EKONOMİDE ÇIKMAZA GİREN TÜRKİYE * Washington’da sır toplantı! Hükümette sıcak para çaresizliği

DIŞ HABERLER SERVİSİ
Aydınlık
12.12.2018

Washington’da sır toplantı!
Hükümette sıcak para çaresizliği

Türk yetkililerin finans kuruluşlarının tepe yöneticileriyle Washington’da buluştuğu ortaya çıktı. Kasım’ın son günlerinde yapılan toplantıda Türkiye’nin sigorta masraflarını karşılaması şartı ile net yüzde 27 faizle tahvil satması önerildi.

Türkiye’nin ABD’de para arayışında olduğu, Washington’da 30’u aşkın kuruluşla toplantı yapılarak tahvil satılmaya çalışıldığı öğrenildi.

Toplantıya katılan bir kaynak Aydınlık’a, Türk yetkililerle fon yöneticilerinin Kasım’ın son günlerinde Washington’da buluştuğunu açıkladı. Toplantıya finans kuruluşunun en tepe yöneticileri (money manager) davet edildi. Toplantıya katılan finans kuruluşlarının yönettiği para, Türkiye’nin Gayrı Safi Milli Hasılasının 4,3 katı büyüklüğünde.

Toplantıda yapılan konuşmalarda, katılımcıların Tayyip Erdoğan, Mehmet Şimşek ve Berat Albayrak’tan söz ederken ilk adlarını kullanmalarına dikkat çeken Amerikalı katılımcı, bir kuruluş yetkilisinin Mehmet Şimşek için “Kraliçenin prensi” ifadesini kullandığını belirtti.

TAHVİL SATIŞI

Katılımcılar, Türk yetkililerin Amerikalı finans kuruluşlarına teklifiyle ve verilen yanıtlarla ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Türkiye’nin her türlü sigorta masraflarını kendilerinin karşılaması şartı ile net yüzde 27 faizle tahvil satması gündeme geldi. Ancak Amerikalı finans kuruluşları kredi vermeyi de tahvil almayı da kabul etmediler. Bu arada tahvilleri sigortalayan sigorta şirketleri Türkiye’yi 4’üncü sınıf risk statüsüne koymuşlar. Bu Türkiye’nin para bulmasını çok zorlaştıracak.”

VARLIK FONU

Aydınlık’a bilgi veren kaynağın, toplantıyla ilgili verdiği ayrıntılardan biri de şu: Mehmet Şimşek Amerikalılara, ‘Varlık Fonunu kurduk, yakında Azerbaycan da kuracak ve onlarla birlikte fonlarımızı birleştirip birlikte hareket edeceğiz’ dedi. Buna karşılık Amerikalılar, ‘Azerbaycan’ın petrol, doğalgaz ve diğer zenginlikleri var. Sizin ise bir dolu borcunuz bulunuyor. Azerbaycan neden sizin borcunuza ortak olsun? Bahsettiğiniz konu inandırıcı değil’ diye yanıtladılar.

HEDİYELER

Toplantıda yapılan sohbetler de dikkat çekici. Anlatılanlara göre bir katılımcı, “Tayyip ne kadar bonkör her ay pahalı hediyeler gönderiyor” demiş. Bazıları da Mehmet Şimşek için “Kürt Mehmet” ifadesini kullanmışlar.

FAİZ ÇOK YÜKSEK

Hükümetin ABD’de sıcak para arayışını değerlendiren ekonomistler, ABD’de para arayışını garip karşılamadıklarını belirttiler. Eski bir üst düzey ekonomi yönetimi bürokratı Aydınlık’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Deniz bitti. Acil sıcak paraya ihtiyaç var. Büyüme rakamları ortada. Eksi büyümeye doğru gidiyoruz. Ekonomi yönetimi panik içinde. Ancak gelen bilgiler doğruysa önerilen yüzde 27 faiz yüksek. Şu anda faizler daha aşağılarda görünüyor. Bunun iki nedeni olabilir. “Birincisi geçtiğimiz günlerde Hazine ihalelerindeki faiz düşürme işi tam bir oyundu. Yabancılara bunu yutturmak mümkün değil. İkincisi seçimler yaklaşırken durum vahim, para bulmak için her yol deneniyor. İkisi de vahim.”

https://www.aydinlik.com.tr/washington-da-sir-toplanti-hukumette-sicak-para-caresizligi-dunya-aralik-2018-1
Posted in DIŞ POLİTİKA, Ekonomi | Leave a comment

ÖĞRETİLER * BİRİNCİ GÖREV OKULU !!

BİRİNCİ GÖREV OKULU !!

Ülke meseleleri söz konusu olunca, herkesin söyleyeceği o kadar çok şey çıkıyor ki ortaya. Karşılıklı tartışmalar, okumadan araştırmadan fikir sahibi olmalar, kendi fikrinde inatlaşmalar, karşı fikirlere tahammülsüzlük gibi hepimizin her gün karşılaştığı, yaşadığı  ya da duyduğu olaylar.
***

‘’ATATÜRKÇÜLER NE YAPMALI ‘’  diye yıllardır sesini duyurmaya çalışan Prof.Dr. Cihan Dura hem yazmış olduğu kitaplarla  hem de sosyal medya da oluşturduğu bloğu  ve guruplarla hala öğretmeye, aydınlatmaya, yol göstermeye ve paylaşmaya devam etmektedir.

Kitaplarının okuyucusu, elimden geldiğince uygulayıcısı ve takipçisi olarak, sekiz kişi ile oluşturulan bir grupta hafta da iki gün ders yapıyoruz.

Hocamızın paylaşımları, soruları üzerine kendi yorumlarımızla, bir tartışma ve bilgilenme ortamı yaratıyoruz.  ‘’Ben ne yapabilirim’’  diye düşünmek yerine,  ‘’ben de yapabilirim’’ diyen dostlarla, bu çalışmalarımızı paylaşmayı, daha çok öğrenmeyi amaç edindik.

BİRİNCİ GÖREV OKULU’ nun amacı  Atatürk’çü düşünceyi en doğru şekilde öğrenmek, öğretmek ve bu bilgiyi kullanmaktır. Bu okul Atatürkçülere ortak bir düşünme zemini oluşturmak amacıyla kurulmuştur. Bu okulun bir parçası olmak, doğru bilgileri doğru kaynaklardan öğrenmek her bireyin  görevi olmalıdır.

Bu hafta konumuz, MİLLİYETÇİLİK İLKESİ, MİLLET KAVRAMI, TÜRK MİLLETİ ve ULUSAL BİLİNÇ oldu…

Bu konuların hepsi aslında Türk Milletinin temelini oluşturmaktadır. Atatürk öğretisinin temeli  de MİLLET olgusudur. Bu yüzden Milliyetçilik birinci ilkedir.

Atatürk Milliyetçiliği aynı topraklar üzerinde benzer koşulları paylaşan insanların, dışa karşı korunma ve dayanışma gereksinimlerini karşılayan bir ideolojidir.

Bu arada Atatürk Milliyetçiliğinin düşmanlarını da iyi görmek gerekiyor. Millet olgusuna yönelik saldırılar dün vardı,  bugün de  devam etmektedir. Bu saldırılar, ABD,  küresel şirketler ve onlara hizmet eden Batı’lı ülkeler tarafından gerçekleştiriliyor. Çünkü  Millet’ler;  onların dayatmalarına ancak ve ancak ULUS –DEVLET’ler karşı koyacaklardır.

Türk milliyetçiliğinin iki özelliği vardır,    birincisi;  ‘’Türk Milliyetçiliği bir Kültür Milliyetçiliğidir’’,  İkincisi;  ‘’Türk Milliyetçiliği anti-emperyalisttir’’

Atatürk Milliyetçiliği Bilimseldir, İnsancıl ve Barışçıldır, Çağdaştır…

Aynı kültürden olan insanların oluşturduğu  MİLLET kavramı ortak bir tarihin, ortak bir dilin, kültürün bir araya gelmesinin sonucudur.

Millet kavramının Milli Tarih bilinciyle daha da güçlenmesi gerekmektedir. Ulusal bilinç bizi içine düştüğümüz her türlü olumsuzluktan, umutsuzluktan kurtaracak tek güçtür.

11 Kasım 1938’den hemen sonra, Türk Ulusal bilinci yok edilmeye başlamıştır.

Bugün de  Ulusal  bilincimize,   eğitimden, ekonomiye kadar her alanda karşı bir savaş açılmış durumdadır. Milli değerlerimize, kültürümüze, tarihimize, dilimize, her bir bireyimize  sahip çıkmakla işe koyulmalıyız.

Milli tarih öğretimini yaygınlaştırmak zorundayız.

‘’BİRİNCİ GÖREV OKULU’’    büyük bir emekle, özveriyle ve tecrübeyle hazırlanmış olup, işinden emekli olan ancak eğitimcilikten emekli olamayan değerli bir eğitimcinin bizlere hediyesidir.  Bu tüm emekli eğitimcilere  örnek olması gereken bir çalışmadır.

Bize düşen ise bu çalışmaları en yakın çevremizden başlayarak tanıtmak, paylaşmak, benzer ders programlarını sanal ortamda da olsa hayata geçirmektir.

Anneler, babalar, ülkenin ve çocuklarının geleceğinden endişe duya herkes  ‘’BİRİNCİ GÖREV OKULU’’ nu tanımalı, tanıtmalı ve bu eğitim mücadelesinin bir ucundan tutmalıdır.

Biz olma bilinciyle unutmayalım ki;  Birlikte Güçlüyüz, Birlikte Türk Milletiyiz.Bölünürsek yok oluruz...

https://www.turkishnews.com/tr/content/2018/12/11/birinci-gorev-okulu/

Posted in ATATURK | Leave a comment

FETÖ’nün YERİNİ AKP ONAYLI DİĞER TARİKATLAR ALIYOR * “NE İSTEDİNİZ DE VERMEDİK” * EĞİTİMDE TARİKAT GERÇEĞİ

“NE İSTEDİNİZ DE VERMEDİK”
EĞİTİMDE TARİKAT GERÇEĞİ

FETÖ ve tarikatlar Türkiye’yi böyle ele geçirmiş.“Eğitimde Tarikat Gerçeği:
Bir Milyon Çocuk Tarikatların Elinde” adını taşıyan raporda, eğitim sistemindeki çarpıcı bilgiler yer aldı.

Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı ve ekibinin 4 ay süren saha çalışması, Türkiye’de eğitim sorunlarının artık bir ulusal güvenlik meselesi haline geldiğini ortaya koydu. Raporda, Kuzey Irak, İran ve Suriye’de medrese eğitimine giden öğrencilerle birlikte tespit edilebilen medrese eğitimi alan çocuk sayısı 10 binin üzerinde olduğu belirtiliyor.

MEB verilerine göre medreselerin yoğunlaştığı iller okulöncesi eğitimde Türkiye ortalamasının altında olduğu ileri sürüldü. Rapora göre bu durumun nedeni medreselere kaydolma yaşının, bazı bölgelerde 3’e kadar düşmesi olarak gösteriliyor.

Rapora göre, tarikat okullarındaki öğrenci sayısı 210 bin dolayında. 4 binin üzerindeki özel yurdun 2 bin 480’i bir tarikatla bağlantılı. Tarikatlara bağlı yurtların kapasitesi 380 bin olduğu ileri sürülüyor. Bu yurtlarda kalan öğrenci sayısı 225 bini buluyor. Kayıt dışı kalanların sayısı ise tam olarak tespit edilemiyor. Her yurt okulların kapalı olduğu dönem dahil, aynı zamanda Kuran kursu ya da medrese eğitimine devam ediyor.

Raporda resmi kayıtlar dışında gayrı resmi olarak faaliyet gösteren okul, yurt, ev, tekke ve medreselerle birlikte bir milyon çocuğun tarikatların elinde oldu ileri sürülüyor.Rapora göre devlet, eğitimden kademe kademe çekiliyor. 4+4+4 uygulamasının başlatıldığı 2012 yılından bugüne kadar devlete ait 4 bin 22 ilkokul kapatıldı.

HARP OKULLARINDA TARİKATLAŞMA

Raporda harp okulları da ele alınmış ve FETÖ hakimiyeti ile bugünkü sistem arasındaki benzerlikler ortaya konmuş durumda. Buna göre, dini yapıların eğitim yoluyla devlet içinde kadrolaşmasının en tehlikeli sonuçlarından birinin harp okullarında yaşandığına vurgu yapıldı.

Rapora göre FETÖ TSK’ya şu aşamalardan geçerek sızmayı başardı; 1980-2000 yılları; askeri okullara eleman yerleştirme, 2000-2008 yılları; yerleşme ve yayılma 2008-2014 örgütten olmayanların tasfiyesi…

Raporda vurgu yapılan noktalardan biri de harp okullarındaki “cadet” ve “cadet yardımcıları” olması dikkat çekiyor. Harp okullarında okuyan öğrenciler için en köklü geleneklerden biri, üst sınıfların alt sınıfları her zaman ve her yerde denetleme işlevi olması biliniyor. Bunun için, her sınıfta bir “cadet” ve “cadet yardımcısı” bulunuyor.

Söz konusu rapora göre 2007’den sonra “Cadetler” özellikle FETÖ’cü öğrencilerden seçildi. Bu sayede diğer öğrenciler disiplinsizlik bahane edilerek askeri lise ve harp okullarından atıldı.Raporun çalışmaları sırasında özellikle FETÖ’cülerin sahte sınavlarla girdikleri harp okullarında “kat ablası ve abisi”, “sorumlu imam” gibi sıfatlarla askeri öğrencileri yönlendirdikleri tespit edildi.

Çalışma kapsamında MEB, TÜİK, eğitim sendikaları ve diğer devlet kurumlarının verileri incelendi. Ayrıca İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Diyarbakır, Bursa, Sakarya, Düzce, Denizli, Adıyaman, Siirt, Şırnak, Mardin, G. Antep, Şanlıurfa ve Batman illerinde tek tek bireylerle yüz yüze görüşülerek nitel araştırma yoluyla saha çalışması yapıldı. Elde edilen bilgiler apor haline getirildi.

TARİKATLAR KANSER GİBİ SARDI

Rapora göre, Türkiye’de belli başlı 30 tarikat silsilesi ve bunların 400 kolu bulunuyor. Sadece İstanbul’da 445 tekke faaliyetlerini açıktan sürdürüyor. Çoğunluğu İstanbul, Siirt, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Van, Hakkari, Şırnak, Ağrı, Muş, Bitlis, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere 800’ün üzerinde faal medrese bulunuyor. Üstelik büyük şehirlerde kaç apartman medresesinin faaliyette olduğu ise tam olarak bilinmiyor. Çoğunluğu kız çocuklarına yönelik açılan apartman medreselerinde 12-18 kişi kalıyor.

“Seyda” denilen eğitmenlerin çoğunluğunu, 1980-1994 yılları arasında İran’ın dini merkezi Kum’da ve Irak’ın Akre ve Erbil gibi tarikat merkezi şehirlerinde eğitim aldığı iddia edilen raporda, bu isimlerin Hizbullah örgütü mensupları ya da sempatizanlarından oluştuğuna vurgu yapılıyor. …

Posted in DİN-İNANÇ, Fetullah Gülen, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

DON …

Posted in Ekonomi, ÖZELLEŞTİRMELER, Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS | Leave a comment

Ya kardeşim, ben Orta doğulu değilim! Arap da değilim…Ben Türk’üm …

Ya kardeşim, ben Orta doğulu değilim!
Arap da değilim…Ben Türk’üm ...

Benim aslımın çoğu Orta Asya’dan bir kısmı da Balkanlardan gelmiştir. Benim kültürüm bir Arap’tan ziyade bir Polonyalıya bile daha yakın. Eğer sen beni zorla Ortadoğu’lu yapmaya çalışırsan ben direnirim. Çünkü o benim kültürüm değil.  Kardeşin kardeşi katlettiği , Müslümanın Müslümanı öldürdüğü yerdir Ortadoğu . O kültür bağnaz ve tutucu , gelişmeye kapalı ve akılcı değil . Özetle bana yabancı. Sen bile tatile giderken Ortadoğu’ya değil batı ülkelerine gidiyorsun . Çocuklarını oralarda okutuyor , Onların ürettiklerini kullanıyorsun… Oralardan ev satın alıyor , paralarını oralarda saklıyorsun…

Ben 5 değil, iyi eğitebilecegim kadar çocuk isterim. Varsın tek olsun. Kusura bakma ama ben yere tükürmem. Çöp atmam. Biraz yürür çöp kutusuna atarım.

Kadın ailenin kraliçesidir. Annem de öyleydi. Anneannem de babaannem de. Bırak kadın erkek eşitliğini belki de kadın ağır basar benim kültürümde. Namazını kılan kılar. İçkisini içen içer. Biri öbürüne “Allah kabul etsin” der, diğeri de “yarasın şerefine“. Demokrasi vardır evde de. Biat değil.

Evet köpek te severiz, kedi de. Cinler, periler değildir onlar. Doğayi da severiz çok. Canımız yanar tek bir ağaç devrilse. İşimizin hakkını vermek isteriz. Gurur duyarız yarattığımızla. Sanat severiz sanat. Her türlü sanat. Sanatçıya da saygı duyarız. Ama gerçek sanatçıya. Severiz okumayı. Kitap bile satın alırız inanır misin?

Kemal Atatürk‘ ü en çok neden severiz biliyor musunuz ? Çünkü O kurtarıcıdan da öte, bizim ‘kültürümüzün‘ sembolüdür. Olmaya hep çaba sarf ettiğimiz ama 78 yıl sonra bile daha da çok hayran kaldığımız.Mücadelemiz de siyasi veya ideolojikten de öte şu parti bu parti de değildir aslında. Devletimizin , Cumhuriyetimizin ,Kültürümüzün var olma savaşıdır. Atatürk‘ün vizyonunda ki kültürümüz. İşte bu kültür bizi birbirimize bağlayacak. Milyonlarca Cumhuriyetçiyi.

Kendimizi devam ettirecek kolektif beyine de sahibiz, iradeye de, kalbe de.

Posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN * Jan Paderewski

Posted in HAYATIN İÇİNDEN, MUSIC, Politika ve Gundem | Leave a comment

BİREY OLMASININ VE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN YARATICISINA İHANET EDENLER * “Senelerdir mantığımın almadığı tek düşünce şu oldu;

Senelerdir mantığımın
almadığı tek düşünce şu oldu

Nasıl olur da bir ülkenin halkı kendisini işgalden kurtaran, kölelikten kurtaran, ona insanca, özgür bir yaşam kurmaya çalışan kurucusundan nefret eder?

Nasıl olur da savaş alanında askerlerini kaybeden ülkelerin halkları bile onu ders kitaplarına koyar, ona saygı duyarken, kendi halkı ona bu derece nankörlük eder?

Parlamenter demokrasi bu ülkeye onunla gelmişken, onun sistemi en kifayetsiz, en vasıfsızın bile bu ülkede seçilme hakkını sağlamışken; neden onun verdiği bu haklardan bu derece nefret ederler?

Artık öyle iğrenç bir hale geldi ki; kaMAL yazanlar (islamcı zekası bu kadar), Kurtuluş Savaşı’na ‘tiyatro’ diyecek kadar gözü dönüp, gerçek tiyatrolarda tankın namlusunu kıçına sokarak durdurduğunu iddia edenler, “put” diye heykellerine saldıranlar ve en kötüsü; yazılı, belgeli tarihin yalan olduğunu iddia eden cahiller. Belki cahil diyerek onları aklıyorum, aslında düpedüz hain demek lazım..

Yarattıkları alternatiflere bakıyorsun; Abdülhamid, Vahdettin bu ülke tarihinin yüz karaları. Saraydan çıkamayan, halkı birbirine kırdırmış bir şizofren ve “bana dokunmayın da, ülkeye ne yaparsanız yapın” diyen bir korkak. Gene bakıyorsun, dünya tarihine geçmiş savaşların, destanların var ama senin seçilmişin onları silip, senden aldığı vergiyle beslediği ekranında yalan tarih kahramanları yaratıyor. Taptığı kabile reisini bile, o adamın yönetim sistemiyle başa getiren soysuz da o yalan tarihi alkışlıyor.

“Atatürk sana ne yaptı?” diye soruyorsun;

“Dinimi yaşayamadım” diyor. “Ulan soysuz, Yunan’ı, İngiliz’i memleketi işgal etse mi yaşayacaktın dinini?” diye soruyorsun. “Daha hayırlı olurdu” diyor. (üstadları fesli soytarı)

Kadına bakıyorsun, “bak sana seçme, seçilme hakkı verdi, kimse de yokken sende vardı” diyorsun, “sen mal gibi alınıp, satılma diye kanunlar yaptı” diyorsun, “Ben çarşafla özgürüm” diyor, kocasından dayak yiyor, öldürülüyor, on iki yaşında tecavüze uğruyor! O hırsla çocuğunu da kendi gibi yetiştiriyor.

“Bir gecede cahil kaldık” diyor. “Bak o savunduğun Osmanlı’da sen ırgattın, senin dedenin dedesi okuma yazma bilmezdi. Osmanlı’da okur yazar bu kadar, Cumhuriyet dönemi bu kadar” diyorsun; “o iş öyle deeel” diyor.

Örnekler uzar gider ama aslında gerçek ne biliyor musun?

Atatürk’ü sevmiyor!

Sevmiyor çünkü halk olmayı sevmiyor, ümmet olsun biri onu gütsün istiyor.
Sevmiyor çünkü derdi vatan, millet, birlik falan değil. Kendisi gibi olmayan ölsün istiyor.
Sevmiyor çünkü “Allah, kitap” deyip hırsızlık yapsın, kimse hesap sormasın istiyor.

Sevmiyor çünkü medeni kanun, hukuk falan işine gelmiyor. İstediğine tecavüz etsin, sıkıldığı kadını sorgusuz sualsiz kapının önüne koyabilsin istiyor.

Sevmiyor çünkü yaşadığı yerin içine sıçıp, içine sıçamadığı bir cennetin hayaliyle yaşıyor.

Sevmiyor çünkü sanat, doğa, bilim falan işine gelmiyor. O istiyor ki beyni hiç çalışmasın, osurana gülsün, küfredeni sevsin, ağaç keseni baş tacı etsin.

Sevmiyor çünkü onun yaşayamadığı hayatı o Atatürkçüler yaşıyor, onun giyemediği kıyafetleri Atatürkçüler giyiyor, onun anlamadığı insanca sohbetleri Atatürkçüler yapıyor. Hayalini kurduğu hayatı Atatürkçüler yaşıyor.

Eline ilk para geçtiğinde de, o Atatürkçülerin yaşadığı yere taşınıyor, çocuğunu onların okuluna yolluyor.

İçten içe biliyor kendisi gibi olanların sapkınlığını, içten içe biliyor insanca yaşamın Ata’mın yolundan geçtiğini. İtiraf edemiyor sadece. Biliyor kendisi gibi olanların insanlıkla alakası olmadığını. Korkuyor yutarlar onu diye.

Gene de; ilk kıçı sıkıştığında “iki ayyaş” dediğinin gölgesine sığınıyor, afişlerini asıyor partisinin binasına yıllar sonra. Bizler? Biz hiç kandırılmadık. Biz hiç o kadar salak olmadık. Biz hiç o kadar güzel salak ayağına yatmadık. Neysek oyuz.

Özlemle, saygıyla, sevgiyle, belki biraz buruklukla.

Ne “ona dokunmak ibadettir” dedik, ne de peygamber ilan ettik. Biz onu bizim gibi olduğu için, bir baba gibi sevdik. Ömrünü kendi evlatlarının cebini doldurmak için değil, milletine adadığı için sevdik.

En nihayetinde; yaşımız kaç olursa olsun “Ey Türk Gençliği!” nin gençleriyiz. Son nefese kadar.”

Şebnem Uzunçiçek

Posted in İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

“RABİA” NE DEMEK?…

“RABİA” NE DEMEK?…

“Rabia dördüncü demek Arapça’da. Bizim ülkemizde ise mübarek ve anlamlı bir isim zannediliyor muhtemelen. Arap Kültür’ünde kız çocukları insandan sayılmadığı için, kızı olanlar isim vermezler numara koyarlardı.

Vahide’yi isim sandılar halbuki birinci demektir, yani ilk kıza verilen isimdir.

Saniye; ikinci kızdır, ikinci kızı olan bu numarayı verir, bizimki de isim zanneder, halbuki plâka gibi bir belirtmedir.

Sitte veya Bite isimleri üçüncü demek olduğundan üçüncü kıza verilen isimdir. Bu isimler Güney Doğu’da Harran’da sıkça kullanılır.

Rabia; mübarek ve çok dini içerikli bir isim zannedenler bilmiyorlar ki Araplar, insandan saymadığı ve isim dahi vermeye lüzum görmedikleri kızlarını numarayla isimlendirmişlerdir:  dördüncü diyerek.

Hamse ismi de beşinci kıza verilir… v.b.

Özetle kadının adı da yoktur , varlığı da yoktur araplarda.

Dünya kurulduğundan beri kız çocuklarını diri diri gömen kültüre sahip tek millet Araplardır.

Tefecilik yapan, fahiş faizlerle verdikleri paraları ödeyemeyen kişilerin; kızlarına, karılarına el koyup pazarlayan insafsız ve ahlaksız Arap egemenlerin eline düşmesinden korkan Araplar, yeni doğan kızlarını elleriyle gömerek bu akıbetten koruduklarını zannederlerdi.

O Çağlar’da Türkler kızlarına, hatunlarına değer veren, onları önemseyen, insan yerine koyan tek Tanrılı dine mensup bir milletti. Ve insan hakları açısından çağdaş kültürün örneklerini vermiş ender uluslardandı. Bu açıdan bakıldığında Türklerin insanlık ve medeniyet adına Araplardan öğrendikleri hiç bir şey yoktur!

Bugünün ham, yobaz taifesi Arap Kültür’ünü, Arap örf ve adetleri din sanıyor!”

Kaynak:Özkan TÜRKMEN

Posted in HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

“İnsanlar neden korkuyor…Türkiye’de iyi yetişmiş, eğitimli, iş sahibi bir çok insan Türkiye’den gitme planı yapıyor…

Gülse Birsel

“İnsanlar neden korkuyor…”

Bu soru Hürriyet gazetesi yazarı Gülse Birsel’in bugünkü köşesinin başlığı. Türkiye’de iyi yetişmiş, eğitimli, iş sahibi bir çok insanın Türkiye’den gitme planı yaptığı uyarısında bulunan Gülse Birsel, siyasilere açık bir mektup kaleme aldı.

“Sevgili, canımdan çok sevdiğim ülkem siyasetinin üstatları…Bu mektubu okuduğunuzda artık çok geç olabilir. Lütfen gazetede yayımlandığı gün okuyun. Okuyun ki, hayatı boyunca vatanında çalışmak, yaşamak ve vatanında ölmek isteyen bu kardeşinizin tarafsız görüşlerini bundan sonraki kararlarınızda hesaba katma ihtimaliniz olsun.

Efendiler, son aylarda kaç “Yurtdışı ülkelerden vatandaşlık alma”, “Oturma izni sağlama”, “Çalışma izni başvurusu” ajansının Türkiye’de kalabalık salonlarda vatandaşa sunum yaptığını biliyor musunuz?

Ne kadar çok kişi geleceğini yurtdışında görüyor farkında mısınız?

Kaç çocuk sahibi aile korku içinde bunu planlıyor, evlatlarını ortaokul, lise için yurtdışına yollamaya uğraşıyor bilginiz var mı?

Yurtdışında okuyan veya kısa süreli çalışan kaç değerli insanın parlak tekliflere rağmen buraya dönmekten vazgeçtiğini araştırdınız mı?

Bu mektubumda belki en çarpıcı bilgi şu olacaktır: Bu saydığım onbinlerce, belki yüzbinlerce insanın hiçbiri hiçbir cemaat, tarikat, siyasi parti veya sivil toplum örgütü üyesi değil.Bu saydığım onbinlerce, belki yüzbinlerce insanın muhtemelen hiçbiri, şu an ülkemizde “Kelle koltukta icra edilen meslekler” sayılan gazetecilik, yazarlık vs gibi faaliyetleri yapanlardan bile değil.

Belki bazısı hayatında siyasete dair bir tweet bile atmamıştır.

Bunlar avukatlar, doktorlar, mimarlar, mühendisler, üst düzey yöneticiler, tüccarlar, girişimciler, sanatçılar, öğretmenler, öğrenciler… Şirket sahiplerine, anne-babalara bir sorun bakalım… Yurtdışında okumuş, ümit vaat eden gençlerden kaçta kaçı son aylarda memlekete gelip çalışmaktan vazgeçti. Kaçı daha düşük standartlara razı olup Amerika’da, Avrupa’da iş aramaya, orada hayat kurmaya karar verdi diye.

Bu insanlar geleceğimiz efendiler! Ve arkalarına bakmadan kaçıyorlar.

Zira korkuyorlar.

Bırakın bir gün sorgulanma, tutuklanma korkusunu filan… O açıdan zaten durumumuz parlak değil. Ama ben siyaseti, Cemaat’i, FETÖ’yü, PKK’yı sadece televizyondan takip eden insanlardan söz ediyorum.

Bu insanlar ülkenin gidişatından korkuyor.

Bu insanlar bir gün artık istedikleri gibi yaşayamamaktan, yiyip içememekten, giyinememekten, istedikleri yerde çalışamamaktan, hak etseler bile iyi yerlere getirilmemekten korkuyor.

Bu insanlar kız evlatlarının nasıl bir hayat yaşayacağından korkuyor.

Bu insanlar sadece iktidar yanlısı olmadıkları veya öyle göründükleri için bir gün birilerinin mallarına, mülklerine el koymasından korkuyor.

Bu insanlar kendi hallerinde yaşarken, arabalarını çarptıkları, nüfus cüzdanlarını çaldırdıkları veya emlak vergilerini 100 lira eksik yatırdıkları için bir sebeple mahkemeye düşmekten, sonra haksızlık, adaletsizlik kurbanı olup durup dururken hapis yatmaktan filan korkuyorlar.

Birçoğu yersiz korkudur muhakkak. Öyle midir? Umarım öyledir. Ben öyle diyorum soranlara.

Ama korkuyorlar işte. Bu ülkenin okumuş, çalışan, suç işlemeyen, vergi veren yetişmiş insanları korkuyor arkadaş! Ve bir kısmı vatanından gitmek için ciddi planlar yapıyor.

Memleketi yöneten sizlersiniz.İki şey sormak isterim:

1) Performansınızdan mutlu musunuz?

2) Farkında mısınız, birçok şeyin telafisi var ama bu bahsettiğim insanları kaybedersek, bunun telafisi yok!

Sevgili siyaset üstatları!

Korku iklimini dindirin. Adaletin iyi işlediğine bizi inandırın. Eşitliği, liyakat sistemini, demokrasiyi kurmaya çalışın, dili yumuşatın, artık normalleşmeyi başlatın. İnattan, kutuplaştırmadan, höt zöt’ten vazgeçin. “Bu ülkede her an her şey olabilir, herkes her haksızlığı yaşayabilir, kimse de bir şey diyemez” fikrini benim dizilerim kadar komik hale getirin bir an önce! Vatandaşa kendini memleketinde güvende hissettirin! Germeyin artık şu ülkeyi!

Bakın herkes gidiyor! Ama ben gitmem, kalıp başınıza ekşirim ona göre!

Saygı, sevgi ve baki selam…

Posted in DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, FAŞİZM, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN * ÇİNLİ BALIKÇILAR ve KUŞLAR

Yang Shuo Cormorants, China

Posted in FOTOĞRAFLAR, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment