ÜLKELER “DEMOKRASİ İLE” NASIL İŞGAL EDİLİYOR 1 * SESSİZ SAVAŞ * ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ (NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ  NASIL YÖNETİYOR

Yazan Dr. Ali Nazmi Çora
Özet  Naci Kaptan / 08 Ocak 2022

BÖLÜM I              http://nacikaptan.com/?p=96088
BÖLÜM II/III      http://nacikaptan.com/?p=96139
BÖLÜM IV/V       http://nacikaptan.com/?p=96215
BÖLÜM VI/VII    http://nacikaptan.com/?p=96422

SESSİZ SAVAŞ ABD VE AVRUPA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ
(NGO) KULLANARAK BAĞIMSIZ ÜLKELERİ  NASIL YÖNETİYOR

“Derneklerin yurtdışından  yardım alması ise İçişleri Bakanı’nın iznine bağlı. Ancak yedi yıldır yapılan tüm uygulamalarda, bu konuda herhangi bir art niyete rastlanmamıştır.” —–T.C. İçişleri Bakanı.

“Avrupa’da yerleşik olan ve çoğu Birleşik Devletler tarafından parayla besle nen hükümet dışı örgütler (NGO’lar) de, doğrudan ya da dolaylı olarak, bu operasyonlarda yer alıyorlar. —–Ralph McGehee, CIA (e)

Öncelikle; STÖ’lerinin (Sivil Toplum Örgütleri) – NGO (Non Governmental Organizations) hepsinin kötü, batı hizmetinde çalıştığını düşünmek yanlıştır.
Ancak, maalesef, bilerek veya bilmeyerek dış güçlerin oyun cağı, maşası ve onların hizmetkarı olan STÖ’lerin miktarı samimiyetle bu ülke için çalışan STÖ’lerin sayısından kat kat fazladır.
Amacımız; STÖ’lerden hainlerin, yani Türkiye’deki yardakçı ve batının ahlaksız hizmetkarlarının bağlantılarını ve ne yapmaya çalıştıklarını ortaya koyarak Türk Halkının gözünü açmaktır.
Açık ya da örtülü ilişkiler, açık bir resme dönüştürüldüğünde Amerikalıların “WEB” yani “Örümcek Ağı” demelerinin gerçekçiliği de anlaşılacaktır.
Bunu biz yapamasak bile, açtığımız yolda ilerleyecek olan genç araştırmacılar, Türkiye ağında yer alanların içini dışını, ekonomik çıkar ilişkilerini, “think-düşünce” batı hizmetkarı yardakçılık işleriyle doldurdukları küçük “tank-kendi cepleri ni-keselerini” inceleyecek ve hepimizin anlayacağı şekilde gözümüze, gözümüze sokacaklardır. Ben Türk gençliğine her zaman güvendim ve gene güveniyorum ve inanıyorum.
Genç araştırmacılar, Doğdukları büyüdükleri, her şeyinden faydalandıkları bu ülkeyi, para, rütbe ve mevki uğruna satmaktan çekinmeyen, bu zavallı vatan hainlerini açığa çıkartacak ve onları bu ülkede yaşadıklarına pişman edeceklerdir.
Bu hainlerin yaptıklarını inceleyecek ve yaptıklarının bilimsel irdelemesini yapacak olan akademisyenler de genç araştırma cılara eklenirse; gerçekten batı çıkarlarına hizmet vermek üzere kurdurulan, sözde STÖ’lerinin gerçek yüzleri tam anlamıyla halkımız tarafından anlaşılacaktır.
İşte o zaman canım ülkemizi parçalamaya kalkışan bu karanlık ve ahlaksız zihniyete karşı, ulusal bir dayanışma dönemi ne girebiliriz. Sadece kendi imkanlarımızla, sadece damarlarımızdaki asil kanla beslenenen gerçek vatan severler bu ahlaksız örgütlenmeye karşı çıkacaktır. Yani “Zor oyunu bozacaktır!”
İşte bu “ahlaksız oyun” milliyetçi ve bağımsızlıkla tutuşan Türk Milleti tarafından, ATATÜRK’ÇÜ Türk Gençleri tarafından bozulacaktır.
Ulus devletler; dünya egemenliğine soyunan Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği (Biz bu kitapta ikisini bir arada “AB-D” diye kısaltacağız) ve diğer Super Güç diye adlan dırdıkları ülkelerin önündeki en büyük engeldir.
Çünkü ulus devletler kendi topraklarının kullanımına ve ekonomik ortamına dışardan yapılacak girişimleri, dış siyaset lerinin doğrudan yönetilmesini engelleyebilirler. Daha da kötüsü, yandaş yönetimlerin yerini her an daha bağımsızlıkçı yönetimler alabilir.
Ulusal egemenliklerinden ödün vermeye yanaşmayan bu tür devletlerin sınırlarının eleğe döndürülmesi işi, örtülü, kirli işlerle becerilemez ve ilgili ülke insanlarının onayı alınmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenlerle, buralarda  “insan hakları” ve “din hürriyeti” bekçiliğine çevrilen operasyon ile AB-D’nin uygun göreceği türden demokrasiler kurulmalıdır.
Dünyanın 92 ülkesinde devlet yönetimlerine paralel yönetim şebekesi oluşturan AB-D, egemenliklerini gizliden değil, olabildiğince açıktan pekiştiriyorlar.
Bunu yaparken kurdukları ya da kurdurttukları Think-Tank, düşünce topluluğu, Grup çalışması , proje , yuvarlak masa toplantısı , bilimsel konferans , dernek ve vakıflar aracılığıyla toplumun tüm kesimlerini örgütlüyor, yasa değişikliği çalışmalarını yönlendiriyor ya da yasa tasarılarını kendileri kaleme alıyorlar. Ülkeyi yönettiğini sanan devletin kurumlarına “reform” için para veriyor ve değişiklikleri kendi bildiklerince yönlendiriyorlar.
Gizli örgütlenmelerle Polonya karıştırılmış, Moskova’da kurulan derneklerle yönetime sızılmış ve muhalefet örgütlenmişti. Sosyalist sistemin çökertilmesinden sonra ulusal devletlerin ele geçirilmesi ve parçalanması süreci başlatıldı.
Türkiye gibi müttefik ülkelerdeyse, olası bağımsızlık eğilimlerini bastırmak ve devletlerin tüm ulusal çekirdeklerini yok etmek, ekonomik ortamlarını korunaksız, yönlendirile bilir, gerektiğinde karıştırılabilir bir durumda tutabilmek için güdümlü örgütlerin desteğiyle yasal değişiklikler yaptırmayı başardılar. Kirli operasyonları saklı tutarken, toplumun tüm kesimlerini istedikleri anda harekete geçirebilecek denli örgütlemiş bulunuyorlar.
Operasyonun en önemli ayağı “çok kültürlülük” üstüne kuruldu. Başlarda “farklılıklar zenginliğimizdir” diyenleri bile şaşırtacak denli kısa bir sürede farklılıklar etnik azınlık isteklerine yükseltildi.
Toplumun dinsel dayanışmasını da denetim altında tutabilmek için “Din Hürriyeti” senaryosunu büyük bir başarıyla uygulayan AB-D örgütleri, dinsel topluluklarla, şeyhlerle, şıhlarla, vakıflarla ilişkilerini geliştirerek demokrasi (!) cephesi ne katıldılar
Öyle başarılı oldular ki, Irak işgali sürecinde karşı çıkması beklenen Türkiye’nin İslamcı muhalefeti bile vurdum duymaz oldu. Türban özgürlüğü örgütlenmesiyle ve eylemlerle birlikte kurumların ve toplumun tepkileri ölçüldü. Gerektiğinde suikastlar düzenlendi.
Operasyon, her kesimi T.C’nin yasallığına karşı birleştirdi. Siyasal partiler “siyasi eğitim” adı altında operatörlere bulaşınca, TOPLUMA ÖNDERLİK EDECEK MUHALEFET DE KALMADI.
Oysa olay daha derindeydi. Bir ülkede yaşayanların düşünce sistemleri ele geçiriliyor, demokratik kitle örgütleri yok edilirken birkaç seçmece kişinin kurduğu dar üyeli dernekler; toplumsal muhalefeti, güdümlü medya ve devlet yöneticileri nin desteğiyle gütme yeteneğine kavuşuyorlardı. Bu dernek ve vakıflar dışardan aldıkları büyük finansal ve yabancı medya kuruluşlarının desteğinin karşılığını o devletin dışişlerine ulaştırılan ve milli menfaatlerimizi tehdit eden  raporlarla ödüyorlar..
Eskilerde “casusluk” olarak nitelenebilecek bu uygulamalar şimdilerde “demokrasi için ortak çalışma” adı altında rahatça özümsenebiliyor. Yabancıların dernekleri, vakıfları ve siyasi partileri toplum yönetiminde etkinlik sağlayabiliyor.
Başkentte bile şubeler açıyorlar. Zamanı geldiğinde harekete geçip merkezi devleti ele geçirecek olan gençlik örgütlenmesi için büyük paralar harcanıyor.
Bu nedenlerle, devlet merkezlerinin egemenlik araçları ellerinden alınıp, halk kitlelerinin merkeze olan güven ve bağlılıkları zayıflatılıyor. Ulusal yönetimler, kısa devre edilerek, dünya egemenlerinin NGO-Vakıf-Enstitü gibi örgütleri aracılığıyla, kitlelerle doğrudan ilişkiye geçmek, daha ekonomik ve daha kalıcı bir yöntem haline geliyor.
Ülkelerde devlet ile halkın arasına, AB-D adına bir tür uzaktan yönetim şekli olarak adı sivil (!) kendileri dışarıdaki yabancı devletin güdümünde, bir dernekler, vakıflar, meslek kuruluşları ağı kuruluyor.
İç gelişmelere, kapanmış tarihsel yaraların yeniden deşilmesiyle yoğunlaştırılan etnik kışkırtmalar, ekonomik şantajlar, din hürriyeti kapsamında geliştirilen eylemler, Amerika’nın ya da Avrupa’nın şu ya da bu üniversitesinde, Türkiye’nin bütünlüğüne, temel yasallığına saldıran toplantılar, konferanslar yapılıyor.
Avrupa’dan Türkiye’ye parlamenter akınları, yabancıların yerel yönetimlerle Cumhuriyet devletinin bilgisi dışında gerçekleştirdikleri doğrudan kapalı toplantıları, ülkenin enerji kaynaklarının kullanımına karşı, tarihsel kalıt ya da çevre adına, abartılı uluslararası karşı kampanyalar, ulusal kurtuluşun simgesi olan anma günlerini, sözde dostluk adına silikleştirme adımları eşlik ediyor.
Böylece, olası uluslararası müdahalenin cephesi kuruluyor. İçerdeki kutuplaşma bazen sert bazen göreceli olarak daha yumuşak kışkırtmalarla olgunlaştırılıyor.
Bu girişimlerin en kısa tanımı: Türkiye Cumhuriyeti’nin temel yasallığıyla kimin derdi varsa, başta AB-D olmak üzere, Batı dünyası ona sahip çıkıyor, kol kanat geriyor ve resmi raporlarla bu koruyuculuğu uluslararası belge­lere taşıyorlar.
Gelişmelere koşut olarak, ülke içinde de, sağcı solcuyla, dinci sözde aydınla, şeyhler demokratlarla kol kola giriyorlar. Çok yakın geçmişte, aynı siyasal görüşleri paylaşanlar yan yana gelemezken, şimdi tümü bir anda cephe oluşturabiliyorlar.
Onlarca örgüt, devletin kurumsallığına karşı ortak belgelere bir çırpıda imza atabiliyorlar. Kendisine “liberal” diyen profesörler, bir gecede Amerika’ya uçuyor­lar ve “cihad” örgüt lerinin destekçisi Amerikan Müslümanlarının pa­nellerin de, yuvarlak masa toplantılarında, deneyimli istihbarat uz­manlarıyla buluşuyorlar.
Cumhuriyeti kurmakla övünen siyasal hareketin başkanı bir anda Hristiyan tarikatların yan kuruluşlarının toplantılarına katılıyor. Aynı görüşü paylaşan yöneticiler, vakıf adını taşıyan yabancı parti uzantı­larını Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyük Millet Meclisi’ne taşıyorlar ve “siyasal ahlak” dersleri verdiriyorlar.
Ulusal bağımsızlığın mirasçısı meclisin anayasayla ilgili çalışmalarına yabancılar karışıyor ve bunu açıklamaktan da çekinmiyorlar.
Aynı yabancılar, yerel yönetim çalışmaları adı altında bir dizi top­lantı yapıyor ve birbirine muhalif partilerden seçilmiş belediye baş­kanları, devlet merkezinden bağımsızlaşma ve özerklik elde etme is­temiyle hareket etmeye çağrılıyorlar. Bu gelişmeler on-onbeş yıla sığıyor. Bu denli kısa bir sürede, bu denli yüksek payda ortaklığını sağlayan nedir?
NED-TARAFINDAN-FONLANAN-ORGANİZASYONLAR
Yanıt kısa ve açık: ABD’nin NED adlı fonundan beslenen, IRI, N1D, CIPE ve Batı Avru­pa örgütleriyle örülen ağın içinde biçimlenen ithal demokrasi yapı­lanması.
Tasarım merkezi aynı olunca, yörüngeler de, o merkezin çevresinde oluşuyor; sağı solla, dinciyi laiklik savunucusuyla buluştu­ruyor. Siyasal farklılıklar eritilirken, etnik ayrılıklar, bazen “çok kültür­lülük” bazen da “inançlara saygı” temelinde öne çıkartılıyor.
Türkiye’de, üç-beş yıl öncesine dek, siyasal konumlanmalara uy­gun olarak, örgütler, partiler, yazarlar, çizerler arasında keskin görüş ayrılıkları oluşurdu. Örneğin, laik devlet düzenini değiştirmek isteyen­lerle, cumhuriyeti savunanlar arasında siyasal uçurum bulunurdu, “Sağcı” geçinenle “solcu” geçinen arasında görüş ayrılıklarıysa siyasal yaşamın bir kuralı ve itici gücüydü.
Oysa şimdi öyle olmuyor. Dinsel hukuk esaslarının uygulanmasını isteyenlerle, istemeyenler bir araya geliyorlar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinin değiştirilmesini birlikte öneriyorlar. Bu daya­nışmalarını da, “özgürlüklerin ve demokrasinin genişletilmesi” için ey­lem ortaklığına, çok kültürlülük esasına dayalı siyasi yapılanma gere­ğine oturtuyorlar ve halka bunu “hoşgörü” olarak yansıtıyorlar.
Cumhuriyetin kurumlarına karşı her provokasyondan sonra siya­sal partilerin tümü susuyor, temel ilkelerin ve kurum ların savunulma­sı, orduya kalıyor. Ordu, politize ediliyor, iç siyasi kavgaların içine çekiliyor.
Daha sonra Ordunun tüm Atatürkçü kesimi iftiralarla hapislere atılıyor, Yargıda, üniversitelerde, Ordu’daki tüm Agartacı Ergenekoncuların yani Atatürk ilkelerini savunacak kesimin köküne kibrit suyu ekiliyor… Olayın siyasal amacı ve stratejik boyutu da bu kadar açıktı…

08 Ocak 2022 – Devam edecek
This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, İSTİHBARAT KURUMLARI, KAPİTALİZM - LİBERALİZM. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *