KÜRESEL KAPİTAL EMPERYALİZM * ABD’nin ve DOLARIN DÜNYA İMPARATORLUĞU

ABD’nin ve DOLARIN DÜNYA İMPARATORLUĞU

1878’e kadar Avrupa devletleri, kurdukları koloniler sayesinde, dünyadaki kara parçalarının % 67’sini kontrol ediyorlardı. 1890 yılında, Afrika’nın % 90’ı Avrupalıların eline geçmişti. 1914’e gelindiğinde, tüm dünyanın % 84’ü Avrupa imparatorlukları tarafından kontrol edilmekteydi. ABD’nin dünya imparatorluğu olma isteği, 19. yüzyılın son yıllarında başladı; Birinci Dünya Savaşı ile pekişti. Savaş’a kadar Amerikan ekonomisi “400” adıyla anılan aristokrat aileler tarafından kontrol ediliyorlardı. Bunlar arasında J.P. Morgan, John D. Rockefeller ve William Randolph Hearst vardı. Bütün zamanların en iyi filmi kabul edilen “Citizen Kane” filmi, Hearst hakkındadır.

Emperyalizm olmadan…
1929 Wall Street krizinden önce, Wall Street’te 1893’te yine bir kriz yaşanmış (Kara Cuma) ve işsizlik % 20’ye dayanmıştı. Kriz sırasında, George Pullman’s Palace Car Campany, ABD’deki demiryolu ulaşımını tamamen durdurdu. Bu sırada ayaklanan işçilerden düzinelercesi, devlet güçleri tarafından öldürüldü.

Amerika’nın başka bir güç gösterisi de Filipinler’de yaşandı. Filipin Adaları, Çin’e giden gemiler için bir uğrak noktasıydı ve İspanyollar tarafından kontrol ediliyordu. Mayıs 1898’de, Filipin halkını korumak adına, Amerikan Deniz-Kara Kuvvetleri(Marines), Manila Körfezi’ndeki İspanyol filosunu imha etti. 2003’teki Bağdat işgali gibi, bu savaş da başarılı başlamıştı. Ancak, 1900 yılında Amerikan Başkanı olan Cumhuriyetçi William McKinley, Filipin’in kendi cumhuriyetini kurmasına izin vermedi. Sonuçta, Manila sokaklarında büyük bir gerilla savaşı başladı ve 3.5 yıl sürdü.

Bu savaş sırasında 200 bin sivil, 20 bin Filipinli gerilla öldürüldü. Amerikan halkı, Başkan McKinley’nin imparatorluk kurma hayallerini destekliyordu. 1901 yılında, McKinley, Filipinler’in öcünü aldığını söyleyen bir anarşist tarafından öldürüldü.

20. yüzyıl başlarından itibaren “Marines” birçok “muz cumhuriyeti”ni işgal etti. Bu ülkeler arasında Küba, Honduras, Nikaragua, Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Panama, Guatemala, Meksika vardı. McKinley’in yarım bıraktığı imparatorluk hayallerinin sürdürülmesi ise 1930’lardan itibaren Başkan Roosevelt’e kaldı.

Savaşın gerçek sebebi ne idi?
Amerikalılar, Ortadoğu’nun önemini öğrendiler. 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında ve Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngilizlerin tek hedefi Ortadoğu petrolleri idi. İngiltere, Amerikan ve Rus enerji kaynaklarına bağlı olmaktan, ancak, Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinde bulunan Ortadoğu’yu ele geçirerek kurtulabilirdi.

İngiltere bu nedenle, Almanların inşa edeceği Bağdat-Berlin Demiryolu’na karşı çıkmıştı. Bu yoldan Mısır ve Hindistan’ın da faydalanacak olması, demiryolunun Balkanlar’dan geçecek olması İngilizleri çok tedirgin etmişti. O zamanlar boru hatları yoktu ve petrol demiryoluyla taşınıyordu.

1916 yılında Amerika’ya ikinci dönem Başkan seçilen Woodrow Wilson’ın seçim propagandaları sırasındaki sloganı “Harbe girmeyeceğiz” biçimindeydi. Ama Nisan 1917’de harbe girdi. Amerika’nın savaşa girmesi, İngiltere ve Fransa’ya ciddi biçimde borç vermiş olan Amerikan bankalarının da isteğiydi. İngiltere’ye toplam 4.7 milyar dolar borç verilirken, Almanya’ya verilen borç sadece 27 milyon dolardı. İngiltere’ye verilen 4.7 milyar dolar, bugünkü parayla 61 milyar dolar ediyor.

Ayrıca, Morgan Bankası, İngiltere İmparatorluğu’nun Amerika’dan satın alacağı tüm mallara aracılık ediyor ve yıllık 20 milyar doları aşan bu alımlar üzerinden % 2 komisyon alıyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın gerçek sebebi, Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand’ın vurulması değil, bu ekonomik çıkar çatışmaları idi. (1)

British Imperialism in Africa

Denizde İspanyol armadası, karada Napolyon Fransası’nı yendikten sonra, İngiliz İmparatorluğu’nun denizlerdeki hakimiyeti, 1814-15 Viyana kongresiyle tescillendi.

22 Haziran 1816’da tüm Britanya İmparatorluğu’nda “altın” tek değer birimi olarak yasalaştı. Küresel para birimi de altına dayalı Sterling idi. Bank of England, dünyadaki tüm altınları stoklamaya başladı.

Kaliforniya, Güney Afrika ve Avustralya’daki altın madenleri Bank of England’a Londra’daki finans merkezi City’ye gidiyordu. Dünyanın tüm denizlerine hakim olan İngiltere, üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk olarak 1890’lara kadar geldi.

Bu 75 yıllık dönemde, İngiliz sermayesi güçlenip Rotschild, Barings, Hambros gibi aileleri küresel güç haline getirdi. Ancak Adam Smith’in, “bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler” şiarıyla adını koyduğu liberal ekonomi, İngiltere’yi içten içe çürüttü.

Evet, İngiliz ticaret gemileri Manchester tekstilini, İngiliz çeliği ve kömürünü dünyaya satıp, yüksek karlı getirileri Londra’ya yığıyordu ama, İngiliz üreticisi göz ardı ediliyordu.

Aynı bugün ABD’deki sanayinin ucuz işgücü yüzünden Çin’e taşınması gibi, İngiltere’de de tarım sektörü ucuz işgücü olan Hindistan, Seylan, Karayipler gibi yerlere taşındı. İngiliz sermayesi de Amerika, Brezilya, Arjantin gibi verimli plantasyonlara taşındı.

Membership Cards for the National Anti-Corn Law League

1846’da parlamentodan çıkan yasa, “Mısır Yasası” olarak bilinen tarım korumacılığı kanununu kaldırdı.City of London tüccarlarının “ucuz al pahalı sat” düsturuna uygun serbest ticaret prensibi, tarımda da geçerli oldu.

“Mısır Yasası”nın kaldırılmasında 1843’te City’deki para babaları tarafından kurulan ünlü The Economist dergisinin yayınları da etkili olmuştu.1840’ların sonunda İrlanda’da milyonlara kişinin açlıktan ölümüne yol açan, “patates kıtlığı” bu mısır yasasının kaldırılmasının bir sonucu oldu.

Bu serbest ticaret dönemi aynı zamanda, Hindistan-Türkiye-Çin üzerinden yapılan Afyon ticaretinin de önünü açtı. Çin’in limanlarını “serbest ticarete” açmasını isteyen İngiltere’nin meşhur Afyon Savaşları da bu döneme rastlar.

“But the underlying purpose of the liberal elites of 19th century British government and public life was to preserve and serve the interests of an exclusive private power. In the last part of the 19th century, that private power was concentrated in the hands of a tiny number of bankers and institutions of the City of London.”

Yukarıdaki İngilizce pasajı William Engdahl’in “A Century of War” (Savaş Yüzyılı) isimli kitabından aldım. Özetle diyor ki, “Ancak, 19. Yüzyıl İngiliz liberal eliti, hükümeti ve cemiyet hayatının temel prensibi, seçkin özel sektörün çıkarlarını korumak ve kollamaktı. 1800’lerin sonunda özel sektör denen kuvvet, Londra’nın City’sinde az sayıdaki banker ve yatırımcının ellerinde toplanmıştı.”

Run on the Seamen’s Savings’ Bank During the Panic.

1873 BÜYÜK BUHRANI

Serbest ticaretin “tanrı kelamı” olmasıyla, kamunun ekonomideki kontrolü sıfırlanmıştı. İngiliz İmparatorluğu, küresel tefeci – rantiye seçkin azınlık bir elitin çıkarları ekseninde hareket ediyordu.

1857 Londra Banka paniği, yabancı yatırımcıların Bank of England’daki altınlarını çekmek istemesi üzerine çıktı. Bu panik, City’deki ve sonra da tüm ülkedeki kredi sistemini felce uğrattı. Bu krizde bir “merkez bankası” ihtiyacı ortaya çıktı.

Bank of England, her ne kadar merkez bankası konumunda olsa da aslında özel sektöre aitti. Altın akışının İngiltere’den dışarıya dönmemesi için bir enstrümana ihtiyaç vardı: o da faiz oranlarını belirlemekti. Bu, Bank of England’ı Paris, Moskova, New York ya da Berlin’deki rakiplerinin önüne geçirdi. Çünkü İngiltere, dünyadaki altın rezervlerinin koruyucusu lider ülke konumundaydı.

Ancak finans elitinin çıkarlarını korumayı hedefleyen özel merkez bankacılığı sistemi, faiz oranlarını istediği kadar yükseltip, ülkeyi kredi köpüğüyle krize sokma potansiyeline de sahipti. 1857’den sonra bu yaşandı.

İngiliz sanayi ve tarımı, oynak ve yüksek faiz oranlarından fazlasıyla etkilendi. Bu şekilde gelişen 1873 ekonomik krizi de İngiltere’den başladı ve ardından tüm dünyaya, özellikle Güney Kuzey Amerika’daki demiryolu yapımına yansıdı. Ardından İngiltere’de endüstri çöktü, işsizlik patladı. Yatırımlar durdu, kriz 1896’ya kadar sürdü. Bu müddet içinde İngiliz ekonomisi yarı yarıya küçüldü.

1890’lara kadar dünyayı yöneten İngiliz İmparatorluğu artık sınırlarına doğru çekilme sürecine girmişti. Bu tarihten sonra City bankerleri, ABD’deki Wall Street’e taşınmaya başladı.

AMERİKA’NIN ALTINLARI

Amerikan doları 1. Dünya savaşında küresel bir rezerv para birimi olmaktan çok uzaktı. Birinci dünya savaşı sonunda 1918’de, ABD galip ülke olan İngiltere’den savaş borçlarını geri ödemesini istedi. İngiltere de dönüp bunu yenik ülke olan Almanya’dan savaş tazminatı olarak istedi. “Süper Emperyalizm” isimli kitabın yazarı Profesör Michael Hudson, bu durumun Almanya’nın ekonomik olarak çöküşüne yol açtığını ve borçlarını ödeyemeyen Almanya’nın vergileri artırıp, harcamaları kısması sonucu (Austerity: Kemer Sıkma Politikası) büyük bir krizin patladığını anlatıyor.

Reischbank yani Alman merkez bankasının aşırı para basması sonucu hiperenflasyon ortaya çıkıyor. Faizler yükselip, borçlar ödenemez hale geliyor. Almanya’da belediyeler de tahvil çıkarıp borçlanmaya başlıyor. Bu sarmaldan çekinen Amerikan merkez bankası faiz oranlarını düşürüp önlem almaya çalışıyor. Ama bu, Wall Street timsahlarını daha çok Alman tahvili almaya ve yatırımlarını İngiltere’de tutmaya yöneltiyor. Bu da ABD’de kemer sıkma politikalarına, düşük faiz kolay kredi sarmalına ve sosyal patlamalar sonucu 1926 büyük grevine yol açıyor. Önce bir emlak balonu oluşuyor, ardından bu borsaya sıçrıyor ve 1939’da patlak veren 2. Dünya Savaşı’na değin sürecek büyük buhran ortaya çıkıyor.

Birinci Dünya Savaşı sonunda batan Almanya, krizi ABD’ye göndermişti.

2.Dünya Savaşı sonrası, galipler arasında başta gelen ABD, kıtasında hiç yıkım görmemiş bir dev ülke olarak liderliği ele aldı. Amerikalılar, birinci dünya savaşında düştükleri hatayı tekrarlamadılar. Kimseden savaş tazminatı istemediler. Onun yerine küresel finans sistemini kendi tekellerine alacak şekilde oluşturdular. Öyle ya, borç alacak ilişkisi yerine dolar basmak çok daha kazançlıydı.

Bretton Woods sistemi olarak da bilinen bu yeni düzende, doların altın karşılığı olması ve tüm küresel bankacılık sisteminin ABD merkezli olması tasarlandı. IMF ve Dünya Bankası da bunun için kuruldu. Hatta BM de.

Dünyanın geri kalanı, “hmm ne de olsa dolar altın karşılığı. Yani istediği gibi basıp harcayamaz” dedi ve biraz gönülsüz de olsa bu düzene boyun eğdi.

Bir ons altın 35 dolar olarak sabitlenmişti.

1940’ların sonunda dünyadaki merkez bankaları altınlarının yüzde 75’i ABD topraklarına gönderilmişti bile. Wall Street’e yürüyüş mesafesinde Manhattan’ın deniz seviyesinden 10 metre altındaki Amerikan Federal Rezerv Bankası’nda 1924 yılında yabancılara ait 26 milyon dolarlık külçe altın vardı.

1936 ve 39’daki savaş korkusuyla gelen altınlarla, İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde 1945 yılında kasada 4 milyar dolarlık altın birikti.Ancak, İngilizler gibi Amerikalıların da kapitalizmin yeni “Kabesi” olmasıyla, karın en yüce değer olması Amerikan imparatorluğunun da mezarını kazmaya başlıyordu.

“Süper Emperyalizm” kitabı yazarı Prof.Michael Hudson, Kore Savaşı’nın askeri harcamalarda büyük bir yük yarattığını ve ABD’nin kamu bütçe ve ödemeler dengesinin (ancak özel sektörün değil) 1950’lerden itibaren bozulmaya başladığını belirtiyor.

Altın karşılığı dolar sistemini sürdürmek zor geliyordu.

1951-1971 arası Kore ve Vietnam savaşlarıyla birlikte ABD altın-dolar karşılığını yürütemez hale geldi ve 1971’de Nixon doları altın karşılığı olmaktan çıkaran kanunu imzaladı ve dolar bundan sonra devlet tahvili karşılığı basılmaya başlandı.

Bazıları bunu bir yenilgi gibi gördü ama aslında olan şey, ABD’nin bu işten büyük kazanç sağlamaya başlamasıydı.

Amerikan hükümeti doların rezerv para olmayı sürdürmesi ve altına karşılık gelmemesi sayesinde istediği kadar tahvil ve dolar basıp, tüm diğer merkez bankalarına bunları satmaya başladı.

Bretton Woods sistemini NATO emrine veren ABD, bunu sadece İran ve Küba’ya değil, Rusya ve Çin’e karşı da bir silah olarak kullanmaya çalıştı.

90 sonrası başlayan çılgın ve acımasız neoliberal dönemin sonunda, ‘Batılı özel şirketlerin. yasa ve yönetmelik değişiklikleri yüzünden uğradıkları zararın muhatap ülke hükümetlerinden tazmininin talep edilmesi’ küstahlığını dahi IMF ve BM yasalarının içine sokabildiler.

Ancak burada büyük bir hata yaptılar.
Küresel enflasyonu patlattılar.

ABD’nin 2008 krizini 5 yıl önce gören analist William Engdahl, 2003 yılındaki “Dolar Sisteminin Krizi” başlıklı yazısında, doların altın karşılığı olduğu 1945-65 arasındaki 20 yılda dolar enflasyonu (arzı) yüzde 55 oranında artarken, 1970 – 2001 arasında bu oran yüzde 2000’e vurmuş.

Doları dünya rezerv para kabul ettiği sürece sorun yoktu.IMF, DTÖ, Dünya Bankası ve Soros, 45 yıl boyunca bunu başardı.Ancak 2008 yapısal krizi ve ardından Çin ve Rusya’nın tek kutuplu dünya düzenine alenen başkaldırısı doların giderek daha çok sorgulanmaya başlamasını da beraberinde getirdi.

Soğuk Savaş döneminin aksine bu kez işbirliği yapan Çin ve Rusya tarihin en büyük Anti-Emperyalist kamplaşmalarından birini başlattı. BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) ile tüm “güneyi”, ŞİÖ ile tüm “doğuyu” ABD’nin tekelci tavırlarına karşı örgütledi. Bunun son aşaması da Çin’in devasa “Yol ve Kuşak” girişimi oldu.

TRUMP’IN UMUTSUZ SAVAŞI

ABD’nin 2008 krizi sonrası sürekli artan toplam borcu 21 trilyon dolara ulaştı.Bu borcun karşılığının olmadığını herkes biliyor ama söyleyemiyor. Çünkü pek çok ülke mecburen elinde ABD Doları rezervi tutmak zorunda. Trump’ın tüm dünyayı hiçe sayan çılgın yaptırım süreci ABD’nin hassas karnı doları fena vuruyor.

Bunu nereden mi çıkarıyorum?

ABD Hazine kayıtlarına göre Rusya, Mart ayında 47 milyar dolarlık Amerikan tahvilini elinden çıkarttı.Zaten elinde 96 milyar dolarlık tahvil vardı, yarısını bir ay içinde satmış oldu.Trump’ın ticaret savaşı başlattığı Çin ise Mart ayında 7 milyar dolarlık tahvil sattı.

Japonya, 12 milyar dolar, İrlanda ise 17 milyar dolarlık ABD tahvilini elden çıkarttı.Çin ayrıca 50 milyar dolarlık Amerikan ithalatına vergi getirdi.

Rusya Merkez Bankası elindeki altın rezervine 20 ton ekleme yaparak 1857 tona çıkarttı. Bu, Rusya tarihinin en yüksek rakamı olarak kayda geçti.Rusya, bu rakamla Çin’in altın rezervini de geçmiş oldu.Çin’in de yakında altın rezervlerini artırması bekleniyor.

İran da Amerikan kaynaklı yaptırımlara en iyi çareyi altın rezervlerini artırmakta buldu. Altın karşılığı petrol ticaretini günden güne yükseltiyor.

Çin’in Petro-Yuan hamlesi zaten tüm bu yaptırım sürecinin çekirdeğini oluşturuyor. Rusya’nın 2017’de petrolü karşılığı Yuan kabul etme kararı, Petro dolar için sonun başlangıcı oldu.Bu alışverişin önemli şartı da Yuan’ın altın karşılığı değerlenmesi.

Londra City’de bu işlemler başladı bile.

Bu arada City’nin 1800’lerde İngiliz İmparatorluğu’na attığı kazığın bir benzerine şimdi Wall Street hazırlanıyor.2008’deki “kağıda karşı kağıt” kökenli Amerikan krizinden beri, Wall Street bankerleri, petrol, kıymetli madenler ve gıda gibi emtiaya yatırım yapıyor.

Trump’ın Avrupa ile de olan restleşmesi bu sürecin hızlanmasına, doların yerini altının, daha doğrusu altın karşılığı olan Yuan’ın almasını hızlandıracak.

Dünyada artık ABD sisteminin, yani doların üstünlüğü, hatta geçerliliği tartışma konusu.Şimdi temel soru şu: Amerika’nın ülkemizi düşman sınıfına koyan tehdit ve yaptırımları arifesinde köhne IMF’ye gidip sıcak para bulmak için yeni anlaşma mı yapacağız?

Yoksa yükselen Asya’nın Kuşak ve Yol gibi üretime ve yatırıma dayalı kurumsal seçeneklerine mi yöneleceğiz?

Bu seçimde konuşulmayan, tartışılmayan ama önümüzde bizi bekleyen en önemli soru budur. (2)

Dolar İmparatorluğunun Hikayesi

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna az kalmıştır. Avrupa harap, ekonomisi ve altyapısı yerle bir olmuştur. ABD kapitalist taraftaki en büyük güçtür. Onun çağrısıyla, bir yıl sonra Birleşmiş Milletler’i kuracak olan müttefikler, kendi aralarındaki ticari ve mali ilişkileri düzenlemek için 1944 yazında ABD’de bir araya gelirler.

Üç çocukları olur. Birincin adını IMF, ikincinin adını IBRD, üçüncünün adını GATT koyarlar. IBRD daha sonra Dünya Bankası’na, GATT ise Dünya Ticaret Örgütü’ne dönüşür. Ama bir de bu üçlüyü birbirine bağlayan bir para sistemi gereklidir. Onun adı da Bretton-Woods sistemi (ya da altın standardı sistemi) olur.

Bretton-Woods sistemi, savaştan çıkan müttefiklerin kendi para birimlerini dış ticarette birbirlerine karşı bir engel olarak kullanmamaları ve ticari ilişkilerini geliştirmeleri için bütün üyelerin paralarının sabitlenmesini hedefler. (Ama yine de yüzde 1’lik alt ve üst bant içinde dalgalanmalarına izi verir.) Bütün paralar altın ile sabitlenir. Devletler, sahip oldukları altın rezervleri kadar banknot basmakla yükümlüdür.

Bu arada, Bretton-Woods’dan on yıl önce, 1934’te ABD Başkanı Roosevelt bir onz altının fiyatını 35 dolar olarak sabitlemiştir. Nakliyesi ve muhafazası riskli olan altını rezerv olarak tutmak yerine; Bretton-Woods’dan daha önce altına sabitlenmiş doları rezerv olarak tutmak, dış ticareti onunla yapmak, para transferlerini dolarla gerçekleştirmek çok daha kolay ve masrafsızdır.

Gelin görün ki; bu sabit kur sisteminde bütün ülkeler aynı ekonomik yapıya ve gelişmişlik düzeyine sahip değildir. Güçlü ABD bütün üyelere oluk oluk ihracat yapar paraları toplar. Bugünün aksine ABD büyük cari fazla, Avrupa ise büyük cari açık vermeye başlar. Ama bu durumdakilere yardım için kurulmuş IMF’nin fonları Avrupa için son derece yetersizdir. İşte bu, Avrupa’da hoşnutsuzluk yaratır. Sorunlu sistem sadece ABD lehine çalışıyordur.

ABD bir güzellik yapar ve Avrupa’ya verilen yardımlar, düşük faizli kredilerin miktarı artırır. ABD’de biriken sermaye Avrupa’ya ve Japonya’ya taşınmaya başlar. Zira tek tarafın sürekli güçlendiği bir ticaret ilişkisi sürdürülebilir değildir. Müşterileriniz sizden daha fazla alım yapabilmek için daha fazla para kazanmalıdır. Böylece dolar dünyaya yayılmaya başlar.

Yıl 1958. Geçen yıllarda Avrupa ve Japonya hızla büyümüştür. Artık ikisi de üretmekte ve ihraç etmektedir. ABD, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez ödemeler dengesinde açık verir. Hükümet hemen ithalatı kısıtlayıcı önlemler alır ama sistem çalışmaya devam eder.

Bu arada ABD, Vietnam’da savaşa girer ve bütçe harcamaları artar. Artık ekonomi hem bütçe açığı hem de dış açık vermeye başlamış, enflasyon yükselişe geçmiştir. Harcamaları gerçekleştirebilmek için dolar basılır basılır basılır… Ama sorunlarını çözmek için hükümetin elini kolunu bağlayan bir ucube vardır. Onun adı Bretton-Woods’tur.

1971 yılının 15 Ağustos’unda Başkan Robert Nixon, ABD’nin sistemi terk ettiğini ve doların altına çevrilebilirliğine son verildiğini açıklar. Hem de sistemdeki hiçbir üyeye haber vermeden. Bu hareket piyasalarda büyük bir paniğe neden olur. Ardından zorlama bir anlaşmayla (Smithsonian Anlaşması), dolar yaklaşık yüzde 10 oranında devalüe edilir ve 1 onz altın 38 dolara çekilir. Ancak bu da çözüm olmaz, altın fiyatı yükselişe geçer ve bir yıl sonra 70 dolara çıkar. Artık kardeşlerin göbek bağı kesilmiştir.

Dolar değer kaybetmeye, işler Avrupa ekonomisi aleyhine dönmeye başlar. Avrupa durumda son derece rahatsızdır ve Amerikan hükümetinin buna müdahil olmasını ister. Ancak Hazine Bakanı John Connally’nin gelen taleplere o meşhur cevabı verir: “Dolar bizim paramız ama sizin probleminiz”.

Yıl 1973. Arap-İsrail savaşları gerilimi artırır. Suudi Arabistan, İsrail ve müttefiklerine petrol satışını yasaklar. Petrol fiyatları yükselişe geçer. Bu nedenle bütün dünyada üretim maliyetleri yükselmeye başlar. Dolar ise son hızla değer kaybetmeye devam eder. 1970 yılında 1 dolar yaklaşık 4 Alman markına eşitken, 1980’de 1.7 Alman markı eder. (3)

Rothschilds, Rockefellers, Soros, Goldman Sachs, JP Morgan….. Oligarchs & Big Wall St banks that own the majority stake in the Fed

DOLAR İMPARATORLUĞU

Sanıldığı gibi Dolar, Amerikan Devletinin parası değildir. Doları özel şahısların sahip olduğu FED adında Amerikan Bankası basıyor. FED´in gerçek sahipleri 8 aileden ibaret. Bunlar Rothschild, Rockefeller, Goldman Sachs, Loebs, Lehman Brothers,Warburg, Lazard ve Moses Seifs ailelerinden ibaret. Toplasanız ortak sayısı bini geçmiyor.

FED adındaki Bankanın görevi, doları kullanarak Amerikan Ekonomisini yönlendirmektir. Bu anlamda Amerikan Merkez Bankası görevi üstleniyor. Özet olarak Amerikan Merkez Bankası FED´in gerçek sahibi bankerler. Amerikan Hazinesi´nin FED´de hissesi yok. Sadece FED başkanını atıyor.

FED dolar basıyor, Amerikan Devletine borç veriyor. Amerikan Hazinesi, kendi parasına faiz ödeyerek kullanıyor. Amerikan Halkı çalışıyor, vergi ödüyor. Hazine topladığı vergileri FED´e faiz olarak aktarıyor. Vergi ödemeyeni Amerika hapse atıyor. Özet olarak, Amerikan Halkı çalışıyor. Bankerler oturduğu yerden para kazanıyor. Dolar sayesinde bankerler Amerikayı tam anlamıyla sömürüyor.

Bankerler aç gözlü. Amerika ile yetinmiyor. Dolar ile dünyada egemenlik kuruyor. Bu egemenliği “Dolar İmparatorluğu” olarak tanımlıyoruz.

1972 yılında, doların altın karşılığı kaldırıldı. Dolar kağıt paraya dönüştü. Bankerler kağıtları dolara dönüştürüyor, dünyaya borç veriyor. Faiz geliri elde ediyor. Kağıttan kule dolar ile dünya kaynaklarını sömürüyor.

Önemli olan doların uluslar arasında para olarak “kabul” görmesidir. Bu kabul fonksiyonunu sağlamak üzere bankerler Amerikan ekonomisini ve askeri gücünü kullanıyor. Dolara talep yaratmak için “uluslar arasında petrol dolar ile satılır” kuralını dikte ediyor. Uluslar arası hukuka göre “petrolün dolar ile satılacağına” dair bir kural yok. Ancak, kurala aykırı davrananlar, başka gerekçeler ile Amerika´yı karşısında buluyor.

Tipik örnek İran´dır. İran ile Amerika arasındaki gerçek sorun “nükleer silah üretmek” değildir. Amerika, İran´a perde arkasından “petrolü dolar ile satacaksın” diye baskı yapıyor.

Ülkeler petrol satın almak için dolar bulundurmak zorunda kalıyor. Dolara talep doğuyor. Merkez Bankaları doları rezerv para olarak kasalarında bulundurmak zorunda kalıyor. Dolar uluslar arası geçerli para olarak kabul görüyor.

Dolar yerine başka bir para ile petrol satmak isteyenler, Amerikan Ordusunu karşısında buluyor. Saddam ve Kaddafi petrolü, altına bağlı yeni bir para ile satmak istediler. Amerika´nın Irak ve Libya´yı işgal etmesinin gerçek nedeni buydu. Fakat, işgali uluslar arası hukuka uydurmak için bahane ürettiler.

Uluslar arası toplum, Doları rezerv para olarak kullandığı için karşılığında bedel ödüyor. Bu bedel kasada tutulan paranın alternatif maliyeti ile hesaplanıyor. Borçlu bir ülke, dolar ile borcunu azaltabilir. Ancak doları kasasında tuttuğu için azaltamıyor. Faiz ödemeye devam ediyor.

Rezerv olarak tutulan dolar miktarı arttıkça, bankerler daha çok para kazanıyor. Uluslar arasında sorun olduğu zaman, daha çok rezerv para tutuluyor. Bankerler daha çok kazanıyor. Bu nedenle Amerika “dünyadaki hiç bir sorunu” çözmüyor.

Bankerler Doları kullanarak, dünyada egemenlik sürüyor. Bu egemenliğe “Dolar İmparatorluğu” deniliyor.(4)

The Federal Reserve Cartel: The Rothschild, Rockefeller and Morgan Families

ABD, Karşılıksız Para Basıp Herşeyi Satın Alabilmektedir

ABD’nin karşılıksız para basıp herşeyi satın aldığını belirten Prof. Dr. Arif Yavuz, ABD’nin gücünü kaybedeceği için, “Dünya Merkez Bankası” ve yeni “uluslar arası para birimi” oluşturulması teklifine karşı çıktığını söyledi. ABD, karşılıksız para basıp dünyayı sömürüyor İstanbul Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Arif Yavuz, ABD’nin karşılıksız para basıp herşeyi satın aldığını, gücünü kaybetmekten korktuğu için de “Dünya Merkez Bankası” ve yeni uluslar arası para birimi oluşturulması teklifine karşı çıktığını belirtti.

Prof. Dr. Arif Yavuz, Demokrat Eğitimciler Derneği’nin İstanbul Süleymaniye’deki Yeni Asya Vakfı Seminer Salonu’nda düzenlediği, “Türkiye ve Dünyada Küresel Ekonomik Güçler” konulu bir seminer verdi. Toplumların gelişmesini kendi sınıflamasında üçe ayırdığını ifade eden Prof. Dr. Yavuz, bunları Tarım Toplumu, Sanayi Toplumu ve Bilgi Toplumu olarak sıraladı. Tarım Toplumu’nda toprağın sahibi kimse o zamanın en büyük siyasî ve ekonomik gücü olduğunu kaydederek, Tarım Toplumu’nda en büyük toprağa sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nun dönemin en büyük siyasî ve ekonomik gücü olduğunu ve tüm dünyaya hükmettiğini söyledi. Sanayi devrimi ile Sanayi Toplumu’na geçildiğini dile getiren Prof. Dr. Yavuz, Osmanlı İmparatorlu’ğunun sanayi devrimine geçemediği için gücünü yitirdiğini, buna karşın sanayi devrimini gerçekleştiren İngilizlerin sanayi toplumunun imparatoru olduğunu kaydetti.

Şimdilerde ise Bilgi Toplumu’na geçildiğini bilgiyi üreten ve kullanan ABD’nin de Bilgi Toplumu’nun imparatoru olarak, en büyük siyasî ve ekonomik gücü elinde tuttuğunu, dünyayı yönettiğini vurgulayan Prof. Dr. Yavuz konuşmasına şöyle devam etti: “ABD’nin her ülkede, her olayda parmağı var. Irak’ta da, İran’da da eli var. Orta Doğu’daki olayları da ABD yaptırıyor. Büyük Ortadoğu Projesinin bir parçası. Amerikan İmparatorluğu’nu ise İngiliz ve Yahudiler yönetiyor. Dikkat ederseniz ABD’de iki dönem demokratlar, iki dönem de Cumhuriyetçiler iktidara geliyor. 2008 krizini Yahudiler çıkardı. Ne yaptılar? Arapların milyarlarca dolar parasını topladılar. İngilizlere tuzak kurdular. Bunun sonucu İngilizlerle Yahudilerin bağları koptu. Ama Yahudiler çok güçlendi ve tekel oldular. Şimdi ABD’yi Yahudiler yönetiyor.”

DOLARIN HİKÂYESİ

Küresel ekonomik krize de değinen Yavuz, bu olayı bir hikâye ile açıkladı. Hikâye şöyle:

“Bir gezegen var. Burada 10 kişi yaşıyor. Yalnız bu on kişinin hepsi birşeyler üretiyor. Biri toprakla uğraşıp, buğday, sebze meyve üretiyor. Diğeri makineleri var giysi üretiyor. Diğeri otomobil üretiyor. Diğeri mobilya, başkası gıda vb. Birisinin de bilgisayarı var, bir tuşuna basıp sadece kâğıt çıkarıyor. Bu kâğıdı, otomobil üretene veriyor, otomobil alıyor. Giysi üretene verip giysi, yiyecek üretene verip yiyecek alıyor. Daha sonra diyor ki, ‘siz bundan sonra birbirinizden alış verişi benim size verdiğim kâğıtla yapın. Sebze üreten benim verdiğim kâğıdı, giysi üretene verip giysi alsın. Giysi üreten o kâğıdı, otomobil üretene verip otomobil alsın’ diyor. Yaptığı iş ise sadece bilgisayarın tuşuna basıp kâğıt çıkarıyor.

ABD GÜCÜNÜ KAYBEDERSE, DOLAR HAKİMİYETİNİ KAYBEDER

İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesine yakın 1944’te ABD’nin küçük bir kasabası olan Bretton Woods’da toplanan Birleşmiş Milletler Para ve Finans konferansında Bretton Woods sistemi’nin kabul edildiğini hatırlatan Yavuz, bu sistem ile bağımsız ulus-devletlerin kendi aralarında ortak bir parasal düzen üzerinde anlaştığını belirterek; “Bu konferansta altına dönüştürülebilen tek para biriminin dolar olmasına, diğer para birimlerinin değerlerinin de dolara göre ayarlanmasına karar verilmiştir. Anlaşmaya katılan ve parasını altına dönüştürülebilir yapmayı kabul eden her ülkenin parasının değeri dolara göre saptanmıştır. Anlaşma ile 1 ons altın = 35 dolar ya da 1 dolar 0,88867 gr. altın olarak belirlenmiş ve ABD dış talep olduğunda doları bu paritesi üzerinden altına çevirmeyi kabul etmiştir.

Tüm para birimlerinin dolara endeksli olması zamanla piyasalarda gerilim oluşturmuş ve 1971’de ABD’nin doları altına endekslemekten vazgeçtiğini açıklamasıyla sistem çökmüştür. O zamana kadar doları altın karşılığı basan ABD o zamandan sonra karşılıksız dolar basmaya başlamış ve hâlâ da buna devam ediyor. ABD ekonomisinin zayıflamasıyla Çin, dünyada geçerli başka bir para birimi oluşturulmasını isteyince ABD buna karşı çıktı, Rusya yine, ‘Dolar uluslar arası para birimi olmasın’ dedi. Yahudiler, ‘Sen ne diyorsun’ diye karşı çıkınca Rusya da sesini kesti.

ABD eğer gücünü kaybederse, dolar hakimiyetini kaybeder. ABD karşılıksız para basıp herşeyi satın alıyor. Yeni Dünya Merkez Bankası kurulması teklifine, yeni bir para birimi olsun görüşlerine karşı çıkıyor ve kabul etmiyor. Çünkü o zaman gücü bitecek. Dolar dünyada talep gördüğü için yükseliyor yoksa biter” diye konuştu. (5)

DOLAR VE ALTIN İLİŞKİSİ

Popüler yatırım enstrümanları arasında yer alan ve yatırımcıların merakla takip ettiği dolar ve altın arasında nasıl bir ilişki var? İşte üç soruda dolar ve altın ilişkisi:

Dolar ve altın arasındaki ilişki ne zaman başladı?

Güvenli bir liman olarak bilinen altın ve dünyanın en çok işlem gören para birimlerinden olan dolar arasındaki ilişki 1944-1973 tarihleri arasında “Bretton Woods” sistemiyle başladı. Bu sistemle beraber 1 ons altın = 35 dolara eşitlendi. Zamanla ticaret hacminin büyümesiyle de dolara olan talep arttı. 1971 tarihine gelindiğinde altın arzının sisteme ayak uyduramaması sonucu Bretton Woods’un ömrü uzun soluklu olmadı ve sonra erdi.

Bretton Woods anlaşmasının sona ermesi
dolar ve altın ilişkisini nasıl etkiledi?

Dolar ve altın ilişkisinin temelini oluşturan Bretton Woods anlaşmasının sona ermesiyle iki yatırım enstrümanı arasında rekabet baş gösterdi. Yıllar içerisinde de dolar ve altın arasında ters korelasyon başladı.

Dolar ve altın arasında nasıl bir ilişki var?

Altın ve dolar arasındaki ters korelasyon vardır. Ters korelasyonu kısaca şöyle açıklayabiliriz;

Genellikle dolar değer kazandığında, altın fiyatlarında bir düşüş yaşanır. Altın değer kazandığında da, dolar değer kaybeder. Tabii, her zaman bu durum söz konusu olmayabilir. Dolayısıyla dolar ve altında işlem yapmadan önce bu iki yatırım aracının fiyatını etkileyecek unsurlara dikkat etmelisiniz. Gelin önce altını sonra da doların değerini etkileyecek unsurları paylaşalım. Jeopolitik riskler, Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) almış olduğu kararlar, arz-talep ve enflasyon altın fiyatlarını etkileyen başlıca faktörlerdendir.

Diğer yandan dolara baktığımızda ABD’de de her ayın ilk haftasında açıklanan tarım dışı istihdam, işsizlik, enflasyon ve ABD Merkez Bankası’nın para politikaları doğrudan doların fiyatını etkileyecek unsurlar arasında gösterilebilir. Bir örnekle tarım dışı istihdam verisinin doları nasıl etkilediğini anlatalım. Örneğin; tarım dışı verisinin beklenenden iyi gelmesi, dolara olan talebi arttırıp para birimini pozitif etkilerken, verinin beklenenden kötü gelmesi ise doları olumsuz etkilemektedir. (6)

Naci Kaptan – 22.07.2018


KAYNAKLAR

(1) 19.01.2015 -Yaman Törüner : http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/yaman-toruner/abd-nin-dunya-imparatorlugu-2001005/
(2) 25.6.2018 – Hüseyin Vodinalı ; https://www.aydinlik.com.tr/dolar-imparatorlugunun-sonuna-dogru-yeni-altin-para-sistemi-yolda-huseyin-vodinali-kose-yazilari-haziran-2018
(3) 30 Eylül 2010 – H. Bader Arslan ; http://t24.com.tr/yazarlar/h-bader-arslan/dolar-imparatorlugunun-hikayesi,2557
(4) 27.11.2017 – Şinasi KARA ; http://www.orduvizyon52.com/kose-yazilari/dolar-imparatorlugu-1676.html
(5) Prof. Dr. Arif Yavuz ; http://www.profdrarifyavuz.com/tr/information/event/112
This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Ekonomi, KAPİTALİZM - LİBERALİZM. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *