MENEMEN OLAYININ 89. yılı * YOBAZLARIN ŞERİAT KALKIŞMASI * İŞGAL GÜNLERİNDE İŞBİRLİKÇİLER, DEVRİM ŞEHİDİ KUBİLAY’IN ve BEKÇİ HASAN ile ŞEVKİ’nin KATLİNE AİT MAHKEME KAYITLARI * 12 Bölümlük araştırma yazısı * YILAN KARANLIK MAĞARADAN ÇIKTI, PUSUDA

ARAŞTIRMA YAZISI / Naci KAPTAN
20 Aralık 2012 Güncellendi
22 Aralık 2017 Güncellendi
22 Aralık 2019 Güncellendi

Değerli okur,
Bugün 23 Aralık 2019  DEVRİM ŞEHİDİ Kubilay’ın ve bekçi Hasan ve Şevki’nin şeriat kalkışması yapan yobazlar tarafından katledilmelerinin 89. yılıdır. Menemen Devrim şehitlerimizi saygı ile analım. İslamı referans alarak Türkiye’yi bir islam devletine taşımak üzere siyaset yürüten AKP iktidarı ülkemizi her alanda ve eğitim başta olmak üzere radikal islamist İhvancı çizgiye getirmek üzere büyük çaba harcamaktadır. Ne yazık ki tarikat ve cemaatlar hem kamuda hem de eğitimde güç sahibi olmuşlardır. Cumhuriyet ve laikliğin pırıltılı ışığını söndürmek için gayret ediyorlar.


Menemen şeri kalkışmasına ait yazdığım bu yazının temel kaynağı MENEMEN SANIKLARININ yargılandığı mahkeme kayıtlarından alınmıştır. Genç kuşaklar tarafından öğrenilmesi ve ilgilenen okurların da tekrar hatırlaması amacıyla 12 bölümlük bu yazı dizisini tekrar okumanıza sunuyorum.

Bu yazımı yayımlayacak olanların lütfen bilgi vermesini ve paylaşımlarda bulunanların da kaynak belirtmesini rica ediyorum.

Naci Kaptan / 23.12.2019


İŞGAL GÜNLERİNDE İŞBİRLİKÇİLER ve DEVRİM ŞEHİDİ KUBİLAY’IN KATLİNE AİT MAHKEME KAYITLARI * 1 – Köylülere Yunan ordusunun yaptiği mezalimler anlatılır fakat köylü çok soğuk ve ilgisizdir. Destek vermezler.

Değerli okur,

Ülkemizde karşı devrim hızla yol almaktadır.AKP iktidarı artık amacını gizlemeye gerek görmeden,Laik Cumhuriyet’le hesaplaşmaktadır.Bir toplumu dönüştürmenin en etkili yolu yetişecek olan yeni kuşakların beyinlerini ele geçirmektir.Bu nedenle eğitim sistemi dini bilgilere dayandırılacak şekilde değiştirilmiş ve müfredat buna göre şekillendirilmiştir.

Dindar ve Kindar gençlik yetiştirmeye hedefleyen bir başbakan iktidardadır.Bu kişi şimdi de istediklerini hesapsız kitapsız ve tek başına aldığı kararlarla yapabilmek için  emperyal güçlerin de desteğini arkasına alarak hileli seçimlerle ANAYASAYI İLGA ETMİŞ, PARLAMENTOYU ASKIYA ALMIŞ, MECLİSİ İŞLEVSİZ hale getirmiştir.

Anayasa Mahkemesi tarafından İRTİCAYA ODAK OLMAKTAN ceza almış olan AKP iktidarı şeri düzeni geri getirmeye çalışan Erdoğan’a sonsuz yetki veren buyurgan OTOKRATİK yönetimin oluşmasını sağlamıştır. Yakın zamanda aydınlanmacı Cumhuriyet tarihi Erdoğan ve AKP’nin bu ihanetini kara sayfalarında yazacaktır.

Demokrasinin kurallarını yok sayılmaktadır. Yüksek yargı HSYK üzerinden teslim alınmış ve iktidarın arka bahçesi haline getirilmiştir.Bundan böyle Cumhuriyet’in korkusuz ve güçlü Yargıtay başsavcıları kalmamış ve AKP hiç çekinmeden Laik Cumhuriyet’i yok edici hamleleri yapmaktadır.

Adalet ve Kalkınma Partisi kapatma davası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, AK Parti’nin “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle, partinin kapatılması ve ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istemiyle hazırladığı iddianame Anayasa Mahkemesi’ne 14 Mart 2008’de sunulmuş olup, Anayasa Mahkemesi iddianameyi 31 Mart 2008 günü kabul etmişir. 16 Haziran günü Adalet ve Kalkınma Partisi esas hakkindaki savunmasini vermiştir

30 Temmuz 2008 tarihinde saat 18:00’de başlayan basın toplantısında başkan Haşim Kılıç, AK Parti’nin kapatılmamasına, ancak laiklik karşıtı eylemlere odak olmaktan, hazine yardımının yarısının kesilmesine karar verildiğini açıkladı.

Günümüzün bazı savcı ve yargıçların hukuk anlayışlarına bakarak ,Adalet ve Kalkınma Partisine kapatma davasını açan,baskılara boyun eğmeyen,gerçek hukukçulardan emekli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı saygın Abdurrahman Yalçınkaya’yı,saygıyla selamlamamız gerektir.

Sayın okur burada bir nokta koyun.
Bir açıklamam var ;

Bu duruşmada AKP’nin kapatılma olasılığı yüksek idi. 29 Temmuz gecesi Ankara Çukurbostan semtinde çok önemli ve çok gizli bir toplantı gerçekleşti.Saatler 21.30’u gösterirken Ankara Çukurambar Semti’ndeki Kar Apartmanı’nın önüne sivil plakalı bir araç yanaşır. İçinden çıkan kişi hızla apartmana girer ve 22 No’lu dairenin kapısı açılır. Az sonra yine sivil plakalı bir araç daha gelir. Arabadaki kişi de 22 No’lu daireye girer.

Kar Apartmanı’ndaki 22 No’lu daire AKP İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu’na ait. Konukları ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Ülkenin en tepesindeki iki isim bu dairede tam beş saat baş başa kalırlar.

Toplantıya 3. bir kişinin daha katıldığı söyleniyor. Bir iddiaya göre bu kişi Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’tır !!! Bir diğer iddiaya göre ise Cumhurbaşkanına çok yakın olan ve aracılık yapan gazeteci Taha Kıvanç’tır !!!

Demokrasi ve şeffaflığı ağzından düşürmeyen ve ülkenin en yüksek makamında bulunan iki kişi Cumhurbaşkanı ve Başbakan gizlice bir milletvekilinin evinde ANAYASA MAHKEMESİNİN karar gününden bir gün önce gizlice buluşarak ne konuşurlar ???

Bu örnek bile Türkiye’nin kimler tarafından yönetilmekte olduğunu gösterir !!!
İşte Türkiye’de Laik Cumhuriyet ve demokrasi bu nedenle tehdit ve tehlike altındadır.

Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı ,İngiliz ve Yunan işbirlikçisi yobazlara iade-i itibar yaparak onları yüceltmeye çalıştığı bir süreç içindeyiz. İrtica suç olmaktan çıkartılmış, irtica ile mücadele eden komutanlar hapsedilmiştir. Tarikat ve cemaatlar Devlet yönetiminde köşe başlarını tutarak iktidara ortak olmuştur.

AKP zaman içinde yaptığı yasal düzenleme ile irticayı suç olmaktan çıkartmış , dini vakıf ve dernekleri kamuya yararlı statüsüne alarak bağış toplamalarını ve vergiden de bağışık olmalarını sağlamıştır.Böylece karşı devrimci irticai yapılanmaların güçlenmesine ve Devlet içinde de kadrolaşmalarına yol verilmiştir.

Bu arada her yıl Menemen’de yapılmakta olan ANMA TÖRENLERİNE İzmir valileri ve ileri gelen kamu görevlileri katılmamaya başlamıştır. Hatta Menemen kaymakamlığı ve Gen.Kur.başkanlığı da Menemen anma törenlerinin gereği gibi yapılmasını önleyici programlar yapmaya başlamışlardır. Cumhuriyetin verdiği olanaklarla Vali, kaymakam gen.kur.başkanı olan kişilerin bu tarz davranışları Laik Cumhuriyeti ve Atatürk’ün aydınlanma devrimlerini yaralar niteliktedir.

Bu yazı dizisiyle sizlere Kubilay olayının perde arkasını ve olayın Devlet arşivlerinde bulunan belgeleri ve mahkeme kayıtlarını sunacağım.Bu belgeleri paylaşmadan önce kendisi de Menemen’li olan araştırmacı A.Nedim Çakmak’ın İŞGAL GÜNLERİNDE İŞBİRLİKÇİLER-HÜSNÜYADİS HORTLADI isimli kitabından bölümler paylaşacağım. Belgelerle bizlere işgal günlerinin vatan hainlerini ve Menemen olayını Yunanlılarla işbirlikçi Manisa mutasarrıfı (valisi) Hüsnü (yadis) efendiyi anlatan yazar A.Nedim Çakmak’a teşekkür borcumuzdur.

DEVRİM ŞEHİTLERİNİ Kubilay’ı, bekçiler Hasan ve Şevki beyleri
katledilmelerinin 89.yılında saygıyla anarım.


23 Aralık 1930’dur,
Gece yeşilimsi,
Dağlar ak,
Bir altın çizgi gibi yerle gök,
Gün doğdu doğacak.
Don yoktur ama donmuştur sanki
Sarı yapraklarla kış kocaman bir yüz
Tarla çizgileri ile bir kilim işte
Menemen ovası dümdüz.
Yalancı Mehdi Derviş Mehmet,
Yürümüş Manisa’dan bir sarı su gibi,
Beş on adamıyla Menemen’e varmak üzere
Yılan uykusu gibi.
Düştü Kubilây’ın başsız gövdesi,
Bir çınar dalı gibi yere.
Sarktı yakasından anasından gelmiş
Mavi çiçek mor çiçek bir çevre.
Düştü Kubilây’ın başsız gövdesi
Bir söğüt dalı gibi yere,
Aydınlık aydınlığa yaklaşır iken,
Sonsuzluğa ere ere.
Düştü Kubilay’ın başsız gövdesi,
Bir zeytin dalı gibi yere,
Düştü cebinden bir kitap,
Açıldı göklere…

Fazıl Hüsnü Dağlarca


Türkiye Cumhuriyeti bundan tam 89 yıl önce, 23 Aralık 1930 günü korkunç bir irtica olayına tanık olmuştu. O sabah İzmir’in Menemen İlçesi’nde tuhaf şeyler oluyordu. Sabahın erken saatlerinde dördü silahlı, altısı çember sakallı yobaz Menemen belediye meydanında tekbir getirerek dolaşmaya başladı.

Çember sakallıların başlarında sarık, sırtlarında cübbe vardı.

Atatürk dönemi idi. Devrimler yapılıyordu.

Bu altı kişi “Biz şeriat ordusuyuz” diyerek meydandaki Müftü Camisi’ne girdiler. Elebaşıları olan Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini “Mehdi” olarak tanıttı ve dini korumaya geldiklerini söyledi. Arkalarında 70 bin kişilik bir Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini tebliğ etti.

Derviş Mehmet isimli sapık ve arkasındaki yobazlar camideki yeşil bayrağı alıp uzun bir sopaya taktılar. Yoldan geçen birine meydanda bir çukur kazdırıp bayrağı oraya diktiler. Yobazlar bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye ve zikir yapmaya başladılar. Bir yandan da bağırıyorlardı:

“Şapka giyen kafirdir. Yakında yine şeriata dönülecektir… Bize kurşun işlemez” İşin acı yanı, Menemen ahalisinden bazıları bunlara alkış tutmaya başlamıştı!

Olaylar ilçedeki askeri birliğe duyuruldu. Alay komutanı, emrindeki yedek subay Mustafa Fehmi Kubilay’ı bir manga askerle birlikte oraya gönderdi. Silahlarında mermi yoktu. Süngü takıp olay yerine gittiler. Kubilay askerlerini meydan girişinde bıraktı ve yobazlara “Teslim olun” çağrısı yaptı. İşte o anda yobazlardan biri silahını çekip ateş etti ve asteğmen Kubilay yaralanıp yere düştü.

Ayağa kalkıp cami avlusuna doğru kaçmaya çalıştı ama gücü tükenmişti. Orada tekrar yere düştü. Çevredeki kalabalık ise paniğe kapılmış, kaçıyordu.

Derviş Mehmet ve yobaz güruhu işte o anda Kubilay’ın başına çöktüler. Mehmet çantasını açıp testereli bağ bıçağını çıkardı…Ve yaralı yedek subay Kubilay’ın başını oracıkta kıtır kıtır kesip gövdesinden ayırdı.

Saçlarından tuttuğu kesik baş, şimdi Derviş Mehmet’in elindeydi.

Yeşil bayrağın sopasına kesik başı dikmeye çalıştılar ama bir türlü başaramadılar. Bunun üzerine birileri bunlara ip getirdi. Kesik baş yeşil bayrağın takılı olduğu sopaya iple bağlandı.

Bütün bunlar olurken yine tekbirler getiriliyor, “Ey ahali din elden gidiyor, şeriat isterük” sesleri Menemen’de yankılanıyordu.

Silah seslerini duyan mahalle bekçisi Hasan olay yerine yetişti, ateş edip yobazlardan birini yaraladı. Hemen ardından yobazlar ateş etti, Hasan şehit edildi. Arkadaşının yardımına koşan bekçi Şevki de açılan ateşle şehit düştü. Menemen’de birkaç dakika içerisinde üç şehit verilmiş, bir baş kesilmişti.

Bir süre sonra ilçedeki askeri birlik olay yerine yetişti. Manzara korkunçtu. Kubilay’ın kesik başı yeşil bayrağın sopası üzerinde asılı durmakta, üç şehit yerde yatmaktaydı.

Askeri birlik ateş etti. Yobazlardan bazıları yere serilirken, bazıları kaçtı. Daha sonra hepsi birden yakalandı.

(Mustafa Fehmi Kubilay 1906 doğumlu, Giritli bir ailenin çocuğu, Cumhuriyet öğretmeni idi. Menemen’de askerlik görevini yedek subay olarak yapıyordu. Olay günü 24 yaşındaydı.)

1930 Menemen irtica olayı, genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Kürtçü-şeriatçı Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayıdır.Benzer olayları Milli Mücadele döneminde bile yaşamıştık.

Yunan ordusuna karşı savaşan Mehmetçiği arkadan vuran, düşmanla iş birliği yapıp Konya, Yozgat, Düzce, Gerede gibi yerlerde ordumuza karşı isyan eden hep onlardı.

Kubilay olayında Türkiye’de “DEVLET” vardı. İrtica henüz iktidar olmamıştı ve bir gün olacağını da hiç kimse aklına bile getirmezdi!

Menemen’de derhal sıkıyönetim ilan edildi. General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Harp Divanı kuruldu. Olaya doğrudan ve dolaylı katılanlarla birlikte destek verenler de yargılandı.

18 gün süren mahkeme sonucunda 40 kişi sorumlu görülmediği için salıverildi, 27 sanık beraat etti, 41 sanık çeşitli hapis cezaları aldı.

36 kişiye idam cezası verildi. Ancak bazılarının yaşı küçük olduğundan, onların ölüm cezası ağır hapse çevrildi.

28 yobaz ve destekçileri, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen’de, Kubilay’ın başını kestikleri yerde asılarak idam edildi. Adalet yerini bulmuştu.

Asılanlar arasında bir de Musevi vatandaş, Hayim oğlu Josef vardı! Katilleri alkışlamış, onlara yardım etmiş ve bu yüzden canından olmuştu.

Atatürk, Menemen olayına çok kızdı. Söylendiğine göre Menemen’in haritadan silinmesini emretti. Daha sekiz yıl önce Yunan çizmesi altında inleyen bir ilçede yobazların bu yaptığı ve halktan bazıları tarafından onlara destek verilmesi, Atatürk’ü çileden çıkarmıştı. Sonra çevresi tarafından ikna edildi.

Atatürk olay sonrasında açıklama yaptı:

“Büyük ordumuzun kahraman genç subayı ve Cumhuriyet’in idealist öğretmen kadrosunun kıymetli üyesi Kubilay Bey, temiz kanı ile Cumhuriyet’in hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiştir.”

Olayın ardından Menemen’de devrim şehitleri yedek subay asteğmen Kubilay, bekçi Hasan ve Şevki adına görkemli bir anıt dikildi. Üzerinde şöyle yazar:

“İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”

Yarın, Menemen’de gerçekleşen irtica olayının 89. Yıl dönümü.
İrtica yılanının başı, aradan geçen 89 yıla karşın henüz ezilemedi.

Yılan pusuda bekliyor. Başını bazen gömülü olduğu yerden kaldırıp tıslıyor, bazen şöyle bir boy gösteriyor, bazen de Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetiyor!


Şehit Kubilay’ın katlinden 11 sene öncesi 1919’un Mayıs ayı;
Gece karanlığında 37 atlı, atlarının ayaklarına, ses olmasın diye sardıkları keçelerle, gizlice ve sessizce karanliğa karışarak gözden kayboldular. Ali Osman efe ve Parti pehlivan namlı iki yiğit, Manisa cezaevinden kaçırdığı mahkumlarla beraber oluşturdukları bir akıncı mufrezesiyle, Yunan ordusunun yaklaşmakta olduğu Menemen Boğazı’na gitmektedirler.

Emir, Balkan savaşlarının eski komutani Ali Çetinkaya’dandır. Akıncılar Yund dağını aşarak, Kocadere’yi geçip Osmancalı köyünde mola verirler. Menemen Boğazı , önlerinde yükselen Dumanlı dağlarının hemen ardındadır.Akıncıların hiç bir azığı yoktur. Osmancalı köylüleri sadece ekmek verebilirler. Destek alabilmek için çevrede bulunan Ortaköy, Avdal ve Bozalan köylerini dolaşırlar.Köylülere Yunan ordusunun yaptiği mezalimler anlatılır fakat köylü çok soğuk ve ilgisizdir. Destek vermezler.

Köylülere neden yardım etmedikleri sorulduğunda bir köylü şöyle der;

“İyi emme, biz bir şey yapamayiz. Sümbüller köyünde Şeyhimiz var. Onunla görüşmeniz gerekir.” Akıncılar yola koyulur ve Sümbüller köyüne vararak şeyhle görüşmek istediklerini söylerler. Halk da köy meydanına toplanir. Şeyh de yeşil sarıklı, cübbeli, saç sakal birbirine karışmış gelir.

Parti Pehlivan söze başlar; “İzmir’i, Menemen’i Yunan vurdu, ezan sustu. Mala, cana,ırza tecavüz ediyorlar. Buralara da geldiklerinde ayni şeyi yapacaklar. Direnişe destek verin! “Köylü suskun kalır , Şeyh ise alayci bakışla, hoşgeldiniz, aç mısınız, tok musunuz demeden;

“Ben Yund dağına kadar bu köylerin tarikat şeyhiyim, bizim tarikatımız Yunan’a tek bir kurşun atmayacak. Mehdi gelmeden de caiz değildir” dediğinde, Milisler sert tepki veriler, silaha davrananlar olur. Arap Osman efe bağırır;

“Bunlarla başlayalım, gavurla anlaşmiş gibiler.”

Parti Pehlivan milisleri durdurur. Şeyhe sorar;

“Sizin tarikatınız Gavur tarıkatı mıdır ki , gavura kurşun atmaz! Ne biçim laf edersiniz?

Akinci milisler, Şeyhe ve Onun izinde giderek Yunan ordusuna karşı destek vermeyen, kursun atmayanlara lanet okuyarak köyden ayrılırlar. 21 Mayıs 1919 da Dumanlı dağlarını aşarak Menemen düzüne ulaşırlar … Yunan’lılarla çatışırlar.

Saygın okur ,işgalci Yunan’a kurşun attırmayan Yund dağı çevresindeki köylerin şeyhi kimdir bilir misiniz? Yunan’a kurşun atmayıp da, Yunan’a direnmeyen ve direnmeyi de önleyen, kendi Devletine baş kaldıran. Giritli, Nakşibendi tarikatından, Menemen’de Kubilay’ı vurup sonra da başını kesen derviş Mehmet namlı haindir..

Öküzün gamsızı, mezbaha yolunda kasabın bıçağını yalarmış.
Şimdi gelelim olaya; Giritli Derviş Mehmet, Şeyhlik unvanı ve gücünden istifade ederek, Menemen’e baskın yapmak üzere 107 kişilik bir teşkilat kurar. Bu teşkilattan altmışı baskinda doğrudan görev almişlardır. Bozalan köyünden 10 kişi canla başla çalışmıştır.

İsyancı, Nakşibendi Derviş Mehmet adamlarını Bozalan köyünde silahlandırır, oradan Sümbüller köyüne geçerler. Köyde derviş Mehmet’in ikinci hanımı ve çocukları vardir. ( 23 aralik 1930 ) Yunan haçlı ordulari Menemen’den kovulmuş, papazlar gitmiş, çan sesleri gitmiş, ezan sesleri gelmiştir. Yunan askerini öldürmek için Menemen’i basmayan derviş Mehmet , Türk askerinin olduğu ve çan sesleri yerine ezan seslerinin duyuldugu Menemen’i basacaktir.

Bu kişilere göre Menemen’de papazlar ve çan sesleri varken DİN vardı!!! Papazlar gidince, çan sesleri yerine yine ezan sesleri gelince; DİN ELDEN GİTMİŞ OLDU!!! “Eyvah Menemen’de din elden gitti “”Biz nakşiyiz, şeriat isteriz” Giritli Nakşi Mehmet köylüye sorar; “yardım edecek misiniz?”

Bozalan köyünden 10 kişi hemen katılır. Sümbüller köyünden silahlar gelir. Köylüler can-ı gönülden cevap veriler; “Yardım etcezz, Ekmek de vecezz, katık da vecezz, at da vecezz” gari, “silah bilem vecezz”

Şimdi ise, 2. MÜTAREKE DÖNEMI başlamıştır. 12 havarilerin yıldızlarını göğüslerinde taşıyan yeni Damat Ferit’ler, Haçlı bayraklarını nerelere taşıyacaktır? Tarihten ders almayan cibiliyetsizlerin sonu nerede bitecektir? İngiltere ve Yunanistan’ın da adının karıştığı, Yunanistan’da Lavrion kampında 15 haziran 1930 da tezgahlanmış olan bu kalkışmanın planlayıcıları içinde Girit’li Manisa mutasarrıfı hain Hüsnüyadis, Nakşibendi Said Molla (İngiliz Muhipleri Cemiyeti Başkanı, Kıbrıs’tan Yunanistan’a geçti.), Şeyh Sükuti ve Giritli Girit’li nakşibendi Derviş Mehmet, Erbilli Şeyh Esat, Giritli Sütçü Mehmet, Giritli Şamdan Mehmet, Giritli İsmail, Giritli Alioğlu Hasan, Yahudi Jozef ve diğerleri vardir.

Kalkışmayı planlayan ve uygulayanların bir çoğunun Giritli olmasi ve Nakşibendi tarikatından olmaları size bir sey ifade ediyor mu? Yunan’a direnmek icin yola koyulmus olan 37 akincidan ekmegi , katigi , ati , silahi ve desteği esirgemiş olan köylü, Menemen’i “DİN ELDEN GİDİYOR” diye basacak olan bu vatan hainine destekte kusur etmemişlerdir. Yunan askerine kurşun atmayan bu hainler, kendi ordularının subayının başını kesmekten kaçınmamışlardır.

Sanmayınız ki 9 Eylül’de düşman denize döküldüğünde gitti, yok oldu! Giderlerken, yerlerine papaz Hristosmos yerine Derviş namlı Mehmet’i ve adamlarını vekil bıraktılar… Onlar da bugünlere başka VEKİLLER bıraktılar … Bu tarikat, gavur ruhunu emanet almış ve taşımaktadır.


Çakmak’ın anlatımıyla Kubilay’ın katledilmesinden seneler önce Nakşi Tarikatı yörede teşkilatlanmaya başlamıştır.Köylerde yaşayanların kendisini Nakşibendi tarikatı şeyhi tanıtan Derviş namlı Mehmet’e bağlı oldukları,Anavatan düşman işgalinde olsa bile düşman ordusuna direnilmemesini öğütleyen bir hainin sözünden dışarı çıkmadıkları görülüyor.

Yunan ordusu Ege bölgesinde il ve ilçeleri işgale başladığında Manisa valisi olan Hüsnü efendi,Yunan askerine direnilmemesi ve karşılama törenleri yapılmasını istemişti.Yörede bulunan askeri cephanelikteki silahları daha güvenli yörelere nakletmeye çalışan askeri birlikte yeterince asker bulunmadığından silahlar sivil halkın da yardımıyla vagonlara yüklenirken durumu haber alan Hüsnü efendi buraya adamlarıyla baskın yaparak cephanelerin nakline mani olmuş ve bu silah ve mühimmatın Yunan ordusunun eline geçmesine neden olmuştur.Daha sonra da Yunan komutanlarına bağlılığını sunan ve bu nedenle Hüsnüyadis olarak anılan Manisa mutasarrıfı ,Yunan ordusu kaçarken onlarla beraber kaçarak Yunanistan’a gitmiştir.

İşte hainlik böyle bir şey saygın okur …


Emperyalizm elini hiç çekmedi

Kubilay’a karşı girişilen gerici vahşet, 1930 yılında Ali Fethi Okyar tarafından kurulan ” Serbest Fırka “nın üç aylık karşı devrim çabalarının tırmanmasıyla ortam bulmuştur. 17 Kasım 1930’da kapatılan bu parti Cumhuriyet’in bütün kazanımlarına karşı emperyalizmin hizmetinde büyük bir taban oluşturmuş, gericiliğin odağı haline gelmiştir. Kapatılmış olmasına karşın, böyle bir irticai ayaklanmanın ortamı Menemen’de yaratılmıştır. Siyasal söylemlerindeki din istismarı çıkışlar, halkın devrimler karşısındaki henüz olgunlaşmamış ürkekliği kullanılarak gericilik olabildiğince yaygınlaştırılmıştır. İslam devletini yeniden tesis etmek, Osmanlı’ya dönmek ve hilafeti getirmek gibi duygu sömürüsü politikalarla halk üzerinde baskı kurmuş ve irticanın kaynağı haline gelmiştir. İşte bütün bu Cumhuriyet düşmanı girişimler, siyasal açıdan toplumsal olgunlaşmayı önlemiş ve ” Aydınlanma Devrimi “nin yoluna set çekmiştir.

Menemen’de Kubilay’a karşı yapılan bu alçak saldırı, Nakşibendi tarikatının lideri Şeyh Esad ve yandaşları tarafından emperyalist odaklarla işbirliği içersinde planlanmış ve Menemen’de uygulamaya konmuştur. Manisa’da Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirilen İmam Laz İbrahim’ in yönlendirdiği yobazlar başlarında Giritli Derviş Mehmet , Bağ Budayıcısı Mehmet , Sütçü Mehmet , Şamdan Mehmet ve Nalıncı Hasan olmak üzere sabah namazından sonra Gazaz Camisi’nden aldıkları Yeşil Sancağı Hükümet Konağı’nın önündeki yola dikerek silah zoruyla etraflarına adam toplamaya çalışırlar. 70 bin kişilik bir Halife ordusunun kendilerini beklediğini ve öncü olduklarını açıklarlar. İstedikleri şeriattır. Cumhuriyet ve Atatürk ilke ve devrimlerine karşı olmadık küfürlerle kalabalığı etkilemeye çalışırlar. Tekbir getirerek sancağın etrafında dönmeye başlarlar. “Şapka giyen kâfirdir, din elden gidiyor, saltanatı geri getireceğiz, yakında şeriata geri dönülecek!” diyerek kalabalığı isyan hareketine çekmeye çalışırlar.

Serbest Fırka’nın kapatılmasından sonra bir ay içersinde meydana gelen bu vahşet, 13 Aralık 1925 tarihinde çıkartılan ” Tarikatların, tekkelerin, türbelerin ve zaviyelerin ” kapatılmasına dair yasaya karşı oluşan birikimlerin bir gövde gösterisi de olmuştur. Menemen’de öğretmen asteğmen olarak görev yapmakta olan Kubilay, bu hareketi bir manga askerle bastırmaya çalışır ve askerlerin yanından ayrılarak tek başına yobazları dağıtmaya girişir. Teslim olmalarını ister. Ancak yobazların ateşiyle yaralanır.

Bu durum karşısında tüfeklerinde manevra mermisi bulunan askerler ateş açarlar. Mermiler yobazlara tesir etmeyince: ” …bize kurşun işlemiyor ” diyerek halkı kandırmaya ve isyana teşvik etmeye çalışırlar. Bu arada Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki de şehit olur. Bu nedenledir ki, Menemen’in Gazaz Camisi avlusunda vahşice katledilen Kubilay ve arkadaşları, 89 yıldır emperyalizmin işbirlikçisi irticaya karşı sönmeyen bir meşale olarak Ayyıldız Tepe’den bütün Türkiye’yi aydınlatmaya devam etmektedirler.


KAYNAKCALAR ;
* A.Nedim Cakmak’”İşgal günlerinde işbirlikçiler-Hüsnüyadis hortladı” isimli kitabı
* ORHAN ÖZKAYA – Cumhuriyet 22.12.2007
* https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/emin-colasan/irticayi-ve-kubilayin-kesik-basini-unutmayin-7-5523591/

YAZININ BÖLÜMLERİ
BÖLÜM 1     http://nacikaptan.com/?p=2881
BÖLÜM 2    http://nacikaptan.com/?p=2884
BÖLÜM 3    http://nacikaptan.com/?p=2906
BÖLÜM 4    http://nacikaptan.com/?p=2948
BÖLÜM 5    http://nacikaptan.com/?p=3037
BÖLÜM 6    http://nacikaptan.com/?p=3068
BÖLÜM 7    http://nacikaptan.com/?p=3103
BÖLÜM 8   http://nacikaptan.com/?p=3122
BÖLÜM 9   http://nacikaptan.com/?p=3192
BÖLÜM 10 http://nacikaptan.com/?p=3229
BÖLÜM 11 http://nacikaptan.com/?p=3285
BÖLÜM 12 http://nacikaptan.com/?p=3442
Naci Kaptan / 22 Aralık 2019 Güncellendi
This entry was posted in İrtica, MENEMEN OLAYI - KUBİLAY, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *