ERMENİ YALANLARINA KARŞI GERÇEKLER – Bölüm VII / VIII * ERMENİ MEZALİMİ VE ÖMER NECATİ GÖREN’İN ANLATTIKLARI

Naci Kaptan / 09.11.2020

Değerli okur,
1915’li yıllarda emperyalist devletler tarafından Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetine karşı dayatılan ERMENİ YALANLARI üretildi. Ermenilerin rüyası olan Anadolu’da, Türk toprakları üzerinden devlet kurma hayali isteklerinin gerçekleşmemesi nedeniyle, ülkemiz sürekli olarak Ermeni soykırımı yapmakla suçlanıyor.
Ermeniler tüm dünyada örgütlenerek soykırım yalanlarıyla birçok ülkeyi ikna ettiler. Bu konudaki Ermeni iddiaları gerçek kabul edilmektedir. Bu neden böyle oluyor?
T. C. hükümetlerinin tamamı ERMENİ YALANLARINA karşı bir devlet politikası geliştirmemiştir , Bu konuda Devlet içinde tarihçilerden ve bilim adamlarından oluşan bir daire veya müdürlük kurulmamış, üniversitelerimizde bu konuda yetkin ve süregen çalışmalar yapılmamıştır. Durum “Saldım çayıra, mevlam kayıra’dır”. Siyasi çıkarlar, güç savaşları, matruşka ihaleler, büyük yolsuzluklar nedeniyle MİLLİ konulara sıra gelmiyor.
Siyasetçiler ve ilgili bürokratlar Ermeni iddialarını gereğince önemsemeyerek konuya gereken ilgiyi göstermese de Değerli yurtsever aydınlarımız, bilim adamlarımız, tarihçilerimiz, akademisyenler, diplomatlar, emekli askerlerimiz bu konuda bireysel olarak çalışmakta, belge, bilgi toplamakta, yazmakta ve uluslararası alanda Ermenilerin yalanlarını çürütmeye çabalamaktadır. Bu değerli yurtseverlerin sayısı ise çok azdır. Bu değerli kişilere teşekkür borcumuz vardır.
Perinçek-İsviçre Davası, zamanın İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile İsviçre Federal Hükûmeti adına İsviçre arasında Ermeni Soykırımı’nın reddi üzerine 2007-2015 yılları arasında süren yargı süreci. 15 Ekim 2015 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi tarafından açıklanan kesin karar ile Doğu Perinçek’in ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmedildi ve İsviçre Devleti mahkûm edildi. Bu dava da Doğu Perinçek ve Talat Paşa komitesinin devlet desteği olmadan bireysel savaşları ve kazanımıdır.
Devletin bu konuda bir kurum oluşturması ve ayrıca bireysel olarak çalışan yurtseverlere destek vermesi gerektir. Tarihimizi temize çekmek için Üniversitelerde bu konuda kürsüler açılmalıdır. Bazı Soros destekli üniversiteler ise bu konuda Ermeni tezlerini destekleyen naylon aydınları, akademisyenleri bünyesinde barındırarak konferanslar tertipliyor.
Her bir 24 Nisan yaklaştığında ülkeyi yönetenler “acaba ABD başkanı bu konuda ne diyecek” derdine düşmektedir. ne büyük bir açmaz; hem haklı olduğun konuda gereken çalışmaları yapmayacaksın, hem de “acaba” diyerek “soykırım-büyük felaket” deyişlerini bekleyeceksin!!!
Konuya, denizde damla bir katkı;
ERMENİ YALANLARINA KARŞI GERÇEKLER – Bölüm VII / VIII *
ERMENİ MEZALİMİ VE ÖMER NECATİ GÖREN’İN ANLATTIKLARI
Bölüm     I – II          http://nacikaptan.com/?p=83329
Bölüm  III – IV        http://nacikaptan.com/?p=83360
Bölüm    V – VI        http://nacikaptan.com/?p=83407
Bölüm VII –  VIII     http://nacikaptan.com/?p=83571

BÖLÜM VII

Yabanci gözlemci raporları var
Peki nasıl olmuştu da Ermeniler bu kadar Müslüman halkı katledebilmişti? Bu sorunun cevabını almak için, dönemin resmî kayıtlarına göz atmak yeterli. Tutulan çoğu raporların yabancı gözlemcilerin denetiminde gerçekleştirilmiş olması, bu raporların doğruluğu ve tarafsızlığı açısından önemli bir veri.
Bu raporlara göre Ruslar tarafından silahlandırılan Ermeni çeteleri Aralık 1914’te Van’da organize eylemlere başladılar. Bu eylemler telgraf hatlarını kesmek, Osmanlı jandarmalarına saldırmak, karakollara baskınlar düzenlemek şeklinde başladı. 1915’e gelindiğinde de bu küçük çaplı eylem ve baskınlar toplu kıyımlara dönüştü.
Nisan ayında Ermeniler Van’ın köylerini basarak masum silahsız insanları katledip, kadınların ve çocuk- ların ırzına geçtiler. Tarihî kayıtlar Ruslardan cesaret alan Ermenilerin Van’ın neredeyse bütün kaza ve köylerinde toplu katliamlara giriştiğini gösteriyor.

Soykırım boyutlarında
Başbakanlık Osmanlı Arşivi kayıtlarına göre Kongre Caddesi’ndeki Hacı Ahmet Han’ında çeşitli şekillerde katledilmiş 1.373 Türk cenazesi olduğu tespit edilmişti. Yine şehir eşrafından Kantarcızade Hacı Mustafa’nın kayıtlara geçen tespitlerine göre sadece Erzurum şehir merkezinde Ermenilerce öldürülen Müslümanların sayısı 13 bin 273’tü.
Üstelik bu kayıt ve tespitler yapılırken Alman heyeti de hazır bulunmuştu. Van’da 80 bin Müstümanın kısa bir sürede katledilmesi, aynı şekilde Kars ve Ardahan civarında yine bir yıl gibi çok kısa bir sürede 30 bin Müslümanın öldürülmesi katliamın boyutlarını ortaya koyan diğer veriler.
Katliam o derece büyüktü ki Dahiliye Nezareti’ne (İçişleri Bakanlığı) gönderilen raporda, Ermenilerin Kars ve Ardahan’da yaptıkları mezalim ‘soykırım’ olarak değerlendiriliyordu.
Olaylar 1918’de de devam ediyor. 27 Aralık 1918’de 9. Ordu Komutanı Yakup Şevki Pasa’nın Kars’tan Harbiye Nezareti’ne gönderdiği telgrafta yapılan katliamlar ‘mezalim’ olarak niteleniyor ve bu mezalimin İstanbul daki İtilaf Devletleri temsilcilerine duyurulması isteniyor. Paşa’ya göre insaniyete aykırı olan söz konusu mezalimin ‘bu kış günü devam etmesi’ kabul edilemezdir.
18 Ocak 1919’da Paris’te başlayan Barış Konferansı Osmanlı Hükümeti’ne Yakup Şevki Paşa’nın dile getirdiği Ermeni kıyımına uğrayan Müslümanların durumunu dünya kamuoyuna duyurma fırsatını verdi.
Bogos Nubar başkanlığındaki Ermeni heyetinin Ermeni lerin taleplerini içeren muhtırayı Paris Barış konferansına sunduğu günlerde Osmanlı Hükümeti de Ermeni meselesi hakkındaki görüşlerini İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki yüksek komiserlerine sundu.
Tevfik Paşa hükümetinin hazırlayıp sunduğu bu muhtırada ilk kez Ermenilerin Müslümanlara yönelik katliamları ile ilgili toplu bir rakam veriliyordu. Bu raporda 19i4’te başlayıp 1919’a kadar gelinen sürede, yani 5 yılda, Ermenilerin Doğu Anadolu’da l milyon’dan fazla Müslümanı öldürdüğü dile getiriliyordu.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi – Hariciye – Siyasi bölümün- de yer alan belgelere göre, komiserliklere sunulan rapor- da katliam ile ilgili rakam şöyle yer alıyor: “Osmanlı hükümeti şimdi tarafsız şahitlerin şahitliği ve yüksek yetkili Rus memurların hazırladığı raporların neticesini ortaya çıkarmış ve Ermeni çetelerinin, tehcir tedbirleri alınmadan özellikle Çar orduları tarafından doğu şehirlerimizin istilasından sonra bir milyondan fazla Müslümanı şehit ettikleri anlaşılmıştır.”
Osmanlı hükümeti 13 Şubat 1919’da bu kez tehcirin sebeplerini belirlemek amacıyla kurulacak soruşturma komisyonuna tarafsız hukukçuların katılmaları için İsveç, Hollanda, İspanya ve Danimarka hükümetlerine birer nota verdi. Ne yazık ki bu devletler, 6 Mayıs 1919’da Osmanlı Hükümetine verdikleri birer notayla bu öneriyi reddettiler.
5 yılda l milyondan fazla Müslümanın katledilmesi ne yazık ki Ermeni mezalimini sonlandırmadı. Ermeniler Tevfik Paşa’nın raporundan sonra da katliamlarını sürdürmeye devam ettiler.
Mart 1919’da Kars İslam Şûrası Başkanı Cihangiroğlu İbrahim Bey’in İngiltere Kralı George’a yazdığı mektup adeta bir feryadı içeriyordu. İbrahim Bey’in mektubunda Ermenilerin Kars ve civarında binden fazla Müslüman köyünü yaktıkları ve 100 bin kişiyi öldürdükleri yazılmıştı.
Ermenilerin katliam örneklerini çoğaltmak mümkün, ancak toplamda ortaya çıkan sonuç bütün Ermeni tez- lerini bertaraf etmeye yeterli. Başbakanlık Osmanlı Arşi- vi kayıtları 1914’ten 1919 yılma kadar l milyondan fazla Müslümanın katledildiğini, 1921’e kadar süren zaman zarfında da katliamların devam ettiğini ortaya koyuyor.
Arşiv kayıtlarında ortaya konulan belgeler Ermenilerin toplamda yaklaşık 2 milyon Müslümanı katlettiği tespit etmiş durumda. Bu rakam sadece arşiv Kayıtlarında geçmiyor, yabancı ve yeni çalışmalarla da yerini buluyor.
Amerikalı tarihçi Justin Mc Carthy, bir Ermeni soykırımının yaşanmadığını, aksine Ermenilerin Müslümanlara yönelik ciddi bir katliama giriştiklerini söylüyor. Rakamlar konusunu ise Mc Carthy, “ölen Müslümanların sayısı Ermenilerin sayısından daha fazla idi” şeklinde özetliyor.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Budak, 2 milyon Müslümanın Ermeni çeteciler tarafından katledildiğinin net bir biçimde ortaya çıktığını söylüyor.
Budak, bunu doğrulayan sayısız rapor ve belgenin arşiv bünyesinde bulunduğunun da altını çiziyor. Budak, “Bu belgeleri toplu halde değerlendirdiğinizde 2 milyon rakamından daha fazla bir veri ortaya çıkıyor.
11 Mayıs 1919 tarihli Tasvir-i Efkar gazetesinde çıkan bir yazıya göre bu dönemde 1 milyon 604 bin Müslüman evini terk edip Anadolu’nun içlerine göçmeye başladı. Ermeni zulmünden kaçan bu insanların 701 bin 166’sı yollarda açlıktan, hastalıktan ve Ermeni çetelerinin ani baskınlarında hayatlarını kaybetti. Başka bir deyişle göç eden insanların yüzde 43,7’si hedefledikleri yerlere ulaşamadılar.
Göç sonucunda ölenler ve hatta kalanların hangi şehir- lere ulaştıkları hakkında da net bilgiler bulunuyor arşivlerde, örneğin sadece Erzurum vilayetinden 448 bin bu kişi göç ederken, sadece 173 bin 304 kişi asayişin sağlanmasından sonra geri dönebilmiş. Sivas vilayetine 116 bin, Ankara vilayetine 108 bin, Musul vilayetine de 150 bin kişinin iltica ettiği ayrı bir veri olarak kayıtlara geçmiş.

KAYNAK ; ERMENİ MEZALİMİ VE ÖMER NECATİ GÖREN’İN ANLATTIKLARI Sayfa 66-67-68-69-70

BÖLÜM VIII

Bu konuda yaptığı araştırma ile bir ilke imza atan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Tuncay Öğün, Müslüman mültecilerin yaşadıklarının, sözde soykırım tartışmalarının gölgesinde kaldığını söylüyor. Oysa Müslümanlar da büyük bir trajedi yaşamışlar bu dönemde. “Göç eden binlerce insan yollarda Ermeni baskınları veya hastalık gibi nedenlerden ölmüş. Bu rakam da küçümsenecek türden değil. Bölge halkının yüzde 70’i iltica etmiş ve iltica edenlerin yüzde 40’ı haya tını kaybetmiş.” diye konuşuyor Öğün.
Bu konu sadece arşiv belgelerinde de kaydedilmekle kalmamış. Mustafa Kemal Atatürk’ün cephe notlarında dahi bu konuya değiniliyor. Atatürk; “Hayvan leşleri gibi insanlara ait cesetler gördük.” diye not etmiş, göç sırasında hayatlarını kaybeden ve yol boylarında terk edilen Müslüman cesetlerini görünce.

1915’te ne yaşanmıştır ?
1915’te Türkler ve Ermeniler arasında gerçekten ne yaşandığının tam olarak anlaşılabilmesi için, 1915’ten önceki gelişmelerin incelenmesi gereklidir.
Türkler ile Ermeniler sekiz yüzyıldan daha uzun süre Anadolu’da barış içinde yaşamışlardır. Ermeniler, 19. yüzyıla kadar, Osmanlı Toplumu ile bütünleşmeleri ve Millet sistemi içerisindeki uyumları nedeniyle “Millet-i Sadıka (Sadık Millet)” olarak adlandırılmışlardır. Ermeni toplumu, Osmanlı İmparatorluğu’nun ayrıcalıklı tebaası olarak Osmanlı Devlet Yönetimi içerisinde bakan, general, büyükelçi, vali, ticari temsilci ve bu gibi üst düzey görevler almışlar, etnik-kökenleri ve dinlerinden ötürü bir ayrımcılığa ve kısıtlamaya maruz kalmamışlardır.
Osmanlı Dönemi’nde:
– 29 Ermeni kökenli Osmanlı vatandaşı, üst düzey hükümet rütbesi olan “Paşa” sıfatını almıştır.
– 22 Ermeni, Hariciye, Maliye, Ticaret ve Posta Nazırlığı dahil olmak üzere Bakan olarak görevlendirilmiştir.
– 1912-1913 yıllarında Hariciye Nazırı olarak görev yapan Gabriel Noradunkyan Ermeni asıllıdır.
– Çok sayıda Ermeni; tarım, nüfus ve ekonomik kalkınma konularıyla ilgilenen devlet dairelerinin başkanlığını yürütmüştür.
– 1876 yılı sonrası Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda 33 Ermeni milletvekili yer almıştır.
– Hariciye Nezareti’nde 7 Ermeni Büyükelçi, 11 Başkonsolos ve Konsolos görev yapmıştır.
– Mekteb-i Sultani (bugünkü Galatasaray Lisesi) ve Mekteb-i Mülkiye (bugünkü Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde) 11 Ermeni kökenli profesör ders vermiştir.
Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkan milliyetçilik akımının etkisi ve Avrasya coğrafyasındaki büyük güçler çekişmesinde, 19’uncu yüzyılın sonuna doğru, dönemin Büyük Güçleri, Ermenileri de, Osmanlı Devleti’ne karşı kendi çıkarları için kullanabilecekleri önemli bir araç olarak görmeye başlamışlar ve Osmanlı İmparatorluğu nun Doğu vilayetlerinde bağımsız bir devlet kurma vaadiyle kışkırtmışlardır.
1887’de Cenevre’de Hınçak, 1890’da ise Tiflis’te Taşnak komiteleri ortaya çıkmıştır. Her iki komitenin de ortak hedefi Osmanlı topraklarında Ermenilerin yaşadığı bölgeleri içeren, siyasi ve etnik olarak saf bir Ermeni devleti kurulması olmuştur.
Daha sonra Osmanlı sınırları içinde de örgütlenen bu komitelerin kışkırtmaları ve dış yardımların desteğiyle çeşitli vilayetlerde ayaklanmalar başlamış ve 1896 yılın- da Van’da ilk büyük Ermeni isyanı çıkmıştır. Bu isyanın bastırılmasından sonra bölgedeki Ermeni örgütleri faaliyetlerine devam etmişler ve bir çok yerde Ermeni isyanarı düzenlemişlerdir.
Ayrılıkçı Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasını ve Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletlerine karşı savaşa girmesini büyük bir fırsat olarak görmüşlerdir. Birinci Dünya Savaşı sırasında isyan ederek işgalci Rus Ordusu ve diğer yabancı kuvvetlerle işbirliği yapan Ermeniler, Türklere ve diğer Müslümanlara yönelik katliamlar yapmışlar, Rus işgalini kolaylaştırmak için Osmanlı askerlerine saldırıp, ikmal yollarını kesmişlerdir.
Sarıkamış Harekatı’nın başarısızlığından sonra Ermeni çevrelerinin 15 Nisan 1915 tarihinde ikinci Van isyanını çıkarması ve dışarıdan Rus saldırılarıyla karşı karşıya olan Osmanlı Devleti’ni içeriden vurmaya başlaması Osmanlı Hükümeti tarafından 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilen, bugün yaygın olarak bilinen ismiyle “Tehcir Kararı” olarak adlandırılan “Sevk ve İskan Kanunu”nun en önemli nedenlerinden birini oluştur- muştur.
1915 olaylarının tarihsel gelişimi ele alındığında, Osmanlı Hükümeti’nin, Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında bazı uyarılar ve idari tedbirlerle Ermeni isyanlarını önlemeye çalıştığı ve Ermenilerin terör olayları, isyanlar ve düşmanla işbirliği gibi faaliyetlerine paralel olarak alınan tedbirleri artırdığı görülecektir. Dolayısıyla, Osmanlı Hükümeti’nin aldığı tedbirlere bakıldığında önceden planlı ve siyasi amaçla olmadığı, aksine bunların gelişen olaylara bağlı olarak askeri kaygılar ve güvenlik gibi nedenlerle alındığı görülmek- tedir.
Askeri tarihçiler, 27 Mayıs 1915 tarihli tehcir kararının askeri zorunluluk kapsamında alındığını ve Osmanlı Hükümeti’nin, Doğu Cephesi’nde karşılaştığı ayrılıkçı tehdit nedeniyle bir anlamda böyle bir tedbir almaya mecbur kaldığını ifade etmektedirler.
Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta, Ermenilerin ülke sınırları dışına sevk edilmelerinin öngörülmemesi, İmparatorluk topraklarının savaş alanı dışında bulunan bölgelerine doğru yer değiştirmeye tabi tutulmalarıdır.
Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeni nüfus, Savaş Koşulları’nın sona ermesinden sonra yaşadıkları toprak- lara geri dönme hakları saklı tutulmak kaydıyla, İmparatorluğun, savaş ve çatışma tehdidinden uzak başka bir bölgesine sevk edilmiştir.
Sevk işlemi, gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra başlamıştır. Bu arada, askeri harekat dışı bazı bölgelerde yaşayan Ermeniler bu uygulamanın haricinde tutulmuş- tur. Böylelikle, İstanbul, Kütahya ve Aydın vilayetlerinde yaşayan Ermeniler bu karardan etkilenmemişlerdir. Osmanlı Hükümeti’nin aldığı karar herhangi bir ideolojinin uzantısı değildir.
Yasada, sevke tabi Ermenilerin güvenliğini sağlayacak her türlü önlem öngörülmüştür. Osmanlı Hükümeti, yerel makamlara, Ermenilerin yeniden yerleşmelerinin düzenli şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacak önlemlerin alınması yönünde talimat vermiş, verilen talimata uymayan kişiler hakkında soruşturma yapılması ve yapılacak soruşturma sonucuna göre, suçlu bulunan ve görevlerini kötüye kullananların Divan-ı Harbe sevk edilmelerini emretmiştir.
Osmanlı Devleti’nde “Divan-ı Harbi Örfi Mahkemeleri” olarak bilinen bu mahkemelerde göç yolundaki Ermenilere kötü davrandıkları gerekçesiyle yargılanmak üzere 1916 yılında 1673 kişi tutuklanmış, 67 kişi idam cezasına çarptırılmıştır.
Bu yargılamalara ilişkin belgeler Osmanlı arşivlerinde mevcuttur. İntikam ve soygun amacıyla koruması zayıf göç kafilelerine saldırıldığı maalesef bir gerçektir. Öte yandan, yer değiştirme (tehcir) sırasında, devlet otoritesinin güçlü olduğu bölgelerde ise Ermeni kafilelerine yapılan saldırılar oldukça sınırlı kalmıştır.
KAYNAK ; ERMENİ MEZALİMİ VE ÖMER NECATİ GÖREN’İN ANLATTIKLARI Sayfa 71-72-73-92-93-94-95

Bölüm VII / VIII sonu – Devam edecek
Naci Kaptan / 09.11.2020
This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, ERMENİ SORUNU. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *