14 MART TIP BAYRAMI * Tüm sağlık çalışanlarının bayramını kutlarım * Ülkemizde sağlık emekçilerinin durumu nedir ? * Son 5 yılda 60 bin sağlık çalışanı şiddete maruz kaldı * 3 yılda 431 sağlık emekçisi hayatına son verdi

CHP’den 14 Mart Tıp Bayramı Raporu:
Üç yılda 431 sağlık emekçisi hayatına son verdi

“Bir doktora 568 hasta düşüyor”

CHP Parti Meclisi Üyesi ve Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, 14 Mart Tıp Bayramı için bir rapor hazırladı. AKP’nin sağlık konusunda olduğu gibi hekim hakları konusunda da sınıfta kaldığını belirten CHP’li Bingöl’ün raporunda yer verdiği verilere göre; Türkiye, kişi başına düşen hekim sayısında Güney Afrika, Endonezya gibi ülkelerle birlikte en alt sıralarda yer alıyor; sadece 3 yılda 431 sağlık emekçisi hayatına son verdi; bir hekim bir yılda yaklaşık 3 bin 316 muayene gerçekleştiriyor. Ayrıca raporda, son 5 yılda 60 bin sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığı bilgisi de yer aldı.

Uzun mesai saatleri, hekim intiharları, güvencesizlik ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddete yer verilen rapor şöyle:

Türkiye’de 2018 itibariyle toplam 94 tıp fakültesi var. İstatistiklerine bakıldığında, bu fakültelerde okuyan 41 bin 855 erkek, 41 bin 10 kadın, toplam 82 bin 865 tıp fakültesi öğrencisi olduğu görülüyor. Yıllar içerisinde tıp fakültesi sayısı hızla arttırılırken nitelikli öğretim üyesi sayısı aynı oranda artmamakta, bu durum da mesleğe yeni başlayacak doktor adaylarının eğitimlerinde aksamalara neden olmakta.

Türkiye’deki mevcut tıp fakültelerinde toplam 29 bin 384 öğretim üyesi mevcut. Bu öğretim üyelerinden 6954’ü profesör. Fakülte sayılarında ve fakülte kontenjanlarında artışa gidilirken, akademik kadrolar ve fiziksel şartların yeterliliğinin sağlanamaması tıp eğitiminin niteliğinde düşüşe neden olmakta.

1 doktora 568 hasta düşüyor
Türkiye’de 144 bin 827 doktor görev yapıyor. Bu doktorların 27 bin 853’ü özel hastanelerde çalışıyor. Rapora göre, 80 milyonu aşan Türkiye nüfusu göz önüne alındığında, sadece 1 doktora 568 kişi düştüğü görülüyor. Bu rakam OECD ülkeleri ile kıyaslandığında çok aşağılarda kalmakta. Türkiye’de 10 bin kişiye yaklaşık 17 doktor düşerken, bu rakam OECD ülkelerinde 10 bin kişiye 30 hekim civarında. Türkiye, kişi başına düşen hekim sayısında Güney Afrika, Endonezya gibi ülkelerle birlikte en alt sıralarda kalmakta.

431 Sağlık çalışanı intihar etti
Başbakanlık verilerine göre; 2015’te 10’u hekim, 71’i hemşire, 99’u diğer personelden oluşan 180 sağlık çalışanı; 2016’da 11’i hekim, 56’sı hemşire, 62’si diğer personel olmak üzere 129 sağlık çalışanı intihar etti. 2017 yılında ise 3’ü hekim, 53’ü hemşire, 66’sı diğer personelden oluşan 122 sağlık çalışanı ağır çalışma koşullarını kaldıramadı ve intihar etti. Rapora göre, Türkiye’de sadece 2015, 2016 ve 2017 yıllarında 431 sağlık emekçisi intihar etmiş oldu.

Doktor başına düşen hasta sayısının çok yoğun olduğu Türkiye’de bir hekim bir yılda yaklaşık 3 bin 316 muayene gerçekleştiriyor. Bu hastaların çoğu ise acil servislerden başvuru yapmakta. Sağlık sistemi normal ülkelerde yüzde 5-6 olan acil servislere başvuru oranı ülkemizdeki sağlık politikaları nedeniyle yüzde otuzlarda.

Günde ortalama 33 sağlık çalışanına şiddet vakası kayıtlara geçiyor
Rapora göre, sağlık alanında hizmet verenler diğer iş alanlarında çalışanlara göre 16 kez daha fazla saldırıya uğramaktalar. Sağlık Bakanlığının verilerine göre, günde ortalama 33 sağlık çalışanına şiddet vakası kayıtlara geçiyor. Rapora göre, AKP iktidarı ile uygulanmaya başlayan Sağlıkta Dönüşüm Programı, hastaları müşteri haline getirdiği ve sağlık sistemini dönüştürdüğü için sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti arttırıyor. “Beyaz Kod”a yapılan son 5 yıllık başvurulara bakıldığında 60 bin sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığı görülmekte. Bunlardan 18 bini fiziksel, 42 bini ise sözel şiddet.

AKP iktidarının, 16 yıl boyunca toplumu yurttaşlık temelinden müşteri temeline sürüklediğini söyleyen CHP’li Bingöl, “Sağlık gibi temel bir hakkı dahi piyasalaştırmaktan ve hastaları müşteri haline getirmekten çekinmiyorlar. Hastaneleri şirket, hastaları ise müşteri haline getiren yanlış sağlık politikaları ile hekimler de güvencesizlik kıskacına itilmiştir. AKP’nin sağlık politikaları hem halk hem hekim sağlığını açıkça hiçe saymaktadır” dedi. [1]

Doktor arkadaşımız değerli Ceyhun Balcı’nın güzel bir yazısını paylaşıyorum

14 Mart Tıp Bayramı olarak bilinir. Doğru ama eksiktir!
14 Mart Tıbbiyeli Hikmet’tir. Adı üstünde hekimdir.

Ama, aynı zamanda emperyalizm karşısında ikilemsiz dik durmuştur.Bugünlerde eğilip, bükülme yarışına giren sözde aydınlara örnek gösterilecek denli değerli ve önemli bir kişiliktir.Yüce anısına saygıyla…

1919’un yüzüncü yıldönümünde göz ardı edilemeyecek değerlerimizden bir diğeri Tıbbiyeli Hikmet’tir.

“Ya İstiklâl, Ya Ölüm!” sözünün anlamı özümsense bile kazançtır.

1919 işgalin, yılgınlığın olduğu kadar özgürlük ve bağımsızlık aşkının alevlendiği; kurtuluşa ilk adımın atıldığı ve belki de bugünkü varlığımıza giden yoldaki en önemli köşe taşıdır.

Yakın ve uzak tarihimizdeki pek çok değer gibi Tıbbiyeli Hikmet de unutulanlar defterinin tozlu yapraklarındaki yerini çoktan almıştır. 14 Mart Tıp Bayramı’nın ikinci ve çok daha önemli anlamının içini dolduran gözüpeklerden biridir.

İşgal altında da boş durulmayacağını gösterenlerdendir. 14 Mart 1919’da işgalci İngiliz’e isyan bayrağı açmakla yetinmeyen; aynı yılın 4 Eylül’ünde kısıtlı olanaklarla Sivas Kongresi’nde hazır bulunan bıyığı henüz terlemekte olan genç Tıbbiyeli’dir.

Yoksul ve yoksun Hikmet yüceler yücesi mangal yürekli bir kahramandır. O yürek sayesinde mandaya evet kararının alınması için kurgulanan planları suya düşürmüş, Mustafa Kemal Paşa’nın yanı başında yer alarak mandacıları yenilgiye uğratmada başat rollerden birisini oynamıştır.

Tarihin sonraki kuşaklara anlatımındaki yavanlık ve ruhsuzluk Tıbbiyeli Hikmet’in yeterince tanınmamasından ve hak ettiği ilgiyi görmemesinden öncelikle sorumludur. Milli Mücadele tarihini anlatan ders kitaplarımız öylesine sıradan ve anlatım gücünden yoksundur ki; o yıllarda verilen insanüstü mücadelenin değerini anlatmaktan çok ama çok uzaktadır.

Durum böyle olunca Tıbbiyeli Hikmet’in Sivas Kongresi’ndeki meydan okumasını bir kez daha anla(t)ma gereği doğmaktadır. Bunu yapmak için kendisine görev çıkartanların varlığı biricik şansımızdır. Ama, bunun uzun yıllar boyunca yapılmamış olması ulusal bilinç düzeyini yeterince yükseltememe, gereken duyarlılıkları oluşturamama sonucunu doğurur ki; asıl sorun da burada düğümlenmektedir.

Tıbbiyeli Hikmet’le ilgili olarak bugüne dek oluşan dağarcık, kısa bir belgesel film, bir tek kare fotoğraf ve yinelene yinelene ezberlenmiş birkaç tümceden öte değildir.

Milli Mücadele için Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’in daha yolun başında Havza yakınlarında yaya kaldığını, bugün Gençlik Marşı’na dize olan sözler eşliğinde tabana kuvvet diyerek yol aldığını pek az kimse bilir.

Keza, Sivas Kongresi’ne ilişkin farklı kaynaklarca farklı sayılar verilse de katılımcıların pek çoğunun gelemediğini; gelebilenlerin de her an kapıda olan baskın kaygısıyla yaşadıklarını da bilen yok gibidir. Sivas Kongresi katılımcılarının sayısı en çok 90 olmak üzere 50 dolaylarındadır. Az ya da çok! Katılımcıların önemli çoğunluğunun mandayı onaylamaya kurgulandıkları gerçeği çok daha ürpertici ve etkileyicidir.

Genç Tıbbiyeli Hikmet’in İstanbul’dan Sivas’a arkadaşlarının topladığı kısıtlı parayla gelebildiğini de anlatmaz pek çok kaynak. Pek çok bilgi mangal yürekli ama alçakgönüllü Hikmet’le birlikte bu dünyadan göçüp gitse de onu anlatmaya ilişkin yapılacak çok şey vardır.

Kıt kaynaklara karşın Tıbbiyeli Hikmet önce hekimlere ama en az onlar kadar toplumun her kesimine anlatılmalıdır. O ve onun gibilerin Mustafa Kemal’le birlikte yaptıklarının kitaplara, filmlere sığmayacak denli büyük olduğu bıkıp usanmadan ortaya konulmalıdır.

Anlatılmalıdır ki; onlar sayesinde kurtarılan ülkenin, kurulan Cumhuriyet’in ve elbette yapılan devrimlerin değeri bilinsin. Eşsiz özveriyle, akıtılan kanla kazanılanların ucuz olmadığının farkına varılsın.

Tıbbiyeli Hikmet bugüne dek neredeyse hiç yazılmadı, anlatılmadı, tanıtılmadı! Tıbbiyeli Hikmet yalnızca bir tıp ikonu olarak algılandı. Daha da ilginci, Tıbbiyeli Hikmet meslektaşlarınca bile yeterince tanınmadı, rehber alınmadı.

Tüm bu anılan gerekçeler göz önüne alındığında Dr. Suat Çağlayan’ın Tıbbiyeli ruhuyla yazdığı Tıbbiyeli Hikmet romanı son derece önemli bir eksikliği gidermesi bakımından değerli ve anlamlıdır. Okunmalı, okutulmalıdır… [2]

[1] https://t24.com.tr/haber/chp-den-14-mart-tip-bayrami-raporu-uc-yilda-431-saglik-emekcisi-hayatina-son-verdi,812041
[2] http://www.dagarcikturkiye.com/tibbiyeli-hikmet-yd-2632.html

 

This entry was posted in Saglik. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *