O.Henry’den bir öykü * SEVGİ EN GÜZEL HEDİYEDİR

O. Henry’nin  öyküsünü uyarlayarak okumanıza sunuyorum;
Naci Kaptan / 01.01.2021

SEVGİ EN GÜZEL HEDİYEDİR


Noel’e  bir kaç gün kalmıştı, Della küçük kutuda biriktirdiği paraları çıkartarak saydı; Tam bir dolar seksen yedi senti vardı. O kadar, ne bir sent eksik, ne bir sent fazla!..
Bunun da altmış senti penniden ibaret ufaklıktı. Bu pennileri teker teker bakkal, kasap, manavla çekişe çekişe pazarlık ederek ve her defasında satıcıların cimrilik sözleri karşısında utancından kıpkırmızı kesilerek biriktirmişti. Della paraları üç defa saydı. Bir dolar seksen yedi sent, o kadar!
Della Kendisini odadaki eski divanın üzerine atıp hıçkıra hıçkıra ağladı. Kocasının kazancı onları zorlukla geçindiriyordu. Çok yoksuldular. Fakat birbirilerini çok seven bir çifttiler.  Della ve James henüz 3 yıllık evli idiler.  haftalığı sekiz dolara tutulmuş çok eski bir binada oturuyorlardı.
Aşağıda antrede, içine tek bir zarf bile sığdırmaya imkan olmayan bir mektup kutusu ile ölümlü bir elin asla çaldıramayacağı kırık bir zil vardı. Kapıda da “Mr. James Dillingham Young” ismini taşıyan bir kart asılı idi.
Gözyaşları dindikten sonra Della pencerede durarak apartmanın o kasvetli arka avlusundaki bulut rengi bir parmaklık üzerinde yürüyen sarı kediyi aptal aptal seyretti. Ertesi günü Noel’di. Eşine bir hediye alabilecek yalnız bir dolar seksen yedi senti vardı. Aylardan beri birer birer biriktirdiği  paranın şimdi hiçbir işe yaramadığını görüyordu.
Pencereden uzaklaşarak kendini aynanın önüne attı. Gözleri pırıl pırıl yanıyordu, ama yirmi saniye içinde yüzünün rengi uçuvermişti. Saçlarını çözerek omuzlarının üzerine döktü. Della’nın saçları altın renkli bir çağlayan gibi parlayarak ve dalgalanarak dizlerine kadar döküldü ve bir elbise gibi vücudunu örttü. Bununla beraber Della, saçlarının uzun müddet böyle kalmasına müsaade etmedi. Sinirli ellerle hemen topladı.
James Dillingham Young Ailesi’nin iftihar ettikleri iki şeyleri vardı. Birisi Jim’in babasından kalan ve aslında büyük babasına ait aile yadigârı  olan bir altın saat, diğeri ise Della’nın saçları idi.
Della eşinin uzun zamandır bu değerli saatine bir köstek zincir almak istediğini de biliyordu. Dışarı çıkmadan önce dillere desten güzellikte ve uzunlukta olan saçlarına aynada baktı ve kararını verdi.
Gözyaşı kurumadan kahverengi ceketini kapıp aynı renkteki şapkasını başına geçirdiği gibi, eteklerini savurarak kapıdan fırladı. Merdivenleri inip sokağa çıktı. Hızla yürüdü ve “Madam Sophie Peruk ve Saç malzemeleri” yazan bir dükkanın önünde durdu. Kapıyı açarak içeri girdi.
İçeride iriyarı, süt beyaz, soğuk yüzlü bir kadın vardı.”Madam Sophie siz misiniz” Kadın “Evet” deyince;
– Saçlarımı alır mısınız? diye sordu.
Kadın Della’nın altın gibi uzun ve pırıltılı saçlarına dikkatle bakarak;
– Çok güzel saçlarını var 20 dolara alırım.
Della dükkandan çıktığında artık o güzel saçları yoktu fakat cebinde sevgili eşinin saatine alacağı altın köstek zincir için 20 doları vardı. Hızla giderek saatçiden eşinin değerli saatine yakışacak olan köstek zinciri aldı ve hediye paketi yaptırdı. Cebinde son kalan 3 dolar ile de noel gecesi için hindi ve yiyecekler aldı. Eve dönerken çok heyacanlı ve mutlu idi.
Akşam kocası eve döndüğünde acaba saçları için ona kızacak mıydı? İçinde korkular vardı. Hindi pişmiş, sofra hazırlanmıştı ve Della hediye paketini vermek için sabırsızca bekliyordu.
Kapıda anahtar döndü, kapı açıldı ve James içeri girdi. Della’ya baktı, yüzü bir anda sarardı, gözleri büyüdü öylece kaldı;
– Saçların, saçların nerede, ne oldu?
Della arkasında sakladığı hediye paketini uzatarak, uzandı James’i öptü ve;
– İyi noeller seni çok seviyorum. Paketi aç ondan  sonra söyleyeceğim.
James elleri titreyerek paketi açtı ve içinden altın saatine çok yakışacak altın bir köstek zincir çıktı.
Della; – Bu zinciri alabilmek için saçlarımı kestirdim ve sattım. Saatine çok yakışacak. Saçların ise yine uzarlar, bana kızmadın değil mi?
James Della’ya sıkıca sarıldı ve gözlerinde yaş akarken cebinden çıkarttığı paketi uzattı; – Seni çok seviyorum…
Della paketi açtı ve içinden , önünden geçtiği mağazanın vitrininde duran ve aklının kaldığı fildişi ayna ve fildişi tarak çıktı. Della bu tarağı uzun zamandır alabilmek istiyordu fakat eşine söylememişti.
– Bunu almak istediğimi nasıl bildin?
– Vitrinin önünden geçerken her seferinde bu ayna ve tarağa baktığını farkındaydım fakat biliyorsun bunun için paramız yoktu. Ben de Ailemden kalan altın saati satarak sana bu fildişi ayna ve tarağı aldım.
Birbirlerine sarılarak ağladılar.

SEVGİ EN BÜYÜK HEDİYEDİR.
MUTLU SENELER..
Naci Kaptan
This entry was posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, HAYATIN İÇİNDEN. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *