SURİYELİLERİ TÜRKİYE’YE KİM, NEDEN GÖNDERİYOR? * Bu kendiliğinden oluşan bir göçmen akını değil, ABD’nin düzenlediği bir insan sevkiyatıydı.

SURİYELİLERİ
TÜRKİYE’YE KİM,
NEDEN GÖNDERİYOR?


Beş milyondan çok yabancıyı yani küçük bir ülke nüfusu kadar insanı, ülkesine kabul etmek örneği olmayan bir olaydır.Dünya tarihinde; savaşlar, işgaller ve zora dayalı göçler yaşanmıştır. Ancak, en yoğun olanlarda bile bu kadar insan, bu kadar kısa sürede bir yere yerleştirilememiş, böyle bir işe girişilmemiştir.

Ülkesi ne denli büyük olursa olsun hiçbir devlet bu kadar insanı içine almamıştır.  Hükümet, ilerde hiç kimsenin altından kalkamayacağı bir işe girişmiştir ve Türkiye’ye büyük zarar vermektedir.

Yapılanlar, güncel politikanın sınırlarını aşarak doğrudan ulusal varlığa yönelmiştir. Suriyelilere vatandaşlık düşüncesi, emperyalist isteklerle örtüşen ve Anadolu’nun Araplaştırılmasına yönelen bir girişimdir.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne uygun olarak,Suriye’nin Kuzeyi Araplardan temizlenip Kürtleştirilirken,Güneydoğu başta olmak üzere Anadolu’da ise binlerce yılda dengelenen etnik yapı, Türk, Arap, Kürt karmaşası haline getirilmektedir.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu, Amerikalıların ‘kaos kuramı’ adını verdikleri emperyalist girişime uygun olarak sürekli karmaşa ortamına sürüklenmektedir.

AKP, Türk siyasetinde yer almaya başladığı günden bugüne dek, dönemler içinde gitgeller yapsa da, gerçek amacını gizlemedi.14 yıl boyunca sayısız siyasi zikzak yaptı ama bir konuda tutumunu değiştirmedi.

Atatürk’e ve devrimlerine karşı nefret duydu ve kurduğu Cumhuriyet’i ortadan kaldırarak, yerine ‘Osmanlı nizamını’ getirmek için yılmadan mücadele etti.

2023’ü, hedefine ulaşma yılı olarak belirledi ve, yapacaklarını 63 başlıktan oluşan bir program haline getirerek adım adım uyguladı.Bunları yaparken, ABD ve AB ile ilişki içinde oldu,onların istekleri yönünde hareket etti.

Baş örtüsüyle başlayan mücadelesi, makamı ve siyasi gücü arttıkça çeşitlendi.
Eğitim’den Diyanet’e, İmam-Hatip kurslarından üniversitelere, kamu çalışanlarından dış siyasete dek; topluma biçim veren hemen her alanda, laikliğe karşı dinci-mezhepçi bir siyaset yürüttü.

Cumhuriyet’in sağladığı yurttaşlık kavramını ve Anadolu’da binlerce yılda oluşan nüfus yapısını bozacak uygulamalar yaptı.

Sunnileşmeyi, bağlı olarak Araplaştırmayı öne çıkardı.

Suriyeliler başta olmak üzere bölgenin en geri unsurlarını sığınmacı olarak kabul etti.

Onlara TC yurttaşlarında bile olmayan haklar verdi.

Suriyeliler konusunda yaptıkları, kendi özgür iradesiyle belirleyip uyguladığı bir politika değildi.

ABD ve AB’nin istekleri yerine getiriliyordu. Yapılanlar, emperyalizmin öngördüğü küresel boyutlu politikanın parçalarıydı.

Anadolu’daki Türk varlığının yalnızca bugününe değil, geleceğine yönelik yıkıcı bir girişim tasarlanmıştı ve tasarı uygulamaya sokulmuştu.

Türkiye’ye gelen Suriyelilerin hemen tümü Suriye’nin Kuzeyi’nden geldi.

Bu kendiliğinden oluşan bir göçmen akını değil, ABD’nin düzenlediği bir insan sevkiyatıydı.

Kuzey Suriye boşaltılıp PYD’ye teslim edilirken, Türkiye Arapların oluşturduğu bir sığınmacı deposu haline getiriliyordu.

Aslan Bulut’un tanımıyla, Türkiye’de ‘Türk-Arap-Kürt Federasyonu’nun alt yapısı’ oluşturuluyordu.

*Suriyeli Ayrıcalığı*

Suriyeli sığınmacılara, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından daha ileri haklar verildi ve ayrıcalıklı bir kitle haline getirildi. Yalnızca onların yararlandığı sağlık birimleri oluşturuldu, hastahanelere ücretsiz kabul edildi ve ücretsiz ilaç almaları sağlandı.

Pasaport yerine geçen bir kart verildi, bu kartla pirim desteği alarak çalışmaları kabul edildi.

Türkçe bilmeyenler dahil, KPSS sınavına girmeden özel sınavla devlet memuru olmaları sağlandı.

Suriyelilerin kamu kuruluşlarında işe alınacağı açıklanmış, doktor olduğunu söyleyen 28 Suriyeliye çalışma izni verilmiştir.

Değişik sektörlerdeki işletmelerde, Suriyeli çalışan kontenjanları oluşturulmştur.

Türk öğrencilere, geri ödeme koşuluyla aylık 450 YTL kredi verilirken, Suriyeli öğrencilere geri ödemesiz aylık 1200 YTL burs verilmektedir.

*Olacaklar*

Beş milyondan çok Arap, Anadolu’nun değişik bölgelerine gruplar halinde yerleştirilerek kimliklerini korumaları sağlanmıştır.

Türkler, Suriyelilerin yerleştikleri yerleri terk etmektedir.

Suriyeliler Türk yaşam biçimine uyumsuz gelenekleriyle kültürel bozulmanın taşıyıcıları durumundadırlar.

Suriyelilere verilen ayrıcalıklar yurttaş olduklarında da sürecek, koloniler halinde ülkenin değişik yörelerinde yaşayacaklardır

Türkiye’de yeni bir azınlık kitlesi yaratılmaktadır.

Bu büyük kitle örgütlenmeye başlayacak ve anadilde eğitim adıyla Arapça eğitim isteyecektir.

Bu istek, müfredata Arapça dersi koyarak Türk milli eğitimini Araplaştırmaya çalışan AKP tarafından yerine getirilecektir.

Diyanet, Suriyelilerle yeni bir Sünni kitle bulacak ve bu kitleyi amaçları yönünde kullanacaktır.

Diyanet İşleri Başkanlığı, şimdiden, Türkiye’ye gelen bin kadar Suriyeli ‘alim ve ilahiyatçı’ için harekete geçmiş, ve ‘tarih, tefsir, hadis’ gibi konularda Türkiye’ye katkı yapacak Suriyeli sığınmacıya,vatandaşlığa alınmada öncelik tanınmasını istemiştir.

Sığınmacılar, yurttaşlık hakkı aldıktan sonra örgütlenecek ve giderek artan isteklerde bulunarak, yurt dışıyla bağlantılı siyasi çalışmalar içine gireceklerdir.

Bu eğilimin ön uygulamaları şimdiden başlamıştır.

Türkiye’de yaşayan Arapların partileşme çalışmalarını yürüten Beyt Nahreyn Arap-Arami Birliği adlı örgütün Sözcüsü Mim Yavuz Binbay; Türkiye’de 8 milyon Arap ve Arami yaşadığını ve diğer halklar gibi “anadilde eğitim” hakkı başta olmak üzere, tüm hakların verilmesini istedi.

Binbay, ayrıca partileşme kararı aldıklarını, partileşme çalışmalarını yürütmek üzere bir komisyon kurduklarını açıklamıştır.

Metin AYDOĞAN

This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Bölücü KÜRTÇÜLÜK, BOP, ORTADOĞU ÜLKELERİ. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *