OSMANLI DÖNEMİ HAKKINDA YAZIŞMALAR

Osmanlı dönemi İstanbul’da köle pazarı

BAĞLANTILI YAZI
http://nacikaptan.com/?p=35189
uyarı + 18 *** TANIMADAN BİLMEDEN OSMANLI’YA HAYRAN OLANLARA TARİH DERSLERİ *** Osmanlı’da , din , ahlak mı dediniz ? Alın size Osmanlı’nın arka yüzü * OSMANLI’da sefih ve AHLAKSIZ YAŞAMIN SIRLARI

 Naci Kaptan

Sayın Cengiz Aydın,

Mektubuma başlamadan önce bir konuyu açıklamalıyım;

http://nacikaptan.com/?p=35189
uyarı + 18 *** TANIMADAN BİLMEDEN OSMANLI’YA HAYRAN OLANLARA TARİH DERSLERİ *** Osmanlı’da , din , ahlak mı dediniz ? Alın size Osmanlı’nın arka yüzü * OSMANLI’da sefih ve AHLAKSIZ YAŞAMIN SIRLARI

Başlıklı, yazışmalarınıza katkı olması için paylaştığım yazıda Osmanlı’nın ahlaki yönden sorgulanmasının nedeni; 2.01.2016 tarihinde ve Osmanlı’yı HÜRREM SULTAN v.b. dizilerden öğrenenler ve Osmanlı’yı bilmeyerek yücelten, yaşam tarzı olarak benimseyen ve bunlarla birlikte Osmanlı’yı yüceltirken Atatürk’e, laik cumhuriyete, akıla, bilime, aydınlanmaya karşı olanlara bir tepki olarak gerçekleri göstermek amacıyla paylaşılmıştır. Osmanlı’yı yücelten AKP iktidarı da Osmanlı’nın ve hilafetin, şeri hükümlerin tekrar topluma egemen olmasını istemektedir.

Paylaştığım yazının toplumsal ahlak değerleri üzerine olmasının nedeni; Günümüzde kadını toplumdan dışlayan, sosyal yaşama girmesini istemeyen ve dini değerler içinde zinayı yasaklayanların kapalı kapılar ardında ne kadar ahlaksız olduklarını, günah kavramına uymadıklarını anlatır.

Doğaldır ki bir devleti ve yönetim sistemi sadece ahlak değerleri ile anlatılmaz. Osmanlı AŞİRET YÖNETİMİNDEN gelen bir HANEDAN devletidir. Osmanlı’nın doğması, büyümesi ve çökmesi süreci içinde yönetimin birincil ve ana hedefi sadece GÜÇ KULLANARAK FETİH YAPMAK ve fethettiği toprakların zenginliğini ele geçirerek vergiye bağlamak amacı taşıdığı görülür.

“Osmanlıların ilk zamanlarındaki durumları göz önünde bulundurulunca aşiret tanımını kullanmak bekli de en doğrusudur. Aşiret; reisinin önderliğinde asabiyet gösteren, hısımlık ilişkisi ile birbirine güçlü bir şekilde bağlılığı ifade eder. Daha da ötesi devlet denilen unsuru oluşturan organları tam olarak gerçekleştirememiş bir düzeni ifade eden aşiret kavramında her ne kadar asayiş için gerekli olan bir takım genel kurallar bulunsa da bunlar miras yolu ile aşiretin devamlılığı için gelecek nesillere aktarılan geleneklerden başka bir şey değildir. Aşiret düzeninin en belirgin özeliklerinden bir tabîlikdir. Aşiretlerin bağımsız olarak hareket ederek faaliyet göstermeleri, her hangi bir devletin veya beyliğin hakimiyet sahasına girmeleri bakımından söz konusu olamaz ve dolayısıyla bu sahaya sahip devletler veya beyliklerin iznine bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmek zorundadırlar.

Osmanlıların, Kuzeybatı Anadolu coğrafyasında Doğu Roma İmparatorluğu ve komşu beyliklerin vasatî durumlarından istifade etme becerisini gösterebilmiş olmaları, İmparatorluğa giden yolda kendilerine önemli bir fırsat sundu. Şartların müsaitliği bir yana, esasen aynı sahada daha erken zamanda ve hatta daha fazla imkânlarla hareket eden diğer Anadolu Beylikleri’ne nazaran Osmanlıların başarılı olmalarındaki temel gerekçenin ne olduğu üzerinde yapılan farklı yorumları akılda tutarak; kuruldukları coğrafyada beylikleri de içine alacak şekilde genişlemesinin nedenleri arasında takip ettikleri stratejilerin ve yönetim anlayışlarının çok önemli bir yer tuttuğunu belirtmek gerekir. Osmanlı aşiretinin,devletleşme sürecinde devlet kavramının gereği olan kurumsal yapılanmayı gerçekleştirmede attığı adımlar devletin hem sağlam temeller üzerine oturmasına hem de sonraki dönemde İmparatorluğa geçiş sürecini başarıyla tamamlamasına katkı sağlamıştı.” [Haldun Eroğlu, Osmanlılar Yönetim ve Strateji, Gökkubbe yay. Ankara 2006, s. 19]

Yukarıda görüldüğü gibi Osmanlı topraklarını büyütüp genişletirken, aşiret yönetiminden imparatorluğa giderken tüm stratejisini daha çok toprağa ve vergi alabileceği fetihlerle zenginleşmek üzerine kurmuş fakat bilim, ve sanayileşme konularını göz ardı etmiştir. Avrupa ülkeleri reform, rönesans ve sanayi devrimini yaparken Osmanlı’nın tek gücü kılıç üzerine olmuştur. Kılıç gücü ile fethedilmiş olan ülkelere Osmanlı’nın kültürü ve dili egemen olamamıştır. Fransa’nın işgal etmiş olduğu Cezayir’de Fransızca, İtalya’nın işgal etmiş olduğu Libya’da İtalyanca , İngiltere’nin işgal ettiği Hindistanda İngilizce halen konuşulmaktadır. Osmanlı işgal etmiş olduğu ülkelerde dilini ve kültürünü bırakamamıştır.

Osmanlı Devleti genişledikçe fetihlerle elde edilen bölgelerde yönetim sorunu çıkmıştır. hanedanın kendi aralarında “üleş” yöntemiyle paylaştıkları yerlerde gereken akılcı yönetimi sağlayamayan Osmanlı hükmedemeyeceği kadar bir alana sahip olmanın cezasını çekmiştir. Bunun da nedeni hanedanın askeri bir güç üzerine kurgulanması ve yönetim için gereken sosyal ve ekonomik bilgilere sahip olmamasıdır. Eğitimin dışlandığı hiç bir devlet kalıcı olamaz.

“Fatih Sultan Mehmet,Osmanlı Devleti’ni beylikten imparatorluğa yükseltirken merkeziyetçiliği kuvvetlendirecek tedbirler almıştı. Bunlardan birisi de devleti yönetecek üst seviyedeki yöneticileri devşirmelerden seçmesi, Müslüman ve Türk asıllı olanları bu makamlardan uzaklaştırmasıydı. Devletin bekası için çok hayati bir karar niteliğindeki bu uygulama çeşitli kesimler tarafından eleştirilmiştir.” [Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye Osmanlı Devleti Üzerine Araştırmalar II, İstanbul 2009,39.baskı, s.205 ]

İktidar uğruna Babanın oğlunu veya kardeşini katlettiği bu yönetimde hemen hemen tüm şehzadelerin ve dahi tahta geçerek padişah olanların anneleri fetihlerde esir alınan yabancı cariye / kölelerdir. Bu nedenle Osmanlı hanedanın genleri değişime uğramış ve köken özelliğini kaybetmiştir. Eğitimli olmaları nedeniyle Rum, Ermeni, Venedik kökenliler lisan ve ekonomi bilmeleri nedeniyle kamu yönetimine ve ülke ekonomisine hakim olmuşlardır.

Osmanlı hanedanı bilim ve çağdaşlaşmayı kabul etmediği için toplum cahil, yoksul kalmıştır. 1450 yılına gelindiğinde ise mucit Johannes Gutenberg ve ortağı Fust, Almanya’nın Mainz şehrinde metal harflerle basım tekniğini bulmuştur. İkili bunu matbaaya uygulamıştır. Gutenberg’in icadı, 1455 yılında bastığı İncil’in yüksek kaliteli ve ucuz olması ile başarısını kanıtlamıştır.Matbaa, Osmanlı Devleti’ne Lale Devri olarak bilinen dönemde, 1726 yılında İbrahim Müteferrika tarafından getirilmiştir. Ülkemiz topraklarına matbaanın bu kadar geç gelmesinin nedenleri arasında; ihtiyaç olmadığının düşünülmesi, ve din adamlarının, tutucuların karşı çıkması sayılabilir. Osmanlı kitap basmaktan kaçındığı için sanayi devrimini de kaçırmış ve bu nedenle güçlenememiştir.

Sayın Ayla Çokbudak ve sayın Dr. Mustafa Ataç Osmanlı’nın neden eleştirilmesi gerektiğini satırbaşlarıyla yazmışlar. Her bir konu başlığı altına yazılabilecek yüzlerce sayfa yazı olabilir.

Sayın Cengiz Aydın,
Tabiidir ki Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın küllerinde doğmuştur. sayın Ayla hanımın da belirttiği gibi TÜRKLER Osmanlı tarafından dışlanan ve kamuda görev bile verilmeyen bir toplumdur. Türk atalarımı, eğitimi ve sanayileşmeyi modernleşmeyi, çağdaşlığı dışlayan bir yönetimi / Osmanlı hanedanını eleştirmek hakkımız vardır. Keşke Tarihin sayfalarından kötü yönetim nedeniyle ve emperyalizme teslim olarak kendi kendini yok eden Osmanlı dönemine ait yazabilecek pırıltılı konular bularak yazabilseydik.

Selam ve saygılarımla

Naci Kaptan


Mustafa Atac / 8.02.2020 

OSMANLI DÖNEMİ HAKKINDA YAZIŞMALAR * TANIMADAN
BİLMEDEN OSMANLI’YA HAYRAN OLANLARA TARİH DERSLERİ

Sayin Aydin,

Ben bazi konulari iceren kisa bir karsilastirma yaptim. Osmanli ve Avrupa nin, ozellikle 16. Yuzyildan sonra karsilastirmali olarak yapilan bu ozet calismada sadece bazi basliklari paylasmak isterim;

– 16. YY dan sonra Din agirligi Batida hizla azalir, dinde reformlar yapilirken, Osmanlida hizla yukselise gecmis ve seriat, yani din, on plana cikarilmistir.

– Monarsinin gucu Bati’da yerini hizla demokrasi va halkin gucune birakirken, din agirlikli monarsi, Osmanlida daha da guclenmistir.

– Batida Din’in gucu yerini bilim, teknoloji, sanat ve muzik’e birakir, toplum gelisimi on plana cikarilirken, Osmanli, din afyonu ile kendi toplumunu cahil ve geri birakmis, gelecegin tameli olan yukaridaki gelisimlere kapisini Kapatarak, cokus ve yikilisina giden yolu dosemistir!

– Bati Denizlerde guclenir, yeni kitalar ve muhtesem gelir kaynaklarini kesfeder ve bu kaynaklari Ulkelerinin gelisiminde akilli olarak kullanirken, Osmanli hicbir katma deger yaratamamistir!

– Batinin Ronesans ve Reform atilimlarini gorememis, okuyamamis olan Osmanli, geri, Cagin arkasina dusen politikalari ile artik Batinin birbirleri ile olan cikar catismalarindan medet umar ve yasamini bu sekilde surdurur bir duruma girmistir.

– Batida Ulusal kimlik, once Monarsiler, sonrada Cumhuriyetler ile on plana cikar, Ulkelerin kendi Ulusal menfaat ve cikarlari on plana gelirken, Osmanlinin temelini olusturan Turk kimligi asagilanmis, Arap, Fars karisimi, halk ve toplumdan kopuk, ne fonetigi ne konusmasi nede yazilisi Turk ile bagdasmayan devsirme bir dil ortaya cikmistir. Bu durum toplum ve Ulusal bilincin gelismesinde en buyuk engeli olusturmustur.

– Bati, saglamis oldugu kaynaklari, Ulke ve toplumun gelismesi icin saglikli bir sekilde kendi Ulkelerine yatirirken, Osmanli kendi oz yurdunu yoksulluk ve caresizlik icinde birakmistir.

– Bati, Amerika, Hindistan, Asya Pasifik gibi muhtesem kaynaklari kesfettigi yillarda Osmanli Batida yenilgi uzerine yanilgi almaya, tek bir kesif yada katma deger yaratacak atilim yapmaya gayret gostermemistir! 90 yasina gelen Piri Reisi asmistir!!

– Osmanli, yonetimde rekabet ve layik olan, liyakatli olanin, Hukumdar olmasini saglayacak, rekabet sistemini, saray entrikalarina birakmis, tum sehzadelerini katletmis ve bu nedenle basa sarhos, akli ve zihni melekeleri yerinde olmayan Padisahlar gecmistir. Haliyle bunlarin cocuklari ile devam etmistir sallanan tahti!

– Matbaa, astronomi, tip, modern egitim, sanat, denizcilik, muzik vb gibi dallarda yapmis oldugum karsilastirmalarda sonuc yurekler acisidir! Hicbir yonetim, kendi halkina bu deli buyuk bir ihanet icinde olan bir zihniyet Batida cok nadir olarak gorulmustur.

– Osmanliyi ayakta tutan ve Cumhuriyetin ATATURK tarafindan kurulabilmesine olanak taniyan tek dayanagin ise TURK kimligi olarak tanimlanmasi, Ulusal bilincin, renki, milliyeti, dili ve kulturu olmayan Osmanli ile yer degistirmesi bugun bu topraklarda bir Bayrak ve kimlik altinda yasiyabiliyor olmamizin tek nedeni olmustur.

– Turk Beylikleri tarafindan kurulan Osmanli, sonradan kabugunu ve ozunu red ederken Bati da bu degerler, birlestirici ve guclendirici nedenler olarak one cikmistir.

Ozetle, hepimiz tarihimizle gurur duyariz.
Hangimiz, uc kitaya hukmetmis olan, bir donem Akdenizi hukmu altina almis olan bir Turk kokenli Imparatorlugu inkar edebilirki?

Ancak, icinde bulundugumuz gunun kosullarinda, tamamen “Din” kokenli bir seriat ozlemi icinde olan bir yonetimin, hizla ve bilerek cahil birakilmis toplumumuzun iyi niyetini istismar edecek “Yeni Osmanli” tuzagina dusurulmemesi icin gecmisimizi tum boyutlari ile anlamak her donemden daha onemlidir!
Karanligin ayak seslerinin kulak tirmaladigi gunumuzde bu gercekleri gormuyormuyuz?

Iyi hafta sonu dileklerimle

Dr. Mustafa Atac


Cengiz Aydın / Feb 7, 2020
cengizaydin@sbcglobal.net

Muhterem Naci Kaptan,

Bir insanı, , bir şehri,bir ülkeyi, bir imparatorluğu, herhangi bir nesneyi kötüleyip yerin dibine geçirmek istiyorsanız onların sadece kötü yönlerini etrafa bildirir , onları yerin dibine geçirmeye çalışırsınız. Madalyonun öbür yününü hiç kimse bilmez olur. Kendisini 600 sene idame ettirmiş bir İmparatorluğu siz ve başkaları bu şekilde.görebiliyorsa,zaten yapılacak birşey yoktur. Gerçek odurki, bir imparatorluğun tüm yaptıklarını didik didik inceleyip neden doğduğunu,nasıl büyüdüğünü, nasıl durakladığını, neden gerileyip, neden yok olduğunu öğrenip anlıyamazsanız tarihten bir ders almayı, yani birşeyler öğrenmeyide yitirmiş olursunuz.

Bu vesileyle bana Lisede tarih dersi veren, Atatürk devri ve Osmanlı devirlerini öğretmiş olan rahmetli Faruk Kurtuluş beyi saygı ile anıyorum… Ülkelerin tarihleri çeşitli safhalardan geçer her safhanın kendine göre bir dünya durumu vardır. Tüm olaylar o zamanın şartlarına göredir. Siz bugünün gözüyle ön yargı yapamazsınız demişti.

Tarihlerini anlamıyan ve ders alamıyan ülkelerde her sahada diğer ülkelerden geri kalırlar. Siz ve Ayla hanım acaba Yunan Roma, Rus ve diğer Imparatorluklarda yaşamış olan liderlerin yaptıklarını inceleyip Osmalıyla kıyasladınızmı?. Bunu yapmış olsanız en azından Osmanlı dahil bütün İmparatorluklar ” bugünün şartlarına ve ahlak anlayışına göre kötüydü” diye bir yargı yapabilirsiniz. Türkün tarihini Gök Türklerden başlayıp Atatürke kadar getirip bağrımıza basamıyorsak ve sadece son 100 yıl diye kabul ediyorsak çok dar görüşlü oluruz.

Muhterem Naci Kaptan, şahıslarin hayatinda bile iyi ve kötü anlar olmuştur hiç kimse kendisini tertemiz ilan edemez. İmparatorluklarıda bu görüş açısından incelersek memleketimiz için daha hayırlı olacağına inanıyorum..Düşmanlarımız bizleri Atatürkçü, Osmanlıcı, dinli, dinsiz, yok efendim Laz, Kürt, Türk asıllı vs. diye bölmekten büyük haz duyarlar. Milli birlik herşeyin üzerindedir.

Selam Sevgi ve Saygılarımla,

Cengiz Aydın


Ayla Çokbudak / Thursday, February 6, 2020


Sayın Cengiz Aydın,

Öncelikle düşüncelerinizi paylaştığınız için size teşekkür ederim. Son yıllarda Osmanlı dayatması olmasaydı, Osmanlı ile ilgili yazılar yazmak kimsenin aklına gelmeyecek, konu tarih kitaplarında kalacaktı Evet Osmanlı büyük bir imparatorluktu ama her yeri savaşla ele geçirmişdi. Halifeliğin Osmanlı’ya geçmesiyle de Türk kimliğinden tamamen uzaklaşıldı. Osmanlı padişahlarının kanları bozulmasın diye saraya Türk cariye bile sokulmadı, Türkler “Etrak-ı bi-idrak“ “Akılsız Türkler“ diye hep aşağılandılar, kitleler halinde katledildiler. İlime ve bilime değil, hurafelere önem verildi. Matbaanın ne kadar zaman sonra kabul edildiği bilginiz dahilindedir. Bir gecede 100 küsur hamile cariyenin, çuvallara konularak nasıl denize atıldığı belgelerle ortaya konulmuşdur. Kendini Türk kimliğiyle tanımlıyan biri olarak, Osmanlı’yı ecdadım gibi kabul edebilmem mümkün değildir.

Evet tarihte gaddar imparatorluklar çok olmuştur ama onların gaddar olmaları, Osmanlı’nın gaddarlığını aklayamaz.

Dinlere gelince, ben dinleri inançlardan ayırıyorum. Her üç semavi din de, gerçekte birer siyasi kurumdur. O dönemlerde siyaset kavramı yoktu, insanları yönetebilmek için, onları korkutmak gerekiyordu, bunu da tanımadıkları, bilmedikleri bir gücü kullanarak yaptılar. Din kitaplarında peygamber olarak geçenlerin çoğu aslında kraldı ve gene çoğu babadan oğula geçmedir. Tanrı kavramına da insani vasıflar yüklenerek, bir Kral-Tanrı kavramı yaratıldı. Kutsal kitaplar kanun kitabı niteliğindedir. Semavi dinlerin Tanrısı insan yaşamının her alanına hükmeder, insanları tehdit eder, cezalandırır, koyduğu yüzlerce kurala uyulmasını emreder. Ben bunları 20’li yaşlarımdan beri Tanrı kavramına hiç yakıştıramadım. Kur’an’daki ayetler incelenecek olursa, görülecektir ki, çoğu yedinci yüzyıl Arap toplumunun sosyal ve kültürel yapısına, adetlerine, geleneklerine göre koyulmuş ayetlerdir.

Evet insanların inanca ihtiyacı var. Biz Türkler’in de harika bir inancımız ve harika bir kültürümüz vardı. Bizim inancımızda ne insanın insana köle olması, ne cihad adı altında savaşa özendirme, ne ganimet adı altında yağmalama hakkı vardı, ne de tehdit, korkutma. Bizim inancımızda sadece sevgi ve saygı vardı. Biz o inancı ve o kültürü koruyabilseydik, bugün bambaşka bir ülke olurduk.

İngiliz emperyalizminin İhvan’ı (Müslüman Kardeşler Örgütü) , Amerikan emperyalizminin ılımlı İslam’ı dayatması boşuna değildir. Tam emin değilim ama Nihal Atsız’a ait olduğunu sandığım ve çok beğendiğim bir cümleyle bitireceğim.

“Türk Tanrı’yı Allah’a karşı korumalı ki, Tanrı da Türk’ü koruya“

Saygılarımla

Ayla Çokbudak


Cengiz Aydın / 6. Februar 2020

Muhterem Ayla Hanım,

Yazılarınızı çok ilginç ve bilgi verici bulmakla beraber Osmanlılar hakkındaki düşünceleriniz katılmıyorum. Sebebi gayet basit. 600 senelik geçmişi olan bir İmparatorluk küçümsenemez…Siz bir İtalyan olsaydınız ve Roma İmparatorluğu Tarihinindeki olayları yakinen biliyor olsaydınız, tüm İmparatorların sadece gaddar olduklarını ve saraylarda her türlü ahlaksızlıklar yaptıklarını ve Dünyaya hiçbir katkısı olmadıklarını düşünür müydünüz?

Bize (50li 60lı yıllarda) Türk Tarihi öğreten değerli tarih hocalarımız Moğol Cengiz Handan başlayıp Büyük Selçukların, Anadolu Selçukluların, onların devamı Olan Anadolu Selçuklularının tarihlerini ve Osmanlı tarihini hiçbir ön yargı yapmadan öğretmişlerdi. İmparatorluklar insanlar gibidir doğarlar yaşarlar ve ölürler. Yüzlerce sene içerisinde iyi olan idarecileri de, kötü olan idarecileri de vardır, bu doğal bir olaydır.

Dinlere gelince, Kötü din diye bir şey yoktur.. Dinleri kötü yapanlar kötü insanlardır.

Uzak doğuda Hindistan’dan Orta doğuda Araplar ve Musevilerden (Semetik ırk) Teorik bilgileri çok kuvvetli olan insanlar çıkmıştır… Ben Hindistanlı bir Mühendis arkadaşıma ” Ortadoğudan çıkan dinler hakkında ne düşünüyorsun? diye sormuştum. O da “Bizim dinimiz o kadar kompleks ki, öğrenmesi çok zor” demişti.

Museviler ve Hint’llilerin devamlı olarak bir yaratıcı olacağı, insanların sadece akıllı hayvanlar olduklarına ınandıkları için, Tanrı konusunda kafa yorduklarına ve bu nedenle beyinlerinde teorik düşünme tarzının diğer insanlara nazaran daha ileride olduklarına inanıyorum.

Unutulmasın Romalılar çelik çomak sayı harfleriyle aritmetik yaparken Hindistan Sıfır sayısını buldu. Sıfır Hindistan’dan Araplara Araplardan Romalılara geçti. Sıfır Zephr Oldu İngilizlerde Zero…..Hindistan Sıfırı bulmamış olsa acaba bugünkü medeniyet nasıl olurdu?

Evet ortadoğudan çıkan üç dinin kitapları okunursa, her üçünün de kitaplarında kölelik olduğu ve kölesi olan insanların onlara saygılı ve iyi bakması lazım geldiği yazılıdır..

Albert Einsten “Ben Tanrının varlığına inanıyorum ama din kitaplarında yazıldığı gibi  değil” demiştir.

Ben emekli elektrik mühendisiyim. Sülalem Anadolu Seçuklarının Aydınoğullarından. Rahmetli Babam Abdurrahman Aydın Yüksek Maden mühendisiydi Hem Atatürk hem Türk tarihi hayranıydı..Ben Türkiye’de kalıp ya Tarihçi yahut Arkeolog olmak istemiştim ama baba zoru ile mühendis olup Amerikaya yerleştim…

Tarihimizi unutmuyalım. Görüşüme göre “Ben Türküm” diyen Türktür. Türklük Türk tarihinin her safhasına saygı gösterip olayları o zamanların şartlarına göre değerlendirmektir.

Bana Lisede Türk tarihini öğreten Faruk Kurtuluş Bey( nurlar içersinde yatsın), hem Atatürkü hem Osmanlıyı canı gibi severdi.

Selam ve Sevgilerimle


Ayla Çokbudak / On Tuesday, February 4, 2020

1950’lerde Türkiye’de “Tarih Mecmuası“ adı altında aylık bir mecmua çıkıyordu Babam bu mecmuaya aboneydi ve hepsini ciltlettirmişti. Bu resim o mecmualardan birinden alınmıştı. Osmanlı’da Kölelik meşruydu ve İstanbul esir pazarında, gayri müslüm ailelerin bağrından zorla kopartılan çocuklar, güzel olanları saraya ayrıldıktan sonra, hayvan gibi teşhir edilerek satılırdı. Köle satışı resmi olarak 1854 yılında yasaklandı ama Osmanlı yıkılana kadar satışlar el altından devam etti, saray da göz yumdu. Çünkü İslam’da kölelik meşruydu. İslamiyet’in beşiği Suudi Arabistan’da kölelik 1960’larda yasaklandı. Uzakdoğu’dan getirilenler hala el altından satılıyor.

Rıza Zelyut „ Osmanlı’da Oğlancılık“ kitabında, yaşananları belgeleriyle anlatıyor.

This entry was posted in GEÇMİŞİN İÇİNDEN, GEÇMİŞİN İÇİNDEN YAŞAM, Tarih. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *