OSMANLI ARŞİV BELGELERİNE GÖRE İŞGAL DÖNEMİNDE İSTANBUL (16 MART 1920- 31 ARALIK 1922) * Bölüm III

Türkiye’yi kuran, kurtaran ve Türk Milletini yok olmaktan kurtaran Gazi Paşa’yı,  Mavi gözlü sarı Kurt’u, Mustafa Kemal Atatürk’ü minnet ve saygıyla anarak;  
Aşağıdaki yazı dizisini hatırlatmak adına “Keşke Yunan kazansaydı” diyen/lere, diyeni onurlandıranlara, ithaf ediyorum. Türkiye’mizin bugünlere nasıl geldiğini tekrar hatırlamak için İstanbul’un işgalini ve İstanbul’da işgal sürecinde günlük yaşamı anlatan bu yazı dizisini okumanıza sunuyorum.

BAĞLANTILI YAZILAR
BÖLÜM I            http://nacikaptan.com/?p=87261
BÖLÜM II          http://nacikaptan.com/?p=87371
BÖLÜM III        http://nacikaptan.com/?p=87397
BÖLÜM IV        http://nacikaptan.com/?p=87573
BÖLÜM V          http://nacikaptan.com/?p=87731
BÖLÜM VI         http://nacikaptan.com/?p=87830
BÖLÜM VII       http://nacikaptan.com/?p=87914
BÖLÜM VIII     http://nacikaptan.com/?p=88129
BÖLÜM IX        http://nacikaptan.com/?p=88147
BÖLÜM X          http://nacikaptan.com/?p=88599

OSMANLI ARŞİV BELGELERİNE GÖRE
İŞGAL DÖNEMİNDE İSTANBUL
(16 MART 1920- 31 ARALIK 1922)
Aktaran Naci Kaptan / 11.03.2021


BÖLÜM III

1.1.2. Müttefik Kuvvetlerin İstanbul’u Resmen İşgalini Hazırlayan Sebepler

İtilaf Devletleri zaten Ekim 1919’da kurulan Ali Rıza Paşa kabinesinden memnun değillerdi. Üstelik İstanbul’da 12 Ocak 1920’de açılan mecliste milliyetçi bir hava esmiş ve bu meclis 28 Ocak 1920’de Türk tarafının kabul edebileceği barış şartlarını belirleyen Misak-ı Milli’yi kabul etmişti.
İtilaf Devletleri, yeni meclisin Paris Konferansı’nda verilen kararları kabul etmelerini beklerken, işgal altında bulunan İstanbul’da meclis, Anadolu’daki milli mücadeleyi destekler yönde çalışmalar yapıp Misak-ı Milli’yi kabul etmişti. Bu gelişmeler üzerine İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Robeck’in, Lord Curzon’a gönderdiği yazıda, İstanbul’da meclisin açılmasının ve bazı milliyetçi ileri gelenlerin İstanbul’a gelmesinin buradaki durumu müttefikler aleyhine etkilediğini bildirmekte, İstanbul ve Boğazlar bölgesini güçlendirmeleri gerektiğini tavsiye etmekteydi. General Milne ise İstanbul’daki İngiliz askeri durumunu artırmak gerektiğini belirtmekte, hatta Batum’daki İngiliz askerlerinin Boğazlara yerleştirilmesini önermekteydi.
Ayrıca İtilaf Devletleri, milliyetçi olduklarını bildikleri Harbiye Nazırı Cemal Paşa ile Erkan-ı Harbiye Reisi Cevat Paşa’dan dolayı rahatsızdılar. İngiliz Yüksek Komiseri Robeck bu iki Osmanlı paşasının hemen görevden uzaklaştırılması gerektiğini düşünüyordu, çünkü barış konferansını yıldırma ve şiddetli barış şartlarına karşı direniş hazırlama amaçlarına yönelik olan bütün milli hareketin Harbiye Nezareti’nden yönlendirildiğine inanıyordu.
Bu konuda General Milne ile iletişime geçen Robeck, onun da kendisi ile aynı fikirde olduğunu anlamıştı. Fakat Cemal ve Cevat Paşaların tutuklanma işi Türk yetkililer eliyle yapılmalıydı. 20 Ocak 1920’de paşaların görevden alınması ile ilgili nota Osmanlı Hükümeti’ne verildi.
İngilizler bu konu ile ilgili planlar yaparken 21 Ocak 1920’de Hariciye Nezareti’nden Yüksek komiserlere Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Reisi’nin istifa ettiklerine dair yazılar geldi.
Bu sırada Fransızların Maraş’ta uğradıkları yenilgi ve Kilikya’da Ermeni katliamı iddiası, İngiltere’nin Fransa’yı kendi yanına çekmek için kullandığı bir provokasyon aracı oldu. Kuva-yı Milliye ile Fransızlar arasında Maraş’ta 1 Ocak’tan itibaren şiddetli mücadeleler başlamış ve bu mücadeleler 11 Şubat’ta Fransızların şehri boşaltmalarına kadar sürmüştü.
Kuva-yı Milliye’nin başarılı mücadelesi İtilaf Devletleri’ni telaşlandırmıştı. Bu olayların sorumlusunun Mustafa Kemal Paşa olduğu, onun da İstanbul Hükümeti ile gizli ilişkiler içinde bulunduğu, bu durumda İstanbul Hükümeti’ne baskı yapılması gerektiği İtilaf Devletleri arasında tartışıldı
Londra gazeteleri, orada Ermenilerin Türkler tarafından öldürüldüğü yolunda hararetli yayınlarda bulunuyorlardı. Meselâ, 14 Şubat tarihli Times Gazetesi’nde, Anadolu’da ajanlık yapan bir İngiliz’in gönderdiği telgraf yayınlandı. Telgrafa göre, Ocak ayı sonunda Maraş yakınında milliyetçi haydutlar 1500 Ermeni’yi katletmiş, 1 Şubat’ta da iki Amerikalı, haydutlar tarafından öldürülmüştü.
İstanbul-Ermeni Delegasyonunun haberine dayanarak verilen bir bilgide ise Antep Maraş arasında 2000 sivil Ermeni’nin öldürüldüğü ileri sürülmekteydi35. Fakat Fransız gazeteleri “Bu katliam, Londra’da kasten uydurulup, yayılıyor; yalandır” diye yazıyorlardı. Hatta bu yalan katliam haberleri ile ilgili Tasvir-i Efkar Gazetesi’nde çıkan makalenin adı “Uydurma Katliamlar” iken, İngiliz sansürü sonunda “Katliamlar” olarak değişmişti.
İstanbul’daki Yüksek Komiser De Robeck’in Lord Curzon’a gönderdiği gizli yazıda, gizli bir kaynaktan sağlamış olduğu bilgiye dayanarak Maraş bölgesindeki Fransız güçlerine saldıran milliyetçi milis gücüne, silah ve mermileri Harbiye Nezareti ile Osmanlı kolordu ve tümen komutanlarının sağladığını bildirmesi, İngiltere’nin iddialarını kuvvetlendirdi.
Hatta Lloyd George Londra Konferansı’nın 28 Şubat tarihli oturumunda Maraş olaylarının büyük devletlerin prestijine leke sürdüğünü belirtti ve artık Türkiye’ye karşı harekete geçmek gerektiğini söyleyerek, gerekirse sadrazamın ve bazı nazırların tutuklanmasını önerdi.
Aslında Fransız basını ve Fransa kamuoyu Maraş’ta ve Kilikya’da Ermeni katliamı olduğuna dair gelen haberleri şüphe ile karşılıyor, bu haberlerde askeri ve siyasi amaçların varlığını seziyor ve Lloyd George’un bu olayları bahane ederek İstanbul’da girişmeyi tasarladığı hareketi uygun bulmuyordu.
Fakat bu durum, Fransa’nın işgale katılmasına engel olmayacaktı. Müttefikleri sinirlendiren diğer bir gelişme de 26- 27 Ocak 1920’de gerçekleşen Akbaş Cephaneliği baskınıydı. Gelibolu yarımadasının doğusunda bulunan bu cephanelik, Balıkesir cephesindeki silah ve cephane ihtiyacını giderebilirdi, ayrıca içindeki cephanenin Rusya’ya gönderileceği söylentileri dolaşıyordu. Bu durum, 61.Tümen Komutanı Albay Kazım (Özalp) Bey’i harekete geçirmişti. Baskını yapma görevi Köprülü Hamdi Bey ve Dramalı Rıza Bey yönetimindeki elli kişilik Kuva-yı Milliye çetesine verildi.
Çete, cephaneliği basıp, 8.500 tüfek, 30 makineli tüfek ve yarım milyon piyade fişekliği’ni alıp, Bolayır Vapuru ile yanındaki mavna ve kayıklara yükleyerek Umurbey İskelesi’ne hareket etmişti. Üstelik bu olay etraftaki Müttefik gemilerine ve Akbaş yakınlarında bulunan İngiliz kuvvetlerine rağmen gerçekleşmişti.
Akbaş baskını Türkiye’deki İngiliz askeri makamlarını kaygılandırmıştı. İngiliz işgal ordusu başkomutanı General Milne, İngiltere Savaş Bakanlığı’na gönderdiği yazıda, denetiminde çok fazla savaş malzemesi bulunduğunu, bu malzemenin korunmasının ciddi bir askeri sorumluluk oluşturduğunu, üstelik milliyetçilerin bu silahları ele geçirmek için planlar hazırladığını bildiriyor ve Akbaş baskınını örnek vererek denetimindeki tüm silahları denize atmak için yetki istiyordu. Savaş Bakanlığı, buna izin vermemiş fakat silahları düşmanın eline geçirecek ani bir durum meydana gelmesini engellemek için gerekli tedbirleri alma yolunda General Milne’ye yetki vermişti.
İstanbul’un işgaline karar verilmesindeki bir diğer etken ise giderek güçlenen Bolşevik yayılmacılığının İngilizlerin bölgesel çıkarlarını tehdit edici boyuta ulaşması ve İngilizlerin bu olumsuz gelişmeleri ancak İstanbul’un işgali ile kontrol ve denetim altına alabileceklerine inanmalarıydı,
Yine İstanbul’un işgali ile müttefikler, barış şartlarını milliyetçilere dayatabileceklerini ve onları İstanbul Hükümeti’yle işbirliğine zorlayabileceklerini umuyorlardı. İşgal sayesinde bütün istenmeyen kişileri yani şehirdeki Kuva-yı Milliyeci unsurları tutuklayabileceklerini, daha etkin bir mali ve hukuki kontrol getirerek şehrin yönetilmesini kolaylaştıracaklarını düşünüyorlardı.
Aslında İstanbul’un işgali daha çok İngiliz politikasının, İngiliz çıkarlarının ve İngilizlerin İstanbul’u kendi hakimiyetlerine alarak kendi müttefiklerini de bu oyunda kullanmak istemelerinin bir sonucu idi. Nitekim İngilizler, İstanbul’un işgali ile;
Amerikan Mandası fikrinin kökünden yıkılmasını sağlamayı, mandanın Boğazlar ve İstanbul’a sıçramasını önlemeyi, İstanbul’un bir emrivaki ile Yunanlılar tarafından işgaline engel olmayı ve Bolşeviklerin İstanbul ve Boğazlar üzerinde hak iddia etmelerini veya bunu fiili hale getirme teşebbüslerini peşinen yok etmeyi istiyorlardı.
Ayrıca, Ortadoğu’da özellikle Musul bölgesindeki İngiliz çıkarlarını, barış ne zaman ve hangi şartlarda yapılırsa yapılsın elde edebilmek için İstanbul ve Boğazları daimi bir koz olarak kullanmak gibi düşünceleri bu işgalin İngiliz çıkarlarına daha çok hizmet edeceğinin göstergesiydi.

FATMA AFYONCU – http://www.tesis.org.tr/assets/view/userfile/249525.pdf – ages 3-4-5-6
This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, ATATURK, Tarih, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *