Orda bir köy var uzakta…

Orda bir köy var uzakta…

Yılmaz Özdil

Veli… Köy çocuğuydu. Aksaray’ın Amarat köyü’nde doğdu.
Nüfus kağıdında 1 ocak 1937 yazıyordu ama, uydurma bir tarihti.
Çünkü, o dönemlerde dünyaya gelen pek çok Anadolu çocuğu gibi, doğumundan yıllar sonra çıkarılmıştı nüfus kağıdı… Sorardık babaanneme, “emmioğlundan iki güz önce doğdu” derdi, peki emmioğlu ne zaman doğdu, “hâlâ kızından üç kış sonra!”
Dolayısıyla, nüfus memurunun marifetiydi, olsa olsa diye hesap ederek, kafasına göre yıl yazmış, günü de 1 Ocak’a sabitlemişti. Gerçek doğum gününü bile bilmediği hayatının ilk gerçek kahramanı ilkokul öğretmeniydi.
Radyonun olmadığı, gazetenin olmadığı, elektriğin bile olmadığı, gaz lambalı hiçlikler coğrafyasına adeta süpermen gibi inip, kendisine okuma yazma öğreten, matematik öğreten, yurt sevgisi öğreten, oralarda ot gibi yitip gitmesine izin vermeyen öğretmeni.
Tee 80 yıl önce, her sabah tertemiz tıraş olup, kravatını takmadan öğrencilerinin karşısına çıkmayan, bir metre kar bile yağsa, zifiri karanlıkta tek kat tek odalı okula gelip, sınıfın ortasındaki tezek sobasını yakarak, kapıda güleryüzle öğrencilerini bekleyen öğretmeni.
Ömrünün sonuna kadar minnet duyduğu kahramanıydı.
Anadolu’nun bağrında ne zaman, yanakları ayazdan kızarmış, saçları bir numara kesilmiş, gözleri kocaman kocaman bakan bir köy çocuğu görsem, babama sarılır gibi sarılırım. Ve her defasında, tee 80 yıl önce kravatını takmadan öğrencilerinin karşısına çıkmayan, imkansızlıklar döneminde, en ağır kış koşullarında bile görevini aksatmayan, babama okuma yazma öğreten o idealist öğretmeni anarım.
Süleyman Demirel mesela.
O da tıpkı öyle yanakları ayazdan kızarmış bir köy çocuğuydu. İlkokulu doğduğu yerde, Isparta İslamköy’de okudu. Eminim, onun da rahmetle andığı kahraman bir öğretmeni vardı. Tek odalı tezek sobalı köy ilkokulundan, tarihimize damga vuran bir serüvene, İTÜ’ye, ABD’ye, devletin zirvesine taşıyan öğretmeni.
Varlığıyla onur duyduğumuz Profesör Mehmet Haberal.
Köy çocuğuydu. Ders kitabını okumaya çalıştığı odun ateşinin cılız ışığından, lazer cerrahi seviyesine ulaşan bir köy çocuğu. Rize’nin Subaşı köyü’nde, yurtsever bir köy öğretmeni tarafından yakılan aydınlanma meşalesinin, Türkiye’ye ve insanlığa nasıl muhteşem katkılar sağladığını yazmaya kalksak, ansiklopedi yazmamız lazım.
Fakir Baykurt.
Türk edebiyatı efsanesi. Burdur’un Akçaköy’ünde doğdu. Onu bekleyen tek gelecek ırgatlıktı. Ama, 85 sene önce onu orada yalnız bırakmayan, çaresizliğe terketmeyen köy öğretmeninin, memlekete armağanı oldu.
Berkant.
Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek, dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek… Tüm zamanların, gelmiş geçmiş en şöhretli şarkısını, dededen toruna adeta marş gibi ezberletti, dile kolay, 70 yıl önce, henüz ilkokuldayken, mızıka, akordeon, piyano çalıyordu, Frank Sinatra, Dean Martin, Nat King Cole şarkılarından repertuvarı vardı. Halbuki, kerpiç haneli köy çocuğuydu. Ankara’nın Hasanoğlan köyünde dünyaya geldi. İlkokulu, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde okudu.Ömrünü köy çocuklarına adayan köy öğretmenlerinin eseriydi.
Kamer Genç.
Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde okudum, Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde milletvekili oldum, Atatürk olmasaydı kula kul’dum” diyen, Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu yurttaşı Kamer Genç. Tunceli’nin küçücük köyünde, bugün bile hâlâ sadece 76 kişi nüfusu olan Ramazanköy’de, altında ahır bulunan iki katlı kerpiç evde doğdu. Ramazanköy ilkokulunda okudu. İkinci dünya savaşı’nın ekmek bile bulunamayan o yokluk günlerinde, ben varım diyen, Ramazanköy’e giden öğretmen sayesinde okudu.
Sayısız örnek var böyle.
Hayata, şehirlerdeki yaşıtlarına göre çok geriden başlayıp, vefakar köy öğretmenleri ve Cumhuriyet’in fırsat eşitliği sayesinde sıçrama yapan, memlekete damga vuran köy çocukları… Sayfalara sığmaz. Ama, hal böyleyken…Eğitim Sendikası tarafından geçen hafta “köy okulları raporu” açıklandı, özetle şu deniyor:
“Bu çocukları şehirlerdeki yaşıtlarıyla yarıştırmak insafsızlıktır!”
Çünkü… Bütün eksikleri bir kenara bırakalım, güya uzaktan eğitim verdiler, tablet yok kardeşim, bilgisayar yok, internet yok. Milyonlarca tablet dağıttık diyorlar, ne maske dağıtabildin, ne aşı yapabildin, hangi tabletten bahsediyorsun?
Geçen kıştan beri okul yok, ders mers yok, geçen yıl ilkokula başlayan çocuklarımızın çoğu okuma yazma bile öğrenemedi. Güya 15 şubatta köy ilkokullarını yüz yüze eğitime açtılar, ama, çocukları okula gönderme zorunluluğu yok, kaç kişi gönderir?
Alt tarafı bir gece kar yağdı diye, milyar dolarlık İstanbul-İzmir otoyolunu bile 12 saatte açamıyorsun, okula gitme zorunluluğu yokken, taşımalı eğitime kaç kişi çocuğunu gönderir?
Yedi bin köy ilkokulu var, kaç çocuk geldi?
Pandemi nedeniyle ağır zarar gören esnafı konuşuyoruz, işçiyi konuşuyoruz ama, pandeminin en ağır mağdurlarından biri olan köy çocuklarını hiç konuşmuyoruz. Kayıp nesil oluşuyor. Pandemi nedeniyle uğradığımız her türlü maddi kaybı ilerde telafi edebiliriz. Kayıp nesli telafi edebilmemiz mümkün mü?
Yüz yüze eğitim palavralarını sallamak kolay.
Yarın öbür gün kayıp neslin yüzüne nasıl bakacağız?
Ziya Selçuk.
Köy çocuğu. Ankara’nın Emirler köyü’nde doğdu, köy ilkokulunda okudu. Milli eğitim bakanı oldu.
Saray zihniyetinin bu tür mevzuları dert edinmemesi hiç şaşırtıcı değil ama… Köy çocuğunun köy çocuklarına karşılığı bu mu?

https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/yilmaz-ozdil/orda-bir-koy-var-uzakta-2-6275835/
This entry was posted in EĞİTİM, GEÇMİŞİN İÇİNDEN. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *