DENİZİN FIRTINALI TARİHİNDEN * PİRİ REİS HARİTALARININ GİZEMİ VE PİRİ REİSİN KATLEDİLMESİ

PİRİ REİS HARİTALARININ GİZEMİ VE PİRİ REİSİN KATLEDİLMESİ

Naci Kaptan / 20.10.2020

BÖLÜM I
Topkapı Sarayı’nın düzenlenmesi esnasında Milli Müzeler Müdürü Halil Edhem Bey tarafından bulunan ve bugüne kadar hakkında çok sayıda yazı yazılmış olan haritalardan, 1513’te çizdiği ilkinde Piri Reis, Kristof Kolomb’a ait Amerika haritasından, Portekiz ve Arap haritalarından; çoğu kendi çağına ait, birçok ünlü haritadan faydalandığını belirtir. Bugün haritanın elde kalan parçasında, Avrupa ve Afrika’nın batı kıyılarıyla Atlas Okyanusu, Antil Adaları, Orta ve Güney Amerika gösterilmektedir.

Ünlü Türk amirali Piri Reis’in 16. yüzyılda yaptığı haritaların sırrı hala çözülemedi. Çünkü, coğrafya bilimi ile böyle haritalar ancak 20. yüzyılda, gökyüzünden çekilen fotoğraflarla çizildi Piri Reis‘in ünlü haritasının çiziliş tarihi 1513. O asırda uçak yok, fotoğraf çeken uydu yok. Dünyanın her tarafı dolaşılmış ve ölçülmüş değil. O zaman Piri Reis bu haritayı nasıl yaptı ?
Bir takım kaynaklardan yararlandıysa, bu kaynaklar şimdi nerede ? Bütün dünyada bu soruların cevaplarını arayanlar hayli çok. Ama hala büyük çoğunluk, dünya haritasının ilk kez 20. yüzyılda çizildiğini kabul ediyor.
1929 yılında Topkapı Sarayı’nda genel bir düzenleme yapılıyordu. Müzeler müdürü Halil Ethem Eldem, çok ilginç haritalar buldu. Bunlar sanki bir dünya haritasının parçalarıydı. Haritaları yapan ünlü Türk amirali Piri Reis’ti. Fakat onun yaşadığı dönemde böyle haritaların çizilmesi imkansızdı. Müzeler müdürü durumu derhal Ankara’ya haber verdi. Atatürk haritaları inceledi. Daha sonraki yıllarda kayıp kıta Mu’nun sırrı ile nasıl ilgilenecekse, bu esrarengiz haritaların da üzerine öyle gitti. Daha sonra onun direktifi ve yönlendirmesi ile bu haritalar çoğaltılarak yayınlandı.
Olayın yakın tanıklarından Prof. Afet İnan bu konuda şunları söylüyor :
“Ben haritaları ilk defa Çankaya’da Atatürk’le beraber gördüm. Ceylan derisine büyük bir dikkatle çizilmişlerdi. Üzerlerinde yazılar ve renkli resimler vardı. 1935 yılında, Tarih Kurumu, haritalardan birini tanıtıcı bir broşürle bastı. Genova Üniversitesi’ndeyken ilk Amerika haritalarını incelemiştim. Genova Coğrafya Kurumu’na Piri Reis’in haritasının bir kopyasını verdim. Olay çok ilgi çekti. 1937 yılında çeşitli ülkelerin gazetelerinde yayınlandı. Fakat, o gün bugündür, bu haritanın esrarı çözülememiştir…”
Piri Reis’in haritaları aslında birden fazla. Biz, daha çok onun 1513 yılında yaptığı ilk harita üzerinde duruyoruz. Bu haritada Orta Amerika’yı, Güney Amerika’yı, Afrika kıyılarını ve Avrupa kıyılarının bazı yerlerini görüyoruz. Ortada Atlas Okyanusu var. Haritanın kuzeyinde ve güneyinde 32′şer uçlu birer rüzgargülü var. 95′e 65 cm büyüklüğünde. Ayrıca haritanın üzerinde renkli resimler görülüyor. Örneğin, Afrika’ya fil ve ayrıca deve kuşu resimleri çizilmiş. Güney Amerika’da ise lama ve puma resimleri var. Acaba Piri Reis, oralarda bu hayvan türlerinin yaşadığını nereden biliyordu ?
Haritaların açıklamalı olarak yer aldığı bölüm ise, Çanakkale Boğazı’ndan başlayıp; Ege Denizi kıyı ve adaları, Adriyatik Denizi, Batı İtalya, Güney Fransa, Doğu İspanya, Kuzey Afrika, Filistin, Suriye, Kıbrıs ve Anadolu kıyıları ile çevrelerindeki adalarla ilgili tarihî ve coğrafî bilgiler verilerek son bulur.
Piri Reis’in 1528’de çizdiği ikinci haritasından günümüze kadar gelen parça ise, büyük bir dünya haritasının kuzeybatı köşesi olup, Atlas Okyanusu’nun kuzeyini, Kuzey ve Orta Amerika’nın yeni keşfedilmiş kıyılarını, ayrıca Grönland’dan Florida’ya uzanan kıyı şeridini ihtiva eder. Adalar ve kıyılar, son keşiflere dayalı olarak daha doğru çizilmiştir. Keşfedilmemiş yerler ise, beyaz bırakılarak çizilememiştir. İlk haritaya göre daha büyük ölçekli ve gelişmiş olan ikinci harita, teknik olarak da o dönemin en ileri ve mükemmel harita örneğidir. On yedinci yüzyılda yapılmış olan J. Schoener ve Münster’in dünya haritalarından çok daha sağlıklıdır.
İkinci haritadaysa, Atlas Okyanusu’nun kuzeyi, Kuzey ve Orta Amerika’nın kıyıları görülüyor. Ayrıca dört adet rüzgargülü var. Mil ölçüleri verilmiş, bu ölçüler 50 ile 10 mil arasında değişiyor. Kuzeyde Grönland görülüyor. Bundan başka Terre Neuve kıyıları ve aynen bugünkü gibi görülen Florida yarımadası var. Honduras, Yukatan yarımadaları, Bahama ve Antil takımadaları, Küba, Haiti adaları, yerinde ve doğru olarak çizilmişler. Ölçüler doğru, yerler doğru şekiller doğru, 11 derecelik bir pusula kaymasından başka her şey doğru. Doğruların bu kadar çok olması, insanın şüphesini biraz daha arttırıyor.
Piri Reis’in çizmiş olduğu haritalarla ilgili Batıda yapılan araştırmaların ilki, 1952’de gerçekleştirildi. Amerikalı harita uzmanı Mallery tarafından yapılan bu araştırmada şaşırtıcı bir sonuçla karşılaşıldı: Kitab-ı Bahriye’deki Akdeniz haritasındaki teferruat doğruydu. Sanki haritayı çizen, dünyanın yuvarlak olduğunu biliyordu. O dönem için bunun imkansız olduğunu düşünen araştırmacı, bu defa Amerikan Deniz Kuvvetleri Hidrografi Bölümüne başvurdu. Haritalar burada küre geometrisine göre yapılmış son dünya haritalarıyla karşılaştırıldı ve tamamıyla doğru çıktı. Üstelik bu bilgi, sadece Akdeniz için değil, Kuzey ve Güney Amerika için de doğruydu.
Piri Reis haritalarına ilk ilgiyi Mallery ve Walters adlarında Amerikalı iki harita uzmanı gösterdiler. 3 yıllık bir çalışmadan sonra, bir rapor yazdılar. Bu rapordan yola çıkan Danny Linehan adlı Amerikan Deniz Kuvvetleri Haritacılık Uzmanı, özellikle Kanada’da çizilmiş bir göl ve dağ detaylarının tamamen gerçek olduğunu belirtti. Aynı konuda 1956′da Georgetown Üniversitesi bir oturum düzenledi. Ünlü Jeofizikçi ve öğretim üyesi Prof. C. H. Hapgood ve matematikçi R. W. Strachan da haritayla ilgilendiler. Hapgood, haritaların çok eski ve yaşı saptanamayan haritalardan kopya edildiğini ileri sürdü.
Piri Reis’in haritaları, uydulardan çekilmiş fotoğraflarla karşılaştırıldı. Birçok noktada aynen uyum vardı. Yine, Hapgood’a göre eski haritalar, çok daha eski haritalardan alınmıştı, onlar da daha eskilerinden. Peki, ilki ve tam olanları ne zaman yapılmıştır ? Bazıları, en eski haritaların 200-300 bin yıl önce yaşamış dev bir uygarlık tarafından yapıldığını ileri sürüyor.
Avusturyalı bir araştırmacı olan Robyn Collins, Piri Reis’in haritasında şimdi olmayan bir adanın çizilmiş olduğunu belirtiyor. Ona göre Brezilya ve Afrika arasında yer alan bu ada, kayıp kıta Atlantis‘ten kalan Daitya adasıdır. Ama, haritada Atlantis’in kendisi yok. demek ki, Piri Reis’in ana kaynağında da yoktu. Yani batmıştı. Böylece Atlantis’in azar azar, bölüm bölüm battığı iddiası doğrulanıyor.
Yunan filozofu Eflatun‘un da “Cristias” adlı eserinde Atlantis’ten Poseidonus adlı kara parçasının kaldığını anlatır. Bugünkü Antil takımadalarıysa, birçok kimse tarafından Atlantis’ten kalan adalar olarak kabul edilir. Gerek Aristo, gerekse Heredot, Antiller’den söz etmektedirler. Çok sayıda tarihçiye göre Kristof Kolomb, eline geçen antik kitaplardan, batıda yer alan çok zengin bir kıtanın varlığını öğrendi. Yani bilmediği Amerika’yı değil, efsanevi Atlantis’i aradı. Kolomb, adamlarına “sürekli batıya” diyordu, çünkü, tüm antik kaynaklar Atlantis’i batıda gösteriyordu.
Bir başka deyişle, Piri Reis dünyanın yuvarlak olmasının yanında, küre şeklinde olduğunu da biliyordu. Çünkü haritalar küre geometrisine uygun olarak çizilmişti. Harita uzmanı Linehan’ın bu tespitleri, 16. yüzyılda bu doğrulukta bir dünya haritasının nasıl çizilebildiği konusunda yürütülen araştırmaları daha da sırlı hale getirdi. Çünkü, hem Amerika kıyıları, hem de Kanada’daki göl ve dağlar bütünüyle doğru çizilmişti.
Bunun üzerine 1956’da Georgetown Üniversitesi Piri Reis’in haritacılığı üzerine bir açık oturum düzenledi. Toplantıya bu defa, önsözü daha önce Einstein tarafından kaleme alınmış olan “Yeryüzünün Kayan Kabuğu” adlı incelemenin yazarı Prof. Charles Hapgood ve matematikçi Richard Strachan gibi dönemin ünlü harita uzmanları da katıldı. Bu iki bilim adamı, söz konusu haritaları daha sonraki yıllarda uydularla çekilen yeryüzü resimleriyle tekrar karşılaştırınca daha şaşırtıcı bir neticeye vardılar: 16. yüzyılda çizilen haritalarla 20. yüzyıl uydu fotoğrafları birbirini tutuyordu.

BÖLÜM II
Bu ölçüde uygunluk, konuyla ilgili olanları şaşırtmaya devam etmekte ve şu soruları sordurmaktadır :
O dönemin imkân ve teknikleriyle bu bilgiler nasıl elde edilmiş, gözlemler nasıl gerçekleştirilmişti? Amerika’ya bizzat gitmediği tahmin edilen Piri Reis, bu bilgileri nasıl ve üstelik bu kadar doğru şekilde kağıda dökebilmişti? Bu sorular, Piri Reis’in de faydalandığını belirttiği önceki haritaların varlığını göz önünde tutarak, tarihte büyük uygarlıkların olup-olmadığını akıllara getirmiştir.
Piri Reis’in dünya haritasını yapmış olduğu dönem, Osmanlı devletinin en geniş topraklara sahip olduğu zaman dilimidir. Bu da Osmanlıların başarılarının sadece askeri güçle gerçekleşmediğini, dönemin ilim adamlarından da istifade edildiğini göstermektedir. Bu noktada, Piri Reis’in Osmanlı’da gördüğü saygı ile, 17. yüzyıl’da İtalya’da yaşayan Galile’nin yaşadıkları karşılaştırıldığında, iki medeniyetin bilgiye ve yeniliklere bakış açılarındaki farklılık görülecektir.
Galile, ay ve güneşin hareketlerini inceleyerek, dünyanın yuvarlak olduğunu ve güneşin etrafında döndüğünü tespit etmişti. Ancak, bu çalışmalarını ihtiva eden kitabı, kilisenin fikirleriyle ters düşünce, engizisyona çıkarılmıştı. Galile, görüşlerinin yanlış olduğunu kerhen kabul etmişti. Mahkemede, bu kabulüyle ölümden kurtulmuş; ama, engizisyon gözetiminde evinde yaşamasına izin verilmişti. Batıda durum böyle iken, yüz yıl önce Osmanlılar’da Piri Reis, doğru olarak çizdiği dünya haritasını, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’a takdim etmiş ve mükafatlandırılmıştı.

Letter By Parken
“Piri Reis, 16. yüzyılda yaşayan büyük bir denizci, coğrafyacı ve haritacıdır. Hala bilinmeyen birçok yönü olan bu denizci, edindiği tecrübe ve bilgileri, gezip gördüğü yerleri, yabancı kaynaklardan da istifade ederek, tarihi ve coğrafi özellikleriyle birlikte 1513’te Kitab-ı Bahriye isimli eserinde toplamış, deniz ve karaların haritalarını çizmiştir. Kitab-ı Bahriye’de denizcilikle ilgili bütün bilgilerin toplandığı başlangıç bölümünde, genel açıklamalardan sonra Ege ve Akdeniz adaları tanıtılarak denizle ilgili bilgi ve tecrübelerin önemi vurgulanmaktadır. Bu bölümde rüzgar çeşitleri, pusula ve haritanın tanıtılmasından sonra deniz ve karaların oranları verilmektedir. Çin Denizi, Hint Okyanusu, Akdeniz ve Ege’deki rüzgarlar, Basra Körfezi, Atlas Okyanusu etraflı biçimde anlatılmakta, ayrıca denizlerde yaşayan çeşitli canlılardan ayrıntılı bir şekilde bahsedilmektedir.”

Ünlü Fransız yazar Jacques Bergier, “Dünya’nın Sırları” adlı kitabında, Piri Reis haritalarının apayrı bir yönünü işaret ediyor. Haritada Antarktika’nın olduğu yerde, şimdi Queen Maud Land denen bölgeye Piri Reis, bir yılan resmi çizmiş. Yılanın orada ne işi var ? Kutupta yılan yaşar mı ? Hayır.
Bergier’e göre yılanın anlamı başkadır. Çünkü, dünyada sadece bu bölgeden, 70. ve 72. enlemlerden Yılan takımyıldızları görülebilir. Aynı tür bir resim, tam Brezilya’nın ortasında da var. Bir boğaya benziyor. Oradan da Argo takımyıldızı görülür.
Akla hemen Nazca düzlüğündeki hayvan resimleri geliyor. Onlar da Güney Amerika’da. Peki diğer hayvan resimleri de mi bu anlamda acaba ? Güney Amerika bölümünde ayrıca geyik, maymun ve insan benzeri bir yaratık var. Bir de kuzey kutbu yakınında, üstünde insanımsı birilerinin oturduğu dev bir balık resmi var ki bu daha da garip…
Karşımıza bir de mitoloji çıkıyor. Çünkü mitolojide Nereid isimli deniz perileri, yunusların üzerinde otururlar ve deniz dalgalarını sembolize ederler. Çağrışımlar bununla da bitmiyor. Eflatun, Atlantis’i anlatan kitabında, Atlantis krallarının sarayının içindeki dev tapınakta, üzerinde Nereidlerin bulunduğu 100 yunustan söz eder. Gökbilim dedik, falcılık dedik, mitolojiye, Eflatun’a geçtik ama, acaba Piri Reis ne diyor ?
Kitabı Bahriye’nin Bahri (Okyanus) ve Kozmoğrafya bölümünden birkaç satır : “Bu kadar ilimler vardır bilinir. Güç de olsalar, çeşit çeşit sözler söylenir. Kimi hikmetten açar, kimi yıldızlar ilminden…” Halin Anlatımı bölümünden : “Bir sır vardır o ilimde bilmek kar. Çünkü güneş tam on iki burç eder. Girer su burcuna yağmur olur. Eğer ay toprak burcuna girerse, o gün. İyi geçer, istersen yap düğün. Ay girerse bir ateş burcuna. Hava bulutsuz güzeldir, sakın korkma…”
Piri Reis’in sözleri belki biraz kapalı. Fakat haritalar çok açık. Bütün dünyada çok sayıda harita uzmanı Piri Reis’in haritalarının gerçeğini arayıp duruyor.
Kâtip Çelebi söylüyor, ki kendisi de Tuhfetü’l Kibâr Fî Esfâri’l Bihâr adlı muhteşem eseriyle denizciliğimize katkıda bulunmuş, en azından çok önemli kayıt düşmüştür ama denizci değildir. Şöyle diyor Kâtip Çelebi eserinde, Pîrî Reis’imizin Kitab-ı Bahriye adlı eseri için: “Mezbûr Pîrî Reis Bahriyye nâm kitabı yazup Akdeniz ahvâlini beyân eylemişdir. İslâmiyânın bu fende andan gayrı kitâbı olmamağla ekser deryada gezenler âna mürâcaat ederler.”
Seydi Ali Reis’in de denizcilik ilmiyle ilgili kitapları vardır ama o değerli eserlerde (bildiğim kadarıyla günümüz diline de çevrilmediler henüz) denizcilik açısından yeni bir şey mi, bilemiyoruz. Evet, Mirat-ı Kâinat, Hulâsat-al Haya, Kitab Al-Muhit Fî İlm’al Eflâk Va’l Abhur adlı eserler bilimsel nitelik taşımakta ama Pîrî Reis’in yapıtlarıyla kolay kolay boy ölçüşebilecek cinsten olmadıkları söylenebilir. Öyle olsaydı, Kâtip Çelebi de o şekilde dile getirirdi.
Görünen o ki, denizcilik tarihimizde(modern dönem hariç) askerî başarı dışında önemli katkı sağlamış tek kişidir Pîrî Reis. Ve o da idam edilerek hayatını kaybetmiştir. Hem de idam fermanını veren, Türk tarihinin bilim, sanat, kültür, siyaset, diplomasi adına zirveyi yaşadığı dönemin padişahı, Kanunî Sultan Süleyman Han, yabancıların deyişiyle Muhteşem Süleyman’dır.

BÖLÜM III
Peki ama Muhteşem Kanunî, neden Pîrî Reis gibi önemli ve başka bir muhteşem adamı idam ettirsin? Hem de sunduğu eserlerinden son derece memnunken. Gelin bu yazıda bunu inceleyelim.
PARGALI’YLA BAŞLAYAN MACERA
Pîrî Reis nerede idam edildi? Mısır’da. O sırada görevi neydi? Hint Kaptanlığı. Suçu neydi? Birlikte okuyup görelim. Ama önce, Pîrî Reis’in Mısır’da ne işi vardı, buna bir bakalım.
İstanbul’un alınmasıyla “imparatorluk” vasfı artık evrenselleşen Osmanlı’yı, yani üç kıtaya yayılan, binlerce kilometrekarelik alana, milyonlarca nüfusa, ticarete, sınırlara, mala mülke sahip koca bir imparatorluğu yönetmek de kolay değil, sahip olduklarını korumak da. Bu kadar geniş toprakları elde tutabilmek, daha fazlasına sahip olabilmek, sahip olunan kaynak ve beldelerin güvenliğini sağlamak için, karada olduğu kadar, hatta belki çok daha fazla, denizde de güçlü olmak gerekiyor.
Bereket ki, Sultan Süleyman’ın dönemine, Barbaros Hayrettin gibi (asıl adı Hızır Reis’tir) “muhteşem” bir denizci yetişiyor. Barbaros’tan ve onun önderliğindeki Cezayir ekolünün deryaların yönetimine gelmesinden sonradır ki Osmanlı, denizde gerçekten “güçlü” hale geliyor. Tabii, imparatorluğun elinin altında üç kıta olunca, ufuk giderek uzaklaşıyor ve denizlerde farklı üslerle farklı donanmalar bulundurma zorunluluğu ortaya çıkıyor.
İşte, okumayanların da artık televizyon dizisinden tanıdığı Pargalı İbrahim, yani Veziriazam Makbul İbrahim Paşa, 1524’te Mısır’daki işleri(isyan vs.) hale yola koymak için deniz yoluyla piramitler ülkesine yola çıkıyor. Bu seyahatte İbrahim Paşa’ya Pîrî Reis eşlik ediyor. Ona eserlerini, çalışmalarını gösteriyor. İbrahim Paşa bundan çok hoşlanıyor ve o günden sonra Pîrî Reis ile arası çok iyi oluyor.Makbul İbrahim Paşa’nın, her makbul kişinin olduğu gibi, bolca muhalifi var. Makbullüğü, padişahın kız kardeşiyle evlendirilmiş olmasından ve şehzadeliği döneminden beri Sultan Süleyman ile dostluklarından kaynaklanıyor. Hatice Sultan ile düğünleri, bu Mısır seferinden hemen önce gerçekleşiyor. Düğünden sonra da adı, Makbul Damat İbrahim Paşa olarak anılmaya başlıyor.
SÜVEYŞ KAPTANLIĞI VE BÖLGEDEKİ TEHLİKELER
İbrahim Paşa, Mısır’a gelince, bölgedeki düzeni temin için birçok şey yapıyor. Bunlardan biri de, 1525’te Süveyş Kaptanlığı’nı oluşturmak. Merkezi Süveyş olan bir donanma komutanlığı kuruluyor açıkçası. Bu donanmanın adı da Bahr-i Ahmer Filosu. İlk Süveyş Kaptanı, Selman Reis. Fakat devlet sınırları genişledikçe ve Osmanlı’nın kontrol altına alması gereken bölgenin sınırları doğuya kaydıkça, 1525’ten 20 yıl kadar sonra bu Süveyş Kaptanlığı ismi, Hint Kaptanlığı, donanmanın adı da Hint Donanması olarak değişiyor.
Peki bölgedeki tehlike ne? Neden burası kontrol altına alınmak isteniyor? Durumu anlamak için biraz geriye gidelim şimdi. Avrupa’nın doğu ile olan ticareti, ki Avrupa’nın varlığını koruyabilmesi için çok önemli, doğudan Müslümanların gemileri ile Akdeniz’in doğudaki limanlarına gelen malların, Venedik ve Ceneviz gemileri ile Avrupa limanlarına taşınması yöntemiyle sürüyor.
Osmanlı’nın bu yolları kontrol altına alması sonucu, Avrupa, ana ticaret damarının Müslümanların elinde olmasından, tabii olarak rahatsızlık duyuyor. Bu rahatsızlık, İstanbul’un fethiyle doruğa çıkıyor. Tam da bu sıralarda, Vasco da Gama adlı Portekizli denizci, Ümit Burnu’ndan dolaşıp doğuya ulaşmıyor mu! İşte o zaman Portekiz anlıyor ki, elinde büyük bir güç var. Ama o da doğudaki Osmanlı etkisini zayıflatmak zorunda ki, bu deniz yolunu kullanabilsin.
Ayrıca, Avrupa genelinde baskı da yapıyor ve ticaretin, kendi eline geçmesini istiyor. (İşin özü: Her şey para!)İşte bu tarihten sonra Portekiz, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Hint Okyanusu bölgesinde gemiler inşa ediyor, yerleşkeleri ele geçiriyor, kaleler yapıyor. Kısaca, varlık gösteriyor. (Çünkü karşısında hiç başka deniz gücü yok!) Eh, elbette bu da doğuya ulaşan köprüleri elinde tutan Osmanlı’yı üzüyor ve kızdırıyor. Osmanlı İmparatorluğu, hem ticareti Katolik Portekiz’den kurtarmak, hem de İslâm’ın koruyucusu olarak Mekke-Medine kutsal yollarının güvenliğini sağlamak için bu bölgeye önem veriyor.
İkinci bir tehlike de, bölgede sık sık isyan eden Arap şeyhler! Çok ilginçtir ki, kendileri de Müslüman olan bu isyancı Arap şeyhlerinin en büyük derdi, Portekiz’in himayesine girmek. İyi de neden böyle bir dinsel ihanet söz konusu acaba? E dedik ya, her şey para. Arap şeyhi Portekiz’in himayesine girecek ve kendi kasasının, Portekiz sayesinde dolmasını sağlayacak! Dertleri bu. Haliyle, Portekiz’in ajan provokatörleri de bu durumu gayet güzel kullanıyor, Osmanlı’ya karşı önlerine geleni kışkırtıyorlar. Şeyh efendiler de kışkırıp duruyorlar!

BÖLÜM IV
TEZ DONANMA HAZIRLANA!
İşte böylesi bir dönemde, Basra Körfezi’nin girişi olan Hürmüz Boğazı ve Boğaz’a adını veren, küçük ama çok değerli Hürmüz Adası, 1515’te Portekizlilerin eline geçiyor. Ada hemen takviye ediliyor, kale güçlendiriliyor vs. Adada bolca Müslüman da yaşıyor ama idare Portekiz’de.
Kanunî Sultan Süleyman, 1530’da, duruma pek tahammül edemeyerek, Mısır Valisi Hadım Süleyman Paşa’ya, kuvvetli bir donanma oluşturması için emir veriyor. Hadım Süleyman Paşa, 1537-38’de, bizzat Hint Kaptanı olarak gemilerin başına geçiyor ve pek de başarılı olamayan birkaç girişimle bölgeyi Portekiz’den arındırmaya çalışıyor. Hile yolu ile ve Sultan Süleyman’ın büyük tepkisini çekerek Aden’i 1538’de ele geçiriyor. Süveyş-Aden ve Hindistan trafiği bu şekilde devam ediyor.
Bu sıralarda Osmanlı, Basra Körfezi’ni pek umursamıyor görünüyor. Fakat 1546’da, Ayas Paşa’nın kumandasıyla Basra ele geçiriliyor. Fakat Basra Körfezi’ni kontrol altında tutmak için kuvvetli bir donanma yok. Evet birkaç gemi var ama bu, Hürmüz Boğazı’ndaki Hürmüz Adası’nı 1515’ten beri elinde tutan Portekizlileri derdest etmek için yeterli değil. Derhal birşeyler yapmak gerekiyor. Ama tersane kurup gemiler inşa etmeye vakit yok. Bölgedeki en güçlü donanma Süveyş’te.
İşte 1547’de Hint Kaptanlığı’na, kitabı, haritaları ile nam salmış, ünlü denizci Pîrî Reis getiriliyor. Tam da bu sırada, Aden’de yeni bir isyan patlak veriyor. Âli bin Süleyman el Tavlakî adlı bir Arap şeyhi, Osmanlı’ya karşı ayaklanıyor ve amacı, elbette Portekiz’in himayesine girmek!
PÎRÎ REİS’İN İŞİ ÇOK ZOR
Taze Hint Kaptanı Pîrî Reis, derhal gidip Aden’i bu isyankâr şeyhten 1548’de geri alıyor. Bu başarı, Dîvan-ı Hûmâyun’da sevinçle karşılanıyor ve Pîrî Reis, yıllık tahsisatı 100.000 akçeye çıkartılarak ödüllendiriliyor.
Bu başarının ardından Kanunî Sultan Süleyman Han, güvenini iyiden iyiye kazanmış, kitabını okuduğu, haritalarını kullandığı Pîrî Reis’e, başını sürekli derde sokan İranlılara karşı elini güçlendirmeyi de hesaplayarak bir emir veriyor: “Git Hürmüz’ü al!” Tabii bu o kadar da basit bir şey değil. Portekizliler denizcilikte çok güçlü. Takviye edilmiş Hürmüz Kalesi daha da güçlü. Portekiz’in bir dolu gemisi, topu ve yıllardır orada bulunan binlerce askeri var. Tabii Sultan Süleyman’ın emri de ona göre. Diyor ki:
“(Mealen tabii) Önce Süveyş’teki donanmayı, Portekizlilere fark ettirmeden Basra’ya götür. Basra’daki 15.000 Osmanlı askerini, oradaki gemilerle birlikte donanmana kat ve ani bir baskınla Hürmüz’ü fethet. Eğer bir aksaklık çıkarsa uğraşma, hemen Basra’ya geri dön!” Emir iyi güzel de, bir kere böyle bir seferin hazırlığı, cirit atan Portekizli casuslar sayesinde nasıl gizli kalacak?
Ardından, Süveyş’ten Basra’ya 3.300 deniz mili yol var. Bu sefer, her tarafta bolca bulunan Portekiz gemileri varken nasıl olur da onlara görünmeden sessiz sedasız halledilir?
Pîrî Reis’in işi gerçekten zor. Ama emir emirdir, yapılacak. 1552’de Pîrî Reis, donanmasıyla birlikte Süveyş’ten yola çıkıyor. Yolda Aden, Şihr ve Zufar limanlarına uğruyor. Buradan da, bazı kaynaklarda oğlu olduğu söylenen Mehmet Bey kumandasındaki beş kadırgayı, gözcülük etmeleri için önden gönderiyor. Bu Mehmet Bey, yolda karşılaştıkları bir Portekiz fustasını ele geçirmeye çalışıyor. Gemiler birbirine çarpıyor ama fusta, güçlü rüzgârın etkisiyle kaçmayı başarıyor!
Mehmet Bey çıldırıyor tabii. Arabistan kıyılarına doğru dümen tutuyor ve Maskat civarında, içinde Maskat kale kumandanının karısının da bulunduğu bir Portekiz gemisini zapt ediyor. Maskat, 1506’dan bu yana Portekizlilerin. Bu şehrin açıklarında Pîrî Reis ve oğlu Mehmet buluşuyorlar. Kaçan Portekiz fustasının ve ele geçen Portekiz gemisinin verdiği ruh durumuyla Pîrî Reis, Kanunî’nin kendisine verdiği emri unutuyor(kimseye fark edilmeden Basra’ya ulaşmak) ve Maskat’ı yağmalıyor.

BÖLÜM VI
ÜST ÜSTE HATALAR
Bu yetmezmiş gibi, Maskat yağmasından üç gün sonra Hürmüz’e geliyor ve burada karaya asker çıkartıyor. Kanunî’nin emrini hatırlayalım: “Fark edilmeden Basra’ya git, askerleri al, Hürmüz’e öyle git!” ama bunun tam tersi oluyor ve Pîrî Reis, Hürmüz’ü muhasara ediyor. Hürmüz Şeyhi(Müslüman Arap), ailesiyle birlikte Portekiz kalesine sığınıyor, adanın zenginleri, hemen yakındaki Kişm(Keşim) Adası’na kaçıyor. Tabii Mehmet Bey’in kaçırdığı fusta çoktan Hürmüz’e gelmiş ve Portekizliler hazırlıklı! Kalede, 6 aylık bir kuşatmaya direnecek kadar bol erzak var. Pîrî Reis’in 28 gemisi ve 850 askeri var. Fakat başka bir hata oluyor ve limanı ablukaya almayıp açık bırakıyor. Bu kanalı kullanan Portekizliler de takviye almaya, başka yerlere haber yollamaya devam ediyorlar.
Kuşatma 20 gün sürüyor. Durmadan top atışı ve saldırı. Ağır kayıplar… Fakat Pîrî Reis, Portekizlilerden daha fazla zarar görüyor ve kuşatmayı kaldırıp Basra’ya doğru yola çıkıyor ama hemen gitmiyor. Hemen batıdaki Keşim Adası’na uğruyor, birkaç gün burada kalıp çoğu Müslüman ada halkının hazinelerini yağmalatıyor ve bolca esir alıyor. Pîrî Reis’in gemileri tıka basa altınla doluyor ve ancak ondan sonra Basra’ya hareket ediyor.
Kuşatma sırasında yardım talebi eline ulaşan Portekiz Genel Valisi, Hindistan’daki ana birliklerinden bolca gemi ve askeri de bu sırada Hürmüz’e sevk ediyor. Pîrî Reis Basra’ya doğru giderken, güçlü bir Portekiz donanması da Hürmüz’e doğru geliyor. Yani Pîrî Reis Basra Körfezi’nin içinde ama bakalım dışarı nasıl çıkacak?
Basra Valisi Kubad Paşa. Kanunî’nin Pîrî Reis’e verdiği emri biliyor. Sadece emri bilse iyi. Pîrî Reis’in yolda gelirken Maskat’ı, Hürmüz ve Keşim adalarını yağmaladığını, yapmaması gerektiği halde bu hataları ısrarla tekrarladığını da biliyor ve daha Pîrî Reis Basra’ya ulaşmadan, İstanbul’a, payitahta durumu bir mektupla bildiriyor. Kim bilir, belki biraz da abartmıştır durumu.
SEN GÖRÜRSÜN GÜNÜNÜ!
Pîrî Reis Basra’ya gelince Kubad Paşa tarafından sıcak karşılanacağını zannediyor ama hiç de öyle olmuyor. Kubad Paşa ateş püskürüyor: “Portekizlilerin dikkatini çekmeden donanmayı Basra’ya getirmen gerekirken sen bunun tam tersini yaptın. Bakalım padişah durumu öğrendiğinde ne diyecek?”
Pîrî Reis bu sözler karşısında hatasını anlıyor ve donup kalıyor. Derhal İstanbul’a gitmek, padişaha olan biteni bizzat izah etmek istiyor. Ama o da biliyor ki Portekiz donanması Hürmüz Boğazı’nı tutmuş çoktan. Bu nedenle 1553 Şubat’ında, ki o mevsimde denizlerde pek dolaşan olmaz normalde, bütün donanmayı Hürmüz Boğazı’ndan geçiremeyeceğini bildiği için, filonun en hızlı üç gemisiyle yola çıkıyor. İstanbul’a gitmesi için önce Süveyş’e gitmesi gerek.
Tıka basa altın ve değerli ganimetle dolu üç gemi hızla yola çıkıyor. Ama biri, sert hava nedeniyle kayalara bindirip batıyor. Pîrî Reis, arkada kalıp batan gemisi ve personeli için geri dönüyor, alabildikleri bütün ganimeti ve askerleri kalan iki gemiye taksim ederek Süveyş’e doğru yola devam ediyor. Artık ilahî bir yardım mı, denizcilik başarısı mı bilinmez, o iki gemi, karaya çok yakın seyrederek ve gecenin karanlığından yararlanarak koca Portekiz donanmasına görünmeden Boğaz’dan çıkıp Süveyş’e ulaşıyor.
Ulaşıyor ulaşmasına ama bu sırada Kubad Paşa, İstanbul’a yeni bir mektupla Pîrî Reis’in üç gemiyle Basra’dan ayrıldığını, donanmanın kalanını Basra’da bıraktığını bildiriyor. Haber İstanbul’da ve elbette Kanunî’de büyük kızgınlık yaratıyor. Durumdan haberdar olan Mısır Beylerbeyi Dakginzade Mehmed Paşa, Kahire’ye gelen Pîrî Reis’i derhal tutukluyor. Bu sırada Kanunî’nin fermanı da Kahire’ye ulaşıyor ve 80 yaşını geçmiş Pîrî Reis, 1554’te Kahire’de başı vurularak idam yani “siyâseten” katlediliyor. (Siyâset, Arapçca bir hukuk terimi olarak, “idam” demek.)
BAZI ASILSIZ RİVAYETLER VE GERÇEK
Gelelim rivayetlere. Bir rivayete göre Pîrî Reis, Hürmüz kuşatmasını, kalenin Portekizli kumandanından yüklü miktarda rüşvet aldığı için kaldırıyor. Oysa bu gerçeği yansıtmıyor. Çünkü Pîrî Reis’in 28 gemisinde, 20 günlük kuşatma sonunda mühimmat bitiyor!
Bir başka rivayet ise, Kubad Paşa’nın, Pîrî Reis’in bu yağmalamalardan elde ettiği büyük ganimetten pay istediği, alamayınca da onu İstanbul’a şikâyet ettiği yönünde. Fakat bu da gerçeği yansıtmaz çünkü Kubad Paşa İstanbul’a ilk mektubunu, henüz Pîrî Reis Basra’ya ulaşmadan önce yazmıştı.
Kanunî’ye bu fermanı yazdıran, ne yazık ki “emre itaatsizlik” ve Müslümanların mallarının da yağmalanması olmuştu.Diyeceksiniz ki, Kanunî Sultan Süleyman, 80 yaşını geçmiş böyle değerli bir bilim ve deniz adamını idam ettirmese olmaz mıydı? Yıl 1554. 1553’ün Ekim ayında, yani Pîrî Reis’in idamından henüz birkaç ay önce, 60 yaşındaki Sultan Süleyman, aslında çok sevdiği biricik oğlu, tahtın en güçlü varisi Şehzade Mustafa’yı gözleri önünde boğdurtmuştu.
Bundan birkaç ay sonra ise, yani Pîrî Reis’in idamı sıralarında, “ileride tehlike yaratır” diye Mustafa’nın 14 yaşındaki oğlu Mehmed de Bursa’da boğdurulmuştu. Süleyman Han, bu olanlardan son derece üzgün ve sinirli. Yani ruhsal anlamda oldukça gergin. Zaten mizacı gereği emre itaatsizliği kaldıramayan, kendi askerlerini, düşman tarlalarına girip yağmaladıkları için idam ettiren, içindeki adalet duygusu, kendi kanından evladına dahi teklemeyen biri.
MUHTEŞEM ASIR AMA…
Şunu da söyleyelim ki Pîrî Reis’i çok tutan ve seven Makbul Damat İbrahim Paşa(Pargalı), 1536’da idam edilmiş, adı Maktul İbrahim Paşa olarak anılmaya başlamıştı. Yani Pîrî Reis’i koruyacak kimse de kalmamıştı. Pîrî Reis ile ilgisi yok ama medyatik olduğu için merak edenler olabilir: Hürrem Sultan da Pîrî Reis’ten 4 yıl sonra hayatını kaybedecektir.(Kanunî ise Pîrî Reis’ten sonra 12 yıl daha yaşayacaktır. Yani bu dünya Sultan Süleyman’a da kalmadı gitti.) Pîrî Reis’in daha anlatacak, yazacak, çizecek çok şeyi vardı belki de.

KAYNAKÇA:
– Pîrî Reis’in Hürmüz Seferi ve İdamı Hakkındaki Türk ve Portekiz Tarihçilerinin Düşünceleri, Ertuğrul ÖNALP, Ankara Üniversitesi, 2010, Cilt 29, sayı 47.
– Hint Kaptanlığı ve Pîrî Reis, Cengiz ORHONLU, Belleten, TTK, Cilt XXXIV, Sayı 133–136, Ankara 1970
– Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi, Öğretmen Kd.Yzb.Hayati TEZEL, Cilt 1, İstanbul 1973
– Pîrî Reis’in Hayatı ve Eserleri, Prof.Dr.A.AFETİNAN, TTK, Ankara 2008
– Tuhfetü’l Kibâr Fî Esfâri’l Bihâr, Kâtip Çelebi, Denizcilik Müsteşarlığı Yay. Ankara 2008, Haz.: İdris BOSTAN
– Kitab-ı Bahriyye, Pîrî Reis, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. 1988, Cilt 1
– Salih Özbaran, Al-Atrak Al-Osmaniyyun Ve’l Burtukalliyun Fi’l-Halici’l-Arabi, Haz.: Doç.Dr. Mehdi İLHAN, OTAM Sayı:6, Ankara 1995
– Osmanlı Tarihi, J.W.ZINKEISEN, Cilt 2–3, Yeditepe Yay. İstanbul 2011
– Büyük Osmanlı Tarihi, Ord. Prof.Dr.İ.Hakkı UZUNÇARŞILI, TTK, C:II
– Osmanlı Devleti’nin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Ord.Prof.Dr.İ.Hakkı UZUNÇARŞILI, TTK, Ankara 1988
– Salih Özbaran, Ottoman Expansion Towards The Indian Ocean In the 16th Century, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2009
– The Conquest of the Oceans, Brian LAVERY, Dorling Kindserly Ltd. London 2013. (Sonradan yazıya yapılan bir ilavenin ek kaynağıdır.)

ANA KAYNAK
http://tayfuntimocin.blogspot.com.tr/2013/01/piri-reis-neden-olduruldu.html
This entry was posted in DENİZ VE DENİZCİLİK, GEÇMİŞİN İÇİNDEN. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *