HAYATIN İÇİNDEN * “Kötüler”in eski bayramı!..

Eski Urfa

Mehmet FARAÇ
farac65@gmail.com
15 Haziran 2018

“Kötüler”in eski bayramı!..

1970’ler… Bugün “mazi” dediğimiz,
o antika zamanlar…

Eski zaman insanlarına benzettiğimiz, kehribar tadında adamlar ve ellerindeki dövmelerde sanki bayramların hüznünü de taşıyan yaşlı kadınlar…

Ve bir omzu hep yıkık, mazlum çocuklar!..

Oradaydı hepsi, Urfa’nın Kötüler Mahallesi’nde…

Arka yakasında Arap, ön cephesinde ise Kürt çocuklarının “Deleme”leri (topaç) hesapsızca ve kardeşçe çevirdiği sokaklar vardı o garip mahallede…

Türkçenin, Kürtçenin ve Arapçanın birbirine karıştığı aksanlı, sevecen ve içten diyaloglar yan yana tutardı yoksul ama yürekli insanları…

Neler yok ki akıllarda o eski zamanların garip ve hüzün dolu görüntülerinden;

Taştan “gülle”lerin (misket), demir paralar “utabilme” uğruna kumarbazca savrulduğu nemli topraklar!..

Dev “leyli”lerin (salıncak) uçuştuğu, gül kokan bayram avluları…

Salıncakların kocaman kasasına tutunmuş yeniyetme kızlar ve onları kalın kendirlerle gökyüzüne savuran güler yüzlü analar!..

Bayram öpücüğü kondururcasına bulutlarla adeta dans eden neşeli, sevecen ve umut dolu salıncak çocukları…

40 yıl öncesini anımsıyorum da, sanki siyah- beyaz bir Yeşilçam filminin soluk kareleri gibi zihinlerimizin beyaz perdesinde durmadan dönüveriyor özlem kokan o eski görüntüler…

İçinde neşe olan, coşku olan ve en çok da “çocukluk” olan eski bayramların özlemini de saçıyor, zihnimizin yorgun duvarlarında dönüp duran o müthiş görüntüler…

Babaların yırtık yakası!..

“Çocuk” demişken, bayramlar da çocukluktan sonra masumiyetini kaybediyor sanki…

Düşünüyor da insan, bayram yalnızca çocukken yüreklerde alkış çalabilen birer coşkulu anıymış meğer…

Hele de o mahallede, babaları “kaçakçı” olduğu için hep korkuyla yaşayan çocukların görüntüleri eski zaman sokaklarında yankılanıyor sanki… Sofrası yoksul, yüreği zengin zamanları anımsatıyordu o görüntüler;

Suriye’den kaçak getirilmiş giysilerden çıkan “gâvur parası”nı mahallenin tek bakkalı “Kör Mengulo”ya beş-on kuruş diye yutturan veletler!..

Çikolatadan bihaber masumların, bir avuç dolusunu 25 kuruşa alabildiği “limonlu şeker”ler…

Küçük ahşap el arabalarında, yakıcı sıcağa direnen rengârenk “eskimo”ları (frigo) edinmek için babalarının yırtık yakasına asılan mazlumlar!..

“Şeker”den “Kurban”a kadar düşleri süsleyen kahverengi bağcıklı, bayramlık kunduralar…

Ve makarnayı keşfedemeden, “ekmek aşı”na mahkûm olan gariban sakinler!..

***

Zalimliğin damgası!..

Yaşamın, kaçakçıların mayın korkusu üzerinde şekillendiği, çevresi antik mağaralarla donatılmış Urfa’daki o garip mahallede geçti çocukluğum…

Gizemli ve sanki eski zamanlara terk edilmiş o mahallede, bayramları işte böylesi bir atmosferde yaşadım ben!.. İşte o mahallede, “Guti” kavimlerinden kaldığı bilinmezdi “soylu” dağlarımızın!..

“Guti”yi bilinçsizce “Kötü”ye çevirenler, acımasızlığın ve zalimliğin damgasını da vurmuşlardı yüzümüze!..

Oysa ürpertici, karanlık sarnıçlarımız, kanalizasyonsuz sokaklarımız ve geri kalmışlığımızın damgası şark çıbanlarımız olsa da, “kocaman yürekli” güzel insanlar vardı o mahallede…

“Kötü” değildik yani hepimiz!.. Anlıyorduk ki, bizi başkasından ve belki de iyilerden ayırt eden tek gerekçe, bir köşeye atılmış yoksulluğumuzdu!..

Aşmak için kendimizi, güç bela okuyabilme yollarında tükenmişti gücümüz!.. Naylon poşetlerde geleceğimizi şekillendirecek yırtık kitaplarımız ve yamalı kara önlüklerimizle direndik yaşama…

Kurşun kalemlerin kör uçlarında yıpransa da talihimiz, pörsümüş silgilerin yok edemediği umutlarımıza inandık!..

Bildiğimiz tek şey vardı… Büyüyecek ve savrulacaktık her birimiz bir viraneye!.. Umut ve ekmek uğruna… Kimileri Urfa varoşlarına, kimileri büyük kentlere…

İşte 40 yıl öncesinden, halen şeker kokusunu hissettiğimiz o bayramlardan eser kalmasa da sormak isterim yeniden; bu dünyada yaşam, “iyi” ve “kötü”nün kavgası değil midir?..

Ve sonunda kazanacak olan iyiler ve doğrular değil midir zaten?..

Mutlu Bayramlar…

Eski bayramlar ve onlarla ilgili yazdığımız yazıları anımsamamızın birçok nedeni var şüphesiz…

Örneğin, dünya hızla kirleniyor ve iyilikler, güzellikler de ne yazık ki giderek azalıyor…

Yani, artık “kötüler”in dünyası oluyor yaşadığımız bu yorgun ve her geçen gün daha da fazla yıpratılan gezegen!..

Ve bizim topraklar, bizim ülkemiz… Bitmeyen terör, pahalılık, işsizlik, geçim sıkıntıları, siyasal kavgalar, sosyal sorunlar, gericilik ve bölücülüğün bitmeyen tehditleri yaşamı kötülere teslim ediyor ne yazık ki…

Unutmayın ki, komşularla düşmanlık siyasetinin de adeta sosyal, siyasal ve ekonomik alanda “kötü”lüğü dayattığı bir ülkede yaşarken, güzele, mutluluğa, sevince ve sevgiye özlemimiz de giderek artıyor…

İşte böylesi bir ortamda ne yazık ki çocuk masumiyetinden izler taşıyan bayramların da tadı kalmıyor…

Evet; eski bayramların anımsatılmasının bir gerekçesi de geçmişe özlem…

Baksanıza, kötülüklere, kirliliklere direnen bir dünyada anılarımızda hale gülücüklerle duran kimi manzaraların yok olup gitmemesi için hep birlikte çırpınıyoruz adeta…

Çünkü mutluluklar, güzellikler ve iyilikler artık hızla geride kalıyor ve yaşanan acılar büyüdükçe, ne vahimdir ki, zihnimizde tutmaya çalıştığımız o tatlı “çocukluk” anılarına yer de kalmıyor!..

Evet… Bize tertemiz bırakılan bir dünyada ve özellikle de yaşadığımız ülkede, kötülüğü ve kötüleri alt edebilmek, aydınlık ve uygar düşünceli insanların dayanışmasıyla mümkün olacak…

Dünya belki o zaman güzellikleri bir nebze de olsa hissedebileceğimiz bir ortama kavuşacak…

O halde kötülerin egemen olduğu şu dünyada; dik duranların, baş eğmeyenlerin ve onurlu yaşayanların Şeker Bayramı kutlu olsun!..

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/kotulerin-eski-bayrami-47810yy.htm

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

HIRSIZLAR * Aslında bunların bir de abileri var ! Onlar ya Cuma namazından sonra ya da bir ayet salladıktan sonra çalıyorlar

Servet AVCI
avciservet@hotmail.com
15 Haziran 2018

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

PERDE ARKASINDAN * Kirli politika/cılar * URFA SURUÇ OLAYI * markaj

Mahir Tan
LondraPosta-Londra

Markaj

Urfa- Suruç’ta yaşananlar, yakın gelecekten bir kesit gibi. ‘HDP yi Markaj’a Alın’ talimatının ilk uygulaması olarak değerlendirebilecek olayda markaja alan ve alınanlardan 4 ölü var.

Kanlı çatışmanın nedenleri,gelişimi ve sonuçlarının tam olarak anlaşılabilmesi, muhtemelen seçim sonrasına kalacak. Zira failler,soruşturma yürütecek olanlar ve medyada olayı yansıtanlar büyük ölçüde ‘talimatlarla’ hareket eden guruba bağlı.

Başta Merkez Medya olmak üzere tüm haber kaynaklarında ‘AKP Seçim propaganda heyetine PKK saldırısı’ olarak yansıtılan olayda, sırasıyla Cumhurbaşkanı,Başbakan, Bakanlar ve AKP Suruç İlçe Başkanı’nın açıklamaları ve yorumları yer alıyor.

Olaydaki taraflar AKP Milletvekili Yıldız ve ailesi ile dükkanına propaganda amacıyla girildiği belirtilen Şenyaşar ailesi üyeleri olduğu biliniyor.

Olayların, ağırlığı giderek daha fazla hissedilen Medya çarpıtmaları ve özellikle haber ajanslarının yokluğu nedeniyle anlaşılması, imkansız hale geliyor.

BBC Türkçe, yine boşluğu doldurarak, bir muhabir imzasıyla yerinden haber üretiyor.

Ölenlerin İkisi hastane saldırısında

Olayları belli bir ‘resmi yorum’ altında yurttaşlara aktarmaya çalışan ve AKP ye karşı PKK saldırısı biçiminde sunmaya çalışan haber kaynakları dışında , CHP ilçe başkanı Servet Gören ve iki kişinin öldürüldüğü Suruç Devlet Hastanesi yetkililerine dayanan TTB açıklamaları önem kazanıyor.

Suruç’ta Şenyaşar ailesine ait bir dükkana giren Milletvekili Yıldız,aynı soydını taşıyan AKP İlçe Başkanı, kardeşleri ve korumalardan oluşan gurup, dükkan sahiplerinin ‘biz HDP liyiz. Buraya neden geldiniz’ itirazıyla dışarı çıkarılıyor. Bazı yerel medya organlarına yansıyan şahit ifadelerine göre, dışarı çıkarılan gurup bir süre sonra Şenyaşar ailesinin bulunduğu dükkana dışarıdan ateş açıyor. Dükkan içinden de ateşle cevap verilen çatışmada Milletvekili Halil İbrahim Yıldız’ın kardeşi ve Şenyaşar ailesinden bir kişi vurulur. Çevrede bulunan yurttaşların çektikleri amatör videolardan anlaşıldığı gibi, çoğunluğu korumalarda bulunan klaşnikof ve yer yer tabanca ateşi sesleri, çevrede gezinen polislere rağmen sürer.

Suruç olayının daha ciddi bir bölümü ise, saldırıya uğrayan Şenyaşar ailesine bağlı dükkandan hastaneye kaldırılan yaralılardan Şenyaşar soyadı taşıyanların başlarına gelenler. Yıldız ailesine bağlı 50 kişilik silahlı bir gurubun Suruç devlet hastanesini basarak Şenyaşar ailesi üyesi iki yaralıyı öldürdükleri iddiası çok sayıda görgü tanığı ve TTB tarafından vurgulanıyor.Amatör Videolarda silah sesleri duyulurken çevrede gezinen polislerin hastanede neden tedbir almadıkları önemli bir soru olarak ortaya atılıyor. Zira hastanede öldürülenlerden biri Dükkan daki çatışmada bulunmayan ancak hastanedeki oğullarını görmeye gelen baba Esved Şenyaşar.

Suruçta neler olduğunu tam olarak bilemiyoruz. Ancak ‘neden olduğunu ‘ biliyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘AKP Parti Başkanı’ şapkasıyla yaptığı ‘HDP ye Markaj yapın’ talimatı bir gün sonra uygulamaya konuluyor. Üstelik seçime daha 9 gün var. Tehlikeli olan bu …

Posted in FAŞİZM, HABER GÜNDEM, HUKUK-YARGI-ADALET, SEÇİM - SEÇSİS, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Bir ramazan ve oruç ayını bitirip bayram günlerine giriyoruz. Her gün yaşadığımız bir çok olumsuzlukları bir kenara bırakıp mutlu ve neşeli olmak bizim de hakkımız.

Bir arkadaş anlatıyor:
“Geçen gün gazete okuyordum; her gün zam, zam, zam. Bir şeyin düştüğünü görsem bayram yapıp hediye vereceğim’ dedim. Benim oğlan fırladı ‘Baba, bayramını yap, hediyemi isterim, karne aldık benim notlarım düştü.’ Dedi.”

Oruç tutan ve haliyle açlıktan, sıcaktan, susuzluktan bunalan bir vatandaş “Şu ramazan ne güzel bir şey, bitmesine üzüliyorum” demiş. Karşısındaki şahıs cevap vermiş “O halde, ramazan bitti diye neden bayram yapıyorsunuz?”

Bu olayın da Erzurum’da geçtiği söylenir :
Kahvede insanlar iftar vaktini beklerken, içeriye birisi hızlı ve hırslı bir şekilde girer “Abi, çabuk bi koşu gelin, adamın bi tenesi orucunu tutmir, basir cigara içir, gözümün ögünde”. İçerdekiler cevap verir “Ula, temam bir dur, neye fenikirsen. Habu çaylarımızı bitirek, gelir hesap sorarık.”

Artık bayramlarda, bayram tebrik kartları yazıp yollamak, evde oturmak, ziyaretler yapmak, konuşup hal hatır sormak kalktı gibi bir şey. Bir elimizde telefon, bir elimizde bilgisayar tuşlarına basıp, yüzünü bile görmediğimiz kişilere “tık,tık, tık” mesajlar atıp, mesajlar alıyoruz.

“Bir aile, yanlarına çocuklarını alıp, büyüklerini ziyarete gidiyorlar. Daha içeri girerken, gözleri etrafı görmüyor; ellerinde telefon, konuşup, mesajlar atıp, vatsap’lar alıyorlar. Tam o sırada internet bağlantısı kesiliyor, mecburen bir süre konuşuyorlar. Yarım saat sonra bağlantı tekrar sağlanınca, herkes telefonuna sarılıyor ve çocuklardan biri arkadaşına bir mesaj atıyor “Bizimkilerle biraz konuştuk, bayağı iyi insanlarmış.”

Eh, yaşadığımız günlerin mana ve ehemmiyetine uygun olarak bir fıkrayı da biz monte edelim:

“Siyasetçinin biri, bir köye gitmiş, akşam üzeri öyle bir sofra donatılmış ki, evlere şenlik; börekler, çörekler, tuzlular, tatlılar her şey var. Devlet büyüğü siyasi, çok memnun olmuş ‘Maşallah, burası ne zengin, ne bolluk bir yermiş’ demiş. Sofradaki köylülerden biri ‘Bu gün bayram. Onun için herkes karınca kararınca azığını ortaya koydu. Bolluğun sebebi budur’ diyince, biraz düşünen Siyasi ‘Dönünce hemen bir kanun çıkracağız, her günü bayram ilan edeceğiz, böylece her gün bolluk olacak’ demiş.”

Şansınız, talihiniz, rızkınız bol;
günleriniz ve bayramınız kutlu ve mutlu olsun.

Av.A.Erdem AKYÜZ

https://www.facebook.com/erdem.akyuz.167
http://www.ajans09.net/Yazar-av.a.erdemakyuz-3925.html

Posted in Uncategorized | Leave a comment

ANKA KUŞUNUN KAZAK ELİ YOLCULUĞU

GÜNGÖR YAVUZASLAN
Gazeteci –Yazar
 yavuzaslan74@gmail.com

ANKA KUŞUNUN KAZAK ELİ YOLCULUĞU

Dünya edebiyat tarihinde Beyaz Zambaklar Ülkesi, Simyacı gibi eserler sizi tadına doyum olmayan bir yolculuğa götürür. Ben sizi asrımızın bilge sultanı Nazarbayev’in ülkesine Kazak Eline bir Anka Kuş’unun üzerinde masalımsı bir yolculuğa götüreceğim. O çocukluğumuzdan kulağımızda ninnilerden kalan fısıltılarla.

Beyaz ışıklar ülkesi olan KAZAKİSTAN bu ışığı temiz yürekli insanlarının gözlerine yansıyan sevgisinden alır. Anka kuşu ile derin gökyüzündeki yolculuğumuzda zirveleri karla kaplı uzun ve engin dağlar, geniş ve uzayıp giden ovalar, derin ve tertemiz nehirler, kavrulmuş ve hala bir kervan geçecek gibi hissettiren çöller, çiçeklerle bezenmiş ve insanı saran kokularla göz alabildiğine uzanan düzlükler ve el değmemiş yeşil deniz misali ormanlar. Anka kuşunun kanadında üzerinde süzülüp dururuz. Bu masal ülkesi sizi her gün başka bir maceraya alıp götürür.

Hazarın maviliklerinden Altay dağlarına doğru süzülürlerken yılın her zamanı tepelerinde kar ve buzul bulunan Tyan-Shan, Tarbagatay sizleri selamlar. Sary bozkırına doğru Anka kuşu ile alçalırken yarısı tuzlu yarısı tatlı su Balkaş Gölünün büyüsüne kapılırız.

Kazak Elinin rüzgarları bizi alır eşsiz çam ağaçları ile çevrelenmiş buzul gölleri ile Kokşetau ulaştırır. Rüya ile gerçek arasında o ince çizgide Bayan Aul Ulusal parkında kaya resimleri arasında bilinmeyen zamanlara esir oluruz. Başımızda duran devası heykeller destanların gölgesini bize getirir. Kazak Elindeki yolculuğumuzda Kurgaldçino da doğanın en güzel yüzlerce bitkisinin içinde cennetten bir köşedir. Anka kuşu ile yolculuğumuzda uzun yollardan gelen flamingolar kanatlarımıza takılır. Tarihin derin sayfalarından gelen yeni umutlar ülkesinde gök yüzene doğru süzülen güneşi bir kartal kanatlarına almış giderken bilge Nazarbayev yeni destanlar yazmak için gözlüklerini takmış geleceğin Kazak elini hayal ediyor.

Asya’nın kalbinin attığı topraklarda eski çağlardan koşup gelen atlılar adeta zamanın rehberidir. Rüzgâr yeleli yağız atların üzerinde Nogaylar, Kazak Hanları tuğlarını Asya’nın dört bir yanına dikerler. Dombıra müziğinin çılgın nağmelerinde destansı zaferler kadar sürgünlerin, acıların ve kayıp ailelerinde izleri de vardır. Kulaklarımızı sürgünlerden kalan bir ağıt sarar. Kısık gözlü, nasırlı elleriyle bir Kazak ninesi dağlarda, taşlarda, ovalarda saklı derin acıları anlatır bize.’’Ve biliyorduk hep Kartal’ın bize güneşi getireceğini’’ diyerek başını mavi Kazakistan bayrağına çevirir.

Sonra ilahi bir çağrı sarar semaları ezan sesleri ile Yesevi Ocağına gideriz. Şehri Türkistan’a giderken dört biryanımızda tarihin her devrinden yapıtlar bizi sarar. Bu ülkede tarih adeta geçit törenindedir. Ahmet Yesevi’nin ebedi İstirahatgahına giderken uzaklardan bir deve kervanına takılırız. Bu yorgun kervanın üzerinden tarihin tozları bizi sararken kendimizi Hoca Ahmet Yesevi’nin makamında buluruz. Biz de kapına geldik asırlar sonrası, bizde müridiniz ey Pir-i Türkistan.

Kuş uçmaz kervan geçmez gibi yemyeşil ovalarda sizi aniden göçerler selamlar ya da bir çadır köy karşınıza çıkar. Kazak Eli bir sular ülkesidir. Ne kadar Aral eski günlerine ağlasa da etrafta alüvyon taşıyan, kimi kez çılgınca taşan, ya da kışın bembeyaz donan ırmaklar sizi götürdüğü engin dağ yamaçlarında sarı lâleler, mavi unutmabeni çiçekleri, kıpkımızı gelincik tarlaları içinde kaybolabilirsiniz. Anka kuşu ile yolculuğumuzda, çayırdan ormana, ormandan çöllere geçiyoruz. Gökyüzünün rengi zaman zaman griden maviye, pembeden turuncuya dönüşür. Kazak Elinde ressam doğanın tüm renklerini dört bir yana savurmuş.

Anka kuşu ile yolculuğumuz yaban elmalarının sıralandığı yollardan geçerek Almaata’ya varır. Kanatlarımızın altında karlı dağları aşarken beyazlıklar içinde süzülen bir gelin gibi bu şehir bizi karşıladı. Önümüzden gelip geçen teleferiklerle şehir ayaklarımızın altında. Kazakistan’ın rüzgarları alıp bizi Astana’ya götürür ‘Ömür Ağacı’nın etrafında uçarken Han Çadırı bizi selamlar. Rüzgarların şehrinde kanatlarımızı rüzgara emanet ederek Nur camiinin bembeyaz minarelerini geçiyoruz. Barışın ince ince işlendiği Piramidi arkamızda bırakarak bu geleceğin şehrinin esiri oluyoruz. Bayterek kulesinin etrafında süzülürken yeniden doğmanın, küllerinden yeniden doğuşun o inanılmaz üstü gücünü her yerimizde hissederiz. Bu şehir efsanelerden var edilmiş gibidir.

Anka kuşunun bu masalımsı yolcuğunda derin çekik bakışları ile karşımızı bilge adam Nazarbayev çıkar. Kollarının altına tüm Kazakistan halklarını saran bu ak saçlı adam bize yarının Kazak elini anlatıyor. Bir eli ile uzaya merdivenler yapıyor, diğer ile ile toprağın altından cevherleri çıkarıyor. Tozlu kitaplardan o derin zamanların tarihini okuyor bize. Nogaylardan, Altın Ordaya, Kazak Hanlarından Asya’nın çılgın süvarilerine dünyanın dört bir yanına savrulan Türkleri anlatıyor bilge adam bize. Anka kuşunun yolculuğunda bizi derin bir tarih sarıyor. Bilge adam bize ‘’tarihini bil ve unutma” diyor.

Anka kuşu güneşe doğru uzanan kartalın peşine takılarak o sonsuzluk yurduna doğru giderken milyonlarca Kazak Eli çocuğu 7’den 77’ye bir başka masal tadında hikayede bizi bekliyor. Gökten 3 üç elma düştü. Biri Almaata oldu, biri Astana üçüncüsünü siz bilin.

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

YABANCI ÜLKELER NEDEN ERDOĞAN’ı İSTİYOR ? *** Yerli-milli Tayyip’i Yunan niye alkışladı?

Sabahattin Önkibar
Aydınlık Gazetesi
14.6.2018

Yerli-milli Tayyip’i Yunan niye alkışladı?

Adı: Nikos Katzias.
Yunanistan Dışişleri Bakanı.

Önceki akşam televizyonda Türkiye’deki muhalefeti, Ege’de Atina’nın işgal ettiği 18 ada konusunda topa tutarken, Tayyip Erdoğan için aynen şu ifadeleri kulandı:

– “Sayın Erdoğan tutarlı ve karizmatik bir lider. Diğer Cumhurubaşkanı adaylar ise 18 ada konusunda hiç güven vermiyor.” Evet Rum Nikos’a göre Tayyip güven telkin ediyormuş!

Sorarım size, yerli ve milliyim diye caka satanların Palikarya tarafından övülmesi normal midir?

Bir başka husus, tersi olsa yani Yunan Bakan muhalefeti övüp Tayyip’i eleştirse iktidar kıyametleri koparmaz mıydı?

Bu arada ilginçtir seçimle beraber Erdoğan’a sadece Yunan değil, İngiltere, Almanya ve son olarak ABD destek vermeye başladı.

Soru şudur:

Neler vaadedildi de AKP’yi omuzladılar?

https://www.aydinlik.com.tr/yerli-milli-tayyip-i-yunan-niye-alkisladi-sabahattin-onkibar-kose-yazilari-haziran-2018

Onur Öymen (Resmi Sayfasıdır)
13 Haziran, 10:32 ·

Basın haberlerine göre Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias, Kontra televizyonuna verdiği mülakatta Türkiye’deki muhalefet partilerini eleştirmiş ve“Aslında Türkiye ile sorunumuz bizi rahatsız eden konularda Erdoğan yönetiminden daha iyi olmayan bir muhalefet bulunmasıdır. Bana göre Erdoğan daha tutarlı ve daha karizmatik bir lider” yorumunda bulunmuştur.

Kotzias, Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) Ege denizinde 18 Türk adasının işgal edildiğine ilişkin iddiaları için, “Bu adalarla ilgili konuyu açan aslında muhalefet” demiştir.

Yunanistan’ın Türkiye’deki seçimlerle ilgili olarak partiler arasında taraf tutan bir konuma girmesi uluslararası ilişkilerin temel unsurlarından biri olan karşılıklı saygı ilkesine açıkça aykırıdır.

Kotsias’ın bu ifadeleri aynı zamanda iktidarın 18 Ada konusunda Yunanistan’ın beklentileri doğrultusunda hareket ettiği iddiasını da içermektedir.

Bu sözleri bazı yabancı ülkelerin Türkiye’nin iç politikasını etkilemeye çalıştıkları yolundaki iddialara da haklılık kazandırmaktadır.

Şimdi hem iktidarın hem de bütün muhalefet partilerinin Yunanistan’ın bu tavrına karşı güçlü bir tepki göstermeleri ve 18 Ada ve Ege ile ilgili konularda Türkiye’nin, iktidarıyla ve muhalefetile tam bir birlik içinde olduğunu açıklamaları gerekmektedir. Özellikle Kotsias’ın haksız suçlamalarına muhatap olan CHP’nin 18 Ada ve diğer Ege sorunları hakkında uluslararası hukuktan ve antlaşmalardan kaynaklanan haklarını güçlü biçimde dile getireceğinden ve Yunanistan’a gerekli tepkiyi dile getireceğinden kuşku duymuyoruz. Bu ifadeler karşısında sessiz kalmak Yunanistan Dışişleri Bakanının sözlerini sineye çekmek mümkün değildir.

https://www.facebook.com/Onur-Öymen-Resmi-Sayfasıdır-184615704945843/
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, SEÇİM - SEÇSİS, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR | Leave a comment

+18 – VATANDAŞ DİYOR Kİ; …………………………..

Posted in Politika ve Gundem, VATANDAŞIN KÖŞESİ, VİDEOLAR | Leave a comment

‘MİLLÎ DEMOKRATİK’

Habip Hamza ERDEM
13.06.2018

‘MİLLÎ DEMOKRATİK’

Bu da ne demek derseniz…

Bu, aptal solcuların, aymaz devrimcilerin bilmeden kullandıkları bir ‘Devrim’ tipinin adıdır.Ve şimdilerde Türkiye’de içine girilen sürecin tanımıdır. Başarılı olur mu olmaz mı, yaşayarak göreceğiz kuşkusuz.

Ne ki, bilerek ve isteyerek gelmese de, ‘Tarih’ denilen istençüstü kuvvetin Türkiye’ye sunduğu bir ‘şans’ın ta kendisidir. Bu şansımızı iyi kullanalım derim.Önce Kemal bey Kılıçdaroğlu’ndan başlanabilir.

Türkiye’ye dayatılan ‘gayrimeşru seçim’e giderken, Abdullah Gül gibi bir ismi ‘ortak aday’ olarak önermesinden vazgeçtik, aklının ucundan bile geçirmesi affedilemez bir tutumdu.

Önerdi mi önermedi mi bilemem.

Eğer önerdi ise, Türkiye zora girecek olsa, bu politikacımıza güvenilmeyeceğinin bir kanıtı olarak bir kenera not edebiliriz. Aptallığın bu kertesi az insanda bulunur diyelim.Ancak ne var ki, Muharrem İnce gibi bir adayı göstermiş olması, bir önceki önersinin üstüne sünger çekmemizin nedeni olsun.

Görünen o ki, diğer Cumhurbaşkanı adayları çok değerli olsalar da, Muharrem İnce kadar başarılı bir ‘seçim propagandası’ yürütemeyeceklerdi.Peki Muharrem İnce, bir başına, ‘devrim süreci’ni yürütebilecek bilgi ve yeteneğe sahiptir denilebilir mi?

Ne münasebet!
Kimsenin öyle bir savı da yok, olması da mümkün değildir.

Meral Akşener mi ‘devrim’ yapacak?
Yoksa Temel Karamollaoğlu mu?
Ya da Gültekin Uysal mı?

Böyle bir savı değil ileri sürmek, üzerinde düşünmek bile ‘abesle iştigal’dir.

Ancak ve ne var ki, başta Muharrem İnce ve CHP örgütü olmak üzere, Meral Akşener ve ekibi, Temel Karamollaoğlu ve ekibi, Gültekin Uysal ve ekibi ve hatta HDP içinde ‘aklı başında olanlar’, elele vererek Türkiye’de bir ‘Millî Demokratik Devrim’ sürecini başlatabilirler.

Bu ‘Devrim’in ilk adımı, başta Dr Recep olmak üzere, AKP iktidarını geri gelmeyecek bir biçimde ‘yıkmak’ olacaktır. İkincisi, onların ‘Devlet’te yaptığı ‘yıkım’ı yeniden ‘kurmak’ olacaktır.

İnşa da denilebilir.
Önce ‘Devlet’ kuşkusuz.
Ki, ondan sonra ‘Ulus’un inşasına geçilebile.
Kürtler de ‘ulus’a dahil edilebile.

Kuşkusuz HDP’liler içinde, hâlâ sırtlarını ‘Talabani amca’ ve ‘Barzani Dayı’ya dayamak isteyenler olabilir.Ve hatta önlerini PKK’ya arkalarını YPG’ye dayamak isteyenler de çıkabilir.Bu tür, ön veya arkalarını bir yerlere dayamak isteyenler, istedikleri yer ve zamanda, istedikleri yere dayıyabilirler.

Bunların azınlıkta kalacak ‘sapkınlar’ olduğunu söyleyip geçelim.

Madem ‘bağımsızlık’ diyoruz, bugün Türkiye’de emperyalizme göbekten bağlı ve hatta onların paralı uşakları olan AKP’li yöneticilerin görevden el çektirilmeleri, bağımsızlığın ilk ve onsuz olmaz koşuludur.

Öyle, Büyük Ortadoğu-Küçük Ortadoğu gibi ‘emperyalist projeler’de, görev almak ve ‘eşbaşkan olmak’ türü ‘ihanet’lere düşülmeyecektir, bu bir.

‘Ilımlı İslam’ gibi, özde El Kaide, IŞİD, ÖSO vb ‘uluslararası terör’ örgütlerinin ‘maskeli dinciliği’ne kesinlikle yer verilmeyecektir, iki.

Üçüncü olarak, ülke içinde tarikat, cemaat, şeyhlik, seyitlik vb türü ögütlenmelere izin verilmeyecektir.

Devlet eliyle ‘sermayedar’ yaratılmayacaktır, dört.

Muharrem İnce ne diyor, ‘Bölüşümde adalet’; demek ki bölüşümde adaletin temelleri atılacaktır, beş.

Meral Akşener bugün Malatya’da ne dedi, ‘çalınıp çırpılan mallar’a el konulacak dedi; demek ki başta Dr Recep olmak üzere, AKP döneminde kim ne çalmışsa bulunup yeniden ‘kamu’ya devredilecektir, altı.

Bu maddeler altmışaltıya değin götürülebilir.Ve, ‘politika’sını onca eleştirdiğimiz Kemal bey Kılıçdaroğlu bu ‘hesap’ların feriştahını bilir diyelim.Sonuçta kendileri ‘Hesap Uzmanı’dırlar. O bilmeyecek de ben mi bileceğim?

Nitekim Temel Karamollaoğlu ve ekibinin de bu ‘hesap’lamada bolca yardımları olacak gibi görünüyor. İYİ Parti’nin de ‘istibaharat’ ve ‘askerî’ konularda uzmanları var deniyor.
Böylece, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti gerçek bir ‘Millet Cephesi’ oluşturmuş bulunmakta. Ve seçimle yani denildiği üzere ‘Demokratik Yol’dan iktidara gelecekler demektir.

Ee bunlar hem ‘Millî’ ve hem de ‘Demokratik’ iseler, ‘Millî Demokratik’ olmamalarının önündeki engel ne?

Efendim ‘Kitap’ta öyle yazmıyormuş.
Sen önce ‘Kitap’ı okumayı becer.
‘Şubat Devrimi’, ‘Millî Demokratik’ miydi değil miydi?
Ve ‘Şubat Devrimi’ olmasa ‘Ekim Devrimi’ olabilir miydi?

Kaldı ki, şimdilerde bir ‘Ekim Devrimi’ yapmanın ne yeri ve ne de zamanıdır.
Ve sıkı durun, ne de bir ‘Kemalist Devrim’den sözedilebilir.

Yirmibirinci yüzyıldayız ve yüzyılın ortam ve koşullarında bir ‘Millî Demokratik’ devrime doğru gidiyoruz.

Sağa sola bakıp bir ‘örnek model’ aramanın da pek gereği yok.
Bir ‘Örnek Model’ yaratılabilir ve yaratmak durumundayız.
Bunun ‘maddî koşulları’ tamamlanmış bulunmaktadır.
Millet bir ‘Cephe’de birleşmiş bulunmaktadır.

Gerçek bir ‘Halk Cephesi’dir bu.

Karşısında ise, emperyalizme göbekten bağlı bir ‘Mafyatik örgüt’ ile onlara ‘payanda’ olan, ‘ırkçı milliyetçi’ler ile ‘islamî kemalist’ler mi ne, yer almaktadır. Cephe, yani ‘nicelik’ tamam da, ‘Devrim’i gerçekleştirebilecek midir?

Eh artık, o da sizin ‘nitelik’inize kalmış diyelim.
Eğer bunu da başaramaz iseniz, siz daha çok okursunuz çok..
Marks ne demişti, Lenin ne?
Mustafa Kemal ne demişti, bilmem kim ne?

İşte diyorum, ve iddia ediyorum ‘Devrim’ kapımızda.
Yeter ki sen kapıyı açmayı becer.
Adını da bırak senden sonraki kuşaklar koysunlar.
Önemli olan ‘yapabilmek’tir.

İngilizce ‘yapabiliriz-mapabiliriz’ demek kolay;
Türkçe yapabiliyor musun, sen ona bak!

Habip Hamza Erdem

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ TARİH | Leave a comment

JEOPOLİTİK/JEOSTRATEJİ /ENERJİ/EKONOMİ * DOĞU AKDENİZ VE TÜRKİYE

Ahmet Kılıçaslan Aytar
ahmetkilicaslanaytar@gmail.com
13.06.2018

DOĞU AKDENİZ VE TÜRKİYE

Tarihi süreçte önce Aristoteles, ​ İnsan’ı “bilme”, “eylemde bulunma” ve “yaratma” etkinliği gibi üç temel faaliyetiyle tanımladı.O gün bugün “Akıl ve Aklıbaşındalık” insanlık için temel şart kabul ediliyor.

İnsan’ın bilgiyi elde etmek için düşünce erdemini işlete işlete geldiği bu tarihî serüveninde;

İnsanlık “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nde belirtilen geri alınamaz kazanımlarından tümüyle yararlanmayı sağlayan ahlâki ve kültürel koşullar için ortaklaşıyor…Bu bağlamda çağdaş ülkeler işleyişlerinde sınırsız uygarlık için oluşturdukları sistematiklerle vicdan ve düşünce özgürlüklerini amaçlayan özgür insanlar yetiştirmeyi planlıyor.Ama Din’in toplumsal davranışı ve sosyal düzeni belirleyen bir sistematik olmasına izin verilmiyor.

*
Bu gerçekliğe rağmen neoliberal emperyalizm R.T.Erdoğan ile Müslüman Kardeşler Örgütü ve benzerleriyle işbirliği yaparak giriştiği, Doğu Akdeniz’de Arap ülkeleri sınırlarının İslamcı Osmanlı’ya çekileceği konseptinin hayata geçirilmesi öngörüsüyle, Türkiye ve Arap ülkeleriyle siyasi ve ekonomik usullerle kurduğu net bağımlılıklar, ortaklaşa denetim süreçleri ve vekalet savaşlarından;

Maksimum kâr çıkarılamamış, güvenlik, istikrar ve refah sağlanamamıştır…
Neticede bugün Doğu Akdeniz; jeostratejik, ekonomik ve diplomatik etkileriyle 20. yüzyılın başlarında oynadığı acımasız rolü yeniden yüklenmiş bulunuyor….


Bilhassa hidrokarbon enerji tekeline alternatif Nil Delta Havzası ve Levant Havzası büyük potansiyeliyle enerji kaynakları için bir geçiş sürecini zorunlu kılıyor.Ama bu sırada siyasi ve ekonomik dalgalanmalar bölgede her ülkeyi az ya da çok etkiliyor.Bölge ülkelerindeki iç savaşlar ya da iç sıkıntılar bir şiddet döngüsü yaratıyor.Dış müdahalelere ya da uluslararası hukuka dayanan hoşnutsuzluklara son vermek neredeyse imkansızdır.

Bölge büyük güçler arasında bu kadar derin bir rekabet dönemine tanık olmamıştır.Bölge ülkeleri ise sosyo-politik beklentileriyle ilgili bir belirsizlik ve kasvet dönemindedir.

*
Enerji Havzaları Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs, Mısır ve İsrail’e fırsatlar yaratıyor ama aynı zamanda zorlukları ve tehlikeleri beraberinde getiriyor. ABD, Rusya ve Çin büyük güçler olarak çıkarları doğrultusunda bölgenin sosyopolitik yörüngesini belirliyor.

Türkiye, İsrail, Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan bölgesel aktörlerdir;
Bunlar normatif ittifak düzenlemelerinin ötesinde devletler arasında sağlam bağlar kurabiliyor ve büyük güçlerin güç maksimizasyonuna destek oluyor. Büyük güçlerin pençelerini keskinleştirdikleri Suriye ve Libya’da ise iç savaş devam ediyor…

*
Özellikle Türkiye’de Aristoteles​’in ​ “Akıl ve Aklıbaşındalık”​ kriterlerine uymayan Erdoğan​’ın​,Güce dönük ve zorlayıcı diplomasiye dayanan taktik anlayışından tutarlı bir stratejiyi ayırt etmek her geçen gün daha zorlaşıyor.​​B​u yüzden Türkiye, Doğu Akdeniz’deki müttefikler​i,​ ortaklar​ı​ ve komşularıyla birtakım zorluklarla karşı karşıyadır.

Suriye’deki müdahalesinin kolay bir çıkışı yok​tur​ ve Kürt sorunu daha da karmaşıklaş​ıyor.Rusya Karadeniz’de ve başka yerlerde Türkiye’yi sıkıyor​.​ABD, İsrail ve Avrupa Birliği ile ilişkiler ​giderek zayıflıyor.​Yunanistan​ ile Ege ihtilafları kontrolden çıkma olasılığını koru​yor.

​*​
Nitekim Kıbrıs- Yunanistan- İsrail ve Mısır 8 Mayıs’ta Lefkoşa’da gerçekleştirdikleri Enerji Zirvesi bu ülkelerin;

Şu anda, askeri düzeyde işbirliğini vurgulamadıkları,Ancak Kamu güvenliği, sinemacılıkta ortak yapımlar, deniz kirliliği, telekomünikasyon ve veri dolaşım maliyetlerinin azaltılması gibi alanlarda işbirliğini derinleştirmede kararlı olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

*
​Bu ülkeler arasındaki Zirve’nin ana konusu “​Enerji”dir.​Doğu Akdeniz’den Yunanistan ve Avrupa güzergahında bir boru hattı​nın​,​ ​İsrail’i Türkiye’ye bağlayan bir boru hattından daha pahalıya mal olaca​ğı​,​A​ncak​ Türkiye’nin tutumu nedeniyle​ Doğu Akdeniz’de güvenliği artıraca​ğı​ konuşuluyor.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki sorunları temelinde Lefkoşa toplantısının ardından ​Kuzey ​Kıbrıs Türk lideri Mustafa Akıncı​’nın​,Doğu Akdeniz’den Yunanistan ve Avrupa güzergahında bir boru hattı​nın barışa giden bir yol olarak işlev göremeyeceğini ve gaz kaynaklarının Levanten Havzasından Türkiye’ye Avrupa’ya taşınmasını savunduğunu söyle​mesine yol açması dikkate değerdir.

Bun​un gibi yorumlar, Ankara’nın Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail arasında gelişen işbirliğine olan ilgisizliğini gösteriyor.​Çünkü ​Doğu Akdeniz’de demokratik bir bloğun oluşturulması, Türkiye​’de​ Erdoğan’ın ​ İslamcı Osmanlı özlemlerine hizmet etm​iyor…​

​*​
Nitekim Aralık 2017′ de ​Erdoğan’ın, Yunanistan​ liderleriyle yaptığı görüşmelerden sonra 1923 Lozan Anlaşması’nın yeniden açılması konusundaki tutumu güçlen​miştir.

Teklif, Türkiye ve Yunanistan arasındaki Ege Denizi ekonomik alanında varolan,
Karasuları ve kıta sahanlığı ile ilgili sınırlandırmaları kapsayan deniz yetki alanlarının belirlenmesi,Belli coğrafi formasyonların hukuki statüsü, Doğu Akdeniz’de ve Ege’deki statükoyu belirleyen anlaşma hükümleri çerçevesinde bu formasyonlar üzerindeki egemenlik aidiyetinin belirlenmesi sorunlarını yükseltmiş, Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki beklentileri​nin​ ötesinde, Suriye ve Irak’ta​ yürüttüğü askeri operasyonlar​ bağlamında olası ​bir yayılmacılık olarak algılanabilecek​ istikrarsızlaştırıcı​ ve çok ​t​ehlikeli yeni bir unsur​ haline gelmiştir.

*​
​Halbuki ​​Lozan’ın türev​ bir​ işlevi​​ de​ Türkiye’nin komşu ülkelerle sınırlarını belirlemektir. Daha spesifik olarak Lozan’ı tekrar açmak kıta sahanlığına​ ya da orada bulunabilecek herhangi bir hidrokarbon varlığına​ da​ cevap verm​iyor.​ Ancak taraflar arasında adaların, adacıkların ve açıkça isimlendirilmeyen kayalık mostraların durumu anlaşmanın müzakere tutanağı​nda desteklenm​ediği​ için muğlaklığa yol açıyor.Bu noktada Türkiye’nin sınırlarını doğrulamak için tasarlanan bir anlaşmayı yeniden açmak, Ankara için riskli bir öneridir;

Çünkü komşuların kendi talepleri de olabilir, tüm sınırlar ve azınlık hakları yeniden açılabilir!

*
Şimdi Türkiye ve Suriye arasında çok büyük bir sorun yaşanıyor.Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan, Türkiye’yi kendi Münhasır Ekonomik Bölge’sini ortaya çıkarmak, bunun komplikasyonlarını öngörememek ve tezini yasal yollarla savunmamakla itham ediyor. Türkiye de Kuzey Kıbrıs ile birlikte Münhasır Ekonomik Bölge’sini Rum Kesiminin tek taraflı olarak sınırlamaya hazırlandığını iddia ediyor.

*
Erdoğan bu durumu geçmişe doğru iterek bölgesel istikrarı yönlendirmeye çalışıyor. ​Ama e​gemenlik ve toprak bütünlüğü üzerindeki duygusal enerji ne olursa olsun ​Erdoğan’ın statükoyu değiştirme girişimlerine rasyonel bir Yunan​istan​ tepkisi ​oluşuyor.

​Türkiye ve Yunanistan​, Doğu Akdeniz’de Ege araştırması konusunda fiili bir moratoryum kurmuşlardır,​A​ncak zaman zaman politikacıların kamuoyu açıklamaları, liderlerin kriz yönetimi becerilerini test e​ttiği​ bir veya iki tarafça bir saldırganlık yarat​ıl​mış​ bulunuyor…​

*
​​Doğu Akdeniz’de hidrokarbon enerji tekeline alternatif Nil Delta Havzası ve Levant Havzası büyük potansiyelinin,Enerji kaynakları için bir geçiş sürecini zorunlu kıldığı şu aşamada;

Türkiye’nin 24 Haziran seçimlerden Erdoğan’ın temsil ettiği etnik ve dini milliyetçilik ve popülist politikalardan arınarak çıkması gerekiyor. Çünkü mevcut durum meseleleri çözmek için diplomatik alanlara umutsuzluk getiriyor.İronik olarak da Yunanistan ve Türkiye paylaşamadıkları hidrokarbon kaynaklarının tadını çıkarıyor…

14. 6. 2018

Posted in Ekonomi, ENERJİ, ORTADOĞU ÜLKELERİ, Politika ve Gundem | Leave a comment

POLİTİKA GÜNDEM * AK PARTİ’NİN VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN GÜNAH DEFTERİ

Mehmet Hakan DOĞAN
Araştırmacı ve Siyaset Uzmanı

AK PARTİ’NİN VE
RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN GÜNAH DEFTERİ

Her Türk vatandaşı gibi ben de 24 Haziran’da sandık başına gideceğim. Hiçbir baskı ve yönlendirme olmaksızın hür irademle oyumu kullanacağım inşallah. Seçimin, şimdiden ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Mesleğim gereği yıllardır sokaklarda, caddelerde, işyerlerinde ve meydanlardayım. Benim işim, siyasî gözlemlerde bulunmak, halkın nabzını tutmak, analizler yapmak ve doğru sonuçlara gitmek. Her seçimde olduğu gibi yine işimin başındayım. Güzel ülkemizi il il, ilçe ilçe geziyorum. Bugün bu yazımda siyasî gözlem, nabız tutma, analiz yapma ve sonuç tahmin etme gibi bir çalışmanın içine girmeyeceğim. Bir vatandaş olarak bugün kendi ruh ve gönül dünyamı sorgulayacağım. Sanıyorum bir kul olarak bu benim doğal hakkım.

16 yıllık iktidarında, değişik zamanlarda Ak Parti’ye oy verdim. Başka partilere de oy verdim. Her oy tercihinde, aklımı, vicdanımı, gönlümü, beynimi ve özümü dinledim. Hiçbirinden pişman değilim. Yine pişman olmamak için bütün samimiyetimle her türlü sorgulamayı yapıp, Allah’ın huzurunda hesap verirken kolay hesap vermeyi arzu ediyorum. Cenabı Hak, bu yaklaşımım ve içtenliğim dolayısıyla bu imtihanımı da kolay kılar inşallah.

Bir büyüğümden dinlemiştim, çok çarpıcı bir benzetme yapmıştı, hiç unutmuyorum. Demişti ki: İnsan hiç olmazsa bir tavuk titizliğinde olmalı; tavuklar çamurun, pisliğin içinden işine yarayanı alır, gerisini bırakır. Ne muhteşem bir teşbih, ne güzel bir örnek. Zaten hayvanlar dünyasını incelediğimizde, her hayvanın insandan daha ileri düzeyde bir özelliğine rastlamıyor muyuz? İnsandan daha hızlı koşan, insandan daha hızlı yüzen, insandan daha hızlı koku alan, insandan daha hızlı gören, insandan daha hızlı yiyen hayvanlar var. Neyse, konumuz bu değil. Ben bu seçimde en az, bir tavuk kadar titiz olacağım. Başkaları beni ilgilendirmez.

Benim konum şu: Bu seçimde Ak Parti’ye oy verecek miyim, vermeyecek miyim? Biraz garip, tuhaf geldi değil mi? Bu nasıl bir soru, seçime sadece Ak Parti mi giriyor, diğerleri hakkında niye bir yorum yapmıyorsun, daha genel bir soru iyi olmaz mı kardeşim, diyebilirsiniz. Haklısınız. Ancak ben kendimi sorguluyorum, kendi kalbimi dinliyorum, kendi içimden geçenleri masaya yatırıyorum. Bir vatandaş olarak Ak Parti’ye devam mı, diyeceğim; tamam mı, diyeceğim? Devam dersem neden; tamam dersem, neden? Sormak, akletmek, kıyaslamak, yorumlamak, sonuca gitmek benim hem meslekî vazifem hem de insanî duruşumdur.

Eğer bir konuda evet-hayır, devam-tamam, iyi-kötü gibi iki seçenekli bir durumla karşılaşırsanız en pratik yol şudur: Elinize bir kalem kağıt alırsınız, sayfayı yukarıdan aşağıya ikiye bölersiniz. Bir tarafa evet, bir tarafa hayır; ya da bir tarafa devam bir tarafa tamam; veyahut bir tarafa iyi, bir tarafa kötü yazarsınız. Yani, bir tarafa olumlulukları, bir tarafa olumsuzlukları yazarsınız. Hangi tarafın liste uzunluğu çoksa tercihinizi o yönde kullanırsınız. Ben de öyle yaptım. Bir tarafa Ak Parti’ye oy vermemin gerekçelerini yazdım, bir tarafa ise vermememin sebeplerini yazdım. Bugünkü tarih itibariyle, vermememin sebepleri, vermemin gerekçelerini ikiye katlamış durumda..

Ak Parti ile ilgili evet, devam, iyi ve olumluluk bildiren gerekçe listemin neredeyse tamamı 2002-2010 yılları arasını kapsıyor. Yapısal reformlar, yatırımlar, yasaklarla mücadele, yenilik, değişim, vatandaşa verilen değer, dış politikada diplomatik dil ve doğru diyalog, sade, samimi ve hizmet düşüncesi ile yapılan güzel çabalar… Ancak; hayır, tamam, kötü ve olumsuzluk bildiren sebepler listeme baktığımda 2010-2018 yılları arasında yoğunlaştığını görüyorum. Yani; yanlış adımlar, yanlış yönlendirmeler, yanlış yatırımlar, yanlış dil, yanlış düşünce, yanlış bakış açısı sonucu; yolsuzluk, israf, şatafat, depdebe, gurur, kibir, ehliyetsizlik, liyakatsizlık, öngörüsüzlük, tarafgirlik ağır basmış, güç zehirlenmesi baş göstermiş ve çürüme başlamış.

Bunun sosyo-psikolojik ve sosyo-politik izahları, ayrı bir yazının konusudur. Bu kısma hiç girmeyelim. Daha anlaşılır, daha müşahhas, daha belirgin olumsuzluklar listesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ak Parti ile ilgili aşağıda sıraladığım listedeki konular, 16 yıl boyunca gözümüzün önünde cereyan eden, bilgi, belge ve arşivleri ile herkesçe malûm olan konulardır. Belki bu liste, Kanunî’nin mezarına, Şeyhülislamdan aldığı fetvaları koydurtma isteği gibi de algılanabilir. Allah’a hesap verirken elde sağlam gerekçeler olsun. Tabi bu listedeki her bir madde, ayrı bir yazının, ayrı bir makalenin konusu olacak kadar hatta her biri için kitap yazılacak kadar uzun konular.

İşte Ak Parti’nin ve onun kurucusu, lideri, yönlendiricisi, baş aktörü Recep Tayyib Erdoğan’ın günah defteri:

1- Recep Tayyip Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eş Başkanlığı ve Emperyalizmin Ortadoğudaki Maşalığı

2- Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) İle, 10 Yıllık Yol Arkadaşlığı, Kan Kardeşliği ve Ruh İkizliği

3- Açılım Süreci, Habur Rezaleti, Oslo Kepazeliği, İmralı (Öcalan) Dostluğu, Dolmabahçe Mutabakatı

4- Kıbrıs Politikasında Rauf Denktaş’a Karşı Annan Planı’nın Savunulması ve Evet Kararı

5- Yunanistan Tarafından, Ege’de 18 Adamızın İşgaline Karşı Sessiz Kalınması

6- Yanlış Ortadoğu Politikası, Suriye Rejimini ve Esad’ı Düşman İlan Etme, ABD ve Batı’nın Suriye’yi Parçalama Planına Alkış Tutma

7- ABD’nin Irak’a Girmesine ve 31 Mart Tezkeresi’ne Destek Verilmesi

8- Recep Tayyip Erdoğan’a ABD’de, Yahudi Üstün Cesaret Madalyası ve Yahudi Üstün Cesaret Ödülü’nün Verilmesi

9- Müslüman Kardeşler, El Kaide, Hamas, IŞİD, Nusra, Ahrar El Şam ve PKK Seviciliği

10- PYD Terör Örgütü Sözde Lideri Salih Müslim’in, Ankara’da Kırmızı Halılarla Karşılanması ve Sonra Terörist İlan Edilmesi

11- Sürekli Değişen Dış Politika Yanlışlığı, Sürekli Eksen Kayması, Sürekli Dış Düşmanlar Üretme Hastalığı, Sürekli Dış Güçlere Bağlanan Hatalar

12- Ergenekon ve Balyoz Davalarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin Belinin Kırılması, Türk Milliyetçisi, Vatansever, Atatürkçü Askerlerin Tasfiyesi

13- Kozmik Odanın Kapılarının FETÖ Savcılarına Açılması, Devletin En Gizli Sırlarının Deşifre Olmasına Seyirci Kalınması

14- Yolsuzluk, Hırsızlık, Vurgunun Ayyuka Çıkması ve Kamu Malının Yandaşlar Tarafından İç Edilmesine Ortak Olunması

15- Ehliyet ve Liyakatin Rafa Kalkması, Torpilin Normal Hale Gelmesi, Devletin En Üst ve En Kritik Yerlerine Kendi Adamlarının Yerleştirilmesi

16- Adalet Anlayışının Yerle Bir Edilmesi ve Evrensel Hukuk Nizamının Ortadan Kaldırılması

17- Yargı Bağımsızlığına Gölge Düşürülmesi, Mahkemelerin, Savcı ve Hakimlerin Tartışılır Hale Gelmesi

18- Kalkınmanın Sadece İnşaat Olarak Görülmesi; Eğitim, Kültür, Bilim ve Sanatın Yok Sayılması

19- Devletin En Stratejik Kurumlarının Özelleştirme Adı Altında Satılması ve Yandaş Firmalara Peşkeş Çekilmesi

20- Kamu İhale Yasası’nın 16 Yılda 186 Defa Değiştirilmesi; Yasaya Göre Firma Değil, Firmaya Göre Yasa Düzenlemesi

21- Eğitime Gereken Değerin Verilmemesi, Sürekli Değişen Sınav Sistemleri ve PİSA Sonuçları

22- Toplumun Bölünmesi, Ötekileştirilmesi ve Kendi Dışındakilere Vatan Haini, Düşman Gözüyle Bakılması

23- Milliyetçiliğin Ayaklar Altına Alınması, Andımızın Kaldırılması ve Milliyetçiliğin Irkçılık (Kavmiyetçilik) Gibi Görülmesi

24- Millî ve Manevî Değerlerin İstismarı, Sömürülmesi, Kur’an’ın Meydanlarda Sallanması ve Muaviye Zihniyeti

25- İslam Ahlakının Temel İlkelerinin Yıkılması ve Dindarlığın Değil, Dinciliğin Tercih Edilmesi

26- Aile, Eş, Dost, Yakınlarının Zenginleşmesi ve Belli Bölgelerden Biatçı Müteahhitletin, İş Adamlarının Türemesi

27- İsraf, Saçıp Savurma Politikası ve Devlet Kaynaklarının Çarçur Edilmesi

28- Çankaya’dan Vazgeçilerek Saray Yaptırılması ve Devlet İtibarının Gösterişli Binalar Olarak Görülmesi

29- Şatafat, Depdebe, Gösteriş Düşkünlüğü ve Mütevazı Yaşamdan Vazgeçilmesi

30- Yandaş Basın Oluşturularak Tek Tip Medya Düzeninin Kurulması ve Farklı Seslerin Kısılması

31- Şehirlerin Betonla Çirkinleştirilmesi, Estetik Mimarinin Oluşturulamaması ve İstanbul’un Tarihî Silüetinin Bozulmasına Bile Göz Yumulması

32- Tarım ve Hayvancılığın Yok Edilmesi, Türk Çiftçisinin Üretemez Hale Gelmesi ve Etin Dahi Sırbistan’dan Alınması

33- İşsizliğin Sürekli Artması, Genç İşsiz Sayısının Çoğalması, Gerçekte % 20’lerde Olan İşsizliğin % 12 Gibi Gösterilmesi

34- İş Sağlığı ve Güvenliğinin Yetersizliği, Ölümlü İş Kazalarında, Türkiye’nin Avrupa’da Birinci, Dünyada Üçüncü Olması

35- Orta Sınıfın Yok Edilmesi ve Zenginin Daha Zenginleşmesi Fakirin Daha Fakirleşmesi

36- Düşünce ve Kanaate Pranga Vurulması, Fikirlerinden ve Yazılarından Dolayı Binlerce İnsanın Hapishaneyi Boylaması

37- Demokrasi ve Özgürlük Alanlarının Daraltılması ve Muhaliflere Baskı Uygulanması

38- Kur’an’ın, Dolayısıyla Allah’ın Reddettiği Tek Adamlık Düşüncesinin Meşrulaştırılması

39- Devlete; Mezhep,Tarikat ve Cemaat Güçlerinin Yerleştirilmesi ve Oy Uğruna Onların Desteklenmesi

40- Devlet Adamı Anlayışının Kaybolması ve Popülist Politika Yürütmenin Tercih Edilmesi

41- Yerleşmiş Parlamenter Sistemin Yıkılması ve Dünyanın Hiçbir Yerinde Uygulaması Görülmeyen Bir Başkanlık Sisteminin Getirilmesi

42- Cumhuriyet Değerlerine ve Atatürk’e Gösterilen Düşmanlığa Sesiz Kalınması

43- Doların ve Euro’nun Aşırı Yükselişi ve Vatandaşın Her Geçen Gün Daha Yoksullaşması

44- Meydanlarda Faize Karşı Olunduğu Söylenmesine Rağmen, Faizin Yükseltilerek Lobilere Teslim Olunması

45- Hiçbir Aklî ve Mantıkî Gerekçesi Olmadığı Halde Üniversitelerin Bölünmesi

46- Stratejik Bir Alan Olan Şeker Fabrikalarının Satılması ve ABD Merkezli, Çok Uluslu Cargill Şirketine Teslim Olunması

47- Türkiye’nin Dış Borç Stokunun 453 Milyar Dolar Olmasına Rağmen IMF’ye Borcumuz Yoktur, Diyerek Algı Yaratılması ve Halkın Kandırılması

48- Seçim Vaadi Olarak “Millet Kıraathaneleri” Gibi Son Derece Komik ve Basit Bir Projenin Sunulması

49- En Ağır Hakaretleri Yapmalarına Rağmen, FETÖ Davalarında Doğu Perinçek’e; Makamı Kaybetmemek Uğruna İse Devlet Bahçeli’ye Teslim Olunması

50- FETÖ İle İltisakı Olması Sebebiyle Görevden Alınan Belediye Başkanları İçin Hukukî Bir Süreç Başlatılmaması

51- FETÖCÜ Öğretmen, Hemşire, Savcı, Hakim, Polis, Asker, Memur, İşadamı, Esnaf, Baklavacı Bulunmasına Rağmen, Kendi İçlerindeki Siyasî FETÖ’ye Dokunulmaması

52- RTE’nin, Üniversite Diplomasının Tartışılmasına Açıklık Getirememesi ve Üniversiteden Bir Tane Arkadaş Bile Gösterememesi

53- Ankara’daki Saray Yetmiyormuş Gibi Bir de Marmaris Okluk Koyu’na 300 Odalı Yazlık Saray Yapılması

Elimi vicdanıma koydum, aklıma danıştım, özümü dinledim, listeye baktım; bu saatten sonra Ak Parti’ye, Recep Tayyip Erdoğan’a ve şürekasına oy vermem mümkün değil. Öbür dünyada her şeyden hesaba çekecek olan Allah, bunları bana sormaz mı?

Posted in Politika ve Gundem, SİYASİ TARİH, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment