerleriyiz bağlılığı dile getirilir .Ama bizim için vatan savunması her şeyin  üstündedir .Bunun için her fedakarlığı yaparız.

Yıllardır hipnotize edilmiş uyutulmuş halk sorumlusu olmadığı  halde krizden çıkmak için payına  düşen fedakarlığı üstleniyor,sizin sorumluluğunuzu yanlışlıklarınızı görmezden geliyor.Belki hala sizin mağdur olduğunuzu zannetmektedir .Bizler gerçekleri ne zaman olduğu gibi ortaya koyacaksınız diye bekliyoruz.Bu dağınıklığı nasıl toparlayacaksınız ? Haksızlıkları yargıdaki kasıtlı yanlışlıkları haksız hukuksuz hapis yatanları ceza alanları, aylardır  iddianame bekleyerek infaz gibi yatanları ne zaman düşünecek düzeltmeye gideceksiniz.Godot yu bekler gibi umutsuz bekliyoruz.Çok ama çok kötü yönettiniz bu güzelim memleketi.Akıldan bilimden aydınlanmadan uzaklaştırdınız .Yurdunu sevenleri sevmesini bilenleri gerçek yurtseverleri mutsuz ettiniz ..Ülkeyi toplumu öylesine yıprattınız ki  .Siz iktidarı yitirseniz bile iyi bir iktidar gelse bile toplumun   onarımı, toparlanması  uzun yıllar sürecek

Posted in DURUM VAZİYETİ | Leave a comment

Tekstilin kalbini iflas ve işsizlik korkusu sardı * Patronlar iflas, işçi işsiz kalma endişesi yaşıyor.

Birgün – Ali İhsan Es
15.08.2018 EKONOMİ

Tekstilin kalbini iflas
ve işsizlik korkusu sardı

İstanbul’da tekstilcilerin adresi Merter’de dolardaki rekor artış sonrası gerilim yüksek. Patronlar iflas, işçi işsiz kalma endişesi yaşıyor. Spotçular Çarşısı’nda da durum farklı değil.

Doların hızla yükselmesi tekstil ve mobilya sektörlerinde üretim ve satışın yerle bir olmasına neden oldu. Türk Lirası’nın dolar karşısında sürekli değer kaybetmesi nedeniyle firmalar birer birer iflas bayrağını çekiyor. İşçiler işten çıkarılıyor ve istihdam gün geçtikçe azalıyor.

İstanbul’da tekstil sektörünün kalbi olarak bilinen Merter, krizin fazlasıyla kendini hissettirdiği yerlerden. En büyük tekstil firmalarına ev sahipliği yapan Merter’de toplu işten çıkarmalar yaşanıyor. Tekstil patronu Hasan Kaya (60), doların yükselişinin işlerini felakete sürüklediğini, iflasın eşiğinde olduğunu, bu nedenle 300 işçiden 270’ini işten çıkardığını söylüyor. Satışların düştüğünü ve birçok firmanın iflasa sürüklendiğini söyleyen Kaya, “Eğer kur böyle devam ederse, dükkânı kapatıp köyde çobanlık ya da çiftçilik yapacağız” diyor.

‘AK Parti’liyim ama bu kadar olmaz!’
30 yıldır tekstil sektöründe olduğunu belirten Kaya, “Doların yükselmesi işimizi bitirdi. 5 aydır kira ödeyemiyoruz, dükkân sahibi çık diyor. 300 işçim vardı, 270 işçiyi çıkarmak zorunda kaldım. Dükkânı kapatma noktasına geldik” ifadelerini kulllanıyor. Üretim maliyetinin çok arttığını söyleyen Kaya, “Ben bir kot pantolonu 12 dolara mal ediyorum, yüzde 20 kar koysam 15 dolar yapıyor, toptan fiyatı bu kadar pahalı iken bunu nasıl satacağım? Vatandaş nasıl alacak? AVM’lerde yabancı firmalar nasıl yapıyorsa 19.90 TL’ye perakende kot pantolon satıyorlar. Hangi maddeden üretiyorlar bunu, kâğıttan mı yapıyorlar? Vatandaş gidip oradan alıyor, gelip 100 TL’ye benden alırlar mı, tabii ki almazlar” diye konuşuyor.

Siyasi iktidarın dolar bozdurma çağrılarını ve ‘yerli, milli’ söylemlerini eleştiren Kaya, “Milli para diyorlar, yol yapmışlar dolarla, köprü yapmışlar dolarla, tünel yapmış yine dolarla, hani bunun milliliği nerede kaldı? Ondan sonra çıkmış ‘milli para’ diyor. Yatırımını niye dolarla yapıyorsun o zaman?” diye soruyor. Kaya, şöyle devam ediyor: “Vatandaşa gitmiş 50 dolarını bozdur diyor. Senin garibanın parası ile ne işin var! Git milyarderlerine söyle. Şunu da belirteyim, ben AK Parti’li bir insanım, ama bu kadar da olmaz ki!”

‘Köye dönüp çiftçilik yapacağız’
Ekonomik sıkıntılar nedeni ile hem maddi hem de manevi sorunlar yaşadığını söyleyen Kaya, elindeki simit poşetini göstererek şöyle diyor: “Vatandaş 5 TL’ye karnını doyurmaya çalışıyor. Bakın görüyorsunuz, ben işverenim, simit ile karnımı doyuruyorum. Daha bu devletten ne beklenir ki? Bundan sonra ne yapacağımız belli değil, bekliyoruz. Eğer böyle devam ederse iflas edeceğiz, ondan gidip köyde ya çobanlık yapacağız ya çiftçilik, başka çaremiz yok. 60 yaşındayım, bu saatten sonra kimse bana işte vermez.”

12 yıldır mobilya sektöründe çalışan Murat Demir,
“Her an hepimiz işsiz kalabiliriz” ifadelerini kullanıyor.

Spotçular çarşısında esnaf diken üstünde
Döviz kurlarındaki artış nedeniyle zor günler geçiren bir diğer sektör ise mobilya ve beyaz eşya. Yaz döneminde evliliklerin artması nedeniyle satışlarda artış beklenirken, beklenenin aksine büyük bir düşüş yaşandı. İstanbulluların fiyatların daha uygun olması nedeniyle tercih ettiği Bahçelievler Spotçular Çarşısı’nda sektörün içinde olduğu darboğaz çok açık biçimde görülebiliyor. 12 yıldır mobilya sektöründe çalışan, çarşı esnafından Murat Demir, “Döviz kurlarındaki artış işlerimizi çok olumsuz etkiledi. Her an hepimiz işsiz kalabiliriz” ifadelerini kullanıyor.

Mobilya malzemelerinin hemen hepsinin dolarla alındığına dikkat çeken Demir, “Günlük artışlar bile etkiliyor bizi. Dün süngerin metreküpü 585 TL iken bugün 630 lira. En uygun çekyatı geçen ay 500 TL’ye satarken bu ay 480 TL’ye mal ediyorum. Görüyorsunuz işte, çarşıda insan yok. Burasının bu zamanlarda cıvıl cıvıl olması lazımdı. Diken üstündeyiz, 130 kişi çalışıyoruz firmada. 3-5 ay daha böyle giderse hepimiz kapının önündeyiz” diye konuşuyor.

‘Eyy Amerika demekle olmuyor’
Ekonomide yaşanan krizin dış güçlerin oyunu olduğu savına inanmadığını dile getiren Demir, şöyle devam ediyor: “Biz üreten değil, tüketen bir toplumuz, sorun bu. Üretirsen dünyada istediği kadar ekonomik kriz olsun, seni teğet geçer. Biz samanı, hayvanı bile ithal ediyoruz. ‘Eyyy Amerika, eyyy İsrail’ demekle bir şey olmuyor. Milleti suçlamayı bırakmamız, önce kendimize bakmamız lazım. Önce bu ülkede adalet, hak-hukuk olması lazım. Ülkede güven ortamı olursa yatırımcı gelir, işler de hareketlenir, doların bu kadar etkisi olmaz.”

***

Aksa yüzde 20 daralıyor

Türkiye’nin tek akrilik elyaf üreticisi Aksa Akrilik, hammadde fiyatlarındaki aşırı yükselme ve pazardaki daralmalar nedeniyle yarında itibaren üretim faaliyetlerinde yaklaşık yüzde 20 kapasite azaltacak. Şirketten KAP’a yapılan açıklamada, “315 bin ton/yıl üretim kapasitesine sahip olan dünyanın en büyük ve Türkiye’nin tek akrilik elyaf üretim tesisi olan şirketimiz son beş faaliyet döneminde yaklaşık yüzde 98,6 kapasite kullanım oranına ulaşmış olup belirsizliklerin ortadan kalkması ile tekrar tam kapasite üretime ulaşmayı hedeflemektedir” dendi. Şirketin bin 200 çalışanı bulunuyor.

https://www.birgun.net/haber-detay/tekstilin-kalbini-iflas-ve-issizlik-korkusu-sardi-227135.html

Posted in Ekonomi | Leave a comment