DİB ALİ ERBAŞ VE YUNAN KAZANSAYDI DİYEN HAİNLER BUNLARI UNUTMASINLAR – Bayram günü böyle bir konuyu yazmayı hiç istemezdim.

Fransız Doğu Orduları Başkumandanı General Franchet-dEsperey’in 1919 8 Kasımda Sirkeci’de karaya-çıkışı

Naci Kaptan / 03.08.2020
DİB ALİ ERBAŞ VE YUNAN KAZANSAYDI DİYEN HAİNLER BUNLARI UNUTMASINLAR
Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmiş, Mondoros’ta mütareke imzalayıp teslim olmuştuk. İstanbul henüz resmen olmasa da artık müttefik güçlerin işgali altındaydı. İngiliz, Fransız ve İtalyan birlikleri ve sömürgelerden getirilmiş renk renk askerler şehrin dört bir tarafını tutmuşlardı.
Fransız Doğu Orduları Başkumandanı General Franchet d’Esperey, 1919’un 8 Kasım sabahı bir savaş gemisiyle İstanbul’a ulaştı. Tam adı Louis Felix Marie François Franchet d’Esperey idi ve Marne cephesinde kumanda ettiği 5. Ordu’nun Alman birliklerini püskürtmesinden sonra Fransa’da milli kahraman olmuş ve ‘‘Doğu Orduları Kumandanlığı’’na getirilmişti.
General  d’Esperey,  1919’un 8 Kasım’ında Sirkeci’den karaya çıktı, 21 páre top atışıyla karşılandı ve gazetecilere ‘‘Dolmabahçe Sarayı’nda kalacağını’’ söyledi. Sarayda o sırada devrin hükümdarı Sultan Vahideddin yaşıyordu.
Franched d’Esperey şehri ‘‘fethetmiş’’ havasındaydı, Fatih Sultan Mehmed’i taklid edercesine beyaz bir ata bindi, ‘‘Dolmabahçe’ye yerleşmesine kadar’’ ikámetgáh ve karargáh olarak kullanacağı Fransız Büyükelçiliği’ne at üzerinde gitti. Ermeniler, bu defa generalin ‘‘şánına láyık’’ bir hazırlık yapmışlardı. Sirkeci’den Tünel’e, oradan da Taksim’e kadar uzanan güzergáha binlerce Ermeni yığılmıştı, generalin geçeceği yollar konfetilerle süslenmişti ve hemen her köşede bir bando çalıyordu. İstanbul’daki azınlıklar, ‘‘kurtarıcılarını’’ şık bir şekilde karşılayıp onu memnun edebilmek için ellerinden geleni yapmadaydılar!.

Bayram günü yazmak istemezdim

Soner Yalçın / 31 Temmuz 2020
Maalesef… Kaç gün geçti iktidar, beddua okuyan, küfür eden bürokratından hesap sormuyor.  Bu ağır hakareti bir-iki açıklamayla unutturacağını sanıyor. Bayram günü böyle bir konuyu yazmayı hiç istemezdim.
Ama. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Atatürk‘e lanet okuması aklımdan gitmiyor. Çok sinirliyim. Niyet edip Allah rızâsı için vâcib olan bayram namazını kıldıktan sonra Erbaş’ı okumanızı hiç istemezdim…
Dayanamadım: İşgal günlerinde Müslümanları camiye sokup yangınla katledenlere değil de, Müslümanların kurtuluşunu sağlayan ulu önder Atatürk’e lanet okumasını kabul edemiyorum. Kim Erbaş’ın kıldıracağı namaza saf tutar?

Hasanoğlan Köy Enstitüsü Akif Tanrıkulu
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ”Lanet” Okuyan Zavallı!
Soner Yalçın: ”Bayram günü yazmak istemezdim”
Ben de Bayram Günü Bu Videoyu Paylaşmak İstemezdim
Bunun hesabı nasıl sorulmaz?

Hesap sorulamayacağını bildiği için iktidar gölgesindeki Erbaş, Atatürk’ün Allah’ın rahmet ve affından uzak kalmasını bu kadar rahat söyleyebiliyor. Sen kimsin be adam? Sen oturduğun koltuğu Atatürk’e borçlu olduğunu bile bile ona küfür edecek kadar edepten yoksunsun!
Sen İslam’ı bile bilmiyorsun. Hz. Muhammet’in hadisinde ne dedi: “Kâmil bir mümin kimseyi kötülemez, lanetlemez, aşırı gitmez ve hayasızlık etmez.”  Ya sen?
Bir Diyanet İşleri Başkanı’nın bu hadisi bilmemesi imkansız. Bu neyin kini Erbaş? Gizli düşmanlığın senin aklını başından almış…
Maalesef… Kaç gün geçti iktidar, beddua okuyan, küfür eden bürokratından hesap sormuyor.  Bu ağır hakareti bir-iki açıklamayla unutturacağını sanıyor.
Haddini bilmez Erbaş, lanet okuyan ağır tahriki, 24 Temmuz 2020 tarihinde cami minberinden söyledi.
Atatürk’e beddua eden Erbaş, yüz yıl önce bu topraklarda neler yaşandığını bilmez mi; bilir. Ama onun bulunduğu yer, “Keşke Yunan kazansaydı” diyen Kadir Mısıroğlu’nun safıdır. Bu sözler, bu tahrik tarihsel hesaplaşma ürünüdür.
Yoksa Erbaş, Atatürk’e beddua ettiği gün yüz yıl önce 24 Temmuz 1920’de Edirne‘yi işgal eden Yunan Ordusu’na lanet okurdu!
Pınarhisar, Lüleburgaz, Babaeski, Kırkkilise’de ezan okumak için minareye çıkan müezzinlere işkence yapan işgalcilere beddua okurdu!
Hayrabolu müftüsünü ayağından iple bağlayarak sürükleyenlere lanet okurdu!
Edirne’ye giren Yunan Kralı Aleksandr’a lanet okurdu. Hayır! Erbaş’ın hedefinde işgalciler değil, Atatürk var…
Gözlerini kör eden, akıllarını durduran neyin hesaplaşması bu?
Kuşkusuz Erbaş’ın ve ona destek verenlerin politik safını biliyoruz.
Hatırlatmama izin veriniz: Yüz yıl önce İstanbul işgal altındaydı.
Anadolu emperyalistler tarafından paylaşılmış durumdaydı. Yani:
“Keşke Yunan kazansaydı” diyenler yüz yıl önce yaşasaydı bayram ederdi!
HİLAFET ORDUSU
İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan Osmanlı’yı işgal ediyordu. “Keşke kazansaydı” denilen Yunan Ordusu, Akhisar, Salihli, Soma,  Kırkağaç, Alaşehir, Balıkesir, azilli, Edremit, Bandırma, Biga, Bursa, İznik, Uşak, Afyonkarahisar’ı ele geçirdi.
Mustafa Kemal liderliğindeki milli güçler canı pahasına vatanı savundu, direniş komiteleri kurdu.
Ve boğaz boğaza çarpışmalar sürerken İstanbul’daki Osmanlı Sarayı karar aldı: Şeyhülislam Dürrizade Abdullah’a Kuvay-ı Milliye güçlerini fetvayla kâfir ilan ettirdi. Başta Mustafa Kemal olmak üzere bağımsızlıkçı hareketin öncülerini ölüme mahkûm ettirdi. Sultan Vahdettin idam kararlarını onayladı…
Yetmedi. İngilizlerin isteğiyle Saray, Hilafet Ordusu/Kuva-i İnzibatiye kurdu.
Hilafet Ordusu Komutanı Anzavur Anadolu’ya seslendi:
-“Göğsümde iman, başımda Kur’an ve elimde padişah fermânı olarak geliyorum. Başta Kemal olmak üzere Kuvay-ı Milliyeci subayların hepsini keseceğim, Kemal’in kafasını padişaha götüreceğim.”
Milli güçlerin üzerine saldırdılar. Düzce, Bolu, Gerede, Safranbolu, Çerkes’te vatan savunması yapan savunan Kuvay-ı Milli güçlerini acımasızca katlettiler. Bu bayram günü Türk askerine ne işkenceler yaptıklarını yazmayayım, yürek kaldırmaz…
Biliniz ki:
Mustafa Kemal’i kâfir ilan eden Şeyhülislam Dürrizade yolundan gidenlerin, tam yüzyıl sonra Atatürk’e lanet okumasına şaşmamak gerekir. Hesapları bitmemiştir. Erbaşlar, hâlâ Kuva-i İnzibatiye safındadır.
“Keşke Yunan kazansaydı” diyenler, Hilafet Ordusu kurup milli güçleri boğazlayanlarla  anti emperyalist cephe kurulamaz. İktidar, istiklali bozmayı hedefleyen mandacı işbirlikçiler ile hesaplaşmak zorundadır.
Tekrarlamak isterim:
Gerçekten üzgünüm. Bu bayram günü böyle sert yazı yazmak istemezdim. Bayram, neşe günüdür. Birlik- beraberlik, kardeşlik günüdür.
Ama Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturan Erbaş’a dokunulmaz iken, gazeteciler Barış Pehlivan, Müyesser Yıldız‘ın hücrede tek başlarına bayram geçirmelerini kabul edemiyorum…
Bu ülkede yurtsever olmak cezasız kalmıyor…

https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/soner-yalcin/bayram-gunu-yazmak-istemezdim-5962511/
This entry was posted in İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, İrtica, Tarih, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *