GEL DE İNAN * ATATÜRK ORTAK DEĞERİMİZDİR DİYENLERLE “LAİKLİK DÜŞMANINI” MECLİS BAŞKANI YAPANLAR AYNI KİŞİLER

14 kasım 2017 BirGün ve Aydınlık gazeteleri

Posted in ATATURK, İrtica, Politika ve Gundem, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

BİLİM TEKNOLOJİ * Gelecekte alış-veriş nasıl olacak ?

Posted in Bilim ve Teknoloji | Leave a comment

Liberaller Atatürk’ü paylaşmayız diyorlar

13 Kasım 2017
Bülent ESİNOĞLU
bulentesinoglu@gmail.com

Liberaller Atatürk’ü paylaşmayız diyorlar

Mustafa Kemal öğretisinin bilimsel haklılığı, herkesi Atatürk’te birleşmeye zorladıkça, yeni tartışmalar gündeme girdi.Siyasi iktidarı yöneten, Türkiye’nin mecburiyetleri olunca, en sonunda, Atatürkçülüğün de, kendini kabullendireceği bir gerçekti.

Şimdi o süreci yaşıyoruz.

Amerika’nın Türkiye üzerindeki tasallutu halkımız tarafından anlaşıldıkça, Amerikancılıktan kurtuluş ta bir mecburiyet haline dönüşüyor.Amerikancılığın deşifre olması liberalizmin deşifre olmasıdır.

Siyasi iktidarın, Atatürkçülüğe dönüş sinyalleri verdiği şu günlerde, liberallerden ve egemen çevrelerden bir muhalefettir yükselir oldu. Liberaller Erdoğan’a sen Atatürkçü olamazsın diyorlar.

Liberaller neden siyasi iktidarın gerçek Atatürkçü bir anlayışa gelmesinden korkuyorlar?

Liberaller hiçbir zaman Atatürk Milliyetçiliğinden hoşlanmadılar. Liberaller Atatürk’ü sadece laiklik için beğenir göründüler. Atatürk’ün diğer hasletlerinden hiç hoşlanmadılar.

Liberaller laikliğin bağımsızlıkla bir bütün olduğu ilkesinden hiç haz etmezler. Bağımsızlık, liberaller ve sermaye için bir engel olarak görünür. Şimdi siyasi iktidar, Atatürk’ün en önemli hasleti olan bağımsızlığa doğru yönlenince, Amerikancıların, liberallerin hiç istemediği bir yola girilmiş oluyor.

Emperyalizmin Kemalistler ve milliyetçilerle boğuşması zaten buradan kaynaklanıyordu. Kemalistlerle ve milliyetçilerle mücadele liberallerin yolunu açıyor da ondan…

Liberaller için bir ülkenin bağımsız olması demek; çok uluslu şirketlerin ve onların yerli ortaklarına yolların tıkanması demektir.Bağımsızlık; egemen sermayenin iktidarlar üzerindeki hakimiyetini kıran bir unsurdur.

Çok uluslu şirketlere ne kadar çok bağımlılık olursa, liberaller o kadar çok at oynatma alanı kazanırlar.Ticaret yapmak başka bir iştir. Ticaret yollarını kullanarak, ülkenin bağımsızlığına el koymak başka bir iştir.

Zaten siyasi iktidarın bocalaması da buradan kaynaklanmaktadır.

Siyasi iktidarın temel ideolojik merkezinin ticaret olması sebebiyle, bağımsız olursam ticaret yapamam sanmasıdır.Siyasi iktidarın içindeki liberaller de bağımsızlıktan anlattığım sebeplerden dolayı korkmaktadırlar.

Nafile, Türkiye’nin tek çıkış yolu bağımsızlıktan geçiyor.

Bağımsızlık Atatürk’ün mirası olduğu için değil, denenmiş sınanmış doğruluğu tespit edilmiş bir yol olduğundan ötürü mecburiyet haline dönüşüyor.

Liberaller Doğu’ya yaklaşıldıkça “siyasi risklerin” arttığına, Batı’ya yaklaştıkça siyasi risklerin azaldığına inanırlar. Mandacılıktır varacakları en son durak.

Atatürk’e yaklaşmak bağımsızlığa yaklaşmaktır.

Liberaller Atatürk’ü paylaşmaktan bunun için korkarlar. Sanki kendileri Atatürkçüymüş gibi… Atatürkçülüğü laikliğe hapsetmek için…

Liberallerin Atatürk’ü zaten Atatürk değildir.

13.11.2017,

Posted in ATATURK, BÜLENT ESİNOĞLU YAZILARI | Leave a comment

ANIT KABİRİN EN KÜÇÜK VE GÜZEL İKİZ ZİYARETÇİLERİ ; MUSTAFA VE KEMAL

Sayın Nazım Güvenç’in ikiz torunları

Güzel bebeleri , MUSTAFA ve KEMAL’i sevgiyle hoşlukla seyrettim.
Ne de güzel isimlendirmişsiniz. Anıtkabire ve ATATÜRK’e çok yakışmışlar.

Mustafa ve Kemal’e sağlıklı başarılı Atalarına uygun şanda
Uzun yaşam diliyorum. Ana ,baba ve sevdiklerinle büyüsünler.

Naci Kaptan

Posted in ATATURK | Leave a comment

ATATÜRK * 99 yıl önce bugün söylenen “geldikleri gibi giderler” çıkışının bilinmeyen öyküsü

Odatv.com
Kerem Çalışkan
13.11.2017

99 yıl önce bugün söylenen “geldikleri gibi giderler”
çıkışının bilinmeyen öyküsü

Hop, 10 Kasım Atatürkçüleri hemen arazi olmayın!
Bugün 13 Kasım ve milli mücadele daha yeni başlıyor…
Bakın Mustafa Kemal 99 yıl önce 13 Kasım’da ne dedi?

1- Silahınızı vermeyin!

2- Geldikleri gibi giderler!

Madem Atatürk’ü kabul ettiniz, biraz da tarih çalışacaksınız…Çok zor değil aslında… Biraz masal gibi…Ama hepsi gerçek ve kanıtlı, belgeli bir tarih Mustafa Kemal’in tarihi…

SARAY MUSTAFA KEMAL’İ “ASİ VE TEHLİKELİ” BULUYOR

Örneğin 13 Kasım 1918… Tam 99 yıl önce…
Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a geliyor…
Nereden geliyor? Adana’dan geliyor…
Niye geliyor? Çünkü Saray onu görevden almış, “hemen gel” demiş?

Niye almış?

– Çünkü “Mondros Teslimiyetini tanımam, İskenderun’a çıkarlarsa İngilizlere ateş açarım” demiş…

– Çünkü Saray’la bir hafta boyunca “telgraf savaşı” yapmış Mustafa Kemal…

– Çünkü “Bu anlaşma ile İngilizler ülkeyi işgal eder, yakında kabineyi de belirler” demiş….

Saray “asi ve tehlikeli” bulduğu Mustafa Kemal’i Yıldırım Orduları Komutanlığı’ndan almış, başka görev vermemiş, acilen İstanbul’a çağırmış…

SİLAHLARINI VERMESİNLER…

Mustafa Kemal 13 Kasım 1918 günü trenle Haydarpaşa’ya gelmiş…Trenden inince onu Çanakkale’den tanıyan bir çavuş oradaki asker kalabalığına tekmil vermiş:

“Selaaam dur! Gelen Mustafa Kemal Paşa’dır!”
Peron’daki bütün askerler olduğu yerde çakılmış, Paşa’ya selam durmuş…
“Emir geçir, silahlarını vermesinler, köylerine götürsünler!”
Emir sessizce kulaktan kulağa “geçmiş”…

Silahını saklayan askerler, sessizce sağa sola dağılmış, peron boşalmış…Mustafa Kemal, daha 13 Kasım 1918 günü Haydarpaşa’dan o askerleri ve o silahları ilerde başlatacağı milli mücadele cephesine yollamış…

İşgal kuvvetleri toplamadan silahları ve askerleri kaçırtmış…
Mustafa Kemal sonra Haydarpaşa’dan askeri motorla karşıya geçmek istemiş…
Ama tam o sırada İstanbul’u işgal eden düşman zırhlıları (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan) peş peşe Boğaz’a girdiği için geçiş izni verilmemiş…

“GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER”

Birinci Dünya Savaşı’nın galibi İtilaf devletleri, 22 İngiliz, 12 Fransız, 17 İtalyan, 4 Yunan gemisi ve 6 denizaltıdan oluşan tam 61 parçalık donanma ile İstanbul’u işgal etmişler 13 Kasım günü…

Mustafa Kemal, Haydarpaşa’da oturup çay içmiş, beklemiş…Nihayet iki saat kadar sonra, köhne bir motorla Boğaz’a sıra sıra kale gibi demirleyen demir zırhlıların arasından karşıya yönelmiş Mustafa Kemal…

Geçerken zırhlılara şöyle bir bakıp “Geldikleri gibi giderler” diye mırıldanmış…Yanında yaveri Cevat Abbas… “Bunu siz yapacaksınız komutanım” demiş…

Mustafa Kemal gülmüş… “Bakalım” demiş…

Düşünün 1915’te o zırhlıları Çanakkale’de 70 bin şehit pahasına durduran, İstanbul’un işgalini önleyen Mustafa Kemal, aynı zırhlıların üç yıl sonra İstanbul’u işgal etmesine karşı sadece üç kelime söylüyor:

“Geldikleri gibi giderler…”

Osmanlı Sarayı ve Padişah teslim olmuş, İttihatçı liderler kaçmış, ordular dağıtılmış, başkent İstanbul Fatih’ten sonra (1453) ilk kez düşman tarafından işgal edilmiş…

Bu şartlarda Mustafa Kemal’in dudaklarından dökülen bu üç sözcükteki muazzam direniş ruhu üzerine sadece bir an düşünün….

Ya sonra? Zil çaldı, ders bitti!

10 Kasım’da Anıtkabir’e koşup Atatürk’ü gömdüklerine emin olarak sevinçle dağılanlar için bu günlük 13 Kasım dersi yeter…

Sonrasını da zamanı gelince anlatırız…
Durun bakalım, milli mücadele daha yeni başlıyor!
Yıl uzun, 365 gün… Daha 2018, 2019 gelecek…
Yani 1919’un 100. Yıldönümü…

Neo-Atatürkçülerin çok çalışması gerekecek…
Bundan sonra her gün “Atatürk dersi”nden yeni bir sınav var!

http://odatv.com/99-yil-once-bugun-soylenen-geldikleri-gibi-giderler-cikisinin-bilinmeyen-oykusu-1311171200.html
Posted in ATATURK | Leave a comment

YOLSUZLUKLAR *** AKP NEDEN KORKUYOR ? * Hayat size PARADISE

Bu listeye ben de katkıda bulunayım

 

Posted in SİYASİ TARİH, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Değerli aydın Prof.Dr.Coşkun Özdemir’den CNN Türk tv’de Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programında AKP yandaşı katılımcılara eleştiri

blob:https://www.cnnturk.com/c5208396-e4b3-4b08-9030-fa06d4572e92 

TV de sizi dinliyorum Tarafsız bölgede.Muharrem İnce ile. AKP yandaşlarının cüretkarlığını hayretle karşılıyorum.Siz ikiniz genç olduğunuz için 40 lardaki darbeleri söz konusu etmiyorsunuz.Tayyip bey iktidarını o karşı devrimci ağababalarına borçludur.O darbelerle halk birey olamamış bilinçlenememiştir.Ve Doğan Kuban Özdemir İnce Halkın cehaletinden bahsederken yerden ğöğe haklıdırlar.

Milyonların bildiği Allah peygamber kuran namaz oruçtan ibarettir.Bunlardan ikisi bizim evde eşime yardım ediyorlar bir operasyondan sonra .Namuslu insanlar ama işte dünyaları bu kadar.Bir kaç kitap verdim erkek (55) hayatında ilk defa okudu.4-5 gün içinde yahu Coşkun abi bu Atatürk ne büyük adammış demeye başladı .

İşte bunlar milyonlar.Daracık bir dünyaları var Bir de dönekler i liberalleri katarsak AKP başarısını kolayca anlarız Ama halka kıyıp onun dinciliğini bunun sonucu olan cehaletini ortaya koyamıyoruz Tayyip ve şürekası halk bizimle diye övünüyor.Bilmem senin için hiçbir kıymeti harbiyesi var mı bu söylediklerimin.

Tayyip saray koltuğuna “Yunan kazansaydı iyi olurdu diyen adamı alıyor eşi first lady 90 yıllık enkazı kaldırıyoruz diyor .Bu yandaşlarda onu övmekten utanmıyorlar. Erdoğanın Atatürkçülüğünden söz etmek de gülünç geliyor bana.

Atatürk ve cumhuriyet laiklik için söylediklerinden ne zaman vazgeçti .Onun başka bir dünyası var. Atatürkü gözüne kestiriyordu.Bunun doğru olmadığını gördü. Bu kıvrak dönüşü bundandır.Erdoğanın Atatürkçülüğüne seviniriz diyenlere de şaşıyorum ve kızıyorum Orhan kardeşim .Hoşça kal.

Prof.Dr.Coşkun Özdemir

Posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, İrtica, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

KÜRESELCİ OLUP DA “Üst akıl dediğinin dümen suyunda gitmek!” * AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ…


Nusret Kebapci
13.11.2017

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ…

Bu sözün anlamı bilindiği gibi insanların sözlerine değil yaptıklarına bakmak gerektiğidir…Bunu niçin söyledim…Çünkü toplum olarak yeteri kadar okumadığımızdan olsa gerek…Genelde söylenen sözlere…Sözlü propagandalara çok çabuk inanıyoruz.

Aslında…Uygulamalara bakılsa…Yapılanlar biraz tarafsız bir gözle görülse, gerçekler anlaşılacak ama dediğim gibi onun için de araştırmak…

Okumak…
Yani anlayacağınız olayları anlamak için biraz kafa patlatmak gerekiyor.Bunu günlük yaşamın hemen her yerinde özellikle siyasette sıklıkla görmek mümkün…

Bir bakıyorsunuz…Adamlar yasa, yönetmelik değişikliğiyle…“Vatan, millet sevgisini kaldırıp, yerine küresel sermayeye hizmet etmeyi ” bile koyuyor ama birileri…Bunu anlamayıp hala bunu yapanları vatanseverlikle övmekte hiçbir sakınca görmeyebiliyor…

Yine birileri hiçbir ad belirtmeden millet, bu millet falan dediklerinde siz yine iyi niyetten olsa gerek Türk milleti olarak anlıyorsunuz ya…İnanın bu kavram da bizim bildiğimiz anlamda ulus anlamında falan değil aynen Osmanlı’da olduğu gibi Müslüman milleti, Yahudi milleti gibi…

Dinsel kimlikler anlamında kullanılmaktadır demiş olursak da yanlış söylememiş oluruz…Hem zaten her tarafa asılan “tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak “kavramlarında sadece tek dilin olmaması bile bununla ilgili bir ipucu vermiyor mu?

Ortak dil olmadan ulus kimlik olur mu?
Ama zaten kastedilen ulus kimlik değil, bilmem anlatabildim mi?

Şimdi birileri çıkıp, özelikle son günlerde…
İktidarın ABD ile çatıştığını…
Vatan savaşı verildiğini falan söylüyorlar ya…
İsterseniz önce söyle sormakta yarar bulunuyor…

Sahi

Milleti kabul etmeyen, ulus devlete düşman olan, ümmetçi bir anlayışta vatan diye bir kavram olur mu?

Elbette olmaz…

Olmayınca haliyle vatan savaşı da olabilmesi mümkün olamıyor…Ya geçtiğimiz günlerde Katar eski Başbakanı’nın; “Arabistan, Katar ve Türk hükümetinin dünyanın her tarafından gelen cihatçıları Türkiye üzerinden Suriye’ye soktuklarını “açıklaması da size bir şey ifade etmiyor mu?

Sahi kim istemişti bunu, ABD değil mi?

Peki, 2011 de başlayan olaylardan bu yana Suriye’ye dostluk eli uzatmayıp da hala ÖSO ile iş tutmaya kalkan kim?

Ya ABD’den sürekli yakınıp da ziyarete gidince uçak alarak geri dönen…

Ya beyler…
Son derece açık söylüyorum…
PYD’ye silahlar nereden gidiyor?

Irak’tan…
Suriye’den…
İran’dan gitmesi mümkün olmadığına göre ki…
Bal gibi İncirlik’ten gittiğini sağır sultan bile bilmektedir…
Peki, madem ABD bize düşmanca davranıyor…

Öyle diyorsunuz…
İncirlik mutabakatını iptal et.
Üslerden kov…
Suriye’yle hemen dostluk kur…
Ama tüm bunlar yapılmadığına göre…
Tüm bu yapılanların bir tek anlamı bulunmaktadır…
Dış düşman gösterilerek halkın desteğini almak…

Gerisi hikâyedir…

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR | Leave a comment

Türk Tarımını ve Hayvancılığını Kim Öldürdü?..* Bir Çin atasözü der ki “Bir kişiye balık verirsen, bir öğün karnını doyurur. Fakat balık tutmasını öğretirsen ömür boyu karnını doyurur.” Köylüye dönüm başına para verilmesi, “senin balık tutmana gerek yok, ben sana balık vereceğim” demek ve böylece köylüyü çalışmadan yaşamaya alıştırmaktı.

Süleyman Çelik
scelik44@gmail.com
9.11.2017

Türk Tarımını ve Hayvancılığını Kim Öldürdü?..

Dört mevsimin aynı anda yaşandığı Anadolu, dünyanın en bereketli topraklarına sahiptir. Pamuktan, çaya, buğdaydan mısıra, muzdan/ narenciyeden zeytine kadar tüm tarım ürünleri yetişir bu topraklarda. İnsanlar kırlara çıkıp yenilebilecek ot toplasalar karınlarını doyurabilirler.

Bu topraklarda yetişen meyveler başka ülkelerde de yetişir. Ama bizim karpuzumuz, şeftalimiz, kaysımız, üzümümüz ve diğer meyvelerimizin hiçbirinin tadını onlarda bulamazsınız. Anadolu ayrıca sahip olduğu uçsuz bucaksız yaylaları ve otlaklarıyla, büyük başından küçük başına her türlü hayvancılığa da elverişlidir.

Doğası ve ikliminin tarıma çok elverişli olması dolayısıyla, Tarım Devrimi ile yerleşik düzene geçildiğinde, Çatalhöyük, Hacılar, Çayönü ve Göbeklitepe gibi dünyada ilk yerleşim yerleri/ ilk kentler Anadolu’da kurulmuştur. Buralardan elde edilen arkeolojik belgeler, 10 bin yıldan daha uzun süreden beri bu topraklarda tarım yapılmakta olduğunu göstermektedir. Anadolu’nun 40’ın üzerinde uygarlığa beşiklik yapmasının nedeni de budur…

Bin yılı aşkın süredir bu toprakların efendisi olan Türk köylüsü, bu geleneği sürdürmüş ve önce Selçuklu’yu, sonra da Osmanlı’yı doyurmuş, bu iki imparatorluğun yüzbinlerce askerini beslemiştir. Ancak sürekli savaşlarla geçen Osmanlı’nın son yıllarında, erkekler askere alınınca tarlalar işlenmemiş ve üretim çökerek kıtlık başlamış, dışarıdan buğday alımına başlanmıştır.

Cumhuriyet’ten sonra tarımda modernizasyona ve bilimsel ekine geçilmiş; bu amaçla Ankara’da, daha sonra Ziraat ve Veteriner Fakültelerine dönüşecek, Ziraat Enstitüsü kurulmuş; Hitler’den kaçan Alman bilim insanlarının gelmesiyle enstitünün bilimsel düzeyi çok yükselmiş; burada geliştirilen modern bilimsel teknolojiler, yurdun birçok bölgesinde kurulan örnek Devlet Üretme Çiftlikleri aracılığı ile köylüye aktarılmıştır. Akdeniz, Ege ve Marmara’da tüm yabani zeytinler aşılanarak köylüye dağıtılmış; İklim koşulları araştırılarak Doğu Karadeniz bölgesinde çay üretilebileceği anlaşılmış ve Seylan’dan getirilen çay fideleri dikilerek üretime geçilmiştir. Et ve Balık Kurumu ve Veteriner Sağlık Örgütleri kurulmuş, hayvancılık ıslah edilmiş, pastörizasyon gibi teknolojilerle süt ve süt ürünlerinin üretimi hijyenik koşullarda yapılmaya başlanmıştır. Kendi olanaklarıyla Ankara çevresindeki bir bataklığı modern bir çiftlik haline getiren Atatürk, tarımda modernizasyonla bizzat ilgilenmiş; köylünün belini kıran aşar vergisini kaldırmış ve “ulusun efendisi gerçek üretici olan köylüdür” diyerek üretim kutsanıp köylü motive edilerek tarımda seferberlik başlatılmıştır. Sonuçta bunların karşılığı alınmış, Osmanlı döneminde halkın temel besin ürünü olan buğday bile ithal edilirken, Türkiye tahıldan bakliyata, patatesten soğana kadar temel besin ürünleri ile tüm sebze ve meyvelerin üretildiği, dışarıdan bir çöp almaksızın, kendi kendisini doyurabilen dünyanın sayılı 7 ülkesinden biri olmuştur.

Yalnız köylümüz değil kasabalı, hatta çoğu kentlimiz bile, harmandan sonra ununu, bulgurunu, patatesini, soğanını vs. kilerine yerleştirir; kavurmasını, tarhanasını, turşusunu vs. yapar; peynirini ve tereyağını sütün bol olduğu ilkbahardan/ yazdan hazırlamıştır zaten. Kış gelmeden şekerini, tuzunu ve gazını da aldığında, “artık gelsin kara kış, umurumda değil” der, köşesine yaslanırdı!..

1950’lere doğru, Amerikan emperyalizmine teslim olunca, her şey ters gitmeye başladı. Amerika ülkemizi, kendi petrol şirketleri, silah, oto ve diğer sanayi ürünlerinin yanı sıra tarım ürünleri için de pazar yapmanın yollarını araştırıyordu. Tereyağı ve zeytinin zararları anlatılırken margarin reklamları arttı. Zeytin ağaçlarının kesilmesi serbest bırakıldı. Oysa tüm kültürlerde zeytin ağacı kutsaldır. Çünkü asırlarca yaşar, insanlar onlara baktıklarında atalarını anımsar.

Amerika kredi vererek traktör sattı. Birkaç dönüm tarlası olan bile bir traktör aldı. Çoğu yamaçlarda olan otlaklar, meralar, ormanlar sürülerek tarlaya dönüştürüldü. Bir süre sonra buralar erozyonla çölleşti. Ülke traktör mezarlığına döndü. Köylü traktörünü binek aracı olarak kullanmaya başladı. Bu kez kazanan Amerikan petrol şirketleri oldu.

Bu gidiş, ABD’nin alkışları ile iktidara gelen Özal ile hızlandı, AKP ile zirve yaptı.

Amerika ve Avrupa ülkeleri dahil, dünyadaki tüm ülkeler tarımsal üretimi destekler. Çünkü devletin birinci görevi halkının karnını doyurmaktır. Cumhuriyet yukarıda yazdıklarımın dışında tarıma destek için başka birçok kurum kurdu. Örneğin, Türkiye Zirai Donatım Kurumu, Tarım Kredi Kooperatifleri, Toprak Mahsulleri Ofisi, Tohum Islah İstasyonları, Tarımsal Araştırma Enstitüleri, Şap Enstitüleri vs. Ayrıca diğer devletlerin yaptığı gibi, bazı ürünlerde taban fiyat belirlenerek üreticinin tüccara ezdirilmemesi amaçlanmıştı.

Yeni dönemde tüm bu Cumhuriyet kurumları birer birer kapatıldı, kar getiren işletmeler özelleştirme adı altında yok fiyatına yandaşlara peşkeş çekildi. Şeker pancarı ve tütün başta olmak üzere bazı ürünlerin ekim alanları kısıtlandı; ortaya çıkan ihtiyaç, Amerika’dan ithal edilen GDO’lu mısır nişastası, tütün vd. ile karşılandı. Taban fiyat uygulamasına son verildi; Amerika’nın verdiği kredi ile “köylüye doğrudan destek” adı altında, üretime bakılmaksızın dönüm başına para verilmeye başlandı.

Bir Çin atasözü der ki “Bir kişiye balık verirsen, bir öğün karnını doyurur. Fakat balık tutmasını öğretirsen ömür boyu karnını doyurur.” Köylüye dönüm başına para verilmesi, “senin balık tutmana gerek yok, ben sana balık vereceğim” demek ve böylece köylüyü çalışmadan yaşamaya alıştırmaktı.

Bu arada Amerikan tarım ürünlerinin gelmesi için dışalım serbest bırakılmış, ancak açılan kapıdan içeriye dalan ucuz Çin vb. ülkeler malları market raflarını doldurmuştur. Taban fiyat uygulaması da kaldırılmış olduğu için ürününü maliyetin altında satmak zorunda kalan köylü, üretime son vermiştir.

Aldığı doğrudan desteğin dışında, AKP iktidarının seçim yatırımı olarak dağıttığı kömür, makarna vd. olanaklardan da yararlanan köylü, fazla gideri olmayan köylük yerde az da olsa eline geçen bu parayla çalışmadan yaşamaya alıştı. Sonuçta köylerde üretim sıfırlandı. Köylü tarlasını ekip biçmediği gibi kendi gereksinimini karşılamak için bir inek, birkaç tavuk bile beslemiyor; arka bahçesine 1-2 kök sebze fidesi de dikmiyor. Artık yumurtasını, ekmeğini, yoğurdunu, yağını, domatesini, soğanını ve diğer tüm gereksinimlerini karşılamak için il/ ilçedeki marketlere gidiyor. Köylerde tarım da hayvancılık ta bitti. Bu nedenle ayakta kalmaya çalışan birkaç besici için saman ithal ediliyor.

Oysa onbinlerce yıllık tarımsal kültürün mirasçısı olan Türk köylüsü, bilimsel olarak 20.yüzyılın son çeyreğinde uygulamaya sokulan biyoteknoloji yöntemini, yüzlerce yıl önce görgüsel (ampirik) yolla bulmuş ve çok yararlı bir besin olan yoğurdu, insanlığa armağan etmişti. Ayrıca kavurma ve pastırma yapımını gerçekleştirerek etin bozulmadan saklanabilmesi yöntemlerini de Türk köylüsü geliştirmiştir.

Cumhuriyet’ten sonra, üzüm, incir ve tütün karşılığında Sovyetler Birliği’nden aldığımız teknik yardımlarla, aralarında şeker fabrikaları, Sümerbank fabrikaları, demir-çelik ve alüminyum fabrikaları ile petrol rafinerilerinin de bulunduğu birçok sanayi tesisleri kurduk. AKP bu fabrikaları ya kapattı ya da sattı. Dünyanın en büyük tütün ihracatçısıydık, şimdi en büyük tütün ithalatçısı olduk.

Türkiye’de montaj endüstrisi dışında sanayi de yok ama, var olsa bile tarımın öldürülmesi ülkemiz için felaketin başlangıcıdır. Yakın gelecekte dünyada beklenen en büyük tehlike küresel açlık. Bu nedenle ileri sanayi ülkeleri bile tarımı desteklemektedirler. Çünkü güç, besin ürünlerine ve temiz suya sahip olanlara geçecektir.

Posted in Doga - Cevre - Ekoloji - Tarim, Ekonomi | Leave a comment

KÜRESEL EMPERYALİZM * ORTADOĞUDA “GOP” OYUNLARI * İRAN’A KARŞI HAZIRLIK: SUUDİ SARAYINDA DARBE

 

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, ORTADOĞU ÜLKELERİ | Leave a comment
Top