ASİMİLASYON – DOĞU TÜRKİSTAN * UYGUR TÜRK’lerine İŞKENCE FOTOĞRAFLARI GERÇEK Mİ ? * Şapkadan çıkan turuncu elma

HABERE YORUM (Naci Kaptan)

Önce şunu belirtmeliyim, Barış Terkoğlu aşağıdaki yazısını öyle yazmış ki ; Uygur Türk’leri baskı ve işkence altında değildir . Bu konuda paylaşılmış bir kaç yalan/yanıltıcı fotoğraf Uygur Türk’lerine yapılmakta olan sistematik baskı politikasının varlığını ortadan kaldırmaz

Yazıdan anlıyoruz ki Uygur Türkleri’ne yapılan işkenceleri gösteren bazı fotoğraflar kurmacadır . Başka olaylara aittir . Ortalık toz dumandır ve at izi it izine karışmıştır . Aklımıza gelen soru şudur ;

Uygur Türkle’rine baskı ve işkence yok mudur ;

Bunun yanıtını İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) veriyor ve şöyle diyor ;

“Uygur Türkleri zulüm görüyor! – 10 Eylül 2018 Pazartesi
Çin hükümetinin, ülkenin kuzeybatısında yaşayan çoğunluğu Müslüman Uygur Türk azınlığa sistematik insan hakları hak ihlallerinde bulunduğunu duyurdu.  Örgütün yayınladığı rapor, Uygur Türklerinin keyfi tutuklamalara maruz kaldığı, siyasi endoktrinasyona tabi tutulduğu, dini pratiklerinin kısıtlandığını ortaya koyuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün, raporunda daha önce kampta kalan 5 kişiyle yaptığı mülakata dayandırılan iddialara göre Uygur ve diğer Müslüman azınlıklar siyasi eğitim kamplarında Mandarin Çincesi öğrenmeye ve propaganda şarkıları söylemeye zorlanıyor, İslami bazı ritüelleri terk etmeye zorlanıyor.

Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi, geçtiğimiz ay Çin’de etnik Uygur kökenli bir milyona yakın kişinin kitlesel olarak gizli bir şekilde toplama kamplarını andıran yerlerde tutulduğu iddiasını gündeme getirmişti.

Komite ayrıca bir rapora dayanarak “beyin yıkama faaliyetleri” için siyasi kamplara zorla gönderilen yüzbinlerce Uygur Türkünün olduğunu da belirtmişti.Çin hükümeti bu iddiaları yalanlayarak Doğu Türkistan’da vatandaşların dini inanç özgürlüğü ve dini faaliyetlerin normal şekilde yapılmasının garanti altında olduğunu iddia etmişti.”

http://www.gündemhaber.com/uygur-turkleri-zulum-goruyor/

Kışkırtıcı ve yalan haberlerde korunabilmek için dikkatli olmamız gerek . Evet Uygur Türk’leri , İnsan Hakları İzleme Örgütü raporlarına göre baskı altındadır ve asimile edilmeye çalışılıyor . Fakat bu v.b diğer konularda da bir çok yalan fotoğraf ve haber de yayımlanıyor.

Özellikle cihatçı Doğu Türkistan gruplarının eylemleri Türkiye için de bir tehdittir.  Uluslararası cihadın Uygur ayağının merkezinde ise Doğu Türkistan İslami Hareketi var. 1989 yılında kurulan örgüt, dünyada El Kaide, Suriye’de ise El Nusra ilişkisiyle biliniyor.

Değerli arkadaşlar Dünyanın her bir yanında tüm İslam ülkelerinde çatışma , savaş ve ölüm var . Ne yazık ki AKP’nin , Erdoğan’ın öngörüsüz ve mezhepçi politikaları Türkiye’yi bu ateşin içine sokmuştur. İmam hatip olmak için alınan eğitimle koskoca bir Devleti hem de tek başına yönetmek olası değildir. AKP cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zaman zaman vicdanı ortaya çıktığında “Kandırıldım , Milletim beni affetsin” demesi de  kendi hatalarını ve yanlışlarını itiraftır . Olan Erdoğan’a değil ülkeye olmaktadır.

Böyle giderse Ülkemizi daha derin ve büyük kırılmalar bekliyor ,ta ki tekrar demokrasiye ve parlamenter sisteme dönüşümüze kadar ve kamu yönetimine biat eden bilgisizler değil , hak eden liyakatli yöneticiler gelene kadar ve tekrar bir HUKUK devleti oluncaya kadar .

Güçlü ordusu olmayan , ekonomik olarak zayıf olan tüm ülkelerin ve organize olamayan , mezhep , etnisite olarak bölünmüş tüm toplulukları bekleyen tehlike budur . Başka ve daha güçlü bir Devletin paryası  , özgürlüğünü yitirmiş bir toplum veya Devlet olmak . Bu nedenle TÜM FARKLILIKLARIMIZLA BİRLEŞEREK MİLLET olmak gerektir. Sadece Müslüman olmak MİLLET olmanın güçlü birliğini sağlayamıyor. İşte bu nedenle tüm İslam ülkelerinde DİN BİRLİĞİNE rağmen Müslüman Müslümanı öldürüyor. Araplar Millet olamadıkları için birbirini yok ediyor.

Birlik içinde MİLLET Olunmazsa akibet bellidir ;  Örnek İslam ülkeleri gibi ya Afganistan , Irak , Suriye , Endonezya , Libya , Doğu Türkistan gibi olacağız veya Demokratik , hukukun bağımsız olduğu , Ordusunun siyaset dışında tutulduğu , akil devlet adamlarını yönettiği  bağımsız ve güçlü bir ülke olacağız.

Naci Kaptan 07.01.2019

Barış Terkoğlu / 7 Ocak 2019 Pazartesi

Şapkadan çıkan turuncu elma

Şapkadan çıkan tavşan sizi de şaşırtır mı?
Oysa sihir yoktur. Marifet çabukluk yapan eldedir.
Peki, biz neden ele bakmıyoruz?

Bir anda patlayan “Uygur sevdası”ndan söz ediyorum. Kimi ülkücüleri, kimi İslamcıları, hatta kimi solcuları aynı “turuncu elma”nın peşinden koşturabiliyor. Öyle ya, HDP vekili Ömer Faruk Gergerlioğlu şöyle duyurdu:

“Uygur Türkleri’ne karşı yapılan Çin devleti zulmü için TBMM’de İYİ Parti’nin verdiği araştırma önergesi HDP, CHP, İYİ Parti’nin kabul, AK Parti’nin ret ve MHP’in çekimser oylarıyla görüşmeye açılamamıştır.”

Urumçi ile Ankara arası 4 bin 500 kilometre. Sadece uzaklığı değil, Türk halkının “Uygur davası”na mesafesini de gösteriyor. Peki, Türkiye’nin seçimi konuştuğu günlerde nereden çıktı “Çin zulmü” nutukları, “Doğu Türkistan bağımsız olacak” meydan okumaları?

Yanlış anlamayın. Çin’de “ileri demokrasi” olduğunu filan söylemiyorum. Kuşkusuz çekilen acılar da vardır. Lakin bizim Cumhuriyetimiz “dış Türkler” sorununu siyasetle çözdü. Atatürk’ün devrimleri, Pantürkizme de Panislamizme de mesafe koydu. Lozan’da çizdiği sınırlar içerisinde kana ya da inanca değil, yurttaşlığa dayalı bir ulus tarif etti. Başka ülkelerin topraklarıyla hesabının olmadığını gösterdi. Ancak “Uygur davası” zaman zaman tesadüf sayılamayacak şekilde hortlatıldı.

Yalan söyleyen kimin eli
Mutlaka sizin önünüze de gelmiştir.

Yalan

İşkence altında inleyen bir kadın. Fotoğrafın üzerinde Çin karşıtı slogan. İçiniz parçalanıyor, küfrediyorsunuz. Ama biraz araştırınca görüyorsunuz. O da ne! Görüntüler, lideri ABD’de yaşayan Falun Gong Cemaati’nin oynadığı tiyatrodan alınmış.

Gerçek

Bir başkasını, kızların pantolon giymesine, üniversiteye gitmesine karşı çıkan radikal dinci İhsan Şenocak sayesinde gördüm. Namaz kıldığı için “Mao’nun çocukları”nın çıplak bir adama işkence ettiğini paylaşıyordu. Görüntü milyonlarca kişiye ulaştı. O da ne! Çin diye paylaşılan işkence Endonezya’da. Meselenin namazla da ilgisi yok. Dayak yiyen, tacizci çete üyesi.

7 adamın kürsüde kafalarına bira diktiği bir kare. Bu kez iddia şu: “Çin’de Müslümanlara ramazanda zorla bira içiriliyor”. Peşine düşünce fotoğrafın 2008 yılından beri paylaşıldığını,   bir festivalde çekildiğini, adamların aslında içerek yarıştığını öğreniyorsunuz. Görüntüyü kamuoyuna pazarlayan Doğu Türkistanlılar Derneği Genel Başkanı hepimizi kandırıyor.

Uzatmayayım… Doğru ayakkabısını bağlarken, yalan dünyayı dolaşıyor. Hatta sokağa çıkıp eylem yapıyor.

Uygurlar ve cihatçı ağ
Hepsi bana başka bir görüntüyü hatırlatıyor. Üstelik bu seferki gerçek.
Hatırladınız mı? Geçen mart ayında Suriye’den paylaşılan videoda, ellerinde tüfeklerle bir grup çekik gözlü adam, Çince konuşarak Çin’i ve devlet başkanını tehdit ediyordu.

“Çin nere Şam nere” diyebilirsiniz. Acı gerçek, Suriye’deki cihatçı savaş, Avustralya’dan İngiltere’ye kadar birçok ülkeyi içine alan uluslararası bir ağ yarattı. Bu ağın en kritik parçası ise Orta Asya ve Uygur bölgesi. Az değil, 8 yıla yayılan Suriye savaşında, bölgeden gelen cihatçıların Suriye’de kurduğu köyleri, özel birlikleri bulunuyor.

Uluslararası cihadın Uygur ayağının merkezinde ise Doğu Türkistan İslami Hareketi var. 1989 yılında kurulan örgüt, dünyada El Kaide, Suriye’de ise El Nusra ilişkisiyle biliniyor. Çin’de bir dizi terör eylemine imza atan yapılanma, Suriye’deki savaşa da cihatçı taşıdı. Çin’den kalkıp Türkiye’ye gelen, ardından Suriye’ye geçip savaşa katılan bu gruplar, vahşi eylemlere, intihar saldırılarına imza atmasıyla biliniyor.

Örnek olsun, Reina’da katliam yapan teröristin uzun süre Özbek mi yoksa Uygur mu olduğunu tartışmamızın nedeni, aslında Türkiye’de Uygur derneklerinde ve bu ağın ortasında sıkça boy göstermesiydi. Sonuç olarak Uygur kökenli cihatçı yapının bir hedefi var: Bir gün geri dönüp Çin’le yeniden savaşmak.

Çin’e açılan yeni savaş
Peki, neden şimdi?

Trump’ın Erdoğan’la konuşurken fevri bir hareketle Suriye’den çıkmaya karar verdiğini sanmayın. Bu, daha büyük stratejinin beklenen bir ayağı. “Mutlu bir şekilde kendilerini savunmamızı istiyorlar, böyle olmaz!” diye NATO’daki ABD yükünü sorgulayan Trump’ı, Çin’le verdiği ticaret savaşı daha çok ilgilendiriyor. Haliyle dünya sisteminde süren çatışmanın merkezi yer değiştiriyor, Asya-Pasifik bölgesine kayıyor. Suriye’den dinci terör süpürülürken, “Uygur meselesi” Çin’e karşı eski bir kart olarak yine çekmeceden çıkarılıyor.

Böylece Suriye’de “işsiz” kalan cihatçılara, “yeni bir iş” de bulunmuş oluyor. Washington merkezli Dünya Uygur Kongresi’nin başını çektiği “dava”nın yeniden önümüze konmasının altında ne Türk ne Müslüman sevdası var. Savaş, politikanın başka araçlarla devamıysa, politika kendisine başka bir cephe buldu sadece.

Kimi sokakta Uygur mitingi yapan, kimi Meclis’te önerge veren muhalefet, yanlış bir yolun yolcusu gibi. Uygur Türkleri ya da İslam üzerinden AKP’yi ya da MHP’yi sıkıştıracağını sanmak, son basamağı kırık ahşap merdivene benziyor. Sizi hem başka güçlerin kucağına düşürüyor hem de kaybedeceğiniz bir oyuna sokuyor.

Solcu, Türkçü ya da İslamcı olabilirsiniz. Ama ideolojinizin, kökeninizin ya da dininizin büyük satranç tahtasında küçük bir piyona dönüşmesine izin vermeyin!

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1193216/Sapkadan_cikan_turuncu_elma.html

Çin’de bir yerel yönetim, Uygur Türkleri için
hazırladıkları toplama kamplarını resmen kabul etti.

Çin’in, Doğu Türkistan’da bulunan Uygur Türkleri için “Aşırılıktan etkilenenlere eğitimsel dönüşümü gerçekleştirmek için toplama merkezlerinin teşvik edilmesini ” içeren bir kanun maddesini revize ettikleri belirtildi.

ÇİN RESMEN KABUL ETTİ
Çin hükümeti, daha önce Doğu Türkistan’da herhangi bir toplama merkezlerinin olmadığını savunuyordu. Ancak bölgede bulunan birçok sivil toplum örgütü, medya ve bazı gözlemciler, Uygur Türkleri için toplama kampları olduğunu ifade ediyor.Çin, yeni kanun maddesi ile daha çok ‘din aşırıcılığından’ etkilenenleri hedefledikleri belirtildi.Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Komitesi önceki günlerde Çin’e “yasadışı yargılama, gözaltı ve tutuklamaları terk etmesi ve bu şartlar altında tutuklananların serbest bırakılması” çağrısında bulunmuştu.

NE OLMUŞTU?
Nüfusu 20 milyon olan Doğu Türkistan’ın yaklaşık 10 milyonunu Uygur Türkleri oluşturuyor. 2003 yılından bu yana ise Çin, Uygurları başka bölgelere göç ettirerek yozlaşma politikasını daha da hızlandırmaya çalışıyor.

Doğu Türkistan’da 2009’da Urumçi’de yaşanan olaylarda resmi rakamlara göre 200’e yakın kişi hayatını kaybetmişti.Olayların ardından bölgede gerilimin artması üzerine, eyaletin birçok noktasında Çin’in silahlı polisleri görev yapmaya başlamış, özellikle Uygur nüfusunun yoğun yaşadığı Kaşgar, Hotan, İli gibi bölgelerde üst düzey güvenlik önlemleri alınmıştı.

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/cin-uygur-turkleri-icin-yaptigi-toplama-kamplarini-resmen-kabul-etti-208237h.htm

Günümüzde Türkiye’yi Ziyaret Eden
Bütün Uygurlar Hapishanelerde

Son yıllarda Çin yönetiminin pasaport verme kolaylığından yararlanarak pasaport alabilen ve Türkiye’ye gelen Uygur Türkleri geçtiğimiz yılın Kasım ayından itibaren ülkelerine döndüklerinde tutuklanmakta ve ” Terbiyeleş Merkezleri ” adı verilen ama, aslında birer işkence yeri ve hapishane olan kamplara tıkılmakta ve sorgulanmaktadır.

Türkiye’ye ne maksatla ve neden gittikleri,Türkiye’de bulunduğu sırada nerelere gittiği ve kimlerle temas ettiği ve neler konuştuğu hakkında bilgi vermeye zorlanmaktadır.Bunun adı ise İtirafname olarak anılmaktadır.

Bu kamplara kapatılan kişilerin ailesi,yakınları ve akrabaları ile görüşmesi yasaklanmıştır, 2 yıl önce Türkiye’ye gelen ve Zeytinburnu’nda ev satın alarak yerleşen ve daha sonra fikir değiştirerek evini satarak Doğu Türkistan’a dönen bir aile daha Urumçi hava alanında tutuklanmış ve bu “Terbiyeleş/Eğitim Merkezi’ne kapatılmıştır. Onun 6 yaşındaki oğlu bir hafta sonra serbest bırakılarak yakınlarına teslim edilmiş ve 15 yaşındaki kızı ise,Mart ayında ancak serbest kalabilmiştir. Karı hoca halen bu merkezde tutularak “Terbiye”edilmektedir.

Türk Mallarının Satışı Yasaklanmıştır.
Son yıllarda Doğu Türkistan’da beden,renk ve zevk benzerliği ve en önemlisi Türkiye sevgisinden dolayı Türk malları çok revaçtadır ve Pazar payı oldukça yükselmiştir. Bu durum Çin yönetimini çok rahatsız etmiştir.Çin Polisleri Türk mallarının satıldığı mağaza ve dükkanlara baskın yaparak Türk mallarını derhal dükkandan kaldırmalarını yoksa kendilerini tutuklayacakları tehdidini savurmaktadır.

Çin’in bütün dünya’ya mal sattığını,Uygurların niçin Çin mallarını değil,ta Türkiye’den mal alarak sattıklarının sebeplerini sogulamaktadırlar. Türkiye’den resmi yollar ve Çin hava yolları kargosu ile Doğu Türkistan’a taşınan ve Çin’in gümrüklerinden gümrük vergileri ödenerek ithal edilen bütün Türk malları toplatılmıştır. Bir çok dükkanlar Türk malları sattıkları için mühürlenmiş ve Türk malı satanlar iflas ettirilmiştir.

Çin hükümeti. Günümüzde resmi platformlarda Türkiye’yi stratejik ve Tarihi Dost “Bir kuşak –Yol “ Çin projesinini ortağı olarak lanse ederken. uygulamalarında bunun tam tersini sergilemektedir.Çin, Türkiye’nin her şeyine açıktan açık düşman olmuştur.

Doğu Türkistan bir Çin Toprağı Asla Değildir
Doğu Türkistan, 1949’a kadar hür ve bağımsız bir devlet iken.Yalta konferansında  Sovyet diktatörü Stalin’in  ihaneti ve batılı hakim güçlerin lakıyıtlık ve vurdumduymazlığı ve tarihi bir yanılgı olarak anılan tutumları yüzünden Çin işgaline bırakılmıştır. Doğu Türkistan tarihin hiçbir devresinde hiçbir zaman bir Çin toprağı olmamıştır. Bu tarihi gerçekleri Çin dahil bütün dünya çok iyi bilmektedir. Durum böyle iken,bu durumu sayın Dış işleri bakanımızın de çok iyi bildiğini düşünüyorum. Doğu Türkistan Çin’in değil, Türklerin kadim ve tarihi topraklarıdır. Bnlerce yıl öncesine dayanan  ve kadim   tarihe sabitlenen Türk kültür ve medeniyeti bu topraklarda teşekkül etmiş ve Türk coğrafyasına ve tüm dünya’ya bu topraklar üzerinde   neşvü nüma olmuştur.

 Bugün,  Doğu Türkistan’da yaşayan ve bu topraklarının gerçek ve öz sahipleri olan Uygurlar,Kazaklar,Kırgizlan,Özbekler.Tatarlar,Salurlar ve diğer bütün Türkler olarak Çinlilere hiç benzemeyiz. Dinimiz,dilimiz,örf adet,gelenek ve göreneklerimiz  tamamen  ayrıdır.   Ne biz Çinlilere benziyoruz ne de Çinliler bize benzerler.Tek ortak yanımız ise insan olarak yaratılmış olmamızdır. İnsanımız dilimiz ve dinimiz havamız toprağımız geleneğimiz örf adet yiyecek içecek düşünce tarzımız dahil hiçbir şeyimiz aynı ve bir değilidir. Allah bizim hiç bir şeyimizi (insan olmamız hariç) Çinlilere benzeyemeyecek şekilde yaratmıştır. Doğu Türkistan 68 yıl önce Kızıl Çin Orduları tarafından güç kullanılarak işgal edilmiştir. Bunun görmemezlikten gelinmesi asla kabul edilemez bir tutumdur.

http://www.iuhrdf.org/tr/2017/08/28/turkiye-cin-iliskileri-ve-dogu-turkistan-meselesi/

AP’nin fotoğrafı: ÇİN’in binlerce Uygur Türkü’nü tuttuğu kamplardan birinde kalan Kazak Müslüman Omir Bekali, 7 Nisan 2018’de AP ajansına verdiği röportajda yaşadığı psikolojik şiddetin çok ağır olduğunu ağlayarak anlatmıştı. Bekali, kamptaki 20. günün sonunda kendini öldürmek istediğini söylemişti. AP, dünyaya söz konusu kamp ve orada kalanlarla ilgili bu fotoğrafları servis etmişti.

İlber Ortaylı Çin’in Doğu Türkistan’daki
asimile kamplarını yazdı

Gazete2023 / 04 Kasım 2018 Pazar

Tarihçi yazar İlber Ortaylı, Doğu Türkistan’daki Çin zulmüne dikkat çektiği yazısında, “Bu bölgelerdeki nüfus bilgileri doğru değil. Çok yakın gelecekte imha hareketleri vukua gelirse haritanın nasıl değişeceği belirsiz” ifadelerini kullandı.

İlber Ortaylı, Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü köşesine taşıdı. “Çin’le barış ve kültür yılına giriyoruz. Bu gibi politikaların uygulandığı ve etnik bir grubun açıkça tahrip edilmesinin hedeflendiği bir ülkeyle hangi kültürel ilişki ve barış yılını birlikte kutlayacağız doğrusu çok merak edilir” diyen Ortaylı, bölgedeki zengin maden kaynakları için Uygur Türklerine büyük baskı yapıldığına dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler (BM) dünya nüfus hareketliliği haritasını elinde tutuyor. Bu sayede mevcut ülkelerin içindeki köyden şehre göçler gibi hareketlere müdahale etmenin dışında etnik göçleri veya göç zorlamalarını önlemeyi amaçlıyor. Tabii çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da BM mikrofonunun sesleri hakiki gücün çok üstünde. Teşkilat Afrika gibi karşılıklı katliamların (mukatelenin) görüldüğü, kiralık askerler vasıtasıyla Batı devletlerinin cirit attığı, kültürel ve etnik haritası değişiklikler gösteren Mali, Gine, daha önceleri Ruanda’da müdahaleyi doğrusu çok yapamadı, işler olacağına vardı.

GAZ-MADEN KAYNAĞI
Söz galiba daha çok birkaç ülkeye geçiyor ve ora hedefleniyor. Çin gibi büyük ve istediğini yapan, hele şimdi yeni bulunan gaz ve maden kaynaklarının dolu olduğu, adeta Mendeleyev cetvelinin bütün elemanlarının bulunduğu Sincan (Doğu Türkistan) gibi eyaletlerde bu baskıyı görmek mümkün. Bölgeye herkes giremiyor. Ancak BBC gibi çok kuvvetli yayın organlarının getirdiği bilgiler ve belgeseller korkunç. Geniş kitleler kamplara toplanıyor, işkence ve beyin yıkama metotları uygulanıyor.

ALAY EDER GİBİ
Çin’in açıklamaları çok sathi ve soranla alay edercesine üstü örtülü geçiliyor. Bu bölgelerdeki nüfus bilgileri doğru değil. Çok yakın gelecekte imha hareketleri vukua gelirse haritanın nasıl değişeceği belirsiz. Belirli olsa da BM gibi örgütlerin sözünü geçireceği şüpheli. Bazı nüfus gruplarının akıbeti meçhul. Bunların izlenmesinin ne faşist politikalara ne de emperyalist eğilimlere delil olmayacağı açık. Bu takip 21. yüzyılda insanlığın ve uluslararası demokratik normların işleyebilmesi için gereklidir.

Çin’le barış ve kültür yılına giriyoruz. Bu gibi politikaların uygulandığı ve etnik bir grubun açıkça tahrip edilmesinin hedeflendiği bir ülkeyle hangi kültürel ilişki ve barış yılını birlikte kutlayacağız doğrusu çok merak edilir. Dünyada barış yılının kutlanması savaş yapanlar arasında görülür. Kültürel bağların yoğunlaştırıldığı yıllar ise ancak bunun layık olduğu ülkelerle yapılır.

//http://www.gazete2023.com/dusunce-analiz/ilber-ortayli-cin-in-dogu-turkistan-daki-asimile-kamplarini-h82390.html
This entry was posted in EMPERYALİZM, FAŞİZM. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *