KILIÇDAROĞLU’nun GİZLİ AJANDASI * “ABDULLAH GÜL’den NEDEN KORKUYORLAR?” Bölüm III

Naci Kaptan / 20 Ağustos 2020
Bölümler;
Bölüm I        http://nacikaptan.com/?p=80920
Bölüm II      http://nacikaptan.com/?p=80937
Bölüm III    http://nacikaptan.com/?p=80960
Bölüm IV    http://nacikaptan.com/?p=80980
Bölüm V      http://nacikaptan.com/?p=81002
Bölüm VI    http://nacikaptan.com/?p=81082
Bölüm VII  http://nacikaptan.com/?p=81248

CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da gizli bir ajandası olduğunu ve bunun da en güçlü iki göstergesinin 2015’te parti yönetiminin bilgisi dışında Şeriata yatkın islamcı bir kökten gelmiş olan Ekmelettin İhsanoğlu’nu aday gösterdiğini ve  2018 Cumhurbaşkanı seçiminde ise Abdullah Gül’ü aday göstermek niyetinde olduğu fakat gelen tepkiler üzerine bu düşüncesinden vazgeçtiğini yazmıştık.

Kılıçdaroğluna göre Abdullah Gül ÇEKİNİLMEMESİ/KORKULMAMASI gereken bir aday idi. Anadolu’da güzel bir deyiş vardır; “Bozacının şahidi şıracıdır”. Yaklaşan 2023 seçiminde ise Kılıçdaroğlu’nun muhtemel adayının yine Abdullah Gül olabileceği konusunda söylentiler havada uçmaya başladı. Kılıçdaroğlu da Gül’den korkulmaması gerektiğini söyledi. Acaba durum gerçekten öyle mi idi;

Sayın Bedri Baykam 20.08.2020 tarihinde aşağıdaki “AĞIR BİR HAYAL KIRIKLIĞI”  başlıklı bir yazı yazdı;
“Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet’teki röportajını, itiraf ediyorum, büyük bir hayal kırıklığıyla okudum. Çünkü durumun sandığımızdan da vahim olduğunu öğrenmiş oldum.
Kılıçdaroğlu, yakın dönemimizin büyük gafı “Ekmelettin İhsanoğlu” konusunu gündeme getirip hala kendisine hak veriyor ve onun değerini anlayamadığımızı savunuyor. Atatürkçü medyada, CHP örgütlerinde, Anıtkabir ziyaretçileri ve seçmenler arasında, kendisi ile aynı görüşü savunan kaç kişi var, Sayın Başkan lütfen bir araştırsın! Bunu objektif olarak yaparsa, esasında ne kadar yalnız bir insan olduğunu kendisi de görür!
İşin taze hayal kırıklığı yaratan noktası şu: Kılıçdaroğlu, hatalarından hiçpay çıkarmamış; toplumla, partisiyle ve CHP arka bahçesinin kanaat önderleriyle ne kadar ters düştüğünü algılayamamış! Aynı röportajda Kılıçdaroğlu “Bu Abdullah Gül lafları da nereden çıktı?” diye soruyor.
Kendisine önerim hafıza tazelemek için mesela Sayın Meral Akşener’in Teketek programında söylediklerini hatırlaması: “HDP, İYİ Parti, CHP, Saadet Partisi olarak bir araya gelip, Sayın Gül’ü aday göstermemiz istendi bizden. Bu konuda Sayın Kılıçdaroğlu ve Temel Bey’le görüştüm.” Akşener kabul etseydi, aday Gül olacaktı…
Sayın Kılıçdaroğlu, İhsanoğlu ve içinde bulunduğu İslam İşbirliği Örgütü etrafında sevgili Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabının 188 ve 189. sayfalarından daha ayrıntılı bilgi alabilir.
Diyelim ki siyasi sahneye çok geç katıldığı için, o dönemleri bizler gibi içinden yaşamamıştı… Peki, Gül hakkındaki yorumlarına ne demeli! Kendi dönemi değil miydi? Birazcık eşelese, CHP’lilerin neden Gül’den “korktuklarını” anlayabilir. Bence, en iyisi bu konuyu başdanışmanı Tuncay Özkan’a sorsun!
Sayın Kılıçdaroğlu’nun adeta gün boyu aklından çıkmayanlar şunlar: “Aman Sayın İhsanoğlu’nu, Sayın Gül’ü, mütedeyyin seçmenleri, 10 Aralık Hareketi’ni üzecek bir yorumum olmasın… Partinin esas sahibi Atatürkçüler nasılsa gidip ‘tıpış tıpış’ oy verecekler”.

Abdullah Gül,  R.T.Erdoğan’la birlikte bir misyon ve ABD-İsrail projesi olan AKP’nin güçlü kurucularından birisidir. Erdoğan ve Gül, BOP projesi üzerinden emperyalizmin Türkiye temsilcileridir. AKP ve kurucuları Lozan’ın değil, Sevr’in savunucularıdır. Abdullah Gül’ü de aday gösteren ve gösterecek olanlar da Lozan’ı değil, Sevr’i isteyenlerle aynı kulvardadır.

ABDULLAH GÜL’DEN NEDEN ÇEKİNMEK/KORKMAK GEREK KONUSUNA DÖNELİM
Abdullah Gül’den Necip Fazıl Kısakürek’e mektup;
İslam dünyasının zerre tavizsiz müdafii üstadımıza islam davasının agora meydanlarında sağırların kulağını patlatacak gür seslilikte aksiyoner Büyük Doğu gençliğinin ruh gıdası mecmuanızı tekrar çıkarmanızdan dolayı size minnettarlıklarımızı arz eder hangi şartlar altında olursa olsun hal neyi icap ettirirse ettirsin yüzde yüz emrinizde olduğumuzu bildirir hürmetlerimizi sunarız.Yarın elbet bizim,elbet bizimdir. Gün doğmuş, gün batmış elbet bizimdir.

“Yeni oluşacak parti ABD ve İsrail’e ters düşmeyecek”
TRT Haber Dairesi Başkanlığı yapmış olan Nasuhi Güngör, ilk baskısını 2001 yılında Anka Yayınları’ndan yapan “Yenilikçi Hareket” adlı kitabında “AKP’nin bir proje olduğunu ve Tayyip Erdoğan’ın Siyonist kuruluşlarca yönlendirildiğini” yazmıştı. 
Siyonist güçler ve ABD tarafından yönlendirilen sadece Tayyip Erdoğan değildir. Abdullah Gül’de bu emperyal projede Erdoğan’la birlikte küresel sisteme hizmet etmiş, Türkiye’nin zayıflatılmasına, etnik ve inanç yönünden bölünmesine, ekonomik olarak çökmesine yönelik tüm projelerde aktif olarak görev almıştır. Bu nedenle AKP’nin kuruluş aşamasında yaşananları anımsamak gerek. Aşağıdaki bölümde Erdoğan’ın adının geçtiği bölümlere Abdullah Gül’ün de adı yazılmamış olsa bile Abdullah Gül’ün de varlığını unutmayın. Çünkü AKP bütünüyle bir ABD/iSRAİL projesidir.

AKP bir Amerikan projesi [*]
* 12 Eylül 1980 darbesi sermayenin egemenliği yanında “İslamcı kimliğin sisteme etkisini derinleştirecek” uygulamaların da yolunu açtı. “Biz Atatürkçüyüz” diyen “protokol Atatürkçüsü generaller” Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin zeminini çürütecek uygulamalara başladılar. Turgut Özal’ın 24 Ocak 1980 kararları ile başlattığı kapitalist süreç, sosyal ve dini boyutlarıyla da derinleştiriliyordu. 1980’li yıllarda “sermaye oligarşisini öne çıkararak” başlatılan sivil ve askeri darbeler 1990’lı yıllarda “dinci oligarşinin” sermayeye ortak edilmesiyle sürdürülecekti. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde AKP yüzde 46.6 oy oranı ile iktidara geldi. 2 Kasım 2002’deki başarıya bir yenisi daha eklendi.
SERMAYE PARTİLERİNDEN İSLAMCI PARTİLERE GEÇİŞ
ABD ve Avrupa, Batı kapitalizminin liderleri olarak Türkiye’de “merkez, sağ ve liberal partileri” desteklemişlerdi. Eşyanın tabiatı gereği bu çok doğaldır.
Türkiye’yi Batı kapitalizminin denetimi ve güdümü altında tutmak için böyle bir zeminin (altyapının) bulunması, Batı’nın çıkarları ve öngördüğü bölgesel dengeler açısından önemliydi.
* Ekonomik yapının serbest piyasa düzeni içerisinde ve Batı şirketlerinin Türkiye’ye rahatça girişine uygun olması, ulusal politikalar yerine dışa açık ve Batı’nın kurduğu IMF ve Dünya Bankası gibi kurumların denetimine uygun olması önemliydi.
* İç politikanın sermaye, toprak ağası ve Batı’nın denetimindeki bürokrasinin şemsiyesi altına alınması gerekmişti.
* Batı’nın gerektiğinde kontrol edebileceği İslami öğeler, yani mezhepler, tarikatlar ve cemaatler varlıklarını sürdürmeliydi.
* Türkiye, Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara gelmesiyle ABD’nin ve Batı Avrupa’nın istediği biçimde yönlendirilmeye başladı. İç siyasi sistemde bürokrasinin yerini yavaş yavaş sermaye çevreleri, toprak ağaları ve İslami çevreler almaya başladı.
Türkiye’nin NATO’ya sokulması ile birlikte iktisadi ve sosyal devşirmenin yanına askeri devşirme de yavaş yavaş eklendi.
ABRAMOWİTZ’İN ERDOĞAN İLE İLK TEMASI
Türk kamuoyu Tayyip Erdoğan ‘ı hiç tanımazken Amerika’nın eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz onu tanıyordu. İlk temas Kasımpaşa’da özel bir vakıfta olmuştu. İslamcı bir partide yükselme eğilimi olan ve kişisel olarak Ortadoğu’daki İslamcı çevrelerle çok genç yaşta görülmeye başlayan insan, CIA Ortadoğu istasyon şefinin de dikkatinden kaçamazdı. (3) Daha sonraları iyice sivrilen Metin Metiner ‘in bu toplantıda bulunması işi daha da ilginç hale getiriyor.
Aşağıda, 20 Ekim 1996’da Aydınlık’ta yayımlanan haber yer alıyor:
Abramowitz geçen salı günü Erdoğan ile makamında görüştü. Erdoğan basına, Abramowitz’in sıcak ve olumlu bir mesaj getirdiğini söyledi. Mesajı kendi adına değil partisi adına aldığını özellikle vurguladı. Abramowitz ile Erdoğan arasında bir Amerika-RP görüşmesi yapılmış, Abramowitz bir mesaj getirmişti. Erdoğan mesajın ne olduğunu açıklamaktan kaçınıyordu. Öte yandan gizlilik, mesajın önemini artırıyordu. Aydınlık Abramowitz-Erdoğan görüşmesinin içeriğini, gizlenen mesajı öğrendi. Erdoğan-Abramowitz dostluğunun geçmişini çıkardı.
İŞTE AMERİKA’NIN MESAJI
Aydınlık’ın RP’ye yakın kaynaklardan edindiği bilgilere göre Abramowitz ile Erdoğan arasındaki konuşmanın mesaj içeren bölümü şöyle:
Abramowitz – Siz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde bu kadar başarılara imza attınız. Bundan sonra artık kendinizi Türkiye çapında bir insan olarak tanıtmanın yollarını bulmalısınız.
Tayyip Erdoğan – Ben herhangi bir mücadelenin, veliahtlık, başkanlık yarışının içine girmek istemiyorum. Böyle bir niyetim yok.
Abramowitz – Biz niyetiniz olsun diye söylemiyoruz. Bu sizin ülkenizin yararınadır. İstanbul Ortadoğu’nun başkentidir. Siz burayı yönetip yıldızınızı parlatabildiğinize göre, Türkiye için de çok şey yapabilirsiniz. Bunun adını illa liderlik koymayın.
[*] Cumhuriyet / Prof.Dr. Erol Manisalı / 21 Eylül 2007

Bölüm III sonu / Devam edecek
Naci Kaptan 20.08.2020
This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, DIŞ POLİTİKA, Politika ve Gundem, SİYASİ PARTİLER, SİYASİ TARİH, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *